PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Koridor Kültür Sanat Edebiyat Dergisi


emre gümüşdoğan
13-11-2006, 09:36
Koridor Kültür Sanat Edebiyat Dergisi

Kasım-Aralık 2006
Sayı 1

İçindekiler
Deneme :
Tamer İncesu- Uçurumdaki çiçek, Fulya Emek Tanrıkulu- Utancı Öneriyorum, Selma Ağabeyoğlu- İman Öldü, Sedat Bozkurt- 50 Santimlik Tabutlar, Toprak Işık- Tek Atımlık Kurşun, Ali Obuz – Ümit (her zaman) Yaşar, Uluer Aydoğdu- Tezgaha Nasıl Geldik

Şiir: Anıl Engin, Sevil Çağlar, Cenk Tinel, Ayşegül Tercan, Petek İrdam, Halim Şafak, Volkan Şenkal, Nisan Serap Muratoğlu, Şengül Durucu, Müesser Yeniay, Abdullah Şevki, İ.Deniz Aslan, Handan Gökçek, Doğan Hayat, Özkan Mert, Hakan Kartal, C. Eray Eldemir, H. Tuğrul Atasoy, Dolunay Ünal, İlker Gören, Neşe Ersoy, Tümay Çobanoğlu, Murat Sayım, Berdar Doğan, Ahmet Uysal, Kaan Koç, Akın Güre, Özgür Ballı, Gülşah Göçmen, Taner Cindoruk, Senem Zeynep Ünsal, Fulya Solmaz, Şule Erden, Perihan Baykal, Banu Savaş, Ersan Erçelik .

Öykü :
Toprak Işık- Cesur Kız, Aslı Solakoğlu- Kınalı Oyun

Sinema:
Deniz Hasırcı- Sürpriz Faktörü: İnsan İlişkileri ve “Daha Yaklaş”

Müzik:
Murat Meriç- Barışa Rock/Karşı Festival

Eleştiri:
Barış Acar- Dergibiler, Eren İnan Canpolat- Eleştirisini Yitiren Dergi, Selen Vargün- Tik-takları farklı işleyenler için bir yazı

Söyleşi :
Ayşegül Öner- Burhan Günel ile Söyleşi

Çeviri Şiir:
Güliz Mutlu- Eski Yunan’dan Uyarlamalar

Çeviri Öykü:
Tülay Çakmak- Eski Çin Öyküleri

İnceleme/Araştırma:
Ezgi Ulusoy- Özdemir Asaf’ın Şairaneliği Üzerine, Aslıhan Tüylüoğlu - Ahmet Erhan, Ayla Kaşoğlu- Ana Çizgileriyle 18. yy Rus Edebiyatı, Özge Yalçın- Louis Althusser- Bir Deli ve Bir Dahi, Şengül Durucu- Osmanlı’ya Basımevinin ve Basımın Geç Gelmesinin Sebepleri, Levent Özbek- Olasılık Nedir?, İ.Cem Doğru, Denizlerin İşgalinde Bir Şair

Yurttan Dünyadan:
Ezgi Ulusoy- İran Edebiyatı Öykü Antolojisi-Haşim Hüsrevşahi, Eski Bahçe, Eski Sevgi-Tezer Özlü

Ustalardan : Turgut Uyar

Gezi :
Murat Özsoy- Roma, Dünyanın başkenti

ahmet gök
13-11-2006, 16:14
KORİDOR,
Güzel bir isim. Üniversite yıllarında 1 sayılık koridor dergisi çıkarmıştık. Yıllar sonra Koridor rastlamak güzel. En kısa sürede Koridor alıp göz atacağım. Ömrünün uzun olmasını dilerim.

Nuray Çınar
13-11-2006, 21:09
BAŞKA DERGİ ÇIKARACAK ARKADAŞLAR VAR İSE "SALON EDEBİYATI YA DA EVİN BİR ODASI KÜLTÜR VE SANAT DERGİSİ İSİMLERİ" ÖNERİMDİR.smileys/smiley2.gif

kardelen
14-11-2006, 20:12
Koridor adını ben de çok beğendim..İçeriği de oldukça zengin ve kapsamlı görünüyor. Ben de çıkınca hemen almayı düşünüyorum..

emre gümüşdoğan
18-01-2007, 10:54
http://farm1.static.flickr.com/129/361400759_f0fcca07ea_m.jpg
Koridor
Kültür, Sanat, Edebiyat Dergisi
Ocak-Şubat-Mart Sayı


Dünyanın Teni ve Kübizm, Serdar Aydın
Attilâ İlhan Şiirindeki Fallik Simgeler, Abdullah Şevki
Şiir Üzerine Sıkıcı Yazılar, Ali Bozca
90 Sonrası Türkiye’de Şiir ve Popülerleşme, Fulya Sormaz
Nurduran Duman İle Söyleşi, Nisan Serap MURATOĞLU
“GARİP” BİR BULUŞMA, Ersan Erçelik
Ustalardan, Onat Kutlar
Mardin’den Yola Çıkmak, Azade Özlem Doğanoğlu
Timecode ile Paralel Hayatlar, Deniz Hasırcı
Bunalım Kültü, Prozac Toplumu Ve Biyo-Politik Süreçler, Barış Acar
Bir Kötülük Durağı Olarak “Cannibal Corpse” Selen Vargün
Benjamin’de Proust İmgesi, Önder Kızılkaya
18. yy. Rus Yazarı Denis Ivanoviç Fonvizm, Ayla Kaşoğlu
Kültür Emperyalizm Ve Teknoloji, Haluk Geray
Yürekleri Islatan Şair, Metin Turan, Elmas Şahin
Günlerden, Burhan Günel
Hatırla Sevgili Bugünü, Tamer İncesu
Yolda, Tan Doğan

Bu Gece Nerede Kalmalı? Toprak Işık
Divane Murat, Onur Aslan
Kapının Önü Yağmur, Ali Turan Görgü
Herkes Kendi Evine, Emel Balcı
Karınca, Gökhan Çoban
Bir Yanlışlık Vardı, Melik Yiğitel
Tavuk, Eren İnan Canpolat
Noktalaması Aşk ve Sigara, Candan Selman
Parlament Mavisi Portakal Dilimleri, Turgay Delibalta
Ağla Benim İçin, William Melvin Kelley
Kirletildik, Faili Hayattır, Sedat Bozkurt
Hatırat, Ayşe Aydın

Acıyı Açıyorum, Volkan Şenkal
Portre,Hakan Sürsal
Ba’sü Bâd-El-Mevt, Mahsun Doğan
Aşkciğer, Müesser Yeniay
Zamana İlişen Ten, Anıl Cihan
Sökmek, Banu Savaş
Ayrıkotu, Bülent Top
Atların Naif Notalar ve İntiharlar… Sidar Sinan Özmen
Sürgün, Levent Sayım
Dişler & Anna Imorth, Carl Sandburg
Gün Doğmadan, Burak Tokcan
Konuşkan Boşluk, Caner Ocak
İzlerinde Çıngırağın Çığlıkları, A. Uğur Olgar
Akşamın Nehri, Çiğdem Altınöz
Gölge Oyunu, Ünsal Çankaya
Yanlış Okumalar, T Günersel
Kök Ve Işık, Petek İrdam
Falımdaki Yara, Kaan Koç
Tablo, Aytekin Orhan
Di, Fulya Emek Tanrıkulu
Ulu’malar, Uluer Aydoğdu
Tanrısal Nefes II, Güliz Mutlu
S\Ayıklamalar,Yıldırım Vural***9679;
Sonsuz Mavi, Ahmet Uysal
Bütün Ölümler Kardeş Olmalı, Taner Cindoruk
Gülenay, Ulus Fatih

Yazı Işleri Müdürü ve Dergi Editörü :
Levent Özbek

Yazışma Adresi :
Yard.Doç.Dr. Levent Özbek
Ankara Üniversitesi, Fen Fakültesi
Istatistik Bölümü, Tandoğan Ankara
Tel: 0 312 212 67 20/1420 Faks: 0 312 223 32 02

e-posta: koridordergi@yahoo.com (koridordergi@yahoo.com)

web: www.koridordergi.com (http://www.koridordergi.com/)

Abonelik :
Yıllık 16 YTL
Kurumsal Abonelik 20 YTL
Aktif Dağıtım ve
Iletişim Hizmetleri ve Pazarlama
San. Tic. A.Ş.
Perpa Ticaret Merkezi A Blok Kat 13 No: 1969
Okmeydanı/Istanbul Tel: 0 212 210 01 10
www.abonet.net (http://www.ab***111;net.net/)

ahmet gök
18-01-2007, 11:57
Koridor'un birinci sayısını okudum.Emeği geçenlere teşekkürler.Bir iki satır bir şeyler yazmak istemiştim olmadı.Murat Özsoy'un Roma notlarını ve Ezgi Ulusoy'un Özdemir Asaf yazsını keyifle okudum. Yolumuz Beyoğlu'na düşünce alacağım ikinci sayıda aynı keyifi alacağımı umuyorum.


şiiriniz bolca olsa olsunEdited by: ahmet gök

Güzin Dündar
19-01-2007, 01:43
Kapak çok hoş . Güzel bir seçim. İçerik de öyle. Bende keyifle okudum. Okumaya devam.Edited by: Güzin Dündar

emre gümüşdoğan
15-04-2007, 15:37
Koridor
Kültür, Sanat ve Edebiyat Dergisi
Nisan-Mayıs-Haziran 2007
Yıl: 1 Sayı: 3
3 ayda bir çıkar

http://farm1.static.flickr.com/200/459805762_b5264e1d2d_m.jpghttp://farm1.static.flickr.com/197/459805760_2f6983534f_m.jpg
içindekiler
araştırma deneme inceleme
Popüler Kültür ve İletişim / Petek İrdam
Modernite ve Holocaust / Özden Özütemiz
Sanal Yaşam Oyunları ve Secondlife / Pınar Evrenosoğlu
Kötüyü Gözünden Tanımak / Deniz Hasırcı
Jim Jarmusch Sineması / Ozan Doğu Tuna
Türev Nedir? / İsmail Cem Doğru
Şiirin Araçsallaştırılması / Serdar Aydın
Serdar Sokak 65/B / Seda Zengin
Saçımı Arkadan mı Ayırayım?.. / Uluer Aydoğdu
Şiir İnsanları Sevmeye Yarar / Üzeyir Karahasanoğlu
Hanif Kureishi’den Kuşbakışı “Yakınlık” / Mine Özyurt Kılıç
Türkiye Edebiyatçılar Derneği Yayınlarındaki... / Hayrünnisa Kuşkaya Günel
şiirler
Nuh Döngüsü/ Hakan Sürsal
Güvercinler Çabuk Unuturlar... / Levent Özbek
Kuş Dili / Emel Nişlioğlu
Ustalardan... / Attilâ İlhan
Platon, Epigramlar / Güliz Mutlu
Gözlere Yığılan / Marianne Larsen

öyküler

Son İstek / Anıl Engin
İçinden Şarkı Söyleme Yarışması/ Can Gazalcı
Erotik Dershane / Toprak Işık
Tüm O Sevmediğim / Fatih Parlak
Uyum Heykeli / Erkal Tülek
Beyaz Fil Tepeler / Ernest Hemingway
Kurt ve Küçük Kız - Gece Kelebeği ve Yıldız / James Thurber
Yazı İşleri Müdürü ve Dergi Editörü :
Levent Özbek
e-posta: koridordergi@yahoo.com
web: www.koridordergi.com (http://www.koridordergi.com)
Abonelik : Yıllık 20 YTL
ABONET : Aktif İleti ve Dağitim Hizmetleri Ticaret AŞ
Tel :0 212 314 08 88
www.abonet.netO (http://www.ab***111;net.netO) R I .

AYKIZI
15-04-2007, 22:00
Ömrün uzun olsun Koridor. smileys/smiley17.gif

güvercin
21-04-2007, 02:29
<TABLE cellSpacing=0 cellPadding=0>
<T>
<TR>
<TD>
<H3>Haluk Geray- Birgün Gazetesi</H3></TD></TR>
<TR>
<TD>

<TABLE style="FONT-FAMILY: verdana" cellPadding=5 width="100%">
<T>
<TR>
<TD style="FONT-SIZE: 13pt">Düşlerinize bir Koridor</TD></TR>
<TR>
<TD>http://birgun.net/core_images/1_pix_trans.gif</TD>
<TD>


Kültür, sanat ve yazın dünyasına yeni bir dergi katıldı... Adı Koridor. Dergiyi çıkaranlar amaçlarını ilk sayfalarında açıklamışlar: "Egemen ideolojinin yaşamın bütün kanallarında kendini hissettirdiği, meta fetişizminin alkışlarla ve haykırışlarla karşılındığı bu dünyaya söyleyecek sözümüz var. Biliyoruz ki 'yeni' sosyo-ekonomik ve kültürel yapılanış içinde bize dayatılan yaşamın ve dolayısıyla insanın doğasına aykırı yapaylıklar içinde hepimiz yalnızlaştırılıyoruz." Bu saptamayı yapan <B style="COLOR: black; : #ffff66">Koridor [/B]<B style="COLOR: black; : #ffff66">dergisi[/B] "çok satmayı" hedeflemiyor "Sadece düş kurmayı ve düşlerinin arkasından gitmeyi unutmayanlara bir kapı açmayı" istiyor. Bu kapıdan herkese bir çağrı var: "Bütün yalnızlıklara, egemen ideolojinin doğrudan ve dolaylı bütün yok edici saldırılarına rağmen şiirden, müzikten, öyküden kısacısı sanattan vazgeçmeyenlere 'Yalnız değilsin' demek istiyoruz. Siyasal ve sınıfsal çatışmalar ve toplumsal eşitsizlikler içinde gerçeği ve güzeli arayanlara bir Koridor olmayı hedefliyoruz. Doğa aryasını her fısıldayışında orada olabilmeniz dileğiyle..."
• • •


Bu tür dergileri yayımlamak kolay değildir. Derginin "mutfağındaki" gönüllüler takımı, bir yandan kendi geçimlerini sağlamaya çalışırken bir yandan da dergiyi yaşatmaya çalışırlar. Bazen çıkaranların geçim kaygılarından öne çıkar derginin kendisi, bütün kaynaklar dergiye aktarılan Hele ilk sayılar en zor olanlardır. Koridor dergisinin yazı işleri müdürü Levent Özbek de bunları yaşamıştır herhalde... Dergide bu sürece ilişkin iki yazı yer alıyor. Barış Acar "Dergibiler" başlıklı yazısında dergi için şunları söylüyor: "Kitabın aksine, derginin çatısı kurulmuş-bitmiş değildir. Sürekli oluş halinde, zamanla eşgüdümlü ilerleyen, onun gibi kendini yaratırken tükenme eğiliminde olan bir varlığa sahiptir. Böylece bir dergi asla tamam olamaz. Tamamlanmışlığı mutlak tükenmişlik olacağından, hep yapacak başka şeyleri de olan bir edimdir dergi. Edim olarak varlığı zamanla gündelik olan üzerinden atışmasında yatar. Ressamın edimi nasıl anın içinde sonsuzu yakalıyorsa derginin edimi de böyle bir amaç güder.... Dergi, diğer tüm gerçek insan etkinlikleri gibi, zamanda delik açar ve yalnızca görmek isteyenler o deliğe eğilirler." Acar, çeşitli dergi sınıflarını paylaştığı yazısında "Duvar-Dergiler" olarak tanımladıkları için şunları düşünüyor: "Kimi dergiler vardır, duvar gibidirler. Karşıdan yekpareymiş gibi görünürler. Gerçekten de eklemleri yoktur. Yazıları, yayımladıkları 'yayın çizgisi' öylesine belirlenmiştir ki, okurda tanrının bahşettiği 'on emir' duygusunu yaşatırlar."
• • •


Koridor'da dergiler üzerine yazılardan biri de Eren İnan Canpolat imzasını taşıyor, "Eleştirisini Yitiren Dergi" başlığıyla. Yazar şöyle diyor: "Edebiyat dergileri sayıca çok fazla olabilir. Ne var ki nicelik artışı tek başına anlamlı değildir. Bu nicelik artışının incelenmesi mutlaka Türkiye edebiyat ortamının nitelik değerlendirmesiyle birlikte yapılmalıdır. O zaman öncelikle sorulması gereken soru şöyle olmalıdır sanırım: Türkiye'de son yıllarda edebiyat alanında ciddi bir nitelik sıçraması yaşanmış mıdır? Bu soruya duraksamadan 'Evet!' diye yanıt veremiyorum. Niteliksel bir sıçrayıştan çok hızlı bir kapitalistleşmeden söz etmek daha olanaklı görünüyor." Gerçekten de holdingleşen büyük iletişim gruplarının bu alana el atmasının ne gibi sonuçlara yol açtığının tartışılması gerekiyor. Örneğin gazetelerin dağıttığı kitap eklerinin etkisi... Canpolat yazısında bu konuda şu saptamaları yapıyor: "Her hafta yeni bir sayısı çıkan ve her sayıda onlarca kitabı tanıtan bu dergilerin yayınevlerinin reklamla-rıyla dolup taşıyor olması her şeyi gözler önüne seriyor aslında. Edebiyat dergilerine göre çok daha ucuza edinilebilen ve sayfalarla reklam almaya daha uygun olan bu yayınların giderek palazlanmasını anlamak hiç zor değil. Üstelik edebiyat dergilerinin ulaşamadığı kadar büyük bir kitleye ulaşıyorlar." Canpolat'a göre, bu durumdan etkilenen diğer dergiler de benzeri bir yaklaşımı benimsemeye çalışarak eleştirel özlerini yitiriyorlar. Koridor, çıkış amacıyla bu boşluğu doldurabilecek nitelikte. Anlamlı olan da bu. Başarılar Koridor...</TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE>

san_
21-04-2007, 06:47
<BLOCKQUOTE dir=ltr style="MARGIN-RIGHT: 0px">


açtığın kapı kapanmasın koridor.</BLOCKQUOTE>

Gül Uğur
21-04-2007, 08:35
Emin adımlarla başarıya doğru ilerliyor Koridor...

güvercin
22-04-2007, 15:47
<TABLE>
<T>
<TR>
<TD vAlign=top align=middle>
http://www.evrensel.net/fotolar/20070123/koridor.jpg </TD>
<TD vAlign=top align=left width=498>
Koridor, kalabalık bir salona açılıyor

Ankara’nın yeni kültür dergisi Koridor; genç bir kadronun hazırladığı büyük bir zenginlik sunuyor

Ankara’nın kalabalık bir kadroyla çıkardığı yeni kültür, sanat, edebiyat dergisi Koridor; bir hayli kalabalık olan salona açılıyor!
Üç ayda bir yayınlanan Koridor, ikinci sayısını da okurlarıyla buluşturdu. Dergi; ilk sayısında yer verdiği ürünleri bu sayısında 114 sayfada daha da fazlalaştırarak, edebiyat okurlarına zengin bir içerik sunuyor. Dergide; Serdar Aydın, “Dünyanın Teni ve Kübizm” başlıklı yazısında, kübizm akımını irdeliyor. Abdullah Şevki ise Atila İlhan şiirindeki simgelere mercek tutarken, Ali Bozca da şiirdeki imgelere dikkat çekiyor. Fulya Sormaz’ın 1990 sonrası Türkiye’de şiir ve popülerleşmeyi yazdığı dergide, Nisan Serap Muratoğlu’nun Nurduran Duman ile söyleşisi de yer alıyor. Dergide ayrıca Ersan Erçelik “’Garip’ Bir Buluşma, Onat Kutlar “Ustalardan, Azade Özlem Doğanoğlu “Mardin’den Yola Çıkmak” başlıklı yazıları bulunuyor.
Geçtiğimiz sayıda dergicilik üzerine sözlerini söyleyen, aynı zamanda derginin yayın kurulunda da bulunan Barış Acar, bu sayıda “Bunalım Kültü, Prozac Toplumu ve Biyo-Politik Süreçler” başlıklı yazısında topluma, bunalımlarına ve “uyutulmasına” değiniyor. Dergide, Önder Kızılkaya, “Kitap okumayı tam bir çılgınlık eylemine dönüştüren üretken, yalnız ve bir o kadar da olağanüstü hüzünlü yazar Walter Benjmin’de Proust imgesi, çözülmesi zor bir bilmecenin verdiği o hain isteğin eşsiz bir duyumudur ve bu eşsiz duyum sürekli olarak kendini arzulatmasını bilir” önsözüyle Benjamin’de Proust imgesini anlatıyor. Ayla Kaşoğlu, 18’nci yüzyıl Rus Yazarı Denis Ivanoviç Fonvizm’i anlatırken, Haluk Geray “Kültür Emperyalizm ve Teknoloji”, Elmas Şahin “Yürekleri Islatan Şair, Metin Turan”, Burhan Günel “Günlerden”, “Tamer İncesu “Hatırla Sevgili Bugünü”, Tan Doğan da “Yolda” başlıklı yazılarıyla dergide yer alıyor.
Dergide; genç öykücülerin birbirinden ilginç konulardaki öyküleri dikkat çekiyor. Toplam 12 öykünün yer aldığı Koridor’da; Toprak Işık, “Bu Gece Nerede Kalmalı?”, “Onur Aslan “Divane Murat”, “Ali Turan Görgür “Kapının Önü Yağmur”, Emel Balcı “Herkes Kendi Evine”, Gökhan Çoban “Karınca”, Melik Yiğitel “Bir Yanlışlık Vardı”, Eren İnan Canpolat “Tavuk”, Candan Selman “Noktalaması Aşk ve Sigara”, Turgay Delibalta “Parlament Mavisi Portakal”, William Melvin Kelley “Ağla Benim İçin”, “Sedat Bozkurt “Kirletildik, Faili Hayattır” ve Ayşe Aydın “Hatırat” adlı öykülerini sunuyor.
<B style="COLOR: black; : #ffff66">Koridor dergisi[/B], yeni sayısında 26 şiiri de okura sunuyor. Aşktan savaşa, ölümden ayrılığa kadar birçok duygu, ruh hali şiirlerde konu alınıyor. (Ankara/EVRENSEL) </TD></TR></T></TABLE>

güvercin
23-04-2007, 00:43
Koridor dergisi abonelik için


www.abonet.net (http://www.ab***111;net.net)


adresine girebilirsiniz

güvercin
24-04-2007, 00:37
Şaraba akan şiirler
XXI y.y Hayyamları aranıyor şiir yarışması
www.lavaraci.com (http://www.lavaraci.com)
<?:namespace prefix = v ns = "urn:schemas-microsoft-com:vml" /></V:STROKE></V:F></V:F></V:F></V:F></V:F></V:F></V:F></V:F></V:F></V:F></V:F></V:F></V:ULAS></V:PATH><?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><O:LOCK aspectratio="t" v:ext="edit"></O:LOCK></V:SHAPE></V:IMAGE></V:SHAPE>Edited by: güvercin

güvercin
05-05-2007, 01:43
....Edited by: güvercin

güvercin
12-05-2007, 01:16
Koridor dergisi sayı 3


TÜRKİYE EDEBİYATÇILAR DERNEĞİ
YAYINLARINDAKİ
BAZI DİL YANLIŞLARINA İLİŞKİN SAPTAMALAR

Hayrünnisa Kuşkaya Günel

Herkes yazar olmak zorunda değildir; ancak yazar kimliği taşıyan herkesin yazmanın tek aracı olan dili doğru ve iyi kullanabilme zorunluluğu ve sorumluluğu vardır. Ömer Asım Aksoy’a göre:
“Yazı dili, anlatımın özelliğine göre üç aşama gösterir: Doğru yazı, iyi yazı, güzel yazı.
Doğru yazı, (içindeki düşünce yanlış da olsa) anlatmak istediğini dil kurallarına uygun olarak anlatan yazıdır. Niteliği, sağlıklı olmaktır. Doğru yazıda sözcükler, kavramları aşağı yukarı değil, tam olarak karşılar, tümcenin öğeleri yerli yerinde bulunur. Yazının hoşa giden biçimde olması gerekmez.
‘Doğru’ olmak yazı dilinin ilk koşulu ve ilk basamağıdır. Özel mektuplardan resmi kararlara, gazete haberlerinden bilimsel yapıtlara değin bütün yazılar doğru yazılmalıdır.
İyi yazı, doğru yazının güzel yazıya giden yolu üstündedir. Bir konu doğru olarak çeşitli biçimlerde yazılabilir. İyi yazı, bu biçimlerin en uygunu, en çok beğenilecek olanıdır.
İyi yazıda konu bütün boyutlarıyla ele alınmış olmakla birlikte, uzun, karışık, dolambaçlı tümceler yoktur. Söz yapısı o denli sağlam, anlatış öyle derli topludur ki okuyanlar, ‘konu bundan daha uygun biçimde anlatılamaz’ diye düşünürler.
Gerekli araştırmalar yapılmadan, bilgi, düşünce kafa içinde evrilip çevrilerek her yönüyle olgunlaştırılmadan iyi bir yazı ortaya çıkmaz. (…)
İyi yazmak, doğru yazmaktan daha çok çaba ister. Sürekli yazı yazan her aydın, bu aşamaya ulaşmak, bunun için yorulmak zorundadır.
Güzel yazı, yazın ustalarının yarattıkları sanat ürünleridir. Bunlar, doğru ve iyi olduktan başka özgün buluşlar ve imgelerle süslüdür. Güzel yazı konumuzun dışındadır; çünkü belli kuralları bulunan doğru ve iyi yazma çalışmakla elde edilir. Kesin kuralları bulunmayan sanat ürünü yaratma, (çalışma ile birlikte) özel yetenek de ister. (…)
Güzel, ustaca yazı yazmak herkesten beklenemez. Ama doğru ve iyi yazmak, belli bir eğitim görmüş herkesten beklenir. Kimi kişiler ve bilim adamları, yazar ya da sanatçı olmadıkları için kendilerinden doğru ve iyi yazmanın beklenemeyeceğini ileri sürerler. Bu, kabul edilebilecek bir mazeret değildir. Yazı yazan herkes ana dilini iyi bilmeli, doğru ve iyi yazmalıdır. Gazete haberlerinin, teknik ya da bilimsel yapıtın sanat ürünü olması beklenemez, tartışmasız olan bunların doğru ve iyi yazılmasıdır.
Bir kimsenin dil yanlışı yapmayacak yeterlikte olması, yazılarını her zaman doğru yazacağının güvencesi değildir. Tanınmış yazarlar ve sanatçılar da dalgınlıkla, dikkatsizlikle zaman zaman dil yanlışları yapmaktadırlar. (…) Neden ileri gelirse gelsin, okuyucu için yanlış yanlıştır. Bundan dolayı yazar kafasındakini kağıt üzerine döktükten sonra işini bitmiş saymamalı, yazısını bir kez, iki kez, gerekirse daha birkaç kez ve başkasının yazısını okuyormuş gibi -eleştirici gözüyle- okumalıdır.”
Muhittin Bilgin’e göre ise: “…özeni gerektiren yazılı anlatımda da gözden kaçan birtakım yanlışlıklar olabilir; ancak verdiğimiz örneklerdeki anlatım bozukluklarını gözden kaçan yanlışlıklar olarak değerlendirmek güçtür.
Yazar dilini bilmek zorundadır. Bu zorunluluk yalnız yazarlar için değil, anlaşılmayı isteyen herkes için geçerlidir. Herkesten anlatımının güzel olmasını bekleyemeyiz, etkileyicilik, sürükleyicilik gibi özellikleri içeren ‘güzel’ anlatım, daha çok sanatçılara özgüdür. Ancak belli bir eğitim almış kişilerden açıklık, duruluk, dilbilgisi kurallarına uygunluk gibi özellikleri içeren ‘doğru ve iyi’ bir anlatım beklenir.”
Alıntılanan tümcelerde de belirtildiği gibi, her yazarın dil kurallarını bilmesi, uygulaması, yazarlığın gerektirdiği güzel yazıya, doğru ve iyi yazıdan geçerek ulaşması beklenirken, yazarların bir araya gelerek kurdukları Türkiye Edebiyatçılar Derneği yönetimi kurumsal sorumluluğunu göz ardı ederek, özensizce hazırladığı on sayfalık 13. Olağan Genel Kurul Çalışma Raporu’nda bunun tam tersi bir tutum sergilemiştir. Aynı tutum, derneğin yayını olan bültenlerde de kendini göstermektedir. Bu metin sıradan bir kurumun raporu olmadığı için, her biri “şair/yazar” kimliği taşıyan ve raporu bu kimlikleri nedeniyle hazırlama görevi üstlenen üyelerin ve / ya da yöneticilerin, yazdıklarının ayırdında olarak, yazıcı değil, gerçek yazar gibi açık, akıcı, duru, yalın, “doğru” ve “iyi” bir metin oluşturmaları beklenirdi.
Son yıllarda ilgili ilgisiz bütün kurumlarda Türkçenin sorunları tartışılırken, dilcilerimiz ve yazarlarımız konuyu kitaplarına, gazete ve dergi köşelerine taşırken, Türkiye Edebiyatçılar Derneği adındaki yazar örgütünün hazırlayıp üyelerine sunduğu raporda somut karşılıklarını bulan Türkçe yazılı anlatım özensizliği kabul edilemez.
Yapıtlarındaki dil eleştirildiğinde “edebiyatı dile indirgemeyelim” anlayışıyla tepki gösteren, “üst dille yazdıklarını” savunan kimi yazarlara Ömer Asım Aksoy’un “güzel yazı” tanımı en uygun yanıttır; bu yanıt, yazın’ın dille yüceltilmesi anlayışının karşılığıdır. Bu nedenle, “şair / yazar” kimliğiyle “güzel yazı”yı yarattığı savında olanların “doğru ve iyi yazı” aşamalarından geçmeyi başaramamış olmaları kabul edilemez bir durumdur. Bir yazar örgütünün yöneticileri ile üyelerinden doğru, iyi ve güzel yazmayı başarmalarını beklemek en doğal hakkımızdır.

Çalışma Raporunda Öne Çıkan Dil Yanlışları:

• “… kısa ve özet bir değerlendirme” (anlatımda duruluk ilkesine göre, sözcüklerden biri gereksiz)
• “… üyelerin gurupsal halde saflaşmalarıdır” (doğru yazımı: grup, “gurupsal halde saflaşma” ise yanlış üzerine yanlış örneği sayılabilir)
• “… üyeler arasında ortaklaşa işbirliği yoluyla” (anlatımda duruluk / ortaklaşa gereksiz sözcük.)
• “… kolektif ”, “… ortaklaşa” (dilde tutarsızlık / aynı metin içinde sözcüklerden biri yeğlenmeliydi.)
• “… perspektif, proje, stand açmak, koordinatör, kolektif” (sözcüklerin Türkçesi yeğlenmeliydi.)
• “… süregelen yapısal sorunlar, dün de sürüyordu bugün de sürüyor” (anlatımda duruluk / gereksiz sözcük ve anlam yinelenmesi.)
• “… Derneğimizin tüzüğünde, daha doğrusu kuruluş ve işleyiş mantığında genel kurul süreçlerinde yaşanılan türden iç çatışmalar öngörülmüyor; tam tersine kuruluş amaçlarında, üyeler arasında ortaklaşa işbirliği yoluyla güçlü kolektif duygular yaratılmak önceleniyor.” (Anlamsız ve bozuk tümce. Öngörü ve öncelenmek sözcükleri uygun düşmemiş. Önce güçlü kolektif duygular, sonra iç çatışmalar mı öngörülüyor? Yaratılmak yerine yaratılması olmalıydı.)
• “… Böyle bir tavırla varolan yönetici kadronun zayıflamasını umanlar” (zayıflayacağını olmalıydı.)
• “… herşey, iyiniyet” (her şey, iyi niyet)
• “…iki örgüt arasında karşılıklı onaylanan bu antlaşma” (anlatımda duruluk / gereksiz sözcükler, antlaşma devletler arasında olur.)
• “… karşılıklı olarak birbirlerine göndereceklerdir” (anlatımda duruluk / gereksiz sözcük)
• “… mesajlar iletilmiştir” (iletiler gönderilmiştir ya da mesajlar verilmiştir olmalıydı)
• “… aynı ortak tarih, aynı ortak kültür” (anlatımda duruluk / aynı gereksiz)
• “… sunuş yapmak” (sunmak olmalıydı)
• “… gerçekleştirildi” (yapıldı olmalıydı)
• “… yaygınlaştırılacaktır” (başlatılacaktır olmalıydı)
• “… nasıl somutlaştığına dair” (ilişkin ya da değgin olmalıydı)
• “… ulaşmayı hedefledi. Ve üye sayısını..” (Ve bağlacı iki sözcüğü ya da iki tümceyi bağlayarak birliktelik ya da ardışıklık olduğunu anlatır. Bu nedenle tümce başında yer almaz.)
• “… örgütsel kalıcı başarı elde edebilmek için, tasarlanan uzun erimli projelerin” (tasarlanan sözcüğü gereksiz, proje tasarıdır.)
• “… Derneğimizin, 2004 yılında gündemine aldığı, Komşu Edebiyatlarla Buluşma perspektifini ilk kez somutlaştıran Antakya 2. Uluslar arası Sanat Edebiyat Günleri’ne” (kişi söz konusu olmadığına göre, “…perspektifinin ilk kez somutlandığı” olmalıydı)
• “…2. Antakya Edebiyat Günleri etkinliğinde paylaşılan ürünler kitaplaştırılarak” (paylaşılan sözcüğü sunulan olmalıydı; ürünler sözcüğü bildiriler olmalıydı.)
• “… erişilen büyüklük, iki odalı bürodan çıkarak, bağımsız mekana taşımayı zorunlu kılıyordu.” (kimi/neyi kılıyordu / nesne eksikliği / taşınmayı olmalıydı)
• “… önemli bir deneyimi biriktirmiş bir kadro bulunuyor.” (deneyim kazanılır, deneyim sözcüğünün öncesindeki bir sözcüğü gereksiz)
• “… örgütsel kalıcı başarı elde edebilmek için…” (kalıcı örgütsel başarı olmalıydı)
• “…Bunlar, yapıldığında ‘tüketilen değil, bir sonraki yılında yeniden üretilen, etkinliklerdir.) (yıl-ın-da : neyin tamlananı olduğu belirsiz / dil ve anlamca bozuk tümce)
• “…Etkinlik düzenleme tavrının arka planında edebiyatın ve edebiyatçının onurunu kamuoyunda yükseltmek anlayışı yatıyor.”(etkinlik düzenlemek tavır mıdır? Tavrın arka planıyla edebiyatın ve edebiyatçının onuru arasında nasıl bir bağ vardır? / Genelleme, kapalı anlatım, onur yükseltilemez, yüceltmek olmalıydı. ‘Kamuoyunda’ sözcüğü ‘edebiyatın’ sözcüğünden önce olmalıydı / öğelerin yeri. Hepsi düzeltilse de, onur ve etkinlik sözcükleri arasında ilişki kurmak zor. / Anlamca bozuk tümce.)
• “… Bütün Türkiyeli edebiyatçıların ortak başarısı…” (bütün sözcüğü varken ortak sözcüğü gereksiz / anlatım duru değil)
• “… öykücüler Türkçe, İngilizce, Almanca, Arapça, Kürtçe, Rumca dillerinde öyküler okudular.”(dillerinde sözcüğü gereksiz / -ce yapım eki burada dil anlamı vermektedir)
• “… yayıncıyı bir araya getiren Ankara Öykü Günleri, son yılların en yaygın üretilen edebiyat türü öykü üzerine…”(edebiyat türü, öyle olur olmaz yerde ve zamanda üretilemez, üretilen öykü’dür / üretilen ve edebiyat sözcükleri gereksiz)
• “…adlarındaki 1, 2, 3 gibi rakamlar…” (gibi sözcüğü yanlış kullanılmış. 1., 2., 3. rakamları denmeliydi.)
• “Ancak ve ancak…” (Bağlacın tümce başında yer alması ve iki kez yinelenmesi.)

Benzeri yanlışlarla tutarsızlıklar, dernek yönetiminin hazırlattığı raporun yanı sıra yayımladığı bültenlerde de kendini göstermektedir. Örneğin, anılan raporda, “Türk ve Arap halkları arasında… iki halkın kültürünü” denirken, Mayıs 2005 tarihli bültende “Filistinli Gazeteciler ve Yazarlar Birliği ile Kültür Antlaşması” başlıklı metinde “Türkiye halklarıyla Arap halkı arasındaki kültürel ilişkinin sürdürülme (-si olmalıydı) zorunluluğuna yanıt vermek…” söylemi yeğlenmiştir. Bu örnekler arasında tutarsızlık vardır.
Aynı metnin 3. maddesinde “ikamet masraflarını çeker” denmektedir. Bu da yanlıştır; “ikamet masraflarını karşılar” denmeliydi. 2. maddedeki “peryodik” sözcüğü “periyodik” olmalıydı. “… karşılıklı olarak birbirine…” tümcesinde “birbirlerine” sözcüğü yer almalıydı.
Hem bültende hem de söz konusu raporda karşılaşılan “antlaşma” sözcüğü “anlaşma” olmalıydı. (Bu sözcüklerin karşılıkları şöyledir. “Antlaşma: İki ya da daha çok devletin saldırmazlık, savaşta bağlaşıklık gibi konularda üstlenmelerini belirttikleri belge ve belgede belirtilen durum, muahede, pakt.” Dolayısıyla, birbirleriyle karıştırılan sözcüklere örnek olan bu sözcüğün kültür anlaşmalarında kullanılması uygun değildir.
“İran Edebiyatı Sempozyumu, 17-18 Aralık 2004 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirdik.” Ya “sempozyumunu” denmeliydi ya da “gerçekleştirildi” sözcüğü yeğlenmeliydi. Tümce bozuk. (Rapor, s.http://koridor.yforum.net/images/smiles/ic***111;n_cool.gif
“… Dernek Merkezimize… dernek yöneticileriyle… 50. Yıl Yetiştirme Yurdunda… Gazi Yetiştirme Yurdu’nda…” örneklerinde, noktalama yanlışları ve tutarsızlıklar görülmektedir.

Öyle anlaşılıyor ki Türkiye Edebiyatçılar Derneği yönetiminde bulunanlar, Türkçeyi ve “şair/yazar” kimliklerini önemsememişler. Eğer önemseselerdi, bu yanlışları yapmazlar, yaptırmazlardı. Hayatın her alanındaki yozlaşma örnekleri arasında başta gelen dilde yozlaşma olgusuna, ülkedeki yazarların, şairlerin, kısacası edebiyatçıların bir araya gelerek kurdukları böyle bir derneğin yönetimi karşı çıkmazsa, daha da önemlisi kendi yayınlarındaki dil ve anlatım tutarlılığına özen göstermezse, eleştirilmeyi ve birtakım olumsuz sıfatları hak etmiş olmaz mı?


Kaynaklar:
Aksoy, Ömer Asım, Dil Yanlışları, genişletilmiş dördüncü basım, Adam Yayınları (birinci basım), Temmuz 1991
Bilgin, Muhittin, Anlamdan Anlatıma Türkçemiz, ikinci basım, Kültür Bakanlığı, 2002 Ankara
Türkçe Sözlük, Dil Derneği, birinci basım, Aralık 1998 Ankara

güvercin
31-05-2007, 00:43
....Edited by: güvercin

güvercin
01-06-2007, 00:38
...Edited by: güvercin

güvercin
07-11-2007, 00:15
Koridor Kültür Sanat Edebiyat Dergisi<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Sayı 4
Sonbahar 2007
İçindekiler


<TABLE =MsoTableGrid style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne; BORDER-COLLAPSE: collapse; mso-border-alt: solid text .5pt; mso-yfti-tbllook: 480; mso-padding-alt: 0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-border-insideh: .5pt solid text; mso-border-insidev: .5pt solid text" cellSpacing=0 cellPadding=0 border=1>
<T>
<TR style="mso-yfti-irow: 0; mso-yfti-lastrow: yes">
<TD style="BORDER-RIGHT: text 1pt solid; PADDING-RIGHT: 5.4pt; BORDER-TOP: text 1pt solid; PADDING-LEFT: 5.4pt; PADDING-BOTTOM: 0cm; BORDER-LEFT: text 1pt solid; WIDTH: 302.4pt; PADDING-TOP: 0cm; BORDER-BOTTOM: text 1pt solid; : transparent; mso-border-alt: solid text .5pt" vAlign=top width=403>
Tanrısal Nefes IV- Platon***8217;dan Epigramlar

Varoluşun Cisimleştirilmesi ya da Geleceksiz Psikanaliz

Protestan Ahlâkı ve Kapitalizmin Ruhu

Foucault: Bilginin Arkeolojisi***8217;nden Gözetim ve Denetim***8217;e

Cüce Cüce Devlere

Vazgeçtim Dünyamdan - Atinalı Timon Üzerine

Üzgün Kediler Gazeli ve Haydar Ergülen

Sinema Dünyasından: Withnail ve Ben

Fragrance

Küskün Kadın - Guy de Maupassant

Yardan Ayrı İstanbul

Deliydi Rahmetli

Ayarsız Islık

Üç Öykü

Nijinski Öyküleri

Sanrı
</TD>
<TD style="BORDER-RIGHT: text 1pt solid; PADDING-RIGHT: 5.4pt; BORDER-TOP: text 1pt solid; PADDING-LEFT: 5.4pt; PADDING-BOTTOM: 0cm; BORDER-LEFT: #ece9d8; WIDTH: 117pt; PADDING-TOP: 0cm; BORDER-BOTTOM: text 1pt solid; : transparent; mso-border-alt: solid text .5pt; mso-border-left-alt: solid text .5pt" vAlign=top width=156>
Güliz Mutlu

Serdar Aydın

Adem Palabıyık

Deniz Devrim Erol

Kaan Koç

Çağdaş Acar

Nisan Serap Muratoğlu

Deniz Hasırcı

Mustafa Tabak

Handan Yücel Yıldırım

Levent Sayım

Ayten Kaya

Üzeyir Kara

Tuncay Durmuş

Tuna Başar

Murat Demirkol
</TD></TR></T></TABLE>

Levent Özbek
Dergi Editörü
koridordergi@yahoo.com (koridordergi@yahoo.com)

Abonelik
www.abonet.net (http://www.ab***111;net.net/)

güvercin
07-11-2007, 00:21
<?:namespace prefix = v ns = "urn:schemas-microsoft-com:vml" /></v:stroke></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></V:ULAS></v:path><?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><o:lock aspectratio="t" v:ext="edit"></o:lock></v:shape>
<?:namespace prefix = v ns = "urn:schemas-microsoft-com:vml" /></v:stroke></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:ulas></v:path><?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><o:lock aspectratio="t" v:ext="edit"></o:lock></v:shape></v:></v:shape>Koridor Kültür Sanat Edebiyat Dergisi<O:P></O:P>
Sayı 4<O:P></O:P>
Sonbahar 2007<O:P></O:P>
İçindekiler<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
<TABLE style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne; BORDER-COLLAPSE: collapse; mso-border-alt: solid text .5pt; mso-yfti-tbllook: 480; mso-padding-alt: 0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-border-insideh: .5pt solid text; mso-border-insidev: .5pt solid text" cellSpacing=0 cellPadding=0 border=1 ="MsoTableGrid"><T>
<T>
<TR style="mso-yfti-irow: 0; mso-yfti-lastrow: yes">
<TD style="PADDING-RIGHT: 5.4pt; PADDING-LEFT: 5.4pt; PADDING-BOTTOM: 0cm; WIDTH: 302.4pt; PADDING-TOP: 0cm; mso-border-alt: solid text .5pt; transparent: " vAlign=top width=403>
Tanrısal Nefes IV- Platon***8217;dan Epigramlar<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Varoluşun Cisimleştirilmesi ya da Geleceksiz Psikanaliz<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Protestan Ahlâkı ve Kapitalizmin Ruhu<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Foucault: Bilginin Arkeolojisi***8217;nden Gözetim ve Denetim***8217;e<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Cüce Cüce Devlere<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Vazgeçtim Dünyamdan - Atinalı Timon Üzerine<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Üzgün Kediler Gazeli ve Haydar Ergülen<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Sinema Dünyasından: Withnail ve Ben<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Fragrance<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Küskün Kadın - Guy de Maupassant<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Yardan Ayrı İstanbul<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Deliydi Rahmetli<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Ayarsız Islık<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Üç Öykü<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Nijinski Öyküleri<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Sanrı<O:P></O:P>
<O:P></O:P></TD>
<TD style="PADDING-RIGHT: 5.4pt; PADDING-LEFT: 5.4pt; PADDING-BOTTOM: 0cm; BORDER-LEFT: #ece9d8; WIDTH: 117pt; PADDING-TOP: 0cm; mso-border-alt: solid text .5pt; mso-border-left-alt: solid text .5pt; transparent: " vAlign=top width=156>
Güliz Mutlu<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Serdar Aydın<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Adem Palabıyık<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Deniz Devrim Erol<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Kaan Koç<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Çağdaş Acar<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Nisan Serap Muratoğlu<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Deniz Hasırcı<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Mustafa Tabak<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Handan Yücel Yıldırım<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Levent Sayım<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Ayten Kaya<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Üzeyir Kara<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Tuncay Durmuş<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Tuna Başar<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Murat Demirkol<O:P></O:P>
<O:P></O:P></TD></TR></T></T></TABLE>
<O:P></O:P>
Levent Özbek<O:P></O:P>
Dergi Editörü<O:P></O:P>
koridordergi@yahoo.com (koridordergi@yahoo.com)<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Abonelik<O:P></O:P>
www.abonet.net (http://www.ab***111;net.net/)<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
<O:P></O:P>Edited by: güvercin

güvercin
18-11-2007, 23:13
Ürünlerinizi gönderirken herhangi bir yerde yayınlanmadığını belirtiniz.

Adınızı, soyadınızı ve adresinizi yazınız.

Size alındı bilgisi gelmediyse bir daha gönderiniz.

Lütfen yazım kurallarına dikkat ediniz.

Ürünlerinizi word dosyasında yazıp ekleyerek gönderiniz.

e-postanız ulaştığında aldık diye cevap yazıyorum, ürünler yayın kurulunda değerlendirildikten sonra da kabul edildi ya da edilmedi diye bilgi veriyorum. Neden kabul edilmediğine dair bilgi vermiyoruz, bunu özellikle belirtmek isterim.

Kendini yazar sanan kimseler tarafından edilen küfürlere katlanmaktan bıktım.

Dergi Editörü ve Yazı İşleri Müdürü
Dr. Levent Özbek

güvercin
27-11-2007, 01:38
Sonbahar sayı 4 2007'deki bazı yazıları tam metin olarak
www.koridordergi.blogcu.com (http://www.koridordergi.blogcu.com)

adresinden okuyabilirsiniz.


