PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Dünya Şiirinden Örnekler...


emre gümüşdoğan
20-04-2006, 01:53
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">SAPPHO (MÖ 7.yy - 6.yy)<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ünlü kadın şair, Midilli (Lesbos) adasında doğduğu ve yaşadığı biliniyor.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"> Sapho'nun yaşamı hakkında elimizdeki bilgiler oldukça sınırlı. İ.Ö. 7.yüzyılın sonu ile 6. yüzyılın başlarında yaşadığı sanılıyor. Kerkylas adlı biriyle evlenmiş, Kleis adlı bir kızı olmuş. Şiir müzik ve dans okulu kurduğu biliniyor. Okulundaki tüm öğrencilerin kız olması ve şiirlerinde öğrencilerinin isimlerine yer vermesi, hakkında dedikodulara yol açmıştır. Bir söylentiye göre de Phaon'a olan aşkına karşılık göremediği için kendini bir uçurumdan atarak canına kıymıştır. [/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"> Antik batının en önemli lirik şairi olarak kabul edilir. Dokuz adet şiir kitabı yazmıştır. Bu şiirlerden günümüze sadece 650 dize kalmıştır. Sappho'nun şiirleri, tahrip edilen bir kilisede tesadüfen bulundu, MS 1000 yılında aslına sadık kalınarak çoğaltıldı. Şiirlerinin pek çoğu, Bizanslılar zamanında Hıristiyan bağnazlığı yüzünden yok edilmiştir. 1073'te, bu kopyalardan büyük bir bölümü, Roma'da İstanbul'da Papa VIII. Gregory'nin emriyle yakıldı. Şiirlerinin pek çoğu, Mısır'da Fayum'daki Crocodilepolis'te, çürümüş papirüs parçalarında bulunarak kurtarıldı.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"> Afrodit'e Yakarış adını taşıyan bir şiirinin tamamı, Halikarnas'lı Dionysius'un oluşturduğu, "Edebi Kompozisyonlar" kitabından alınmıştır. Sappho, gerek kendisi, gerekse dostları hakkında ve tiran politikacılar ve sürgünler için, dürüstçe, içtenlikli, yansız ve sarsıcı bir şekilde yazdı.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"> Ama duygularıyla, uzay içinde tanımladığı nesnelerde, epik ya da ağıt türünü benimsemeyip de insanca söyleyişi ve gizdeş bir günlük tutarcasına konuşmayı seçmiştir. Bilgeliği şiirde başlıca ölçü, biçimsel bir neden değil de soyut bir biçim bilen, bir birtakım ahlak kuralları olarak ortaya çıkan şiir yasasını hiçe saymıştır. [/B]

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Böylesi yakışmaz bize. Hiç doğru değil[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">matem içinde girmek bir şiirin evine.*[/B]
(*Safo öldüğünde kızı okusun diye yazılmıştır.)

***


ŞİİRLERİ

tıpkı bir tanrıya benziyor bence adam
seninle yüz yüze otururken ve
dinlerken dikkatle tatlı
sesini ve gülüşlerini

sarsılarak gümbürdüyor
kalbim göğüs kafesimde. Bu yüzden
sesim boşalmış gibi bakıyorum
sana ve

ne diyebilirim ki, dilim
tutulmuşken ve kızgınlığın ateşi
dağlarken tenimi, gözlerim
kararırken, kulaklarım

uğuldarken, ter basmışken her yanımı.
allak bullak olmuşum, yüzüm daha solgun
çimenlerden ve beynim uyuşuyor, galiba
ölüm çok yakınımda

( fakat katlanmak zorundayım hepsine; ben, zavallı)

***
Gel, kutsal kaplumbağa kabuğu,
Lirim benim, ve bir şiir ol.

***

daima söylerdi annem
gençliğinde
son derece popülermiş

***
takarak mor bir kurdele
bağladı başını. Daha sarışındı ondan
dağınık bırakan saçlarını

***

meşale ışığının Sardis'ten gelen
rengarenk kurdeleye ihtiyacı yok--
ama ya taze çiçeklerden yapılmış bir tacın?

***

kimileri süvari diyor ve diğerleri
piyadeyi tercih ediyor ya da bir filonun
uzun küreklerini
bana göre, kara toprak üstünde
sevdiğin kimse, odur
en mükemmeli.

Ve kolayca kanıtlanır bu.
ölümlüler içinde en güzeli değil miydi Helen
soyundaki bütün erkeklerin arzuladığı?

ve yelken açıp Truva'ya ve unutmadı mı
kızını ve değerli soy sopunu?
Kıbrıslının yalnızca bir bakışı yetmişti
onu ram ederek
yolundan çıkartmaya

bunları düşünürken anımsayıverdim
Anaktoria'nın uzakta olduğunu
ve benim
onun için herhangi biri

***

bir dağ kasırgasının
meşeleri yere serişi gibi,
aşk hurdahaş etti kalbimi

***

ummamam gerekirmiş
göğü kucaklamayı
iki kolumla birden

***

yıldızların güzelliği ve parlaklığı
sönük kalıyor muhteşem ay yanında
gümüş gibi parlıyor dünyanın dört bir yanı
ay dolunaysa.

***

altın sandallı
şafak, tıpkı bir hırsız gibi
çullandı üzerime

***

Atthis'im, sevgili Anaktoria'mız
Sardis'ten uzak şimdi,
aklı hep bizde ama, ve

birlikte olduğumuz günlerde
sen, görkemli bir tanrıça gibiydin,
ve senin şarkıların ona derin sevinçler verdi

şimdi ışıldar o, Libyalı kadınlar arasında
ayın kızıl parmakları uzandığında
günbatımından sonra, nasıl

silerse etrafındaki yıldızları, ve dağıtırsa ışığını
tuzlu denize
ve çiçeğe kesmiş tarlaların üstüne;

ve çiyleri saçarak toprağa, diriltmek için
gülleri ve kırılgan kekikleri
ve tatlı tomurcuklanan bal--lotusu

sevgilimiz nerede olursa olsun düşünür
sevgili Atthis'in aşkını,
özlemle yanar kalbinin ta derinleri.

çağırır bizi tüm ruhuyla yanına! duyarız
gecenin bütün söylenceleri
denizleri aşarak getirir bize feryatlarını.

***

birileri, diyorum sana,
bizi hatırlayacak

üzülüp durduk, unutulup
gideceğiz korkusuyla

hepsi tükenmedi henüz
doğru yargıya sahip iyi adamların


***


şimdi
kalbimde
görüyorum açıkça

güzel bir
yüz
ışıldayan

nakışlanmış
aşk tarafından

***
"Safo, eğer hemen gelmezsen
yemin sana, bundan sonra seni sevmeyeceğim.

Ah kalk ve sevgili bedenini
çıkar yataktan ve ışık saç üstümüze.
sıyırıp üstünden Sakız'da yapılmış geceliğini, ve

tıpkı baharda açan saf zambak gibi,
suda yıkan. Kleis'imiz
safran sarısı bir gömlek ve menekşe

bir harmaniyeye saracak seni. Şeffaf
bir manto örteceğiz üstüne, ve saçlarına
çiçeklerden taç. Yeter ki sen gel güzelim

bizi deli eden güzelliğinle, ve sen
Praxinoa, közle kestaneleri, hazır
olsun soframıza. Tanrılardan biri

sunabilir ancak bize bunca güzelliği
bugün Safo, kadınların en güzeli,
gelecek bizimle, o beyaz kentine

Midilli'nin, tıpkı bir anne gibi
kızlarının arasında, "Canımın içi Atthis,
unuttun mu şimdi yoksa bu günlerin hepsini?" *

(*parantez içindeki bölüm, Safo'nun Atthis'in sözlerinden yaptığı alıntılar olabilir)

***

bir düşte geldi Hermes yanıma. Dedim ki,
--Efendim, elimi eteğimi çektim dünyadan
hiç değeri kalmadı gözümde malın mülkün
bir tek şeydir istediğim
ölmek, ve seyretmek çiy tutmuş lotusları
Acheron'un kıyıları boyunca, cennetin ırmağında.

***
memelerimden hâlâ süt geliyor olsaydı
ve bir bebek taşıyabilseydi karnım
çılgın gibi koşardım bu zifaf odasına,

fakat yıllar damgaladı tenimi binlerce
kırışıkla, aşkın hiç acelesi yok bana
sarılmaya, armağanlarıyla haz dolu sancıların

öyleyse, gel biz methiyeler düzelim
taze memeleri menekşe kokan kıza.

***
inan bana, bütün gece boyunca yalvarıp durdum
tanrılara, iki kat uzasın diye gece senin yanında

***
uzanmıştın bekleyişler içinde
defnenin gölgesine

ve her şey
harikaydı

sen bir kadınsın
benim gibi, savrulmuş

kalbimle duydum seni
sevgilim

geldin, lime lime
giysilerinle

ve ansızın: güzelliği
giysilerinin

***
tatlı bir elma, kıpkırmızı, sallanır
en yüksekteki dalın ucunda, unutmuşlar
sanırsın koparmayı-- Yo, uzanamadılar ki

bir sümbül, ezilmiş yamaçta
çobanlarca, saçılmış çiğnenerek toprağa
tam açacakken mor çiçeklerini

***
Ah Gongyla, benim biricik gülüm,
Sıyır sütbeyaz giysini üzerinden. Nasıl
İstiyorum şimdi gelmeni, benim
İsteğimi beslesin diye

Güzelliğin. Ne zaman görsem seni
Bu giysinin içinde, öyle güçsüz ve öyle
Mutlu oluyorum ki, Çok kızsam da
Kyprian'a, işte yalvarıyorum

Öç almasın diye benden, belki hemen
Salıverir seni, Gongyla, ve gelirsin yeniden
Bana, bil ki sensin en çok arzuladığım
Dünya bir yana, sen bir yana.

***
Ey karanlıktan gelen rüya,
gel uykuma

tatlı tanrı, ama hâlâ
acılar içindeyim ve kalmadı takatim dayanmaya,

ne umutluyum, bölüşecek kadar her şeyimi mutlu biriyle
ne de aptal, hor görecek kadar cici oyuncakları

düşümde, belki yine benim olur yitirdiğim ne varsa.

Perihan Baykal
20-04-2006, 14:33
FRANÇOİS VİLLON


François Villon'un 1431-1465 yılları arasında yaşadığı kabul edilir. Paris'te doğdu. Ölüm yeri ve yılı
kesin saptanamamıştır. Asıl adı François de Montcorbier'dir, François des Loges olarak da
tanınmaktadır.Babasız kaldığı için, Guillaume de Villon adlı bir papaz tarafından büyütüldüğü ve
öğrenim görmesi sağlandığı bilinmektedir. Paris Üniversitesi'nde okudu, düzensiz bir yaşam sürdü,
çeşitli kavga, öldürme ve soygun olaylarına adı karıştı. Birçok kez tutuklandı, idama mahkum edildi.
Ancak her defasında ya kaçtı ya da bağışlandı. Yaşamı hakkındaki en son bilgi, 1463'te Paris Châtelet
Cezaevi'nde idamını beklerken bağışlandığı ve Paris dışına sürgün edildiğidir.
Yapıtlarında gerçekçilikle lirizm,yergi ile mizah bir aradadır; bilinen şiir konu, ölçü ve kalıplarına
gündelik yaşam dili ve argoyu sokarak, kuralları hiçe saymıştır.





ASILMIŞLARIN BALADI



Olmayın bu kadar katı yürekli,
Ey dünyada kalan insan kardeşler;
Allah da sizden razı olur belki
Sizler acırsanız bizlere eğer;
Şurada asılmışız üçer beşer;
Kuş tüyüyle beslenen şu bedene
Bir bakın, dağılmada günden güne;
Bakın kül olan kemiklerimize;
Gülmeyin, dostlar, bu hale düşene;
Tanrıdan mağrifet dileyin bize.

Kanun namına öldürüldük diye
Hor görmeyin bizleri, kardeş bilin;
Dünyada herkes akıllı olmaz ya,
Biz de böyle olmuşuz n'eyleyelim,
Madem alnımıza yazılmış ölüm,
İsa Peygambere dua edin de
Yanmak cehennem ateşlerinde
Esirgesin bizi, acısın bize.
Etmeyin, işte ölmüşüz bir kere;
Tanrıdan mağrifet dileyin bize.

Görmedik bir gün olsun rahat yüzü;
Yağmur sularında yıkandık yunduk;
Kurda, kuşa yedirdik kaşı gözü;
Gün ışıklarında karardık, yandık;
Kuş gagalarıyla kalbura döndük;
Durmadan kâh şu yana, kâh bu yana
Esen rüzgârla sallana sallana...
Kargalar geldi kondu üstümüze.
Sakın siz katılmayın bu kervana.
Tanrıdan mağrifet dileyin bize.


Dilek

Büyük İsa, cümlenin efendisi!
Cehennem ateşinden koru bizi;
Koru bizi, acı da halimize.
Dostlar, görüyorsunuz halimizi;
Tanrıdan mağrifet dileyin bize.


Çeviren : Orhan Veli KANIK





BALLADE



<TABLE height=474 cellSpacing=0 cellPadding=0 width=641>
<T>
<TR>
<TD vAlign=top width=411 height=474 rowSpan=7 ALT>
<DIV style="MARGIN-LEFT: 13px; WIDTH: 367px">
<TABLE id=table1 cellSpacing=4 cellPadding=0 width="96%">
<T>
<TR>
<TD vAlign=top>Vaktidir artık ey Eldivenci güzeli
Ben ki öğrenciyken tanırım sizi,
Sonra siz o Ak Eskici güzeli siz,
Artık göstermelisiniz kendinizi,
Gelin alın sağlı sollu yerinizi;
Hor bakmayın erkeklere n'olursunuz,
Kocadınız mı ha var ha yok gibisiniz,
Artık kalp bir mangıra dönüyorsunuz.

Ya siz Sosisçi kız güzeller güzeli
Siz ki oyun için yaratılmıştınız,
Sonra Guillemette Halıcı güzeli siz,
Ustanıza surat asayım demeyiniz:
Yüz çevirir sonra sizden bakarsınız;
Ah bir kocadınız mı biliyor musunuz,
İhtiyar bir papazın yanıdır yeriniz
Artık kalp bir mangıra dönüyorsunuz.

Ya siz Jeanneton ey Şapkacı güzeli,
Bir gün yalnızlıktır bekliyen sizi;
Sonra Catherine, güzel Borsacı kız,
Yabana atmayınız erkekleri sakın;
Güzelken bir o zaman varsınız bakın
Sonra artık gülüp geçerler yalnız.
Kocadınız mı sevgisiz kalıyorsunuz
Artık kalp bir mangıra dönüyorsunuz.

Sunu

Gelin, toplanın siz ey güzeller güzeli
Niçin sızlanıyorum biliyor musunuz:
Gün gelip yitirince gençliğinizi
Artık kalp bir mangıra dönüyorsunuz.



