PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : "MIZRAKLI İLMİHAL" YA DA MIZRAK ÇUVALA


emre gümüşdoğan
02-01-2007, 22:59
"MIZRAKLI İLMİHAL"<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
YA DA MIZRAK ÇUVALA SIĞMAZ

Ali Püsküllüoğlu

Dil ile düşünce arasındaki ilişki, kaçınılmaz. Dilin düşünceyi, dü­şüncenin de dili değiştirdiğini biliyoruz. Dil her zaman değişebiliyor, çünkü insan ve dolayısıyla toplum değişiyor. Çünkü dil de, düşünce de insanın ürünü. Dil değişirken düşünceyi, düşünce değişirken dili etkili­yor. Bunu şu kısacık yaşamımızda hepimiz algılamışızdır. Bugünkü biz elli yıl önceki biz almadığımız gibi, kullandığımız dil de elli yıl önceki dil değil.

"Dil değişmemeli, geçmişimizden kopuyoruz" diyenler, "değişme­yen tek şeyin değişim" olduğunu kabul etmeyenlerdir.
Her şey birdenbire değişmiyor elbette, bir evrilme söz konusu. Üs­telik, "değişim" deyince bundan her zaman iyiye, güzele, ileriye doğru bir yönelimi düşünmemeliyiz. Ama usa elbette ilk gelen, ileriye doğru de­ğişimdir.
Yeğlediğimiz değişim budur.
Geriye doğru bir değişimi isteyenler yok mu? Şu yıllarda çok, hem de pek çok. Onların tutumuna "gericilik" deniyor ama bence onların di­li bu tutumu daha iyi anlatıyor: "İrtica!"
Evet, "irtica". eskiyi geri getirme eylemidir. Bunu siyasal, toplumsal alandan dar bir alana, dil konusuna indirgersek Osmanlıca özlemi olarak görebiliriz. Örneğin sözlüğe, kullanımdan düşmüş Arapça, Farsça söz­cükleri yeniden almak da böyle bir eylem sayılmalıdır.
Bir sözlük düşünün ki, daha önceki baskılarında bulunmayan Os­manlıca sözcükleri almakla yetinmemiş, buna dinsel alanda kullanılan sözcükleri de yoğun bir biçimde eklemişse, bu eyleme bir başka tanım bulabilir misiniz?
Şimdiki Türk Dil Kurumu'nun sözlüğü yalnızca Türkçe olmayan dinsel sözleri almakla kalmamış, buna Hacı Bayram yöresinde bulunan kitapçılarda satılan ve sıradan bir kitap adı olan "mızraklı ilmihal"i de eklemiştir (Türkçe Sözlük, ıo. baskı, Ankara 2005.)
Bir kitap adı olan Mızraklı İlmihal madde başı yapılmış.
Peki, "mızraklı ilmihal" ne? Bu da üzerinde mızrak resmi bulunan bir "ilmihal." Kitapçığın üzerindeki "mızrak" bir tür marka imi, onu öte­ki "ilmihal"lerden ayıran im. Tanımında "kapağında mızraklı resmi bulu­nan ilmihal kitaplarından biri" olduğu belirtilmiş.
Elbette bu türe giren başkaları da var. Örneğin, basından öğrendiği­mize göre, kimi belediyeler de görevleriymiş gibi, kendilerine göre "aile ilmihali"' düzenleyip halka dağıtmaktadır. Mademki başka "ilmihal kitap­ları" da var, onlar da sözlüğe alınmalıydı, değil mi? Çünkü sözlükçülük yöntemi, sözlüğe alınan bir öğenin benzerlerinin de alınmasını gerekti­rir.
Bir sözlüğe kitap adları alınacaksa bunun sonu bulunur mu? Örne­ğin bu sözlükte Mızraklı İlmihal var da Kuyucaklı Yusuf neden yok? (Bu son soru şaka elbette, TDK" dekiler "'ciddi" sanırlar da yanıtlamaya kal­karlar diye açıklamak zorundayım.)
Bir de şu var: "'Mızraklı ilmihal" kitap adıysa, özel addır ve her iki sözcüğünün de baş harfleri büyük olmalıdır. TDK'nin Yazım Kılavuzu, kitap adlarında kural olarak her sözcüğün büyük harfle başlayacağını söylüyor. Bu sözcüklerin yazılışında kendi kurallarına da uymamışlar.
"İlmihal" nedir diye sorarsanız, TDK sözlüğünün tanımı şöyle: "İs­lam dininin kurallarını öğrenmek için yazılmış kitap."
"Öğrenmek" için kitap yazılır mı? "İslam dininin kurallarını öğren­mek için" mi, yoksa "öğretmek için'" mi kitap yazılır? "Öğretmek için" denmesi gerekmez miydi? Andığımız sözlükte böyle tanım pürüzleri sa­yılamayacak denli çok.
TDK sözlüğü, her sözlük gibi, '"seccade"yi almış. Onu yeterli bulma­mış "namaz seccadesi"ne yer vermiş.
"Seccade"' üzerinde bir tek kişinin namaz kıldığı küçük bir yaygıdır.
Ona halk "namaz seccadesi" dese bile, bu bir "galat"tır. Onu alan sözlü­ğün, en azından, bunun bir yanlış kullanım olduğunu belirtmesi gerekir.
Bu sözlükte kimi atasözlerinde bile, sözün özgünlüğü bozularak dinsel göndermeler yapılmış. Örneğin "sora sora Bağdat bulunur" sözü "sora sora Kabe bulunur.” biçiminde de sunulmuştur.
Yani atasözünün hem özgün biçimi bozulmuş, hem de söz dinsel kı­lığa büründürülmüştür.
TDK sözlüğünde deyimlerin de özgünlükleri bozulmuştur. Örneğin "nohut oda, bakla sofa" deyimi bu sözlükte "bakla oda, nohut sofa" ol­muştur. Özgün olana bir yazarımızdan tanık tümce konmuş, ama özgün­lüğü bozuk olarak "bakla oda, nohut sofa" biçiminde alınanda tanık tüm­ce yok. Nedeni açık: Hiçbir yazarımız bir deyimin bozuk biçimini kullan­maz.