Levent Özbek

güvercin
27-01-2008, 01:10
Koridor Kültür Sanat Edebiyat Dergisi
Yıl 2, Sayı 5, Kış 2008
İçindekiler
Dergi Editörü ve Yazı İşleri Müdürü : Levent Özbek
e-mail: koridordergi@yahoo.com (koridordergi@yahoo.com)
web: www.koridordergi.blogcu.com (http://www.koridordergi.blogcu.com/)
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

<TABLE =MsoTableGrid style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne; BORDER-COLLAPSE: collapse; mso-border-alt: solid text .5pt; mso-yfti-tbllook: 480; mso-padding-alt: 0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-border-insideh: .5pt solid text; mso-border-insidev: .5pt solid text" cellSpacing=0 cellPadding=0 border=1>
<T>
<TR style="mso-yfti-irow: 0; mso-yfti-lastrow: yes">
<TD style="BORDER-RIGHT: text 1pt solid; PADDING-RIGHT: 5.4pt; BORDER-TOP: text 1pt solid; PADDING-LEFT: 5.4pt; PADDING-BOTTOM: 0cm; BORDER-LEFT: text 1pt solid; WIDTH: 302.4pt; PADDING-TOP: 0cm; BORDER-BOTTOM: text 1pt solid; : transparent; mso-border-alt: solid text .5pt" vAlign=top width=403>
Koridor***8217;a Gelen Şiirler, Göğüs Kafesimde Acı ve Sonuç
Kuşların Peygamberi Uyandığında
Uzak
Aydınlanmayla Gelen Kırılma ve Yitirilen Aura
Jean Genet***8217;nin Oyun Kişilerindeki Dramatik Olanın Özne Yokluğu Üzerinden İncelenmesi
Hitchcock Sinemasında Yokluğun Dili:Kaybolan Kadın
Ustalardan
Yaz Tarifi ve Kargalık
Epigramlardan Uyarlamalar
Kafayı Çarp Kaya
Hainin Sorusu
George Eliot - Charles Bukowski - Pablo Neruda
Fotoğraf
Thomas Boberg
Yüzüm Yeryüzünde Bir Dövme***8217;den:
Çizgiler ve İnsanlar
Çınar
Doğurdum İçimde
uçurum
Islak Penguen
Göz Kelebeği
Memleket
Her Resimde Kusur Var
Pornografinin Gerekliliği!
Yağmur
Işık Çok mu Hızlıdır?
Kendi İçinden Geç(eme)mek:İmparator Jones
Barışa Kulak Çınlamaları</TD>
<TD style="BORDER-RIGHT: text 1pt solid; PADDING-RIGHT: 5.4pt; BORDER-TOP: text 1pt solid; PADDING-LEFT: 5.4pt; PADDING-BOTTOM: 0cm; BORDER-LEFT: #ece9d8; WIDTH: 158.2pt; PADDING-TOP: 0cm; BORDER-BOTTOM: text 1pt solid; : transparent; mso-border-alt: solid text .5pt; mso-border-left-alt: solid text .5pt" vAlign=top width=211>
Volkan Şenkal
Petek İrdam
Levent Özbek
Özge Yalçın
Deniz Büyükuysal
Deniz Hasırcı
Hasan Hüseyin
Kaan Koç
Güliz Mutlu
Taner Cindoruk
Osman Namdar
Çeviren: Duygu Gündeş
Meral Salman
Çeviren : Sedef Ünal
Ersan Erçelik
Ezgi Durmaz
Tandoğan
Kemal Gündüzalp
Burak Tokcan
Özgür Ballı
Müesser Yeniay
Hamdi Özyurt
Necati Albayrak
Serdar Aydın
Almila Yıldız
Osman Gürel
Ezgi Ulusoy
Uygur Orhan</TD></TR></T></TABLE>

güvercin
27-01-2008, 01:11
<?:namespace prefix = v ns = "urn:schemas-microsoft-com:vml" /></v:stroke></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:ulas></v:path><?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><o:lock v:ext="edit" aspectratio="t"></o:lock></v:shape></v:></v:shape>

güvercin
27-01-2008, 01:12
<?:namespace prefix = v ns = "urn:schemas-microsoft-com:vml" /></V:STROKE></V:F></V:F></V:F></V:F></V:F></V:F></V:F></V:F></V:F></V:F></V:F></V:F></V:ULAS></V:PATH><?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><O:LOCK v:ext="edit" aspectratio="t"></O:LOCK></V:SHAPE></V:></V:SHAPE>
<O:P></O:P>
<O:P>http://koridordergi.blogcu.com (http://koridordergi.blogcu.com/)</O:P>
Koridor Kültür Sanat Edebiyat Dergisi
Yıl 2, Sayı 5, Kış 2008
İçindekiler
Dergi Editörü ve Yazı İşleri Müdürü : Levent Özbek
e-mail: koridordergi@yahoo.com (koridordergi@yahoo.com)
web: www.koridordergi.blogcu.com (http://www.koridordergi.blogcu.com/)
<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
<TABLE style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne; BORDER-COLLAPSE: collapse; mso-border-alt: solid text .5pt; mso-yfti-tbllook: 480; mso-padding-alt: 0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-border-insideh: .5pt solid text; mso-border-insidev: .5pt solid text" cellSpacing=0 cellPadding=0 border=1 ="MsoTableGrid"><T>
<T>
<TR style="mso-yfti-irow: 0; mso-yfti-lastrow: yes">
<TD style="PADDING-RIGHT: 5.4pt; PADDING-LEFT: 5.4pt; PADDING-BOTTOM: 0cm; WIDTH: 302.4pt; PADDING-TOP: 0cm; mso-border-alt: solid text .5pt; transparent: " vAlign=top width=403>
Koridor***8217;a Gelen Şiirler, Göğüs Kafesimde Acı ve Sonuç<O:P></O:P>
Kuşların Peygamberi Uyandığında<O:P></O:P>
Uzak<O:P></O:P>
Aydınlanmayla Gelen Kırılma ve Yitirilen Aura<O:P></O:P>
Jean Genet***8217;nin Oyun Kişilerindeki Dramatik Olanın Özne Yokluğu Üzerinden İncelenmesi<O:P></O:P>
Hitchcock Sinemasında Yokluğun Dili:Kaybolan Kadın<O:P></O:P>
Ustalardan<O:P></O:P>
Yaz Tarifi ve Kargalık<O:P></O:P>
Epigramlardan Uyarlamalar<O:P></O:P>
Kafayı Çarp Kaya<O:P></O:P>
Hainin Sorusu<O:P></O:P>
George Eliot - Charles Bukowski - Pablo Neruda<O:P></O:P>
Fotoğraf<O:P></O:P>
Thomas Boberg <O:P></O:P>
Yüzüm Yeryüzünde Bir Dövme***8217;den:<O:P></O:P>
Çizgiler ve İnsanlar<O:P></O:P>
Çınar<O:P></O:P>
Doğurdum İçimde<O:P></O:P>
uçurum <O:P></O:P>
Islak Penguen<O:P></O:P>
Göz Kelebeği <O:P></O:P>
Memleket<O:P></O:P>
Her Resimde Kusur Var<O:P></O:P>
Pornografinin Gerekliliği!<O:P></O:P>
Yağmur<O:P></O:P>
Işık Çok mu Hızlıdır?<O:P></O:P>
Kendi İçinden Geç(eme)mek:İmparator Jones<O:P></O:P>
Barışa Kulak Çınlamaları<O:P></O:P></TD>
<TD style="PADDING-RIGHT: 5.4pt; PADDING-LEFT: 5.4pt; PADDING-BOTTOM: 0cm; BORDER-LEFT: #ece9d8; WIDTH: 158.2pt; PADDING-TOP: 0cm; mso-border-alt: solid text .5pt; mso-border-left-alt: solid text .5pt; transparent: " vAlign=top width=211>
Volkan Şenkal<O:P></O:P>
Petek İrdam<O:P></O:P>
Levent Özbek<O:P></O:P>
Özge Yalçın<O:P></O:P>
Deniz Büyükuysal<O:P></O:P>
Deniz Hasırcı<O:P></O:P>
Hasan Hüseyin<O:P></O:P>
Kaan Koç<O:P></O:P>
Güliz Mutlu<O:P></O:P>
Taner Cindoruk<O:P></O:P>
Osman Namdar<O:P></O:P>
Çeviren: Duygu Gündeş<O:P></O:P>
Meral Salman<O:P></O:P>
Çeviren : Sedef Ünal<O:P></O:P>
Ersan Erçelik<O:P></O:P>
Ezgi Durmaz<O:P></O:P>
Tandoğan<O:P></O:P>
Kemal Gündüzalp<O:P></O:P>
Burak Tokcan<O:P></O:P>
Özgür Ballı<O:P></O:P>
Müesser Yeniay <O:P></O:P>
Hamdi Özyurt<O:P></O:P>
Necati Albayrak<O:P></O:P>
Serdar Aydın<O:P></O:P>
Almila Yıldız<O:P></O:P>
Osman Gürel<O:P></O:P>
Ezgi Ulusoy<O:P></O:P>
Uygur Orhan<O:P></O:P></TD></TR></T></T></TABLE>
<O:P></O:P>
<O:P></O:P>Edited by: güvercin

güvercin
05-02-2008, 00:59
AYDINLANMAYLA GELEN KIRILMA ve YİTİRİLEN AURA
Özge Yalçın, Koridor Dergisi Sayı 5

Aydınlanma dönemi her ne kadar bilimsel düşünüşün gelişiminde önemli bir dönem olsa da aynı zamanda belli tarihsel kırılmaları ve bu kırılmalarla önemli bir tarihsel kopuşun yaşanmasını sağlayan bir dönemdir. Tarihsel kırılmalar elbette sadece aydınlanma dönemine has bir durum değildir. Aydınlanma dönemi öncesinde ve sonrasında da tarihin belirli dönemlerinde önemli kırılmaların ve toplumsal ve tarihsel değişim ve dönüşümlerin yaşandığı görülmektedir. Bununla birlikte her kırılma tarihte ve dolayısıyla toplumsal yaşayışta bir kopuşu getirmez. Aydınlanma dönemi ise yaşanan kırılma noktalarının birikimi olan bir kopuşun ve yeni bir tarihsel ve toplumsal yaşayışın adını koyan önemli bir dönemdir.
Bu kopuş, oluşan yeni ekonomik-politik ortamın yeni kategorizasyonlarını, ideolojik ve sınıfsal belirlenimlerini ve dolayısıyla yeni sorgulamalarını getirmiştir. Yine bu kopuş aynı zamanda 1930***8217;lu yıllardan itibaren Frankfurt Okulu üyeleri ve çevresiyle başlayan yeni bir sorgulamanın da temel başlangıcını oluşturmuştur.
Frankfurt okulunun temel problemi bilindiği üzere tarihsel kopuşla yaşanan derinlik ve bütünlüklü algılamadaki eksilme, Benjamin***8217;in değişiyle auranın kayboluşu meselesidir. Bu mesele sadece Frankfurt Okulu için değil Batı Avrupa Marksist yazını için de belirleyici bir meseledir. Özne-nesne yönelimine ilişkin tartışmalardan ***8220;kaba materyalizm***8221; eleştirilerine kadar pek çok çıkarımın kaynağında yatan meselenin önemli bir parçasını da, derinlikli ve bütünlüklü düşünme ihtiyacı oluşturmaktadır.
Elbette Frankfurt okulundan Lukacs, Lefebre ve Goldman***8217;a ya da Laclau***8217;dan Fouceault ya da Bourdieu***8217;ya ve hatta Gramsci***8217;den Althusser***8217;e kadar pek çok aydını yeniden Marx okumalarına ya da yeni toplumsal analiz ve çözümlemelere götüren neden tek başına Aydınlanma dönemiyle kaybolduğu varsayılan derinlik algısı değildir. Tüm bu teorisyenleri yeni okumalara sürükleyen temel neden 1960***8217;lı yıllardan itibaren açık bir biçimde kendini belli etmeye başlayan Marksizm krizine çözüm getirmek, yaşanan gerilemelerin nedenlerini ortaya koymak, yaşanan sınıfsal ve toplumsal dönüşümleri açıklamaya çalışma ihtiyacıdır. Bu dönüşümlere bütünlüklü ve derinlikli düşünebilme yetisini kaybetmeden bakabilme yetisi ise bu aydınlar için önemli bir mesele olmuştur[1] (http://www.siirakademisi.com/forum2/RTE_***116;extarea.asp?mode=reply&POID=0&ID=609#_edn1). <B style="mso-bidi-font-weight: normal"><?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />[/B]
Bilindiği gibi 1940***8217;lı yıllar özellikle batı Avrupa***8217;da faşizmin ve sağ otoriter rejimlerin egemen olduğu bir dönemdir. Almanya***8217;da Hitler***8217;in iktidarı, İtalya***8217;da Musollini***8217;nin iktidarı ve İngiltere***8217;de sağ otoriter rejimlerin yürüttüğü politikalar bu dönemde tüm dünyayı etkilemiş ve sağ otoriter rejim çoğu ülkede egemen bir anlayış haline gelmiştir. 1950***8217;li yılların sonu ve 1960***8217;lı yıllar ise SSCB***8217;nin, batı Avrupa***8217;nın İkinci Dünya Savaşı sonrasında geliştirdiği Keynesyen model ve temsili demokrasi anlayışı karşısında, gerilemeye başladığı bir dönemdir. Bu dönemde batı Avrupa***8217;da komünist mücadele de şekil değiştirmeye başlamıştır. Almanya***8217;da faşist dönem öncesinde oldukça güçlü bir yapılanışa sahip olan komünist hareket, faşizmin iktidar olmasının ardından bu gücünü bütünüyle kaybetmiştir. Alman Komünist Partisi faşist dönemde kazandığı bütün gücü ve etkiyi yitirmiş, bu durum ise faşizm sonrasında Alman Sosyal Demokrat Partisi***8217;nin (SDP) görece daha güçlü bir yapı haline gelmesi sonucunu doğurmuştur[2] (http://www.siirakademisi.com/forum2/RTE_***116;extarea.asp?mode=reply&POID=0&ID=609#_edn2). Dolayısıyla faşist iktidarın devrilmesinin ardından SDP sosyal demokrat politikalarını çok daha rahat bir biçimde örgütleyebilmiştir. Marksist aydınlar ise ya Hitler***8217;in ölüm kamplarında yaşamlarını yitirmiş ya da hayatta kalabilmek için ülkelerini terk etmek zorunda kalmışlardır. Sağ kalmayı başaran Marksist aydınların sınıfla kurdukları bağ kopmuş, bu kopuş ise onların teorik çalışmalarını, yalnızlaştırılmış bir ortam içinde gerçekleştirmelerine neden olmuştur. Frankfurt Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü bu süreci en iyi biçimde gözler önüne seren önemli bir örnektir.
1920***8217;li yıllarda kurulan Frankfurt Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü***8217;nün kuruluş amacı, Marksist bir yaklaşımla işçi sınıfı hareketinin yaşadığı sorunlara çözümler üretmekti. 1929 yılına kadar Grünberg yönetiminde çalışmalarını yürüten bu enstitü, kadrosunda Alman Komünist Partisi***8217;nin (AKP) etkin üyelerine yer vermiş ve işçi hareketinin yaşadığı sorunlara, amacına uygun bir biçimde, Marksist çözümler üretmeyi başarmıştır. Tüm bu çalışmaları ise enstitünün yayın organı olan ***8216;Sosyalizmin ve İşçi Sınıfının Tarihi Arşivi***8217; adını verdikleri dergilerinde yayınlamışlardır. Faşizmin yükselişe geçtiği 1930***8217;lu yıllar enstitüde de belirgin bir takım değişiklikleri beraberinde getirmiştir. Enstitü müdürü olan Horkheimer Müdürlük Konuşması***8217;nda bu değişimin haberini vermiştir[3] (http://www.siirakademisi.com/forum2/RTE_***116;extarea.asp?mode=reply&POID=0&ID=609#_edn3). Bu konuşmasında Horkheimer, enstitü çalışmalarının büyük ölçüde yeniden yönlendirileceğini, tarihsel materyalizmin bir bilim olarak ele alınmasından çok, ampirik araştırmalarla desteklenen bir ***8220;toplumsal felsefe***8221; olarak geliştirilmesine önem verileceğini belirtmiştir. Bu konuşmanın ardından 1932***8217;de enstitü, ***8220;<I style="mso-bidi-font-style: normal">Sosyalizmin ve İşçi Sınıfının Tarihi Arşivi[/I]***8221; adıyla çıkan derginin yayınını durdurmuş ve herhangi bir işçi partisi üyesi olmayan Marcuse ve Adorno***8217;yu enstitü kadrosuna almıştır. Faşizmin artan baskısı, Frankfurt Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü üyelerini ülkelerini terk etmeye zorlamıştır. Bu durum ise, bu teorisyenlerin sınıfla kurdukları bağlarını kopartan ve onları yalnızlığa iten önemli bir kırılma noktasını oluşturmuştur. Adorno***8217;nun Minima Moralia***8217;da ***8220;aydın yalnız kalmaya mahkumdur***8221;[4] (http://www.siirakademisi.com/forum2/RTE_***116;extarea.asp?mode=reply&POID=0&ID=609#_edn4) sözleriyle teorize etmeye çalıştığı bu yalıtılmışlık, faşizmin sona ermesinin ardından da devam etmiştir. Bu aydınlar Almanya***8217;ya döndüklerinde, hezeyana uğramış bir ülkeyle karşılaşmışlardır. AKP 1951***8217;de kapatılmış ve SDP, sol kandansta mücadele veren tek örgütlenme haline gelmiştir. Bu nesnel koşullar ise Almanya***8217;da Frankfurt Okulu dahil pek çok Marksist aydının içe kapanması ve çalışmalarını akademik bir çerçevede yürütmeye başlaması sonucunu doğurmuştur.
Benzer bir sürecin İtalya***8217;da da yaşandığı görülmektedir. İtalyan Komünist Partisi (İKP), faşist dönemde, siyaset yapma yetkisini tümüyle yitirmiş ve pek çok komünist lider tutuklama ve ölümlere maruz kalmıştır. Dahası, Almanya***8217;da yaşam mücadelesi vermeye çalışan Marksist aydınlar gibi, İtalyan Marksist aydınları da bütünüyle inandıkları SSCB***8217;nin 1960***8217;lı yıllardan itibaren gerilemeye başlamasına tanık olmuşlardır. Bu durum ise başta İKP içinde mücadele veren aydınlar olmak üzere tüm İtalyan Marksist aydınlarını, ***8216;ne SSCB***8217;de ne de diğer sosyalist ülkelerde gerçek anlamda bir demokrasinin uygulanmadığı***8217; değerlendirmesini yapmaya götürmüştür[5] (http://www.siirakademisi.com/forum2/RTE_***116;extarea.asp?mode=reply&POID=0&ID=609#_edn5). Yine Almanya örneğine benzer bir biçimde İKP***8217;nin sınıfla olan bağı da, faşizmin yoğun baskısı altında, önemli oranda zayıflamış ve İKP, faşizm öncesinde sağladığı etkiyi faşizm sonrası dönemde hiçbir zaman kazanamamıştır.
Fransa***8217;da ise komünist hareketin, Almanya ve İtalya***8217;nın aksine, güçlendiği görülmektedir. Fransız Komünist Partisi (FKP), faşizm öncesi Almanya***8217;sına benzer bir biçimde, İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında üye sayısını hızla artırmış ve Fransa***8217;da oldukça güçlü ve etkin bir konum yaratmıştır. Öyle ki bu dönemin pek çok aydını, İkinci Dünya Savaşı sonrasında FKP***8217;nin üyesi olmuş ve mücadelesini bu doğrultuda yürütmüştür. Bu aydınlar arasında Althusser, Lefebvre, Politzer ve Friedman gibi dünyaca tanınan aydınlar da yer almaktadır. Hatta teorik yapılanışını existansialist bir temelde şekillendiren Sartre bile FKP***8217;yi desteklemekten kendini alamamıştır.
Savundukları düşünceler için pratik alanda mücadele verme anlayışı bu dönemde, sadece FKP***8217;ye bağlı olan aydınlar arasında değil, FKP***8217;nin dışında yer alan aydınlar arasında da egemendir. Sartre ve Fouceault bu anlamda önemli iki örnektir. Teorik açılımını existansialist bir temelde oluşturan Sartre Cezair Savaşı***8217;nı protesto etmek amacıyla, FLN***8217;nin yanında yer aldığını açıklamış ve Fransız hükümetinin tavrını eleştiren her türlü protestoda aktif rol almıştır. Hatta bu dönemde Cezayir Savaşı***8217;na ve dolayısıyla ulusal soruna sessiz kalan FKP***8217;ye verdiği dolaylı desteği bütünüyle çekmiştir. Bu olaydan sonra FKP Sartre için eleştirilmesi gereken bir örgüt olarak kalmıştır[6] (http://www.siirakademisi.com/forum2/RTE_***116;extarea.asp?mode=reply&POID=0&ID=609#_edn6). Yine, her türlü iktidar biçimine ya da iktidar olma eğilimi gösteren her türlü girişime karşı olunması gerektiği düşüncesini temele alan Foucault, teorik yapılanışına uygun olarak, tanık olduğu her türlü sömürüde aktif bir karşı çıkış sergilemeye çalışmıştır. Vinnes***8217;teki boykotlarda öğrencilerle birlikte güvenlik güçlerine karşı mücadele etmiş, Arap göçmenlerine karşı gelişen ırkçılığı protesto etmek için Sartre, Genet gibi birçok ünlü isimle gösteriler düzenlemiş, Franco rejiminin ölüme mahkum ettiği militanlara destek vermek için Costa Gavras, Yves Montand, Claud Mauriac, Régis Debray***8217;le Madrid***8217;e gitmiş ve polisin müdahalesi sonucu Fransa***8217;ya geri gönderilmiş, Doğu bloğundaki rejim aleyhtarı entelektüellere destek vermek için toplantılar düzenlemiştir[7] (http://www.siirakademisi.com/forum2/RTE_***116;extarea.asp?mode=reply&POID=0&ID=609#_edn7).
Aydının kendini teorik alana hapsetmeme anlayışının en açık göstergesi ise bilindiği gibi 1968 olaylarıdır. Bu olaylara dönemin pek çok aydını da katılmış ve çoğunluğunu öğrencilerin oluşturduğu 1968 olaylarına pratik anlamda destek vermişlerdir.[8] (http://www.siirakademisi.com/forum2/RTE_***116;extarea.asp?mode=reply&POID=0&ID=609#_edn8)
1970***8217;li yıllardan itibaren Fransız Komünist Partisi, mücadelesini parlamenter düzlemde yürüteceğini açıklamış ve parti programına ise ***8216;ileri demokrasi[9] (http://www.siirakademisi.com/forum2/RTE_***116;extarea.asp?mode=reply&POID=0&ID=609#_edn9)***8217; kavramını koyarak, hümanist tarihsici yaklaşımını ılımlı bir düzlemde yürütmeye başlamıştır. Bu durum ise FKP***8217;nin gücünü oldukça zayıflatmıştır. Seçimlerde FKP***8217;nin %20 oranında oy alması bu gerilemeyi açıkça göstermektedir.[10] (http://www.siirakademisi.com/forum2/RTE_***116;extarea.asp?mode=reply&POID=0&ID=609#_edn10) 1936***8217;da iktidar olan FKP***8217;nin yerini 1970li yıllarda, gücünü yitiren bir FKP almıştır. SSCB***8217;nin gerilemeye başlaması ve FKP***8217;nin gücünün zayıflamaya başlaması, pek çok aydını yeniden okumalar yapmaya yöneltmiştir. Bu dönemin aydınları felsefe okumalarının yanı sıra psikoloji okumaları da yaparak, kapitalizmin yaşadığı tüm bunalımlara rağmen neden hala değişmediği sorusunu yanıtlamaya çalışmışlardır.
Tüm bu aydınların yaşadıkları dönemi ve varolan değişim ve dönüşümleri doğru bir biçimde anlamlandırma çabalarıyla gelişen derinlikli, bütünlüklü okuma ve inceleme çabası her ne kadar ortaya farklı ideolojik bağlamların çıkmasında etkili olsa da, bu farklı bağlamların, derinlikli çözümlemelerin yapılması yolunu açtığı da söylenebilir. Benjamin***8217;in Klee***8217;nin <I style="mso-bidi-font-style: normal">Angelos Novus[/I] portresinden yola çıkarak gündeme getirdiği, modernleşmeyle gelen sanatın aurasını kaybedişi sorunu ya da Adorno***8217;nun modern insanın Odysseus***8217;un sirenleri geçerkenki halini andıran yitik insan benzetmesi tüm bu çıkarımlar ışığında ayrı bir önem taşır. Aydınlanma dönemiyle tarihsel bir kopuş yaşayan insan artık ne geçmişi ne geleceği ne de yaşadığı anı yaşayabilir. Kapitalizmle gelişen insan artık metalaştırılmıştır. Adorno***8217;nun imgelemiyle, kulakları ve gözleri kapalı Odysseus***8217;tur o. Benjamin***8217;in dediği üzere yukarı çıkmaya çabalayan meleğin yüzü geçmişe dönüktür ve geçmiş yıkıntılar arasındadır.
Liberal kuramın ilerlemeci tarih anlayışına karşı çıkan Benjamin, Tiedemann***8217;ın da belirttiği yeni bir tarih anlayışı geliştirir. Klee***8217;nin <I style="mso-bidi-font-style: normal">Angelos Novus[/I] protresinde görüntüsünü bulan bu tarih anlayışı, ilerlemeler üzerine değil, yıkıntılar üzerine kuruludur. Bu yıkıntılar arasında hakikat ancak monadlarda saklıdır ve tarihsel materyalist, düşüncenin gerilimlere gebe olduğu bir sırada, onu parçalayarak bu monadlardaki hakikati bulabilir. Yine onun düşüncesinde diyalektik materyalizm, teolojiyi bütünüyle yok saymaz ve saymamalıdır. Çünkü tarihin kalıntılarında var olan hakikat bu teolojik alanı da barındırmaktadır[11] (http://www.siirakademisi.com/forum2/RTE_***116;extarea.asp?mode=reply&POID=0&ID=609#_edn11). Benjamin***8217;in sanata yaklaşımı da benzer bir biçimde şekillenmektedir. Aydınlanmayla birlikte sanatın aurası parçalanmıştır. Aura, bir zaman ve uzam içerisindeki birliği anlatmaktadır. Orada olmasına karşın ulaşılamayan bir hale. Bu aura sanat eserinin biricik olmasını sağlayan önemli bir etmendir. Ancak aydınlanma dönemiyle birlikte tüm alanlarda olduğu gibi sanat da parçalanmış, biricikliği yok olmuştur. Ancak Benjamin için, sanatın bu biricikliğinin kayboluşu olumsuz bir nitelik olduğu kadar, herkes tarafından ulaşılabilir olması nedeniyle olumlu bir niteliğe de sahiptir[12] (http://www.siirakademisi.com/forum2/RTE_***116;extarea.asp?mode=reply&POID=0&ID=609#_edn12).
Aydınlanmayla birlikte dile ve tarihe içkin olan teolojik alanın yok sayılması, sanatı kendi aurasından, dili içkin anlatısından koparmıştır. Ancak yine de Benjamin***8217;de sanatı sürekli yaratım edimini gerçekleştirerek ya da tarihin yıkıntıları arasındaki hakikati ortaya çıkararak bu sorunun üstesinden gelebilir. Enformasyon kaynaklı bilgide ise dilin bütünselliği tümüyle yıkılır. Dolayısıyla Benjamin için sanatın kaybolan aurasını yakalamak, tarihin kaybolan hakikatlerinin ortaya çıkarılması önemli bir meseledir.
Adorno da Benjamin***8217;in bu düşüncelerini temelde kabul eder. Aydınlanma kendisini geçmişin mitsel anlatılarından ve sanatın bütünsel yapısından bütünüyle koparmış ve yerine sadece miti getirerek ya da söyleminde yeni tahakküme dayalı toplumsal sistemine uygun miti geliştirerek toplumu tarihsizleştirmiş, bilimi tekniğin belirleyiciliğine indirgeyerek aklı araçsallaştırmıştır. Bunu yapan ise teknolojik bilim anlayışını temele alan tahakküme dayalı toplumsal yapılanıştır. Dahası var olan her sanat ürünü bu tahakkümün bir nesnesine dönüşebilmekte, dahası insanların kendisi nesneleşmektedir. Horkheimer da benzer bir yaklaşımı benimser[13] (http://www.siirakademisi.com/forum2/RTE_***116;extarea.asp?mode=reply&POID=0&ID=609#_edn13).
Adorno, ilkel yaşamdaki insanların doğayı taklit ederek onu anladığı ve dolayısıyla doğayla arasındaki bağı koparmadığını belirtir. Aydınlanmayla birlikte ise doğanın yerine insan yapısı yeni bir doğa anlayışının ve bu doğa ile fetişleşen kendine ve doğaya yabancılaşan insanın yeni mimessisinin geçtiğini belirtmektedir. Artık insan kendine ve doğaya yabancılaşmış bir yaşamı taklit etmektedir.
Tahakküme dayalı toplumsal sistemde, müziğin yerini icracının aldığını yani gerçekliğin yerine yanılsamaların gerçeklik sayıldığını savunmuştur. 1938***8217;de Lazarsfeld***8217;in araştırma grubunda radyo araştırmaları yapan Adorno dinleyicinin artık hakikati görmesinin önünün tamamen kesildiğinden bahsetmektedir. Elbette modern çağın insanının durumu bu kadar ümitsiz değildir ancak burada mesele bu teorisyenlerin toplumsal analizlerinin doğruluğunun sınanması değildir.
Frankfurt okulunun analizleriyle belirginleşen[14] (http://www.siirakademisi.com/forum2/RTE_***116;extarea.asp?mode=reply&POID=0&ID=609#_edn14), derinlikli ve bütünlüklü okuma ve inceleme yapmanın gerekliliği ve bunun eksikliği sorunudur. Aydınlanma dönemiyle birlikte yaşanan kırılma ve bu kırılmanın bütünsel algılama üzerinde yarattığı tahribat, Bachtin***8217;in ***8220;<I style="mso-bidi-font-style: normal">Rabelais ve Dünyası[/I]***8221;[15] (http://www.siirakademisi.com/forum2/RTE_***116;extarea.asp?mode=reply&POID=0&ID=609#_edn15) adlı roman incelemesinde de kendisini bulur. Bachtin yaşanan bu kırılma ve kopuşları, Karnaval ve karnavalesk arasındaki ayırımlardan, kullanılan argo kelimelere yüklenen anlamsal farklılıklara kadar pek çok kültürel dokuda örneklemeye çalışır. Bachtin için, eskinin tüm sınıfsal farklılaşmaları kullanılan kıyafetler ve küfürlü kelimelerle ortadan kaldıran karnavallarının yerini aydınlanma dönemiyle birlikte yalıtılmış bir eğlence modeliyle şekillenen karnavalları almıştır. Eskinin herhangi bir ayıp ya da yapaylık içermeyen cinselliği adlandıran kavramları artık bir ayıba gönderme yapmak için kullanılır olmuştur. Aydınlanma dönemiyle birlikte insanlar kendi sınırlarını çizmiş, kelimelere ve kavramlara yeni anlamlar yükleyerek ideolojik bir belirlenim gerçekleştirmiştir. İşte bu nedenle dil çok katmanlıdır ve işte bu nedenle dilde sınıf mücadelesi vardır.
Bourdieu***8217;nun toplum anlayışı ve habitus kavramı da benzer bir derinlik ve bütünlüğe sahiptir. Sınıfsal farklılıkların tek başına ekonomik ilişkilerle değil onların aydınlanma öncesinden günümüze kadar getirdikleri kültürel alışkanlıkları ile birlikte şekillendiğini belirten Bourdieu***8217;nun teorik yapılanışında günümüzün tüketim toplumuna yönelik gerçekleştirdiği eleştirel bakış, pek çok teori ve tarih analizinin izlerini taşımaktadır.
Görüldüğü üzere, üst yapısal uğrağı analiz etmek üzere çalışmalarını yoğunlaştıran ve bu temelden yola çıkarak farklı çıkarımlar ve perspektifler ortaya koyan bu ve bunun gibi pek çok teorisyenin ortak noktası, belli bir teorik çözümlemeye kendilerini hapsetmek yerine tüm toplum ve tarih anlatıları içerisinden inci tanelerini çıkarma çabasıdır. Öyleyse bir aydın için temel mesele Frakfurt okulunun teorik açılımları içerisinde bir şeyleri açıklamaya çalışmak ya da Bourdieu***8217;nun toplumsal analizlerine kapılmak yerine tüm bu teorileri incelikli ve bütünlüklü okumalarla analiz ederek ortaya derinlik ve bütünlüğünü yitirmeden bir sentez çıkarabilmektir. Bu anlamda, mesele Benjamin***8217;in <I style="mso-bidi-font-style: normal">Angelos Novus[/I] portresiyle açıklamaya çalıştığı tarih anlayışını ya da pasajlar benzetmesini göz önünde bulundururken, Adorno***8217;nun negatif diyalektik ya da aydınlanma dönemiyle yaratılan büyük kopuşun toplumlar üzerinde yarattığı hasara yaptığı vurguyu gözden kaçırmama, ya da Marx***8217;ın toplum ve tarih üzerine tezlerini yok saymadan, Bourdieu***8217;nun habitus kavramını içselleştirebilme meselesidir. Yani tüm bu aydınların yazılarında gizli olan aurayı yakalayabilme meselesidir.
KAYNAKÇA
Adorno, Theodor (1998). Minima Moralia. Çev. Orhan Koçak ve Ahmet Doğukan. İstanbul: Metis Yayınları.
Adorno, Theodor ve Horkheimer Max (1996). Aydınlanmanın Diyalektiği. Çev. Oğuz Özügül. İstanbul: Kabalcı Yayınevi.
Anderson, Perry (1989). <I style="mso-bidi-font-style: normal">Considerations on Western[/I] Marxism. Lodon and New York: Verso Press.
Althusser, Luis (2004). <I style="mso-bidi-font-style: normal">Güncel Müdahaleler[/I]. Çev. Alp Tümertekin. İstanbul: ithaki Yayınları.
Bachtin, Mihail (2005). <I style="mso-bidi-font-style: normal">Rabelais ve Dünyası[/I]. Çev. Çiçek Öztek. İstanbul: Ayrıntı yayınları.
Benjamin, Walter (2001). <I style="mso-bidi-font-style: normal">Pasajlar[/I]. Çev. Ahmet Cemal. İstanbul: YKY Yayınları.
De Grand, Alexander J. (1996). <I style="mso-bidi-font-style: normal">Fascist Italy and Nazi Germany; the Fascist Style of Rule[/I]. London:Routledge Press.
Foucault, Michel (2005). <I style="mso-bidi-font-style: normal">Entelektüelin Siyasi İşlevi[/I]. Çev. Işık Ergüden, Osman Akınhay ve Ferda Keskin. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
Horkheimer, Max (1989). <I style="mso-bidi-font-style: normal">***8220;The State of Contemporary Social Philosophy and the Tasks of an Institute for Social Research***8221;[/I]; Critical Theory and Society. Edited by Eric Bronner and Douglas M. Kellner. London:Routledge Press.
Horkheimer, Max (2004). <I style="mso-bidi-font-style: normal">Eclipse of Reason[/I]. New York: Continuum Press.
Jay, Martin (2005). <I style="mso-bidi-font-style: normal">Diyalektik İmgelem[/I]; Frankfurt Okulu ve Toplumsal Araştırmalar Enstitüsünün Tarihi. Çev. Ünsal Oskay. İstanbul: Belge Yayınları.
Reijen, Willem Van (2006). <I style="mso-bidi-font-style: normal">***8220;Aydınlanmanın Diyalektiğini Alegori Olarak Okumak***8221;[/I]; Frankfurt Ekolü. Ed. Emre Bağce. Ankara: Doğu Batı Yayınları.
Sartre, Jean Paul (1999). <I style="mso-bidi-font-style: normal">Hepimiz Katiliz[/I]. Çev. Süheyla N. Kaya. İstanbul: Belge Yayınları.






<DIV style="mso-element: endnote-list"><BR clear=all>
<HR align=left width="33%" SIZE=1>

<DIV id=edn1 style="mso-element: endnote">
[1] (http://www.siirakademisi.com/forum2/RTE_***116;extarea.asp?mode=reply&POID=0&ID=609#_ednref1) Elbette bu sadece Marksist aydınlar için değil tüm bilim insanları için önemli bir meseledir.
<DIV id=edn2 style="mso-element: endnote">
[2] (http://www.siirakademisi.com/forum2/RTE_***116;extarea.asp?mode=reply&POID=0&ID=609#_ednref2) Bkz. De Grand, 1996: 9.
<DIV id=edn3 style="mso-element: endnote">
[3] (http://www.siirakademisi.com/forum2/RTE_***116;extarea.asp?mode=reply&POID=0&ID=609#_ednref3) Bkz. Horkheimer, 1989: 30-33

<DIV id=edn4 style="mso-element: endnote">
[4] (http://www.siirakademisi.com/forum2/RTE_***116;extarea.asp?mode=reply&POID=0&ID=609#_ednref4) Bkz. Adorno, 1998: 136.
<DIV id=edn5 style="mso-element: endnote">
[5] (http://www.siirakademisi.com/forum2/RTE_***116;extarea.asp?mode=reply&POID=0&ID=609#_ednref5) Bkz. Anderson, 1989: 39
<DIV id=edn6 style="mso-element: endnote">
[6] (http://www.siirakademisi.com/forum2/RTE_***116;extarea.asp?mode=reply&POID=0&ID=609#_ednref6) Sartre***8217;ın Türkçe***8217;ye de çevrilmiş olan ***8220;Hepimiz Katiliz***8221; kitabı bu bağlamda oldukça önemlidir. Bkz. Sartre, 1999.
<DIV id=edn7 style="mso-element: endnote">
[7] (http://www.siirakademisi.com/forum2/RTE_***116;extarea.asp?mode=reply&POID=0&ID=609#_ednref7) Bkz. Foucault, 2005: 11.
<DIV id=edn8 style="mso-element: endnote">
[8] (http://www.siirakademisi.com/forum2/RTE_***116;extarea.asp?mode=reply&POID=0&ID=609#_ednref8) Di Scala ve Mastellone (1998: 194.), 1968 olaylarının eskinin katı akademik tutumunun karşısında öğrencilerin yeni dialojik bir demokrasi anlayışını talep etmelerinden kaynaklandığını belirtmektedir.
<DIV id=edn9 style="mso-element: endnote">
[9] (http://www.siirakademisi.com/forum2/RTE_***116;extarea.asp?mode=reply&POID=0&ID=609#_ednref9) Bkz. Anderson, 1989: 52-55
<DIV id=edn10 style="mso-element: endnote">
[10] (http://www.siirakademisi.com/forum2/RTE_***116;extarea.asp?mode=reply&POID=0&ID=609#_ednref10) Bkz. Althusser, 2004: 157
<DIV id=edn11 style="mso-element: endnote">
[11] (http://www.siirakademisi.com/forum2/RTE_***116;extarea.asp?mode=reply&POID=0&ID=609#_ednref11) ***8220;Pasajlar***8221; kitabında yer alan tarih anlatısında Benjamin, (2001; 37-55) teolojik alanın materyalist alandaki etkililiğini satranç tahtası ve satranç oynayan kukla imgesiyle anlatmaktadır.
<DIV id=edn12 style="mso-element: endnote">
[12] (http://www.siirakademisi.com/forum2/RTE_***116;extarea.asp?mode=reply&POID=0&ID=609#_ednref12) Bkz. Van Reijen, 2006:177
<DIV id=edn13 style="mso-element: endnote">
[13] (http://www.siirakademisi.com/forum2/RTE_***116;extarea.asp?mode=reply&POID=0&ID=609#_ednref13) Martin Jay (2005), ***8220;<I style="mso-bidi-font-style: normal">Diyalektik İmgelem***8221; [/I]kitabında, ***8220;<I style="mso-bidi-font-style: normal">Aydınlanmanın Diyalektiği***8221;[/I] adlı kitaplarında Adorno ve Horkheimer***8217;ın (1996) teorilerini insan doğa ilişkisi bağlamında sorgulayarak radikalleştirdiklerini ve radikalleştikçe de praksisten uzaklaştıklarını belirtmektedir.
<DIV id=edn14 style="mso-element: endnote">
[14] (http://www.siirakademisi.com/forum2/RTE_***116;extarea.asp?mode=reply&POID=0&ID=609#_ednref14) Burada Frankfurt Okulu ve çevresinde yer alan tüm teorisyenlerin teorik açılımlarına, birbirinden farklı bir çok teorisyenin bir çok farklı açılım ve çıkarımlarının ortaya çıkması nedeniyle yer verilmemiştir.
<DIV id=edn15 style="mso-element: endnote">
[15] (http://www.siirakademisi.com/forum2/RTE_***116;extarea.asp?mode=reply&POID=0&ID=609#_ednref15) Bachtin, 2005.

güvercin
05-02-2008, 01:01
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Koridor***8217;a Gelen Şiirler, Göğüs Kafesimde Acı ve Sonuç:[/B]
Volkan Şenkal, Koridor Dergisi Sayı 5