Çeviren : İlhan BERK
</TD></TR>
<TR>
<TD></TD></TR></T></TABLE></TD>
<TD width=15 height=474 rowSpan=7>http://www.pirbab.com/spacer.gif</TD></TR>
<TR>
<TD vAlign=top width=156 colSpan=3 height=17 ALT></TD></TR></T></TABLE>


<BLOCKQUOTE>
</BLOCKQUOTE>

mvstafa ısık
21-04-2006, 12:39
<TABLE id=Table_04 cellSpacing=0 cellPadding=0 width=570 align=left><T><T>
<T>
<TR>
<TD width=20 bgColor=#ffffff rowSpan=3></TD>
<TD bgColor=#ffffff height=20></TD></TR>
<TR>
<TD vAlign=top bgColor=#ffffff height=138>


Guillaume Apollinaire


http://www.kanatkitap.com/siteyekelleler/apollinaire.JPG
GUILLAUME APOLLINAIRE, 1880 yılında doğdu. Asıl adı Wilhelm Apollinaris de Kostrowitsky’dir. Monako’nun kumarhane salonlarında büyüdü. 1899 yılında diplomasız ve parasız Paris’e giderek orada değişik işlerde çalıştı ve Picasso, Braques, Max Jacob, Eric Satie gibi sanatçılarla tanıştı. Yeni duyarlılıkları şiirlerine ve metinlerine taşıyarak kübizm, gerçeküstücülük gibi akımların içinde yeraldı ya da onların habercisi oldu. Romantizmden etkilendi. Şiirlerinde noktalama işaretlerini kaldırdı, harflerle desenler oluşturarak biçimi öne çıkardı. Yazdığı hikâyelerde tatlı fantezilere çokça yer verdi. Hayatı da eserleri gibi ilginç ve sıra dışıydı: 1911’de Picasso’yla birlikte Mona Lisa’yı çaldığı gerekçesiyle bir hafta süreyle gözaltına alınmıştı. Gönüllü olarak katıldığı I. Dünya Savaşı’nda ağır yaralandı. 1918 yılındaki salgın sırasında İspanyol gribinden öldü.

<A name=21>Kedi / Apollinaire </A>
İsterim evimde olsun
Bir kadın 24 ayar
Bir kedi dostlarımın arasında
Dostlar her mevsim gelsin
Onlarsız yaşayamam ben


YEDİ KILIÇLAR

Birincisi baştanbaşa gümüş
Parıltılı bir adı var Paline
Çeliği göğsünden kar serpen bir kış
Kurbanı olmuş aykırı düşlerin
Volcanus onu döverken ölmüş

İkincisinin Noubosse'dur adı
Güzelim bir gökkuşağı keyifli
Tanrıların düğünlerinde kuşandığı
Otuz Be-Rieux'nün kanına girdi
Üstelik Carabosse'un armağanı

Üçüncüsü dişi bir mavi
Kamış biçiminde yine de
Lul de Faltenin'dir adı
Haberci Ernest bir örtü üstünde
Cüceleşmiş denerken taşımayı

Dördüncüsü Malourene adında
Yeşil yaldızlı bir ırmaktır
Bir akşamdır kadınlar kıyısına
Görkemli vücutlarını daldırır
Ve kürekçi şarkıları uzakta

Beşincisi Saint-Fabeau'dur
Eğrilmiş ipliklerin en incesi
Mezarda boy veren bir servidir
Dört rüzgarın önünde dize geldiği
Gece indiğinde bir meşale olur

Altıncısı cevheri onur
Her sabah ayrıldığımız yeniden
Elleri yumuşak bir dosttur
Hadisene işte göründü yolun
Kısıldı bir bandoda horozlar

Ve yedincisi tüketmede kendini
Kurulmuş bir gül bir kadın
Ama bu sonuncuyla neyse ki
Kapılar da üstüne kapanıyor aşkın
Zaten hiç tanımış mıydım seni

Sen samanyolu ne güleç ablasısın
Güz değmiş ırmakların Kenan eli'ndeki
Sevdalı kızlara vergi sırma saçların
Tıkanmış yüzücüler gibi izleyelim mi
Başka gök kıyılarına koşun senin

Pusulamız gezegenlerin şarkısı
Rastlantı şeytanlarının yedeğinde
Kemanlarındaki sapıtmış gıcırtı
Oynatır insan soyunu keyfince
Gerisin geri yokuş aşağı

Anlaşılmaz yazılar alın yazıları
Bitirdiği krallar çılgınlığın
Ve soğuktan titreşen yıldızları
Yatağınıza giren aşksız kadınların
O bozkırlara geçmişte saklı

Luitpold zamanın kral adayı
Öğretmeni iki soylu kaçağın
Şimdi düşünüp düşünüp ağlar mı
Görünce kımıltısını ateş böceklerinin
Saint Jean sineklerinin sapsarı

Kıyısında leydisiz bir şatonun
O kayık gemici türküleriyle
Ve ilkyazda ürpertili rüzgarın
Soluğuyla akarken bembeyaz gölde
Ölen bir kuğuyu bir siren

Günün birinde kral boğulduydu
Gümüş suya doğru yürüyerek
Akıntı kıyıya attıydı onu
Kaskatı uyusun diye ağzı aralık
Yüzü değişken gökler doğru

Temmuz güneşi ateşten bir çenk
Yakıyor sancıyan parmaklarımı
Ne kederli ne tatlı sayıklamak
Dolanırım Paris'imin sokaklarını
Orada ölmeye cesaretim yok

Pazar günleri uzayıp gider
Kurşuni avlularda orada
Sürekli hıçkırmada çalgılar
Çiçeklerin Paris balkonlarında
Pisa kulesine özenen bir yanı var

Cinle esrimiş akşamlar Paris'te
Elektrikleri göz kamaştıran
Ve sırtındaki yeşil ateşle
Tramvaylar makine çılgınlığından
Bir müzik geçirir raylar üstüne

Dumanla dolup taşmış kafeler
Çiganların olanca aşkıyla
Sana doğru haykırıyorlar
Nezleli sifonlarla garsonlarla sana
Sen ki sevilmişin bu kadar

Ezberimdedir kraliçe türküleri
Yılların getirdiği sızlanmalar
Balıklara söylenmiş forsa ilahileri
Aşk kırgınının dilindeki şarkılar
Benden sor sirenlere adanan ezgiler

Guillaume Apollinaire


Türkçesi Cemal Süreya - Tomris Uyar
</TD></TR></T></T></T></TABLE>Edited by: mvstafa ısık

Perihan Baykal
22-04-2006, 10:29
Edgar Allan Poe (Boston (http://tr.wikipedia.org/wiki/Bost***111;n) 1809 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1809)-Baltimore (http://tr.wikipedia.org/wiki/Baltimore) 1849 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1849)) Amerikalı yazar.


Gezgin tiyatro oyuncusu olan ana-babası sefalet içindeydi; iki yaşında öksüz kalan Edgar'ı Richmond'lu tarım işletmecisi John Allan (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=John_Allan&amp;acti***111;n=edit) himayesine aldı ve öğrenimi için hiç bir fedakârlıktan kaçınmadı. 1815 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1815)-1825 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1825) Yılları arasında Edgar, onu evlât edinen aileyle birlikte İngiltere (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ngiltere)'ye gitti ve öğrenimine Londra (http://tr.wikipedia.org/wiki/L***111;ndra)'da devam etti.


1825 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1825)'te Richmond'a döndü, ama kötü davranışları yüzünden Virginia Üniversitesi (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Virginia_%C3%9Cniversitesi&amp;acti***111;n= edit)'nde bir yıldan fazla barınamadı (1826 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1826)). John Allan onu kendi işyerine aldıysa da, Edgar orada da durmayarak kaçtı. Orduya girdi (1827 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1827)), West Point Askeri okuluna kaydolmayı başardı, ama disiplinsizlik yüzünden kovuldu (1831 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1831)). O zaman zengin olmanın yollarını aramak üzere New York (http://tr.wikipedia.org/wiki/New_York)'a gitti; ilgi uyandırmayan küçük bir şiir kitabından sonra yazmaya başladığı hikâyelerle dikkati çekti.


Dul ve fakir halası Maria Clemm (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Maria_Clemm&amp;acti***111;n=edit)'in yanına sığındığı Baltimore (http://tr.wikipedia.org/wiki/Baltimore)'a yerleşti, 1835 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1835)'ten başlayarak, Richmond'da çıkan Southern Literary Messenger (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Southern_Literary_Messenger&amp;acti***111;n =edit) dergisine yazı göndermeye ara vermedi; çalışmaya ve yoksulluğa alışıyor, ama bu arada, ilhamını ve gerçeği unutmanın çaresini gittikçe artan bir tutkuyla içkide arıyordu. Henüz on dört yaşında olan yeğeni Virginia Clemm (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Virginia_Clemm&amp;acti***111;n=edit) ile evlendi (1836 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1836)); 1837 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1837)'de New York (http://tr.wikipedia.org/wiki/New_York)'a yerleştiler.


The Narrative of Arthur Gordon Pym (Arthur Gordon Pym'in Hikâyesi) o yıl, sonra 1840 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1840)'ta, daha önce gazetelerde çıkmış hikâyeler derlemesi olarak İşitilmedik Hikâyeler (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C4%B0%C5%9Fitilmedik_Hik%C3%A2yel er&amp;acti***111;n=edit)'in (Tales of the Grotesque and Arabesque) birinci cildi yayımlandı. Ertesi yıllarda Edgar Poe'nun çeşitli dergilerle ilişkisi, ardı gelmeyen huysuzlukları ve alkol krizleri yüzünden çok düzensiz oldu.


İşitilmedik Hikâyeler'in yeni bir cildi 1845 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1845)'te yayımlandı, The Raven (Karga) adlı şiiri de bu yılın eseridir. Genç karısı 1847 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1847)'de öldü. ümitsiz ve hastaydı, delirium tremens krizleri geçiriyordu; bir ara kendini toparlayacak gibi oldu, yaşlı ve zengin bir kadınla evlenmek üzereydi ki, Baltimore'da bir sabah onu, geceyi geçirdiği meyhanenin kapısında can çekişir buldular.


Poe'nun dehası hayatına benzer; alabildiğine sıkıntılı, acılı ve dokunaklıdır. Muhayyilesi cehennemi konulardan kurtulamaz ve o, duyduğu dehşet ürperişini okuyucuya iletmekte benzersizdir. Oysa Poe, Eureka'da (1848 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1848)) ve The Poetic Principle'de (Şiirin ilkeleri) belirdiği üzere, romantizmin lirik boşalışlarına karşıdır; ilhama güvenmez ve şaire sadece Güzeli arama ihtiyacının yol göstermesi gerektiğine inanır.


Çağdaşlarınca anlaşılmayan bu eser Baudelaire (http://tr.wikipedia.org/wiki/Baudelaire)'i derinden etkileyecek ve Poe'yu, Fransa (http://tr.wikipedia.org/wiki/Fransa)'ya ve Avrupa'ya tercümeleriyle o tanıtacak; The Raven adlı şiiri ise Fransızcaya Mallarme (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Mallarme&amp;acti***111;n=edit)'nin kalemiyle kazandırılacaktır.


Edgar Allan Poe İdealizme karşıt olarak doğan 'Sembolizm' akımının ilk temsilcilerinden biridir.


<A id=Eserlerinden_.C3.96rnek name=Eserlerinden_.C3.96rnek></A>
<H2>Eserlerinden Örnek</H2>
<DIV =editsecti***111;n style="FLOAT: right; MARGIN-LEFT: 5px">


<A id=Bir_.C5.9Eiiri name=Bir_.C5.9Eiiri></A>
<H3>Bir Şiiri</H3>


ANNABEL LEE


Senelerce senelerce evveldi
Bir deniz ülkesinde
Yaşayan bir kız vardı bileceksiniz
İsmi; Annabel Lee
Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten
Sevmekten başka beni
O çocuk ben çocuk, memleketimiz
O deniz ülkesiydi
Sevdalı değil karasevdalıydık
Ben ve Annabel Lee
Göklerde uçan melekler
Kıskanırlardı bizi
Bir gün işte bu yüzden göze geldi
O deniz ülkesinde
Üşüdü bir rüzgarından bulutun
Güzelim Annabel Lee
Götürdüler el üstünde
Koyup gittiler beni
Mezarı oradadır şimdi
O deniz ülkesinde
Biz daha bahtiyardık meleklerden
Onlar kıskanırdı bizi
Evet! Bu yüzden "Şahidimdir herkes ve deniz ülkesi"
Bir gece rüzgarından bulutun
Üşüdü gitti Annabel Lee
Sevdadan yana kim olursa olsun
Yaşca başca ileri
Geçemezlerdi bizi
Ne yedi kat göklerdeki melekler
Ne deniz dibi cinleri
Hiç biri ayıramaz beni senden
Güzelim Annabel Lee
Ay gelir ışır, hayalin erişir
Güzelim Annabel Lee
Orda gecelerim uzanır beklerim
Sevgilim sevgilim hayatım gelinim
O azgın sahildeki
Yattığın yerde seni...



Çeviren: Melih Cevdet Anday (http://tr.wikipedia.org/wiki/Melih_Cevdet_Anday)

Perihan Baykal
13-05-2006, 18:50
ARAGON


"Kendimle uzlaşmak gibi bir arzum yok, olmadı da hiç. George Brassens'in bestelediği ve yaygınlaştırdığı Mutlu Aşk Yoktur, 1943'de yazdığım bir şiirin dizesidir. Söz konusu mutsuzluk, işgal yıllarının mutsuzluğu. Fransa'nın içinde bulunduğu o acıklı durumda mutlu bir aşk olabilir miydi? Ortak bir mutsuzlukta bireysel mutlulukların olamayacağı teması, o zamanlar işlediğim bu tema, aslında, hemen yazdığım tüm yapıtlarda da var. Gerçekten, bu şiirde ortaya çıkan sorun, mutlu aşkın olup olmayacağı değil, mutlu çiftin olup olmayacağıdır. Kadın-erkek çiftini, erkeğin ve kadının en yüce şekli olarak düşündüğümü söylemiştim. Umarım gelecek günler kadın-erkek çiftine mutluluk taşır."



<TABLE id=table1 cellSpacing=0 cellPadding=0 width=561><T>
<T>
<TR>
<TD vAlign=bottom width=147>



<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="95%"><T>
<T>
<TR>
<TD width="100%" colSpan=2>
</TD></TR>
<TR>
<TD width="100%">

</TD></TR></T></T></TABLE>
<DIV ="visualClear">


</TD>
<TD vAlign=top width=403>


http://www.sohbetsohbet.com/siirler/siir/louis_arag***111;n/arag***111;n3.jpg http://www.sohbetsohbet.com/siirler/siir/louis_arag***111;n/arag***111;n2.jpg


YAŞAMI
<H1 ="firsting">3 Ekim (http://tr.wikipedia.org/wiki/3_Ekim) 1897 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1897)'de Paris (http://tr.wikipedia.org/wiki/Paris)'de doğmuştur. Siyasal eylemci ve komünizm yanlısı şair, romancı ve deneme yazarı. "Bugünkü Fransız ozanlarının en önemlilerinden biri diye biliniyor. Önceleri, Dada akımının öncüleri arasında sayılıyordu, sonradan Bréton (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Br%C3%A9t***111;n&amp;acti***111;n=edit), Soupaux (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Soupaux&amp;acti***111;n=edit) ile birlikte bu yüzyılın en önemli şiir akımı olan Sürrealizm'in kurucularından biri oldu. Bugüne değin şiir, roman, eleştiri, deneme, çeviri olarak 61 kitap yayımladı. Aragon'un ünü, öte yandan, İkinci Dünya Savaşı (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0kinci_D%C3%BCnya_Sava%C5%9F%C4%B1)'nda gizli karşı koyma hareketiyle daha bir büyümüştür. Le Paysan de Paris adlı romanı, gerçeküstücülüğün en güzel örneklerinden biri olarak gösterilmektedir. Charles d'Orléans (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Charles_d%27Orl%C3%A9ans&amp;acti***111;n=ed it)'dan, Victor Hugo (http://tr.wikipedia.org/wiki/Victor_Hugo)'ya değin uzayan bir şiir çizgisini sürdürür gibidir Aragon. Aragon açık yazan ozanlardandır, birçok şiirleri bu yüzden şarkı haline getirilmiştir. Aragon, romancı olarak da ün yapmıştır. Çağdaş romanların arasında önemli bir yer tutar. Birkaç çevirisi de vardır. 24 Aralık (http://tr.wikipedia.org/wiki/24_Aral%C4%B1k) 1982 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1982) de Paris (http://tr.wikipedia.org/wiki/Paris)'te ölmüştür.</H1>
<H1 ="firsting"><BIG><BIG>Elsa'nın Gözleri / Louis Aragon</BIG></BIG>

Öyle derin ki gözlerin içmeye eğildim de
Bütün güneşleri pırıl pırıl orada gördüm
orada bütün ümitsizlikleri bekleyen ölüm
Öyle derin ki her şeyi unuttum içlerinde

Uçsuz bir denizdir bulanır kuş gölgelerinde
Sonra birden güneş çıkar o bulanıklık geçer
Yaz meleklerin eteklerinden bulutlar biçer
Göklerin en mavisi buğdaylar üzerinde

Karanlık bulutları boşuna dağıtır rüzgar
Göklerden aydındır gözlerin bir yaş belirince
Camın kırılan yerindeki maviliğini de
Yağmur sonu semalarını da kıskandırırlar

Ben bu radyumu bir pekbilent taşından çıkarttım
Benim de yandı parmaklarım memnu ateşinde
Bulup yeniden kaybettiğim cennet ülke
Gözlerin Perumdur benim Golkondum, Hindistan'ım

Kainat paramparça oldu bir akşam üzeri
Her kurtulan ateş yaktı üstünde bir kayanın
Gördüm denizin üzerinde parlarken Elsa'nın
Gözleri Elsa'nın gözleri Elsa'nın gözleri.

