PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Aynayı değil, kendimi kırmak istedim


admin
12-11-2009, 15:37
Aynayı değil, kendimi kırmak istedim

http://medya.zaman.com.tr/2009/11/12/yasar.jpg


Ayna Çarpması, bir şekilde birbiriyle ilintili öykülerden oluşuyor. Sanki bir kitap fikriyle yola çıkmış gibisiniz...

Evet, kitap Pavese'nin "Kendimi yalnız bırakmamak için bütün gece aynanın karşısında oturdum." cümlesiyle açılıp Beatles'ın "Bu sabah aynaya baktım kimseyi göremedim." dizesiyle kapanıyor. Kitaptaki öyküler de bu iki cümle arasında geçen zamanda oluşan halleri anlatma çabası içerisinde, kitabın özetle iddiası bu! Çünkü ben bir öykü yazmıyordum, bir "öykü kitabı" yazıyordum. Haliyle öyküler arasında da geçişimli bir kurgu var. İlk öyküye oturduğum zaman, aynı zamanda "Ayna Çarpması"nın da ilk öyküsüne oturduğumun farkındaydım. Birbirinden bağımsız öykülerin bir araya gelip bir öykü kitabı oluşturduğu örneği çokça varsa da birbirine değen, paralel bir kurgu oluşturan öykü kitapları örneği de fazlasıyla var.

Kitapta yer yer politik denebilecek pek çok acı öykü var. Ama siz olayın kendisinden ziyade, oradaki travmanın izinden gidiyorsunuz çoğunlukla...

Çünkü acı dediğimiz şey, olaydan çok benliklerde yarattığı tahriplerde gizli. İşte bu tahrip ve hasar, kişinin bir başınayken kendi kendine ettiği sözlerde vuku buluyor. Çünkü "ağıt" dediğimiz şey topluca değil, tek kişi tarafından yakılıyor! Bu sebeple insanın "kara" noktalarına bakmayı seviyorum galiba. Bu kara yerlerden konuşmak daha sahici geliyor.

Ayna Çarpması'nın temel dertlerinden birinin yüzleşme olduğu görülüyor. Sizden önce çoğunlukla idealize edilerek anlatılmış pek çok duyguyu siz yoğun bir yüzleşme duygusu etrafında ele alıyorsunuz...

"İnsan malzemesine âşık olmalı." demişti Hulki Aktunç, ben de yazdığım metni okurken bana değsin, bana dokunsun istedim. Bir başkasına uzun uzun ancak böyle uzanabileceğimi düşündüm.

Kitabınızda sıklıkla tekrarlanan "ayna" ve "kuyu" metaforları bu yüzleşme çabasının bir uzantısı olarak okunabilir mi?

Bir kuyuyu ağzından tersine çevirmek, aynayı değil kendimi kırmak istedim. Bu nedenle "ayna" ve "kuyu" birdir benim için. Derdimi anlatmama olanak sağlayan iki temel metafor oldu bu kitapta ayna ve kuyu.

Ayna metaforu edebiyatta çok sık tercih ediliyor ama... Haklısınız, "ayna" metaforu edebiyatta çok sıklıkla kullanılmış. Ama aynaya dair söyleyecek yeni bir sözünüz yoksa aynayı kullanmak size bir tuzak olur. Divan edebiyatından Neşati, dünya edebiyatından Borges, günümüz Türk edebiyatından Hilmi Yavuz, Enis Batur, Murathan Mungan "ayna" metaforuna ilişkin çok "sıkı metin"ler ortaya koydular. Ben de "Ayna Çarpması"yla bu geleneğe eklemlenmek istedim.

Sadece olaylara odaklanmıyorsunuz kitabınızda. Kelimelerle sizin aranızda bir büyü de var sanki...

Bırakın kelimeleri, harflerin bile bir büyüsü var. Hurufiliği düşünelim örneğin. Rimbaud her harfin bir renginin olduğunu söylüyordu, katılmamak elde değil. "A" harfi mesela, karadır! Cümlemize harf harf uzanabiliriz buradan.
Diyarbakır'da edebiyat öğretmenliği yapıyorsunuz. Öğrencileriniz biliyorlar mı sizin ödüllü bir yazar olduğunuzu? Ne kadarını öğrencilerinizle paylaşıyorsunuz yazdıklarınızın? Öğrencilerim yazdığımı bilmiyorlardı, hatta bir kitabımın olduğunu da bilmiyorlardı, ancak Yunus Nadi ve Haldun Taner öykü ödüllerinden sonra internet ve gazeteden öğrenmiş oldular. Onlara sınıfta kendi yazdıklarımı okumadım, bana gelene kadar sırada çok daha güzel metinler vardı. Oğuz Atay, Kafka, Calvino, Hasan Ali Toptaş, Vüs'at O. Bener, Murat Uyurkulak, Ferit Edgü, Cemal Süreya metinlerini okudum öğrencilerime.

Yeni öyküler yazıyor musunuz peki?
Bu aralar da öykü yazarken yakalıyorum kendimi. Okumayı istediğim öyküler yazmak istedim hep. Bundan böyle de yine okumayı isteyeceğim öyküler yazacağım galiba.

İlk kitabınızla 2008 Haldun Taner ve 2009 Yunus Nadi Öykü Ödülü'nü kazandınız. Kitabınız çıkar çıkmaz çok satanlar listesine girdi. Neler hissettiniz? Yükünüz daha çok ağırlaştı sanırım. Bu ödüller vesilesiyle jürideki isimlerin onayını almış olmak üzerinizde bir baskı oluşturuyor mu?

Kelam etmek başlı başına bir sorumluluk istiyor, ettiğiniz kelamın ödülle taçlanması elbette büyük bir mutluluk. Bir ilk kitabın başına gelebilecek en güzel şeyler geldi "Ayna Çarpması"nın başına. Ödül haberini alınca kitaplığımdan "Ayna Çarpması"nı çıkarıp kitabın kapağını okşadım ve ona dedim ki: "Haldun Taner Ödülü'nü aldın, haberin olsun." Jürideki değerli isimlerin onayını almış olmak sırtıma ağır bir sorumluluk yükledi, haliyle "Ayna Çarpması"nın yükünü biraz daha ağırlaştırdı.

Zaman