İlk yılın ardından kendime çoğunlukla sorduğum soru şu oluyor: nasıl oluyor da dergiye bu kadar çok sayıda kötü şiir geliyor? Özellikle ilk iki sayıda derginin sayfalarında şiire belirgin bir ağırlık verme arzumuz bizi çok sayıda şiir yayımlamaya yöneltmişti. Sandık ki sayılar ilerledikçe gelen şiirin kalitesinde de bir iyileşme olacaktır. Yanıldığımızı görüp şiir politikamızı değiştirmemiz doğal olarak uzun sürmedi. 3. sayıdan başlayarak şiire dergide ayrılan sayfa sayısının azalması bunun bir sonucu idi. İçimiz acıyarak yayımlamaktansa sayıca az yayımlamayı, eğer ki bir sayının hazırlanma aşamasında nispeten iyi diyebileceğimiz hiç şiir gelmemişse gerekirse o sayıda hiç şiir yayımlamamayı uygun gördük. Görünen o ki dergimizde şiire ayrılan sayfa sayısının ne kadar olacağının kararını artık biz değil, bize şiirlerini ulaştıran şiir yazan kitle verecek.
Bu noktada sorduğum ikinci soru ise şu oldu: bizde durum böyle, peki diğer dergilerde şiirin durumu ne? Tabi ki yayımlanan her dergiyi izleyebilmek gibi bir olasılığım yok. Ancak her ay bize ulaşan 10***8217;a yakın derginin yanı sıra kişisel olarak benim yakından izlediğim, satır satır okuyup değerlendirdiğim 7***8211;8 dergi ve fanzin, bunların da dışında her bir satırını irdelemesem de yine de incelediğim, neler yaptıklarına baktığım bir o kadar daha dergi okuma portföyümde yer almakta. Gördüğüm şu ki, onların da yayımladıkları şiirler açısından durum öyle pek iç açıcı değil. Sanki 1000 kadar adam/kadın toplanmışlar, ortak bir karara varmışlar, benzer bir şeyi yazıp durmaktalar. Bir şairin tek bir şiiri büyüterek, genişleterek, çoğaltarak bir ömür yazması tarih boyu sıklıkla görünen bir şeydir; ancak 1000 kişinin aynı şeyin etrafında dolaşıp durması, sanki benzer bir şeyi üretme çabası çok rastlanır bir şey midir gerçekten bilemiyorum. Edip Cansever şiirlerini yazarken 999 arkadaşı ona eşlik ediyordu da hepsi unutuldu, bir o mu kazıdı adını belleklerimize diye sorasım var doğrusu***8230; Keza Ece Ayhan, Turgut Uyar, Nâzım Hikmet, Ahmed Arif için de söyleyeceklerim benzer şeyler olacak. Ya da benim beynim kör, bilemiyorum, bu da bir olasılık. Belki, sözgelimi 1925***8211;1945 arasında Türkiye***8217;nin şairlerinin yarısı Nâzım gibi yazıyorlardı da bize hiçbiri ulaşamadı, biz de onun şiirleriyle yetindik***8230; Peki, durum böyleyse sonuç ne?: Kanımca Türkiye***8217;de şairler/şair adayları cümlemizin saplandığı bu kör bataklıktan başlarını çıkarıp kendilerine, yazmaya çalıştıkları şiire, yaşdaşlarının, sözdaşlarının, ***8216;konu***8217;-komşularının dizelerine yeterince bakmıyorlar, olasılık görmüyorlar. Bir diğer olasılık, ben tek başıma, yani karşı taraf olarak haksız ve yanlışım. Ne tek başıma olmak, ne haksız olmak hiç sorun değil. Hatta şunu söylemeliyim ki, eğer tek başıma karşı taraftaysam bile doğrusu her şeye karşın içim rahat olacak. Oscar Wilde***8217;ın şöyle bir sözü geliyor şimdi usuma: ***8220;Ne zaman insanlar benimle aynı fikirde olduklarını söyleseler, bir yerde hata yapmış olduğumu düşünürüm.***8221; Yukarıdaki satırlarda uzunca bir girişini yaptığım, gerek Koridor***8217;a gönderilen, gerekse diğer edebiyat dergilerinde gördüğüm şiire, yani daha kolay bir anlatımla şu an yazılan şiire ilişkin düşüncelerimi, tavrımı biraz daha açmakta yarar görüyorum. Fakat söze bence diyerek başlamanın kesin bir şekilde daha uygun düşeceğini belirtmek istiyorum. Şimdi***8230;
Bir: Güzel gibi görünen sözcük gruplarını/tümcecikleri dize formunda alt alta yerleştirmekle şiir yazılmıyor; çoğunlukla şiir görüntüsü verilmeye çalışılmış öykümsü bir şeyler oluyor ve hatta daha büyük bir çoklukla sadece bir ***8216;şey***8217; oluyor. Yılmaz Erdoğanların, Murathan Munganların şairliğinin genel okuyucu gözünde resmiyet kazanmış olduğu bir ülkede bundan başka bir şey beklenebilir mi sorusunun yanıtını ise yine kendim veriyor, ben beklerim diyorum.
İki: Dili düzgün kullanmayı bilmeyen büyük bir kalabalık var ki, dili düzgün kullanmayı bilmeyen ***8216;şiir yazanından***8217; dili düzgün bozmasını, onunla oyunlar oynamasını, zorlamasını, genişletmesini, esnetmesini, eğmesini, bükmesini, yıpratmasını, türlü -başka- hallere sokmasını beklemek de içler acısı bir sonuçla karşılaşmama yol açıyor. Fakat üzülmüyorum, üzülmüyorum: öfkeleniyorum! Nedeni açık: şiir okumayan şiir yazamıyor! Dün akşamüstü Kızılay***8217;da, Konur sokakta girdiğim bir kitapçıda, tezgâhtaki arkadaşımız kısa sohbetimiz esnasında durumun vahametini şöyle özetledi: ***8220;Herhangi bir şairin raflarımızda yer alan şiir kitabı bir yıl içinde üç adet satarsa iyidir diyoruz. Biz de bu gerekçeyle raflarımızda şiir kitaplarına üç-dört adetlik kotalarla yer ayırıyoruz.***8221; Bunun üzerine, yani şiir yazanın bile şiir okumaması söz konusu ise, başka hiçbir şey söylememeyi uygun görüyorum. Birileri eğer ki çıkar, ***8220;biz şiiri kitaplardan değil, şiir/edebiyat dergilerinden takip ediyoruz***8221; diyecek olursa, bunun da dergilerin satış rakamları dikkate alınacak olduğunda inandırıcılıktan uzak bir savunma cümlesinden başka bir şey olmadığı açık bir şekilde görülecektir.
Üç: Sadece dergiye gelen şiirler söz konusu olduğunda değil, yıllardır takip ettiğim onca edebiyat dergisinde yayımlanan, satın aldığım kitaplarda gördüğüm, fanzinlerde rastladığım, bir şekilde okuduğum çok şiire baktığımda en çok şu soruyu soruyorum kendime: ***8220;Eee? Ne anlatmış?***8221; Edebiyat/şiir dergilerinde yazan, ya da yayımlanmak üzere dergilere şiir gönderen bu ***8216;kitle***8217; için (beş on ismi ayrı tutmak kaydıyla) şunu yine üzülerek değil, fakat öfkeyle söylüyorum ki, hiçbir dertleri yok! Ortada çalakalem yazılmış, ne anlattığı belirsiz, ya da benzer konuların tekrarı, tekrarı, tekrarı şeklinde bir şiir dolaşıyor. Bakın, size açık seçik bir şey: Rahatsızlığı olmayan adamdan/kadından şiir olarak bir şey çıkmıyor, ya da ortaya çıkan şey elimizde ***8216;hiçbir şey***8217; olarak kalıyor. Yarınlara, sonraki yüzyıla asla kalmayacak, hatta bir gün sonra tek dizesi hatırlanmayacak***8230; Örneğin şu soruyu sorabilirsiniz kendinize: en son hangi şairin hangi şiirini ezberlemiş, aylarca dilinizden düşürmemiş, eş-dost sohbetlerinde, toplantılarda, sözgelimi içki masalarında okumuş, seslendirmiştiniz? Olduğu gibi şiiri ezberlemeyi bile bir yana bırakabiliriz. Hatırınızda kaç tane ***8216;iki dize***8217; kalmıştır acaba son yıllarda yazılan şiirlerden? Anladığım kadarıyla kimse akşam TV***8217;lerdeki haber programlarını seyrederken olasılık ağlamıyor, gözleri acıyla yaşarmıyor, ya da akılları kan ile dolmuyor***8230; Aşık olduklarında göğüs kafeslerinde yırtılırcasına acılar oluşmuyor. Artık kimse -önce kendinden başlayarak- öldürme eylemini düşünmüyor. Aklın işleyiş sınırları daralıyor, azalıyor, kayboluyor. Kimse hayatını o an yoldan geçen bir savaş aracının önüne atmak istemiyor ya da pipisini pantolonundan çıkarıp gidip ilk bulduğu -sözgelimi- Irak***8217;lı bir polisin kafasına işemeyi düşünmüyor, düşlemiyor. Dünyada, yer kabuğunun üzerinde korkunç şeyler oluyor. Kan ile örülü bir oyun gürül gürül üstümüze geliyor; kimsenin ***8216;orasında***8217; olmuyor! Hadi diyelim kadın şairlerimizin çıkarıp işeyecek pipileri yok. (oysa ben onların bir pipiden çok daha fazlasına sahip olduklarını biliyor, doğal olarak yazarken de o çok fazlayı ortaya sürmelerini bekliyorum. Yanlış anlaşılmaya engel olmak için kastettiğim şeyin bir vajina olmadığının altını çiziyorum. Ayrıca Osmanlı kalıntısı bir ülkenin bir kadın şairin aklı için bulunmaz nimet olduğunu düşünüyorum.) Erkek şairimiz şiirinde karşı karşıya kaldığı ciddi bir empotans sorunu ile ne yapacağını şaşırmış, sözcüklerini erekte etmek bir yana artık işemeyi bile unutmuş. Oysa trafik lambaları sırf dakikada en az bir kez kırmızı yanıyor diye bile gidip devlet kapılarına işenebilir! Çiçekleri, böcekleri ben de çok seviyorum, fakat okumaktan çok sıkılıyorum. Oysa dünya iktidarları bizleri bu derece köşeye sıkıştırmış, böylesi canımızı acıtıyorken, söyleyecek sözümüz, yüzlerine bağıracak gücümüz olmalı***8230; Bu son tümcenin ardından birdenbire yorulduğumu hissettim***8230; ***8220;Dört, beş, altı***8230;***8221; diyerek madde madde ilerleyebilirdim. Bitirdim.
Sonuç: Madem durum bu minval üzere, niçin doldurduk onca şiiri ilk sayılara? 5***8211;6 tane iyiyi basıp kenara çekilsek olmuyor muydu? Olamadı***8230; Şimdi olması için çabalıyoruz. Bu sorunun yanıtını sanırım daha bir süre, öncelikle kendi içimizde aramaya devam edeceğiz. Aslında şunu yapmak isterdim ki, önümüzdeki sayıdan başlayarak ***8220;dergiye gelen en kötü şiir köşesi***8221;ni açalım ve ayın en kötü şiirini yayımlayalım. Böyle bir şeyi günün birinde yapacak olursak ***8220;Ayın en kötü şiiri***8221; fikrini bir akşam bir birahanede karşılıklı oturmuş içerken bana öneren Utku***8217;ya (Özmakas) herkes teşekkür edebilir.
En Sonuç: Şiir yazan ve şiirlerini dergilerde okuyucularla paylaşan arkadaşlarımız, lütfen şiirin, adınızın/imzanızın bir dergi sayfasında yer almasından daha büyük ve önemli bir şey olduğunu düşünün ve ona göre yazın, ona göre paylaşın. Unutmayın ki şiiri yazanın değil, şiirin önemi var. Bizler sadece sözcüğün devamını sağlıyoruz. Dizeyi dünden bugüne taşımakla yükümlüyüz. Adlarımızın önemi yok***8230; Yazdıklarınızı öncelikle kendinize yüksek sesle onlarca kez okumadan hiçbir dizeden emin olmayın. Şiirlerinizi yazdığınız tarihten itibaren hiç değilse birkaç ay, dayanabiliyorsanız daha uzun bir süre bekleyin, bekletin. Hemen yollamayın. İlk yazıldığı an ve özellikle sonraki birkaç gün, hatta belki birkaç hafta yazdığınız şiir gözünüze daha bir başka, daha bir büyük, daha bir güzel görünecektir. Bu yüksek olasılık yeni yaratılmış olmasının etkisidir. Birkaç ay geçtikten sonra olasılık daha objektif ve daha dikkatli olabilirsiniz. Örneğin yazdığınız tarihin üzerinden 6 ay geçmiş, siz bu arada birçok yeni kitap okumuş, yeni dergileri takip etmişsiniz***8230; Yüksek olasılık yazdığınız şiire yönelik onu ilk yazdığınız zamanki duygularınızı yitirmişsiniz. Ona geri dönüp baktığınızda hâlâ iyi olduğunu görüyorsanız, buna inanıyorsanız şiirinizi dergilere yollama yoluna gidin. Artık o kadar da emin değilseniz orada durun, yeniden değerlendirin, üzerinde çalışın. Çünkü inanın ona da yazık. Eksik ya da çirkin bir doğumu hiçbir şiir hak etmez***8230; Aklımda kalan son şeyi, ama bence en önemli noktayı en sonda söylemeyi uygun görüyorum: dünyaya söyleyecek önemli bir sözünüz yoksa yazmayın. Fakat hiç değilse çok çok okuyun. Şiir kitaplarını, kitapçı tezgâhtarlarının bile alaya alarak andıkları bir ***8216;şey***8217; olmaktan lütfen kurtarın.
Hepsi bu.
Sevgiler.

Volkan Şenkal
22 Aralık 2007



Notlar:
1) Kimi yüzlerdeki gülümseyen ifadeyi tahmin ettiğim gibi küfürleri de duyar gibiyim. Konu üzerine yazacak, eleştirecek, reddedecek, katılacak herkesin yazısını kesin bir şekilde yayımlayacağımızı duyururum. (İşte burada Levent***8217;in adına da bir söz vermiş oluyorum)
2) Şiirde -kanımca- en iyiyi seçmek nasıl olanaksızsa, doğal olarak en kötüyü seçmek de anlamsız***8230; Çünkü şiirin sınırsızlığı içinde ne iyinin ne de kötünün sınırlarını çizmek akıllıca bir davranış olur. Bu anlamda, dünyanın neresinde hangi büyük sıfatlarla bir araya gelmiş ***8216;seçkin***8217; jürilerin onadığı, yücelttiği, ***8216;en***8217;lerin arasına soktuğu şiirlerin çok büyüklüğü tartışılabilecekken, herhangi bir adamın çıkıp da ***8216;dergiye gelen en kötüyü***8217; seçeceği iddiası da aynı derecede tartışmalı bir eylem olacaktır. Burada benim gerçekte yapmaya çalıştığım, şiirdeki savrukluğun, duyarsızlığın, çalakalem yazmanın, ya da dünyadaki kötülüğe gözlerini kapatmanın, görmezden gelmenin önüne biraz olsun geçebilir miyim sorusuna yanıt aramaktır. Kendimi ve Koridor***8217;u hedef tahtası haline getirme olasılığı pahasına***8230;

Erdogan Kul
05-02-2008, 02:46
Volkan Şenkal'ın düşünce ve saptamalarına büyük ölçüde katılmamak
mümkün değil. Mevcut durumun en büyük günahkârları, piyasaya dönem
dönem yoz isimler ve şiirler süren edebiyat pazarlamacılarıdır. Sanki
şiir yazmak dünyanın en kolay işiymiş gibi düşünmeye, algılamaya
başladı bu "ortam"dan beslenen okur/yazar kitlesi de böylece... Bu
"ortalama"nın dışında kalanlar, bulundukları köşelere itelendikçe
itelendiler; doğrudan doğruya "yok" muamelesi gördüler.
Pazarlamacıların yarattığı "şair" ve "şiir" imajının bombardımanı
altında, kimsenin kimseyi göremeyeceği bir puslu hava var -kalın tabakalı- şimdi edebiyat dünyamızda. Tüm emeğini şiire ya da şiir için ortaya koyanlar sanki birer kayıp çocuk gibi buradan sağ salim çıkabilmenin telaşındalar. Edebiyat pazarlamacılarının, piyasaya sürdükleri isimleri şiir tarihimizin saygın isimleriyle yan yana, sanki onlarla doğal bir bağlantı içindelermiş gibi anmaları da iyice geniş zamanlılaştırmış/ ötelemiş/ ertelemiş oldu bu düğümün çözülmesini. Niteliğin nerede ve nelerde aranması gerektiği konusunda kafalarda oluşturulan çarpıtma, meyvelerini "aynı" şiiri yazmaya çalışanlar olarak vermeye son hızla devam ediyor ne yazık ki... Buna "dur" deme gereksinimi duyan ve bu yönde adım atma cesareti gösteren herkesi koşulsuz destekliyorum...</font>
Edited by: Erdogan Kul

san_
05-02-2008, 03:29
koridordan geçerken...

şu aralar şiirin hali; "özgürce, kendine hasyazmak"gibi görünen dağınıklıkta savruluşun, aslındanereden nasıl çıktığı belli olmayan beğeni kıskacında sıkıştırılışın, uydurma kalıplara zorlanışın ya da çocukçakendini ifade etmehevesinin edebiyat adı altında debelenişidir.
piyasayı çok iyi bilmemekle beraber, okuduklarımdan edindiğim izlenim,buna çanak tutanlarınönemli bölümünün, başka hesapları olan dergiler olduğudur.
elbette yazılan herşeyin asıldığı internet ortamının konudaki günahını yadsıyamayız.
kendi yazdığını bile okumaya üşenenşiir yazanların;
edebiyat gönüllüsü olmuşlara ve olacaklarayansımasını gören, bunun şiire, şiir okuyucusuna, aklı başında yayımcıya yaptığı travmayı dillendiren,başından sonuna dek katıldığımkoridor'daki yazıyı okumuştum.
okudum bir kez daha.
konuyla ilgisi olanlarınokuması, hatta altını renkli, karanlıkta parlayan fosforlu kalemle çizmesi gerekir... diye düşündüğümbir yazı.
(ben bilgisayarımın masaüstüne attım doğrusu.)
aslındabir çoğumuzun tereddütlerini,usunda birikenlerini, çıkmazlarını, çok net veanlaşılırdilde, sade biraçıklamayla maddeler halinde yazmış, sayın volkan şenkal.
sevgililerimiz için şiirlerini ezberlediğimiz, dünyayı ateşe tutan ruhumuzu resimleyen, duyarlılığımızınemekçileri şairler nasıl insanlardılar?...
acaba, derinleşmemizi sağlayanne eksik? ya da sözcükler mi kayboldular?
şiir diye yazılanlar,gittikçe botokslu yüzlere benzemeye başladılar.çatlak aynalarda, birbirinin tekrarı, kırılmış yüz görüntüleri sanki...
zaman zaman anlamını yazanın bile unuttuğu,imge zorlamalarını sırtında taşıyan söz hamalları gibi , belleri büküldükçe, baktıkları alan daralıyor, bakışları donuklaşıyor.
kopuyor okuyucudan.
okuma özürlü bir millete yapılan kötülüklere katkıda bulunmaktan, yanyana konmuş sözler, ya da çocukça yazılmış karalamalar olmaktan öteye geçemiyor şiir diye sunulanlar. doğru.
volkan şenkal'ın dediği gibi, en doğrusu da;
" dünya iktidarlarının" oynadığı kanlı oyunlardanhabersiz,
'aydın yazar şair ...' kendini ne diye nitelerse nitelesin ama, önce insan olanın,
kopan kola acıyan yüreği yoksa, aç çocukla ağlamıyorsa, uykuları kaçmıyorsa bombalar patladıkça, tükrüğü güzel kadın ve erkek, para pul, şan şöhret dışında birikmiyorsa ağzında, söyleyecek sözü, okunacak yazısını geçiniz, bakacak yüzü olmamalı dünyaya!
yazar olsa neee, şair olsakaç yazar!

Belinde Diyarbekir kuşağı
Zulasında kimbilir hangi hınç, hangi mısra
Yürür namus bildiği yolda...
Yürür yine de yalınayak ve
ayakları yanarak.a.a.

ayağı eli yüreği yanarak, yari kara saplı bıçak gibi sineye saplayan şiirlere...
elinize sağlık sayın VOLKAN ŞENKAL. şen kalınız.

h.nebahat yalçın
Edited by: san_

Fatih Yavuz
05-02-2008, 10:06
Edited by: Fatih Yavuz

ibuyukcebeci
05-02-2008, 18:45
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
ŞAİR EN ÇOK "İNSANIN TÜRKÜSÜNÜ SÖYLÜYOR" 1


İlhan Büyükcebeci



"Peribacaları"nı "Şiirbacaları"na çevirmek için, Şiiri Özlüyorum Dergisini bir kasabada dört yıldır yayımlamak cesaretini, özverisini gösteren Fuat Çiftçi; "Şair Ne Biliyor?" sormacasına benden de yazı isteyince, aklıma Behçet Necatigil'in söyledikleri geldi:"Anket sorusuna verilecek cevaplar bir şaşırtma da olabilir pekâlâ! Çünkü biz sanatta gene de doğal oluruz da anketlerde okuyucu karşısına teori makyajlarıyla çıkarız. Güzel görünelim, beğensinler bizi! Fakat beri yanda, bizde var mı yok mu kendimize yakıştırdıklarımız, bunu düşünmeyiz. Anket cevaplarında kendimize olmadık değerler ekler; ya günün elüstü eğilimlerinden yana olur, taraf tutar, ya da ters şeyler söyleyerek inadına meydan okur, kendimizi kendimiz asarız. (....) Ben bu tür anketlerden elden geldiğince kaçındım, ama bakarsınız, şimdi tutar, cevap veririm. Ölçe biçe, nedir geçerli, ona uygun laflar ederim. Ya da şaşmam bildiğimden, dikine gider, potlar kırarım. Eh, ne yapalım, biraz da sıkıntıdır sanat."2
Behçet Hoca'nın şiiri ve yaşamıyla örtüşen sözleri. Ne denli içten ve yalansız. Otuz yıllık şiir geçmişimin anıları içinden paylaşmak istediklerim kuramsal şeylerden çok yaşanmışlıklar belki de; deneyimler, hayal kırıklığı. Yazıma başlık yaptım Aragon'un sözlerini:"İnsanın ve silahlarının türküsünü söylüyorum, dilimi başka bir şey için dövmedim, çoktan beri, bu şarkı söyleyen aracı başka bir şey için hazırlamadım... İnsanın ve silahlarının türküsünü söylüyorum, her zamankinden daha çok şimdi tam zamanı."1
"Ozan ve Gölgesi"nde "Mutluluğuyla kendisi, kendisiyle mutsuzluğu arasına hep başkalarının mutsuzluğunu oturtan ben'i biz, biz'i ben yapan; sevgi ve sorumluluk gibi iki yüce erdemin onurlu şairi P.Eluard'ın şu sözleri yıllardır elimi tutuyor "demiş Özdemir İnce. Sadece benim mi? Sadece benim değil, şiirin gücüne inanan bütün insanların: "Ozanlar her zaman haklıdırlar. Baudelaire'in yüz karalarına karşın, haklıdır ozan Baudelaire. Verlaine'in güçsüzlüklerine karşın, ozan Verlaine haklıdır. Ozanlar her zaman gerçeği söylerler, yoksa ozanlıktan vazgeçerler. Şiir yalnızca güzel değildir, güzeldir çünkü gerçektir. Ozanlar sonsuzca haklıdırlar. İnsanın insanı, dar kafalı kerestenin ozanı, cellatın kurbanı ezdiği iğrenç bataklıktan, geçmişin ve geleceğin yığınlarıyla birlikte yükselerek doğmaktır söz konusu olan. Başyapıtı, başkalarının yaşamından çıkarmak gerekir."3
Gerçek şiir/gerçek durum şiiri üzerine yazdıklarında şunları söylüyor Eluard: ".... Çünkü iki tür şiir yoktur ve lirik, epik, koçaklama, öğretici, dramatik, dizemli, özgür ya da hafif gibi onu tanımlamak için boynuna takılan bütün sıfatlar, kastedilen şeyin şiir sözcüğü, yani türkü sözcüğü olduğunu engellemekten başka bir işe yaramazlar. Şiir, türkü söyleyen dildir. İster üstünkörü bir eğitim görmüş, ister bilgin kişiler olsunlar, oturduğumuz kentin sokaklarında karşımıza çıkan on kişiye, ozanın ne anlama geldiği sorulsaydı, şöyle yanıtlarlardı bu soruyu: 'Ozan dizeler söyleyen kimsedir.' Böyle bir şey denemedim, ama eminim bundan. Örneğin Yunanistan'da, okuma yazma bilmeyen insanlarla "ozan" diye tanıştırıldığım zaman, hepsi, 'Ya, evet, bir şarkıcı!' diye yanıtlıyorlardı. Çünkü en eski zamanlardan bu yana şiir şarkı söyleyen dildir; ve bunun hiçbir zaman değişmeyeceğini düşünüyorum. Aragon, Elsa'nın Gözleri adlı yapıtına yazdığı önsözde şöyle der: Canımı alabilirler, ama türkümü susturamazlar. Şarkı söyleyen dil, umutsuzluğa düştüğünde bile umutla yüklü bir dil! Çünkü her zaman derin zekânın, sezgiye, duyarlığa, yaşama gereksinimine, yaşam sevgisine, gerçeğe dayalı usun taşıyıcısıdır. (....)
Başka ozanlar bize daha sakin, daha güçlü bir yüz sunarlar; biraz aziz gibi görünürler; bir maskeleri vardır, erdemin maskesidir bu; Homeros'tur, Shakespeara'dir, Dante'dir ya da Goethe'dir bunların adları. Egemenlik sürdüler ve sesleri, alanlarda şarkı söyleyen halk ozanlarının, anonim ve korkusuz ozanların sesi kadar nesnel olsun istediler. Homeros, Shakespeare, Dante ya da Goethe ve hatta çoğu zaman Hugo, 'ben' dedikleri zaman, çağlarının insanları için söylediler bunu. Çağlarının bilincidir onlar, tarihin büyük duruşmasında ister lehte, ister aleyhte olsun, yansız olarak tanıklık ederler, geçmişin hem temeli, hem de dayanıksızlığıdırlar."4

Bu yazı biraz turnalara, turaçlara, türkülere karışsın istedim. Çünkü Avanos denince aklıma hep çanak-çömlek ustaları gelir; yörük kilimleri, Avanoslu Selahattin, ama ille de Damsalı Refik. "Şen olasın Ürgüp dumanın gitmez" ağıdının Refik Başaran'ı. Güzel Atlar Ülkesi'nden "Ne ağladım ne güldüm / Ben bu yâre düşeli" diyerek 'Dam Başında Sarı Çiçek'i çığıran o güzel insan. On iki yaşında saz çalmaya başlayan, "Hayalde gör düşte gör / Nenni de Feridem nenni" nin uzak, kırgın yalnızlığında; 1947'de Ayaş'ın Anayurt köyünde, kırk yaşının eşiğinde, yaşama trajik bir biçimde veda eden büyük halk ozanı. Ne demişti Karac'oğlan: "Kimse bilmez, nerde kalır ölümüz."
Folklor araştırmacısı Avni Özbenli, birkaç cümle içinde Refik Başaran'ı şöyle anlatıyor: " Kara kuru yurttaş... Kendisini 1910'lu yıllarda, önce Ankara Radyosu'nda, sonra M.Sarısözen'in arşivinde, daha sonra da Columbia plak şirketi yapımcısı Mösyö Jack'ın yanında gördüm. Rahmetli, plaklarındaki yerel şive ile konuşurdu. Yani söylerken nasılsa, konuşurken de öyle. Columbia şirketine çok kazandırmış. Gözü tokmuş. Onun için Başaran'a zaman zaman ilave ücretler verdiğini, Mösyö Jack'tan dinledim."
Sanatçının insani yönünü vurgulayan küçük bir anekdot: "Merhum, bir yaz günü at üzerinde dalgın dalgın kasabaya giderken; bir ara bakmış ki, sağ ayağında ayakkabı yok. Bunu fark eder etmez hemen öteki ayakkabıyı da yola kendisi atarak şöyle demiş:Şimdi fukaranın biri tek ayakkabıyı bulacak ama giyemeyecek, bari eşini de atayım ki bulan insan sevinsin..."5

"Şair Ne Biliyor?"u kendime her sorduğumda aklıma takılan şu oldu: Şairin yaşamında yapıp-ettikleri. Eylemleri. Yine Eluard'ın sözleri ışık tutuyor bize: "Ozanın yalan söylememesi koşuluyla şiirsel dehadan (biz buna bilgiyi de katabiliriz, İ.B.) söz edebileceğimizi biliyoruz. Ve günümüzde yalan söylememek; çalışmak, bir şey yapmak, bir iş görmek demektir.Şiir bir eylem olanağı, ilerleme olanağı olmalıdır, çünkü şiir bütün pencerelerde, bütün ufuklarda şarkı söyler, yalana karşı gerçekliğin ve örnekliğin şarkısını söyler."6 Yıllardır dergilerde yazan şair/yazar/eleştirmen belli imzalar var. Sürekli insanlık dersi verip, başkalarını eleştiriyorlar. Özveriden, emekten, erdemden, onurdan, dostluktan ve başka önemli değerlerden söz açıyorlar. Bıkıp usanmadan. Ne ki yaşamın gerçekliğinde yazdıklarıyla yaptıklarının örtüşmediğini görüyoruz. Vefadan, kadirbilir olmaktan, incelikten öylesine uzaklar ki. 'Keşke hiç karşılaşmasaydık' diyorsunuz. Keşke yazılarında kalsalardı, uzak; imgelemimizde...
Bu arkadaşlarla çeşitli etkinliklerde, başka kentlerde, fuarlarda rastlaşıp tanışıyorsunuz. (Bazılarını zaten yıllardır tanıyorsunuz; yüzyüze-mektup-telefon.) Bir Anadolu gezisinde rasgele selamlaştığınız bir köylü, size hemeninden çay-kahve ısmarlayabilir; hatta (ve hâlâ) sofrasına da konuk çağırabilir. Ama bu edebiyat dostlarının size bir çay bile ısmarlamadığını gördüğünüzde; sizi unufak eden hayal kırıklığını, düşünmenizi isterim. Bazılarının tanıdığı halde, görmezden geldiğini. Uzak durduğunu. Vefa'nın İstanbul'da artık yalnızca bir semt adı olarak kaldığını. Ayakkabısının tekini, dalgınca düşüren Refik Başaran'ın "bulan insan sevinsin" diye; diğerini de attığını, düşünmenizi isterim. Şairin bildiği bu olabilir mi(ydi)?
Günümüzde şairliğin kimilerince sürekli 'meyhane birlikteliği' gibi algılandığını; dahası şiirin neredeyse bir 'rakı muhabbeti'ne indirgendiğini görüyoruz. Oysa yine Eluard'ın sözleri geliyor aklıma: "Beni coşturan bir sözcük var. Duyduğum zaman şiddetli bir titreme, büyük bir umut, en büyük umudu, insanları ezen yıkım ve ölüm güçlerini bozguna uğratan umudu iliklerime kadar hissettiğim bir sözcük:Dayanışma sözcüğü."7 Biz bunun yanına daha bizden, daha Anadolu kokan imece sözcüğünü de bitiştirebiliriz. "Yakımlar"da bir "Kasabalı Lorca" umudu. Esmer bir iyilik. Akşam serinliği. Erken ölümlerin hüznü. Abdülkadir Bulut'tan üç dize: "Arkadaş adreslerinde eskiden / İncecik ve güzel şeyler vardı / Gençliğimize ve geleceğimize dair" Şair ne biliyor ki?
Ve Behçet Necatigil'in şu sözünü de yürekbaşımda tutuyorum her zaman: "Şairin ruhu, şiirdeki ruhuna paralel değilse, hayatı şiirlerini doğrulamıyorsa, kelimelerden doğacak şiir bir oyun, bir hüner olarak kalır. Şiirin sadece bir hüner olduğunu sanmıyorum."8

Şair ne biliyor? Belki de hiçbir şey. Olsun. Fransız şairi Benjamin Peret'den çok eski bir çığlığı hiç unutmuyorum ya, öylesine bağışlayıcı:
"Sizler kardeşlerimsiniz benim, çünkü düşmanlarım var."9


__________________________________________________ ___
1 Ozan ve Gölgesi, Paul Eluard, Çeviren: Özdemir İnce
Aragon, Elsa'nın Gözleri'nin önsözünden (s.53)
Adam Yayıncılık, Şubat 1984
2 Bile/Yazdı, Behçet Necatigil, (s.60-61)
YKY, Aralık 1997
3 Ozan ve Gölgesi, (s.7)
4 Ozan ve Gölgesi, (s. 40-41-42)
5 Ürgüplü Refik Başaran, Bayram Bilge Tokel, www.kalan.com
6 Ozan ve Gölgesi, (s. 46)
7 Ozan ve Gölgesi, (s. 63)
8 Bile/Yazdı, Behçet Necatigil, (s. 44)
9 Ozan ve Gölgesi, (s. 64)

güvercin
18-02-2008, 01:27
Görünen o ki yazılan mesajlardan herkes durumdan bir şekilde şikayetçi ve olumlu şeyler olmasını istiyor.
Levent Özbek

güvercin
20-03-2008, 00:56
Koridor nisan sayısını hazırlıyor yazı göndermek için son 1 hafta

vahdettinyılmaz
20-03-2008, 13:54
Koridor,severek okuduğum ve okuduktan sonra birşeyler öğrendiğimi hissettiğim bir dergi.

Şiirin ve edebiyatın Koridor Dergisi'ne gerçekten ihtiyacı var.

güvercin
23-03-2008, 02:34
teşekkürler
levent özbek
dergi editörü

san_
23-03-2008, 23:15
sevgili vahdettin yılmaz,
sözlerinizin altına "denden" koyuyorum. dergi; editörü, yazarı, şairiyle ruh bulur. kaliteyi onların kalemi ve duruşu belirler. bu kadroyu sevgiyle selamlıyorum.Edited by: san_

güvercin
26-03-2008, 00:33
Okuyucu ve izleyiciler olmasa kadro ne işe yarar ki!
Levent özbek

güvercin
17-04-2008, 17:27
Koridor Dergisi Yayın Kurulu üyesi Volkan Şenkal'ın ikinci şiir kitabı
'yontma can devri'ni
dergimiz aracılığı ile edinmek isteyen okurlar, Levent Özbek adına 5607426 no'lu posta çeki hesabına 5 ytl yatırarak kitaba sahip olabilirler.
koridordergi@yahoo.com

güvercin
28-04-2008, 00:32
Koridor <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Kültür Sanat Edebiyat Dergisi
Yıl 2, Sayı 6, Bahar 2008
Dergi Editörü : Levent Özbek
Mail : koridordergi@yahoo.com (koridordergi@yahoo.com)
Web : www.koridordergi.blogcu.com (http://www.koridordergi.blogcu.com/)




<TABLE =MsoTableGrid style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; MARGIN: auto 4.8pt; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne; BORDER-COLLAPSE: collapse; mso-table-layout-alt: fixed; mso-border-alt: solid text .5pt; mso-yfti-tbllook: 480; mso-table-lspace: 7.05pt; mso-table-rspace: 7.05pt; mso-table-anchor-vertical: page; mso-table-anchor-horiz***111;ntal: page; mso-table-left: 20.45pt; mso-table-top: 142.9pt; mso-padding-alt: 0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-border-insideh: .5pt solid text; mso-border-insidev: .5pt solid text" cellSpacing=0 cellPadding=0 align=left border=1>
<T>
<TR style="mso-yfti-irow: 0; mso-yfti-lastrow: yes">
<TD style="BORDER-RIGHT: text 1pt solid; PADDING-RIGHT: 5.4pt; BORDER-TOP: text 1pt solid; PADDING-LEFT: 5.4pt; PADDING-BOTTOM: 0cm; BORDER-LEFT: text 1pt solid; WIDTH: 351pt; PADDING-TOP: 0cm; BORDER-BOTTOM: text 1pt solid; : transparent; mso-border-alt: solid text .5pt" vAlign=top width=468>
Ankara Balâ***8217;da Deprem, Yıkılan Bir Minare ve Düşündürdükleri: (deneme)
Eşsesli Hüzünler: Özgür Özmeral ile Söyleşi
Yanılgı (öykü)
Cenaze Merasimim Şiir Nazım Hikmet
Annem Bu Satırları Okuduğunda Onun Çocuğunu Öldürmüş olacağım(deneme)
Romantik Şiirden Üç Renk ***8211; çeviri şiir
Yaşlılar- Çeviren: Senem Zeynep Ünsal -şiir
Yazarak Yaşamak (deneme)
Tarlabaşı***8217;nda Bir Gece (öykü)
Yuvarlanan Dudakları (eleştiri-inceleme)
Vuruldum, Kanım Kalsın Diye Yerde (şiir)
Kolaj: Sabah Yıldızı (şiir)
Yeni Başlayanlar İçin Aşk (şiir)
Göğsümde Tütsülenen Bahar (şiir)
Lacan***8217;ın ***8220;kadın yok ***8220; önermesinin metaforu: Gomeda (inceleme)
Yürekteki Kuş (öykü)
Zeki Demirkubuz Sinemasında Varoluşçu Öğeler (Araştırma)
Masum (şiir)
İbrahim ağbi ***8211; Mahsun Doğan
Bir Edebi Kişilik- Anna Ahmatova (inceleme)
Epigramlardan Uyarlamalar (çeviri şiir)
Etnik Müzik İlginç mi? (araştırma)
Topraksız Kaldın Yine (şiir)
Bir Kapağın Altını ***8211; Çeviren : Sedef Ünal- Çeviri şiir
Sesimde Hüzzam Söyleşir ***8211; (şiir)
Hercai (şiir)
Renkli Anahtar (şiir)
Aşk Raporu (şiir)
Bulmaca
</TD>
<TD style="BORDER-RIGHT: text 1pt solid; PADDING-RIGHT: 5.4pt; BORDER-TOP: text 1pt solid; PADDING-LEFT: 5.4pt; PADDING-BOTTOM: 0cm; BORDER-LEFT: #ece9d8; WIDTH: 11.8pt; PADDING-TOP: 0cm; BORDER-BOTTOM: text 1pt solid; : transparent; mso-border-alt: solid text .5pt; mso-border-left-alt: solid text .5pt" vAlign=top width=16>
</TD>
<TD style="BORDER-RIGHT: text 1pt solid; PADDING-RIGHT: 5.4pt; BORDER-TOP: text 1pt solid; PADDING-LEFT: 5.4pt; PADDING-BOTTOM: 0cm; BORDER-LEFT: #ece9d8; WIDTH: 105.2pt; PADDING-TOP: 0cm; BORDER-BOTTOM: text 1pt solid; : transparent; mso-border-alt: solid text .5pt; mso-border-left-alt: solid text .5pt" vAlign=top width=140>
Volkan Şenkal
Ersan Erçelik
Şenay E.Aksoy
Ustalardan
Toprak Işık
Güliz Mutlu
Jacques BREL
Hayrünnisa Günel
Sonat Şen
Hüseyin İçen
Kaan Koç
Petek İrdam
Caner Ocak
Suzan Şan
Betül Yazıcı
Senem Dere
Didem Arıkan
Taner Cindoruk
Volkan Şenkal
Beyhan Asma
Güliz Mütlu
Selçuk Dalar
Levent Özbek
Henrik Norbdrandt
Kemal Şakir Çınar
Emel Nişlioğlu
Sevil Avşar
Volkan Şenkal
Nuri demir</TD></TR></T></TABLE>

güvercin
02-05-2008, 00:48
Petek İrdam ***8211; Koridor Dergisi Sayı 6, Bahar 2008<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />


Kolaj: Sabah Yıldızı

Ben Ankara mıyım ki
***8220;Günaydın Ankara, iyi geceler!***8221;
Vardığım varmak istediğim değil
Uzun gecenin közü
Soğukla dinlenen ates
Biz aynı ırmaktan mı geçtik
Drina Köprüsü***8217;nde kanla serkes
Kaskatı elleriyle süfli bir sairin
Nereye tutunduğu belli midir?
Çevreni yorgun kara bir trenin
Paslı tutamaklarına mı dersin
Yoksa gelip geçmekte olan demir
Geyiklerle avutulan ölüme mi?
Pencere pervazıyım
Sahra tozlarını tasır güney
Zürafayım boynu yesilden ince
Sen hiç gökyüzü oldun mu Hümeyra
Kertenkele
Isık onu yaralar tarih öldürür
Ah imgelemin saçları dağınık hali
Sen de olmasan neyle avunurdu dizelerim
En çok günahkâr düslerime vuruyor bu sehir
En çok zaman-tanrı-zaman
Kendi kuyruğunu sokan bunak yılan, hergele!
İmgelemin sağanağından ıslanmadan geçmek mi dedin
Balını çürüten kraliçe arı askerlerini öldürüyor*
Kutlu bilgimi çiğniyor ruhun karanlık gecesinde
Son tanığı uzun saçlı askerdi
Onu da ben vurdum bilesin
Mağribi taslar gülden bir çelenk inleyen göğsünde
O göğüs benim!
Esmer adalar gün çiçeklerim:
Dünyanın bütün sairleri birlesiniz!
Apartman boslukları son mevziinizdir
İleri!
Nar! Nar! Nar!
Uzun bir film anlatısıydı Nigar
Kızıl sevgilisi sahne gerisinin:
Bütün antolojileri dolastım
Bütün arzuları aldanısların alegorisini
En fazla bir salon boyu büyüdü çocukluğum
İki karıs yatak odası iç güveylik
Daha birkaç bin yıl oldu
Öğrendim olanaksızlığını tenin
Öğrendim! Sairler adası yok!
Priapos çirkin sevgilim
Arsız tanrısı dölyataksız kutsal fahiselerin
Yüzü serüvendir oysa söylence yatağıdır elleri
Gelibolu***8217;dan Lâpseki***8217;ye boğazı yırtarcasına bağırır:
Bütün asklar aynı! Bütün asklar aynı!
Sözcükler gölgedir
Simsiyah günesimiz som ağızlı
En savunmasız olduğun anda yırtar
Yıldızsız gökten karanlık safağını
Priapos! Esrikliğin oğlu!
Annen nerede güzelliğin askın?
Bir bilsen ne çok benzeyeceğiz birbirimize
Koptuğunda o biricik telin
Ben anneme hiçbirini söylemedim
Küçücüktüm yuttu yakamozları:
Oyun gibi yasa cinayet gibi sakın!
İncir ağacı yüklü
İncir ağacı ağır
Bugün dolunayım
Bakireyim yarın
İnsan dillerinin çaresiz kaldığı yerde
Kusdiliyle anlatmak gerek kusdiliyle
Fazıl***8217;dan önce Fazıl
Melih***8217;ten önce
Beni ölümüme hazırlayan arzumun sabah yıldızı
Alaylarınla beni tası kutsal atesine aldanısların
Suya inen atlarla bir kıyısındayım koyu ormanın
Ormanın beni umursamıyor
Umursamıyorum ağaçkakanı
Esrikliğim: Kör tacım!
Ben Ankara mıyım ki
***8220;Günaydın Ankara, iyi geceler!***8221;
Vardığım varmak istediğim değil
Uzun gecenin közü
Soğukla dinlenen ates
İste yürüyor soysuz kaldırımlarda
Basında arılardan bir bulutla
Askerlerini öldürüyor kraliçe arı

*M. Koçak***8217;tan

nursena
03-05-2008, 12:35
Gözlerinize giremez güneş
Sahipsiz uçurumlarda kollar bacaklar kesilir
Saramaz en küçük yarayı karşına duran
Kocaman olur yüreğindeki gözyaşların..


Bu şiiri yazana, bu güzel yüreğin sahibine selam olsun.

güvercin
04-05-2008, 22:37
ROMANTİK ŞİİRDEN<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
ÜÇ RENK

<I style="mso-bidi-font-style: normal">POE-KEATS-ROSETTI[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Güliz Mutlu[/I]



<I style="mso-bidi-font-style: normal">Y[/I]ıllar oldu, çok yıllar önceydi,


denize kıyı bir ülkede, bir kız yaşardı,
tanırsınız belki, ANNABEL LEE, adı;


ve, o kızın aklında bir tek şey vardı:
bana aşkıyla, ona aşkımla yaşardı.





O denize kıyı ülkede,


ben oğlan, o <I style="mso-bidi-font-style: normal">kız[/I] çocuk, ama,


biz, öylesine aşıktık ki birbirimize aşktan öte


ölesiye aşıktık, ben ve Annabel Lee,


gökte uçan melekler göz etti aşkımıza;





ve, sırf bu yüzden, çok zaman önce,


o denize kıyı ülkede, kem bulut ayaz üfürdü,


buz kesti güzel Annabel Lee;


sonra, soylu atası, akrabası üşüştü


başıma onu benden alıp götürmeye uzaklara,


o denize kıyı ülkede, onu bir mezara kapamaya.





Gökteki, cennetteki melekler tatmamış hiç böylesi


mutluluğun birazını bile, bize onlar ilendi-


Tabi!- sırf bu yüzdendi,


(o denize kıyı ülkede, bunu herkes bilirdi!)


kem bulut ayaz üfürdü, gece vakti,


dondurdu, öldürdü Annabel Lee***8217;yi;


<I style="mso-bidi-font-style: normal"> [/I]


ama, aşkımız, daha güçlüydü, -bizden


arif ihtiyarların aşk bildiğinden-


ve de, ne gökteki, cennetteki meleğin cümlesinin,


ne de deniz dibindeki bin bir türlü ecinninin


asla yetemez gücü ruhumu söküp koparmaya


güzel Annabel Lee***8217;nin ruhundan beni ayrı komaya;


çünkü, ay asla ışımaz düşlerini taşır bana,
güzelim Annabel Lee,
ve o yıldızlar asla doğmaz gözlerin pırıldar bana,
güzelim Annabel Lee;
ve, ben, böyle, geceler boyu, yatarım yanı başında,
sevgilim, -sevgilim-, hayatım, gelinim
denize kıyı mezarında,
denizin uğuldadığı kabrinde.


Edgar Allan Poe, (19 Ocak (http://tr.wikipedia.org/wiki/19_Ocak) 1809 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1809) Boston (http://tr.wikipedia.org/wiki/Bost***111;n) - 7 Ekim (http://tr.wikipedia.org/wiki/7_Ekim) 1849 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1849) Baltimore (http://tr.wikipedia.org/wiki/Baltimore)) Amerikalı yazar ve şair. Kendisi Amerikan Romantik Akımı'nın öncülerinden biridir. Tiyatro oyuncusu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Annesi veremden ölür, babası evi terk eder. <I style="mso-bidi-font-style: normal">Morgue Sokağı Cinayeti[/I], <I style="mso-bidi-font-style: normal">Oval Portre[/I] gibi düzyazı örneklerinden başka, <I style="mso-bidi-font-style: normal">Kuzgun, Annabel Lee, Helen***8217;e[/I] gibi ustaca kurgulanmış şiirleri de bulunmaktadır. A.B.D.***8217;nin ilk büyük edebiyatçısıdır. Poe***8217;nun Annabel Lee şiiri Dünya şiirinin en güzel örneklerindedir. Şiirin diğer Türkçe çeviriler arasında Melih Cevdet Anday***8217;ın çevirisi en iyi Annabel Lee çevirisi kabul edilir.




<I style="mso-bidi-font-style: normal">B[/I]eni hatırla gittiğimde uzağa,
Gittiğimde çok uzağa, o sessiz toprağa;
Elimden tutamadığında sen benim asla,
Yarı yoldan geri dönemediğimde kalmaya,
Beni hatırla bana günbegün anlatamadığında
Düşlediğin geleceğimizi,
Sen yalnız beni hatırla,
O zaman çok geç olacağını anlarsın
Çare aramak için, yakarmak için.
Olur da unutursan beni bir anlığına
Ardından hatırladığında, yas tutma:
Çünkü eğer karanlık ve yıkım efkâr salarsa
Bir zamanlar benim dolandığım aklına
Hatırlayıp üzüleceğine
İyisi mi sen unut ve gülümse.


<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Christina Georgina Rosetti[/B], (5 Aralık 1830-29 Aralık 1894) İtalyan eğitimli anne babanın çocuğu olarak Londra***8217;da dünyaya gelir. Ressam şair Dante Gabriel Rosetti***8217;nin kız kardeşidir. Şiire yedi yaşında başlar. Otuz bir yaşında şiirleri basılmaya başlar. Lord Byron***8217;un yakın dostudur. Elizabeth Barrett Browning gibi dönemin önde gelen kadın şairlerindendir. Eserlerinden örnekler<I style="mso-bidi-font-style: normal">: Gulyabani Dükkanı ve Diğer Şiirler[/I] (1862), <I style="mso-bidi-font-style: normal">Dizeler [/I](1893), <I style="mso-bidi-font-style: normal">Bir Tören Alayı ve Diğer Şiirleri[/I] (1866).

<I style="mso-bidi-font-style: normal">S[/I]enin kadar metin olabilsem-
***8212; Gecenin tepesinde yapayalnız ihtişamıyla sallanan,
Ve sonsuz, bir orada bir burada göz açıp kapamalarıyla
Seyre dalan, doğanın uyku bilmez, sabırlı abdalı gibi,
Yeryüzünde insanoğlunun kıyıları etrafında
Arı duru abdestin dervişvari işinde devinen sularına, ya da,
Dağların ve fundalıkların üstüne yeni, yumuşacıktan yağan
Karın örtüsüne bakan***8212; parlak yıldız!
Hayır! ***8212;metinim hala, değişmezim.
Güzel aşkımın serpilen göğsününe yaslanıp
Göğsünün yumuşacık iniş kalkışlarını daima hissederek
Daima tatlı bir yorgunlukla uyanık kalıp,
Hala, hala onun usul usul aldığı nefesi dinleyerek,
Ve daima böyle yaşamak ***8212;yoksa ölmek için.



<B style="mso-bidi-font-weight: normal">John Keats[/B] (31 Ekim 1795-23 Şubat 1821), Tüccar bir ailenin dört çocuğundan biri olarak Londra***8217;da dünyaya gelir. Küçük yaşta anne ve babasını kaybeder. Yirmi beş yıl süren yaşamında Romantik edebiyatın en seçkin örneklerini verir. Edmund Spencer, John Milton ve William Shakespeare***8217;in etkisinde kalır. Bütün eserleri: <I style="mso-bidi-font-style: normal">Şiirler [/I](1825), <I style="mso-bidi-font-style: normal">Endymion [/I](1818), <I style="mso-bidi-font-style: normal">Lamia, Isabella ve Aziz Agnes Arifesi, ve diğer şiirleri[/I] (1820).





<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">KAYNAKÇA[/B]

Driver, Paul, <I style="mso-bidi-font-style: normal">Romantic poetry[/I], Penguin, London, 1995.

Sitterson, Joseph C., <I style="mso-bidi-font-style: normal">Romantic poems, poets, and narrators[/I], Kent State University Press, Ohio, 2000.

Linkin, Harriet Kramer, <I style="mso-bidi-font-style: normal">Romanticism and women poets: opening the doors of reception[/I], University Press of Kentucky, Lexington, 1999.

Lehman, David, <I style="mso-bidi-font-style: normal">The Oxford book of American poetry[/I], Oxford University Press, Oxford, 2006.

güvercin
18-05-2008, 01:02
Koridor Dergisi, Sayı 6, Bahar 2008<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
www.koridordergi.blogcu.com (http://www.koridordergi.blogcu.com/)



YAZARAK YAŞAMAK
Hayrünnisa Günel


Bir yazarın takviminden***8230;

Günlük yazılacak, radyo oyununun son bölümleri yetiştirilecek, şiir yarışması dosyaları okunacak, biten öykünün düzeltmeleri yapılacak, romana yeni bölüm yazılacak, söyleşi için hazırlanılacak. Öğleden sonraki etkinliği unutma! Akşam galerideki sergiye katıl. Kör Melek ve Silgiler***8217;i okumaya devam. Kar ve Kaplan filmine git!

Hiç kimse ona ***8220;Ne zaman yazıyorsunuz?***8221; diye sormamalı, ***8220;Ne zaman yazmıyorsunuz?***8221; daha uygun düşer. Aynı evde yaşasak da birlikte olduğumuz zamanlar yazıdan geriye kalanlar***8230; Genellikle akşam yemeğinde ya da kahvaltıda. Geceleri yazmayı yeğleyip gündüz saatlerinde uyumaya çalışan eşimin önce yazmak sonra yaşamak olan düzeni bozulduğunda dengeleri de bozulur. Bu nedenle birlikteliğimiz sımsıkı bağlı ama alabildiğine özgür yaşantıların güçlendirdiği özlemekli, tutkulu ama çok zor bir ilişkidir. Özgürlük ve bağımsızlık onun gibi benim de karakterim olduğundan hayatı paylaşmayı uzun zamandır sürdürüyoruz.