Türkçesi: Orhan Veli Kanık</H1>






<DIV ="printfooter">
<DIV ="visualClear">





</TD></TR></T></T></TABLE>Edited by: Perihan Baykal

Perihan Baykal
13-05-2006, 21:27
<BIG><BIG>Mutlu Aşk Yoktur Ki Dünyada / Louis Aragon</BIG></BIG>


Aslında hiçbir şey kâr değil insana
Ne gücü ne zayıf yanları ne de yüreği
Gölgesi bir haç gölgesidir kollarını açsa
Ve kırar göğsüne bastırırken sevdiği şeyi
Tuhaf bir ayrılıktır hayatı kapkara
Mutlu aşk yok ki dünyada

Hani giydirilmiş erler bir başka yazgıya
İşte o silahsız erlere benzer hayatı
Sabahları o yazgı için uyanmış olsalar da
Tükenmiştirler ve kararsızdırlar akşamları
Söyle yavrum şu sözleri sakın ağlama
Mutlu aşk yok ki dünyada

Güzel aşkım tatlı aşkım çıbanım derdim
Yaralı bir kuş gibi taşırım seni şuramda
Ve görmeden bakanlar şu halimize bizim
Süzdüğüm sözleri söylerler benden sonra
Ve her şey der demez ölür iri gözlerin uğruna
Mutlu aşk yok ki dünyada

Yaşamayı öğrenmek bizimçin geçti çoktan
Ağlasın gece içinde kalplerimiz yan yana
En küçük şarkıyı mutsuzluktur kurtaran
Her ürperiş borçlu baştan bir hayıflanmaya
Ve her kitar havası beslenir bir hıçkırıkla
Mutlu aşk yok ki dünyada

Acılara batmamış bir aşk söyle bana
Yıkmamış kıymamış olsun bir aşk söyle
Bir aşk söyle sarartıp soldurmamış ama
İnan ki senden artık değil yurt sevgisi de
Bir aşk yok ki paydos demiş göz yaşlarına
Mutlu aşk yok ki dünyada
Ama şu aşk ikimizin öyle de olsa.


Çeviren: Cemal Süreya

Perihan Baykal
14-05-2006, 23:58
<H1 =firsting>Charles Baudelaire</H1>
<DIV id=C***111;ntent>
<H3 id=siteSub></H3>
<DIV id=c***111;ntentSub>
<DIV id=jump-to-nav>
<DIV ="thumb tright">
<DIV style="WIDTH: 252px">http://upload.wikimedia.org/wikipedia/comm***111;ns/thumb/e/e0/Charles_Baudelaire.jpg/250px-Charles_Baudelaire.jpg (http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Charles_Baudelaire.jpg)
<DIV =thumbcapti***111;n>
<DIV =magnify style="FLOAT: right">http://tr.wikipedia.org/skins-1.5/comm***111;n/images/magnify-clip.png (http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Charles_Baudelaire.jpg)Nadar (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Nadar&amp;acti***111;n=edit)'ın objektifinden Charles Baudelaire.


Charles Baudelaire (9 Nisan (http://tr.wikipedia.org/wiki/9_Nisan), 1821 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1821) – 31 Ağustos (http://tr.wikipedia.org/wiki/31_A%C4%9Fustos), 1867 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1867)) 19. yüzyılın en önemli Fransız şairlerinden.


1821 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1821)’de Paris (http://tr.wikipedia.org/wiki/Paris)'de doğdu. Mutsuz bir çocukluk geçirdi. Babası 1827 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1827)'de öldü. 1839 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1839)'da okuduğu okuldan displinsizlik yüzünden atıldı. Hukuk öğrenimi görmeye zorlanan Baudelaire, buna başkaldırarak Quartier Latin (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Quartier_Latin&amp;acti***111;n=edit)'de bohem bir hayatı seçti. Burada Frengiye (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Frengi&amp;acti***111;n=edit) yakalandı. 20 Yaşında Hindistan (http://tr.wikipedia.org/wiki/Hindistan)'a gitmek üzere yola çıktı. 1842 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1842)’de Fransa (http://tr.wikipedia.org/wiki/Fransa)’ya döndü. Sonradan metresi olan Jeanne Duval'le tanıştı. Babasının mirasını aldı ancak bu parayı hesapsızca harcadığı için ailesi miras hakkını geri aldı.


1846 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1846)'dan sonra Kötülük Çiçekleri kitabına girecek şiirlerini yazmaya başladı. 1847 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1847)'de Edgar Allan Poe (http://tr.wikipedia.org/wiki/Edgar_Allan_Poe)'yı keşfetti ve eserlerini Fransızcaya çevirmeye başladı. 1848 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1848)'de devrimcilerin yanında yer aldı. 1857 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1857)'de Les Fleurs du Mal (Kötülük Çiçekleri (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=K%C3%B6t%C3%BCl%C3%BCk_%C3%87i%C3% A7ekleri&amp;acti***111;n=edit)) kitap olarak yayınlandı, içindeki altı şiir kamu ahlakına aykırı bulunduğu için Baudelaire hakkında dava açıldı.


1860 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1860)’da “Yapay cennetler”i yayınladı. Bu eserde de uçlarda gezinen bir kişilik sergiledi. Bir tür otobiyografi olan “Çırılçıplak Soyulan Yüreğim” üzerine çalıştığı ve 1862 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1862)’de Paris Sıkıntısı adıyla düzyazı şiirlerini yayımladığı sırada frenginin yan etkileri giderek kendini daha fazla hissettirmeye başladı. İki yıl kaldığı Belçika (http://tr.wikipedia.org/wiki/Bel%C3%A7ika)’dan dönüşünde felç olan sanatçı 31 Ağustos 1867 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1867)’de Paris (http://tr.wikipedia.org/wiki/Paris)’te 46 yaşındayken öldü.


Mezarı Paris (http://tr.wikipedia.org/wiki/Paris) Cimetière du Montparnasse (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Cimeti%C3%A8re_du_M***111;ntparnasse&amp;act i***111;n=edit)'dadır


Yaşadığı dönemde kurulmakta olan modern Paris (http://tr.wikipedia.org/wiki/Paris)'in metropol yaşantısı üzerine inşa ettiği edebiyatı ve eleştiri yazıları modernist estetiğin habercisi sayılır. şiirlerini derledeği Kötülük Çiçekleri (Les Fleurs du Mal-1857) ve Paris Sıkıntısı (Le Spleen de Paris-1869), Rimbaud (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Rimbaud&amp;acti***111;n=edit)'dan Mallarme (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Mallarme&amp;acti***111;n=edit)'ye, Yahya Kemal (http://tr.wikipedia.org/wiki/Yahya_Kemal) ve Cahit Sıtkı Tarancı (http://tr.wikipedia.org/wiki/Cahit_S%C4%B1tk%C4%B1_Taranc%C4%B1)'ya kadar pek çok şairin çarpıldığı, 20. yüzyıl edebiyatının en etkili kılavuzları olur. Gerek klasik geleneğe, gerekse egemen çağdaş zihniyetlere karşı isyanı ve gerçekliğe kafa tuttuğu imgelemi, zamanında şiirlerinin yasaklanmasına kadar varan düşmanlıklar uyandırır. Sonradan bu başkaldırı ve imgelem, avangard sanat ve edebiyatın çekirdeğini oluşturacaktır.




<DIV =editsecti***111;n style="FLOAT: right; MARGIN-LEFT: 5px">


<A id=Eserlerinden_.C3.96rnek name=Eserlerinden_.C3.96rnek></A>
<H2>Eserlerinden Örnek</H2>
<DIV =editsecti***111;n style="FLOAT: right; MARGIN-LEFT: 5px">


<A id=Bir_.C5.9Eiiri name=Bir_.C5.9Eiiri></A>
<H3>Bir Şiiri</H3>


BALKON


Hatıralar annesi, sevgililer sultanı
Ey beni şad eden yâr, ey tapındığım kadın
Ocak başında seviştiğimiz o zamanı
O canım akşamları elbette hatırlarsın
Hatıralar annesi, sevgililer sultanı



O akşamlar kömür aleviyle aydınlanan
Ya pembe buğulu akşamlar, balkonda geçen
Başım göğsünde, ne severdin beni o zaman
Ne söyledikse çoğu ölmeyecek şeylerden
O akşamlar, kömür aleviyle aydınlanan



Ne güzeldir güneşler sıcak yaz akşamları
Kainat ne derindir, kalp ne kudretle çarpar
Üstüne eğilirken ey aşkımın pınarı
Sanırdım ciğerimde kanının kokusu var
Ne güzeldir güneşler sıcak yaz akşamları



Kalınlaşan bir duvardı aramızda gece
Seçerdim o karanlıkta göz bebeklerini
Mest olur, mahvolurdum nefesini içtikçe
Bulmuştu ayakların elerimde yerini
Kalınlaşan bi duvardı aramızda gece



Bana vergi o tatlı demleri hatırlamak
Yeniden yaşadığım, dizlerinin dibinde
O mestinaz güzelliğini boştur aramak
Sevgili vücudundan, kalbinden başka yerde
Bana vergi o tatlı demleri hatırlamak



O yeminler, kokular, sonu gelmez öpüşler
Dipsiz bir uçurumdan tekrar doğacak mıdır
Nasıl yükselirse göğe taptaze güneşler
Güneşler ki en derin denizlerde yıkanır
O yeminler, o kokular, sonu gelmez öpüşler



CHARLES BAUDELAIRE


Çeviri: Cahit Sıtkı Tarancı (http://tr.wikipedia.org/wiki/Cahit_S%C4%B1tk%C4%B1_Taranc%C4%B1)
<DIV =printfooter>

Perihan Baykal
15-05-2006, 01:41
ALBATROS


Sık sık, eğlenmek için, acımasız tayfalar
Yakalar kanadından bu deniz kuşlarını,
Ürkütücü sularda gemileri izleyen
Yolcuların yıllardır dost arkadaşlarını.


Gökten inen tasasız, bu utangaç krallar
Güvertelerin üstüne kondukları zaman
Geniş kanatlarını sofuca bırakırlar,
Yorgun kürekler gibi sular üstünde kayan.


Sen ey kanatlı yolcu, bir zaman ne güzeldin,
Bak gaganı dürtüyor hoyrat tayfanın biri,
Ya öteki, bilir mi bu hale nasıl geldin,
Topallayıp öykünüyor uçtuğun günleri.


Ozan, ey bulutlardan toprağa sürgün ece,
Oklara göğüs geren, dostu fırtınaların,
Yuhlarlar yeryüzünde, seni de, gündüz gece
Uçmana engel olur, ağır dev kanatların.


CHARLES BAUDELAİRE

Körfez
07-06-2006, 17:53
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">PAUL ELUARD (1895-1952) Fransız şairi.<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">HÜRRİYET[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Okul defterlerime[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Sırama ağaçlara[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kumlar karlar üstüne[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yazarım adını[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Okunmuş yapraklara[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bembeyaz sayfalara[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Taş kan kâğıt veya kül[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yazarım adını[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yaldızlı tasvirlere[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Toplara tüfeklere[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kralların tacına[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yazarım adını[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ormanlara ve çöle[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yuvalara çiğdeme[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Çın çın çocuk sesine[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yazarım adını[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">En güzel gecelere[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Nişanlı mevsimlere[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Günün ak ekmeğine[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yazarım adını[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Gök kırpıntılarıma[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Güneş küfü havuza[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ay dirisi göllere[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yazarım adını[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Tarlalara ve ufka[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kuşların kanadına[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Gölge değirmenine[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yazarım adını[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Fecrin her soluğuna[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Denize vapurlara[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Azgın dağın üstüne[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yazarım adını[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bulutun yosununa[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kasırganın terine[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Tatsız kaba yağmura[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yazarım adını[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Parlayan şekillere[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Renklerin çanlarına[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Fizik gerçek üstüne[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yazarım adını[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Uyanmış patikaya[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Serilip giden yola[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Hınca hınç meydanlara[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yazarım adını[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yanan lamba üstüne[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Sönen lamba üstüne[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Birleşmiş evlerime[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yazarım adını[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">İki parça meyvaya[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Odama ve aynaya[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Boş kabuk yatağıma[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yazarım adını[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Obur köpekçiğime[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Dimdik kulaklarına[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Acemi pençesine[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yazarım adını[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kapının eşiğine[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kabıma kacağıma[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">İçimdeki aleve[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yazarım adını[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Camların oyununa[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Uyanık dudaklara[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Sükûtun gölgesine[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yazarım adını[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yıkılmış evlerime[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Sönmüş fenerlerime[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Derdimin duvarına[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yazarım adını[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Arzu duymaz yokluğa[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Çırılçıplak yalnızlığa[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ölüm basamağına[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yazarım adını[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Geri gelen sağlığa[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kaybolan tehlikeye[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Hatırasız ümide[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yazarım adını[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bir tek sözün şevkiyle[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Dönüyorum hayata[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Senin için doğmuşum[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Seni haykırmaya[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Hürriyet[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Çevirenler: M.C.Anday-O.Veli[/B]

evin okçuoğlu
07-06-2006, 18:26
José <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
N’olucak şimdi José
parti bitti
ışıklar söndü
kalabalık gitti
gece ayazlıyor
N’olacak şimdi José
sana ne olacak?
sen isimsiz
alaya alan başkalarını
sen, şiir yazan
seven, reddeden?
N’olacak şimdi José?

karın yok,
sözün yok
caziben yok
içemezsin,
tüttüremezsin
tüküremezsin bile
gece ayazlıyor,
gün doğmadı,
tramvay gelmedi
neşe gelmedi
ütopya gelmedi
ve her şey bitti
her şey uçtu
her şey çürüdü
N’olacak şimdi José?

N’olacak şimdi José?
tatlı sözlerin
telaş örneğin
bayramın orucun
kitaplığın
altın madenin
bardak takımın
tutarsızlığın
nefretin-ne şimdi?<BR style="mso-special-character: line-break"><BR style="mso-special-character: line-break">
Elde anahtar
kapı açmak istersin
ama yoktur kapı
denizde ölmek istersin
deniz kurumuştur
Minas’a gitmek istersin
ama Minas artık orda değil.
José n’olacak şimdi?