İki biçimde ve abecesel sıra nedeniyle her iki yerde sözlüğe alınan bu deyim, aynı sözcüklerle tanımlanmış. Sözlükçülükte, böylesi durumlarda tanım birinde yapılır ve kullanıcı tanımı yapılana, daha sık kullanılana gönderilir. Bu deyimde o da uygulanmamış. Kim bilir, belki de onları ayrı deyimler sanmışlar. Bir sözcüğün tanımında "taşıt"a "taşıt aracı" (<I style="mso-bidi-font-style: normal">TDK Sözlüğü, s. 204[/I]) diyen bir sözlükte böylesi pürüzlerin olması doğaldır.
Genel dil sözlüklerinde yerel dil sözcüklerine (daha doğrusu. ölçün­lü dil sözcüklerinin bölge ağızlarındaki bozuk biçimlerine) yer verilir mi? Bu sözlük vermiştir: "Benefşe", "bıtırak", "böğrülce" ve daha niceleri ...
Buna bir şey diyen çıkmıyor.
Yalnız buna mı? “Anchorman", "au pair", "billboard", "blender", "bodyguard", "grossmarket" gibi nice İngilizce, Fransızca, Almanya söz­cüklerin böyle kendi özgün yazılışlarıyla Türkçe Sözlük'e alınmasına da kimse bir şey demiyor. Üstelik böyle bir sözlük bir devlet kuruluşunca hazırlanıyor ve devlet eliyle yayılıyor. Doğru mu yanlış mı diye, bir göz atan olmuyor.
Ne diyor atasözü: "Mızrak çuvala sığmaz!"
Ama artık öyle bir dönemdeyiz ki her şey çuvala sığıyor. Çuval delik deşik olsa da ... sığdırıyorlar ya da sığdırdıklarını sanıyorlar.
Dil de, düşünce de değişir ama Türkçeyi böylesine bozarak değiştir­meye kimsenin hakkı olmadığını söylemek zorundayız

SÖZCÜKLER / SAYI 5