O, bu dünyada yaşamayan bir dünyalı.Yaşamı iki perdelik sürekli bir yolculuk. Birinci perde içine kapandığı, yaratma ve yazma süreçlerinin tamamında etkin içsel yolculuklarından oluşuyor. Yaşamdan uzaklaşarak imgelemindeki yaşamı var ettiği ***8220;değiştirme-dönüştürme-arındırma***8221; zamanlarının sonsuz yolcusu, kaptanı olan Burhan Günel. İkinci perde yaratılarını toplumla paylaştığı, somut yolculukları; zorunlu ya da geçici yer değiştirmeleri, yazın yolculuklarından oluşuyor.

Birbirinin ardılı her iki zaman diliminde de yazarın gittiği yer aynı. Kendisi ve başkaları. Eriştiği uzaklık insan. Yazarın ***8220;yaratmak ve yazmak ***8220;serüveninin temelini oluşturan***8221; insana, dolayısıyla kendisine ulaşma çabası aynı zamanda yazarı da insanlığın yücelerine taşıyan, sıra dışı, birikimli, farklı kılan eylem. Yazmayı çıkardığınızda yazarın yaşamı nedir ki? Anlamsız, boş zamanlar toplamı, angarya. Oysa yazma tutkusu taşımayanlara göre yazar yarım, eksik yaşıyordur hayatı, daha da ilerisi kağıt üzerindeki yaşamdır onlara göre yazmak eylemi; kuru, sıkıcı, eğlencesiz. Oysa yazın adamı iki kez yaşar hayatı. Gerçek yaşamı ve imgelemindeki yaşamı. Onun için renkli olanı, öncelikli olanı yazdığı yaşamdır. Sonsuz yaşantıları barındıran, bin bir kimlikli, gerçek yaşamın izlerini süren, kimi zaman kalabalık kimi zaman yapayalnız ama hep değişen, dönüşen bir canlıdır imgelem. Düşleri, umutları olmadığında kurur, solar yazar. Yazmak yaşamaktır bu bağlamda. Ve denge***8230; Gerçekle düş arasındaki bu incecik ipte ne çok hırpalar kendini yazar ne çok öldürür ve yaratır yeniden.

Kendini yazıya adamış bir yazarın eşi olarak onun yazma süreçlerine ilişkin gözlemlerimden olabildiğince nesnel bir bakışla, insanın kendisinden söz etmesinin zorluğunun da ayırdında olarak, içtenlikle söz etmeliyim***8230; Şunu söyleyebilirim ki, onun yaratma süreçlerinde çektiği sancıları anlıyor, o denli olmasa da ben de çekiyorum. Burhan Günel yapıtlarının özünü toplumundan alan, toplumcu gerçekçi sınıflandırmada yer alan bir yazar. Oysa yalnızca serüven, polisiye, fantazya, popüler edebiyat yazan bir yazarın eşi olsaydım hayatım oldukça eğlenceli ama insansız geçecekti.. İçinde yaşadığım toplumun bireyi, bütünün parçası olarak mutsuzlukları görmezden gelmem, aldırmazlık ve duyarsızlıkla hayatı bir film izler gibi yaşamam insanlığımı tartışılır kılardı. Daha çok gören, gözleyen, duyumsayan, düşünen ve acı çeken bir yazarın eşiyseniz bu sorumluluğunuz ikiye katlanıyor. Yazar ağır bir dünyanın yükünü hepimiz gibi hepsini kullanamadığı beyninde taşıyan, zor hayatlar saklayan acıyı umuda dönüştürmeye çalışan bir işçidir aslında. O, gerçeğin izdüşümlerini yaratır, çok boyutlu bakmaya çabalarken bütün boyutların bedelini ödeyerek yazar, yazar***8230; Gerçekler çirkinse öfkeyi, tepkiyi, başkaldırıyı yaşamadan yansıtamaz, üstelik çirkin için umut yaratmalıdır aynı zamanda. Gerçekler, iyiyse, güzelse karşıtlarını gösterebilmelidir ki sorumluluğunu yerine getirsin. Böylece yorgun beyniyle dünyayla uyumsuzluğunun, muhalif oluşunun, karşı duruşunun boyutlarını her gün daha da genişleterek acıların doruğunda kendini tüketir yazar.

Sonlandırılmış her yapıt bir moladır onun için. Bütün yorgunluğunu unutarak yeniden yaratmaya koyulur. Bu bir tutkudur. Bu tutku olmadığında yazmak işkencedir. Bir ömür böyle sürer gider.Yazma sürecini bir romanla somutlamam gerekirse Ateş ve Kuğu iyi bir örnektir. 1993 Sivas Kıyımı***8217;nı konu alan 2005 Yunus Nadi Roman Ödülüne değer görülen yapıtın kahramanları gerçek hayattan, buna yazar da dahil. Kurgusal bölümün kahramanı Baharten ise yazarın türevi. Çoğu okurun kolayca yakıştırdığı gibi yazarla anlatıcıyı, yazarın yaşamıyla anlatıcının yaşamını özdeşleştirmeye bile gerek kalmadan yazar gerçek kimliğiyle katılıyor romana. Kitabı bitirdiğinizdeyse ne anlatıcı Burhan Günel***8217;dir ne de kurgu kahramanı Baharten. İkisi de yaşamın gerçekliğinden roman gerçekliğine taşınmışlardır. Gerçek hayattan alınmış bir olayın, gerçek kişilerin kurgusal anlatıda sanatın birer öğesi durumuna dönüştürülmeleri, roman bütünlüğünü, dengelerini koruyabilmek için olmazsa olmaz bir kuraldır bu. Oysa yazma eyleminin içinde olmayan ya da bu sürece tanıklık etmeyenler ne yazık ki sorarlar hep: ***8220;O, siz misiniz?***8221; Bana da çoklukla yöneltilen bu sorunun yanıtı şudur: ***8220;Hem benim hem ben değilim.***8221; Burhan Günel***8217;in yaratma sürecinde yaşadığı değişimlere uyum sağlayabilmem, onu anlayabilmem hatta anlayış göstermem bu gerçekliği kavradıktan çok sonraydı. İlk günlerde yanılgılara düştüm, roman kişilerini kıskandım, içimi acabalarla doldurdum, ondan kuşku duydum. Sonra anladım ki yazar dünyadan aldıklarını bize verirken insana, olgu ve olaylara bilinçli ya da bilinçaltı bir büyüteçle yeniden bakıyor, ardından bir dürbünle uzaklaşıyor ve kendi cehennemine tutsak yazma odasına kapanarak, dünyayı unutarak yeni bir dünya yaratıyor.Yaşamdaki ***8220;şimdi***8221;yi yazıda dün ve yarınla harmanlayarak belleğini yitiriyor. Yaşam duruyor orada öylece yalnızca yaratmak ve yazmak kalıyor ve artık yazma zamanı Burhan Günel***8217;in. Birlikte yaşadığım adam çekildi kabuğuna. Silindi yeryüzünden. Çalkantıları, huzursuzlukları başladı yine. Yazarak kurtulmak istiyordu hem kendini hem dünyayı taşımaktan, eli tutuştu yazma isteğiyle. Artık alışmıştım onun bu durumuna kabullenmiştim. Ama bu kez farklıydı. Yazarak da kurtulamadı ateş çemberinden. Gecelerce uyumadan yüzü bembeyaz, boşluğa asılı bir ampul gibi sallandı, silindi zamandan. Niçinini bilmeden saatlerce donmuş oturdu yazı masasında gece yarıları. Acılı, mutsuz, dipsiz bir karanlıkta yitti gitti sevdiğim adam. Boşlukta gidip geldiği yerlerden gözlerinde, ellerinde, göğsünde taşıdığı ateşleri bana da uzatıyor, durmadan yaşıyordu, durmadan yazıyordu. Bir türlü aklının almadığı, kabullenemediği, zaten bir insan aklının hiçbir zaman kabullenemeyeceği bir görüntüyü; kendilerine genç, kendilerine aydın, kendilerine sanatçı dediğimiz insanların bir otele doldurularak yakılması gerçeğini, Sivas Madımak kıyımını yazıyor yazdıkça da daha beter gömülüyordu içine. Olaya daha nesnel bakabilmek için on yıl beklediğini ve bu sürenin acısını daha da bilediğini seziyordum. Zaman nasıl köreltebilirdi ki o her yanları kara, kapalı, yalnızca gözleri görünen elleri meşaleli şeytanların yaktığı insanların acısını. Üstelik hâlâ yakıyorlardı bizi***8230;
Yıl 1993, AMASRA, Canlı Balık Lokantasındayız.Yeni tanışmışız. O zamanlar aramızda nergislerden başka hiçbir şey yok. Bir de sezgilerimiz. Özgür ve coşkuluyum. Oturduğumuz bölüm akvaryum gibi. Önümüz deniz ve silme kuğu***8230; Akşamın buğusu kuğuların beyazına vurmuş. Hiç yazar tanımamışım yakından. Mutsuzluklarına tanık olmamışım. Karşımda suskun bir adam .Yüzü akşamdan da kara. Öylece oturuyor. Aklı başka bir yerde gibi ağır davranıyor, yitik bakışlı, ilgisiz, umarsız bir gülümseyişte kalmış. Sessizce kuğuları izliyoruz, balık yiyor, rakı içiyoruz. Ne biçim bir adam bu, oysa o getirdi beni buraya, niye konuşmuyor diye geçiriyorum içimden. Ateş ve Kuğu***8217;yu okurken anlıyorum ki Burhan Günel bir romana başlamış orada, hayattan kopmuş, denizle, kuğularla birlikteymiş benimleyken. Beni mi merak ettiniz? Bu hüzünlü, yaralı, çekingen, derinden de olsa hayata gülümseyen o adamı terk etmedim o gün, ama kuşkulu, güvensiz, klasik bir hesaplaşmayla ***8220;daha önce buraya getirdiği kadını düşünüyor, onu unutamamış herhalde***8221; dedim. Ve yüzünün izlerini sürdüm hep. Dalışlarında, susuşlarında beynini okumaya çalıştım. Romantizminden hoşlandığım, uzun, derin susuşlarında boğulduğum Burhan Günel***8217;i tanıdım sonra. Bir yazarın birçok yaşam ve birçok karakter barındıran sınırsız evrenine girdikçe, yazarak yaşamanın zorluğunu daha iyi anladım. Amasra***8217;ya daha sonra pek çok kez gittik. Orası benim için çocukluğumda çok sevdiğim gizemli, yağmurlu bir koydu. Satıcı kadınların bir kavanoz reçeli satmak için döktükleri dili, şivelerini seviyordum. Burhan***8217;ın yazma zamanları benim geçmişime dönme, düşünme zamanlarım olmuştu. Artık sıkılmamam, susan bir yazarı anlamanın, desteklemenin ilk adımıydı. Romanın bitme aşamasına doğru bir kez yalnız gitmek istemişti. Döndüğünde başka bir dünyadan gelmiş, enkaz altında kalmış gibiydi. Yazdıklarını yaşayan sorgucu, kuşkulu, güvensiz ve sevimsizdi. Bir yıkıntıya soru sormanın, neden, mantık aramanın anlamsız olduğunu öğrendim o günlerde. Yanıtını kendisi de bilmiyordu çünkü. Romandan kurtuluncaya dek karakterlerini, olayların ağırlığını içinde taşıyacak, bir süre bunalımıyla yaşayacak, sonra bana yeniden doğacaktı. Bir romanının adı gibi ***8220;bütün zamanlar***8221;ı barındıran hesaplaşma sürüyordu hâlâ. Bir roman için on yıl, yazarı için ömür boyu sürecek bu durumu gözlemlemem içimi daha da acıttı. Hem ona hem kendime acıdım. Günlerimizi çalan kuğular öylesine güzel, öyle beyaz yüzüyorlardı ki denizde. Durgun, sessiz, incecik duruşlu, doğa harikaları. Onlar için değerdi. Romanda kuğular gencecik semahçılardı yakılan, ateşe verilen. Oysa şöyle bitiyordu roman: ***8220;ateşin içinde kuğular yüzüyordu.***8221;

Bir de öykü yazma sürecine göz atalım Günel***8217;in:
Tarih 24 Ocak 2006, saat 20.30. Günel yazmaktan yorulmuş, uyuyor. TV***8217;de tiyatro sanatçısı Mümtaz Sevinç***8217;in öldürüldüğü haberini izliyorum. Burhan***8217;ın yazdığı oyunlarda oynadığını, arkadaş olduklarını biliyorum. Sevgilisi uyurken bıçaklamış, trajik bir ölüm. Çok üzülecek, acaba söylemesem mi***8230; Bütün kanallar alt yazı geçiyor. Birden duyması daha kötü. Uyanınca söylüyorum. Şaşırıyor, inanmak istemiyor, gözlerini boşluğa dikiyor, öldürülme biçimini kabullenemiyor. Mutfak masasına kapanıp kalıyor, hıçkırıyor. Günlerce kopuyor yine yaşamdan, içine kapanıyor. Hep ***8220;neden, neden?***8221; diyor. Bilgisayarına sarılıyor, bir ay sonra elinde bir öyküyle çıkıyor odadan. ***8220;Bülbülü Öldürelim.***8221;Acısını, yüreğini koymuş öyküye. Yine gerçek bir olay ama gerçeğin kendisi gibi öylesine de gerçek dışı***8230; Bir yazarın öldürülen bir aktörle özdeşleşmesi, yaşamlarının örtüştürülmesi, ölüm, ilişkiler, gerçek ve sanal dünya. Dünya anlamsızlaşıyor, değerlerimizin yitimiyle yaşamak sanal yaşamalara dönüşüyor. Öykünün özü bu. Yazınca dindi mi acısı? Hayır.
Burhan***8217;ın odasına çekilip hiç gözlemlemediğini sandığı bir olayın, insanın,ortamın belleğinden çıkıp kalemine yerleşeceğini, bir anı kaçırma kaygısı taşıdığını, ivecenliğini; kimi zaman da çok içinde olduğu bir konudan uzaklaşıp, çok bildiği bir insanı unutmak için sessizce kalemi elinde masa başına oturmak istediğini sezerim. Bir yazarla yaşamak an***8217;ları kovalamak belki de***8230; Onun izini sürmek, gölgesinde yürümek. Burhan Günel yazmaya tutkundur, yaşamaktan hoşlanmaz pek. Yazarken yaşadığını duyumsar ancak. Çoğu kez korkuya kapılır. Ya yazma tutkumu yitirirsem, nasıl yaşarım? Issız, sessiz gece yarıları, el ayak çekilince, herkes uykudayken çalışmaya başlar. Gündüz çalışması gerekiyorsa bir yokadamdır o; yemez içmez, görmez duymaz***8230; On üç saat bilgisayarının başında oturduğu bir gün en tatlı sesimle ***8220;Burhancığım***8221; desem yanıtlamaz, duymaz. Derinlerde, yoğunlaşarak çalışır. Büyülü yalnızlığından sıyrıldığındaysa bulunduğu odayı, oturduğu sandalyeyi algılayıp ***8220;belim ağrımış***8221; diyerek varlığımı fark eder. Televizyon izliyor sandığım çoğu zaman başka bir şey düşünüyor olur, bakar görmez. Aklı bir roman çatısı, öykü tümcesi, şiir dizesi ya da oyunundadır. Kahvaltıdaki dalgın adam hoşnut olmadığı bir karakterle boğuşuyordur diye susarım çoğu kez, yine de çok konuşuyor olurum. Çok uzun zaman susmuşsa, pencereden küçücük görünen kenti izliyorsa yeni bir yaratı hazırlığındadır. Yazma aşamasına geçtiğinde kaybolduğu yer bilgisayar odasıdır. Huzursuz, kaygılı bir boyuta geçer, yoğunlaşır iyice. Kendini dış dünyaya ve bana kapatır. Disiplinli, titiz bir işçidir. Odasına girildiğinde, kitaplarına dokunulduğunda, eşyalarının yeri değiştirildiğinde sinirlenir, huysuzlanır. ***8220;Masama dokunmayın, ben alırım tozunu***8221; diye yardımcımızı uyarır. Kısacası tapınağıdır yazı odası. Yazarken ilkin arkasında onu izleyen, gözleyen varmışçasına, özgürlüğünü elinden alacaklarmışçasına tedirgindir. İlk yazmalarını en güzel dolmakalemiyle, gerçekten çok güzel bir el yazısıyla yapar. Bir tek silme, karalama ya da değiştirme yoktur bu taslaklarda. Buna şaşırırım hep. Önce kafasında yazdığından olmalı. Sonra bilgisayarına geçirir, değişikliklerini orada yapar. Dil özeni müthiştir. Çok titizdir; sürekli ayıklar, yalınlaştırır, Türkçelerini kullanmaya, hatta yoksa yaratmaya çalışır sözcüklerin.Yazdıklarının sesi olur, şiirlidir. Dil takıntısı nedeniyle TV izleyemez doğru dürüst, bana da izletmez. Kızar, söylenir, yapımın yönetmenini arar. Kurgu mantıksızlıklarına, oyuncu aksaklıklarına ve dil yanlışlarına takılır, insanı sinir eder. Yazdıklarını demlenmeye bıraktığında sevinmeye fırsat kalmadan yeni bir yapıta başlar. Gerek kitap okurken gerek yazarken birçok yapıta başlar, aralıklarla döner. ***8220;Oldu***8221; dediğinde bazen ***8220;Şuna bir de sen bakar mısın?***8221; der. Söylediklerimi dikkate alır, yeniden elden geçirir. Eleştirilere, başka gözlere saygı duyar. Üslubu olan yeni değerlendirmelere açıktır, tartışırız; ancak çocuğunu koruyan, ürkek, kuşkulu bir tutumu da barındırır içinde. Açıklamalar yapar, savunur yazdığını. Bu özgüvenini severim. Bir eş olarak yazmak tanımı yapmam gerekse: ***8220;Bence her şeyden önce eş, baba, arkadaş, dost, sevgili olmaktan da önce yazar olmaktır yazmak.***8221; Öncelik ister. İnsanı özgür kılan, sonsuzluğu çağrıştıran, ömre sığmayan bir uğraştır yazmak. Burhan Günel en çok doğurduğu zaman mutludur. Yüzü aydınlanır, erinçli, dingin gülümser hayata. Yeni bir yapıtı daha olmuştur. Ne zaman asık yüzlü, hoşnutsuz, mutsuzsa bir akraba ziyaretine gidilecektir. Bu onun zamanından çalmaktır. Benimle yazı arasında kalır hep. Yazarak var olan yazarak özgürleşen Burhan Günel ilk yapıtı öykü de olsa, şiir de yazsa bence önce romancıdır. Hayatını roman emeği gibi bedelini ödeyerek var etmiştir. Bir yazar eşi olarak yalnızca duyumsadıklarımı ve gözlemlediklerimi içtenlikle söylemeye çalıştığım bugün, ***8220;yazmak için, yaşamaktan vazgeçmektir***8221; diyebilirim.

Erdogan Kul
18-05-2008, 01:12
Koridor'u kutluyorum. Tutarlı bir çizgide, çok iyi bir yayın politikası doğrultusunda, nitelikli verimlere yer vererek ilerliyor.
</font>
Edited by: Erdogan Kul

güvercin
16-07-2008, 01:43
Topraksız kaldın yine
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Yazdığım ne varsa her harfi birer birer çıkarın
Geride kalan boşlukları haneme yazın
Adresim sorulmazsa bilin ki yalnızım

Düşünürken tek başına kalmış bir heykel
Bilin ki yüreğim onun için ağlar
Safra kesemdeki tüm taşlar onu onarmak üzere

Öyle keser ki bıçak boğazımı
Kan bile damlamaz kurumuş bir toprağa bakarken
Sonra sonrası mı içimde bitmeyen hüzün

Ben bir bedeviyim kendini bilmez
Hangi yola çıksam fakirlik saplanır alnıma
Gidemediğim yollar hep kapalı

Mezar taşım bir güvercinin kanadında kalsın
Gözleri merakla baksın düşerken cesedim
Pazarlar kurulsun insan pazarı satmak için

Bir yari olan geçerken uğrasın
Bu hal neden diye sorsun bana
İyi yolculuklarla uğurlayayım hayata

Levent Özbek
Koridor Dergisi Bahar 2008

vahdettinyılmaz
16-07-2008, 14:11
Hayrünnisa Günel sadece bir tanıklığı değil,yürekten yazmak,diye bir kavrama anlam oluşturulacaksa onun tarifinide vermiş yazısında.










Evet,yüz binde bir ihtimal tutuyor yazarın insana dağılışı.Ama kendini Hayrünnisa Günel olarak var etmek milyonda bir ihtimale bile tesaddüf etmiyor.

Bu yazıyı tersinden yaşayan bir insan olarak ne kadar hayat bulduğumu anlatamam.

Teşekkür ediyorum.

güvercin
30-07-2008, 02:12
İlgilenenlere duyurulur,


Koridor Dergisi Temmuz 7.sayısı maddi nedenlerden dolayı 8.sayı ile birlikte Eylül ayı sonunda birlikte çıkacaktır.


Levent Özbek


Dergi Editörü

güvercin
13-10-2008, 22:04
Koridor Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Sonbahar 2008, Sayı: 7

İçindekiler

Volkan ŞENKAL- Koridor Güncesi- Sonbahar-Şiirsel Arkadaşlık Çağrıma Kendimden Yanıt:
Betül YAZICI- Şiirin Kadın Dili, Kadının Şiir Dili
Özgür OZAN- Gececi Şiirler
Toprak IŞIK- Anne Ben Paleontolog Olmaya Karar Verdim
Deniz HASIRCI- İkililiklerin Fiozofu Merleau-Ponty
Necati ALBAYRAK-Suyun Gölgesi
Selman ERTAŞ- İsmet***8217;in Gittiği Andır
Üzeyir KARAHASANOĞLU- Sanatçının Özgünlük ve Özgürlük Sorunu
Levent ÖZBEK- Bitemeyen Şiir
Selçuk DALAR- Kimlikleriniz Lütfen
Aygül KILIÇ YILDIZ- Adsız
Serdar TÜRKMEN- Müzik Tarihi, Yalnızca Müziğin Tarihi Değildir
Can İNCE- Yola Çıkmak
Petek İRDAM- Tek Şiir, Büyük Dize
Sevda Zeynep KARADAĞ- Kar Davası
Ezgi EREN- Bir Cinayet Öyküsü
Emel NİŞLİOĞLU- Rivâyet Bileşik Makam
Müesser YENİAY- Gece Avlusu
M. Kerem YÜKSEL- Ayrılık Üzerine...
Hasan SERTKAYA- Sokakların İzi... Oyunlar
Savaş KAYHAN- İstanbul***8217;a Doğru
Küçük İSKENDER- S ı v ı S a r ı
Caner OCAK- İçsel
Eylem YOLCU- Kelebek 1
Ersan ERÇELİK- Sesim Kan Kaybediyor: Burak Tokcan
Şule ÖNCÜ- Şiir Tuzağı
Çiğdem BEKTAŞ - ***8220;Yaşamın Bir Benzeri***8221; Artık Yaratılmıştı...
Beyhan ASMA- Turgenyev ve ***8220;Babalar ve Oğullar***8221; Üzerine Bir Yorum
Hakan KARTAL- Önce Göğe Aksaydı Tanrının Nehirleri
Hanife ÇAYLAK- A. A. Tolstaya - ***8220;Anılardan***8221;
İsmail YAPRAK- Senin Defteri-m
Güliz MUTLU- Gökkuşağı-Çeviri Şiirler



Dergi Editörü : Levent Özbek
Yazışma için
e-mail: koridordergi@yahoo.com (e-mail@koridordergi@yahoo.com)
www.koridordergi.blogcu.com (http://www.koridordergi.blogcu.com/)

güvercin
25-10-2008, 00:27
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">
Petek İRDAM<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Tek ŞİİR, Büyük DİZE, İlhan Berk

[/I][/B]<?:namespace prefix = v ns = "urn:schemas-microsoft-com:vml" /></v:stroke></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:f></v:ulas></v:path><o:lock aspectratio="t" v:ext="edit"></o:lock></v:shape></v:><?:namespace prefix = w ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:word" /><w:wrap ="square"></w:wrap></v:shape><I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">
Koridor Dergisi Sayı 7, 2008

***8220;Her şey, her şey ay gözleyen Babil'le başladı. Adlar onu izledi. Adlandırınca, her şey sıkıcı oldu. Sessizlik bozuldu. Büyük sessizlik. Diyorsun tarihte hayvan adlarına hiç rastlanmaz* Çiçek adlarıyla seslere de... Sesler ki... Her şeydir. Unutmam her şey dünyanın bir ucundan tutuyordu. Baktım zaman adını alınca tanınmaz oldu. Adını bir türlü usunda tutamıyordu bir kuş. Sıra dağlara geldiğinde, adlarını bilmiyordu hiçbiri. Ne güzel. Adlandırmak ölümdür! Nerden baksak kendini anlatıyor her şey. Fatih, kısa boyluydu. Bir firavuninciri yetiştiricisiydi Amos. Farabi, esmerdi. Ah, hiç tanışmamalıydık adlarla. Adlarla gördüğümüz dünya, dünya değildir. Bu yüzden yeryüzünü görmeden göçüp gidiyoruz. Ağırlığı olmayan yoktur. Buradan başlamalıydık. Çılgın zaman dışarıda kaldı. Bölündük. Artık ne yazarsak ölümü yazarız, ölümü ve zamanı. Neden bilmem ölümü artık dikey okuyorum. Siz de deneyin. Değer bu. Burada kesiyorum. Duydum bir ot konuşuyor kendince. Hem kuşların doğum gününde olacağım. Gece beni bekliyor.
Yolu biliyoruz.[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">*Tarih, bu fallus Bellek[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal"> Nerden Baksak Kendini Anlatıyor Her Şey, Dün Dağlarda Dolaştım Evde Yoktum, 1993***8221;[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I][/B]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Dedemi kaybettim. Yine***8230;[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Herkes üç beş satır bir şeyler yazıyor ardından, anısına***8230; Ardından yaz(a)mayacağımı sanırdım. Ben öyle çok şeyi sandım ki***8230; Ardından, yanından, şuracıktan, dedemi kaybettim, kardeşimi, sevgilimi, arkadaşımı ( Bakınız İnferno s.13); yine***8230; Melih dedem öldüğünde susmuştum sadece. Evreni tostoparlak uyumuştum, kara sıska bir böcek***8230; Hem <B style="mso-bidi-font-weight: normal">***8220;Kuşların doğum gününde olacağım***8221; [/B]demişti İlhan dedem-kardeşim; öyle de yaptı. Biliyorum. Nereden mi biliyorum? Oradaydım. ***8220;Us***8221;la açıklanır bir yanı yok, ne şiirin ne de akrabalığımızın. Akrabalığımız tez, bir o kadar yalın, duyulur duyulmaz bir ses***8230; Ağaçlardan olsa gerek; ondan öğrenmiştim ağaçların nasıl duyduğunu, ölü kuşları, kayanın bilgeliğini, evrenin kendi diliyle konuştuğunu***8230; [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Belki bu yüzden kuşların peygamberi demiştim kendime onun yukarıdaki şiiri yazdığı yaşlarına yakın; yok yok, tam da o yaşta; yakınlık***8230; Aynı kandayız, aynı kan, hâlâ kanayan, diye bağırmıştım, yoksa nereden bilecektim yakını, uzağı. İşin aslı, uzaklık ben-im tek kanıtım! Ondan mı öğrenmiştim? Çoğul tanrılar, hünsa varlık, yok-yazgımız; bunu da yazdım. Kimden öğrendiğimin ne önemi var? Kimin kimden öğrendiğinin ya da***8230; Adımı bir türlü usumda tutamadım: Petek? Melek? Bir şeylerin peygamberiydim, neyin? Çürümüş su?<B style="mso-bidi-font-weight: normal"> [/B]Tekrar Petek***8230;<B style="mso-bidi-font-weight: normal"> ***8220;Adlandırmak ölümdür!***8221;[/B] diye haykırmıştı yüzüme dedem-sevgilim: <B style="mso-bidi-font-weight: normal">***8220;[/B][/I]<I style="mso-bidi-font-style: normal">Çoğul güzeldir./ Yüzün dursun/ (Yüzün ki bir halkın tarihine alınlık)/ Daya ağzını kasığıma, sevgili suça/ Gövdem, o cehennem, gövdende/- Sevgilim, sevişelim// [/I]<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">kirlidir aşk, çocuğum, o sıvı fosil/ dölyatağı, o sürgün, her şeydir/düşün durmadan yinelenen taşı / hem bilmem biliyor musun tarih de tendir/ağzın, o alev, ağzımda/ sevgilim, sevişelim.(Aşk o sıvı, Güzel Irmak, 1988)[/I][/B]<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">***8221; [/I][/B]<I style="mso-bidi-font-style: normal">Hiç unutmam, ağzımda bir avuç dolusu çakıl taşıyla dolaşmıştım üç beş bin yıl, bir daha unutmayayım diye ağzımda ak kor bir dize, unutmadım. Buradayım. Yeniden doğabilmek için belki de birbirimizin küllerinden, Söz***8217;den öte, Söz olmayan o tek Şiir***8217;de***8230; Başka şairlerle olan yolculuğunu anlatırken dediği gibi <B style="mso-bidi-font-weight: normal">***8220;***8230;onun şiiriyle karşılaştığımda, onları ben yazmışım gözüyle baktım ***8221; [/B]hep***8230; (Söylemese de) ondan öğrendim, hepimizin o tek Şiir***8217;i yazdığını***8230; [/I]<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">***8220;Bir orman[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Hanginiz aklınıza getirdiniz.[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Benim bir gün insanlığımı[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Bitkilere hayvanlara kadar[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Bir gün tutup genişleteceğimi[/I][/B]
<a href="http://www.asanat.com.tr/UserFiles/Image/ilhanberk.jpg" target="_blank"></v:><w:wrap ="tight"></w:wrap></v:shape><B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Bütün bu dünyaya saracağımı sonra da[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Şu esen rüzgâra bıraktım işte[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Yaşayan duyan her şeyimi[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Onların hesabına yaşayacaklar bundan sonra[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Ellerime saçlarıma kadar[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Her şeyim dünyada[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">İlk defa bu kadar iyi farkediyorum[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Bu yüreği param parça uçan kuş[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Bu çamur gibi gökyüzü[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Bu deniz, bu garip karınca[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Cihanda ümit ölmez deyip yaşamışlar[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Her şey bir başına yaşamış bundan önce[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Toprakta bir başına yürümüş kökler[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Gecenin içinde bir başına uzamış ovalar[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Yalnızlıklarını duyurmayacağım bundan böyle[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Bir daha hiçbirine[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Yeni yeni anlıyorum[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Her şey şu gecelerin içinde oluyor[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Aydınlığa her şey hazır çıkıyor[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Su geceleyin yürüyor dikkat ettim[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Geceleyin biz uyurken ağaçlara[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Hiç unutmam bir gün geç vakit[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Tam benim geçtiğim zamana rastlamıştı[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Büyüme saati bir ormanın[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Şöyle iyice dinlesem sanırım artık[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Bütün ormanları büyürken duyarım[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Beni beklemişler kardeşçiğim[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Beni bu ağaçlar, nehirler, gökyüzü[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Geleyim anlatayım diye bir gün kendilerini[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Bir kere girdikten sonra şiirlerime[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Bilmişler bir daha ölmeyeceklerini[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal"> Günaydın Yeryüzü,1952***8221;[/I][/B]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Söylemese de, o cinayete ortaktım, o karanlık şiire. Çünkü <B style="mso-bidi-font-weight: normal">***8220;Şiir her zaman iktidardadır***8230; Karadır şairin kitabı (Şairin Kanı, Akşama Doğru, s.132)***8221;[/B] Güneşi biz keşfettik, 8 dakika kadar sürdü, hepsi bu. Soyadımı o gün yeniden koydum: Sabahyıldızı. Bir de göbek adı lazımdı bana: <B style="mso-bidi-font-weight: normal">***8220;[/B]- <B style="mso-bidi-font-weight: normal">Adımı yazıyorum! Ozanlar yeryüzüne geldiklerinde bunu derler (Şiirin Gizli Tarihi, Akşama Doğru)***8221;[/B] Yalnızlıktan dem vurmadım, diyemem (belki derdim budur, kime ne?) ancak kardeşim yok diye hayıflanmadım hiç. Bu sayının giriş yazısında sevgili Vol-kan kardeşim serzenişte bulunmuş ***8220; acayip yalnızım***8221; diye, sonra da yazmış ***8220; belki de en baştan ayrılmış yollarımız***8221; diye... Dedem, onun yaşlarındayken derdi ki : ***8220;[/I]<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Tep kralları gibiydim öyle yalnızdım (Atımı İstedim Evin Göğü Gerindi, Çivi Yazısı, 1960)***8221;[/I][/B]<I style="mso-bidi-font-style: normal">, ne diyeyim, yazmış <B style="mso-bidi-font-weight: normal">***8220;Yolu[/B] <B style="mso-bidi-font-weight: normal">biliyoruz***8221;[/B] diye.[/I]<I style="mso-bidi-font-style: normal"> Kardeşçiğim, ***8220;[/I]<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Bir kere girdikten sonra şiirlerime/ Bilmişler bir daha ölmeyeceklerini***8221;[/I][/B]<I style="mso-bidi-font-style: normal">***8230; Daha nasıl açıklayayım? Dedem-kardeşimden öğrendim, şair denen imgeler arkeologu***8230; İm, duymaz sözsel olanı***8230; Bütün sözcükleri kovar, yeniden doğuş***8230; Böylece doğarız, yine (bence). Bu ben de nereden çıktı? Önce bu öğretilirdi, anımsadım: Kendini bil! En büyük erdemim(iz), en büyük günahım(ız)***8230; Kayıtsızlık mı desem, yalnızlık mı? Pekiyi ne işe yarardı tanrılar, alçak gönüllülüğü öğretmeyecekse ***8220;ben***8221;e? Baktım ki [/I]<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">***8220;Şiir her yerdedir, yalnız başına duran hiçbir dize yoktur (Kült Kitap, s.13)***8221; [/I][/B]<I style="mso-bidi-font-style: normal">Şiirden öğrendim tanrıları ve<B style="mso-bidi-font-weight: normal"> [/B]onların bizim gibi yapayalnız olduğunu, bin bir çeşit içinde<B style="mso-bidi-font-weight: normal"> [/B]boynu büküktür 1***8217;in de. Yapayalnızdır bir***8230; Alçak gönüllüğe çok uzun korkunç bir yoldan varılır, kardeşliğe. İyi şiirler bilgiçlik taslamaz çünkü cehennemde kurmuştur otağını. Dedem-kardeşimin dediği gibi: <B style="mso-bidi-font-weight: normal">***8220; Bir çeşit dervişlik, keşişliktir şiir. Yıllarca küçük bir yer altı suyu gibi yaşayacaksın; bir gün yeryüzüne çıkma özlemini de hiç yitirmeyeceksin; sonra da bunu büyük bir alçakgönüllülükle kabul edeceksin. Günün birinde bir gün günışığını gördüğünde de, bir kıyıya çekilip ordan bakmasını bileceksin. Bir çilehane adamıdır şair. Hayatı yoktur.(Şairin Kanı)***8221;[/B]Dönen görülmemiştir bu yoldan, evimiz belledik otağımızı.[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">NOT: İnsan böyle tanrı olur.[/I]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">***8220;İlk dizededir (o karanlıklar prensi) bütün iş***8230; şiirin gizli tarihini o çizer (Şairin Kanı)***8221;[/I][/B]<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">İşte ilan ediyorum, ben ziyadesiyle çoğul, beni ziyadesiyle hep birlikte yazdığımız o tek Şiir bağladı, o büyük dize... Neye? Belki dedeme, kardeşlerime... Ölüye, diriye***8230; Yaşamak denen şu onulmaz ağrıya, diyelim. Dedem-arkadaşımın deyişiyle: <B style="mso-bidi-font-weight: normal">***8220;Beni en çok rüzgâr, su, ateş tinleri ilgilendirdi. Hiçbirini de görmedim: Olsun. (Gören var mı?) Bilmek yetiyor bana. Hele rüzgâr tini. Gitmediği, görmediği hiçbir yer yok. Her şeyden haberi var. Onca şeyin tini düşünüldüğüne göre, nehirlerin, ormanların tinlerini de ben düşünmek isterim. Nehirler doğuştan tindirler belki de. Suların, ateşlerin, rüzgârların ayinlerinde (Adlandırılmayan yoktur )[/B] Koca bir göz bütün evren, görüp duymaz sanırız. Yazıcısıyım yine de, kalem ben, el ben, böyle yazdım. Bu yüzden ilk yazıcı, insanbiçimci bir üslupla ***8220;Önce söz vardı***8221; diye yazdı. Ve <B style="mso-bidi-font-weight: normal">***8220;böylece düzlük olan Sümer***8217;e vardık (Donuk Ama Sırlı bir Güzellikti, Aşk Tahtı)***8221;[/B][/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Dünyanın tinlerinden söz etmişken Kibele anam alınmasın topraktan konuşmadık diye, İnanna***8217;m, endişelenme, ben beklerim Tammuz***8217;u. ***8220;Suyu yıkamak***8221; diye ayırmıştı dedem, dördüncü madde: Esotérisme, hermesçilik kısacası***8230; Belki de öylesine bir not (kimse bilemez içimden geçenleri, ne güzel! Hermes Trismegistus***8217;u bilenler bilir***8230;). Elbette Rilke***8217;den gelir yanıt: Biz istesek de istemesek de olgunlaşacaktır tanrı***8230; Bir şair cebinde saklar Felsefe Taşı***8217;nı, arada sırda okşar, parlatır, belli etmenden kimseciklere, kanla çalkalar ağzını***8230;<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B][/I]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I][/B]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Evet, bağıra çağıra yazdım: Bu dünyayı tamamen yok etmeli dostlar! İyice düşündüm. Tek yolu bu! Söz, diz çöküp önüme boynunu uzattı, bilmem, kırabilecek miydim putumu? Tanrı bilmiyorsa, Şamael***8217;e sorun, en renkli, en iştah açıcı adlar onun; ya da en iyisi Demiurgos***8217;a, bu dünyayı yapmayaydı***8230; Hem Dünya***8217;nın suçu ne? Ben, insanlığımdan utanıyorum. Biyolojik silahlar ve organik tarım(?) ***8230; Unutmak en büyük suçtur. Dedem-arkadaşım <B style="mso-bidi-font-weight: normal">***8220;anımsa***8221;[/B] derdi ***8220;<B style="mso-bidi-font-weight: normal">anımsamak için vardır bu dünya (zamana bizden bir ses gelir düşer) (Sesler, Aşlar Aşklar içinde VIII)***8221;[/B]. Buldum, benim göbek adım ambalaj ipi, işaret parmağıma bağladım, unutmayayım diye***8230; Her yerde kan, daha fazla kan, kör olaydım, yükseliyor merhametsizliğin kandan duvarı. Demiştim, Eyüb***8217;ün merdiveninden beter mübarek***8230; Hiçbir yere gittiğim yok üstelik. Buradayım. Tarih üstüne tarih, ölüm üstüne***8230; Yazıyoruz, ama neyle? Yazıyoruz ama nerede? Neyi anlattığımız değildir bu noktada denklemin karşı tarafı***8230; Şiir neyle yazılır? Nerede yazılır? Dedem- arkadaşım<B style="mso-bidi-font-weight: normal"> [/B]derdi ki<B style="mso-bidi-font-weight: normal"> ***8220;Yazmak denen cehennem***8230; Az şey midir sözcüklerin zulmü? Sözcüklerin salt bir nesneyi algılamaları yeter mi? Sesleri kokuları, renkleri, çağrışımları yüklenmeyen bir sözcük nedir ki? Bir dizede yer almaları, o dizenin kendisi olmaları kolay mıdır? Yazının hangi alanında vardır sözcüklerin şiire yaptığı baskılar? Sonra ilk dizenin direnişi, ele gelmezliği, kurumu, despotluğu? Bu acımasızlık, gaddarlık, kadirbilmezlik***8230; Cehennem benim için önce bu yeryüzünü yazmak istememden, bunu üstlenmemden geliyor. Hem bunu benden kimse istemediği halde, bu böyledir. Cehennem dediğim bu işte***8230; Şair yarattığı dünyaya, dünya diye bakar! (Kült Kitap s. 9 ve s.156)***8221;. [/B][/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Yalın bir dünyadır bu, aslında. Neyle yazıyorsa odur şair; olduğu, olacağı (öldüğü biraz da). Oradadır. Buradayım, işte! Eğer her şey söylenirse hiçbir şey söylenmemiş olur. Çünkü burada hep bir şeyler atılmalı, gözden çıkarılmalıdır. Roma, yakılmalıdır! Biraz gözyaşı? Çünkü <B style="mso-bidi-font-weight: normal">***8220;Yangın çıkarmaktır şairin işi (Şiirin Gizli Tarihi)***8230; Şair dili görür. Güzel ceset!(Şairin Kanı)***8221;[/B][/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Yaşamı anlamsız kılan ölüm değildir. Ölüm, anlam buyurur. Buna rağmen yaşam ölümsüzcesine yaşanır. Sonsuz***8212;zaman***8212;yaşamın işleyişini anlayanlar, bu dünyada tanrılaşır. Şair böyle***8230; Koro hep bir ağızdan ulur: Bak yok oldum! Tam da o anda kendimi yeniden yaratıyorum! Sonsuzluğa dair bir sözcük dağarcığı yoktur. Çünkü sonsuz henüz yazılmamıştır, dolayısıyla yapılmamıştır. Oysa sulu sepken vardır; dolu, çiselemek, sağanak yağışlı... Bütün sözcükler bu yüzden ölüme yakındır, ölümün kıyısında; çünkü sadece yaşamak ve ölmek vardır. Benim tansığım da bu yolla vücut bulur: Çevrim***8217;in kutsal yasası. Size bir de bilmece: en son doğacak olan, ilk doğandır ya da son gelen, ilk gelendir, ne demek? <B style="mso-bidi-font-weight: normal">***8220;Ne diyordum, dünyanın düşünceleri yoktur. Otların canı sıkılmaz. Kurşun kalem kendini ağaç sanır. Ufuk, hüt hüt kuşu. Seni bilmem, söylene dönüşmek içindir bu dünya, onun için başka bir son yok***8230; Sonsuzluk dediğimiz budur***8230; Nerden başlasam yine oraya geliyorum. Ben gidiyorum. Ölüme, o büyük tümceye, çalışacağım.***8221;(Dün Dağlarda Dolaştım Evde yoktum, s. 23-25)***8221; [/B]Seslerle duydum bu dünyayı, sözcüklerle anladım. Ancak, bu dünyayı görmenin tek yolu göstermektir: imge. ***8220;<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Şiir saklı bir sudur. Açıklamaz, anlatmaz; anlatmak, göstermek istediği şeyin kendisidir***8230; Ozanların Allah***8217;la oturup kalkmak istemelerine şaşmamalı. Aramızdan biri gibi ona bakmak istemelerindendir bu. Bir adlandırma. O kadar. (Şiirin Gizli Tarihi)***8221;[/B] Yemeğe bütün tanrıları çağırdım. Şeytanlarınızı alıp gelebilirsiniz siz de, cinlerinizi, kahramanlar çağını***8230; <B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B][/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">NOT: Dünyanın sonu sözcüklerin sonudur. [/I]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I][/B]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Dedim ya, hiçbir yere gittiğim yok, buradayım. Doğa aldatmak nedir bilmez. Bizse dilin dolayımıyla kurarız, usumuzda doğayı. Ancak şunu da söylemeliyim ki hiç yalan söylemeyen bir dil, bizi aldatan ama tam da bu yüzden bizi çok defa eğlendiren bir dile kıyasla inanın ki çok sıkıcıdır, çok sıkıcı***8230; Ve ünlem: Sıkılmaya gelmez şiir. Hep ilk defa görüyormuş gibi yapar. Ve Melek bana konuştu: Aranızdan ayrılmıştım diyorsun, olsun! Yeniden ayrılırmış gibi yap! Dedim ya, şiir huysuzdur, lanetlemeden duramaz, sorgulamadan. Bir melek mi! Karanlık mı kanatları, beyaz mı? Çamurdan mı yapılmış, su yosunundan mı? İşte, üzerinde durulmaya değer bir ayrıntı! Tekinsizdir şair, hüzünlü ama şakacı***8230; Örneğin, konumuz, homo-erectus versus homo-ludens olsun***8230; Yani, Oyun oynayan insan ayağa mı kalkmıştı sadece, erectus muydu? Ağzının kenarından akan elma suyunu elinin tersiyle silerken ne düşünüyordu? Havva***8217;nın memelerini mi, sakız gibi uzayıp giden bunaltıcı sonsuzluğu mu? Can sıkıntısını nasıl gidereceğini belki de. Dedem <B style="mso-bidi-font-weight: normal">***8220;Karadır şairin kitabı***8221;[/B] derdi <B style="mso-bidi-font-weight: normal">***8220; ***8220;insan bir resmi tıpkı bir cinayet işler gibi işlemeli***8221; der ya Degas, bu şiir için de böyledir(Şairin Kanı)[/B]***8221;. O cinayete ortaktım. Hangisine? Kabil***8217;in işlediği ilk cinayete, hepiniz gibi***8230; Söylenceyi anlatmayacağım. Kabil, kardeşi Habil***8217;i bir taşla ya da bir kemikle öldürür ya kafasını eze eze. Oysa Kabil, kardeş katili olmadan önce ne ölümü ne de öldürmeyi biliyordur. Şiir halidir bu***8230; Ama yapar ve devasa bir külliyatı başlatır. Bence ölümü ve öldürmeyi öğrenmesi sıkıntıdandır. Bence anasının ona hamile kalmasına sebep olan etkinliğinin altında da aynı sebep vardır. Anası çok sıkılıyordur, sonra***8230; Sonra Kabil, ne yaptığının farkına varır, suçluluk duyar, pişman olur, hatta büyük harfle yazılan tanrı***8217;yı ikna eder, bağışlanır. Bu da düzyazı***8230; Çünkü düşünmeyi sevmez şiir, dedem sık sık vurgulardı, birdenbiredir şiir, yalnız şiir yavaş yazılır, yavaş.[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">1962 yazında, tam 15 Haziran***8217;da, yalnızlık saçtığını yazıyordu sevgilim-dedem; nedenleri kimseyi ilgilendirmeyen, hatta kendini bile ilgilendirmeyen(!) bir intiharın kendi gerçeği olmaya başladığını***8230; Oluveren bir şey değil, diyordu intihar için, büyüyen bir şey: <B style="mso-bidi-font-weight: normal">***8220; Sıkılıyorum, belki de hepsi bu. Ben sıkıldığımı biliyorum***8230; Sıkıntımı daha da büyütmek istiyorum her gün, bu ülkenin sıkıntısı yapmak istiyorum.(Kült Kitap)***8221; [/B]Şiirine yalnızlık girmişti çoktan beri; intihar henüz büyümekteydi***8230; Kabil***8217;in soyundan geldiğimizi unutmayalım. Genlerimizde var. İnsan ya katil olur, ya şair ya da eleştirmen. Çünkü dört yol ağzıdır şiir: Paganlar orada ne ayinler yaptı, ah Omphalos (yerin göbeği kesinlikle vardır, şamanların davullarına bakınız, sayfa bir üç dokuz), sonra cadı avları. Ne yazık, tek tipleştirdik iyice bu dünyayı.[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Kendini bile ilgilendirmeyen bir intiharı büyütmek! İşte şiirin iktidarı! Bu iş, böyle yapılır, meraklısına duyurulur: Gerçek ilgi budur. Tek yakınlık***8230; Böylece bütün kanıtlarımı yaktım (uzaklığımı). Dedem okuduklarından mı etkilenmiş, zamanla onlara mı benzemişti, yani Urukça öğrenince, bin yıl unutmuştu Çince***8217;yi? Yoksa hep böyle ola geldiğinden, doğal bir eğilim olarak mı yakınlık duymuştu okuduğu delilere, sapkınlara, lanetlilere ( dâhilere?) ve kuzey yarım küredeki bir saman çöpü gibi akıntıda saat yönüne? Ki bir gece Fenike denizini gördüler hep birlikte, Got kentlerine indiler***8230; Her ikisi de belki birbirini çoğaltıyordur***8230; Dürüst olmalıyım, bu soruyu kendim için soruyorum galiba. Ona duyduğum yakınlığı ben biliyorum da bilmesine, anlaşılır kılmak çabası mı? İşte bu soru, şiirin alanı dışındadır. Hey gidi Kabil hey, hepsi senin suçun! Ruh tacirlerine, çokbilmişlere, geveze şiircilere, şiir-yazamayan bütün ahkâm kesenlere yani yaşamayanlara ve yaşamadığı için doğru dürüst iki dize yazamayanlara bir kemik gibi fırlatıyorum: <B style="mso-bidi-font-weight: normal">***8220;Bırak beni/ diyor bir ağaç/ bırak/ konuşacağım (Ağacın dediği, Avluya Düşen Gölge, 1996)***8221;[/B] Kemiğe dikkat ettiniz mi? Kendi etrafında fırıl fırıl dönüyordu, ileriye doğru hareketinde. Kubric***8217;in ***8220;2001: a space odyssey (2001: Uzay Yolculuğu, diye çevrildi***8221;) filminde primatların monolite fırlattığı o muhteşem kemik/taş, atalarımızın kullandığı ilk alet. Öldürücü bilgimizin bir ok gibi fırlamasında ya da bir mızrak ucunda, demir çağından kalma gülen yüz çıkartması yapıştırılmış bir atom bombasında***8230; Sonra uzay gemileri, Habil***8217;in delik deşik kafatasına benziyor muydu Einstein***8217;ın kafası ve helezonik davranış bilimi zamanın hangi kuantum fizikçisinin beyin loplarına benziyordu? Bilgi ağacının meyvesini zaten yemiştik:<B style="mso-bidi-font-weight: normal"> ***8220; Ve bir kemiği ittim ayağımla yavaşça. Bir kemiği / Tuz, pas içinde./ Ve gördüğüm Dor kentlerini düşündüm sonra (Bir Dor Yazıtı, Atlas,1976) ***8221;[/B] . Habil***8217;in başını ezen, bilgimizin kaynağı ey bilge kemik! Nereden başlasak oraya geliyoruz yine, dedem-kardeşimin de söylediği gibi, bir yinelemedir bu dünya, insan gittiği her yere kendini taşır, herkese***8230; Öğrendim: Bütün çağlar Zervan Akarana***8217;ya çalışır. [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">NOT: Her şey sıkılmamak içindi.[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Sıkılmamak için, sıkılmamak için, sıkılmamak... [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Açık-saçık şeyler anlatırdı dedem-sevgilim. Çırılçıplak dolaşmalıydı bir şair, çırılçıplak olmalıydı ona göre yaşamın onanmasıydı erotizm ve elbette <B style="mso-bidi-font-weight: normal">***8220; Şiir hiçbir sahteliğe bulaşmaz. Hemen dışlar onu***8230; Doğasına ters düşen bir şey barındırmaz. Benim için erotizm dil, teknik, anlam gibi şiirimin atardamarıdır. O hep baştacıdır bende. Cıva nasıl kendi dışında bir şeyi kabul etmezse, erotizm de kullanılmaya gelmez: ya vardır o, ya yoktur. Ancak böyle konuşulur erotizmden. Aşk da öyledir: Eğilmez, önünde eğilinir ancak. Ben erotizmi ölümcül arzu diye tanımlarım hep. Bu yüzden şiirimin asıl yatağı ondadır... Şiir kendi dışında hiçbir şeye yer vermez, sahteciliğe ise asla. (Orhan Koçak***8217;la söyleşi, 1992, Kanatlı at)***8221;.[/B][/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<a href="http://img.blogcu.com/uploads/ufukakbal_ilhan-berk-1.jpg" target="_blank"></v:><w:wrap ="square"></w:wrap></v:shape><I style="mso-bidi-font-style: normal">Ey, borazan öttürücüler, borazanlarınızı yerlerine(?) bırakın bir süreliğine: Dürüst olan böyle bir şeydir! Kaç kere diyeceğim, hiçbir yere gittim yok! En yaşlı tanrı Eros***8217;tur, ilk tanrı bu kesin ve en genç olan böylece: en yaşlı olan şiirdir***8230; Açık saçık şeyleri severdi dedem-sevgilim. Cehennemin eliyle yazardı ve kösnül resimler çizerdi. Erkeksiz kadınların kargacık burgacık ayıp yerlerini, hazzın görünmeyen eliyle***8230; Tarihin fallus belleğini, bir şair ancak böyle dize getirebilirdi, sözcüklerin belini getirerek, kadınların yuvarlak suretlerinde: <B style="mso-bidi-font-weight: normal">***8220;Organım benim***8230; A(ş)k mürekkepli kalemim***8221; [/B]Çünkü şiir yaratımıyla evren yaratımı yan yana, kol kola gezinir; erotizm ve tinsellik***8230; [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Defterler, defterler, defterler ve bilgelik ve sapkın ve namahrem***8230; Çırılçıplak nasıl yazılır bir dize, nasıl oluşur şiir, neyin toplamıdır, neyin yokluğu***8230; Defterleriyle bunu gösterdi hepimize. Yılgınlık olmayan bu karışıklık, okunaksız elyazısı nasıl dönüşürdü o büyük dizeye, onu anlatırdı dedem, şair kendini anlatırdı anlatmasına da, her şairin bir mitolojisi vardı, şairi orda tanırdık ve her kitap şairin cesediydi de. Paşalimanında beyaz bir evin uzun uzadıya içini çizerdi dedem, kımıltısız dururdu bir burun, keçi çanları çıngırdardı. <B style="mso-bidi-font-weight: normal">***8220;Resim yaparken aklımı bir yere bıraktığımı nasıl anlıyorum biliyor musun? Resim bittiğinde bir kol, ayak, avuç yer almadığında ya da bir ayak yerinde bir kolu gördüğümde. Ben resmi bilmiyorum, şiiri de böyle yazmak istiyorum***8230; Resim yaparken oturduğumu hiç bilmem. Boyaları da. Önümde ne varsa onu kullanırım. Kâğıtlar da öyle. Güzel resim kâğıtlarına oldum bittim bir şey yapamadım. (Defterler de öyle: En adi defterleri kullanırım yazarken de çizerken de. Kısaca, elim (evet, elim) nereye götürürse oradayım ben. (İlhan Berk, Mağara Ressamı, Sapkın Nakkaş, Namahrem Kalem, Enis Batur***8217;a yazılan bir posta kartları, 1999)***8221; [/B]Neden iki de bir ***8220;Burayım***8221; dediğim açık. [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Dergimizin bu sayısının giriş yazısında, gelen şiirlere ilişkin şöyle böyle, aman neler dediniz, biraz incindik, olmaz ama ne yapalım, dedik. Alınmasın hiç kimse, fakat küfür duymak istemiyoruz, dedik. Israrcıysanız, siz bilirsiniz, nasılsa aynı teknedeyiz. Melih dedem, bu hali görse, kendini savunan şiir(şair de diyebiliriz) şiir değildir, atımla yola çıkıyoruz seherde, derdi büyük olasılık. İlhan dedem, duymuyormuş gibi yapardı önce ve kayayı dinlerdi hemencecik. Bu yüzden, şiir ne yapmalı, diye sordum İlhan dedeme, <B style="mso-bidi-font-weight: normal">***8220;Ne mi yapmalı şiir?... İnsana yabancı olan her şeyin üstünü çizmeli[/B]***8221; diye yanıtladı. Kaleminin ucundaki sözcükleri (kurtuluş yoktur) karalayıp derkenara şunları yazdı: <B style="mso-bidi-font-weight: normal">***8220;***8230; Karnak yazılarını sökmeli, Pers körfezi boyunca yürümeli, yeşil som ipekler dokumalı, keçe çadırlarda oturmalı, artık değer öğrenmeli, aşkı örgütlemeli, bilinçaltına uzun yolculuklar yapmalı, otağını bütün yasak bölgelere kurmalı***8230; Akşamları işçilerin evlerine inmeli, onlarla sofraya oturmalı***8230; Allah***8217;la Ölüm***8217;le yarenlik etmeli, çırılçıplak dolaşmalı, çırılçıplak olmalı (Şairin Kanı) ***8221; [/B][/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Tamam, dedim, anladım. Çünkü öyküyle, usla, anlamla pekiyi değildi dizenin arası; oysa sözcüklerin sadece kullanımları vardı ve şairler nesnelere bakardı: <B style="mso-bidi-font-weight: normal">***8220; Şiir bağışlamaz: Ya vardır, ya yoktur***8230; Şiirde anlam her şey değildir***8230; Yazmak her şeyi aşka dönüştürmektir. Şiir, doğal dilin yanında ikinci bir dil bulma, onunla yazmaktır. Bu bulunmadıkça şiir yoktur... İnsan, en iyi, sabahları düşünür. Sabahlar şiir için değil! Şiirde kullanılan dil başka hiçbir yerde kullanılamaz***8230; Ozanlar ceplerinde insanlar, kentler, nehirler, sokaklar taşır. Onlarla dolaşırlar***8230; Ozan imgelerle görür. Bu yüzden her şiir kalemleri şöyle ucundan tutar. İmgelem çünkü evsahibidir. Us ise kiracıdır. Çokluk o bile değildir***8230; Bütün zamanların şiiri diye bir şey yoktur, şiir de yaşamın kendisi gibi alçakgönüllüdür***8230; Şiiri açıp kapayan tek anahtar imgedir***8230; Bir şiir kazıcısı için ev ödevi: -Elmayı yazınız! ***8230; Çeşitli düşmanları vardır şiirin. Öykü bunlardan biridir. Ona baş düşman gözüyle bakmalı. Çoğu şiiri öyküsü yüzünden bir kez okuyup bırakırız. Şiire bundan büyük düşmanlık olur mu? Ama bu da şiirin bir öyküsü yok demek değildir***8230; Şiir eninde sonunda görmek demektir. Şiirde dil bu işe yarar***8230; Şiir görülmedikçe anlamı tamamlamaz. Ozan söylerken de görür. Göstermektedir, göstererek var etmektir çünkü işi. (Şiirin Gizli Tarihi, Aşk tahtı, s. 372-384)***8221;[/B][/I]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I][/B]
<a href="http://www.artolyemshop.com/images/ilhanberk.jpg" target="_blank"></v:><w:wrap ="square"></w:wrap></v:shape><I style="mso-bidi-font-style: normal">Körüm, Nürnberg Bakireleri kadar kör, diye haykırdım, işkencecileri unutmamalı! Elimi tuttu dedem: <B style="mso-bidi-font-weight: normal">***8220; Ortaçağı neden sevdiğimi anlıyorum: İdealar çağı olmasından seviyorum. Bu da yetiyor bana. Neden başka nedenler aramalıyım? Sonra da bireyin hem var, hem de yok olması da diyebilirim. Leyla, Beatrice***8217;dir, Elisa***8217;dır***8230; Uzaklıktır Ortaçağ: Bu uzaklığı seviyorum.(Kült Kitap, s. 359)***8221; [/B]Dedem beni seviyordu, biliyordum. Çünkü uzaklık benim tek kanıtım! Çünkü Ortaçağı seviyordu dedem, şiirin elini hemencecik tutuveren o çağı. Sonra, <B style="mso-bidi-font-weight: normal">***8220;Bir işkence demircisi: Elektrik kabloları, coplar, falakalar, askılar, zincirler (Kült Kitap 171)***8221;[/B] diye anımsattı bana çağımızı. Ben bu çağım tanığıyım. Üzgünüm Demeter, kızına söyle evden uzaklaşmasın! Hades, gel beni al! Kore benim adım. Yanaklarım al al, saçlarım gece kadar uzun, karanlık zindanlara ışığım, çünkü dedem beni seviyor, biliyorum. Fenikeliler gibi esmerim ama boyum hâlâ uzun. Hem <B style="mso-bidi-font-weight: normal">***8220;Tanrısal yaşamak için ölmek gerekir (Peter Tesson***8217;dan, Kült Kitap, s. 359)***8221;[/B].<B style="mso-bidi-font-weight: normal"> [/B]Hem<B style="mso-bidi-font-weight: normal"> [/B]sonsuzluk böyle bir şey: işte karanlık güneşim, sahte ölgün ay ışığım -asama kazıdım (ve cıva ve erotizm, sabahyıldızı ve priapos, keçisakalım, bu dünyanın bütün krallıkları ve semavi olan ve edepsiz, tanrıların çıldırtan suskunluğu ve gürültücü incubus- succubus, yer altı suları ve fırtına tanrısı, boya kitabım ve kutsal ateş, tırnak törpüm, arsız kaşıntılarım ve battlestar galactica, Osmanlıca sözlüğüm, biblia pauperum ve mezar taşı yazıtları ve illa ki iş, emek, tutsaklık, bırakın konuşayım!) <B style="mso-bidi-font-weight: normal">***8220;Düşünürken Buldum Kayayı***8230; Anlam sıkıcıdır, Günde üç kez aynaya bakar. Yalnızlık saçar. Anlamla ev yapılmaz. Anladım ama yalnızlığım sürüyor. Düşüncelerim yok benim. Kaya bilir kaya olduğunu, ben bilmem. Anladığımda yitirdim şiirimi. O gün bugün bir akarsu gibi kocadım.(Dün Dağlarda Dolaştım Evde Yoktum, Akşama Doğru, s. 216-217)***8221; [/B][/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">NOT:<B style="mso-bidi-font-weight: normal"> [/B]Daha söylenmesi yasak olan dört büyük harfe çalışacağım.[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Dedem-kardeşim kocadı kocamasına da ölmeye ne demeli: <B style="mso-bidi-font-weight: normal">***8220;***8230; Ölüm benim hayatıma girmedi. Uzak bir eşya gibi bakıyorum ona. Hatta şimdiki halde, bir sözcükten öte bir şey değil benim için***8230; Her şiir, şairin cesedidir de***8230; (1999***8217;da yaptığı bir söyleşiden aldım)***8221; [/B]Bir sözcükten öte bir şey değilse ölüm dediğimiz***8230; Hangimizin omuzlarındaki yükün daha ağır olduğunun bir önemi olsa, nasıl yazılırdı o tek Şiir, büyük dize?[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Dedemi kaybettim. Kardeşimi, sevgilimi, yine***8230;[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Böyle ölmeye ölmek denir mi?[/I]<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]