Bağırsan
inlesen
yapsan
bir Viyana valsi
uyusan
çabalasan
ölsen
ama ölmezsin
inatçısın José!
Karanlıkta bi başına
vahşi bir hayvan gibi
geleneksiz
bir çıplak duvarsız
yaslanacak
bir siyah atsız
dört nala uçacak
Haydi marş José!
José, Nereye?
Carlos Drummond De Andrade
Çeviren: Evin Okçuoğlu

evin okçuoğlu
07-06-2006, 18:34
Carlos Drummond de Andrade<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
31 Ekim 1902, Itabira, Brezilya -17 Ağustos 1987, Rio de Janeiro
Modern Brezilya’nın en yetkin şairi olarak değerlendirilen ve 20. yüzyıl Brezilya şiirine başlıca etkide bulunan şair, gazeteci, crônicas (genelde Brezilya’da yaygın olan kısa kurgu makale türü), edebiyat eleştirmeni.
Şiirsel biçim denemeleri (somut şiir diye sonradan gelişecek olan kaynak dahil) ve gerçekçi temaların ironik işlenişi modern insanın kötü durumuyla ilgilenişini yansıtır, özellikle Brezilya kent insanı, ve onun özgürlük ve saygınlık mücadelesini.
1925’te Eczacılık diplomasını alınca Drummond de Andrade şiire döndü ve serbest nazım şekliyle yerel dil ve geleneksel olmayan sözdizim (sintaks) kullanan Brezilya Modernistleri adlı topluluğa katıldı. 1925’te Edebi dergi Revista (“Review”)’nın kurulmasına katkıda bulundu. Şiirlerinin topluca yayınlandığı, <A name=49988.hook></A>Alguma poesia (1930); “Biraz Şiir”), hem modernist akıma yakınlığını hem de güçlü şiirsel kişiliğini sergiler.
Drummond de Andrade kırsal kesimden şehrin genel ve kentsel merkezlerine göçenlerin hayal kırıklıklarını ve onların orta sınıf yerleşimlerde kapana kısılmış, anlamsız tekdüze yaşamlarını dile getirdi. Crônicaları çocuklar için ve kent yoksulları için gösterdiği özel ilgiyi ortaya çıkarır.
1962’de emekliliğinde de Drummond de Andrade Brezilya Tarih ve Sanat mirası servisinde yöneticiliğe devam etti. Yaklaşık 15 ciltlik şiir ve yarım düzine crônica sahibidir. En tanınmış tek şiiri kentin bir apartman dairesinde oturmanın can sıkıntısını anlattığı “Jose” (1942’de yayımlanmıştır)dir.
Çeviren: Evin Okçuoğlu

Körfez
08-06-2006, 12:22
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Paul Verlaıne (1844-1896) ; Fransız şairi.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">ŞİİR SANATI[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Musiki,her şeyden önce musiki;[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Onun için tekli mısradan şaşma.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kıvrak olur,erir havada sanki;[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ağır aksak söyleyişe yanaşma.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kelime seçerken de meydan senin;[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bile bile bir nebze aldanmalı.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Dumanlısı güzeldir türkülerin;[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Öyle hem seçik olsun,hem kapalı.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Güzel gözler tül ardında görünsün[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Gün ışığı titremeli şiirinde[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ak yıldızlar maviliğe bürünsün[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ilgıt ılgıt sonbahar gözlerinde[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ara rengin peşindeyiz çünkü biz;[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Rengin değil, ara rengin sadece.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ancak böyle sarmaş dolaş ederiz[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kavalı boruyla, rüyayı düşle.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Nükte belâsından kurtulmaya bak;[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Acı zekâ, sulu gülüş neyine?[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">İşe karıştı mı bu cins sarmısak[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Maviliğin yaş dolar gözlerine.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Tut belâgati boğazından, sustur[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">El değmişken bir zahmete daha gir.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kafiyenin ağzına da bir gem vur[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bırakırsan neler yapmaz kim bilir?[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Nedir bu kafiyeden çektiğimiz ![/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Hangi sağır çocuk ya da deli zenci[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Sarmış boynumuza bu meymenetsiz,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bu kof sesler çıkaran kalp inciyi?[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Hep musiki , daha musiki;[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Havalanan bir şey olmalı mısra[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Deli bir gönülden kalkıp gitmeli[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Başka göklere, başka sevdalara.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Dağılıp tozu sabah rüzgârına[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Mısraların alsın başını gitsin[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kekik, nane kokaraktan,dört yana…[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Üst tarafı edebiyat bu işin.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Çevirenler : S.Eyüboğlu-M.C.Anday[/B]

Perihan Baykal
08-06-2006, 23:12
WILLIAM WORDSWORTH
-Romantiklerin İlki-
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
William Wordsworth uzun yaşamını, İngiltere’nin en güzel bölgelerinden birinde –Göller Bölgesi’nde- geçirdi.

O ve arkadaşı Samuel Taylor Coleridge, 1798’de Lirik Baladlar’ı yayımlayarak, İngiliz şiirinde devrim yarattılar.

Onlar ilk Romantikler’di ve Keats, Shelley ve Lord Byron’ın yolunu açtılar. Şiirin dilinde ve konusunda çok büyük iki değişiklik yaptılar.

Wordsworth, kent dışında yaşayan insanların yalın dilini kullandı. Ve doğa konusunda yazdı. Coleridge doğaüstü hakkında yazdı. Onların şiiriyle kedilerinden önceki şiir arasındaki fark, çok süslü bir bahçe ile göllerin doğal görünümü arasındaki fark gibidir.

Ama tüm yalınlığına karşın, Wordsworth’ın dili, yine de alışılmışın dışındadır. Sözgelimi, çoğunlukla, özne ile fiilin yerini değiştirir. Fransız İhtilâli’nde (o zaman on dokuz yaşındaydı) şöyle yazmıştır:

“Mutluluktu, o şafakta yaşıyor olmak,
Ama genç olmak cennetin ta kendisi.”



Eğer bir İngiliz, yalnız bir şiir biliyorsa, büyük olasılıkla o şiir şudur:
--------NERGİSLER*-------

Yüksek ovalar ve tepeler üstünde gezen
Bir bulut gibi yalnız dolaşırken,
Birden gördüm bir kalabalık,
Altın nergislerden, bir topluluk;
Gölün yanında, ağaçların altında,
Rüzgârda uçuşarak danseden.

Sürekli ışıldayan, parıldayan
Samanyolu yıldızları gibi,
Uzanmışlardı bitmeyen bir çizgide
Koy kenarı boyunca:
Bir bakışta gördüm on binlercesini,
Savuruyorlardı başlarını şen danslarıyla.

Yanlarında dans ediyordu dalgalar; ama onlar
Üstesinden geldiler pırıltılı dalgaların, mutluluklarıyla:
Böylesine neşeli bir arkadaşlıktan:
Baktım –tekrar baktım- ama pek az düşündüm
Bu gösterinin bana getirdiği zenginliği:

Çünkü, sık sık koltuğuma uzandığımda
Boş ya da dalgın anlarımda,
Yalnızlığımın mutluluğuyla
İçimdeki göze gözükürler;
Sonra yüreğim mutlukla dolar,
Ve dans eder nergislerle.

WILLIAM WORDSWORTH

*Daffodils (Şiirin İngilizcesi olağanüstü yalnız. Çok az İngilizcemle bile o sözcüklerdeki, dizelerdeki şiirselliğe ve ezgiye hayran olmamak mümkün değil…)

-Yazıyı ve şiiri Gelişim Oxford Ansiklopedileri’nden aldım.

Körfez
10-06-2006, 08:05
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Gerard de Nerval (1808-1855): Fransız şair.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">FANTAZYA[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"> [/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"> [/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bir hava bilirim dünyalara değişmem[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bütün Rossini,Mozart,Weber sizin olsun.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Çok eski bir hava,ağır,hazin,muhteşem,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yalnız ben duyarın onda ne varsa füsûn.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ne zaman o havayı dinleyecek olsam,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ruhum gençleşiverir birden iki asır ;[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">On üçüncü Louis devridir, vakit akşam,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Batan günle sararmış bir yamaç uzanır.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Camları kızıla çalan renklerle yanar,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Tuğlalardan bir şato,köşeleri taştan.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Etrafı çepeçevre bağlar,bahçeler,parklar,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bir dere akıyor çiçekler arasından.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kömür gözlü bir kumral en üst pencerede ;[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Eskidir geçmiş zaman esvapları eski.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Görmüşlüğüm var bu kadını ! ama nerede ?[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Hatırlıyorum,başka bir hayatta belki ![/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Çeviren: C.S.Tarancı[/B]

Körfez
12-06-2006, 08:04
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Emily DICKINSON (1830-1886) : Amerikalı şair.



GÖKTEN DAHA GENİŞTİR İNSANIN BEYNİ

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Gökten daha geniştir insanın beyni ;[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Koyunuz yan yana ikisini,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kolayca alacaktır içine[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Biri ötekini, hem de sizi.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Denizden daha derindir insanın beyni ;[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Tutunuz mavisini mavisine,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kovalar, süngerler gibi biri[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Çekecektir içine ötekini.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Tam tanrı ağırlığındadır insanın beyni ;[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kaldırınız kilosunu kilosuna,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Denk gelmezlerse eğer[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Denksizliği gibidir bu, sesin heceye[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Çeviren: Ahmet Bağışgil[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]

Perihan Baykal
12-06-2006, 10:32
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/comm***111;ns/thumb/f/fc/Black-white_photograph_of_Emily_Dickins***111;n.jpg/250px-Black-white_photograph_of_Emily_Dickins***111;n.jpg (http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Black-white_photograph_of_Emily_Dickins***111;n.jpg)





EMİLY DİCKİNSON


Emily Elizabeth Dickinson (10 Aralık (http://tr.wikipedia.org/wiki/10_Aral%C4%B1k) 1830 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1830) – 15 Mayıs (http://tr.wikipedia.org/wiki/15_May%C4%B1s) 1886 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1886)) ABD'li kadın şair.


Massachusetts (http://tr.wikipedia.org/wiki/Massachusetts) eyaletindeki Amherst (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Amherst&amp;acti***111;n=edit) kentinde doğdu. Babası kentin önde gelen avukatlarından ve politikacılarındandı. Dedesi de orada birkaç okul kurmuş biriydi. Kendisi de kızkardeşi de evlenmediler ve aileleriyle birlikte yaşadılar. Emily, yaşamı boyunca pek seyrek olarak Amherst (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Amherst&amp;acti***111;n=edit)'ten çıkmıştır. Yakınlardaki bir okula devam etmiş, bir kez Washington (http://tr.wikipedia.org/wiki/Washingt***111;n)'a, ve iki-üç kez de Boston (http://tr.wikipedia.org/wiki/Bost***111;n)'a gitmiştir. 1862 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1862)'de tümüyle eve kapanmış, en yakın arkadaşlarıyla bile ölünceye değin bir daha hiç görüşmemiştir. Kapandığı odasında kendisini yazmaya vermiştir. İlk mektupları ve kendisiyle ilgili betimlemeleri, canlı bir ruha sahip çekici bir kızı yansıtmaktadır. Daha sonra dünyadan elini eteğini çekmesinin nedeninin umutsuz bir aşk deneyimine dayanıyor olabileceği eleştirmenlerce düşünülmektedir. Dış dünyayla olan ilişkisi ve deneyimleri sınırlı olsa da, yazılarında yaratıcı ve imge gücü yüksek bir edebiyatçıdır.


Emily Dickinson ilk şiirlerini yazmaya başladığında, neredeyse hiçbir eğitim almamıştı. Henüz Shakespeare (http://tr.wikipedia.org/wiki/Shakespeare)'i ve klasik mitolojiyi bilmiyordu. İlk başlarda daha çok Elizabeth Browning (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Elizabeth_Browning&amp;acti***111;n=edit) ve Bronte Kızkardeşler (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Br***111;nte_K%C4%B1zkarde%C5%9Fler&amp;acti ***111;n=edit) gibi kadın yazarlarla ilgileniyordu. Bu arada, Ralph Waldo Emerson (http://tr.wikipedia.org/wiki/Ralph_Waldo_Emers***111;n), Thoreau (http://tr.wikipedia.org/wiki/Thoreau) ve Hawthorne (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Hawthorne&amp;acti***111;n=edit)'u da tanıyordu. Geleneksel anlamda dinle bağlantılı birisi olmasa da, İncil (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ncil)'i inceledi ve pek çok şiirinde dinsel formlar kullandı.


Yaşamının değişik dönemlerinde ona ilham veren ya da öğretmenlik yapan insanlar, özellikle erkekler olmuştur. İlki babasının avukatlık bürosunda çalışan genç bir avukat olan Benjamin Newton (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Benjamin_Newt***111;n&amp;acti***111;n=edit)'dur. Kendisi Emily Dickinson'un yazınsal duyarlığının ve kültürünün gelişmesine katkıda bulunmuştur. Dickinson, onunla ilgili olarak daha sonraları, "Bana Ölümsüzlüğü öğreten bir dost" diye yazacaktır.


Emily Dickinson'un sonraki öğretmeni, evli bir din adamı olan Charles Wadsworth (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Charles_Wadsworth&amp;acti***111;n=edit)'tü r. Dickinson'un entelektüelliğine katkısı olmuş ve dış dünyayla ilişkisinin artmasını sağlamıştır. Yazdıklarından ona yönelik karşılık göremediği bazı duygular beslediği anlaşılmaktadır. 1862 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1862)'de evine geri dönmüş ve Wadsworth'ü tanımadan önceki haline göre daha içine kapalı bir kişiliğe bürünmüştür. Wadsworth'ün, şiirlerinde geçen sevgili olduğuna ilişkin yazın çevrelerinde güçlü bir fikir birliği vardır.


Evine kapandığı için, o sıralarda ABD'de sürmekte olan iç savaş onu pek etkilememiştir. İnzivadayken yazdığı şiirlerin bir bölümünü dönemin önde gelen eleştirmenlerinden ve yazarlarından olan Thomas Higginson (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Thomas_Higgins***111;n&amp;acti***111;n=edit)'a göndermiştir. Higginson, şiirlerini okuyarak, beğendiğini, ama serbest bir biçem kullanmak yerine daha geleneksel şiir anlayışına yönelmesi gerektiğini belirten bir yanıt yazmış ve şiirlerini bu öneri doğrultusunda düzeltmesini önermiştir. Dickinson, bu önerileri dikkate almayarak, daha da içine kapanmıştır. Yaşarken yalnızca yedi şiiri basılmıştır.


Yaşamının son yıllarında artık eve pek ziyaretçi de kabul etmemiş, ancak arkadaşlarıyla olan ilişkilerini onlara mektuplar ve küçük hediyeler gönderme yoluyla sürdürmüştür.


1886 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1886)'daki ölümünden sonra odasına giren kızkardeşi, odasında ondan kalan 1.800 kadar şiir bulmuştur. Ölümünden sonraki dört yılda, yani 1890 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1890)'a değin, şiirlerinin neredeyse tamamı yayımlanmıştır.


1920 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1920)'lerde ise, ABD (http://tr.wikipedia.org/wiki/ABD)'deki en çok sevilen şairlerden biri olmuş ve ünü bugüne değin sürmüştür.


<A name=.C5.9Eiir_Anlay.C4.B1.C5.9F.C4.B1></A>
<H2>Şiir Anlayışı</H2>


Şiirlerinde patlamalar halinde duygu akımı görülür. Çoğu tek bir imgeye ya da simgeye dayalı olan kısa şiirler yazmıştır. Ancak kısa şiirlerinde, yaşamındaki en önemli şeyleri en etkili biçimde yansıtmaktadır. Şiirlerinde asla yaşayamadığı aşkı ve kavuşamadığı sevgiliyi anlatır. Doğa hakkında şiirleri de vardır. Ulaşamadığı başarıdan ve hep arkadaşı olarak gördüğü başarısızlıktan söz ettiği şiirleri de vardır. Bu tür öğeleri şiirlerinde o denli etkileyici bir dille yansıtır ki, o nedenle ABD'de tüm zamanların en iyi şairlerinden sayılmaktadır.


http://www.siirparki.com/dickinson.html (http://www.siirparki.com/dickins***111;n.html)


(Vikipedi'den yararlanılmıştır.)



