PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Dil duyarlılığına dikkat


emre gümüşdoğan
16-01-2007, 11:17
Dil duyarlılığına dikkat <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

MEHMET AKKAYA

Dil, siyaset ve eğitimle ilgili en önemli kavramlardan biri. Bugün dünyanın olduğu gibi ülkemizin de önemli sorunlarından olan dil, siyaset ve eğitim üzerine üniversite hocaları da haklı olarak eğilmektedirler. Maltepe Üniversitesi Felsefe Bölümü Başkanı Prof. Dr. Betül Çotuksöken dil, siyaset ve eğitim üzerine yönelttiğimiz soruları yanıtladı.

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Dil felsefesinin tarihi ne zamana gitmektedir, dilin felsefedeki ve sizin felsefenizde-ki önemi nedir?[/B]

Antikçağda, dil felsefesinde öncelikle Platon ve Aristoteles'i görüyoruz. Platon Kraty-los'ta, Aristoteles Önermeler'de dili ele almışlardır. Felsefenin kendisinin dille yapılması da dilin önemini gösterir sanırım. Benim felsefemde de dil, hocam Nermi Uygur'da da olduğu üzere büyük bir yer tutar. Uygur; anadilin bağlayıcılığını büyük sorun yapardı. Ben de felsefemi dışdünya- düşünme- dil üçlüsünü kurarak oluşturmaya çalışıyorum.

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ortaçağ ve Yeniçağ'da dil felsefesi nasıl bir gelişme gösterdi?[/B]

Özellikle Ortaçağın sonlarına doğru dil felsefesi yapan filozoflar çıktı. Bunların başında da Ockhamlı ile Abelar-düs gelmektedir. Bana kalırsa, Antikçağ felsefesinde varlık yani dışdünya ağırlığını duyururken Ortaçağ sonlarında, Rönesans yıllarında düşünme, zihinsel yapılar öne geçti. Yeniçağ'da da, hatta günümüzde de dil faktörü felsefelerde belirleyici bir öge olarak yerini almaktadır.

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ortaçağ dedik de, siz Ortaçağ uzmanısınız, doktoranız Abelardüs üzerine, ilkokul yıllarımızdan beri hep "Ortaçağ karanlık çağdır" diye duyuyoruz....[/B]

Niçin karanlık olsun, her çağın kendi koşullarına göre üretimi var, ürünleri var. işte söylediğim gibi özellikle Ortaçağ'ın sonlarına doğru dil felsefesi yönünden çok verimli olmuş. İnsan olanaklar varlığı olarak zaten hep karanlığa izin veren bir varlık değil. Ama verimsiz durumlar, karanlık öğeler bazen daha etkili oluyor değil mi? Haa, İslam filozoflarını dikkate alarak Ortaçağ'a aydınlık diyenler de var, ben bu görüşlere de katılmıyorum. Nihayet Antikçağ ve Yeniçağ daha kuşatıcı felsefelere olanak verdi.

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yeniçağda dilin öne geçme gerekçeleri...[/B]

Burada uluslaşma olgusunun payı büyüktür elbette. Küresel dillerin yerine yerel ya da

ulusal diller geçmeye başladı. Filozoflar da bu sürecin felsefesini yapmışlardır, bu felsefe de dil felsefesi olmuştur elbette. Bizdeki Cumhuriyet süreci de bu işleyişin bir sonucu olmuştur. Cumhuriyeti kuran kadrolar Aydınlanmayla romantizm gerilimini yaşamışlardır. Başlarda Aydmlanmacı çizgi egemendi. Giderek romantik damar etkili oluyor.

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Niçin dinci damar demiyorsunuz?[/B]

Denilebilir ama ben en kibar deyimi seçmeye çalışıyorum. Toplumu ne yazık ki aydın-lanmacılar değil romantikler yönetiyor. Romantik burada olumsuz anlamda. Nesne yapamıyor ve din başta olmak üzere kendileriyle nesneler arasına mesafe koyamıyorlar. Bu, mesafe koyma tabii gerçeklikten kopma anlamına gelmez, ikisinin de tek başına aşırıya götürülmemesi gerekir ama şimdiki yöneticilerin aydınlanmadan uzak durdukları görülüyor. Bu konuda Kant çok önemli açılımlar sundu aslında, onun aydınlanma yazılarını biliyorsunuz, dine, ulusa vurgu yoktu, kozmopolitizmi, dünya devletini, dünya yurttaşlığını savundu.

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Evet Kant'ınki çok bilinçli, çok radikal bir tutumdu, bütün profesyonel ordular terhis edilsin filan diyordu. Peki dinsel yapılara karşı en radikal tutumu hangi filozoflarda görüyorsunuz? Mesela K. Marks nerede duruyor?[/B]

Evet o çok radikal. Siyaset felsefesi sempozyumuna siz de katılmıştınız. Orsan K. Öymen anlatmıştı değil mi? Marks, liberal filozoflar gibi dinsel özgürlüğü savunmadı diye. Marks dinsel özgürlüğü değil dinden kurtulma özgürlüğünü savunuyor. O konuşmayı hatırladınız herhalde...

» Evet, Marks'ın 'Yahudi Sorunu' adlı çalışmasından alıntılar yapılmıştı. Marks, yalnız dinden kurtulmayı değil, meta ilişkilerinden, burjuva mülkiyetinden, ticaretten, devletten filan da kurtulmak gerektiğini söylüyor, insan ancak o zaman özgür olur diye düşünüyor. Yeniden dile dönersek, şimdi de felsefe yapmada Türkçenin ne düzeyde bir dil olduğu konuşuluyor... Türkçe, kesinlikle felsefe yapmada yeterli bir dil. Zaten felsefe insanın kendi dilinden giderek yapılıyor. Kaldı ki Cumhuriyet yıllarından beri bu dille felsefe yapılmaktadır ve Türkçe hızla gelişmektedir. Ayrıca her dille felsefe yapılabilir zaten, yeter ki felsefe yapacak donanımda insan olsun. Felsefe yapamamayı dile bağlamak bence iler tutar yanı olmayan bir düşüncedir.