san_
25-10-2008, 08:23
kendi adıma; bu başlıkta yazılan, buraya taşınanherşey için, minnetle sayın levent özbek.
petek irdam'ı öğreneyim diye okuyorum, bir bakıyorum içindeerimişim yazdıklarının, aklım başımdan gitmiş.
Koridor Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi vazgeçemediğim dergim.
bütün mevsimlerin dergisi.
emekçilerine sonsuz selamla...Edited by: san_

güvercin
01-11-2008, 01:40
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">Koridor Güncesi - Sonbahar<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Şiirsel Arkadaşlık Çağrıma Kendimden Yanıt:[/B]
Volkan Şenkal, KoridorDergisi, Sayı 7, 2008

Hayır, insanları anlamakta güçlük çekmiyorum; hatta onları biliyorum. Sorun şu ki %90 ***8211; 95 gibi bir oran kelimenin tam anlamıyla genele girer, işte ben bu geneli kendimi bildim bileli sevmiyor, sevemiyorum. Ki o insanlar kendilerini sevmemem için ellerinden gelen ne varsa yapıyor, hiçbir unsuru sağolsunlar atlamıyorlar. Doğanın insan yüzünü en çirkin, en kötü, en mide bulandırıcı yanlarıyla yüzüme vurup duruyorlar. Fakat bu da bir yerde iyi oluyor. Yazacak daha çok şey çıkıyor. Bir de tabi olayın şu boyutu var, sevdiklerime daha çok bağlanmamı sağlıyor insanın kirli yüzü. Hiç değilse bu iyidir diyorum ben de***8230;
Ocak sayımızda ülkemde yazılan şiir için özellikle Koridor***8217;a gelen metinleri temel alarak eleştiri denebilecek, fakat daha çok iç acısına yakın duran bir görüş sunmuştum. Çok kısa özetlemek gerekirse yerküre üzerinde, ama özellikle şu yaşadığımız coğrafyada, soluduğumuz havaya kadar sinmiş, gözlerimizin önünde bağıra bağıra gerçekleşen kanla örülü bir acı yaşadığını yazmış, şairimiz bunu nasıl görmezden gelebiliyor, çiçekten böcekten biraz sıyrılıp bunu niçin devletlerin yüzüne tükürmüyor diyerek yazılan şiirden yakınmıştım. Hatta konu ve içeriğin biraz da ötesine geçerek dili kullanma, onu bozma, oyunlar oynama aşamasında ve şiirin ne anlattığı ile ilgili olarak bir takım eleştirilerde bulunmuş, edebiyat dergilerinin yerlerde sürünen satış rakamlarından ve şiir kitaplarının yayımlanma, dağıtılma, kitapçıların raflarında bulunamama sorunlarını kanıt niteliğinde örnekleyerek şairimizin her şeyden önce şiir okumadığı savını öne sürmüştüm. Yoksa dergilerde yazan binlerce şiir yazarının yaşadığı ülkemizde bir şekilde piyasaya sunulan şiir kitaplarının 500 adet anca basılıyor, bu basılan rakamın ise çoğunlukla ancak beşte birinin satılabiliyor olmasının başka nasıl bir açıklaması olabilir bilemiyorum.
Bu ve yaklaşık düşünceleri Ocak sayımızda yazdıktan sonra doğrusu önce çok hoş şeyler oldu. Dergimize konuya ilişkin bayağı bir e-posta geldi. Gelen mektup niteliğindeki birçoğu hala bilgisayarımda kayıtlıdır. Gelen mektupları okudukça sandığım kadar yalnız değilmişim duygusuna kapıldığımı söylemek zorundayım. Sonra ilginç bir şey oldu. Gelen övgülerin sahiplerinin yine bayağı bir kısmı övgü dolu mektuplarının ardından şiirlerini yolladılar ki bu da çok güzeldi. Gelen şiir dosyalarını açarken içlerinden mutlaka güzel, duyarlıklı bir şeyler çıkacak duygusunu yaşadığımı, bu nedenle nasıl heyecanlandığımı hâlâ hatırlıyorum. Söze ilginçtir diye başladım, şunu da hatırlıyorum ki bu şiirlerin arasından yazık ki sadece bir tanesini yayımladık, kalanlarını geri çevirmek durumunda kaldık. Nedensellerini artık açıklamaya kanımca gerek yoktu, yapabileceğim tüm açıklama zaten yazdığım eleştirel metinde saklıydı. Yine suya sabuna dokunmaz, bende sanki cennette yaşıyormuşuz izlenimi uyandıran şiir çalışmaları, yine aynı kaygısız, umursamaz dil, yani yine acı, yine acı***8230; Konuya insanın kötülüğünden dem vurarak girmiştim. İşte şimdi oraya geliyorum. Şiirleri geri çevirdik. Sonra ne oldu dersiniz? Yine birçoğundan yeni yanıtlar aldık ki bu yanıtlar da bilgisayarımda bu arkadaşların ilk övgü dolu mektuplarının yanında yerlerini aldılar. Ne şiirden anlamadığımız kalmış, ne kendimizi ne sandığımız***8230; Bir daha bu arkadaşlar tarafından asla izlenmeyecek, okunmayacakmışız ki bu kayıp üzerinde durmak dahi istemiyorum. Son 7 ***8211; 8 yılın Türkiye***8217;de yayınlanmış şiirler göz önüne alındığında yazılmış en iyi şiir örneklerini gönderdiğini iddia eden bir arkadaşımız vardı ki şiirini geri çevirmemiz onda derin bir hasar bırakmış, şahsımıza dümdüz gitmiş. (Hâlâ içimdedir, çirkin iletisini yanıtlamadığımdan kendisine söyleyememiştim, buradan söyleyeyim. Onca hakareti edebilen biri şiir yazarken nasıl uysal davranabiliyor inanın şaşkınlık yaşamıştım.) Bir tanesi belli ki hızını alamamış, edebiyatı bir yana bırakmış, kendisi de matematik bilimini okullarda öğreten bir eğitmenmiş, Levent***8217;in matematikçiliğine saldırmış. Yazdığımız şiirlere laf etse, makalelere, denemelere bir şey söylese anlayacağız da bu matematik işini hakikaten çözemedik. Neyse konuyu daha fazla uzatmanın, örneklemeleri artırmanın bir anlamı yok. Ya da belki örnekleri yeni bir pencere açarak artırmanın bir yararı olabilir ki o da şudur: Her şeyin sonunda Baki Ayhan T., Kemal Şakir Çınar, Heves Nebahat Yalçın gibi kimi güzel yürekli arkadaşlarımızdan gelen destek iletileri var ki onlara da teşekkürü borç biliyorum. Yukarda ismini andıklarım e-mektup yoluyla desteklerini sunan arkadaşlardı; bunun yanı sıra Ankara***8217;da yüz yüze görüştüğümüz, masalarda oturup konuştuğumuz, tartıştığımız, ortak paylaşımlarımız olan arkadaşlarımızın da çoğu yanımızda yer aldıklarını beyan etmişlerdi. Fakat yüz yüze görüştüklerime karşı biraz daha temkinliyimdir, tanıyanlar bilir, ben pek öyle olmasam da malum, insan kimi zaman içinden kötü söz geçirse de yüzüne baktığı birine bunu söyleyemez. Tabi bunu da kötülüğe yoracak değilim, inceliğindendir deyip geçerim.
Bilindiği üzere insan bir şeyi anlatacaksa dikkat etmesi gereken yazınsal anlamda kimi temel unsurlar vardır. En basit şekliyle söyleyecek olursak bir giriş yapacaksın, konuyu açacak, genişletecek, geliştireceksin ve eninde sonunda bir yerde belli bir şekilde bitireceksin. Ve tabi ki bir de yazma nedenin olacak. O nedeni de tartışmaya açacaksın. Yazıya başlarken iki temel gerekçem vardı. Birincisi insan unsuru***8230; Az düşünen, kendini önceleyen, fakat olasılık kendisiyle barışamamış, bundan kaynaklı bir nedenle kendi düşüncesi dışında her düşünceyle kavgalı, dış topluma ne kadar kibar, inceyse kalbinde o derece küfürbaz, yani büyük çoğunluk. İnsanın büyük kara çoğunluk diyesi geliyor da benim dilim ***8216;kara***8217; kedilerin ak***8217;lardan daha temiz olduğuna sevdalı olduğundan deyim olarak dahi söyleyemiyorum. Arkadaşlar, şair kendi yazdığına niçin aşık oluverir? Hiç mi karşılaştırmaz dizelerini başkalarıyla, tarihle, dönemdaşlarının yazdıklarıyla, eskinin ustalarıyla? 10 yaşımdan beri şiir yazıyorum. 8 yaşımdan beri şiir okuyorum. (merak edenlere duyurulur: okumayı 4 yaşımda öğrenmişim, ailemin dediğine bakılırsa -ki ben de öyle hatırlıyorum- beşime vardığımda gazete okuyormuşum) İlk şiirimi yayımladığım tarih 1990. İkinci bir tanesini yayımlatmak amacıyla bir dergiye vermem için üzerinden 10 yıl geçmesi gerekti! Çünkü beğenmiyordum. Bugün hâlâ 10 yaş, 15 yaş şiirlerimi saklarım, atmadım, yakmadım, sakladım. İnanın dergiye gelen kimi şiirlerle karşılaştırsam ve ikisini bir arada yayımlasam daha iyi anlayacaksınız ne demek istediğimi. Son 7 ***8211; 8 yıldır aktif olarak dergilerde yazıyorum, iki şiir kitabı çıkardım ve lütfen sorun, Volkan kendi şiirin için ne diyorsun diye, yanıtım açık: Varacağım yere daha çoook yolum var; yani bana yetmiyor. Hele ki ne zaman şöyle bir 5 ***8211; 6 ay öncesine baksam canım iyice sıkılıyor. Kimi zamanlar yazmamam gerekecek kadar kötü şiirler yazıyorum. Küller Karardığında***8217;da Tanrılığa adayım dedim, evet adayım ama aday olmak Tanrılığı hemen getirmiyor. Belki hiç getirmeyecek. Kimi dostlarım bana deli misin diyor, bu dizeleri nasıl beğenmezsin diyorlar***8230; Bana her şey eksik geliyor. Çevresinde dolaştığımı hissediyorum, hatta biliyorum, aradığım şey derinde bir yerde***8230; Yaklaşamıyorum bile***8230; Sonra başkalarına bakıyorum, adamlar/kadınlar çıldırmış gibi***8230; Dizelerinin üzerine söz söyletmiyorlar. Her türlü eleştiriye kapalı, beğenmedim ya da kötü olmuş sözü sanki adlarına yazılmış bir ölüm fermanı! Bir insan niçin kendi yazdığına aşık olur arkadaşlar? Ya da bir mendil neden kanar Ahmet Abi! Mendil durmaksızın kanıyor!
Girdim, geliştirdim, şimdi sıra sonuçta: ben dergimizin Ocak sayısında yayımlanan yazıyı yazarken ummuştum ki şiir yazan arkadaşlarımız artık bize daha bir arkadaş olur, şiirlerini gönderirken şiire bakışımızı da düşünür, biraz ona göre gönderirler. Olmadı. İstemiştim ki şiir üzerine yazan arkadaşlarımız çıkar, düşüncelerini paylaşırlar, incelemelerini yollarlar, katılırlar***8230; Olmadı. Hiç değilse yazdığım yazıyı beğenmeyenler çıkar, eksik bulanlar çıkar, beni olsun eleştirmek için iki satır bir şey yazarlar, ama öyle ya da böyle bir bilgiyi aktarırlar***8230; Olmadı. Benim yaptığım bence bir şiirsel arkadaşlık çağrısıydı. Ben şiirimde de söylediğim gibi ortak olun karanlığıma demek istemiştim. Bu hiç olmadı. Bir sohbetimiz sırasında Mahzun (Doğan) şöyle söylemişti: ***8220;Volkan, senin bu ülkede bir kan kardeşin yok.***8221; Sağolsun Petek (İrdam) Bireylikler dergisinde yayımlattığı şiirle kan kardeşliğimizi ilan etmiş olsa da yine de acayip yalnız hissettiğimi buradan duyurmakta sakınca görmüyorum. Halim Şafak da zaten dergisinde ikinci kitabıma ilişkin yazdığı yazıda bana nispeten yakın durabilecek k. İskender, Şakir Özüdoğru gibi bir iki ismi olsa olsa uzaktan akraba sınıfına sokarak yalnızlığımı perçinlemiş***8230; İşin kötüsü durumun böyle olduğunu elbette ben de biliyorum, ama gönül bu, yine de arıyor. Gerçi insan bir kere dünyaya Şeytan***8217;ın kendisine arkadaşlığını duyurduysa daha ne bekleyebilir ki diğer insanlardan? Belli ki en baştan ayrılmış yollarımız***8230; Artık kader mi desem, keder mi desem***8230; Yani sanki gitmek gerek***8230;
2009 yaklaşıyor***8230; Bir yılı daha bitiriyoruz. Dergiyi şimdilik 500 adet basıyor, elimizden geldiğince birçok kente dağıtıyoruz. Elimizde eski sayılardan neredeyse hiç kalmamış olması neyse ki birileri tarafından okunduğumuz, izlendiğimiz izlenimi uyandırıyor, devam etmemize ilişkin güç veriyor. Okuyucumuza tüm arkadaşlarımın da adına teşekkür ediyorum. Arzum elbette ki önce kendimizden başlayarak daha iyi şiir, daha nitelikli yazılar. Kırıyorsam birilerini, incitiyorsam bile-isteye tek amaç daha iyi şiir içindir. Unutmamamız gerekir ki adlarımız şiirden sonra gelir.
Hepsi bu***8230;

Volkan Şenkal

Notlar:
1. Genç eleştirmen arkadaşım Utku Özmakas***8217;ın ***8220;Şiirimizde Milenyum Kuşağı***8221; adlı kitabı pan/heves kitaplığı yayınlarından çıktı. Şiire aklının bir köşesinde yer ayırmış herkese kitabı okumasını şiddetle öneririm. Buradan Utku***8217;yla görüş birliğinde olduğum çıkmasın. Hatta şiire bakış ise söz konusu olan, ne güzel ki çok yerde ayrılıyoruz. Fakat özellikle yeni bir dil arayışı konusundaki ısrarlı tavrı bende derin bir hayranlık uyandırıyor. Okuyun. Okuyun.
2. Koridor Dergisi olarak kitap basma kararı da almış bulunmaktayız. Roman, öykü, şiir, deneme, araştırma, eleştiri, v.b. ayrımı söz konusu değildir. İlgilenenlere duyururuz.
3. Bu sayıda aramızda ilk kez yer alan Özgür Ozan***8217;a hoş geldin diyorum. Gececi şiirler başlığı altındaki 23 Nisan şiirine özellikle dikkat çekiyorum. Arızalı tiplere olan sevgim hep vardı, hep olacaktır.
4. Haber Cumhuriyeti adlı internet haber sitesindeki çığlıkları nedeniyle sevgili Başak Polat***8217;a da buradan sevgilerimi iletmeyi borç biliyorum. İyi ki varsın Başak.
5. Şair Tuğrul Asi Balkar ölüm ile giriştiği mücadeleden galip çıktı. Geçirdiği beyin kanaması sonucu bir süre makineye bağlı kalan, bitkisel hayata giren Asi Balkar neyse ki kurtularak hayata ***8216;bilinçle***8217; bir kez daha gözlerini açtı. Beyin kanaması geçirdiğini ve durumun pek umutlu olmadığını ilk duyduğum gün haberi bana veren şair dostum Mahzun***8217;a ettiğim laf şuydu: ***8220;Bir Sevinç Depremi***8217;nin şairi kolay ölmez. Mutlaka atlatacaktır.***8221; Yeniden aramıza döndüğün için teşekkürler Asi Balkar.
6. İlhan Berk öldü.

güvercin
23-11-2008, 23:07
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Koridor - 7. Sayı<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Editörden[/B]

Kimin kiminle insanlık için hangi pazarlıkları yaptığı belirli olan bir coğrafyada yaşıyoruz. Küresel sermaye güçlerinin çıkarlarını pekiştirmek için içimizdekilerle koyun koyuna oynadığı oyunlarla yüz yüze yaşamak zorunda bırakılan bir ülkenin insanıyız. ***8220;İletişim-bilgi***8221; çağı diye dayatılan bilgi sömürüsüne karşıyız. Kim kimle bizim için pazarlık yapıp el sıkışıyor? Farkındayız. Şiir yazıyoruz, pazarlama devrinde bir bedevi gibi. Kökü içerde bir dışlanmışlık yaşadığımız. Biliyoruz! Fakirliğimizi yüzümüze vurmalarından utanmıyoruz. Gülüyoruz buna***8230; Kaybedecek zincirlerimizden başka şiirlerimiz var. Biz inat ettik suyun arka tarafını görüyoruz. Sizin celladınız olmak bir güvercine yakışmaz bunu bilmenizi isteriz.
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Levent Özbek[/B]

güvercin
19-12-2008, 22:37
Haftada bir kez Kurgu Kültür Merkezi'nde toplanıyoruz, okur ve yazarlarımızı bekleriz.
Koridor Dergisi


Kurgu Kültür Merkezi (KKM), 21 Aralık 2008***8217;de açılışını yapacaktır. KKM***8217;de sanatın bütün dallarıyla ilgili etkinlikler düzenlenecektir. Ayrıca, bilim, felsefe, tarih, ekonomi, politika alanlarında seminerler, konferanslar, açık oturumlar düzenlenecektir. İmza günleri, sinevizyon gösterileri, sinema akşamları organize edilecektir. 2000***8217;in üzerindeki kitabıyla da kütüphanemiz kullanıma açık olacaktır. Kurgu Yayıncılık da yayın dünyasına "yeni bir soluk" getirmeye çalışacaktır.<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Kurgu Kültür Merkezi'nin ilk etkinliği, 27 Aralık 2008 tarihinde, şiirimizin usta adı <I style="mso-bidi-font-style: normal">Gülten Akın[/I]'ın yaşamı, şiiri üzerine olacaktır. Tüm dostları bu etkinliklere bekliyoruz. Dahası, bu noktada öneri ve katkılarınıza da açığız.

<I style="mso-bidi-font-style: normal">Kurgu Kültür Merkezi[/I]
Konur Sokak 13/5 Kızılay - Ankara
kurgukulturmerkezi@gmail.com (kurgukulturmerkezi@gmail.com)

Alaattin Topçu - Volkan Şenkal

güvercin
31-12-2008, 01:13
duyurudur:

8.sayı hazırlıkları bitmiştir.
ocak başında dergi çıkacaktır.
gelen ürünler 9.sayı için değerlendirilecektir.
levent özbek
koridor dergisi editörü

güvercin
13-01-2009, 02:34
Koridor Kültür Sanat Edebiyat Dergisi
Sayı 8, Kış 2009
İçindekiler

İbrahim KARAOĞLU, Görünmezi Saklayan Susku- Resmin Caz Halleri
Volkan ŞENKAL, Koridor Güncesi, Kış: Günlüğe İliştirilmiş Bir Büyük Sayfa: Ustalardan, Edip Cansever
Nisan SERAP, Söyleşi: Türk Şiirinde ve Altay Öktem Şiirinde Cinsel Devrim
Sidar Sinan ÖZMEN, S o R U n İ ş A r E T i
Eylem YOLCU, Kelebek II
Hüseyin YILMAZ, İki Ozan: Can YÜCEL-Yannis RİTSOS
M. Mahzun DOĞAN, İşte Gidiyorum
Abdullah ŞEVKİ, Pazar Günlerini Hiçbir Zaman Sevmedim
Hayati ÇİTAKLAR, Sinemanın Yeniden Doğuşu: Eisenstein’ın ‘Potemkin Zırhlısı’ filminin incelemesi
A.Kadir BİLGİN, Daha Derinlere
Hasan SERTKAYA, Rivayet
Güliz MUTLU, Düşlem
Suzan ŞAN, Karıncanın Oyunu
Necati ALBAYRAK, Söz
Nefise KARATAŞ , Rüya
Hayrünnisa GÜNEL, İki Sıcak Gün’de Bir Çocuk ve Çocukluk İmgesi
Canan AL, Amara II
Melek KARANLIKSU, Ayna Ayna, Söyle Bana...
Oresay Özgür DOĞAN, Matine
Caner OCAK, Paşa Paşa Öleceğiz Yavrum
İhsan ARI, Hiç, Hayat
Merih GÜNAY, Altı
Erol BÖREKÇİ, Petrograd
Hande BABA, Karda Yürüyüş
Sappho, Çeviren: Duygu GÜNDEŞ, O adam çok daha fazladır bir kahramandan
İlyas HALİL, Bir Hisar Dergisi Vardı II
Seçil ÖZCAN, Ebe Vırrık Meydanları
Özgür OZAN, postmodern helâ
Bilkent-ELIT Çeviri Grubu, İç İstitbarat - Nicola Barker
Ali Turan GÖRGÜ, Kslmlr
Levent ÖZBEK, Çingeneler de güneşi kaybedebilir ve yaralarını yalayarak iyileştirebilirler
Reyhan ÇELİK, Yaşamından Kısa Notlarla İzak Emmanuiloviç Babel

İletişim:
Dergi Editörü
Levent Özbek
www.koridordergi.blogcu.com (http://www.koridordergi.blogcu.com)
koridordergi@yahoo.com

güvercin
30-01-2009, 00:24
postmodern helâ
kayıp nesilden ayıp nesle
haddini bilmezce


helâlar "sidikli kontes"lerimdir bazen, yalnızlığım
kenarda durur kül kulakta kült ablası türk musikisinin
kendi kendini yiyip bitiren bir sigaradır yanar söner
babaya sahte saygıların
babalar gibi sâhi kaygıların ortak limanı
sigara mı? anca deniz feneri.

ezgileri ezginliklerinden ve bezginliklerinden gündüzün
armağan, her zaman köpeklere ve kargalara fazla düşkün
kavgalara fazla bulaşmamış, muhallebi-apartman ortak yapımı
sıradan bir buluğ çağı sendromuna borçlu sanki kederini
yani bir blue sky arayan kendine sığınacak
ısınacak bir duman: helâda bir yaz genci

hele bir de helâda yaz genci bakalım eski şair
öyle kolay değil içki meclislerinde maval okumak gibi
benzemez seksen sonrası neslin travmaları teranelerine
evet tramvaya binmedim ben de
evet yeni doldurdum on sekizimi fakat
götürülmedim cebren izmir'in resmi kerhanelerine
evet yenildim ben de elbet edebiyat deplasmanlarında
fakat kendi sahamda
helâmda, hep de seyircisiz oynanır maçlarım ama
yenilmem pek öyle! yenilsem de zaten alışık bu ülke
şerefsiz galiplerden sebep şerefli mağlubiyetlere

helâlar, şimdi postmodern diyorlar
hani şu tabanca unutulup başı belaya sokan
yetmiş sekiz model, modern ve devrim marka olanlarından değil
yeşil parka giymemiş, giyse de eskitememiş
yeşil olmayan birçok parka annesinin eli elinde
gitmiş, giderilmiş çocukluğunda, seksen sonrası bir genç helâsı
böyle helâlar işte ıssız duraklarıdır gecelerin
beyazı hep griye çalan, çalıntı kitaplarla alçalan
altmış sekiz, yetmiş bir, seksen, doksan, yüz
parçaya bölen adamı bıçaklarıdır hayatın

ey nesildaşlarım!
ilerde siz de çocuklarınıza postmodern helâlarınızı anlatın!


Koridor Dergisi
Sayı 8, 2009 Ocak

güvercin
03-03-2009, 01:10
Nisan SERAP, Söyleşi: Türk Şiirinde ve Altay Öktem Şiirinde Cinsel Devrim
Koridor Kültür Sanat Edebiyat Dergisi, Sayı 8, Ocak-Şubat-Mart 2009

“Kendini şiire vererek, kimsenin elinden tutmadan zirveye doğru düşmenin yolunu, yöntemini bulan” Şair Altay Öktem’le Türk şiirinde ve Altay Öktem şiirinde cinsel devrimi konuştuk.

Aşk, tutku, cinsellik ve erotizm bütünsel bir kavram olarak düşünüldüğünde, Türk şiirinde cinsel devrimi bize yorumlar mısınız?

Türk şiiri, tüm kültürel olgularda gözlemlediğimiz gibi, kaçınılmaz olarak cinsellik konusunda da zigzaglar çizerek, iniş çıkışlar göstererek gelişmiştir. Her şeyden önce yöneten sınıfın, gelişmemiş (ya da gelişigüzel) aristokrasinin kültürüyle halk kültürünü ayrı ayrı ele almamız, daha sonra İslam etkisine giren kültürel normların, elbette şiir de dahil buna, katı kurallar ve gerçek bir baskıyla şekillenmesini gözden uzak tutmamak zorundayız. Halk edebiyatında olanca açıklığı ve samimiyetiyle ifade edilen aşk, hatta erotik öğeler, Divan edebiyatında sadece biçimsel ve oldukça kuru, samimiyetten uzak kalıplarla ifade edilmiştir. Özellikle 2. Yeni'yle oluşan ve sonrasında da süren "bireyin şiire doğrudan girebilmesi" özelliği, elbette bireyin yaşamını doğrudan belirleyen cinsellik faktörünün de şiirde ihmal edilmemesi gerçeğiyle karşılaştırdı bizi. Elbette genel anlamda karşılaştırmak çok doğru değil belki ama bu özelliğiyle, halk şiirinin aşka, cinselliğe, erotizme yaklaşımındaki doğallık, 2. Yeni'yle birlikte tekrar yaşam buldu. Toptancı bir bakışla dönemleri değerlendirmek hata payını da yükseltir, elbette tek tek isimler ya da şiirler bazında baktığımızda aynı doğallığı, samimiyeti bulduğumuz şair ya da şiirleri örneklemek olası. Ama genel olarak, aradaki uzun süre, şiirdeki erotizm açısından gerileme dönemi olarak adlandırılabilir. Türk şiirinin, bu alanda çok güçlü şiirleri olan birçok isme rağmen, gerçek anlamda bir cinsel devrimi henüz yaşamadığını düşünüyorum.


Cinselliğin sözlü edebiyata, nazımla girmiş fakat çoğunlukla türkü, destan, manî türünde olan bu ürünler ağızdan ağıza söylenirken değişime uğramışlardır. Kadınlar erdemli, erkekler ise coşkun ifade edilmiştir. Bu dönemi nasıl yorumluyorsunuz?

İçinde bulunduğumuz kültür şiirimizi de belirliyor kuşkusuz. Doğu kültürünün, özellikle de İslam'ın kadınlara bakışı belli. Kadın da köpek gibi abdesti bozan bir varlık. Bu koşullarda sahte erdem, kadına yapıştırılmış bir yafta olarak tarih boyunca karşımıza çıkıyor. Sahte, çünkü insani değil ve erkekler tarafından dikte ettirilmiş. Erkeğine bağlı olan ve ona koşulsuz hizmet eden bir kadın erdemlidir! Ya erdem kavramını yeniden yorumlamak ya da erdemsizliği savunmak zorunda kalıyoruz bu çarpıklık karşısında. En azından ben bu noktadayım. Erkeğin coşkunluğu ise, yüceltilecek bir değer olarak sunulur. Sunulur, çünkü sunanlar erkektir zaten. Kadını erdemliliğe hapsedenler de yine aynı erkekler! O dönemin, şu anda içinde yaşadığımız dönemle ancak görece farkları var. Elbette daha özgür düşünebiliyoruz, her şeyi boş verip daha uç çıkışlar yapabiliyoruz. Ama genel kültürel normlar çok da değişmiş değil. O yüzden de tek tek ele alınabilecek bireysel çıkışlar olarak kalıyor bunlar. Can Yücel pervasız bir sevişmeyi ve toplumu cinsel imgelerle eleştirmeyi, hatta küfrü kullanabiliyor, Cemal Süreya aşkı cinsellikten ayırmıyor. (Ki en önemli handikaplardan biri de bu ayrım bence, toplumda da şiirde de...) Örnekler çoğaltılabilir ama şunu da gözden uzak tutmamalıyız; türkülerde, manilerde rastladığımız erotik öğeler, 60'lardan sonra tekrar karşımıza çıkmaya başladı. Sorgulanması gereken bu uzun ara dönem...

Kaldı ki, Halk şiirinde, hatta destanlarda bile (yapısı gereği daha çok kahramanlıkların üstünde durulsa, aşk ve cinsellik geri planda kalsa da) kadını hiç de küçültmeden, günümüzde algılanan hafifmeşrep, evlenilecek kadın / eğlenilecek kadın gibi çarpık bir bakış taşımadan, doğrudan aşk, cinsellikle iç içe verilmiştir. Kul Mehmet “Soyunup giren koynuma / Rahimsiz gelmez aynıma / Siyah zülfünü boynuma / Salan dilberin kuluyum” diyerek seviştiği kadını anlatır ama aynı zamanda kendini onun karşısında kul gibi hisseder. Yoğun bir aşkla bağlı olduğu kadın, seviştiği kadındır. Köroğlu Destanı’nda, Köroğlu’nun oğlu Hasan Bey, âşık olduğu kızın bahçesine girer. Kız da onan aşık olur ve kendini onun kollarına atarken sorar: "Hasan Bey, doğru söyle, beni götürmeye mi, yoksa keyfini erdirmeye mi geldin?" Hasan Bey, "Keyif dediğin bir gün için olur, ben seni mertçesine buradan kaçırmaya gelmişim” diye cevaplar kızı. Bu cevabı verirken kız kollarındadır, ikisi de birbirine âşıktır ve sevişmeye başlamak üzeredirler. Sevişilen kadın, âşık olunan kadından ayrılmamıştır henüz.



Cinsellik konusundaki anlayışlar toplumdan topluma, çağdan çağa toplumsal gelişime koşut olarak değişmekte ve tarihsel süreç içinde, şiirde cinselliğin gelişimi-değişimiyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Aslında yukarda kısmen cevap vermiş oldum bu soruya... Toplumun cinselliğe bakışı değiştikçe şiirdeki bakış da değişecek sanıyorum. Elbette sözünü ettiğim, kadının o sahte erdem kalıbından çıkartıldıktan sonra erotik bir öğe olarak kullanılması değil. Kadınla erkek arasındaki cinselliğin özgürce şiire yansıması. Sade'ın (ki sanıldığının aksine gerçek bir etikçidir) "Beyinle vücut arasında ayrım yapmıyorum" demesi, felsefesini özetleyen çok önemli bir söz bence. Çünkü yapılan beyinle vücut (vücuda cinsel organ da dâhildir) arasına keskin bir sınır çizmekten başka bir şey değil. Orhan Veli entarisi sıyrılan kadından tahrik olarak bu sınırı en azından aralamış, Cemal Süreya uzun minareli olduğundan söz etmiş, hatta önü Kapalıçarşı, arkası Mısır Çarşısı diyerek kadının vaginal ve anal bölgelerini akla hayale gelmeyecek kadar güzel bir benzetmeyle, bir kalemde tanımlayıvermiştir.


80 sonrasına gelirsek, Türk şiirinde cinsel olgu nasıl işlendi?