<DIV ="printfooter">Edited by: Perihan Baykal

Körfez
12-06-2006, 10:48
E.Dıckınson, " sırf içini dökmüş olmak için yazıyordu.Öldüğü zaman,doğduğu kasabada bile tanınmıyordu.Şiirlerini ancak birkaç dostu görmüştü.Bazen,bir arkadaşına bir şiirini gösterir,ya da sürpriz olsun diye,yazdığı bir mektubun zarfına koyuverirdi.Çoğu zaman da,yazdıklarını masasının gözlerinde kâğıt tomarı halinde saklardı.Öldüğü zaman,tomar tomar eski mektupları ile yüzlerce şiiri bulundu, sarılı paketlerin üzerinde "Yakılacak " ibaresi vardı.Bu vesikaların yakılmamış olması ,dünya edebiyatına eşsiz bir kadın şair kazandırmış oldu. "


Çev.: A.Bağışgil





*Şaire dair, içimi sızlatan yukardaki açıklamalar da yaşam hikâyesine dahil olsun istedim.


** Eksiğimi tamamlayan sevgili P.Baykal'a teşekkür ediyorum.

Körfez
12-06-2006, 19:25
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Attila Jozsef (1905-1937) : Macar şairi[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">ŞİİR SANATI[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ozanım ben - nedir ne değildir[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">neden ilgileneyim şiirin kendisiyle ?[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Gece ırmağında yüzen yıldız[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">hoş kaçar mı göğe tırmanmak istese.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Zaman süzülüp gidiyor usulca,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">bağlı değilim masalların sütüne,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">benim yudumladığım gerçek dünya,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">gök köpükleniyor üstünde.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Pınar güzeldir – içine girmek de öyle ![/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Dinginlikle titreşim kucaklaşır[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">ve akıllı kıvrak bir söyleşi[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">köpüklerin arasından fışkırır.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Başka ozanlar – bana ne onlardan ?[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Batırsınlar burunlarını pisliğe,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">göstersinler esrik coşkularını[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">uyduruk imgelerle ve içkiyle.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Gittiğim yer meyhane değil benim,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">usa giderim,hatta daha da ileri ![/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Özgür bir usun sahibiyim[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">budala bir hizmete adayamam kendimi.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yiyebilmek,içebilmek,sevişebilmek,uyuyabilmek ![/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Alacaksan evreni ölçü al kendine ![/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bana göre değil sızlanıp hizmet etmek[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">elden ayaktan düşüren alçak güçlere.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Pazarlık yok – mutlu olmalıyım ![/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Onurumu kolayca kırarlar yoksa[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">ve yüzüme ateş basar,kızarırım,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">bakanlar anlar kırıldığımı kolayca.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Açtım dâva ağzımı,örtmem bir daha,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Duysun yakındığımı Sağduyu,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Gözü üzerimde çağın,hazır yardıma :[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Köylünün kafası benimle dolu ;[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">beni seziyor işçinin bedeni[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">iki ağır devinim arasında ;[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">benim şu kılıksız gencin beklediği[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">akşamları sinema kapısında[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Toplanıp da soyguncu takımı[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">nerde ardına düşse şiirlerimin,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">davranır kardeş tanklar,uyaklarımı[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">gümbürtüyle ortalığa saçmak için.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Diyorum ki büyümedi insan daha.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Öyle sanıyor ama,bilmiyor haddini.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Göz önünde bulundursun hiç olmazsa[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">iki büyüğü : Us ve Sevgi ![/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">* Çev.: K.Özer-E.Tasnadi[/B]

Perihan Baykal
12-06-2006, 21:54
Kitaptaki en sevdiğim şiirlerden biri:


ÇİN VAZOSU


Küçük kız çocuğu çay ülkesinin,
Senin o büyülü, güzel düşünde,
Gökyüzü koca bir şehirdir, ve Çin
O şehrin içinde kenar mahalle.


Sen masum, sen ak alınlı küçük kız
Şu karanlık Paris'imizde bizim,
Tavus kuşlarının kanat açtığı
Mavi, altın bahçeni arıyorsun.


Gülüyorsun bizim göklerimize.
Senin yaşlarında mutlu bir cüce
Mavi çiçek masumluğu çiziyor
Gözlerinin çinisi üzerine.


VİCTOR HUGO
Türkçesi: Tozan Alkan (Seçme Şiirler, Bordo-Siyah Yayınları)

Körfez
13-06-2006, 07:59
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">YARIN ERKENDEN[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
- <B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ölen kızı için [/B]<B style="mso-bidi-font-weight: normal">-[/B]


Yarın erkenden kırlar ağardığı zaman
Gideceğim…biliyorum beni bekliyorsun bak.
Geçip gideceğim dağlardan ormanlardan,
Daha fazla kalmayacağım senden uzak.

Gözlerim düşüncelerime saplı yürüyeceğim,
Duymadan hiçbir haber, hiçbirşey görmeden.
Yalnız, kimsesiz birbirine kenetli ellerim,
Gideceğim,farkı yok gündüzümün geceden.

Ne uzaklarda Harfleur’u saran perdelere
Bakacağım,ne de inen altın renkli akşama.
Kavuşunca bir bağ yeşil çoban püskülü ve
Bir çiçekli funda koyacağım mezarına.

Vıctor Hugo
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">*Çev. : A.R.Ergüven[/B]

Körfez
14-06-2006, 07:41
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">ANNA AHMATOVA (1889-1966) : Rus Şairi[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bilmiyorum sağ mısın ölü mü[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Dünyada arayabilir miyim seni[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yanmalı mıyım yoksa bir ölü için[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yalnız akşam düşüncelerinde[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Her şey senin için : Gündüz dualarım da[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Uykusuzluklarımın uyuşturan ateşi de[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Şiirlerimin beyaz sürüsü de[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Gözlerimin mavi yangını da[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Böyle içrek olmadı kimse bana[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Böyle acılara salmadı kimse beni[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">İşkence hükmü verenler de[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Okşayıp sonra unutanlar da[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kimse şakımadı bu karşılaşmayı[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Uzanıp öldü hüzün şarkısız[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Başladı serin bir yaz[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yeni bir hayat başlar gibi[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Taş bir kubbe gökyüzü sanki[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Sarı bir ateşin incittiği[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Tek bir sözcük onun hakkında şimdi[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bana ekmekten daha gerekli[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Sen,çimenlere çiğ düşüren[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Tutku için,zevk için değil[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Dirilt ruhumu bir sözle[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yüce,dünyevi bir aşk için[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Türkçesi: M.Beyhan[/B]

mvstafa ısık
14-06-2006, 15:54
<H1 =title>saint (http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=saint)john (http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=john)perse (http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=perse)<SUP>* (http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?nr=y&amp;t=alexis+leger)</SUP></H1>




<DIV =panel id=panel style="FLOAT: right">



<UL>
<LI id=d638676 value=1>1887-1975 yılları arasında yaşamış, lirik şiirleri ile yeni bir dil yaratma arayışına giren, insanın kaderi ve doğa ile ilişkileri üzerine düşünce denemesi içerisine giren; 1960yılı nobel edebiyat ödülünü almaya hak kazanmış fransız diplomat ve şair.başlıca eserleri; övgüler, anabase, sürgün, acılar, günlük, kuşlar</LI>
<LI></LI>[/list]





şiirlerinden örnek;


çocukluğum, canım benim




çocukluğum, canım benim;
akşamı da çok sevdim ben: çıkıp dolaşmak saati.
fistanların taç yapraklarına girdi beslemelerimiz...
ve pancurlara yapışmışcasına, donmuş saç örgülerimiz altında gördük
o çıplak, o pırıl pırıl kızların,
şöyle bir el ucuyla
kaldırmalarını yumuşacık halkasını fistanın.

annelerimiz aşağı inecek şimdi
türlü ot kokuları sürünmüş...
güzel boyunları var onların.
git karşıla ve söyle:
en güzelleri benim annem.
aha duyuyorum
odalarda, artlarından hafif bir gök gürültüsü
sürükleyen kolalanmış bezleri...
ya ev! ev mi?... çıkıyorlar baksanıza!

bir yaşlının bile içi geçerdi, bendeki o bir çift kaynana zırıltısına
ve ellerimden sesler çıkartmama
süs fasulyeleri, sarmaşıklar ve brezilya nohutları örneği.

bizim oralarda yaşlılar, çekip bir iskemle avluya, punç içerler irin renginde.

cev: tahsin sarac (http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=tahsin+sarac)

Körfez
14-06-2006, 17:44
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">SERGEY YESENİN (1895-1925) : Rus şairi<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">ELVEDA DİYOR ÇİÇEKLER BANA[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Elveda diyor çiçekler bana[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Başlarını eğerek aşağı,<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yar yüzü ve baba ocağı[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Görmeyeceğim sonsuz,bir daha[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Sevgili de ne<I style="mso-bidi-font-style: normal">! [/I]Neçıkar<I style="mso-bidi-font-style: normal">![/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Çok gördüm bunları,dünyayı gördüm[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Gömüt ürpertisi bu,bende kıpırdar[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yeni bir okşayış gibi benimsiyorum[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Tüm yaşamı kenardan gülümsemeyle[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Geçerken bu yüzden erdi bilincim,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Daima,daima şu söz dilimde[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bir eşi var bu dünyada her şeyin[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Gelir nasıl olsa bir başkası[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Gideni geri getirmez keder[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kalan nazlı yare dilde şarkısı[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yeni gelen daha güzel ezgiler söyler[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ve kulak verir şarkıya sessizlikte[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ellere yar olan o sevgili[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Anımsar beni bir gün belki de[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Anımsar gibi bir eşsiz çiçeği[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Türçesi; Azer Yaran[/B]

Körfez
17-06-2006, 21:38
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">YEVGENİ YEVTUŞENKO ( 1933 - 1965 ) Sibiryalı[/B]




GENÇLERE YALAN SÖYLEMEK YANLIŞTIR

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Gençlere yalan söylemek yanlıştır[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yalanların doğru olduğunu göstermek yanlıştır[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Tanrı’nın gökyüzünde oturduğunu ve yeryüzünde[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">işlerin yolunda gittiğini söylemek yanlıştır[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Gençler anlar ne demek istediğinizi.Gençler halktır.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Güçlüklerin sayısı olduğunu söyleyin onlara[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">yalnız gelecek günleri değil,bırakın da[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">yaşadıkları günleri de açıkca görsünler[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Engeller vardır deyin,kötülükler vardır[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Varsa var,ne yapalım.Mutlu olamazlar ki[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">değerini bilmeyenler mutluluğun[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Rastladığınız kusurları bağışlamayın[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">tekrarlanırlar sonra,çoğalırlar[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">ve ilerde çocuklarımız,öğrencilerimiz[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">bağışladık diye o kusurları,bizi bağışlamazlar [/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">*Çeviren: Ü. Tamer[/B]

Körfez
20-06-2006, 07:59
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">HRISTO BOTEF (1848 – 1876) ; Bulgar şairi<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">KARDEŞİME[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yaşamak çok zordur, kardeşim.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kimliksiz budalalar arasında.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yanan ruhumun yalımlarında[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ölüyor kalbim ,onulmaz yaralı.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Seviyorum vatanımı yürekten.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bağlıyım mirasına.Ama kardeşim[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Nasıl çıldırıyorum bir bilsen[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Şu ahmaklardan nefret ederken.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bir düşünceler düşler karmaşası[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Çarmıha gerdi genç ruhumu benim.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ah, kim gelip koyacak üzerine elini[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Şu acıdan kıvranan yüreğin?[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kimse ! bilmez ki yüreğim benim[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Nedir kıvanç ve nedir özgürlük,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ama çarpar durur delicesine gene[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Hıçkırıklarının yankısında halkımın.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Evet, kardeş,ağlıyorum gizlice[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Hüzünlü mezarbaşında halkımın.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Söyle bana nasıl güveneyim ben[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bu durgun bu kalleş dünyaya?[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Hiçbir şey duymuyorum, cevap yok[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bu soylu bu içten çağrılara.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ve senin de ruhun sağır mı sağır kardeşim[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Tanrı sesine ve ağlayışlarına halkın.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">*Çeviren; Ö. İnce[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]

Körfez
21-06-2006, 09:15
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">ŞANDOR PETÖFİ (1823 – 1849 ) Macar Şairi[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">SU,RÜZGÂR VE NAMUS[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Daha çocukluğumda,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Dinlemiştim bu masalı :[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Su ,rüzgâr ve namus[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bir gün saklambaç oynamışlar.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Önce su saklanmış ;[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">fakat çabuk bulunmuş[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">derin vadiler arasında…[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Sonra rüzgâr saklanmış,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Onu da bulmak kolay olmuş[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yüksek dağların tepesinde…[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Sıra namusa gelmiş[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">O da şöyle söylemiş :[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Dinleyin bir kere,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ben kaybolursam[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bulunmam hiçbir yerde…[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">İşte,o günden beri namus kaybolunca,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bulunmaz hiçbir yerde.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Çev. :Nilüfer Woods[/B]

Perihan Baykal
21-06-2006, 11:54
KİMLİK KARTI
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Kütükte kayıtlıyım.
Arabım.
Kartımın numarası elli bin.
Sekiz çocuğum var
Dokuzuncusu yolda
Yazdan sonra burda.
Kızıyor musun?

Kütükte kayıtlıyım.
Arabım.
Bir işim var çalışıyorum.
Arkadaşlarım var, acı çeken,
sekiz de çocuğum.
Taştan çıkarıyorum ekmeklerini,
üstlerini başlarını, defterlerini
taştan çıkarıyorum
Dilenmiyorum kapı kapı,
olmuyorum iki büklüm
eşiğinde senin.
Kızıyor musun?

Kütükte kayıtlıyım.
Arabım.
Halktan biriyim.
Sabırlıyım.
Öfkeyle kaynayan topraklara
salmışım köklerimi.
Çağlardan çok uzaklara bağlı
babam benim,
yüzyılların doğuşundan çok uzaklara,
bütün bitkilerden çok uzaklara bağlı.
Nujub efendilerinden değil,
kara saban sürenlerden.
Büyük babam da köylüydü,
yoktu soy ağacı.
Başımızı sokacak bir kulübe
benim yuvam,
kamışlardan, dallardan.
Hoşnut musun benim bu halimden?
Halkım ben.

Kütükte kayıtlıyım.
Arabım.
Saçlar: Kara.
Gözler: Kahve rengi.
Özel belirtiler:
Alnında bir çatkı.
El ayası deniz kabuğunun içi gibi kırmzı.
Uyuşturur tuttuğu eli bu eller.
Ayrıca zeytin yağını,
bir de kekiği severim çok.
Arayan bulsun beni
bir yitik köyde,
adsız yollarda unutulmuş.
Tarlalarda ter döker insanları,
taş ocaklarında ter döker.
Özlüyor insanlar
insan gibi yaşamayı.

Kütükte kayıtlıyım.
Arabım.
Atalarımın üzüm bağlarını sen aldın elimden,
çocuklarımla ektiğim toprağı
sen aldın.
Bıraktın bu taşları
bize, çocuklarımıza.
Alacakmışsınız
elimizden bu taşları da, doğru mu?

Bir daha diyorum!
Bir daha!
Kütükte kayıtlıyım.
Birinci sayfanın ta başına.
Nefret etmem insanlardan,
saldırmam hiç kimseye.
Ama aç korlarsa beni,
korlarsa çırılçıplak,
yerim etini beni soyanın,
hem de yerim çiğ çiğ.
Açlığımı kolla benim
ve öfkemi.

Damarıma basma.

MAHMUT DERVİŞ
Çev.: A. Kadir – Afşar Timuçin
(Filistin Şiiri’nden, Yazko-1982)

Hale Oyal
21-06-2006, 16:11
ÖMER HAYYAM


İran -Nişabur (D.1025ile 1050 arası- Ö. 1122 )


Babası bir çadırcıymış. Ömer de,o devrin geleneğine göre bir takma adalmak zorunda olduğundanHayyamyani Çadırcı takma adını almış.Bu sade takma ad bile onun halktan yana bir adam olduğunu ne güzel ifade ediyor...





HAYYAM'dan RUBAİLER..








A FELEK!..





Gidişinden a felek, doğrusu memnun değilim


Beni azad ediver, bağlama artık,çöz elim


Sen ki ahmak,beceriksizlere yüz vermedesin


Ben de ,farzet avanak,beceriksiz biriyim.








