PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Cemal Süreya'ya "İki El" Mektup


dem
10-01-2011, 14:10
Cemal Süreya'ya "İki El" Mektup

8 Mart 2008
İzmir, Karşıyaka

Sevgili Cemal Süreya,

Siz üvercinka, kaygan ipek, çekirge bulutu, makilerin orası;
siz taşıran damla, Ğ vitamini, arka güneş, seviş yolcu, sevda sözleri...
Sırf ayıp olmasın diye, güvercin curnatasında alçaktan uçan kırlangıç,
Onüç Günün Mektupları’nda ne güzel demişsiniz, “sevmek, en uzun kelime” diye.
O günden beri, güvercin curnatasında yan yana akan iki güvercin her sevgili, mesafelerin ve sözlerin birleştirdiği. Hiçbir sessizliğe razı olmayan...
*
Yürüyoruz bütünlemeye kalmış bir sessizlikte
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
*
İki yıl önce “güz bitiği” bir vakitte, çocukluğumun Kadıköy’üne gittim de, sokağınızı buldum Cemal Süreya. O da sessizdi sizden sonra, hani bahse girmiştiniz de soyadınızdan bir “y” harfi kaybetmiştiniz, onu hatalı yazmışlar levhaya, sonra mavi bir yama yapmışlar. Siz olsanız gülerdiniz buna. Ben gülmedim, uzun uzun ağladım orda.
*
Hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
*
Siz o beyaz sevgilinizin kollarına gideli 18 yıl olmuş, sizden sonra Türkçe’nin tüm sözcükleri biraz mahzun, garip, yetim.
Sizden sonra aşklar cebimizde ufalanan kırıntı, kalbimizde kırılan camlar gibi. Bir erkekle bir kadın arasında ne varsa, o var sizin sesinizde de.
Ama kadınlar, ah onlar, onları öyle çok sevdiniz ki; “bir dahaki gelişimde şiir yazmasam da, eşcinsel olurdum” diyecek kadar. Her aşka bir imzanızı atıyorsunuz o günden beri, nice sevgili sizin şiirlerinizi okuyor sevdiğine. Aşklara eşik olmak, çok az şaire nasip olmuştur. “Aşk bile bayraklarını yarıya indirmiş” diyorlar, sizin aramızdan kanatlandığınızı duyunca, “Türkçe süt dişlerini düşürmüş” diyorlar.
*
Aşklar var unutulmamak için,
Boğulmak için ilk sevgili.
*
İnsan ilk randevulara sizinle gider de, “Sevda Sözleri” başucu kitabı olursa, o kızı tavlayamadan dönebilir mi?
Aşklarımıza bir milatsın, S.Ö-S.S diye; Senden önce, senden sonra...
Siz demiştiniz ya, “sizi de Atatürk kadar seviyor” şimdi o kadınlar.
Şimdi hangi aşka adım atsak, şiir gibi anayasaya aykırı geliyoruz. Hangi aşkın bembeyaz sayfalarını açıp karakalemimizi çıkarsak, göğsümüze inen bir mühürle saklı gönül dediğimiz mektup.
“Lerimle gördüm lerimle bildim lerimle becerdim o işi”.
*
Ten oyalanır, can yanarmış; siz gittiniz ya geride söz yitimi, geride üzüntüyle kalkan 8:10 vapurları. İki kalp arasında yaşanan, güz bitiği...
Sözler dilinizde öyle güzel soyunuyor ki, yüzümüzü hangi sözcüğe dönsek erotik bir resim. Hemşireliğini tarihin, var olma sorununun yaptığı bir şiir doktorusunuz. Türkiye’nin en iyi portre ressamı, en Türkçe günlükçüsü. 99 yüz çizdiniz de sularımıza, o günden beri çalkalanıp durur denizimiz, şemsiyesi Japon.
993 gün verdiniz de bir dizenin sırrını paylaşmadınız bizimle.
İçtiğiniz şarapların bardakta kalan tortusu, çağdaş duyarlılık ve şiir tarihinin örnekleriyle çağrışımda. Dilin konuşma halinden neler çıkardınız da okudukça anladık harflerinizin görkemini.
*
Kuşlar toplanmışlar göçüyorlar
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
*
Uzun süredir insan parçalarından kurulu bir insan siperi şiir, kurulu düzene karşı. Bir sokak varsa onu mutlaka görürdünüz, bir kadın yelkenlerini suya indirmişse onu. Bakınız kaç yıl oldu şurada, hâlâ aşklar ve sevgililer, sizsiz yarım, dans devam ediyor ama eski tadı yok o beyaz bulutların.
Uzaklara bir bakışınız vardı Hatay Meyhanesi’nde, orada kalırdık. İki çay söylemiştiniz orada, biri açık, bu birini sevmek için yeterliydi.
İkinci bir parıltı vardı sizin bakışlarınızda, şiirlerinizde.
Yazmam daha aşk şiiri deseniz de, bir göçebe olsa da yüzünüz, aramızdan bir annenin inceliğiyle geçtiniz; aşk önce öptü sonra doğurdu sizi.
*
Bir şey var, ancak makilerin orda söyleyebilirim,