80 sonrası "kendine has" özellikleri olan, gerçekten tuhaf bir dönem. Seksen darbesiyle birlikte geçmişle gelecek arasındaki bağ koparıldı. Özellikle "değerler" bazında tam bir kaos başladı ve seksenlerin ortalarında, Özal döneminde kaos ortadan kalktı... Her şey tersine çevrilmiş ve yerli yerine oturtulmuştu. Daha önceleri değer olarak kabul ettiğimiz her şey değersizleşti, değersizlik olarak gördüğümüz her şey de birer değer olarak genel kabul gördü. Elbette yaşanan kaostan da, değerlerin tersine çevrilişinden de şiir nasibini aldı. Bu dönem, şiirin kabuğunu çatlatmaya başladığı dönem olarak da anılabilir, poetik değerlerin hiçe sayılmaya başlandığı dönem olarak da... Yetmişli yılların çok az istisnası olan cinselliksiz aşk anlayışından, cinselliği geç keşfediş dönemine geçiştir aynı zamanda seksenler. Bu alanda adı anılması gereken en önemli isim k. İskender elbette. Cinselliği en kaba haliyle, en sert ve ani biçimde şiire soktu ki, bu şok gerekliydi bence. Daha önce de birkaç yerde belirttim, k. İskender şiiri, bir yanıyla geç keşfedilmiş bir beat şiiriydi ama Türk şiiri açısından çok önemli bir yenilikti. Şiirimize çok daha önce girmiş olmasına rağmen bu özelliği göz ardı edilen İsmail Uyaroğlu şiirini de anmak gerekir burada. Okuru önemsemeksizin, (aynı devrim gibi şiir de halk için bile olsa halka karşı yazılmalı bazen, ki halk için olduğu da su götürür) oluşacak tepkileri düşünmeksizin içimizdeki kışkırtılmış libidoyu açığa çıkartan bir şiire imza attı İsmail Uyaroğlu. Sonra... Çok uç örneklerle karşılaşmasak da, cinsellik daha öncesine oranla şiirde daha belirleyici olmaya başladı 80'li yıllarda, özellikle de sonlarına doğru... ve bu süreç doksanlarla daha da hızlandı... Sol şeritte hızla giden şairlerle, özellikle de sayıları az bile olsa etkilerinin fazla olduğunu sandığım kadın şairlerle 2000'li yıllarda karşılaşmaya başladık asıl.


Türk şiirinde, cinsellikte geleneksel dokudan söz edebilir miyiz?

Genel bir tespit olarak, Türk şiirinde cinsellikten ve erotizmden arındırılmış sevginin ve aşkın başat olarak işlendiğini söyleyebiliriz ki geleneğin, özellikle de İslamiyet etkisi altında oluşan geleneğin en önemli etkisi bu olmuştur şiir üzerinde. Çoğu şiirde kadına duyulan aşkı kaldırıp yerine tanrıya duyulan aşkı koyun, şiirin dokusu zedelenmez. Cinselliğin kötü, zararlı bir edim olarak kabul edildiği geleneksel yapıda kadın-erkek ilişkisi de (belki mecburen) tanrısallaştırılmıştır. Can Yücel'in cinsel imgeleri pervasızca kullanmasında, bu geleneksel dokuya duyulan isyanın da payı var. O yüzden, gerçekçi olduğu kadar da poetik bir yaklaşım bu.


Kent insanı, bütün iç dünyasıyla şiirin konusu haline gelmiştir. İkinci Yeni şairleri, modern insanın yaşamında, aşk duygusundan ziyade cinselliği öne çıkarmışlardır. Bu dönemin modernist anlayışına göre, şiirde cinsel algıyı nasıl yorumluyorsunuz?

Bu soru, yukarıda yaptığım tespitleri doğrular nitelikte ama cinselliğin öne çıkarılışına karşı bir serzenişi de içeriyor. Ama hayatta cinsellik, dışarıya yansıttığımızdan daha ön planda değil mi hepimiz için. Kutsallaştırdığımız "aşk" kavramı da aslında cinsel içerikli bir kavram değil mi? Geleneksel yapı tam da bu noktada devreye giriyor ve yanılmamız için elindeki bütün kozları kullanıyor. Biraz önce söz ettiğim "tanrı aşkı"nı devreye sokup kavram karmaşası yaratıyor mesela. Tanrıyla olan ilişki asla "aşk" kavramıyla açıklanamaz. Ne alakası var... Her şeyden önce aşkta eşit konumda olmak gerek. Tanrıya saygı duyarsın, korkarsın, taparsın vs. ama âşık olamazsın. Bir diğer yanıltıcı nokta da, patolojik durumların "aşk"la özdeşleştirilerek aşkın cinsellikten uzak, kendilerince "temiz" bir olgu olarak sunulması... Aslı ile Kerim, Ferhat ile Şirin ve diğerleri... Aşkla uzaktan yakından ilgisi olmayan, obsesyonun çok ağır bir şekli olan "kişi obsesyonu" ya da "takıntısı"dır bunlar. Klinik tedavi gerektiren ciddi ruhsal hastalıklar... Genel kanının aksine, aşkın kavuşamamakla ilgisi yok. Kavuşamamak, kişiyi takıntılı haline getirmeyi tetikler yalnızca. Sevişmeden aşk olmaz! Ne yazık ki bu yanıltıcı bakış açıları şiiri de doğrudan etkilemiştir. O yüzden de "aşk duygusundan ziyade cinselliği öne çıkarmak" tespitinize katılmıyorum. Cinsellik zaten aşkın olmazsa olmaz koşuludur, aşk olmadan yaşanan cinselliği kastettinizse eğer, o da insanın doğasında olan, gerekli olan, çok da güzel olan bir şeydir; şiire olduğu gibi girmesinde ne sakınca var? Hatta girmemesi bir çeşit sansürün ya da otosansürün sonucu değil mi?


Tüm bu süreç içerisinde, toplumsal dönüşümler sizce nelere mâl olmuştur?

Sadece cinsellikte, erotizmde ya da edebiyatta, şiirde değil, istisnasız her türlü üstyapı ve altyapı kurumunda yaşanan toplumsal dönüşümler ciddi bedeller gerektirmiştir ve öyle olmak zorundadır. Bedeli, en çok da bu dönüşümü sağlamaya çalışan insanlar öder. Ama onların ödediği bedel sayesinde toplumlar gelişir. Kısacası, nelere mal olduğunu sıralamak zor ve gereksiz ama ağır bedeller ödendiğine kuşku yok.


Günümüz şiirinde işlenen cinsel olguyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Günümüzde, özellikle de gençlerin yazdığı şiirde çoğu tabuyla birlikte cinselliğin de aşılmaya başladığını gözlemliyorum. Cinsel olgular çok daha rahat, çok daha doğal biçimde girebiliyor şiire. Bu bir gelişme elbette. Bunda, toplumun gittikçe modernleşmesinin payı olduğu kadar genel geleneksel yapının dışında kalan, yukarıda söylediğimiz gibi bunun bedelini de ödemiş olan ayrı bir geleneği oluşturan isimlerin de büyük payı var. Galip Paşa'nın, Neyzen Tevfik'in kendi dönemlerinde verdikleri mücadele düşünülürse, bugün bizlerin işi çok daha kolay, bunu da kabul etmek gerek. Ayrıca Cemal Süreya gibi, İlhan Berk gibi ustalar var önümüzde.


Toplum baskısı karşısında cinsel tercihlerin özgürlük savaşını, şiir kazanabildi mi?

Elbette kazanamadı çünkü şiirin tek başına böyle bir savaşı kazanması mümkün değil. Şiirin değişimi, dönüşümü, toplumsal süreçlerin değişimiyle koşut ilerler. Gerçi şiirin öncü rolü vardır elbette ama kaç adım önde olabileceği yine toplumsal süreçlerle ilişkilidir. Toplumsal anlayışın bir adım, iki adım önünde olabilir şiir. Hepsi hepsi o. Bakarsınız bir şair çıkar, on adım ilersine sıçrar, o da sadece toplum tarafından değil, şiir iktidarı tarafından da dışlanır. Belki yüz yıl sonra (o da şansı varsa ve bir şekilde yeniden değerlendirilebilirse) anlaşılır, toplumun çok önündeymiş denerek hakkı teslim edilir. Ama çok geçtir!

Unutmamamız gereken bir şey var; şair de eninde sonunda bir bireydir ve toplumun parçasıdır. Toplumun önünde olması, ancak kendini kanatarak, kendini paralayarak ve sürekli kendi ben’iyle çarpışarak mümkün olur. Zaten o yüzden şairlik “tercih edilmiş” bir acı çekme biçimidir. Şairin duruşu modern ötesi de olsa yaşamı trajiktir, hatta arabesktir.

Açıkçası cinsel tercihler konusunda, tercihini açık açık lanse eden, inatla savunan ve toplumun önünde dimdik durabilme cesaretini gösteren birçok kişi, birçok oluşum var. Şiirde de cinsel tercih savaşımı veriliyor elbette ama bu bireysel ya da toplumsal savaşımın çok önünde, çok ilersinde değil. Ayrıca, söyleşilerde ya da yazılarımda daha önce birçok kez vurguladığım bir gerçek var; Şiir, özü gereği öncü konumda olması gereken, çok atak, hatta pervasız olmayı bile kaldırabilecek bir alan. Ne yazık ki Türk şiiri, bazı şairlerin bireysel duruşunu göz ardı edersek, genel anlamda tutucu ve statükocu bir şiir. Asıl bu sorun tartışılmalı, şiirin üzerindeki ölü toprağının nedenleri araştırılmalı. Bu yapılırsa, toplum baskısı, cinsellik gibi konuların şiirle bağlantısını incelemek, şirin bu konularda toplumun önünde, hatta toplumun öncüsü olup olmadığı tartışması kendiliğinden gereksiz kalacaktır.


Cinsellikte şekilcilik, şiiri kıstas içine alır ve bir dayatma söz konusu olur. Bu bağlamda şiirin duruşu ne olur?

Salt cinsellik olarak almamak lazım. Şekilcilik, başlı başına hem şiiri, hem de şiir dışı tüm yapılanmaları sınırlayan, boğan, özünü yok eden bir şey. Şiirde ise, konu cinsellik ya da başka herhangi bir şey olsun, fark etmez, şekilci yaklaşmak, konuyu şekilci bir anlayışa indirgemek kabul edilemez. Zaten kabul edilmediği de şiir tarihine göz atınca anlaşılıyor. Şekilci bir anlayışa yazılan hiçbir şiir, şiir tarihinde yer edinememiştir.


Metafizik şiir Turgut Uyar’da hissedilirken, Edip Cansever’de bir dayatma şeklini aldığı öngörülür. Cinsel metafizik şiir için yorumunuz nedir?

Metafizik Şiir 17. yüzyıl İngiliz şiiri için geçerlidir, özellikle de John Donne şiirini işaret eder. Bu anlamda ne Turgut Uyar'ı ne de Edip Cansever'i Metafizik Şiir'in sınırları içinde değerlendiremeyiz. Eğer kastedilen şiire metafizik olguların yansımasıysa, bu özellik birçok şairde az ya da çok görülebilir ama söylediğim gibi, bu şairleri değerlendirirken doğrudan Metafizik Şiir'den söz etmek doğru olmaz. Şiirdeki metafizik öğeler olarak ele alırsak; evet, Turgut Uyar'da hissedilir bu öğeler ama Edip Cansever'de dayatma halini almaz, sadece yoğunlaşır. Ayrıca Edip Cansever şiirindeki metafizik öğeler kendine özgüdür ve alışılagelen metafizik kavramından oldukça uzaktır. Konuyu cinselliğe bağlarsak, şu yanılgıya düşmemek gerekiyor; aşkın da, cinselliğin de tek bir boyutu yoktur. Mesela bu konuların Cahit Zarifoğlu şiirinde ne kadar metafizik açılımı varsa, Nazım Hikmet şiirinde de bir o kadar materyalist açılımı vardır. Aşk da, erotizm de evrenseldir ve yaşamak için de, yazmak için de her yöntem kullanılabilir. Cinsel metafizik şiir tanımını ise ilk kez duyuyorum ve hiçbir çağrışım yaratmıyor bende. Bu yüzden, sorunun bu kısmına yanıt veremiyorum.


Cinsellikte normatif açılımlarınız nelerdir ve şiirinize nasıl yansır?

Cinselliği norm dışı, hatta normlar ötesi olarak değerlendirdiğim için normatif bir açılımdan söz edemiyorum. Cinsellik yaşandığı oranda ve yaşandığı biçimde ele alınabilir sadece. Hem herkesin yaşadığı genel bir şeydir, hem de herkesin yaşadığı cinsellik, bir o kadar da özel ve özneldir. İki kişi arasındaki cinsellik, bir başka iki kişi arasındaki cinsellikle kıyaslanamaz. Hem benzerdir, hem çok farklı. O yüzden de normatif bir yaklaşımdan söz edemeyiz. Cinselliğin şiire yansımasına gelince, bu doğrudan şairle ilgili bir durum. Hiç yansımayabilir, şiirde tamamen belirleyici de olabilir. Benim şiirimde özel bir yeri var cinselliğin ama tamamen cinselliğe dayalı bir şiir yazdığım söylenemez. Erotik şiir, hiç denemez. Cinselliğin hayatımdaki rolü neyse, şiirimdeki rolü de o. Zaten olması gereken de budur sanıyorum. Cinsellikten arındırılmış bir şiir samimi değildir en azından. Kimi tiyatro oyunlarında olduğu gibi; evli bir çift vardır sahnede, yemek yerken, kavga ederken, yürürken, yatarken, kalkarken, yani her halleriyle görürüz onları ama sevişmezler, hatta aynı yatağa girdiklerini bile görmeyiz. Bu ahlaki bir durum değil, aksine bir kandırmaca gibi geliyor bana. Elbette her oyunda sevişmek gerekmiyor ama bir ev hali söz konusuysa ve iki kişi arasında yaşanabilecek her şeye şahit oluyorsak, sevişmemeleri oyunu ahlaki kılmıyor, aksine zedeliyor bence. Eğer söz konusu çift aseksüel değilse (öyleyseler nasıl çift oldukları da tartışılır) kandırıldığımı hissediyorum. Benim yaklaşımım bu kısaca; nasıl politik duruşumu gizlemiyorsam şiirlerimde, sevişen bir insan olduğumu da gizlemiyorum.


İnsan doğasında saf sevgi mevcut olsaydı, sevgi ve saygıya dayalı, insanı insandan koruma amaçlı bunca ahlâk, etik, kanun ve kurallar olur muydu?

Aslında tüm bu koruma mekanizmalarının, yani ahlakın, dinin, kanunların insanı insandan korumaktan öte, statükoyu koruma kollama işlevleri var. Bunlar, insanlar arasındaki eşitsizliğin ve rekabetin ortaya çıkmasıyla birlikte ihtiyaç duyulan kavramlar. Issız bir adada iki kişi bile olsak, eğer ben diğer kişi üzerinde bir tahakküm kuruyorsam, elbette tehlike altındayım demektir. O zaman, onun benim tahakkümümü koşulsuz kabul etmesi ve bana zarar vermemesi için bir yaptırım uygulamam gerekir. Ya kafasında bir tanrı kavramı yaratıp ondan korkup bana zarar vermemesini sağlarım, ya da gücümle onu tahakküm altına alırım. Yani amaç güçlünün gücünü sürdürmesi ve iktidarın devamıdır. İnsanın içinde saf sevgi ve saygı olup olmadığından öte, bunlara gerek duyulup duyulmadığıdır önemli olan. Fizyolojik ve psikolojik bir olgu olan sevgi, daha doğrusu bir diğer insana karşılıksız olarak yönelen sevgi, zaten insanın doğasında var. Bunun en güçlü olanı da annenin çocuğuna duyduğu sevgidir. Elbette daha birçok sevgi türü var ve bunların büyük çoğunluğu da karşılıklı sevgidir; aşk dahil. İşin içinde karşılık olduğunda, ister istemez hukuki bir süreç de devreye girer ve ahlâk, etik, kanun, kural dediğimiz olgular devrededir artık. Ama günümüzde, hayatın her alanında bunlara ihtiyaç duymamız, saf sevginin eksikliğinden çok sistemin sevgiye ihtiyaç duymaksızın iktidar mekanizmasını yaşatmak zorunda olmasından kaynaklanıyor. Saygıdan hiç söz etmiyorum; çünkü sevgi gibi insanın doğasında olan bir duygu değil, tamamen sonradan oluşturulmuş yapay bir şey bu. Kısacası saygı diye bir şey yok aslında.

Ve cinsellikte etik olgusunu nasıl betimlersiniz?

Cinsellik, genel anlamda iki kişinin arasında yaşanan çok uçlu bir durumdur ve her cinsel ilişkinin, o iki kişi arasında geliştirilen ayrı bir etiği vardır. Bu da, onların dışında hiç kimseyi ilgilendirmez. Ama geleneklerin, törelerin korunması, her türlü iktidar mekanizmasının aynen sürdürülebilmesi, miras hukuku gibi kapitalist sistemin dayanağı olan kurumların korunması işin içine girince cinsellik iki kişinin arasındaki bir olgu olmaktan çıkıyor, toplumun denetimine giriyor. Herkesin libidosu, hatta cinsel organı bile toplumun denetiminde ve devletin kontrolünde artık. Etik dedikleri de bu!



Cinsellikte evrensel ve yerel değerler, size göre nelerdir?

Cinsellik başlı başına evrensel bir konu zaten. Yerel olarak değerlendirebileceğimiz kimi cinsel yaklaşım biçimleri, kimi ritüeller vardır elbette, ama bunlar genel olarak cinsellik kavramının evrensel olduğu gerçeğini değiştirmez.


Şiirinizde evrensel mi yoksa yerel değerler mi öncelikli?

Bu ayrımı yapmayı doğru bulmuyorum. Sanat yapıtının değer ölçüleri çok farklıdır ve çoğu da bizim üretme süreci içindeyken yaptığımız tespitlerin çok daha ötesindedir. Evrensel değerler şiiri yüceltmeyeceği gibi, yerel değerler de şiirin değerini düşürmez. Şiir, şiir olabilmişse eğer, başlı başına bir değerdir artık ve o şiirin özelliklerini değerlendirmek, içerdiği evrensel ya da yerel değerleri tespit etmek okurun ya da eleştirmenin bakış açısına bağlıdır. Kendi adıma, hiçbir şiire evrensellik / yerellik çerçevesinden bakmadım.


Türk şiirinde cinsel söylemlere dair birçok şairimizi ve elbette sizi örnekleyebiliriz, sizin bu konuda görüşleriniz nelerdir?

Yalnızca cinsellikte değil, her anlamda özgürlüğü fazlasıyla önemsediğim ve her türlü iktidar mekanizmasına karşı olduğum için şiirlerim de ister istemez bu söylemlerin uzağına düşmüyor. Söyleşi boyunca adını andığımız şairler dışında, şiirleri doğrudan cinsel söylemlere dayanmayan ama şiirde cinselliği öne çıkartan çok güzel dizelere imza atmış o kadar çok şair var ki... Gerçi bu gerçek, Türk şiirinin genelde, cinsellik anlamında mahcup bir şiir olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Benim şiirlerimdeki cinsel söylemler bu anlamda şiirimizin genel çizgisinden ayrılıyor biraz. Ben cinselliği üstü örtülü bir gerçek ya da romantizme sarılı nadide bir eylem gibi görmüyorum açıkçası. Olanca şiddetiyle, yoğunluğuyla yaşanan bir şey bana göre cinsellik. Sert bir duygu ve sert bir eylem. O sertliği, savrulmayı ve kırılmayı kenarlarından budamadan, inceltmeden şiirime soktuğumu sanıyorum.

Teşekkür ederiz…

san_
03-03-2009, 07:03
volkan şenkal
pür neş'e

şiir derdim mi benim? şiir benim dinim
bir ayna, baktıkça yüzüme eriyen resmim
ellerime kalem yakışır; ve jiletler,
güller zarif bileklere
o büyülü intihar ezgisi, aristokrat bir hüzün
kulağımda her gece, pür neş'e

koridor 8

güvercin
27-03-2009, 01:31
Koridor Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi


Sayı-9, Bahar 2009


İçindekiler


İletişim: Levent Özbek


koridordergi@yahoo.com (koridordergi@yahoo.com)


www.koridordergi.blogcu.com (http://www.koridordergi.blogcu.com/)



Volkan ŞENKAL – Koridor Güncesi, Bahar
Levent ÖZBEK - Rasgelelik Üzerine Düşüncelerde Bir Gezinti… (inceleme)
Ece İrem DİNÇ - Çağdaş Metafizikte "Güzel" Sorunu - (deneme)
Oğuz İNEL - Özgür İrade (araştırma)
Ustalardan - Ece AYHAN
Deniz HASIRCI - Ağızdan Ağıza Gökyüzü Yazısı – (araştırma)
Sidar Sinan ÖZMEN - Sonrası Utanç (şiir)
Özlem KARADAĞ - Tiyatroda Yeni Arayışlar, bir başlangıç olarak: Bu Bir Sandalye (araştırma)
Necati ALBAYRAK – hayat (şiir)
Ozan EREN – Asmin (şiir)
Merih GÜNAY – Dört – (öykü)
Abdullah ŞEVKİ - Postmodernizm Sonrası Amerikan Öyküsünde Kirli Gerçekçilik – (inceleme)
Nermin GÜRBÜZ – Harran – (deneme)
Caner OCAK- F Tipi Şehvet (şiir)
Özgür ASAN - Beş Memeli Rapunzel (şiir)
Hüseyin YILMAZ- İşte İnsan (şiir)
Petek İRDAM- Frigya ve Sinek (şiir)
Aylin GÖKE - Saniye Hanım’ın Geceleri – (öykü)
Ergin DUYGU- Socrates’den Bu Yana Ne Değişti? – (inceleme)
Tevfik GÜNEŞ - Krizin Genel Yapısı, Sol ve Emek Örgütleri – (inceleme)
Volkan ŞENKAL - Fena Bir Şiir (şiir)
Can İNCE - Susmak İçin Çok Erken (şiir)
Bilkent-ELİT-Çeviri Grubu - Bağışlamak - Rebecca Brown (öykü)
Çeviri: Güliz MUTLU - 19. Yüzyıl Şiirinden Seçmeler (şiir)
Petek İRDAM - Bu İnsanlığın Derdi Ne? – (deneme)
Turgay DELİBALTA - Güneşin İzlerine Bak, Ayak İzlerim Gibi! (öykü)
İsmail ŞEN - Güneş’in İstilası (şiir)
A.Uğur OLGAR – Büyütemediğim (şiir)
Dağhan DÖNMEZ - Ölüden Mektup (şiir)
Kaan KOÇ – Dipses (şiir)
Murat DALGIN - çarpışmaktan başka yapılacak …(şiir)
Esra SARIGÜL - Bozkırın Unuttuğu Yaz (şiir)
İhsan Arı - Desenler

Aslı Kutluay - Dansın Simyası - Kapak Resmi
Yeni çıkan kitaplardan:
Merih Günay- Hiç
Hakan Sürsal-mavi revir
Nisan Serap – GEDA
Abdullah Şevki – Edebiyat ve Yorum

güvercin
17-04-2009, 16:51
Koridor Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi Sayı-9, Bahar 2009


Satış Noktaları


Adana Kitapsan

Gazipaşa bulvarı

Çakmak plaza

Turgut özal bulvarı

Ç.üniversitesi

Mersin Kitapsan

Silifke cad.

Pozcu cad.

Mersin üniversitesi


Konya


Kitapsan real alışveriş merkezi


Ankara


Dost kitabevi - karanfil sok

Dost kitabevi - konur sok

Turhan kitabevi - konur sok

İmge kitabevi - konur sok

Dipnot kitabevi - kocatepe

İlhan İlhan kitabevi kızılay

Tan Kitabevi - kızılay

Gazi Kitabevi - beşevler

Eylül kafe - kızılay

İzmir


Yakın Kitabevi

Pan Kitabevi

İletişim Kitabevi

İlpa iletişim /kitapsan

İletişim kabile /kitapsan


Van
Star 2000 Kitabevi
Antakya
Hayyam Kitabevi
Bursa
Ezgi kitabevi

İstanbul


Taksim Pandora Kitabevi

Taksim Mephisto Kitabevi:

Taksim Simurg Kitabevi:

Taksim İnsan Kitap

Kadıköy İmge Kitabevi

Kadıköy Mephisto Kitabevi:

Kadıköy Seyhan Müzik/Kitabevi:

Kadıköy Fima Kitabevi:


Abonelik için:
Abonelik ücreti : Yıllık 4 sayı 24 Tl

Levent Özbek - İş Bankası Hesap No: 4219-0420608

Abonelik bedelini yatırdıktan sonra posta adresinizi koridordergi@yahoo.com
adresinize mail ile gönderirseniz aboneliğiniz başlatılacaktır.

Levent Özbek
Dergi Editörü
www.koridordergi.blogcu.com (http://www.koridordergi.blogcu.com/)
koridordergi@yahoo.com (koridordergi@yahoo.com)

güvercin
27-04-2009, 17:48
Koridor Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi Sayı-9, Bahar 2009




Satış Noktaları


Adana Kitapsan

Gazipaşa bulvarı

Çakmak plaza

Turgut özal bulvarı

Ç.üniversitesi

Mersin Kitapsan

Silifke cad.

Pozcu cad.

Mersin üniversitesi


Konya


Kitapsan real alışveriş merkezi


Ankara


Dost kitabevi - karanfil sok

Dost kitabevi - konur sok

Turhan kitabevi - konur sok

İmge kitabevi - konur sok

Dipnot kitabevi - kocatepe

İlhan İlhan kitabevi kızılay

Tan Kitabevi - kızılay

Gazi Kitabevi - beşevler

Eylül kafe - kızılay

İzmir


Yakın Kitabevi

Pan Kitabevi

İletişim Kitabevi

İlpa iletişim /kitapsan

İletişim kabile /kitapsan


Van
Star 2000 Kitabevi
Antakya
Hayyam Kitabevi
Bursa
Ezgi kitabevi

İstanbul


Taksim Pandora Kitabevi

Taksim Mephisto Kitabevi:

Taksim Simurg Kitabevi:

Taksim İnsan Kitap

Kadıköy İmge Kitabevi

Kadıköy Mephisto Kitabevi:

Kadıköy Seyhan Müzik/Kitabevi:

Kadıköy Fima Kitabevi:

Samsun
Deniz Kültür Merkezi

Abonelik için:
Abonelik ücreti : Yıllık 4 sayı 24 Tl

Levent Özbek - İş Bankası Hesap No: 4219-0420608

Abonelik bedelini yatırdıktan sonra posta adresinizi koridordergi@yahoo.com
adresinize mail ile gönderirseniz aboneliğiniz başlatılacaktır.

Levent Özbek
Dergi Editörü
www.koridordergi.blogcu.com (http://www.koridordergi.blogcu.com/)
koridordergi@yahoo.com (koridordergi@yahoo.com)[/quote]

melekkaranlıksu
21-05-2009, 16:05
Ruhların Karanlık Gecesinde
Petek İrdam
80 sayfa
Edebiyat ve Eleştiri Kitaplığı, Ankara, 2009
ISBN 978-605-89624-1-5
Edinmek için: Ankara, DOST - İMGE Kitabevi. İstanbul, Pandora Kitabevi
İsteme adresi: elestirikitapligi@gmail.com (elestirikitapligi@gmail.com) Meşrutiyet Cad. Hatay Sokağı 5/3 Kızılay/Ankara 0312 418 33 20 Belgegeç: 0312 425 26 68



Herkesin birbirinden gizli intihal yaptığı, topu topu yüz sözcükle şiir yazılan bir şiir ortamında değişik bir şairle karşı karşıyayız. Tarih ve bugün, mitoloji ve gerçek ancak binlerce sözcükle bu denli rahat bir araya gelebilirdi. Zengin, gürül gürül, takıntısı olmayan, önü açık, rahat bir şiirle karşı karşıyayız.


Kitabı okurken ruhlarımızın derinliğinin tarihten oluştuğunu anlıyoruz. Gerçek denen şey tarihsel bir uzamın parçası ancak. İşte tam bu kesişme noktasında ayaklarımızı suya çırpıyoruz; hareket edip gürültü çıkarıyoruz.
Mutlaka okunması gereken bir şair Petek İrdam.



Ahmet Yıldız, Edebiyat ve Eleştiri Dergisi


“Çekirge ve bal yiyerek büyüdüm


Aşkın kozalaklarını nefretin
Çam ağacına adını ben verdim
Sütünü içtim zamansız köklerinin
Her şey akıyordu içine ve dışına
İkiziydim benzersizliğin
Kendine içkin dışsal bir evren
Kutsal ağacı birleşmenin
Gerçek bendim hüküm ben
Ölü tanrılar düş çemberleri
Yazıcısıydım yine de
Kalem bendim
El ben”



“Yazıyoruz ama neyle?
Her yerde oluk gibi akıyor kan!
Kör olaydım, mürekkep bu mu?
Sevişmez olaydın Dünya Anne, doğurmaz olaydın!

güvercin
29-06-2009, 01:02
Koridor Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi Yaz sayısı ile birlikte 10. sayısına ulaşmıştır.


10. sayı ile zengin bir içerik ve yeni bir tasarımla okuyucularının karşısındadır. Dergi satış noktaları yeni web sayfası www.koridordergisi.com (http://www.koridordergisi.com/) adresinden görülebilir.


81 il kütüphanesinden dergiyi incelemek olanaklıdır.


Dergiye ürün gönderme ve abonelik bilgilerine yine web sayfasından ulaşabilirsiniz.


Sevgilerle


Levent Özbek


Dergi Editörü


koridordergi@yahoo.com (koridordergi@yahoo.com)


www.koridordergisi.com (http://www.koridordergisi.com/)


Koridor Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi
Sayı :10, Yaz, 2009
İçindekiler
KORİDOR’DAN
YAZ GÜNCESİ: MONOGAMİ VE İKTİDAR - Volkan Şenkal
STENDHAL SENDROMU - Deniz Hasırcı
USTALARDAN: CEMAL SÜREYYA - AŞK
NEMRUT’TA TANRILARLA TANIŞMA - Azade Özlem Çalık
MADRA ve UYKUCU ÇOBAN - Petek İrdam
KOROZYON - Sidar Sinan Özmen
BUNU BİL - Caner Ocak
KAYB - Sabahattin Umutlu
ÜÇ KADIN - Engin Damcı
DERSAADET - Kemal Şakir Çınar
HİÇ - Eren Okur
MEVSİMSİZ - Melek Avcı
MARSYAS’IN FLÜTÜ BİZİM SOLUĞUMUZDUR... - Günyüzü Müzik Topluluğu
KAPİTALİST KRİZ ve G20 - Tevfik Güneş
FELSEFENİN DİNAMİĞİ-I: SCHLEGEL’İN “İRONİ”Sİ ÜZERİNE – Ezgi Ulusoy
HOMOFOBİ’YE KARŞI! - Anti-Homofobi İnisiyatifi
BİR YERE GİTTİĞİM YOK - Demir Tol
“NEFES ALIR GİBİ” SANAT... ve PICASSO - Ece İrem Dinç
UÇAN SÜPÜRGE 80’LERE KONDU - Uçan Süpürge Festival Ekibi
TUHAF HALLER - Sevda Zeynep Karadağ
KAMPANYA ÖNERİSİ - Cinsel Şiddete Karşı Kadın Platformu
SÖYLEŞİ: KAAN KOÇ - Levent ÖZBEK
ARAF EKSPRESİ - Eren Okur
ÖZERKÇE - Rahman Yıldız
KAPİSKARA BİR OTOPORTRE - Murat Dalgın
DURAK - Fatih Parlak
YAZ PİKNİĞİ - Bilkent-ELİT-Çeviri Grubu
İZİN VERİRSEN ANLATAYIM - Türker Özşekerli
DİL - Özgür Demirci
BALLI - Mehmet Rayman
SAKALLARIM BATIYOR AVUÇLARIMA - Necati Albayrak
ANNEANNEM - Bilkent-ELİT-Çeviri Grubu
SEN BENİM OLMADAN ÖNCE - Bilkent-ELİT-Çeviri Grubu
SÖYLEŞİ: NİSAN SERAP “GEDA” - Sidar Sinan Özmen
ZARARLI KİTAPLAR: HENRY MILLER - Melek Karanlıksu
YOLDA - Necati Eker
SÖZ SİMYASI: DUENDE - Güliz Mutlu
GALILEO GALILEI - Osman Gürel
KADINDAN DOĞMA - Bilkent-ELİT-Çeviri Grubu
HEPİMİZ - Levent Özbek

Dergi tanıtımları
Karakalem Dergisi
Arkadaş Dergisi

güvercin
03-07-2009, 00:53
Koridor’dan…
Hoşgörü uzaklaşıp gidiyor bizlerden… Cinayetler, kıyımlar, baskılar, üzeri örtülen, alışılan, belki de en kötüsü öğrenilen ve öğretilen, doğal karşılanan, sahiplenilen, reddetmek bir yana haklı ve gerekli gösterilen şiddete o kadar alışkınız ki ülke olarak toplumsal bir hafızamızın olmaması bir yana, bireysel olarak da aslında balıktan halliceyiz, durup etrafımıza göz ucuyla bile olsa bakmak gereği hissetmediğimiz için...

Ruanda’da 1994 yılında yaklaşık yüz gün içinde 800.000 Tutsi ve ılımlı Hutu’nun, aşırı uç Hutular tarafından feci şekillerde ve ilkel gereçlerle öldürüldüğünü, bütün dünyanın seyretmekle yetindiği bu vahşet için dönemin Fransız Cumhurbaşkanının:“O ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli bir şey değil.” şeklindeki pişkin açıklamasını kaçımız hatırlıyoruz?

Birleşmiş Milletler ve ABD’nin sadece Afrika’da değil (ama belki en korkunç şekilde birçok Afrika ülkesinde) Balkanlar’da, Kafkasya’da, Ortadoğu’da, Latin Amerika’da kısaca bütün dünyada saymakla bitiremeyeceğimiz örneklerle ve türlü şekillerde uzun yıllardır uyguladıkları sistematik şiddet politikalarına o kadar alıştık ki şiddetin her türlüsü artık bizler farkında bile olmaksızın evlerimize, zihinlerimize, kalplerimize öylesine doldu ki her birimiz kendine bir rol kapar oldu kolayca bu oyunda.

Bırakalım dünyadaki şiddeti, çişli gazete sayfalarından, kokuşmuş tv kanallarından, asabi politikacılardan, tahammülsüzlerden, ders kitaplarından, erkek arkadaşımızdan, kız arkadaşımızdan, ailemizden, patronumuzdan, etnik kökenimiz, cinsiyetimiz, cinsel tercihimiz, politik tercihlerimiz, mesleğimiz, giysilerimiz ve benzerleri yüzünden hiç tanımadığımız kimselerden dahi her gün, her an gördüğümüz şiddete ne demeli?

Prim verilmiş, kanıksanmış, öğrenilmiş şiddetin mide bulandırıcı tabloları sergileniyor belleğimizde. Kimse hesap veremiyor, kimse cevap veremiyor, biz ölüyoruz habire. Takvimlerimiz yıl dönümleriyle dolu: “Şiddetin kanlı tarihinde bugün”... İşte Sivas yanı başımızda; toplanıyor, kalabalıklaşıyor, yanıyor! Yaşanan katliamların utancı yine bize kalıyor.

İnsanların birbirlerinin kafalarını, bir horozun boğazını kesercesine kolaylıkla kesebildiği, babaların bir zamanlar öpüp bağrına bastığı çocuklarını ve bir tür erkek hastalığı olarak ‘namus’u saydığı eşlerini, borçları yüzünden “bunalıma girerek” ve elbette ‘namusu’nun kirlendiğini düşünerek, uykularında kurşun yağmuruna boğduğu, çaresizce tefecilere yakasını kaptıran ve bir gece okuldaki odasında tabancayı şakağına dayayıp tetiği çeken eğitimcilerin yaşa(yama)dığı, daha dokuz yaşındaki kız çocuklarının berdel ile babaları yaşındaki adamların koynuna, kendi babalarının elleriyle öylece sokulu verildiği, mahalledeki bir erkekle sohbet ettiği için aile meclisinde ölümüne hükmedilen ve gururla(!) katledilen genç kızların, kadınların çığlıklarının bol bol çınladığı, özürlüler gününün hemen ertesinde kendini tekerlekli sandalyesiyle birlikte Boğaz’ın soğuk sularına atan özürlülerine gözleri kör olan, maço erkeklerin, eline fırsat geçecek olsa gizlice cinsel ilişkiye girdiği/gireceği, dahası tecavüz ettiği/edeceği bir travestiyi, eşcinseli kapı komşusu olarak görmeye tahammül edemeyip ellerindeki kanlı sopalarla mahalleden döve döve kovduğu, hıncını alamayıp acımasızca linç ettiği, düzeni, haksızlığı, eşitsizliği, sömürüyü protesto eden öğrencileri, işçileri ve diğer herkesi coplarla, biber gazıyla, panzerlerle yola getirmeyi kendine görev belleyen, kadınlarını, kızlarını, çocuklarını, eşcinsellerini, oğullarını, öğrencilerini, sevdiklerini, dostlarını, halkını, haklıyı, güçsüzü, çaresizi döven, söven, kesen, asan, öldüren ve suçu hep karşısındakine atan bir ülke hayal etmemiştik hiç birimiz, gözlerimizi ilk defa açtığımız bu topraklarda…

Şiddete herhangi bir koşulda alışmamak, haklı görmemek, öğrenmemek ve öğretmemek, kabul etmemek, yüzünü gösterdiği her yerde ona utançtan duvarlar örmek o kadar da zor değil…

Bizler, okurlarıyla birlikte anlam ifade eden şairler, yazarlar, çürümüş bir çağda, çürümüş insanların, çürümüş bir sistemin iğrenç kokusunu solumak istemeyenlerle birlikte: “Hayır!” diyoruz. Sadece ve sürekli bunu söylüyoruz, bunu duymak istiyoruz, sesimizi ortak derdi olan seslerle birleştirerek şiddeti, tahammülsüzlüğü, düşmanlığı gördüğümüz her yerde, her an, insan dışılığını, azının da toplu kıyımlar kadar tehlikeli olduğunu açıkça haykırıyoruz!

Terörize edilen bir dünyada, bir çağda insan olmayı, en temel insan hakkı olan insanın onurunu savunmaya sanatla devam edeceğiz. Biliyoruz ki yalnız değiliz! Bütün dünyada birbirimize ulaşmamız sınırlarla, medyayla, iktidarlarla engellenmeye çalışılsa da sanıldığı kadar az değiliz, sanıldığı kadar cılız değil insan onuru! Kimseyi boğazlamak, kimse tarafından boğazlanmak, kimseye tecavüz etmek, kimsenin tecavüzüne uğramak istemediğimizden eminiz ancak hiç kimsenin bunlara maruz bırakılmasını da istemiyoruz! Her türlüsü pohpohlanan, sırtı sıvazlanan, fotoğraflarla zihnimize kanırtılarak kazınan şiddet çılgınlığına ne kadar kalabalık ve ısrarlı şekilde karşı durabilirsek yaşam alanlarımızın o kadar özgürleşeceğini biliyoruz!

Koridor Dergisi

güvercin
23-07-2009, 00:43
Merhaba,

İçinde bulunduğumuz çağda, dünyada ve elbette ülkede, edebiyat derdi olan bir avuç dergiden biri adına, merhaba...

Olanaklarımızın kısıtlandığı, yaşam alanlarımızın daraltıldığı, her gün, her saat türlü tevir şiddete ve bulantıya maruz bırakıldığımız binlerce alandan sıyrılarak, sıyrılmaya çalışarak ve gördüklerimizin utancını sanat potasında erittiğimiz refleksimizle okurlarla paylaşarak her şeye rağmen insan için bir şeyler yapmaya çalışan diğer dergiler gibi, biz de bu ülkedeki edebiyat dergiciliği (çabası diyelim gerçekten buna) çabası içindeyiz.

2007 yılından itibaren Ankara merkezli olarak yayın hayatına devam eden Koridorda, Dergi editörü Levent Özbek ve yayın kurulundaki edebiyatçı arkadaşlar dergiyi nicedir dert edinmiş durumda, bir edebiyat dergisi bizim derdimiz, bizim çığlığımız edebiyat olmalıdır diyoruz.
Milli Kütüphane ile yurt dışına ulaşan ve 2009 yılı başından itibaren Kültür Bakanlığı İl Halk Kütüphanelerine dağıtılan Koridor, 81 ildeki kütüphanelerde bize ulaşabilen birileri çıkar diye heyecanlanıyor, okumaya, metropoldeki yaşamdaşları gibi istekli insanlara ulaşabilirse mutlu olmak adına. Bu mutluluğa, yurt dışından bize yazan, desteklerini esirgemeyen arkadaşların varlığını da eklemek gerek. Daha fazlası için, böyle bir derdi olan herkes gibi bizler de kafa patlatıp emek harcıyoruz, devamlı olarak bir adım daha atma gayreti içinde olmak, öyle sanıyoruz ki bizlerin aynı zamanda görevi.

Uzatmadan aklımızdakini, içimizden geçeni söylemek istiyoruz şimdi. Derginizle karşılıklı olarak, (her ne kadar takas anlamına gelse de sanırım kullanılan tabir böyle) “Barter” çerçevesinde tanıtım yapmak istiyoruz. Derginiz ile yukarıda sözünü ettiğimiz duyarlık ve amaçlarda ortak kaygı taşıyor olduğumuzu düşünerek size böyle bir teklifte bulunmayı düşündük.

Umuyoruz ki karşılıklı olarak Koridor Dergisinde ve Derginizde birbirimizi görür ve en az bunun kadar önemli olarak da, buradan aynı zamanda bir köprü kurmuş oluruz.

Konu hakkında sormak, söylemek istediğiniz herhangi bir şey olursa bize koridordergi@yahoo.com (koridordergi@yahoo.com) adresinden ve www.koridordergisi.com (http://www.koridordergisi.com/) sayfasındaki iletişim bilgilerinden ulaşabilirsiniz.
Sevgiler...
Levent Özbek
Dergi Editörü

güvercin
14-08-2009, 01:01
14.8.2009 tarihinde Ankara Radyosu'nda saat 14-16 arasında
Ahmet Yıldız’ın konuğu olacağım.
Ankara FM 105.6

Sevgilerle
Levent Özbek

güvercin
10-09-2009, 00:29
Koridor Dergisi Kültür Sanat Evi Eylül sonunda açılıyor.
Tüm yazar ve okuyucularımızın buluşacağı, çeşitli sanat etkinlikleriin yer alacağı bu mekana dostlarımızı bekliyoruz.

Sevgilerle
Levent Özbek
Koridor Dergisi Editörü
www.koridordergisi.com (http://www.koridordergisi.com)
koridordergi@yahoo.com

güvercin
15-10-2009, 01:07
Koridor Kültür Sanat Edebiyat Dergisi
Ekim-Kasım-Aralık
Sonbahar Sayısı
11. Sayı, 2009
İçindekiler

Dergiden
Cem DOĞAN – Anadolu
Toprak IŞIK – Vatandaşın da Dokunulmazlığı Olsun
Volkan ŞENKAL - Eylül’ün Karnı Ağrımış
Ercümend BEHZAD LAV - RÛHÜL KUDÜS
M. Hikmet LÜLECİ - Satranç: Hayattan kalkıp giden bir yazarın savunması…
Deniz HASIRCI - Wilde’dan Derinden ve Neşesi, Az Bir (Öz)eleştiri:
De Profundis Dönüşümün ve Öpücüğün Önemi
Yaprak ÜNVAR - nÎm
Emre GÜRCAN - Hüznü Nemlendirici
Rahman YILDIZ -oybirliğiyle kabul edildi yokluğun
Melek AVCI - pano romanı
Erkal TÜLEK - Yeşil Sarı Gri
Sevda YÜKSEL - Yerebatan Sarnıcı Şiire Kesti
Canan AL - Tanrıdan An’lar
Caner OCAK - Üç Gün İçin On Mektup
Ezgi ULUSOY - Felsefenin Dinamiği - II Schlegel & Hegel
Recep ÖZAKAN – İtiraflar
Ö. Faruk HATİPOĞLU – Şiir Sözlüğü
Neden İşçi Filmleri, Neden Film Festivali?
Ömer LEVENTOĞLU - Seyir zevkinden sanatsal eyleme: SİNEMA
Ufuk KOŞAR - “100 binler” tekrar yürüyor
Koray FEYİZ - SARI KASIMPATI
Petek İrdam - Dünya Annem: Kubileya
Melek KARANLIKSU – Zararlı Kitaplar
Ayşe AKALTUN - Biraz Çocuk Kalsaydım
Tolgay HİÇYILMAZ - Federico Garcia Lorca’ya
Beste Gün ASLAN – İçerde
Melik YİĞİTEL - Çekmecemdeki Güneş Gözlüğü
Özgür BALLI - SORUM
Oktay ORHUN - Michael Jackson: Ay Yürüyüşü Sona Erdi
Langston HUGHES - Çeviri : Talip ESMER - Teşekkür Ederim Bayan


Dergiyi satış noktalarından bulabilirsiniz.

Not:
Koridor Kültür ve Sanat Evi Açıldı
Adres :
Mithatpaşa Cad. 36/1 Kızılay-Ankara
Tel : 0.312.433.78.22

İletişim:
koridordergi@yahoo.com (koridordergi@yahoo.com)
www.koridordergisi.com (http://www.koridordergisi.com/)
Levent Özbek
Koridor Dergisi Editörü

güvercin
23-10-2009, 18:29
Bu Cumartesi (24 Ekim 2009) saat 18:30'da
Koridor Kültür ve Sanat Evi'ndeyiz
(Mithatpaşa Cad. 36/1 Kızılay)...
Neden mi?
Şiirler kitabım 'Ruhların Karanlık Gecesinde'
için imza günü yapıyoruz....
Yanımda olmanız umuduyla
Esenlikle...
Petek İrdam

güvercin
25-11-2009, 23:15
KORİDOR’dan

Augusto Pinochet kanlı bir katil olarak 91 yaşında yargılanmadan öldü, sahi ne kadar da uzun yaşıyor darbeciler, belli ki yaşamayı çok seviyorlar!!

Ancak konunun bir veya birkaç generalin yargılanması olmadığının, hani bu kadar basit olmadığının sanırım herkes farkında. Her on senede bir darbe (kelimenin kökü “darp”tan geliyor!) ve benzerlerine, Anayasa değişikliklerine maruz bırakılan, askerden korkan, korkutulan, gerçekten çok korkan bir ülkenin fertleri olarak, 1980 yılında Genelkurmay Başkanı olan ve malum darbenin başında bulunan bir subayın yargılanması (veya kendi ifadesiyle, intihar etmesi ihtimali) hakkında konuşuyoruz, ne kadar yeni ve yabancı bir durum!

Hayatımıza böyle yeni ve şaşırtıcı şeyler giriyor son dönemlerde aslında. Genelkurmay Başkanlığı’nın “Beyaz Kitap”ında Dağ Türkleri olarak detayıyla tarif edilen Kürtlerin durumu mesela. Bu elbette iktidar partisinin veya biri diğerine çok paralel sevgi dolu açılımlarıyla muhalefet partilerinin bir hediyesi, bir zaferi veya yeryüzündeki bütün sonuçların nedeni, belirleyicisi, oyuncusu, hakimi ABD’nin bir lütfu değil! Bu değişim öncelikle işin en acı, en sıkıntılı, en baskılı, en yoksun, en vahşi, en..kısmına muhatap kalan Kürtlerin ve aynı ülkede bir arada, eşitçe yaşamak isteyen, ortada çözümü gereken, dağ gibi bir problemin varlığından bunca zorluğa rağmen on yıllardır söz edebilen diğer herkesin doğru ve yanlış yaptıklarının sonucu olarak karşımızda durmakta. Daha düne kadar barış istediğini dile getiren insanların başına gelenleri, ölmediği için yargılanan askerleri, yaşamın ve yaşatmanın nasıl olup da ölümden çok daha utanılacak bir şey olduğuna dair tüyler ürpertici açıklamaları, haberleri gayet hatırlıyoruz hepimiz.