DİLE BENDEN NE DİLERSEN...





Tanrı gibi gökyüzüne uzanabilseydim


Canına okurdum canına,şu düzenin


Gönlümce, yepyeni bir dünya kurardım


"Ey insan" derdim " Ey insan"


"Dile benden ne dilersen!"








GÖZÜNÜ DÖRT AÇ..





Şu zamanda bir sürü dostun olacak da ,ne olacak?


Şöyle uzaktan bir selam,"Nasılsın,iyi misin? "o kadar


Tam inanır güvenirsin,basarsın bağrına


Bir de can gözünü açtın mı ne göresin


Dost bellediğin dost değil yılan.





SATMA!





Kulak verir dinlersen,bir çift sözüm var sana:


Taş çatlasa ikiyüzlülük urbasını giyme,


Bir dakkalık mutluluk ,mutluluk değil


N e olur,satma ölümsüzlüğü bir pula!.





TOPRAK





Dün testicilerin ordan geçiyordum,


baktım,elleri ne güzel oynuyordu toprakla,


baktım,on parmakta on hüner.


Kimse farkında değildi,bir ben gördüm


Babamın toprağıydı ellerindeki toprak.





Kaynak:


BUGÜNÜN DİLİYLE HAYYAM


A. KADİR- 1969Edited by: Erguvan

Perihan Baykal
23-06-2006, 01:36
Biraz uzun ama... Edgar Allan Poe denince akla Anabellee'den sonra bu şiir gelir.


<BIG><BIG>Kuzgun / Edgar Allan Poe</BIG></BIG>

KUZGUN

Yem olmamak için azgın fırtınaya, sığınmıştım bir ardıcın kovuğuna;
Sabırsızlıkl a beklerken sabahı, ilişti gözlerime sıcak bir odanın
aydınlığı.
Gözlerimi diktim camlara, baktım içeride genç bir adam tek başına
oturmakta;
Ölümün gölgesi düşmüş gözlerine, başı önde derin derin düşünmekte
Kendi çilem yetmezmiş gibi bana, uçtum yüzü kederle güzelleşen bu
adama
Mezar taşını andıran bir koltukta oturan o yıkılmış adama.

Kasvetli bir gece yarısı, düşünürken zayıf, tasalı
Yabansı, tuhaf sesi üzerine eski, unutulmuş bilgilerin,
Uykunun eşiğinde düşerken başım öne, aniden bir tıkırtı geldi içeriye
Sanki biri usulca vurdu, vurdu kapısına odamın
"Bir ziyaretçi olmalı," diye mırıldandım, "bir ziyaretçi çalıyor kapısını
odamın
Yalnızca bu, başka bir şey değil."

Korkunca kanatlarımın sesinden, ürküttüm onu istemeden,
Başladı kendi kendine konuşmaya, belki de ihtiyacı vardı bir arkadaşa
Nasıl bir acıydı onu böyle içine döndüren, gözleri açıkken kabuslar
gördüren,
Keşke konuşacak kadar gelişmiş olsaydı dilim, bu düşküne hemen yardım
ederdim
O ise unuttu bile beni, unuttu odasının önündeki gölgemi.
Anlamsızca mırıldanıyor dudakları, yitik bir bakışı gizliyor
gözkapakları .


Ah, çok iyi anımsıyorun, solgun bir aralıktı
Ölen her kor bırakıyordu hayaletini döşemeye ayrı ayrı
Nasıl diledim nasıl, bir sabah olsa; -ödünç almak için aradım kitaplarımda
Acının ara verdiği anı boşuna -yitirdiğim Lenore'un verdiği acı-
O eşsiz, ay yüzlü masum kız, meleklerce konmuştu Lenore adı,
Sonsuzluğa karışan o yitik adı

Fısıldayınca böyle sevgilisinin adını, yaşayacak sanıyor yeniden o
tutkulu anları
Buruk bir sanrı salınıyor tüllerle, salınıyor tüllere bürünmüş bir
genç kız görünümünde
Salınıyor ışığın aydınlatmaya yetmediği bu alacakaranlık adamın
yüreğinde,
Bitmek tükenmek bilmeyen o uğursuz kış gecesinde,
Titrek bacaklarının üzerinde doğrularak, dinlemeye çalışıyor o tuhaf
hayali
En renkli düşlerin bile özlemini dindiremeyeceği o narin hayali

İpeksi mor perdelerin üzgün, kararsız sesi
Ürküttü beni, o güne kadar hissetmediğim bir dehşetti kaplayan içimi
Hızla çarparken yüreğim, sürekli yineledim
"Bir ziyaretçi," dedim, "içeri girmeyi diliyor kapısında odamın
Geç kalmış bir ziyaretçi, girmeyi diliyor kapısında odamın
Hepsi bu, başka bir şey değil"

Dikkatsiz bir kıpırdanış, fark ettirdi beni, fark ettirdi kara
gölgemi.
Yine de anlamış değil, benim yalnızca bir kuş olduğumu;
Ona yardım etmek için güvenli yuvamı bırakıp penceresine konduğumu.
O kendi cinnetini büyüterek içinde, savuruyor belleğini karanlık
rüzgarların önüne;
Gizli bir zevk de alıyor bundan, damarlarında dolaşan o katıksız
acıdan.
İşitiyorum korkusunu duvarların ardından, görüyorum sararmış yüzünü
pencerenin kenarından.

Ruhuma güç geldi aniden, artık ikircime düşmeden
"Bayım," dedim, "ya da bayan, diliyorum sizden affımı
Ancak şudur olan, uyukluyordum, çalındı kapım,
Çalındı belli belirsiz, kapımı tıkırdatan sizdiniz;
Öyle ki emin olamadım duyduğuma bir tıkırtı" - İşte açtım ardına dek kapımı;
- Yalnızca karanlık, başka bir şey değil

Yanlış yerde arıyor beni, bir insan sanıyor bu solgun sisler içinde
bekleyeni.
Çok genç sayılmasa da tanıyamamış daha insanoğlunu;
Umut diye onlara sesleniyor hala, hiç anlayamamış yaşamı bu zavallı
budala.
KAhrediyorum dilsizliğime, seslenmek isterdim bu talihsiz şaire;
Boşuna dikme gözlerini gecenin sisine, o genç kızın hayalini artık
bekleme,
O çoktan karıştı toprağın tenine, çoktan alıştı sessizliğin sesine.

Karanlığın derinliklerini gözledim, uzun süre orada korkuyla merakla bekledim
Şüpheyle düşledim hiçbir ölümlünün düşünmeye cesaret edemeyeceği düşler;
Ama sürekliydi sessizlik ve hiçbir yanıt vermedi
Söylenen tek sözcük, fısıldanan bu addı, "Lenore?"
Fısıldadım, yankı bana fısıldadı yeniden, "Lenore!"
Yalnızca bu, başka bir şey değil.

Odama döndüğümde, bütün ruhum yanıyordu bedenimde.
Yeniden duydum daha güçlü bir tıkırtı,
"Eminim," dedim, "eminim, bu bir şey penceremin kafesindeki;
Bakmalı ne ise oradaki, çözmeli bu sırrı;
Yalnızca rüzgar, başka bir şey değil!

Kepengi açınca, gördüm kanat çırpan telaşla,
Geçmişin kutsal günlerinden gelen heybetli bir kuzgun,
Aldırmadan hiç bana, durup dinlemeden bir dakika,
Bir lord ya da lady edasıyla, tündei odamın kapısına,
Tünedi Pallas büstüne, duran kapımın hemen üstünde;
Tünedi ve oturdu, hepsi bu.

Bu abanoz siyahı kuş takındığı sert, kara ifadeyle,
Döndürdü karamsarlığımı bir gülümsemeye.
Dedim: "Kesinlikle korkak değilsin, kırık olmasına rağmen sorgucun,
Gecenin kıyısından gelen, ölüye benzeyen antik kuzgun,
Söyle nedir gecenin ölüler kıyısındaki adın!"
Dedi: "Hiçbir zaman!"

Şaşırdım bu tuhaf kuşun konuşmasına, böyle açıkça,
Çok kısa ve ilgisiz olmasına rağmen yanıtı;
Katılmadan edemeyiz bu fikre kutsanmamıştır hiç kimse
oda kapısının üstünde bir kuş görmekle;
Kuş ya da canavar tüneyen kapısının üstündeki büste,
anılan "Hiçbir zaman" gibi bir isimle.

Ama kuzgun tek başına oturarak sakin büstün üzerine;
Yalnızca bir sözcük söyledi, o sözcük taşıyordu sanki ruhundan;
Ne tek bir tüyünü kıpırdattı, ne de başka bir şey çıktı ağzından.
Ta ki ben zoraki mırıldanana kadar, "Daha önce diğer arkadaşları uçup gitti;
Yarın o da terk edecek beni, tıpkı uçup giden umutlarım gibi,
Ama kuş dedi: "Hiçbir zaman!"

Ürktüm sessizliği bozan bu yerinde yanıttan,
"Kuşkusuz," dedim, "bildiği bu birkaç sözcüğü,
Öğrenmiş, insafsız belaların kovaldığı mutsuz bir sahipten;
Şarkıları tek nakarat oluncaya kadar kovalanan o mutsuz kişiden.
Öğrenmiş, umudun ağıdı olan şu kederli nakaratı:
"Hiç-hiçbir zaman!"

Ama kuzgun hala döndürüyordu hayalimi gülümsemeye;
Oturdum kuşun, büstün, kapının önündeki koltuğun üstüne;
Gömüldükçe kadife yastığın içine, gömüldüm hayalden hayale,
Düşündüm geçmişten gelen bu uğursuz kuşu;
Geçmişten gelen bu zalim, tuhaf, korkunç, sıkıcı, uğursuz kuşu.
O tekrarladı ilençli sesiyle, "Hiçbir zaman!"

Oturup, tahmine koyuldum tek hece söylemeden kuşa,
Ateşli gözleri kalbimi dağlayan kuşa;
Tahminimi sürdürdüm yaslayarak başımı;
Lambadan süzülen ışığın aydınlattığı yastığın kadife kumaşına,
Lambanın aydınlattığı menekşe moru kadife şekilleniyordu ışıkla;
O hiç yaslanamayacak, ah! Hiçbir zaman, bir daha!

Sanki hava ağırlaştı gizli bir buhurun kokusuyla; sallandı yer,
Ayaksız meleklerin adımlarıyla, ayak sesleri dönüştü tüy kaplı zeminde
çıngırak seslerine.
"Zavallı," diye bağırdım kendime, "Tanrın gönderdi bu iksiri sana
melekleriyle,
Unutasın diye bir an Lenore'un anılarını.
İç, kana kana iç bu ilacı, unut artık şu yitik Lenore'un aşkını!"
Kuzgun dedi: "Hiçbir zaman!"

"Peygamber!" dedim, "ilençli varlık! -kuş ya da şeytan, yine peygamber!-
Bir kışkırtıcı mıydı seni gönderen, ya da fırtına mı bu kıyıya getiren,
Yine de çok cesursun bu ıssız, büyülenmiş yerde-
Korkunun terk etmediği bu evde -yalvarırım bana doğruyu söyle-
Var mı? Var mı umar Tur-i Sina'da? -söyle- yalvarırım söyle!"
Kuzgun dedi: "Hiçbir zaman!"

"Peygamber!" dedim, "ilençli varlık! -kuş ya da şeytan, yine peygamber!-
Üzerimizde uzanan cennet adına, ikimizin inandığı tanrı adına;
Söyle bu hüzün yüklü ruha, o uzak cennette,
Sarılabilecek miyim, meleklerin Lenore diye adlandırdığı o kutsal kıza?
Sarılabilecek miyim meleklerin Lenore diye andığı o eşsiz, ay yüzlü kıza?
Kuzgun dedi: "Hiç - hiçbir zaman!"

"Bu sözcük ayrılığımıza işaret olsun kuş ya da iblis!" diye bağırdım.
"Geri dön fırtınana, dön gecenin ölüler kıyısındaki diyarına!
Tek bir kara tüyünü bile bırakma, işareti olarak ruhunun söylediği o yalanın!
Yalnızlığımı bozma! Kapımın üstündeki büstü terk et!
Gaganı çıkar yüreğimden, bedenini kapıdan al git!"
Kuzgun dedi: "Hiçbir zaman!"

Kuzgun bir an olsun ayrılmadı, oturdukça oturdu,
Oturdukça oturdu oda kapımın hemen üstündeki Pallas büstünde;
Benziyordu gözleri hayal kuran bir şeytanın görüntüsüne,
Vuruyordu kara gölgesini yere lambadan yansıyan ışık;
Kapalı kaldu ruhum bu kara gölgenin içinde,
Kurtulamayac ak - Hiçbir zaman!


çev: Burçak Özlüdil

Körfez
24-06-2006, 09:02
KARL KROLOW (1915 – 1999 ) Alman Şairi<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />


<B style="mso-bidi-font-weight: normal">AKŞAM OLURKEN[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Akşam olurken[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Vakit geçirmeye gelmez.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bir türkü başlamıştır uzaktan;[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ve taksiler kayar gider[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yağmurunda alaca karanlığın.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Durur aydınlık bir gövde havada[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Tarifsiz gözler[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ve geç saatlerin davranışlarıyla[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Akşam olurken.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Akşam olurken[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Acele etmek gerek ve [/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bir sürahi suyu,bir kutu balığı[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Dışarıya götüren eli unutur gibi,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Unutmak gerek.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Artık soğur duvarlarda[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">İkindiden isimler.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kara cahildir karanlık[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Seslerle gelir[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Akşam olurken[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Akşam olurken[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Elimizi çabuk tutmak gerek.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Başladı bile melankolik çekişmesi[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Masalarda çift gözlerin,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ve dağılır bir maden gibi aşk[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Parmaklar arasında.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Biri gider bir tabakla toplamaya[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Birbirlerinden hoşlanan artık sadece[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Rüyalar için bir şeyler,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Akşam olurken.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ve gelir soğuk gece[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Dakikalarındaki yalnızlıkla.[/B]

* Çev.;B.Necatigil

Körfez
25-06-2006, 09:04
<?:namespace prefix = st1 ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:smarttags" /><st1:Pers***111;nName w:st="***111;n" ProductID="LA FONTAINE"><B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]</st1:Pers***111;nName>
<st1:Pers***111;nName w:st="***111;n" ProductID="LA FONTAINE"><B style="mso-bidi-font-weight: normal">LA FONTAINE[/B]</st1:Pers***111;nName><B style="mso-bidi-font-weight: normal"> (1621 – 1695 ) Fr. Edebiyatçı<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">SOKRATES NE DEMİŞ ?[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Sokrates bir ev yaptırmış nasılsa ;[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Eş dost başlamış kusur bulmaya ;[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kimi içini beğenmemiş ;[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kızmayın ama,demiş ;[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Şanınıza lâyık değil odaları.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kimi cephesine çatmış :[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Karşıdan görünüş berbatmış.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Hepsine göre de çok darmış bu ev.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kim sığarmış bu kulübeye ?[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Koca filozof ; keşke bu evin alabileceği kadar[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Gerçek dostlarım olsa ![/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Sokrates’in sözü yerinde :[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bir ev dolusu gerçek dost nerede ?[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Sözde herkes dost,ama gel de inan.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Dosttan bol şey de yok dünyada,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Dosttan az şey de.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Çev.; Can Yücel[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]

Körfez
28-06-2006, 10:54
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Federico Garcia LORCA ( 1898 – 1936)[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">KUMSALDA İKİ DENİZCİ[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">I.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bir balık giyer yüreğine[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Çin Denizi’nden[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ara sıra görülür küçülüp[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">geçtiği gözlerinden[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Unutur barları ve portakalları[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">denizci olduğundan[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bakıp durur suya[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">II.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Sabundan bir dili vardı[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">sözcükleri yıkar,sonra susardı[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Dümdüz dünya,tepelik deniz[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">yüz yıldız ve gemisi[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Papa’nın balkonlarını gördü[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">ve altın memelerini Kübalı kızların[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bakıp duruyor suya[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Çeviri ; E.Alova[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]