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
*
Babası ölmeden “sizin hiç babanız öldü mü” diyen, Kars’a gitmeden Kars şiirini yazan bir bilge yaşadı içinizde. Belki hep babamla aynı doğum tarihini paylaştığınız için, şair babam olarak gördüm sizi.
Ne güzel söyledi sevgili Özkan Mert, “Cemal Süreya Türkçe’nin abisi” diye. Türkçe bir revizyonda İkinci Yeni’den beri. Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız. Adınızın bir harfini attınız, denize attığınız cigara gibi sabaha kadar yandı durdu.
“Dünyanın en küçük devleti” sizmişsiniz bir azize göre. Sunay Akın “Şiirin dört bacalı şairi” dedi size.
*
Yataklar var konuşmak için
Öpüşmek için telefon kulübeleri
*
Papirüsler dile gelmiş, ansiklopediler açılır olmuş önünüzde. Üzerinden seviştiğiniz sözcükler ve gökyüzüdür. Kırmızı bir kuş olan soluğunuz, hâlâ sözcüklere can veriyor, el kadar kadınlara. Ne yapıp edip denizi görmek istediniz, kahraman memelerden sonra, her şey böyle başladı önce demeden. “Ve zurnanın ucunda yepyeni bir çingene”.
*
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil
*
Afrika bildiğiniz Afrika ama Türkiye eski Türkiye değil Cemal Süreya. Özal’a birlikte intihar etme öneriniz vardı ya, ben şimdi her gün RTE’yi davet ediyorum intihara. “Benim hiç berberim olmadı” diyecek kadar göçmenim ben de.
Siz “anıtkabir romen rakamıyla kaç” diyecek kadar ironik, tarihin ve sözcüklerin üstünden sevişecek kadar çapkın, “keşke yalnız bunun için sevseydim seni” diyebilecek kadar vefalıydınız!
Ben şiirlerimi bugün biraz da sizin için yazıyorum Cemal Süreya, bir kez olsun sohbet edebilseydik, telefonda tanıyabilseydik seslerimizi, ne çok sevinirdi içimdeki çılgın bahar, çıplak fırtına. İstanbul bile şarkılanırdı o vakit.
*
Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
hangi şarkıyı duysam, bizim için söylenmiş sanki
*
Her imzanız bir portreydi, bir güvercinin yüreğindeki Akdeniz kentini görebildiniz.
Baharın çiçek dolu şapkası başınızda... Gülün tam ortasında ağlayan kim var şimdi, bütün kelimelerin altında akan kanı gören?
Hayatın alevini ve köpüğünü yaşadınız, bayan en nihayetle muştuladınız en güzel şiirlerinizi. Çünkü aşk ve şiir hep birbirine dönüştü sizde. Umutta mut varsa, umutsuzlukta da umut var, değil mi? Yalnızlık bir ovanın düz oluşu gerçekten. Üstelik aşklar da bakım istiyor, öğrenemedik gitti!
*
Seviş yolcu büyük sözler söyle ve hemen ayrıl
Uçurumlar birleştirir yüksek tepeleri
*
Şarkısı beyaz bir mülkiyeli olmak nedir? Sigara içmemenin birinci işe dönmesi, saat on ikiden sonra tüm içkilerin şaraba dönmesi nedir? Peki ya bir şairin oğlu tarafından dövülmesi?...
*
Bütün çocuklar anladı da, bir Milli Eğitim anlamadı sizi ve eklediniz: “Ben hangi şehirdeysem yalnızlığın başkenti orası”.
Şimdi şelalenize düşmüştür zeytin dalı
Celaliyim...
Celalisin...
Celali...
Gittiğinizi söyledikleri gün, bıraktılar gökyüzü ikiye böldü kendini. Ansızın soğudu o sıcak nal.
*
Bir şehir söyle bana bir şey anlatmasın
Kuzeye çıkmanın coşkusundan başka
*
Bir şehir efsanesine döndü, “Üstü Kalsın”nın son şiiriniz olduğu. Oysa ne demiştiniz son şiiriniz “Göller Denizler”de:

Ölüm mü,
Bir gölün dibinde durgun uykudasın.

Denizler?
Tanrılar karıştırır durur denizleri…
*
Cins şairsiniz, gözünden hakladınız imgeyi.
Kırmızı, ipek bir mendil var cebinizde. Gümüş bir pusula, mavi bir atlas. Hep bir ıslık olarak kalacak geçtiğiniz sokaklar.
Bu mektubun bile dünya kadınlar günü’nden yazılması tesadüf mü sizce, gerçi sizin ve benim için, her gün “kadınlar günü”.
Üstelik, biliyor musunuz, “sonunda sen bir gün gelirsin diye / çok şeyin adı küçük yazıldı”. Sizi çok özledik...
En güzel bahşişi siz verdiniz Tanrı’ya.
Üstü kaldı şiirlerinizin, üstü kaldı...

En içten saygılarımla.

Ersan ERÇELİK


ŞAİRİNİ ARAYAN MEKTUPLAR, Haz: Erol Özyiğit, Dönence Yayınları, Ekim 2008