Devlet organları, var oluşunu en çok da doğudaki savaşla ifade eden ordu, iktidarın bu ses getiren çıkışlarına inanılmaz bir şiddetle saldıran muhalefet partileri, işin arkasında elbette ABD’nin olduğunu söyleyenler ve daha birçok şaşkın aktörle birlikte bu konunun devlet kademesinde ne yöne, ne kadar sündürüleceğini göreceğiz.

Bunun yanında bize yeni ve yabancı gelmeyen şeyler de var haliyle, gazete ve televizyonların 12 Eylül süreciyle ilgili mide bulandırıcı riyakarlıklarından söz etmek faydalı olabilir. Hatırlayalım; o dönemlerde gazetecilere binlerce yıl hapis cezası verilmiş, cezaevine girenler, saldırıya uğrayanlar ve öldürülenler olmuştu. Gazeteler on ay boyunca yayın yapamamış ve haklarında yüzlerce dava açılmıştı. Darbeyi takip eden dönemde, başta yüksek tirajlıları olmak üzere, basımına izin verilen gazetelerin kurtuluş ve sevinç manşetleri acaba sadece askeri darbenin baskı politikası ve uygulanan yoğun sansürle mi ilişkiliydi? Pek duyarlı ve tarafsız medyamızın bu refleksinin (hadi buna omurgasızlığı diyelim) sadece askeri darbelerde özgü olmadığını, sistem karşıtı her tür toplumsal olayda da sektirmeden aynı tavrı gösterdiğini iyi biliyoruz. Bugün sadece gazeteler değil televizyonlarla hepten şahlanarak hayatımıza giren medyanın tutumunu ne derece samimi bulabiliriz ki?

12 Eylül’ün hayatımızdan çaldıkları yalnızca göz altına alınan, hayatları alt üst olan, asılan, değişik biçimlerde öldürülen, işkence gören, hayatları hakkında bir daha bilgi alınamayan insanların ve ailelerin trajik hikayelerinden ibaret de değil. Tam bu burada “Garage Olimpo” filmini, gerçekten neden bahsettiğimizin oldukça açık ve keskin bir örneği olarak herkese tavsiye ederiz.

Postalın çamurlu ve derin izinin, her zaman için kutsal, her zaman için hatasız ve kurtarıcı ordunun zihinlerdeki dokunulmazlığı, doğuda yaşanan kirli savaştaki marifetleri, (sanki siyasetten başka bir şeymiş gibi) bir fildişi kulesinde her bir şeylerin bekçisi, garantörüymüşçesine, varlığını hepimizin varlığına zorla armağan etmesi artık eskisi kadar harikulade gelmiyor insanlara, sarsılıyor! Gazete ve televizyonlarda, yukarıda bahsi geçen aynı samimiyetle dile getiriliyor. Benzer bir tür ayak oyunu ve doğal sürecin de, devlet mekanizmasının başka başka kurumlarıyla iktidar arasında nicedir yaşandığını biliyoruz, tüm bunlar bir tür kabuk değiştirme sancısı olmasın sakın?? Bizi ilgilendiren kısmı, hesap sormanın, gerçekten oldukça yabancısı olduğumuz bir şeyin kokusunu duyabiliyor olmak. Bu ülkede yaşayan insanların böyle bir şeyin, olasılığın, herhangi bir yafta yapıştırmadan, sadece mümkün ve elbette haklı gerekçelerle mümkün olduğunu düşünebilmesi az şey değil, hesap verebilecek olan kimse olmasa da! Belki bizler için olumlu olan, bazı şeylerin yalan yanlış bile olsa konuşulabilmesi, hani bazı kelimeleri kullanmak gerçekten başa beladır ya, belki son dönemde bu kelimelerden bir kaçı için kurgu biraz hafiflemiştir.

Aynı yaşam alanının (henüz sağlanmamış ve sadece dile gelebilmiş konulardan söz ediyor olsak da!), aynı kelime dağarcığının, bu ülkede yaşayan eşcinseller için, şiddet mağdurları için ve toplumdan izole yaşamak zorunda bırakılan “marjinal”ler için de sağlandığı, kürsülerden insan hakları mesajları içeren konuşmaların yapıldığı, uğruna tartışmalar, telkinler, etkinlikler, yasaların yapıldığı bir ülkede yaşamak istiyoruz, çünkü bir aradayız, çünkü bunun başka bir yolu olmadığını biliyoruz! Çok zor olmasa gerek, bize benzemeyen birinin varlığını kabul edebilmek??

Dünyaya özgürlük, dünyaya barış, dünyaya adalet, dünyaya aşkın gözüyle bakanlar için hiçbir sistem partisinin, sistemin hiçbir uzvuyla, basit algı yanılmalarını kullanarak bizleri inandırabilmesi o kadar mümkün görünmüyor. Devlet erki ve kolları için hep tehlikeydik, hep uzaklaştırıldık, hep susturulmaya, kanla terbiye edilmeye çalışıldık, hani bundan 1000 yıl önce de…

Bir toplumun belleğinde, eh belki bizim ülkede bu belliğin en dibinde, savaşların, baskı rejimlerinin, durmadan yenisi açılan yaraların, hiç kapanmayan yaraların yol açtığı bunca tahribat varken aslında “apolitize” olmak da pek de kolay değil gibi! Kendisine verilen serbestiyi kullanan düşük rütbeli bir subay tarafından akıl almaz şekilde ziyan edilen çocukları görüp de bu rezalete kahretmeyen bir anne var mıdır mesela? Tam da bu konuyla ilgili olarak Popstar Alaturka programında Bülent Ersoy’un deprem etkisi yaratan sözlerini de saygıyla anmakta yarar var. Diğer yandan, o kalabalık, koca koca cumhuriyet mitinglerinde insanların darbe özlemlerini, şovenist sloganlarını bir tür, sistem içi sivil toplum örgütleri refleksi olarak nitelemek yanlış olmasa gerek. İktidardaki yapının bazı kayaları yerinden oynatmasının, kendi varlığını kalıcılaştırmaya, yerini almaya ve gözdağı vermeye yönelik olduğunu bilsek de, hem bu dünyada, hem de bu ülkede bir kere daha askeri darbe görmek istemiyoruz, bu ülkede bir kere daha etnik temelli saldırılar, savaşlar, baskılar görmek, bir kere daha elimize yapışmış, pimi çekilmiş, bir türlü atıp kurtulamadığımız bir el bombasının kabusuyla sıçramak istemiyoruz uykularımızdan.

Askeri darbelerin edebiyatta da çok sert etkileri olduğu konusuna değinmeden geçmeyelim. Tarihteki benzer örnekleri gibi, Türkiye’de de, 80’den sonra uzun sayılabilecek yıllar yakılan, toplatılan ve yasaklanan yüz binlerce kitap oldu, aynı yıllar boyunca yazarların, şairlerin gördükleri baskılar sebebiyle edebiyatta bir tür fetret devri yaşadık. Okuma alışkanlığı, özellikle genç kuşakta kaybolmuş bir toplumda, kültürel ilerlemenin durması/gerilemesi kadar doğal bir şey olamaz sanırım.

80 sonrası kuşağın edebiyattaki yürüyüşüne uzun süreler pek de sıcak bakılmadı edebiyat çevrelerince. Neyse ki son yıllarda belki bu eleştirilerin itici gücüyle, belki aksini ve daha farklı bir şeyi kanıtlama refleksiyle bu algı değişmiş durumda, neyse ki insanların hala hayatla, kendileriyle ve sistemle dertleri var, neyse ki insanlar bunların birbiriyle nerelerde iç içe geçtiğini görebiliyorlar. Bugün 30’lu yaşlarında olan ve eserlerine ülkesinin ve dünyanın sorunları kadar, var oluş kaygılarını, psikolojik buhranlarını da konu edinen, kendilerini ürettikleri işlerle kabul ettirmeye başlayan bu kuşağa selam ederek bitiriyoruz.

Sevgilerle.
Koridor Dergisi.




http://koridordergisi.com/FileUpload/ds17369/File/koridor_kapak_11_copy.jpg Koridor Kültür Sanat Edebiyat Dergisi
Ekim-Kasım-Aralık
Sonbahar Sayısı
11. Sayı, 2009

güvercin
06-12-2009, 22:53
Pazartesi Buluşmaları
Ahmed Arif Şiirleri
Terketmedi Sevdan Beni
Düzenleyen : Koridor Dergisi ile Kültür Sanat ve Göç Etkinlikleri Merkezi
Tarih : 7 Aralık 2009 - Saat : 19.30 - 21.30
Yer : Koridor Sanatevi, Mithatpaşa Cad.36/1 Kızılay- Ankara

san_
07-12-2009, 05:13
"neyse ki insanların hala hayatla, kendileriyle ve sistemle dertleri var"
iyi ki...
sanata edebiyata ilgi duymasalar da, lise çağındaki çocuklarınıza, kardeşlerinize KORİDOR'un durumu özetlediği bu yazıyı okutun dostlar.
sade, anlaşılır, hain ve hin hesaplar yapmadan yazılmış özet bir yazı bence. dahaları da var elbet.

çocuklarımız ergen olurken hayatın istedikleri her rengiyle varsın boyansınlar ama, başlarını arada bir bilgisayardan kaldırıp, ülkelerinde yaşanmış ve yaşanmakta olan gerçekliklerden de haberdar olsunlar.

çok acı çekmiş bir kuşağın evlatları "aman uzak dur bu işlerden" öğütleriyle büyüdü de ne oldu?

ilgi duysunlar ki, gelecekte nerede yer almalarının doğru olacağı hakkında düşünceleri olsun.
biz de umutlanalım.
var ol koridor.

güvercin
16-12-2009, 01:49
Pazartesi Buluşmaları

Hasan Hüseyin Korkmazgil Şiirleri

Acı çekmek özgürlükse Özgürdük ikimiz de

Düzenleyen :
Koridor Dergisi ile Kültür Sanat ve Göç Etkinlikleri Merkezi (küsagem)

Tarih : 21 Aralık 2009 - Saat : 19.30 - 22.30

Yer : Koridor Sanatevi, Mithatpaşa Cad.36/1 Kızılay- Ankara

Acı çekmek özgürlükse
Özgürdük ikimiz de
O, yuvasız çalıkuşu
Bense kafeste kanarya
O, dolaşmış daldan dala
Savurmuş yüreğini
Ben bölmüşüm yüreğimi
Başkaldıran dizelere
Kavuşmak özgürlükse
özgürdük ikimiz de
elleri çığlık çığlık
yanyana iki dünya
ikimiz iki dağdan
iki hırçın su gibi
akıp gelmiştik
buluşmuştuk bir kavşakta
unutmuştuk ayrılığı
yok saymıştık özlemeyi
şarkımıza dalmıştık
mutluluk mavi çocuk
oynardı bahçemizde
aramakmış oysa sevmek
özlemekmiş oysa sevmek
bulup bulup yitirmekmiş
düşsel bir oyuncağı
yalanmış hepsi yalan
sevmek diye bir şey vardı
sevmek diye bir şey yokmuş

güvercin
31-12-2009, 00:43
Savaşsız
Şiddetsiz
güvercinlerin kanat açtığı bir yıl olması dileklerimle
herkese
sevgiler
levent özbek

emre gümüşdoğan
04-01-2010, 14:49
Koridor Kültür Sanat Edebiyat Dergisi 12. sayısı ile edebiyat ortamında yerini almaya devam ediyor.
Kitap incelemesinden, çeviri şiir ve sinema eleştirisine kadar geniş bir alanda soluk olmaya - soluk vermeye doğru gidişini kimseden çekinmeden sürdürüyor. Ne herhangi bir tekele ne de bir gruba dayanarak, farklı seslerin çığlığını, bağırmadan, duyabilenlere ulaştırıyor. Sanat ile, insanların savaştan-şiddetten ve nefretten uzak olabileceğinin farkına vararak yoluna devam ediyor.


Koridor Kültür Sanat Edebiyat Dergisi
Sayı 12, Kış, 2010
İçindekiler


Kapak resmi : Habip Aydoğdu
Dergiden

Araştırma-İnceleme-Eleştiri:
Deniz HASIRCI-Küçük Kara Behrengi
Barış SAFRAN- SİİRİN DİRİLİŞİ
Osman NAMDAR - “SANKİ YALNIZDIM” DUYGUSU
Hikmet LÜLECİ - “Bozkırkurdu”
U. Fafo TELATAR - ESKİ YUNAN VE ROMA EDEBİYATINDA DÜĞÜN TÜRKÜSÜ
Elif ÇINAR - Ödüllü Törenin Kitabı


Öykü:
Murat KARA - Bir Kahramanlık Hikayesi

Çeviri Öykü:
Ursula K.Le Guin - Omelas’ı Terk Edip Gidenler - Bilkent-ELİT Çeviri Grubu
Frank YERBY - EVE DÖNÜŞ - Çeviri: Talip ESMER

Sinema:
Özgür İPEK - Dışarısı Karanlık bir Sabah, İçerisi de Öyle…

Deneme:
İbrahim KARAOĞLU - "DÜŞLER VE BULUNTULAR"
Volkan SENKAL – Poligamiyi Kış Mevsiminde Önceleyen Bir Şiirsel Röportaj
Şafak YESİLYURT - Köpek Dövüşleri
Çeviri Şiirler:
Seçmeler - Çeviri: Güliz MUTLU
Robert FROST - Çeviri: Gül KURTULUŞ
Margaret ATWOOD - Çeviri: Gül KURTULUŞ
Susan SHINGLETON - Çeviri: Duygu ŞENOCAK

Şiirler:
Fadıl OKTAY – Yakınış
Galip Ferhat AKBAL – ZEBERCET
Roda UYANIK - SİİR-İ SİN
Murat DEMİRKOL - Bu şehir
Kazım Cihan CAN - Trance – Atlantik
Gamze DURU - DOĞURGANLIĞIMIN KISA ÖZGEÇMİŞİ
Bahar CETİNER – AYAKÜSTÜ
Murat DALGIN – dayanışma
Levent ÖZBEK - Ben ne yazsam kimsesiz kalır
Kemal Şakir ÇINAR - 2-9119
Sidar Sinan ÖZMEN - s ı k ı n t ı l ı ş a p k a
Batur UPCİN – Alfabe
Emrah GÖKTAŞ – Islaklık - çingeneler zamanı
Ali CETİNTAŞ - Bir Ağlaması Lale Mansur’un Bir de...
Halil GÜLER – Yaprakben
Necati ALBAYRAK – yolculuk
Hatice Çamyar Y. – Ağırlama
Oytun TEZ – GİZ
Petek İRDAM - Dünya Annem: Kubileya

İletişim:
Dergi Editörü: Levent Özbek
e-mail: koridordergi@yahoo.com
www.koridordergisi.com (http://www.koridordergisi.com)

güvercin
26-01-2010, 00:02
Dergiden;

4 Ocak 1969’da, bundan yaklaşık kırk bir yıl önce Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Yılanlıoğlu: “Bu memleket Moskof uşaklarının değil, Ergenekon aslanlarınındır.” demişti; kırk bir kere maşallah!Kimse kusura bakmasın; bu ülke eli kanlı aslanların, din bezirganlarının, bu coğrafyanın yakın geçmişindeki sayısız acının altında imzası bulunan ve hanidir devletin önemli organlarının ortak dili olan, şimdilerde yerinden edilmiş, hırçın, saldırgan bir üslupla son demlerini yaşayan ulusalcı ideolojinin ateşli savunucularının ya da insanlığını nicedir yitirmiş başka bir güruhun değil, hiçbir zaman da olmayacak! Biz söyleyelim, her yönüyle eşit haklara sahip yetmiş milyon kadının, erkeğin, eşcinselin, türkün, kürdün, ermeninin, lazın, çerkezin, süryaninin, rumun, yahudinin, arabın, göçmenin ve hepsinin, hepimizin ülkesi burası; ağlayan ülkesi!

Son günlerde yeniden alevlenen etnik düşmanlık meselesinde açıkça tanık oluyoruz ki nefret çok kolay bulaşan bir şey, ellerimizi yıkamakla geçecek mi bu yıkıcı öfkenin vicdanlardaki kalıntıları, ah o iktidar hırsı; Lady Macbeth öldükten sonra temizleyebilmiş midir dersiniz ellerindeki kanı?

Kısa süre önce Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatılan, TBMM dışına itilen ve daha önce de defalarca kapatılmış olan sadece bir siyasi parti değildi. Bu ülkede barışa inanan insanların umutları da aynı yasakçı, eli sopalı zihniyetçe tıkanmış oldu. Zaten buna itirazı olan, konuşmak isteyen herkes de terörist ve vatan hainidir değil mi! Aferin size; ülkeyi savaştan, ölümlerden, yoksulluktan kurtardınız…

Şuna şüphe yok ki kimse devletin kolluk gücüyle kavgaya tutuşmaya, sırtından vurularak ölmeye, hapse atılmaya vesaireye meraklı değil; belki de kendilerini bu noktadan var eden ve ayakta tutan kolluk gücü ve buna meşruiyet katan militarizm meraklıları hariç! Kuşkusuz, sahte politik söylemlerden ve yazık ki hiçbir zaman yerine getirilmeyecek sözlerden, kandırılmaktan bıkmış usanmış, hayatları bir türlü kolaylaşmayan ve “olağanüstü” şekillerde yaşamaya çalışan milyonlarca kürdün gözyaşıdır attıkları o taş parçaları!



Bazı sorular sırf kendini var eden koşullar nedeniyle çok yakıcıdır hani; Hrant'ın gerçek katillerine ne olacak, suç ihbarlarını görmezden gelenlere? Sözüm ona bizler için var olan ve Anayasa'ya göre bu ülkede yaşayan tüm vatandaşları korumak için kurulu yapılar görevlerini ısrarla ihmal ettiği için gerçekleşmedi mi Malatya'daki yayınevi katliamı? Kin ve nefretin kafalarda bu kadar doğal karşılandığı bir atmosferin ürünü değil mi Rahip Santoro cinayeti?..

Meşruiyetini “sosyal bir varlık olarak insan”ın kendisinde bulan ve insan beyninin, kategorileri belirleyen, algılayan ve ayıran işleyişinde kendine düşmanca bir yer açmayı başarmış olan ayrımcılığın her türlüsü için; sistem tarafından pekiştirilen ve her an kullanmak için el altında bekletilen, beslenen bir tür zehir demek yerinde olur sanırım. Her şeyden önce insanların eşit olmadığı gibi köhnemiş bir düşünceden doğan ayrımcılığın özünde saygı ya da uzlaşı olmadığı için olsa gerek, basit ayırımlar kolayca, ayrıma maruz bırakılanları izole etmeye, baskılamaya ya da açıkça yaşama hakkını elinden almaya kadar gidiyor.


Sırtını, insana karşı olan ve zayıf karnını gayet iyi tahlil ederek bunun üzerine oynayan kapitalizme yaslayan ayrımcılık; cinsiyetçilik, ırkçılık, homofobi gibi türlerinin yanında, çoğumuzun farkında bile olmadığı örtülü şekillerde giriyor hayatımıza. Ayrıma tabi tutmanın aynı zamanda, mevcut durumunu muhafaza etme refleksine sahip olan toplum ana kurumunun kendini korumaya(!) yönelik bir davranışı olduğu da rahatlıkla söylenebilir.

Komşusunu muhalif düşünceleri yüzünden ihbar eden aile reisi; ülkesini ve ailesini koruduğunu iliklerine kadar hissedip bu hazla titremez mi, ya eşi; apartmandaki transseksüel komşusunu evden attırırken aynı saikle davranmaz mı? Ya şu alt kattaki Yahudi aile, ne işleri var ülkemizde? Ne acayip apartman! İşte mesele tam da bu, bu ülke böyle bir apartman, bunu geç de olsa artık kabullenmeliyiz.

Sahi nerede başlıyor insan hırçınlaşmaya, öfke nöbetlerine tutulmaya? Ülkeyi ele geçirdikleri ve haritadan silecekleri(!) için mi kızgınız birilerine, çocuklarımızın bu toz pembe dünyada ahlakını bozacağı için mi tahammül edemiyoruz cinsel seçimi farklı olanlara, depremler, gaz zehirlenmeleri “imansız” insanlar yüzünden mi geliyor başımıza, tuttuğumuz takım şampiyon olmadığı için mi böyle yoksuluz, neden bize ait olmayan, dayatılan, galeyana getiren şeylere lezzetli bir yiyeceğe saldırır gibi saldırıp her şeyi unutuyoruz? Hayat karşısındaki gediklerimizi, yediğimiz vurgunları ödünlemek için kurbanlar arayıp onları hedef tahtası haline getirmek ne derece insani? Nereden gelip yerleşiyor içimize o büyük nefret? Sıradan bir insan ne kadar dolabilir kötülükle, nasıl bir motivasyonla yakar, yıkar, öldürür diğerini; neye inanır insan?..

Bizim tarihimiz biraz da bu soruların can acıtan cevaplarıyla yüklü, olaylar sahnesinin tarihinde hesabını asla veremediğimiz onlarca bulaşık anı. Seyirci koltuklarında biz, fonda politikanın hipnoz etkisi; dinliyoruz, televizyonlarımız açık; izliyoruz, demokrasi denilen yönetim biçimiyle yönetiliyoruz!

Bizi politik zırvalıklarıyla kandırmaya çalışanlara, istediğimiz için değil, dayatıldığı ve doğrusu pek de dirençli olmadığımız için bizi aptal yerine koyan, kandıran, alıştıran, duyarlılığımızı yok eden ve nefret pompalayan televizyon kanallarına, gazetelere, yalanlarıyla hayatlarımızı çalanlara, sistemle paralel çıkarları için kendi yarattıkları ya da sebep oldukları sorunlarla bize yapmacık düşmanlar vererek militarize etmeye çalışanlara, kalbimizi zehirleyenlere ve belki en önemlisi de bunun gibi saçmalıklarla kafası karmakarışık olan birbirimize; bu suni nefretten beslenmeyeceğimizi, aynı gökyüzünün, aynı güneşin altında hepimizin eşit ve aynı haklara sahip olduğunu kararlılıkla söylemek, yorulmadan göstermek dünyadaki en onurlu davranış değil de nedir!

Muhaliflerin, marjinallerin, var olana karşı çıkan herkesin çemberin dışına itildiği, dinle, polisle, eli satırlı kavgacı gençlerle, darbeyle terbiye edilmeye çalışılan, sanatsız bırakılan, gitgide vahşileşen bir toplumda yaşamak bizlere çok da keyifli gelmiyor. Bunun yerine özgür, eşit ve müdahalesiz yaşam alanları istediğimiz için birilerinin düşmanı olacak, onurlu bir dünya istediğimiz için suçlanıp, alınlarımıza toplum düşmanı damgası vurulacaksa da, kurduğumuz bu düşten vazgeçmek, rengarenk hayallerimizi yapma çiçeklerle değiştirmek istemiyoruz. Aslında bunu herkes biliyor; güzel ve aydınlık olan her şey buna bağlı, hepimizin özgür kalışına!


Bizim okullarımız var, üniversitelerimiz, tiyatro salonlarımız, kitaplarımız, meydanlarımız. Bu koca dünya, bizim sırtımızdan, hayallerimizden, yaşama sevincimizden beslenen sahtekarlara, onların yeryüzünü kana bulayan ordularına, milyarlarca insanın açlığıyla beslenen, su kaynaklarımızı, ormanlarımızı, soluduğumuz havayı yok eden iş adamlarına ve onların hükümetlerine, olan biteni neşeli gösterinin bir parçası sanalım diye iğrenç yalanlarıyla bizleri kandırmak için her gün yeni hokkabazlıklar üreten medya patronlarına ve bu rezilliğe ruhunu satan bir avuç yaratığa, hiç utanıp sıkılmadan sosyal yardım kampanyaları düzenleyerek diyetlerini ödeyebileceklerini düşünen patronlara ait değil!

Taptaze bir bahar sabahında yüzümüzü okşayıp geçen güneş bizim, dünyanın bütün nehirleri, dağları ve toprakları… Bir an için gözlerimizi kapatıp dünyanın bütün düzenlerini, insanca olmayan bütün sistemlerini, bunların yaşantılarımıza sokuşturduğu soğuk, duygusuz ve vahşi tüm kelimeleri paramparça etmek, yeniden türetmek, reddetmek için yeterli nedenimiz olduğunu, bu reddedişteki haklılığı, onurlu tavrı düşündükçe, yaptığımız işten, aldığımız nefesten daha bir keyif alıyoruz.

Bizleri istemediğimiz bir dünyada, istemediğimiz şekillerde yaşamak zorunda bırakan, yabancılaştıran, sınırlarla hapseden, uzaklaştıran, köşeye sıkıştıran bu duruma refleks göstermek ne işe mi yarıyor? Kalemi yontulmuş, duyarlıkları keskinleşmiş, algıları açık ve kaybolmuşlara yol gösteren deniz feneri gibi ışıldayan nice büyük edebiyatçı armağan ediyor bizlere. Toplum denilen ve hepimizden bir parça alarak canlılığını koruyan organizmanın ayırımcı tutumuna karşı açtıkları (belki de düştükleri) koridorda tanımadık mı Oğuz Atay’ı, Yusuf Atılgan’ı? Ece Ayhan'dan öğrendik Maveraünnehir'in aslında nereye döküldüğünü! Virginia Woolf değil miydi kadın olarak bir vatanı olmadığını söyleyen? Sartre’ın, Camus’nun çığlığıyla, Zola ve Orwell’ınkinin aynı kulaklara seslendiğini okuyup görmedik mi defalarca? İnsanlık tarihindeki anlamı; savaşlarda, sınırlarda, kapitalist paylaşımların kirli ayak oyunlarında ve türlü tevir kandırmacalarla nicedir kurgulanmış toplumsal kurallarda aramak yerine; Raskolnikov’un başına gelenlerde,Meursault’unbize yaşattığı ikilemde, Hayvanlar Çiftliğindeki domuzlardan hala bir türlü kurtulamayışımızdaki ironide aramak çok daha mantıklı, çok daha insana has değil mi?

Özgür ve eşit bir dünyaya olan inancımızla...

Sevgilerle
Koridor

güvercin
22-02-2010, 00:40
Edebiyat Dergiciliği…

Edebiyat dergiciliği olarak aşağıdaki saptamaları yapmak bilinenleri tekrarlamak olacak ama yine de söylemek gerekir diye düşünüyorum.

250’ye yakın edebiyat dergisi çıktığı söyleniyor, bu dergilerin kaydı ve buralarda kimlerin yazdığı ile ilgili derli toplu bir bilgiye sahip olamadığımız için derinlikli bir şey söylemek zor. Çeşitli yıllıklar hazırlanıyor ama hazırlayanlar da dergileri zamanında edinmek yerine dergiyi çıkaranlardan yıl sonuna doğru göndermelerini istiyorlar. Değişik nedenlerle zor bir çalışma tabii. Bu gelenek haline getirilebilir, bunu her yıl kim yapar onu bilemiyorum, bu konuda bir düşüncem yok.

Bazıları bu kadar derginin çokluğuna kötümser bakıyor, bence bu çokluk olarak değil farklı seslerin ortaya çıkması ve az da olsa birtakım okura ulaşması açısından desteklenmesi gereken bir durum bence. Artık eskisi gibi birkaç derginin tekeli yok. Önemli olan bu dergilerin varlığını sürdürebilmesi ve kalıcı olabilmesi. Ülke genelinde ancak üç-beş dergi dağıtılabiliyor bunun nedeni de biliniyor. Dağıtım tekellerinin yüklüce para istemesi ve bunu para kazanma amacı olmayan dergilerin karşılayamaması. Sözde özgürlük var ama paran ya da değişik ilişkilerin varsa bu özgürlüğe sahipsin. Dağıtım sorunundan yakınmayan bir dergi görmek zor.

250 derginin kimisi aylık, kimisi iki aylık, kimisi üç aylık çıkıyor. Her bir dergide yılda ortalama 200 isim çıksa en az 50 bin kişi yazıyor demektir. Küçümsenecek bir sayı olarak görmemek gerek. Bu nedenle tüm bu girişimleri desteklemek gerekir diye düşünüyorum. Ne yapabiliriz dergiyi alabiliriz, abone olabiliriz vb.

Dergilerin bu kadar çok, yazarların da bu kadar farklı olması beraberinde okuyucuların da artmasına neden olur diye düşünüyorum. Okuyucu sonuçta ancak ulaşabildiği dergi hakkında yorum yapar ve görebildiği yazarları değerlendirir. Bu farklılığın geleceğe iz bırakabilen isimleri kendiliğinden getireceğini düşünüyorum.

Genelde okur sayısının az olması hep duyduğumuz bir yakınmadır. İnsanların demek ki bu süreç içinde okumaya pek ihtiyaçları yok (belki de okumak istemiyorlar ya da okuyacakları bir şeyler yok) bunun için çeşitli araştırmalar yapıp bunların sonuçlarından çeşitli analizler yapılabilir.

İnsanı etkileyecek bir satırın varlığının duyumsandığı bir edebiyat dergisini ortaya çıkarmak bize güç vermeli ve yolumuza devam etmeliyiz diyerek Dar Sokak Dergisi’ni selamlıyor, kolay gelsin diyorum.

Levent Özbek
Koridor Dergisi Editörü
Dar Sokak Dergisi- Ocak 2009

güvercin
10-03-2010, 23:51
Ramazan Tekinarslan
Dipli Dipsiz Notlar
Sobil Yayıncılık 2010

Söyleşi : 17 Mart 2010 Saat: 17.00
Kanal B Günce Programında (söyleşi)

İmza Günü: 20 Mart 2010 Saat : 14:00
Yer : Koridor Sanatevi - Mithatpaşa Cad.36 /1 Kızılay

güvercin
14-03-2010, 00:09
Pazartesi Buluşmaları - Cemal Süreya

Düzenleyen : Koridor Dergisi ve Kültür Sanat Göç Etkinlikleri Merkezi



Tarih : 15.3.2010 pazartesi


Saat: 19.30-22:30


Yer: Koridor Sanatevi Mithatpaşa Cad. 36/1 Kızılay Ankara


Şiir- Müzik- Drama


Atölye Kam



Şimdi
utançtır tanelenen
sarışın çocukların başaklarında.

Ovadan
gözü bağlı bir leylak kokusu ovadan
çeviriyor o küçücük güneşimizi.

Taşarak evlerden taraçalardan
gelip sesime yerleşiyor.

Sesimin esnek baldıranı
sesimin alaca baldıranı.

Ve kuşlara doğru
fildişi: rüzgarın tavrı.
Dağ: güneş iskeleti.

Tahta heykeller arasında
denizin yavrusu kocaman.

Kan görüyorum taş görüyorum
bütün heykeller arasında
karabasan ılık acemi
- uykusuzluğun sütlü inciri -
kovanlara sızmıyor.

Annem çok küçükken öldü
beni öp, sonra doğur beni.

CEMAL SÜREYA

güvercin
30-03-2010, 02:14
Koridor Kültür Sanat Edebiyat Dergisi
Sayı 13 - Bahar 2010
İçindekiler

Masal başlıyor. Toplanın çocuklar…- Sidar Sinan ÖZMEN
ERDAL ÖZ’ÜN SAÇMA ADAMI - Üzeyir KARAHASANOĞLU
Akıl kârı değil bu uç uç uç - Levent ÖZBEK
Taner AKÇAM, 1915 Yazıları - Nuran KEKEÇ - Seda ESEN
kırmızı - Eren OKUR
Üç Perde - Nihat POLAT
BUSTER KEATON’IN TAŞ YÜZLÜ İYİMSERLİĞİ - Deniz HASIRCI
Kayıp-Zaman’dan Kavuşulan-Zaman’a Değin Marcel Proust - Ali APAYDIN
Apoetika - Kazım Cihan CAN
“OSMANLI BANKASI”NA BİR OKUMA DENEMESİ - Ebru ONAY
cinnet istifrası : yüksek lisans ayrılık -Rahman YILDIZ
İç Odalar - İnan ARSLANBOĞAN
Ergin Günçe Anma Törenleri - Dadal GÜNÇE
ZAMAN VE ODA - Rafet UÇKAN
GECE - M. Hikmet LÜLECİ
küçük bildiriler arşivinde - Oresay Özgür DOĞAN
ÖLDÜM DÜN GECE HABERSİZ - Şenay BULUT
tahrik… tahmin… tahammül… - Sidar Sinan ÖZMEN
ÂŞIK VE ASKER - Ü. Fafo TELATAR
Karaya Vuramayan Balık - Metin AYDIN
YENİDOĞAN’DA BİR SOKAĞIN ÜZÜNTÜSÜDÜR - Murat KARA
O İNSANLARA Kİ - M. Kerem YÜKSEL
Çeviri Şiirler: Güliz MUTLU
Jesse - Rosemarie ROBOTHAM - Çeviri: Talip ESMER
Dada: “Sanat Yeni Bir Dünya’nın Doğuşu İçin Uykuya Dalıyor” - Rafet UÇKAN
Kız - Charles Kaufmann - Bilkent-ELİT Çeviri Grubu
Gecikmeli gelen bir Ankara treni ömrüm- Özgür İPEK
Anayurt Oteli - Hüseyin KÖSE
M a k a s -Murat Serdar ARSLANTÜRK



İletişim :
Dr. Levent Özbek
Koridor Dergisi Editörü
Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi 06100 Ankara
www.koridordergisi.com (http://www.koridordergisi.com/)
koridordergi@yahoo.com (koridordergi@yahoo.com)

güvercin
23-04-2010, 00:00
Koridor Dergisi Satış Noktaları
Ankara
*****************
Bilkent Ünv. Meteksan Kitabevi
Dost kitabevi - karanfil sok
Dost kitabevi - konur sok
Turhan kitabevi - konur sok
İmge kitabevi - konur sok
Koridor Sanat Evi Mithatpaşa Cad.36/1
Arkadaş Kafe- Hacettepe Merkez Kampüs Yurt Sokak
Evrensel Kitabevi Karanfil 2 Sokak, No:41/A Kızılay/ ANKARA
Gökçe Kitabevi Konur Sokak, Köklü Pasajı No:59/C-4 Kızılay/ ANKARA
Ucuzca Kitabevi - Selanik 2 Cad. No: 80/A Kızılay / ANKARA
Gazi Kitabevi Dögol Cad. No:39/C Beşevler-Ankara
Gazi Kitabevi Taşkent Cad. 5/B Bahçelievler - Ankara
Dipnot Kitabevi - Kızılay
İlhan İlhan Kitabevi - Kızılay
Kurtuba Kitabevi - Kızılay
Tan Kitabevi - Kızılay

İzmir
**********************
Yakın Kitabevi
Pan Kitabevi
Palme Kitabevi
Deniz Kitabevi
Adana- Konya-Mersin- silifke İzmir
************************************************** *
MERKEZ KİTAPSAN
HUZUREVLERİ MH. 80.YIL BLV. KİTAPSAN İŞ MERKEZİ NO:18 SEYHAN ADANA
GAZİPAŞA ŞUBESİ
REŞATBEY MAH.GAZİPAŞA BUL.BAHRİBEY APT.ALTI NO:3/A SEYHAN/ADANA
GAZİPAŞA ŞUBESİ-2
GAZİPAŞA BUL.DURAK APT.ALTI NO:5/A ADANA
ÇAKMAK PLAZA ŞUBESİ
KURUKÖPRÜ MAH.ÇAKMAK CAD.NO:49, BODRUM KAT,NO:34-35-36-37 SEYHAN/ADANA
T.ÖZAL ŞUBESİ
TURGUT ÖZAL BLV.AKÇELİ 3 APT. NO:78 SEYHAN/ADANA
Ç.ÜNİVERSİTESİ ŞUBESİ
ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ MRK.KÜTÜPHANE ALTI
SİLİFKE ŞUBE
SİLİFKE CD. KÜLTÜR MERKEZİ YANI NO:52/A SİLİFKE-MERSİN
POZCU ŞUBE
POZCU GMK BULVARI AKDENİZ APT. NO:304/C POZCU- MERSİN
MERSİN MEZİTLİ ŞUBESİ
MEZİTLİ GMK BULV.AHMET ANIL APT ALTI NO:714/8 MEZİTLİ-MERSİN
KONYA ŞUBE
M1 REAL ALIŞ-VERİŞ MERKEZİ NO:55-58 SELÇUKLU-KONYA
ALSANCAK ŞUBE
KIBRIS ŞEHİTLERİ CD. 1443 SOK NO:48/A-B ALSANCAK-İZMİR
KONAK ŞUBE
SARAY İŞHANI 859 SOK NO:3/D-E KONAK İZMİR
İstanbul
*******************************************
Taksim Mephisto Kitabevi:
Taksim Simurg Kitabevi:
Taksim Amargi Kitabevi
Taksim Pandora
Kadıköy KHALKEDON
Kadıköy Nazım Hikmet Kültür Evi
Kadıköy Mephisto Kitabevi:
Kadıköy Seyhan Müzik/Kitabevi:

Eskişehir
**********************************
Adımlar Kitabevi

Kocaeli-İzmit
******************************
Su Kültür Sanat Alemdar cad. Soydan iş mrk. No:10


Çanakkale
****************************
Troya Kitabevi
Divit Kitabevi

Diyarbakır
******************************
Avesta
Kelepir
Eğitim Kitabevi

İskenderun
************************************
Ferda Kitabevi

Erzurum
********************************
vehip atalay kültür sarayı

Kars
****************************
Kelepir Kitaplık atatürk cad. no:91

Kıbrıs
**********************
galeri kültür

güvercin
16-05-2010, 23:37
Anayurt Oteli
Huseyin KOSE
Koridor Dergisi Sayı 13-2010


Adım,
Zebercet…
Azmıs
Kısrakları
Uyluklara
Doyuran
Tas.
Olumun basucuna kurduğum bağdas
Malum değil kimseye.
Bu babadan kalma halvet,
Kohnemis otelde,
Kent meydanında sakirtler
Ve ortalıkcı bir kadınla
Gun boyu dort duvar arasında
Kanırttığım sefkat.
Adım,
Zebercet…
Kozum
Yok,
Sayrılı
Askların
Yanmadan
Sonen
Fitilinde.
Kalbim ağaran sevince gebe
Gecikmeli Ankara trenlerine
Donmus kızılcık serbeti kabuslar evinin
Yarısı icilip sondurulmus sigara
Gibi soğuk, gibi katran, gibi aydınlık havlularla
Kul tablasında duste cay bardaklarında duran
Bu neyin bekleyisi, yapıskan, kocaman
Bilinmeyenin tedirginliğinde
Đceride namutenahi kurulu bir pusu
Dısarıdaki hayata karsıZebercet…
Gozum
Kara,
Yuzum
Ak
En
Zifir
Gecede
Bile
Cumle konaklardan daha sağlamım
Cumle kacıslardan daha korkak
Coktukce omuzlarıma gunler hicliğin
ağırlığıyla coğalarak
Yağlı bir sicimi safağa hazırlayan boynum,
Bir sahrayı musavver ki olurum o gun
Ustune kalırım otellerin,
Oteller ustume kalır.
Adım,
Zebercet…
Benden
Sonra
Butun
Otelleri dunyanın
Madımak!.

güvercin
13-07-2010, 00:55
Yayın hayatına Ankara’da devam eden ve birçok ilde bulunan Koridor Dergisi 2010 yaz sayısıyla kitapçılardaki yerini aldı. Edebiyatın kilitli odalarına açılan bir koridor olma niyetiyle yoluna devam eden dergi, kendi soluklandığı ölçüde genç yazarlar için de bir okul olma hedefi gözetiyor. Gündeme takılıp kalmamaya özen gösterip edebiyata odaklanarak da; eleştiriden şiire, öyküden incelemeye kadar uzanabildiği her yere dokunma çabası güdüyor.

Levent Özbek editörlüğünde üç aylık periyotlarla yayınlanan dergi, polemiklerden uzak, tutarlı çizgisiyle edebiyat ortamımızda adından sıkça söz ettiriyor.


Koridor Kültür Sanat Edebiyat Dergisi, 14. Sayı, Yaz 2010
İletişim: Yard.Doç.Dr. Levent Özbek, Koridor Dergisi Editörü,
www.koridordergisi.com (http://www.koridordergisi.com/)
koridordergi@yahoo.com (koridordergi@yahoo.com)


İçindekiler

Şiirler
Serkan TÜRK - Sizi Unutmadım, AliTOPRAK – reddiye, Engin TURGUT - BEYAZDAN SİYAHA BELGİN DORUK, Özgür ZEYBEK – Onanizm, Pınar KOCABAY - maviye göç, Gökhan ERTEKİN – ÖLMEKTEYİM, Ercan BABÜR -SANCIK, Emre VARIŞLI - batiksiz hippiler korosu, Rahman YILDIZ- ömürlük kalkınma planı, Erdinç DİNÇER - söz düellosu, Emre GÜRCAN - Müsade Etmeliydim Polislerin Seni Sevmemi Engellemesine, Kaan KOÇ - Az Sonra, Sidar Sinan ÖZMEN - üçyüzyirmidörtnumaralı odada yangın…, Berat HASIRCI – jelatin, Volkan ŞENKAL - Bozuk Entonasyon, Büşra KURTAR – hayallah, Ünsal ÇANKAYA - KARGIŞLAMA, Türker ÖZŞEKERLİ - ittirilmiş aşk özeti

İnceleme-Eleştiri-Araştırma-Sinema
BEDENLERDEN SANATA – Fahrettin EGE, MURATHAN MUNGAN: YALNIZ BİR OPERET - A. GALİP, MARQUEZ VE UYUYAN GÜZEL - Erhan ŞİMŞEK, Okumalar - OSMANLI’YA BİR BAKIŞ - M. Kerem YÜKSEL, “Mouchette’in boğulduğu sularda Hayat Var” - Özgür İPEK, Franz Kafka “Dönüşüm” - M. Hikmet LÜLECİ, “BÜKREŞ’İN DOĞUSU” YA DA SİYASAL OLANA GÜLMEK - Hüseyin KÖSE



Röportaj
”Ne Kadar Güzeldir Gitmek”ten “Yol Işıkları”na Uzanan Yolda Nalan Barbarosoğlu’yla Söyleşmek - Sevda YÜKSEL, SEMİR ARSLANYÜREK İLE ROPÖRTAJ - Murat OKAY, DUYGU DEMİR İLE MÜZİK ÜZERİNE BİR RÖPORTAJ - Ozan EREN, Caner OCAK ile Söyleşi: Halil İbrahim ÖZBAY

Öykü-Deneme
Midemiz Bulanıyor; Bu İyidir, Demek Hâlâ Hayattayız - Volkan ŞENKAL, GERGEF - Ayşe Başak KABAN, Geceymiş - Murat KARA, KIRMIZI BALIKLAR - Hande BABA, Kalmış Kediler Bahçesi - Ali ÇETİNTAŞ

Makale-Öykü çevirisi
Salman RÜŞDİ - Hiçbir Şey Kutsal Değil mi? Bilkent Çeviri Grubu, DEĞİŞİM RÜZGARLARI - Loyle HAIRSTON - Çeviri: Talip ESMER

güvercin
01-09-2010, 01:04
Az Sonra

senin annen bir melekti yavrum, tamam,
artık kanalı değiş

bak dinle benimki biraz kavruktu, misal
geceyarısı çıkardı temizliğe ve camları
saçlarıyla korurdu

kırılmasın diye değil çünkü saç kırıkları
kıyas kabul etmez, çok batar kalptekinden
bu kadar arabesk yeter akşamlarında
kanında üçüncü oğlun dolaşmasıyla ağlarken
gülüverirdim kendime odamda dikenli ve çokça
orospu eli değmiş gülüvermelerim
hah işte benim,
en çok kırmızı noktalarda asılan hayata
o erotik pembeliğim

seni seviyorum aşkım, tamam,
96.4: Damar Efem

mektubuna pul yalamayı anlamıyor kafam, ayıbım
zaten ben ağzımla ilgili hep yanlış yollardayım
dişinden öpüyorum seni susma diye aç durma diye
naneli mecnun devri bu sürüyorum gece olunca sana
ortayolcuları yok aşkın yasağımız bundan
bütün kitaplarda, ya ishaliyiz aşkın ya kabız
ya yeşilçamda kasık teri yapayalnız
ya ayıp hesaplarını pornonun bırakıp
özet geçelim; yanyanayız

bak gör benim canım biraz tatlı, ekşimeşi
pek çabuk ve seni büyüten yağmur
gelir benim kurşağımda durur

iyi geceler tatlı rüyalar kıçını açık tut
eyvallah

yer istanbul, uykusuzluğun taşkenti

köprüden sarkmış kameraları bekliyor
allah

dipnot: 1- anneni en az 10 adam öptü ağzından
2- seni seviyorum ama isteklerim var, birincil ve bencil
3- ve bu gece
hiçbir zaman iyi olmayacak.

tamam?

güvercin
28-09-2010, 00:02
Koridor Kültür Sanat Edebiyat Dergisi 16.sayı duyurusudur...
15.sayı hazırlıkları bitmiş ve dergi basım aşamasındadır.
Ekim ayının ilk haftası dergi basılmış ve dağıtımı yapılmış olacaktır.

Gelen çalışmalar 16. sayı için değerlendirilecektir.
Dergi 2011 yılından itibaren 2 aylık olarak yayın hayatına devam edecektir.

Çalışma göndereceklerin web sayfasındaki ürün gönderme kısmını okumasını rica ederim.

İlgilenenlere duyurulur.

Not:
Koridor Dergisi yayın kurulu ve hakem kurulu olan bir edebiyat dergisidir.
Herhangi bir kurum ve kuruluştan maddi ya da manevi destek almamaktadır.
Kendi emeğimiz ve yazarlarımızın katkısıyla çıkan bir dergidir.
Dergiyi incelemeden çalışma gönderilmemesini rica ederim.