Körfez
30-06-2006, 10:28
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">GOETHE<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">HALDEKİ GEÇMİŞ[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Güller,zambaklar sabah çiğlerinde[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Önümdeki bahçede çiçeklenmede[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Aşağıda sensiz,dallarla örtülü[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bir kayalık göğe yücelmede[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Çevresi,eflâke değen ağaçlar[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Başına taç olan,eski bir şato[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ve kıvrım kıvrım inmede dağlar[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Barışmak için vadiye doğru[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kokular içinde dere o eski[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Aşka düştüğüm günlerde gibi[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Hâlâ elimdeki çalgının teli[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Gün ışığıyla kavgada sanki[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">O dolgun sesli av şarkıları[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Çalılar içinde sönüp giderdi[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Avcılar dinlenir,ateş ederdi[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Diledikleri gibi,gereği gibi[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Tomurcuklanır ağaçlar durmadan[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Siz de yüreklenin karşılarında ;[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Zevkiniz için ne tattınızsa[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bırakın tatsın başkaları da[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kimse haykırıp şikâyet etmez[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ne bağışlarsak kendimiz için ;[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Çeşitli hayat yollarında[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Siz de zevkleri tatmayı bilin[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yine Hafız’a ulaştık tekrar[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bu deyişimiz ve şarkımızla[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Çünkü yaraşan,günler biterken[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Zevki tatmaktır,zevk alanlara[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Çev. ;S.Batu[/B]

emre gümüşdoğan
19-07-2006, 11:49
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />


<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Langston Hughes ( 1902 / 1967 )[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Amerika'da Missouri eyaletinde doğdu. Gezginci, her türlü boyaya boyandı. Asıl boyası siyah tabii ki, kendisi zencidir. Avrupa'da da bulundu. Zenci ilahilerinin canhıraşlığıyla Sandburg ve Whitman gibi ak tenli Amerikan şairlerinin kalıplarını kaynaştırarak özgün bir şiir çıkışı yarattı. Hughes, "sokaktaki adam"ın gündelik duygu ve kaygılarını çoğu zaman güleç ve kolay anlaşılır bir üslupla seslendirmiş, New York'un zenci mahallesi olan Harlem'in sokak lehçesini alıp Amerikan şiirine kazandırmıştır. Şiirlerini caz eşliğinde seslendirirdi.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"> Langston Hughes'un Amerikan şiiri içindeki yeri, birçok bakımdan, Türkiye'de Orhan Veli - Melih Cevdet - Oktay Rifat kuşağını andırır. Memleketimizde tanınıp sevilmeye başlaması da o kuşağın en popüler olduğu ve edebiyatımıza yepyeni bir tat getirdiği yıllara rastlar.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"> [/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER: [/B]<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">BİR ZENCİ KIZIN TÜRKÜSÜ[/B]

Dixie’de ta güneyde bir yol
(Kalbim yaralı paramparça)
Asmışlar karabiberimi
Dörtyol ağzında bir ağaca

Dixie’de ta güneyde bir yol
(Yaralı vücudu havada)
Soruyorum beyaz İsa’dan
Söyle ne fayda var duada

Dixie’de ta güneyde bir yol
(Kalbim yaralı paramparça)
Sevda çırçıplak bir gölgedir
Budaklı, çıplak bir ağaçta


Çeviri: Melih Cevdet Anday

***

ADDELLA

Seni yıldızsız bir geceye
Benzetirdim
Gel gör ki gözlerin var
Seni rüyasız bir uykuya
Benzetirdim
Gel gör ki türküler söylüyorsun.

Çeviri : Talat Sait Halman

***

ZENCİYİM BEN

Zenciyim ben
Gece gibi
Afrika'nın derinlikleri gibi

Köleydim her zaman
Saray basamaklarını temizledim eski Roma'da.
Washington'da ayakkabı boyamaktayım şimdi

Emekçiydim her zaman
Mısır'da piramitleri kuran benim
Benim, harcını karan gökdelenlerin

Türkücüydüm her zaman
Afrika'dan Missuri'ye kadar yaydım türkülerimi
Çınlar kederli ezgisi onların her yerde
o tam tam ritmi

Kurbandım her zaman
Kongo'da kırbaçla dövdüler beni
Ve şimdi linç edilmekteyim Teksas'ta.

Zenciyim ben
Gece gibi
Afrika'nın derinlikleri gibi kara.

Çeviren:Ataol Behramoğlu

***

BEN DE

Ben de Amerika'yı överim.

Ben en esmer kardeşiniz.
Misafirler geldiği zaman
Mutfağa dehliyorlar yemekte beni.
Ama ben buna gülüyorum
Karnımı doyuruyorum güzelce
Büyüyüp kuvvetleniyorum.

Yarın
Masanın başına geçip oturacağım
Misafirler geldiği zaman
Kimse cesaret edip de
"Hadi sen mutfakta ye"
Diyemeyecek.

Bir hoş görüverecekler yanlarında beni
Utanacaklar da...

Ben de Amerika'yım.

Vela
29-07-2006, 17:44
JOSE MARTI yaşamı."Vatan için duyulan sevgi,/ anne Toprak için duyulan ya da çiğnediğimiz çimenlere
karşı/ Beslenilen gülünç sevgi değil /Onu ezenlere karşı beslenilen yenilmez nefret/
Ona saldırana karşı beslenilen ebedi hınçtır..." Küba'nın İspanya'ya karşı verdiği
bağımsızlık savaşının sembolü olan Jose Marti, "Bir kurucu, bilgili bir insan, şair, deneme
yazarı, eleştirmen ve gazeteciydi".

28 Ocak 1853'te Havana'da doğan Jose Marti'nin babası İspanyol, annesi ise Kanarya
Adaları'ndandı;16 yaşında "Özgür Vatan" adlı bir gazete çıkardı. İspanya'ya karşı
bağımsızlık savaşımı verenlerden olduğu için 17 yaşında tutuklandı ve 6 aylık kürek
cezasından sonra İspanya'da Madrid'e sürüldü. Madrid'te Zaragosa üniversitelerinde
hukuk, felsefe ve filoloji eğitimi gördü. 1874'te Latin Amerika ülkelerini dolaştı.Yaşamının
büyük bölümünü sürgünde geçirdi.1878'de Kübalı toprak sahiplerinin İspanyollarla
anlaşması nedeniyle sona eren savaş ve çıkan af ile ülkesine geri döndü. 1878'de
evlendi, bir oğlu ve bir kızı oldu. 1880'de Kuzey Amerika'ya geçti, göçmen olarak
yaşadı.Yıllarca şiirler, kitaplar ve gazete makaleleri yazdı. Aynı zamanda siyasi
eylemlerini de sürdürdü. Gizli siyasal faaliyetinden dolayı iki kez yine tutuklandı.
Daha sonra New York'a yerleşti. Buradan Buenos Aires' de çıkan La Nicion adlı
gazetede ona ayrılan köşedeki yazılarından dolayı ünü bütün Latin Amerika'ya yayıldı.
1892'de Partido Revolucionario Cubano (Küba Devrimci Partisi) kuruldu ve Marti, PRC' nin
temsilciliğine seçildi; aynı zamanda Patria (Vatan) adlı gazeteyi çıkarmaya başladı. 1895'de
Küba halkını bağımsızlık savaşına çağıran ve Partinin manifestosu niteliğinde olan Monte
Kristo Bildirisi'ni kaleme aldı.

Marti'nin, edebiyat ve siyaset arasındaki ilişkiye getirdiği
düşünce; yazmak, konuşmak, "yaratma"nın bir biçimidir; ama değişik bir biçimidir; değişik bir
"yaratma"dır, eyleme katılmanın paralel bir biçimidir. Ama bu düşünce toplumsal-gerçekçiliği
yadsıyan bir akım olmuştur. 1895'de Kübalı yurtseverler bir kez daha İspanya'ya karşı savaş
hazırlıklarına başlamıştı. Marti Küba'ya döndü ve 1 ay sonra 19 Mayıs 1895'te arkadaşlarıyla
birlikte küçük çaplı bir çatışmaya girdi ve çatışmada İspanyol askerleri tarafından öldürüldü.
Jose Marti yaşamını, Küba'da İspanyol sömürge/koloni yönetiminin sona erdirilmesi ve Küba'nın
ABD dahil başka ülkelerin egemenliği altına girmemesi için savaşıma adamıştır.
Öğretisinin özü, kişi özgürlüklerine saygılı olmayan ve yalnızca zenginliklerini büyütmeyi
gözeten yönetimleri uyarmaya ve karşı çıkmaya dayanmaktadır. Yapıtlarında bütün despot
yönetim düzenlerini ve insan haklarına karşı uygulamaları kınamıştır. Onun yazıları demokratik
gelişmeye yol göstericidir.

Kısa süren ömrü boyunca, birkaç siyasal kitapçıkla incecik şiir kitapları Abdala (manzum dram)
1869'da, İsmaelillo (Mahvolan Dostluk, otobiyografik roman) 1882'de, Versos sencillos (Basit Şiirler)
1891'de ve Versos libres (Özgür Şiirler) 1913'te ölümünden sonra basıldı.
AYNI YALINLIKLA ÖLMEK İSTERİM

Aynı yalınlıkla ölmek isterim
Kırda bir çiçek gibi, sakin, gösterişsiz.
Mum yerine yıldızlar parlasın üstümde
Yeryüzü uzansın altımda sessiz.

Ben aydınlık ve özgürlük delisiyim
Varsın hainleri gizlesinler soğuk bir taş altında
Dürüstçe yaşadım ben, karşılığında
Yüzüm doğan güneşe dönük öleceğim.

<BLOCKQUOTE>
Jose MARTI (http://www.siir.gen.tr/siir/j/jose_marti/index.html)
<A href="http://www.siir.gen.tr/siir/j/jose_marti/index.html" target="_blank">
</A>
Çeviren : Ataol BEHRAMOĞLU (http://www.siir.gen.tr/siir/a/ataol_behramoglu/index.html)
</PRE></BLOCKQUOTE></PRE>

Vela
18-08-2006, 19:55
JOSE MARTI


"Vatan için duyulan sevgi,/ anne Toprak için duyulan ya da çiğnediğimiz çimenlere
karşı/ Beslenilen gülünç sevgi değil /Onu ezenlere karşı beslenilen yenilmez nefret/
Ona saldırana karşı beslenilen ebedi hınçtır..." Küba'nın İspanya'ya karşı verdiği
bağımsızlık savaşının sembolü olan Jose Marti, "Bir kurucu, bilgili bir insan, şair, deneme
yazarı, eleştirmen ve gazeteciydi".


28 Ocak 1853'te Havana'da doğan Jose Marti'nin babası İspanyol, annesi ise Kanarya
Adaları'ndandı;16 yaşında "Özgür Vatan" adlı bir gazete çıkardı. İspanya'ya karşı
bağımsızlık savaşımı verenlerden olduğu için 17 yaşında tutuklandı ve 6 aylık kürek
cezasından sonra İspanya'da Madrid'e sürüldü. Madrid'te Zaragosa üniversitelerinde
hukuk, felsefe ve filoloji eğitimi gördü. 1874'te Latin Amerika ülkelerini dolaştı.Yaşamının
büyük bölümünü sürgünde geçirdi.1878'de Kübalı toprak sahiplerinin İspanyollarla
anlaşması nedeniyle sona eren savaş ve çıkan af ile ülkesine geri döndü. 1878'de
evlendi, bir oğlu ve bir kızı oldu. 1880'de Kuzey Amerika'ya geçti, göçmen olarak
yaşadı.Yıllarca şiirler, kitaplar ve gazete makaleleri yazdı. Aynı zamanda siyasi
eylemlerini de sürdürdü. Gizli siyasal faaliyetinden dolayı iki kez yine tutuklandı.
Daha sonra New York'a yerleşti. Buradan Buenos Aires' de çıkan La Nicion adlı
gazetede ona ayrılan köşedeki yazılarından dolayı ünü bütün Latin Amerika'ya yayıldı.
1892'de Partido Revolucionario Cubano (Küba Devrimci Partisi) kuruldu ve Marti, PRC' nin
temsilciliğine seçildi; aynı zamanda Patria (Vatan) adlı gazeteyi çıkarmaya başladı. 1895'de
Küba halkını bağımsızlık savaşına çağıran ve Partinin manifestosu niteliğinde olan Monte
Kristo Bildirisi'ni kaleme aldı.


Marti'nin, edebiyat ve siyaset arasındaki ilişkiye getirdiği
düşünce; yazmak, konuşmak, "yaratma"nın bir biçimidir; ama değişik bir biçimidir; değişik bir
"yaratma"dır, eyleme katılmanın paralel bir biçimidir. Ama bu düşünce toplumsal-gerçekçiliği
yadsıyan bir akım olmuştur. 1895'de Kübalı yurtseverler bir kez daha İspanya'ya karşı savaş
hazırlıklarına başlamıştı. Marti Küba'ya döndü ve 1 ay sonra 19 Mayıs 1895'te arkadaşlarıyla
birlikte küçük çaplı bir çatışmaya girdi ve çatışmada İspanyol askerleri tarafından öldürüldü.
Jose Marti yaşamını, Küba'da İspanyol sömürge/koloni yönetiminin sona erdirilmesi ve Küba'nın
ABD dahil başka ülkelerin egemenliği altına girmemesi için savaşıma adamıştır.
Öğretisinin özü, kişi özgürlüklerine saygılı olmayan ve yalnızca zenginliklerini büyütmeyi
gözeten yönetimleri uyarmaya ve karşı çıkmaya dayanmaktadır. Yapıtlarında bütün despot
yönetim düzenlerini ve insan haklarına karşı uygulamaları kınamıştır. Onun yazıları demokratik
gelişmeye yol göstericidir.


Kısa süren ömrü boyunca, birkaç siyasal kitapçıkla incecik şiir kitapları Abdala (manzum dram)
1869'da, İsmaelillo (Mahvolan Dostluk, otobiyografik roman) 1882'de, Versos sencillos (Basit Şiirler)
1891'de ve Versos libres (Özgür Şiirler) 1913'te ölümünden sonra basıldı.



AYNI YALINLIKLA ÖLMEK İSTERİM



Aynı yalınlıkla ölmek isterim
Kırda bir çiçek gibi, sakin, gösterişsiz.
Mum yerine yıldızlar parlasın üstümde
Yeryüzü uzansın altımda sessiz.