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Dili iktidarlar da kullanıyor galiba...[/B]

Elbette. Şunu söylemek yeterli sanırım: ABD, Sovyetler Birliği'ni yıkabilmek için öncelikle oralarda radyo istasyonları kurdu. Dil aracılığıyla tüm toplumu kendi istediği gibi yönlendirdi, istediği gibi kalıba soktu, sonunu da hep beraber gördük. Şimdi de aynı şeyleri Irak'ta ve başka yerlerde yapıyor. Dil duyarlılığını iyi kullananlar var. Türkiye'ye gelen görevlilerin de dil konusunda eğitimli olduklarını tahmin ediyorum. Şimdilerde televizyon kuruyorlar; yani dilin önemi her geçen gün artıyor. Amerika komşularımızın dillerine bizden daha meraklı. Biz ne yazık ki komşularımızın dillerini bile bilecek kadar dille ilgili değiliz.

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Din de dili kullanıyor, 'ulemaya gidelim' deniyor[/B].

Ulemaya gitme dönemi kapandı sanıyorum. Aydınlanmanın ışığında açıklık, eleştiri ve tartışma ilkeleri geçerli. Habermas'ın bu konudaki belirlemeleri çok önemli: Şeffaflık, eleştiri, tartışma demokrasinin olmazsa olmazları. Bağnazlıktan, bağımlılıktan kurtulmanın yolu ulemaya danışmak değildir. Popper'in dediği gibi bağımlılıktan ancak bilgiye önem verdikçe kurtulabiliriz. Burada işte dilin, eğitimin önemi ortaya çıkıyor.

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Türkçede felsefe yapılıyor dedik ama hep Avrupalı düşünürlere gönderme yapıyorsunuz, onları model alıyorsunuz...[/B]

Elbette kendi değerlerimiz kadar Avrupa değerleri de önemlidir. Siz şunu karıştırmamaksınız: Emperyalizmin Avrupa'sıyla kültürün Avrupa'sı aynı şey değildir. Cumhuriyetçi kadrolar da emperyalist Avrupa'ya karşı savaş açmışlardı. Fakat onlar Avrupa'nın çağdaş, demokratik ve hümanist değerlerini almaya da öncelik verdiler. Elbette sömürünün, ticaretin Avrupa'sına karşı çıkmalıdır. Ama kültürlere değer vermek gerekir. Tabii konu yine eğitime geliyor. Önyargılardan, dogmalardan kurtulmadan ilerleme olmuyor.

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Son yıllarda ortaya çıkan dinci baskıların ve kadrolaşmaların eğitimin kalitesini düşürdüğü söyleniyor...[/B]

Biz vakıf üniversitesi olduğumuz için böyle bir baskı gördüğümüz söylenemez. Fakat özellikle ilk ve ortaöğretimde baskı olduğunu değil de yoğun bir kadrolaşma olduğunu herkes görüyor ve yetkililer de buna 'hayır' demiyorlar. Son yıllarda İstanbul'a atanan il milli eğitim müdürlerinin tümünün bugünkü hükümete yakın kişilerden olduğunu görüyoruz. Bu kişilerin bulundukları yerin hakkını ne oranda verdikleri tartışmalıdır. Tabii işini bilenlere bir şey diyemeyiz. Çünkü anne-baba zoruyla, dinci yönlendirmelerle İmam Hatip okullarında yetişen ama çağdaş bir anlayışa yönelenleri de unutmamalı.

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Danıştay'a saldıran kişinin babası da eğitimi denetleyenlerdendi...[/B]

Evet. Çok ilginç değil mi? Ben yönetici olsam o kişinin yaptığı tüm hizmetleri, tuttuğu tüm raporları denetlerdim. Tanıdık öğretmenlerin anlattıklarına göre şu andaki müfettişlerin çoğunluğu böyleymiş. Aslında Türk devriminin çağdaşlaşma projesi sür-dürülebilseydi bütün bunlar olmayabilirdi. Eğitim çağdaşlaşma projesinin önemli bir ayağıydı. Batı kültür dünyasıyla kaynaşabilmek için dil devrimi de çok önemliydi. İşte bir çok konuda yaşanan olumsuzluklar aydınlanma düşüncesine ne yazık ki uzak durulduğunu gösteriyor. Sonuçta aydınlanmaya önem verilmediği için 'ulemaya gidelim' deniyor.

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bunlar topyekün bir baskıyı ve kadrolaşmayı gösterir herhalde.[/B]

Dediğim gibi bunu yüksek öğretimde pek yapamıyorlar. İlk ve Ortaöğretimde yapıyorlar daha çok. Çünkü öbüründe YÖK var. YÖK bunlara izin vermiyor. YÖK önemli bir kurum. Öğrenciler yıllardır YÖK'e karşı mücadele ediyorlar ama bu yanlış. Şimdi üniversiteler Milli Eğitime tabi olsaydı iyi mi olurdu? Olmazdı. Haa.. belki YÖK'ün de bazı sorunların üstesinden gelemediği dönemler oldu. Bugünkü Milli Eğitim politikasına yakın tutumlar aldığı oldu. Fakat bana sorarsanız son senelerdeki çabalarıyla çok yüksek bir yerde duruyor.

birgün / kültür
www.birgun.net (http://www.birgun.net)