Dr.Levent Özbek
Ankara Üniversitesi
Fen Fakültesi Öğretim Üyesi
Koridor Dergisi Editörü
www.koridordergisi.com (http://www.koridordergisi.com)

güvercin
04-10-2010, 00:25
Koridor Kültür Sanat Edebiyat Dergisi
Sayı 15, Sonbahar 2010 (Ekim-Kasım-Aralık)
İletişim: Levent Özbek
Dergi Editörü
Ankara Üniversitesi
Fen Fakültesi

www.koridordergisi.com (http://www.koridordergisi.com)
koridordergi@yahoo.com

İçindekiler

İnceleme-Araştırma-Deneme:

Sonbahar Ve Yılın Koridor İçin Son Sayısı: Volkan ŞENKAL
KİTAP ÖLDÜ,YAŞASIN KİTAP!, Deniz HASIRCI
Fyodor Mihajloviç Dostoevski, “Ölü Bir Evden Hatıralar”, M. Hikmet LÜLECİ
“Karakter” - Hüseyin KÖSE
UĞUR YÜCEL VE ‘KUZGUNCUK OTELİ’, Engin TURGUT
The Hurt Locker ve “Gizil” Politika, Hakan BİLGE
HÜZNÜN İFADESİ YA DA İFADENİN HÜZNÜ, Nihat NUYAN
Murat Serdar ARSLANTÜRK, Sizden Irak

Öykü:
Zenci İSa, John Henrik Clarke, Çeviren: Talip ESMER
AYŞE’DEN MEKTUP VAR, Aslı SOLAKOĞLU
Hantal ve Asalak, Murat KARA
Birkaç Tıkırtı Bırakmak, Necati ALBAYRAK
EKT, Duygu CESUR
Ihlamur Ağacı, Tekgül ARI
ZAMİR, Ali APAYDIN

Şiir:
M. Mahzun DOĞAN, BEN BİR BOZKIR ÜNİVERSİTESİ
Ecvet Emrah GÖKTAŞ, İbare
İrfan ÇINAR, lâ kuvvet; kim'ine göre
Kardelen DEM, parça parça çığlık
Murat DEMİRKOL, Antinomi
Aysegül K. ANAKİN, Babamla Tanışır mı Bir Şair?
Sidar Sinan ÖZMEN, meraklı çingene uzayı…
Oylun ERDAYI, Subert öldüğünde Franz’ın kedisi köprüden pavyona düstü!
Pınar KOCABAY, bir.
Ünsal ÇANKAYA, KUSDİLİ-M-
Özer BURGAZ, AĞLATIRIM KUMLARI
Erdinç DİNÇER, sahibinden satılık sözcükler
Oresay Özgür DOĞAN, pay
Onur ALBARAK, ADINI ŞURAYA YAZ VE ALTINA İMZANI AT
GÜLİZ MUTLU - Gece - Sabah ...Konstantinos KAVAFİS, Çeviri: Güliz MUTLU, Yakarış
Michael KRUGER Almanca’dan çeviri: Nafer ERMiş,
H.Tuğrul ATASOY, TUHAF HAVA
Arda YILMAZ, PÜRİTEN MESELE

Levent ÖZBEK, dünyayı terk eden yıldızların ...


Not:2011 yılında dergi 2 aylık çıkacaktır.

güvercin
29-12-2010, 03:49
Koridor Kültür Sanat Edebiyat Dergisi
İki Aylık Süreli Yayın
Ocak – Şubat 2011- Sayı 16
İçindekiler

Edebiyatın Edebiyatsızlaştırılması - Ali Apaydın
Erdinç Dinçer - Sözcüklerin Kukla Yüzleri
İnsanlığın Ortak Kahramanlarının Yazılı Belgeseli - Bedriye Korkankorkmaz
İlker Filiz – Yokluk
Mehmet Atakan Foça - Her Defasında Biraz Daha Baştan
Selamsız Potsdam- Erhan Şimşek
Gökhan Ertekin – Ayin
Adanmış Bir Hayat: Sabahattin Ali - Irmak Unutmazbaş
Üretici Güçlerle Üretim İlişkileri (Kontrol İlişkileri) arasındaki İlişkileri İşleyen Bir Dizi: Fringe- Gürkan Abalı
Kaan Koç – Sanazar
Oğuz Boyalı - Bay Ernesto
Montaigne’in Özgür Hayat Denemeleri -Deniz Hasırcı
“Mecnûn Dalı”nda Açan Şiirler - İlkay Aşık
İrfan Çinar - Bas Bendir
Ivan Turgenyev: Babalar Ve Oğullar -M. Hikmet Lüleci
Deha Oluşturma Aygıtı Olarak Baba Modeli - Ahmet Sarı
H. Merve TURSUN - Yanlış Kent. Yalnız Vagon ve İçinde Ben…
Güç Ekseninde Kadın Algısı - Toprak Işık -
Dr. Seher Cesur Kılıçaslan
Kapitalizmin Yükselişi - Donald Barthelme - Bilkent Elit Çeviri Grubu
Selam Dünyalı, Dost musunuz? Murat Serdar Arslantürk
Ağızsız Orospu -Gülümser Heper
Uygunsuzlar Lonca’sı!
Ecvet Emrah Göktaş - Atom Heart Mother
Melek Avcı – 066
Levent Sayım - Acılar Kreşendo
Onur Albayrak - Türkkahvesirengi Örtünün İçindeki Kadın
Samet Şahin - Basit Hayat Denklemi
Alp Arslan Akman - Bu da mı Gol Değil Hâkim Bey?
Pınar Kocabay - Şehrin Karaya Çıkışı
Yalnızlığın Akademik Hali: - Eylembilim - Onur Avcı
Gerçeklik Algısı Sarsıntıda - Özgür İpek
Sessizlik Performansı - Mümkün mü? - Elif Demirkaya - Cihan Mürtezaoğlu
Ali Aydoğdu - Bahane
Cehennemde Bir Mevsim ya da - Büyük İsyan ya da Gök Gürleyince Kapatılan Kulaklardan Birinin Duymuyor
Olması Üzerine - Nihat Nuyan
Eva Ve Daniel - Tomas Rivera - Çeviri: Emine Geçgil
Özcan Özgün – Yüzleşme
Aron Aji ile Söyleşi - Saliha Arseven-Melih Mol
Nihan Çalışkan - Söylemiş miydim İkinci Kadının Olabilirim


İletişim: Levent Özbek
Dergi Editörü
www.koridordergisi.com (http://www.koridordergisi.com/)
koridordergi@yahoo.com (koridordergi@yahoo.com)

güvercin
19-01-2011, 01:47
Koridor Kültür Sanat Edebiyat Dergisi Ocak-Şubat sayısı çıktı!
Koridor Dergisi Ali Apaydın'ın günümüz edebiyat ortamı hakkında kaleme aldığı "Edebiyatın Edebiyatsızlaştırılması" başlıklı yazıyla başlıyor. Bedriye Korkankorkmaz, Vecihi Timuroğlu'nun "İnançları Uğruna Öldürülenler" adlı kitabını inceliyor. M. Hikmet Lüleci'nin bu sayıdaki yazısı da Turgenyev'in "Babalar ve Oğullar"ı üzerine.
Erhan Şimşek ise "Selamsız Postdam" başlıklı yazısında yağmurlu bir gün Postdam'da Sabahattin Ali'nin izini sürüyor. Toprak Işık ve Seher Cesur Kılıçaslan'ın birlikte kaleme aldıkları yazıda da erkek dünyasında kadın algısı işleniyor.
Koridor Dergisinin bu sayıdaki tek ropörtajı ise; Bilkent Üniversitesinin geçtiğimiz günlerde düzenlediği Bilge Karasu sempozyumuna konuşmacı olarak katılan Aron Aji'nin Saliha Arseven ve Melih Mol'un sorularını yanıtladığı ropörtaj.
Bunların yanı sıra bu sayının diğer dikkat çeken yazıları; İlkay Aşık'ın Şeref Birsel'in "Mecnun Dalı" adlı kitabı hakkında yaptığı inceleme, Ahmet Sarı'nın sinemadan edebiyata uzanan geniş bir yelpazede incelediği Baba Modelini içeren "Deha Oluşturma Aygıtı Olarak Baba Modeli" başlıklı yazısı, Onur Avcı'nın Oğuz Atay'ın az bilinen bir romanı olan "Eylembilim" üzerine kaleme aldığı yazı, Sabahattin Ali portresiyle Irmak Unutmazbaş, Fringe adlı dizinin üretici güçler ve üretim ilişkileri bağlamında incelemesiyle Gürkan Abalı, Deniz Hasırcı 'nın Montaigne hakkında kaleme aldığı "Montaigne'in Özgür Hayat Denemeleri" başlıklı yazısı, Murat Serdar Arslantürk 'ün "Selam Dünyalı, Dost musunuz?" başlıklı denemesi, sinemada Mockumentary diye adlandırılan türe değinen Özgür İpek imzalı "Gerçeklik Algısı Sarsıntıda" başlıklı yazı, Elif Demirkaya ve Cihan Mürtezaoğlu tarafından kaleme alınan ve İngmar Bergman'ın Persona filminden bir sekansın analiz edildiği "Sessizlik Performansı Mümkün mü?" başlıklı yazı, Nihat Nuyan'ın Henry Miller'ın Rimbaud ya da Büyük isyan adlı eserini ele aldığı yazı.
Derginin bu sayıdaki, Bilkent Elit Çeviri Grubu'nun çevirdiği, Donald Barthelme imzalı "Kapitalizmin Yükselişi" ve Emine Geçgil'in Tomas Rivera'dan çevirdiği "Eva ve Daniel" adlı çeviri öykülerin dışında tek öyküsü ise Gülümser Heper'e ait. Bu sayının şiirleri ise; Erdinç Dinçer, Ecvet Emrah Göktaş, İlker Filiz, Melek Avcı, Mehmet Atakan Foça, Levent Sayım, Onur Albayrak, Gökhan Ertekin, Samet Şahin, Alp Arslan Akman, Pınar Kocabay, Kaan Koç, Oğuz Boyalı, İrfan Çınar, Ali Aydoğdu, H. Merve Tursun, Özcan Özgün ve Nihan Çalışkan imzalarını taşıyor.
İletişim
koridordergi@yahoo.com (koridordergi@yahoo.com)
www.koridordergisi.com (http://www.koridordergisi.com/)

güvercin
10-02-2011, 02:17
Koridor Dergisi Satış Noktaları

KORİDOR DERGİ / SAYI 16 / ESKİŞEHİR MERKEZ

İNSANCIL KİTABEVİ 1
İNSANCIL KİTABEVİ 2
İTALİK KİTABEVİ
NOBEL KİTABEVİ
GÖZEN KİTABEVİ
NİSAN KİTABEVİ
TURAN KİTABEVİ
ALKIM KİTABEVİ
DOST KİTABEVİ
Bursa
Asa Kitabevi
Çanakkale
Troia Kitabevi 02862150012
Ayışığı Kitabevi 02862172224
Divit Kitabevi 02862125766

Diyarbakır
Avesta Kitabevi
Ensar Kitabevi
Antakya
Yener Kitabevi
Sergüzeşt Kitabevi
Kitaplı Kahve Kitabevi
Samsun
Deniz Kültür Merkezi
İstiklal Cad. No:57/B
Çiftlik, Samsun Merkez, Samsun
+90 362 432 35 47
Afyon
Kocatepe Kitap ve Kültür Galerisi
Bilim & Kültür Kitabevi
Adana:
*****
Karahan Kitabevi

Ankara
*****************
Bilkent Ünv. Meteksan Kitabevi
Dost kitabevi - karanfil sok
Dost kitabevi - konur sok
Turhan kitabevi - konur sok
İmge kitabevi - konur sok
Koridor Kafe - Mithatpaşa Cad.36/1 Kızılay
İlhan İlhan Kitabevi - Kızılay
Kurtuba Kitabevi - Kızılay
Tan Kitabevi - Kızılay
Gazi Kitabevi- Beşevler
İzmir
**********************
Yakın Kitabevi
Pan Kitabevi
Palme Kitabevi
Deniz Kitabevi
Adana- Konya-Mersin- silifke İzmir
************************************************** *
MERKEZ KİTAPSAN
HUZUREVLERİ MH. 80.YIL BLV. KİTAPSAN İŞ MERKEZİ NO:18 SEYHAN ADANA
GAZİPAŞA ŞUBESİ
REŞATBEY MAH.GAZİPAŞA BUL.BAHRİBEY APT.ALTI NO:3/A SEYHAN/ADANA
GAZİPAŞA ŞUBESİ-2
GAZİPAŞA BUL.DURAK APT.ALTI NO:5/A ADANA
ÇAKMAK PLAZA ŞUBESİ
KURUKÖPRÜ MAH.ÇAKMAK CAD.NO:49, BODRUM KAT,NO:34-35-36-37 SEYHAN/ADANA
T.ÖZAL ŞUBESİ
TURGUT ÖZAL BLV.AKÇELİ 3 APT. NO:78 SEYHAN/ADANA
Ç.ÜNİVERSİTESİ ŞUBESİ
ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ MRK.KÜTÜPHANE ALTI
SİLİFKE ŞUBE
SİLİFKE CD. KÜLTÜR MERKEZİ YANI NO:52/A SİLİFKE-MERSİN
POZCU ŞUBE
POZCU GMK BULVARI AKDENİZ APT. NO:304/C POZCU- MERSİN
MERSİN MEZİTLİ ŞUBESİ
MEZİTLİ GMK BULV.AHMET ANIL APT ALTI NO:714/8 MEZİTLİ-MERSİN
KONYA ŞUBE
M1 REAL ALIŞ-VERİŞ MERKEZİ NO:55-58 SELÇUKLU-KONYA
ALSANCAK ŞUBE
KIBRIS ŞEHİTLERİ CD. 1443 SOK NO:48/A-B ALSANCAK-İZMİR
KONAK ŞUBE
SARAY İŞHANI 859 SOK NO:3/D-E KONAK İZMİR
İstanbul
*******************************************
Taksim
Mephisto
Kivi Kitabevi
Bitap sahaf
Semerkant
Cihannüma

Kadıköy KHALKEDON
Kadıköy Nazım Hikmet Kültür Evi
Kadıköy Mephisto Kitabevi:
Kadıköy Seyhan Müzik/Kitabevi:
Kültür Kent Kuledibi, Galip Dede cad. no:81
Galata Beyoğlu/İstanbul
Bolu:
******
Ceylan Kitabevi (Abant İzzet Baysal Cad. Becikoğlu AVM)
Ahiler Kırtasiye (Abant İzzet Baysal Cad.)
AKPA Kitabevi (AİBÜ Gölköy Kampüsü Aktivite Merkezi)
Köşebaşı (AİBÜ Gölköy Kampüsü Aktivite Merkezi)

Aydın:
******
Aydın Gençlik Caddesi Sıla kitabevi

güvercin
27-02-2011, 03:13
Koridor Kültür Sanat Edebiyat Dergisi Mart-Nisan (17) Sayısı, 2011
İletişim: Dr. Levent Özbek
Dergi Editörü
www.koridordergisi.com (http://www.koridordergisi.com/)
koridordergi@yahoo.com (koridordergi@yahoo.com)

İçindekiler

Niçin Devam Ediyoruz? - Volkan Şenkal
Erdinç Dinçer - Sözcükleri Patlatan Nebahat
Diyalektiğin Dansı - Ufuk Akkuş
100 Genet Yılı - Elif Demirkaya
Ali Aydoğdu – İsterik
Modern Panoptikon: Yeni Medyalar -
Yasemin Ereke
İhsan Tevfik - Ankara Çiğdemvakti
QUINTET-Bir Dönüşün Beşlemesi -
Irmak Unutmazbaş
Bu İşte Bir Kadın Şair Var - Aslı Solakoğlu
Ağda - Ayşe Başak Kaban
Özcan Özgün - Hava Sıcak
Çaresiz Baudrillard - Deniz Hasırcı
Uzak Sularda Şiir Arayışları - İlkay Aşık
Tarkovski ya da Solaris’tik Evrenlerin Gizemi -
Hüseyin Köse
Jüpiter - Star Karabil
Recep Özdemir - Göç Çocuğu
Işık Tüzüner ve Zaman Tünelinden Geçmek! -
Engin Turgut
Özer Burgaz – Alnı
Fantazma Alemine Doğru - Özgür İpek
İmgenin Halleri / Halsizliği: Atölye D[Evrilen Gerçeklik - Emine Köseoğlu - Öze Uluengin
Yasaklamanın Yasaklanması Gerektiğini Düşünen Yeni Müzik -John Cage- Selçuk Göldere
Fütürizm, Tarihsel Özneler, Olanak, Gerçeklik ve Gelecek - M. Ali Alkuş
Levent Özbek - Adio Kerida
İzmarit - Murat Kara
Candy’m - Mehmet Atik
Pınar Kocabay - Kır.mızı
Rahman Yıldız - Birleşmiş İlletli Yalnızlıklar
Golgatha’da Bir Kır Koşucusu - Murat Kara
Ekşimcek ya da Yeryüzünün En Derin Bakışlı Genç Kızlarının Başkenti - Nihat Nuyan
Hermann Hesse : Demian - M. Hikmet Lüleci

güvercin
29-04-2011, 01:10
Koridor Mayıs – Haziran 2011, 18. sayısıyla okuyucularıyla buluştu.

Dergi bu sayısında; Nalan Temeltaş’ın yaptığı Fikret Başkaya söyleşisiyle dikkat çekiyor. Ayrıca; Ali Turan Görgü’nün yazdığı Sema Kaygusuz’un “Sarhoştuk Yıldızların Altında” adlı öyküsüne dair inceleme, Fulya Çalışkan’ın kaleme aldığı “Kaskatı Şehir Plan Düzeneklerine Karşı Psikocoğrafya”, Toprak Işık ve Seher Cesur Kılıçaslan’ın birlikte yazdıkları “Türk Efsanelerinde Baba Oğul Çatışmasına Bakış” ve Yasemin Ereke imzalı “Bir Posmodern Tanrıça: Lady Gaga” yazılarıyla da iddiasını belli ediyor.

Yine bu sayıya omuz veren yazarlar arasında; Derviş Zaim’in son filmi, “Gölgeler ve Suretler” hakkındaki incelemesiyle Özgür İpek, 2005 yılında kaybettiğimiz Nermi Uygur ve felsefi dünyasını inceleyen Ufuk Akkuş, Japonya’daki felaketin etkisiyle ayyuka çıkan nükleer tartışmalarına ışık tutabilecek nitelikteki yazısıyla Ergün Duygu, Michel Basquiat özelinde grafiti sanatını ele alan Elif Demirkaya, Gogol’un “Palto”su hakkında M. Hikmet Lüleci, Don Quijote hakkında Onur Avcı, “Apollon ve Defne” ile Deniz Hasırcı, “Öteki ya da Bir Öz-kişilik Değerlendirmesi Olarak Öteki’nin Değerlendirilmesi” ile Nihat Nuyan ve “Hayvanlar Okuyamaz” adlı denemesiyle Murat Serdar Aslantürk’ü sayabiliriz.

Derginin bu sayısında yer bulan dosya ise; Kerim Akbaş’ın hazırladığı, Emre Gürcan, Pınar Kocabay, Servet Turan, Yusuf Arslantaş, Yasemin Külte, Aykut Aksakal, Orçun Serhat Güngör gibi isimlerin yer aldığı, “Ankara Genç Şiir Dosyası”

Dergide yer alan çeviriler ise; Helen Fisher’ın kaleme aldığı, Duygu Şenocak’ın çevirip dilimize kazandırdığı, “Romantik Aşkın Kökeni ve Aile Yaşamı” adlı oldukça etkileyici makalesi. Bunun yanı sıra, yine Duygu Şenocak çevirisiyle; W. H. Auden’ın “Roma’nın Devrilişi” ve W. B. Yeats’ın “Alacakaranlığa” adlı şiirleri.

Şiir eleştirisi konusundaysa; İlkay Aşık, Halim Yazıcı’nın “Küçük Taşlar İklimi” adlı kitabına değiniyor.

Bu sayının öyküsü Gülümser Heper imzasını taşırken şairler de; Erdinç Dinçer, Ecvet Emrah Göktaş, Ali Rıza Kars, Alper Hacı, Orhun Başat, Volkan Şenkal, Gökhan Ertekin, Ali Çetintaş, Levent Özbek, Gülay Bulut Bildirici, Murat Kara, Oylun Davran Erdayı.



İletişim:
Dr.Levent Özbek
Koridor Dergisi Editörü
www.koridordergisi.com (http://www.koridordergisi.com/)
koridordergi@yahoo.com (koridordergi@yahoo.com)

Gencay Kara
27-05-2011, 13:04
http://www.koridordergisi.com/FileUpload/ds17369/HaberResim/153018.jpg

Koridor yoluna devam ediyor…

Edebiyatı tek tipleştirme yolunda adımlarını emin atan, yedi tepeli şehrin tüm baronlarından uzak, tüm yok saymalara rağmen 18. sayısıyla okuruna ulaştı.
Elbette bu coğrafyada dergi çıkarmanın zorluklarını yaşayarak, kâğıdını sırtta taşıyıp dağıtımını bin bir zorlukla yaparak ama nihayetinde matbaa çıkışı kokusunu ta derinlerde hissederek 18. sayıya ulaştık. Bunu bir kahramanlık hikâyesine evirmek de istemiyoruz. Dergi için aboneliğin anlamını da biliyoruz fakat kimseye el açıp yalvarmıyoruz da. Çünkü bu ülkede edebiyatın ne denli çekici olduğunu ve bir edebiyat dergisinin ne kadar abonesi olabileceğini biliyoruz. “ Önce abone ol, şiirini daha sonra değerlendiririz.” gibi bir ucuzluğu yapmadan, özellikle genç isimlere omuz vererek iyice kısırlaşmaya başlayan şu ortamda başka bir ses olmak istiyoruz.

Son olarak; 18. sayıya kadar dergiye emek vermiş tüm yazar arkadaşları ve daha çok da siz okurları sevgiyle ve saygıyla selamlıyoruz.

Koridor Mayıs – Haziran 2011, 18. sayısıyla okuyucularıyla buluştu.

Dergi bu sayısında; Nalan Temeltaş’ın yaptığı Fikret Başkaya söyleşisiyle dikkat çekiyor. Ayrıca; Ali Turan Görgü’nün yazdığı Sema Kaygusuz’un “Sarhoştuk Yıldızların Altında” adlı öyküsüne dair inceleme, Fulya Çalışkan’ın kaleme aldığı “Kaskatı Şehir Plan Düzeneklerine Karşı Psikocoğrafya”, Toprak Işık ve Seher Cesur Kılıçaslan’ın birlikte yazdıkları “Türk Efsanelerinde Baba Oğul Çatışmasına Bakış” ve Yasemin Ereke imzalı “Bir Posmodern Tanrıça: Lady Gaga” yazılarıyla da iddiasını belli ediyor.

Yine bu sayıya omuz veren yazarlar arasında; Derviş Zaim’in son filmi, “Gölgeler ve Suretler” hakkındaki incelemesiyle Özgür İpek, 2005 yılında kaybettiğimiz Nermi Uygur ve felsefi dünyasını inceleyen Ufuk Akkuş, Japonya’daki felaketin etkisiyle ayyuka çıkan nükleer tartışmalarına ışık tutabilecek nitelikteki yazısıyla Ergün Duygu, Michel Basquiat özelinde grafiti sanatını ele alan Elif Demirkaya, Gogol’un “Palto”su hakkında M. Hikmet Lüleci, Don Quijote hakkında Onur Avcı, “Apollon ve Defne” ile Deniz Hasırcı, “Öteki ya da Bir Öz-kişilik Değerlendirmesi Olarak Öteki’nin Değerlendirilmesi” ile Nihat Nuyan ve “Hayvanlar Okuyamaz” adlı denemesiyle Murat Serdar Aslantürk’ü sayabiliriz.

Derginin bu sayısında yer bulan dosya ise; Kerim Akbaş’ın hazırladığı, Emre Gürcan, Pınar Kocabay, Servet Turan, Yusuf Arslantaş, Yasemin Külte, Aykut Aksakal, Orçun Serhat Güngör gibi isimlerin yer aldığı, “Ankara Genç Şiir Dosyası”

Dergide yer alan çeviriler ise; Helen Fisher’ın kaleme aldığı, Duygu Şenocak’ın çevirip dilimize kazandırdığı, “Romantik Aşkın Kökeni ve Aile Yaşamı” adlı oldukça etkileyici makalesi. Bunun yanı sıra, yine Duygu Şenocak çevirisiyle; W. H. Auden’ın “Roma’nın Devrilişi” ve W. B. Yeats’ın “Alacakaranlığa” adlı şiirleri.

Şiir eleştirisi konusundaysa; İlkay Aşık, Halim Yazıcı’nın “Küçük Taşlar İklimi” adlı kitabına değiniyor.

Bu sayının öyküsü Gülümser Heper ve Suat Atik imzasını taşırken şairler de; Erdinç Dinçer, Ecvet Emrah Göktaş, Ali Rıza Kars, Alper Hacı, Orhun Başat, Volkan Şenkal, Gökhan Ertekin, Ali Çetintaş, Levent Özbek, Gülay Bulut Bildirici, Murat Kara, Oylun Davran Erdayı.

Bulabileceğiniz kitapçılar:
http://www.koridordergisi.com/?Syf=18&Hbr=124012
http://www.koridordergisi.com/?&Syf=15&cat_id=8&baslik_name=U2F0xLHFnyBub2t0YWxhcsSx
www.idefix.com
http://www.pecya.com/dbresult.php?query=koridor

İletişim:
Dr.Levent Özbek
Koridor Dergisi Editörü
www.koridordergisi.com
koridordergi@yahoo.com,

güvercin
25-06-2011, 01:35
Koridor Kültür Sanat Edebiyat Dergisi Temmuz-Ağustos, Sayı 19, 2011
İçindekiler

Müslüm’den Çıktık Yola Pink Floyd’da Verdik Mola, Levent ÖZBEK
Durmak Yok, Yola Devam!, Volkan ŞENKAL
Edebî Bir Mekân Olarak Rüya, Elif DEMİRKAYA
Küreselleşme Ve Medyanın Yeni Yüzü: Küresel Medya, Nihal KOCABAY ŞENER
Algıdaki Pornografik Yanılgının İflası Üzerine, Nihat NUYAN
Lev Nikolayeviç Tolstoy: İvan İlyiç’in Ölümü, M. Hikmet LÜLECİ
Şiddetli Geçinebilirlik, Rahman YILDIZ
Tutup Kentimizi Kendimize Kurduk Biz De, Türker ÖZŞEKERLİ
Aşk ve Saplantının Doğası Üzerine, Hakan BİLGE
Ben Sinema Artisti Olmak İstiyorum, Irmak UNUTMAZBAŞ
İçimizi-Dışımızı Okuyan ve Yaşayan Bir Sıra Dışı Ressam: Lucian Michel Freud,Tan DOĞAN
Niels Hav: Seçme Şiirler, Çev: Murat ALPARMustafa Burak SEZER
Niels Hav ve Buradayız Üzerine, Mustafa Burak SEZER
Filmin Şiir Çekiminde Bir Gezinti: “Orada Olmayan Adam” , Hüseyin Köse ile Röportaj,
Mazlum VESEK
Her İnsan Zavallılığını Bir Gölge Gibi Ardında Taşır, Murat KARA
Özgür Seçim, Lerone BENNETT - Çev.: Talip ESMER
Spinoza’nın Felsefi Sistemi, Ufuk AKKUŞ
Anomaliler Yoluyla Normalleşme: Üretilmiş İmgeler, Aşırılık Ve İçgüdüsel Dışavurum,
Emine KÖSEOĞLU
Bir Ankara İkindisi, Kerim AKBAŞ
Vedaya El Vermek: Viveca, Ali ERBİL
Yağmur Cama Vuruyor, Özcan ÖZGÜN
Fiziksel Dizgeler, Yapılar Ve Özellikler, Erwin MARQUIT, Çev:. Osman GÜREL
-Lık, Pınar KOCABAY
Yağmalı Yollar İçin Asgari Hava Durumu, İrfan ÇİNAR
Marx Haklı Mıydı?, Terry EAGLETON - Çev.: Mehmet Mücahid ATİK
Beş Vakit Üzerine Bir Okuma, Eylem ŞEVİK
Girdap, Mehmet ATİK
Ulus Baker’i Anıyoruz, Özgür İPEK
Güneş Lekeleri, Sümeyye SAKARYA
Bir Müzik Kaşifinin (Delisinin) Günlüğü, Yasemin EREKE
Kent Meydanlarında ‘Şey’leşen Sanat… Fulya ÇALIŞKAN
Kitap tanıtımları, Öge Dirim TEZGELMİŞ
Kapak, Dizgi ve Grafik Tasarım: Pınar Sezginalp
Ön Kapak Görseli: Evren Özben
Düzelti: Murat Kara
Basım Yeri : Çizgi Matbaacılık, Haziran 2011
Yayın Kurulu: Volkan Şenkal, Levent Özbek, Murat Kara
Hakem Kurulu: Osman Gürel • A. Turan Görgü • Güliz Mutlu • Hüseyin Köse • Deniz Hasırcı • M.
Hikmet Lüleci • Ümit Özlale • Erman Yüce • Ömer F. Şimşek • Talip Esmer • Ufuk Akkuş • Özgür İpek • Fafo Telatar • Elmas Şahin • M.Kerem Yüksel • Selçuk Göldere • Emine Köseoğlu • Pınar Sezginalp
Temsilciler: İstanbul : Özgür İpek, İzmir : Alper Hacı, Bolu : Merve Çakır, Kastamonu: Sevda Zeynep Karadağ, Eskişehir: Kerem Özdemir, Aydın : Gökhan Ertekin, Afyon : Nihan Çalışkan, Antakya : Özcan Özgün, Diyarbakır : Özcan Özgün, Samsun: Necip Ahıshalıoğlu
İletişim: Dr. Levent Özbek, Dergi Editörü, Ankara Üniversitesi, Fen Fakültesi, 06100 Ankara, 0.312.212.67.20/1420 koridordergi@yahoo.com (koridordergi@yahoo.com) www.koridordergisi.com (http://www.koridordergisi.com/)

güvercin
08-09-2011, 00:49
Koridor Kültür Sanat Edebiyat Dergisi
Eylül-Ekim, Sayı 20, 2011
İçindekiler

Mutsuzluk Koşusu - Toprak IŞIK-Selin CESUR
Ünsal ÇANKAYA- Gülümseyen Bir Çiçek İçin
John Edward Williams Stoner, Bir Akademisyenin Yaşamında Olağanlığın Olağandışılığının İtirafı –
M. Hikmet LÜLECİ
Doğum - Deniz HASIRCI
Murat DEMİRKOL – Köknar
Rasim DEMİRTAŞ - Kısa İnsanlık Tarihi
Hülya Soyşekerci ile Hayata ve Edebiyata Dair - Şengül CAN
Alacalı İnek Güzellemesi- Murat KARA
Köpenick’li Yüzbaşı - Nazlı ÖNER
Necati ALBAYRAK - hariç
Hatçe Abla - Şengül CAN
Erman BAZO - karıncalar yine bildiği güzergâhta
“Yara”lı Dilin Omuzlarından Kalkınan Bir Şair: Gökhan Arslan - Hüseyin KÖSE
Bir Aile Cinayeti - Kamuran ÇAKIR
Kediler ve Bahman ya da Hüznel Direniş Halindeki Seslerin Lanetlenmesi Üzerine - Nihat NUYAN
İlişkinin Dili - Eylem ŞEVİK
Yaşar AKKOYUN - Tik..Tak..
Benim Üniversitelerim Filmi Üzerine - Ufuk AKKUŞ
Melih Cevdet Anday ve Gılgamış - Selim Ferruh ADALI
Gökhan ERTEKİN - Zaman Kurusu
Bekir TURBALIOĞLU - gülümseme
Rus Şiirinden Değişik Tatlar - Çeviri: Badegül CAN
“Acılarını Tablolaştıran Kadın”: Frida - Tan Doğan
Hande EDREMİT - Yokuşaşağı
Türk Sinemasındaki Fantastik Öğelere İlişkin Sosyolojik Bir Okuma Denemesi I -Filiz ERDOĞAN- Elif DEMİRKAYA
Özcan ÖZGÜN - Bırak Bana Kalsın
Bütün Bir Hayatın Haber Değeri: Amy Winehouse - Yasemin EREKE
Paris - ve geri kalan her şey!.. - Murat ÖZSOY
Kanaatlerden Wiseman Doğasına - Özgür İPEK
Oresay Özgür DOĞAN - yakın mavi patili bir pars
Dijital Sanatların Gelişim Süreci - Fulya ÇALIŞKAN
Kaan KOÇ – Euzu
Özer BURGAZ - Soyut Kötülük
Otobüs - Deniz KOZANHAN

İletişim: Dr.Levent Özbek
www.koridordergisi.com (http://www.koridordergisi.com/)
koridordergi@yahoo.com (koridordergi@yahoo.com)

güvercin
07-10-2011, 01:30
Değerli arkadaşlar, etkinlik tarihi, yeri ve saati aşağıdadır.
Katılımınız için teşekkürler...


Gökhan Cengizhan





EDEBİYATÇILAR DERNEĞİ

Cuma Söyleşileri ve İmza Günleri

Yer: Adnan Ötüken İl Halk Kütüphanesi (http://www.google.com.tr/url?sa=t&source=web&cd=1&ved=0CBkQFjAA&url=http%3A%2F%2Fwww.adnanotukenkutup.gov.tr%2F&rct=j&q=adnan%20%C3%B6t%C3%BCkent&ei=DshxTpLQFM74sgbCxdT2Bg&usg=AFQjCNGq7cjtkSIIlxdlxrqk1vKgVa1dPQ&sig2=F18qkA6GsZQPTu6gXcOXOA&cad=rja)

Program:

--- 07 Ekim 2011 Cuma, saat: 15.00 – 16.00

“Ankara Edebiyat Dergileri”

Sunum: Tuncer Uçarol
Dergiler: Sincan İstasyonu, Çağdaş Türk Dili, Koridor, Kum, Nikbinlik




Adnan Ötüken Kütüphanesi
KUMRULAR CADDESİ, NO: 3 - KIZILAY / ANKARA
Tel: 90 312 410 90 00
kutuphane06@kultur.gov.tr (kutuphane06@kultur.gov.tr)

güvercin
16-11-2011, 04:32
Koridor/21 – Kasım - Aralık 2011
Koridor Dergisi, Kasım – Aralık 2011 sayısıyla okuyucularıyla buluştu. 21. sayıya ulaşan dergi oldukça zengin içeriğiyle dikkat çekiyor. Yeni Koridor’da neler mi var? Satır satır (dilerseniz adım adım) ilerleyelim o halde… Dergiyi M. Hikmet Lüleci’nin Dostoyevski’nin “Gülünç Bir Adamın Düşü” adlı eseri üzerine yazdığı inceleme yazısı açıyor. Hemen arkasından gelen Eylem Şevik’in, Tarkovski’nin başyapıtlarından Stalker hakkındaki incelikli metni oldukça keyifli bir okuma vadediyor. Ufuk Akkuş György Lukács’ın, “Tarih ve Sınıf Bilinci” kitabı üzerine detaylı bir incelemeye soyunurken; Irmak Unutmazbaş ise filmleri aratmayan bir kaçırılış hikayesine sahip bir “çaba”nın öyküsünü anlatıyor: “Bu bir film değildir!”. Dergide ziyadesiyle popüler bir dizi olan Gossip Girl’ün, gözetim toplumu üzerinden ele alındığı Yasemin Ereke imzalı yazıya ise özellikle dikkat çekmek gerek. Farklı, eğlenceli ve ziyadesiyle sürükleyici bir metin. Koridor okuyucuları bilirler; elbette bu daha bir başlangıç! Sayfaları çevirdikçe Koridor’da kaybolmaya devam ediyoruz… Mürselin Kurt, Hakan Günday’ın “Az” adlı eseriyle ilgili olarak oldukça sert ve tavizsiz bir üslupla çevrelediği bir eleştiri metni yazarken; Özgür İpek ise Yavuz Turgul’un kült filmi Gölge Oyunu hakkında “Rüya Zamanı” başlıklı bir yazı kaleme almış. (yazarken kendisinin de rüyalar aleminde takılı kaldığını duyduk, merakla aramıza dönmesini bekliyoruz) Dergiye yazdığı inceleme yazılarından tanıdığımız Nihat Nuyan, bu kez bambaşka bir yönü, çevirmenliğiyle konuk oluyor Koridor’a. Nuyan, Mazlum Vesek’in imzasını taşıyan röportajda, çevirmenlik ile ilgili düşüncelerini dile getiriyor. Hazır söz çeviriden açılmışken; Talip Esmer’in de Jennifer Jordan imzalı “The Wife”’ın çevirisiyle dergiye katkı sağladığını hatırlatalım. Sayfa 47’ye geldiğimizde ise Koridor’daki ilk yazısıyla Erkan Karabay karşılıyor bizleri. Kürt dilini kullanmanın politikliği meselesi üzerinden, yazar Mehmed Uzun hakkında oldukça güçlü ve okunası bir metin kaleme alan Karabay’la yeni Koridorlarda da karşılaşmayı umut ediyoruz. Daha sonraki sayfalarda yeni kitabı yayınlanan şair-yazar Bedriye Korkankorkmaz’ın Rus edebiyatçı Platonov’u ele aldığı “Andrey Platonov Üzerine Dağınık Satırlar” başlıklı yazısı muhakkak okunmalı. Deniz Hasırcı Hemingway’i İzmir’de ağırlarken, Tan Doğan da Rodin’i misafir ediyor Koridor’a. Genç kalem Eylül Özsoy ise ilk yazısı, “Mısır”la selamlıyor okurları…
Gülümser Heper imzalı “Cemile”, Ali Turan Görgü’nün kaleme aldığı “Sanki Çağrılmamışım”, Semrin Şahin’in imzasını taşıyan “Güneşin Yüzü” ve Tuğçe Ayteş imzalı “Masumiyete Dönüş”, Kasım - Aralık sayısının birbirinden iddialı öyküleri. Yeni Koridor’a şiirleriyle katkıda bulunan şairler ise; Pınar Kocabay, Sidar Sinan Özmen, Erdinç Dinçer, Alper Hacı, Orhun Basat, Ramazan Çelik, Fatih Kırtorun, Ömer Faruk Hatipoğlu, Onur Aksakal, Petek Sinem Dulun, Ejder Demir, Aykut Aksakal, Kıvanç Nalça, E. Erhun Köse ve Ünsal Çankaya.

İletişim : Levent Özbek, Dergi Editörü, www.koridordergisi.com (http://www.koridordergisi.com/)koridordergi@yahoo.com (koridordergi@yahoo.com)

Danışma Kurulu:
Osman Gürel • A. Turan Görgü • Hüseyin Köse • Deniz Hasırcı • M. Hikmet Lüleci • Talip Esmer • Ufuk Akkuş • Özgür İpek • M.Kerem Yüksel • Emine Köseoğlu • Pınar Sezginalp • Volkan Şenkal • Murat Kara

Kapak Tasarım: Kemal Ertürk, Dizgi ve Grafik Tasarım: Levent Özbek, Kapak Fotoğrafı: Murat Can Yıldız, Düzelti: Özgür İpek
Temsilciler:
İstanbul: Özgür İpek, İzmir : Alper Hacı, Kastamonu: Sevda Zeynep Karadağ, Eskişehir: Kerem Özdemir, Aydın : Gökhan Ertekin, Antakya : Özcan Özgün, Diyarbakır : Özcan Özgün

güvercin
15-02-2012, 01:03
Dergiyi yayınlamaya çeşitli nedenlerden dolayı 2012 yılı sonuna kadar ara verdim.
İlginiz ve bundan önceki katkılarınız için teşekkür ederim.
Çalışmalarınızı başka dergilerde değerlendirebilirsiniz.
Sevgilerle
Dr.Levent Özbek
www.koridordergisi.com (http://www.koridordergisi.com/)

dem
31-01-2016, 15:14
Koridor Kültür Sanat Edebiyat Dergisi
Ocak – Şubat : 2016, Yıl: 10, Sayı: 22


http://www.siirakademisi.com/forum/attachment.php?attachmentid=1726&d=1454245892


Koridor, 2011 yılı Kasım-Aralık 21.sayısını çıkardıktan sonra yayın hayatına ara vermişti. Ocak-Şubat 2016, 22.sayısı ile yeniden okurlarıyla buluştu. Bu sayı, ilk sayıdaki heyecanla dolu. Öyküden, şiire, film incelemelerinden roman eleştirisine, denemelerden makalelere, gezi yazısına kadar geniş bir yelpazede okurun karşısına çıkıyor. Dergi, makale ve inceleme yazılarında Türkçe ve İngilizce özetlere de yer vererek uluslararası alanda da kendini göstermek istediğini belli ediyor. Dergi, hakem ve yayın kurulu ile gelen eserlerin titizlikle değerlendirildiği, yeni kalemlere alan açan tavrını koruyor. Okurların çalışmalarına ve eleştirilerine açık olan Koridor dergisi, edebiyat ve sanatın insanın estetik duygularını geliştirdiği bilinciyle yolunda ilerlemeye devam ediyor.

İçindekiler :
Ramazan Tekinarslan – Ritmi Olmalı
Murat Demirkol – Körebe
M. Hikmet Lüleci – Fyodor Mihayloviç Dostoyevsky: Suç ve Ceza; Suçu Kin, Cezası Sevgi olan Bir Gençliğe
Ahmet Hamdi Eren – Öldürmek Üzerine Kısa Bir Film "Krótki Film O Zabijaniu" Suç Ve Cezanın Doğası Ve Toplumsallığı Üzerine: Bir Film Okuması
Ali Rıza Kars – Unutulmak
Ufuk Akkuş – Emek Tarihi Yazımında Yöntem Tartışmaları Üzerine Notlar
Nihal Kocabay Şener – Akademide Bağlantısızlar Hareketi Mümkün Mü?
Deniz Hasırcı – Çocuk Kitapları ve İllüstrasyon: Alice ve Steadman
Ünsal Çankaya – Çarpan Etkisi & Dalgacı
Ömer Mızrak – Küheylan’ın İzlerinde Bir Din Yaratmak: Equus
Nihat Nuyan – Abluka Ya Da Paranoid Evrende Tutsaklık
Emine Köseoğlu, Tuba Terece – Dogville Filminde Mekân ve Algı
Şakir Nuyan Şin – Dil Tutulması
Gülümser Heper – Yolcu & Bu Sokak Benim
Taner Cindoruk – Susuyor
Burcu Yalkın – Kedi
Tülin Otbiçer Acar – Kadın
Niels Hav – (November Visit) Kasım Ziyareti – Çeviri: Mustafa Burak Sezer
Murat Serdar – Keçiler Berber iken, Develer Tellal iken, Mandalar Hamal iken
Fulya Solmaz – Aç G’özünü
Umut Canpolat – Devanası Kedi
Ferhat Öztürk – Aralık Soğuğu
Levent Özbek – Örselenme – Örseleme
Murat Özsoy – Barselona “Dehanın Başkenti”
Levent Özbek – To The Fall Followıng Summer Türkçesi – Çeviri: Bedisa Eloğlu
Çizimler : Emine Yıldırım Kuşoğlu

Sahibi: PIGEON Yazılım Yayıncılık, Tic. Ltd. Şti. Adına Levent Özbek
Genel Yayın Yönetmeni - Yazı İşleri Müdürü ve Dergi Editörü: Levent Özbek
Yazışma Adresi: Yrd. Doç. Dr. Levent Özbek
Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi 06100 Ankara - Türkiye
Tel: 0 312 212 67 20 / 1420
Tel: 0533 425 1748

www.koridordergi.net (http://www.koridordergi.net) koridorbilgi@gmail.com
Koridor Culture Arts and Literature Magasine
January – February : 2016, Year: 10, Issue: 22

Koridor had paused its publication on November, 2011 after its 21st issue being published. It reconnected with its readers on November-December via its 22nd issue. This issue is full of excitement like it is the first issue. It offers literature to its readers on a broad scale including poems, movie critics, articles, stories and travel writings. The magasine shows its interest in being local and international at the same time by including English and Turkish summaries for several of its articles and memoirs. Magasine appears friendly towards new writers and it is examined by a crew of well respected reviewers and editorial board. Koridor Magasine keeps marching in its own way, acknowledging that literature and arts are enhancing the aesthetic values of humankind and has a attitude of accepting critics as a gift in its own development.

dem
25-03-2016, 00:00
Koridor Kültür Sanat Edebiyat Dergisi
Mart – Nisan : 2016, Yıl: 10, Sayı: 23

http://www.siirakademisi.com/forum/attachment.php?attachmentid=2389&d=1458856782



İnceleme ve Araştırma:
Ömer Mızrak – Edebiyat ve Psikolojinin Birey Kavrayışındaki Farklılıklar Üzerine Bir

İnceleme: Gündüz Güzeli - Onurcan Yılmaz – Dil ve İnsan - Nil Korkut Naykı–Edebiyat Çalışmaları ve Psikoloji - Ufuk Akkuş - Marx Ötesi Marx Grundrisse Üzerine Dersler - Ali Osman Solak – Edebiyat Tanrısı - Oya S. Erdoğdu – Yeni Dünya, Dijital Dünya - Aras Okuyucu – Sanatçının Kendini Yeniden Üretimi ve Bob Dylan - Murat Örem – Yaşar Kemal Yaşamaya Devam Ediyor - Halime Türkkan – Ankara Kızılay Mahallesi Yönlendirme Tasarımı Problemleri Ve Bir Tasarım Önerisi - Murat Özsoy – Prag, Altın kent, Yüz kuleli kent, Kentlerin anası

Şiirler:

Sevda Zeynep Karadağ – Hançere - Pınar Kocabay Gültekin – bir yokmuş - Neslihan Su – maskeli harfler balosu - Müesser Yeniay – Bıçak - Onurcan Yılmaz – İz - Murat Demirkol – Gece - Murat Koçak – Havut Çeşmesi - Gül Uğur – Mutlak Yaşam - Ramazan Tekinarslan – Kuş - Baran Eren Alagöz – kartal, kadın ve ben - Çağlar Solak – Su - tan doğan – atlı rüzgâr

Öyküler:

Murat Serdar – Kafka’yı Mıncıklamak - Umut Canpolat – Acil Şeytan Çarpması - Zehra Hadimoğlu – Barınak - Melike Şenyüksel – Çünkü İki KişiydikKoridor Culture Arts and Literature Magasine

March - April: 2016, Year: 10, Issue: 23
English Abstract:

Ömer Mızrak - An Analysis on the Differences In Understandings of Individual in

Psychology and Literature: Bell De Jour
Onurcan Yılmaz – Language and Human Being
Nil Korkut Naykı - Literary Studies and Psychology
Ufuk Akkuş - Lectures on Grundrisse Marx Beyond Marx
Aras Okuyucu - Self-Reproduction of the Artist and Bob Dylan
Halime Türkkan - Wayfinding Design Problems of Ankara Kızılay Neighborhood and

a Design Proposal

Kapak Tasarım: Halime Türkkan - Dizgi ve Grafik Tasarım: Levent Özbek

Kapak Fotoğrafı: Tuğrul Çakar - Düzelti: Ramazan Tekinarslan - Reklam ve Halkla
İlişkiler: Müge Naz Yıldırım
Yazışma Adresi: Yrd. Doç. Dr. Levent Özbek - Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi

06100 Ankara – Türkiye - Tel: 0 312 212 67 20 / 1420
koridorbilgi@gmail.com - www.koridordergi.net (http://www.koridordergi.net)
Abonelik: Yıllık 60 TL - Kurumsal Abonelik: Yıllık 120 TL
Hesap Numarası : İş Bankası Beşevler Şubesi : 4219 Hesap No: 0420608