Ben aydınlık ve özgürlük delisiyim
Varsın hainleri gizlesinler soğuk bir taş altında
Dürüstçe yaşadım ben, karşılığında
Yüzüm doğan güneşe dönük öleceğim.
UYANIK DÜŞ Açık gözle düş görüyorum, Gece ve gündüz düş görüyorum, Kah bir okyanus var karşımda Sonsuz ve isyancı, Kah sonsuz kumlar. Ve bir aslan, çöllerin hakimi Üstünde kumların. Ve boynunda aslanın Mutlulukla şakıyarak Ruhumun hakimi Yüzüyor uykumda, Ve çağırıyor beni, Çağırıyor durmaksızın! JOSE MARTI


Edited by: EmreGümüşdoğan

Perihan Baykal
20-08-2006, 17:43
RAINER MARIA RILKE VE DUİNO AĞITLARI


“Gül ey saf çelişki
Bütün göz kapaklarının altında
Hiç kimsenin uykusu olamamanın sevinci…”

Ölüm için söylenmiş bu dizeler Avusturya’lı büyük şair Rilke’nin mezar taşında yazılıdır. Rainer Maria Rilke….Yalnızlığın iflah olmaz çocuğu. Arayışın ve acının tilmizi…
Alman asıllı bir ailenin çocuğu olarak 1875 yılında Prag’da doğar. O zamanlar Avusturya’nın egemenliği altında olan Prag kentinde Almanlar azınlıktadır.Rilke’deki yalnızlık duygusunun tohumları daha bu dönemde yeşermeye başlar. Gerisi bildik öykülerden;Sıkıntılı ve sayrılı geçen bir çocukluk, titiz,haris ve baskın bir anne, çekinik baba, bitirilemeyen Askeri Okul, yarım kalan Hukuk eğitimi,ancak hep devam eden öyküler, şiirler, yazılar…
İçe dönük bir günce olan ve aslında kendini anlattığı “Malte Laurids Brigge’nin Notları” adlı kitabında, yalnızın “öteki” insanlarla olan kapanmaz mesafesini şöyle tanımlar:
“Yalnızlardan söz etmemiz, insanlardan fazla anlayış beklemektir. İnsanlar neden söz ettiğimizi anlarlar sanıyoruz. Hayır anlamazlar. Bir yalnızı görmemişlerdir asla; ondan tanımaksızın nefret etmişlerdir sadece. İnsanlar onu tüketen olmuşlardır. Bitişik odanın, onu baştan çıkaran sesleri olmuşlardır... Bir av hayvanı gibi barınağını sezmişler ve uzun gençliği sürekli bir takip altında geçmiştir... Fakat sonra... Bütün yaptıklarının onun canına minnet olduğunu anlamışlardır; yalnızlık kararında onu desteklediklerini ve kendilerinden sonsuza kadar uzaklaşması için yardımda bulunduklarını fark etmişlerdir.”

YALNIZLIK
Yalnızlık bir yağmura benzer,
Yükselir akşamlara denizlerden
Uzak, ıssız ovadan eser,
Ağar gider göklere, her zaman göklerdedir
Ve kentin üstüne göklerden düşer.

Erselik saatlerde yağar yere
Yüzlerini sabah döndürünce sokaklar,
umduğunu bulamamış, üzgün yaslı
Ayrılınca birbirinden gövdeler;
Ve insanlar karşılıklı nefret içinde
Yatarken aynı yatakta yan yana:

Akar, akar yalnızlık ırmaklarca.

Çeviri: Behçet Necatigil

Şair gençlik yıllarını geçirdiği Münih’te tanışır Lou Andreas Salome’yle … Rilke, Nietzsche’yi, Freud’u şaşkına çeviren ve kendisinden yaşça oldukça büyük olan bu kadına tam anlamıyla çarpıldı ve evlenme teklif eder.Evlilik olmaz .Ancak tutkulu bir beraberlikten ayrılacakları sırada Salome tüm oyuncu kadınlar gibi der:
“Sana ancak çok gerektiğim zaman, en kötü saatinde arayacaksın beni.”
Ona birkaç yıl sonra şöyle yazar Rilke: “O zaman da hissetmiştim, bugün de biliyorum ki, seni kuşatan o sonsuz gerçek, o son derece iyi, büyük ve üretici dönemin en önemli olayıydı. Beni yüz yerimden aynı anda kavrayan o değiştirici yaşantı, senin varlığının büyük gerçeğinden doğuyordu. Daha önce, o aranan durumsayışlarım sırasında, hiç o kadar duymamıştım hayatı, o kadar inanmamıştım şimdiye, geleceği o kadar tanımamıştım. Sen bütün kuşkuların tam karşıtıydın; dokunduğun, uzandığın ve gördüğün her şeyin var olduğuna tanıklık edendin. Dünya bulutlu görünüşünden sıyrıldı, zavallı ilk şiirlerimin belirli özelliği olan o birlikte akış ve çözülüşten kurtuldum; nesneler doğdular, yavaş yavaş ve güçlükle öğrendim her şeyin ne denli yalın olduğunu; ve olgunlaştım, yalın şeyler söylemeyi öğrendim. Bütün bunlar, kendimi şekilsizlik içinde yitirme tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğum bir sırada seni tanımak mutluluğuna erdiğim için oldu.”
Aşağıdaki dizeler sanırız ki bu tutkuyu daha iyi anlatmaktadır.


BİR TEK SENSİN, SEN

geceleri ağlayarak
yattığımı söyleyemediğim sen,
özü beni bir beşik kadar yoran.
benim yüzümden uyumadığını
bana söylemeyen sen:
bu hasreti gidermezsek
nice olur halimiz?

sevenlere bir baksana,
itiraf etmeye başlar başlamaz
nasıl da yalan söylerler.

sensin yalnızlığımın tek sebebi. tek seni karıştırabilirim.
bir süre sensin o, sonra yine uğultu
ya da iz bırakmayan bir koku.
ah, kaybettim hepsini kollarımda,
bir tek sensin, sen, tekrar tekrar doğan:
sana hiç bir zaman sarılamadığımdan, vazgeçemiyorum senden.

Çeviri:Gülbahar Kültür


Salome’den ayrılmasının ardından Rodin’in öğrencisi, heykeltraş Clara Westhoff’la evlenir. Olağan bir evlilik demek zordur bu ilişkiye.Eşlerin yıllarca ayrı yaşadıkları,ancak boşanmaya da yanaşmadıkları bir ilişki.Evlilik konusunda şöyle diyor şair:
“Bu yalnızlığın kapıları önünde ben de sessiz ve derin bir inançla dolu olarak duruyorum; çünkü bunu, birbirinin yalnızlığını korumayı, iki kişi arasındaki birleşmenin en yüksek amacı sayıyorum. Çünkü ancak, derin yalnızlıkları ritmik olarak kesen birleşmeler gerçek birleşmelerdir.”

Sonra Paris, Burada devrin pek çok ünlüsüyle tanışır.Dostluklar arar.. “Militan yalnızlığım” dediği yalnızlığını her yere götürür çünkü.Bu yalnızlık onun için artık vazgeçilmez bir varoluş koşulu olmuştur, artık onunla ve onda barınmaktadır... Ancak ara sıra ve kısa bir süre için gevşeyen, hemen ardından daha da yoğunlaşan iç gerilimini kentten kente, ülkeden ülkeye taşıyarak sonuna dek dayanacaktır.
“Rilke’nin yaşama biçimi, şiiri kadar önemlidir. Bu, her şeyden önce, bütün yaşayışı şiire adamadır; ozanca yaşama, ozanca varolmadır. Genç Şaire Mektuplar’daki gence sormasını öğütlediği “Şiir yazmadan yaşayabilir miyim?” sorusunu çok önceden kendine sormuş, “Hayır” cevabını verdikten sonra, hep şiiri için yaşamıştır Rilke. Hep şiir için yaşamaksa, hayatla sanat arasında zaman zaman seçim yapmak zorunda kalmaktır, tragedyanın ikilemiyle karşı karşıya olmaktır. İlk gençlik coşkusu dindikten sonra, geçim zorluklarıyla ve günlük yaşayışın öbür sorunlarıyla çepeçevre kuşatıldığında da ozan olarak kalabilen, ozanlığın yüksek bedelini her zaman ödemeyi göze alabilen ve ozan olarak ölebilen kaç kişi vardır şiir tarihinde?
Hayat-sanat ikilemi karşısında sanatı seçmek, hayatı yadsımak değildir; kendi yaşayışını sanatı için kullanmak, sanatı için yaşamaktır; bundan amaçsa (Rilke gibi üstün sanatçılarda) tır.”
Ama tüm zıtlıklar ve iniş çıkışlar içinde Rilke bir sancının adıdır. Kendini antikiteye vurmuş kör bir çocuğun el yordamıyla bulmaya çalıştığı aydınlığın.
Soğuk şatolarda duygusuz ve duyarsız insanlar arasında daha iyiye ve daha güzele erişmenin çabası vardır onun ürünlerinde.İnsan duyarlılığını daha derinleştirip geliştirmek, insanoğlunun görüş alanını genişletmek, bilinç düzeyini yükseltmek, kısacası insanlığın tam uyanmasını sağlamaya çalışmak;Sanatı, hayatın hizmetine en etkili biçimde koşmak;

BUDUR BENIM ÇABAM

Budur benim çabam, bu:
adanmak özlem çekerek
dolaşmaya günler boyu.
Güçlenip genişlemek derken,
binlerce kök salarak
kavramak hayati derinden-
ve ortasından geçerek acının
olgunlaşmak hayatin ta ötesinde
ta ötesinde zamanın!


Başlıca eserleri;”Genç Şaire Mektuplar”, “Görüntüler Kitabı”, “Yeni Şiirler”, “Saatler Kitabı”, “Resimler Kitabı”, “Orpheus’a Sonnet’ler” ve “Duino Ağıtları” olarak sıralanabilir.
"Saatler Kitabı" Mistik arayışın başlangıcı bağlamında Rilke şiirinde önemli bir dönüm noktasıdır. Rilke’nin ‘Saatler Kitabı’nı yazmasında Rusya yolculuklanının ve Salome’nin etkisi büyük olur.



CİDDİ SAAT

Şimdi dünyada nerede biri ağlıyorsa
Sebepsiz, dünyada, ağlıyorsa
Bana ağlıyor.

Şimdi gecede nerede biri gülüyorsa
Sebepsiz, gecede, gülüyorsa
Bana gülüyor.

Şimdi dünyada nerede biri yürüyorsa
Sebepsiz, dünyada, yürüyorsa
Bana gidiyor.

Şimdi dünyada nerede biri ölüyorsa
Sebepsiz, dünyada, ölüyorsa
Bana bakıyor.

Çeviri: Turan Oflazoğlu

Bugün Almanca’nın en çok okunan şairi olarak Dünya Edebiyatına kazandırdığı “Duino Ağıtları” Lirik şiirin zirvelerinden sayılır.
Konuk olarak kaldığı Adriyatik kıyısındaki Duino Şatosu’nda 1912 yılında yazmaya başlayıp ancak on yılda (1922 yılı) tamamlayabildiği ağıtlarda yeni çağ insanının varlık sorunsalına değinmiş bu varlığın mistik kaynaklarına ulaşmaya çalışmıştır.
On adet ağıttan oluşan eserde her ağıt bir konuyu irdeler.
1.Ağıt:Bir girizgahtır.Sonraki ağıtlarda ağırlıklı olarak ele alınan konuların (Melekler, Ölüm, Sevenler,Kaos vs..) bir toplamıdır.
2.Ağıt:Ağırlıklı olarak Meleklerden bahseder.
3.Ağıt:Aşkın kaotik korkunçluğu ve vahşiliğini dile getirmiştir.
4.Ağıt:Parçalanmış “Ben” duygusunu ele alır.
5.Ağıt:İnsanın evrendeki yerinin ne olduğunu ve sanatçının bu ölüm gerçeği karşısında tavrının ne olması gerektiğini işler.
6.Ağıt:Kahraman insan kavramını irdeler.
7.Ağıt:Varoluşun ihtişamını anlatır.
8.Ağıt:Dünyevi varlıklar arasındaki derin ayrım ve hayvanlar konularını işler.
9.Ağıt:İnsan olmak yazgısı ve bir varoluş biçimi olarak sanatın değerini anlatır.
10.Ağıt:”Ölüm ve yas”a ayrılmıştır.


DUİNO AĞITLARI’NDAN

“…ölüm, bizden öteye dönük olan,
bizim aydınlatamadığımız yüzüdür yaşamın…
gerçek yaşam biçimi her iki
bölgeye uzanır,en büyük kan dolaşımı her ikisi boyunca…
Yapılması gereken burada bakılmış, dokunulmuş olanı,o daha geniş
Çemberin içine almak.
Gölgesiyle yeryüzünü karartan
Bir öbür dünyaya değil bir bütüne ,bütünün kendisine…
Evet bizim ödevimiz,bu
Gidici,dayanıksız olan yeryüzünü öyle derin,
Öyle acıyla,tutkuyla kavramak ki onun özü “görünmez olarak”
Bizde yeniden dirilsin.Bizler Görünmez’in arılarıyız.
**Çılgın gibi topluyoruz gözünüzün balını
Görünmez’in büyük altın kovanında biriktirip saklamak için

Çeviri: Can Alkor


Lirik bir dille kaleme alınan bu ağıtlarda yaşamla ölümün bir birine zıt olgular olmadığı varlığın değişik görünümleri oldukları , insanın ölümü kabullenmek zorunda olması gerektiği, basit arzular ve dürtülere dayanan sevginin uyumsuzluğu, insanın en büyük kavgasının fanilikle boğuşmak ve onu aşmak kaygısını güttüğü , bilinçleri olmadığı için ölümü hiç umursamayan ve dünyada özgürce yaşayan hayvanların Tanrı’ya, ölüm bilincine ulaşmamış insanlardan daha yakın olduğu, insan varlığının sınırlı ve eksikliklerle yüklü olmasından duyulan derin umutsuzluk işlenir.
İşte ölümü bu kadar duyumsayan Rilke’nin konuya ilişkin bir şiiri :
SON PARÇA

Ölüm büyüktür
Ve biz Onunuz
Gülümsemelerle dudaklarımızda
Yaşamın tam ortasında sanırken kendimizi
Ölüm hıçkırır birden içimizde
Ta içimizde…

Çeviri:Melahat Togar

Rilke’nin yaşadığı 19.Yüzyılın ikinci yarısında ve 20.Yüzyılın .başında doğadaki her şey mekanik nedensellik kuralları ile açıklanmaya çalışılırken ve fizik ötesi bir dünyanın varlığı, nesneler Tanrılaştırılarak reddedilirken aklın yöntemlerini sanata aktaran Naturalistler, ayrıntılara takılıp kalmış fotoğrafik bir estetikten ileriye gidememişlerdi. Bunların karşısında ise kendilerini dış dünyadan soyutlayıp masallar ve sahte cennetler ile avutan Neoromantikler vardı. Başlangıçta dahil olduğu sembolistleri de aşarak bambaşka bir yol bulan Rilke, varoluş sorunuyla dolu şiirlerinde nesnenin katı kalıplarını aşabilme başarısını göstermiştir.


GÜZ

Yapraklar düşmede bilinmez nerden
Gökkubbede uzak bahçeler bozulmuş sanki
Yapraklar düşmede gönülsüz
Ve geceler ağır dünyamız kopmuş gibi yıldızlardan
Kaymada yalnızlığına

Hepimiz düşmedeyiz.Şu gördüğün el düşüyor
Nereye baksan hep o düşüş
Ama biri var ki bu düşenleri ellerinde tutuyor yumuşak ve sonsuz

Çeviri:?

Acımasız bir bilimsel gerçekliği rehber edinen bu akımlar karşısında güzellik idealini alternatif olarak getiren Sembolizm, Rilke ile, başlangıçta Mallarme’ın koyduğu noktadan ileri götürülmüştür.
Kuramcı Mallarme Sembolizmde bir gülden bahsedildiğinde bunun bütün güller gibi bir gül olmadığını, bütün güllerin güzelliğini kendinde toplayan ve öbürlerinin düzeyinin üstünde kalan bir gül olduğunu savunmuştu. Rilke seçtiği objenin geçicilik duvarlarını aşarak özüne inmeye çalıştı ve özdeki kalıcılığı gözler önüne sermek istedi. Rilke’nin bu arayışı batıdaki objektivist ve subjektivist anlamdaki güzellikten ziyade İslam-Doğu Estetiğinin ulaşmaya çalıştığı mutlak güzelliğe daha yakındır ve bu güzelliğin görünen alemdeki içkinliğine daha uygundur. Aynı şekilde Doğulu bir sanatçı için de örneğin gül kendiliğinden güzel değildir. Gülün güzelliği Tanrı’nın Cemal sıfatının bir tecellisidir.
Güzellik kavramındaki görecelik sürekli bir değişim içinde bulunan nesneyi değişen nitelikleriyle değil , değişmeyen özde soyutlama yapmak yoluyla kalıcı kılmayı zorunluluk haline getirir.
1910-1911 yıllarında yaptığı Kuzey Afrika gezisinde bir yönüyle Arap/İslam uygarlığı ile tanışan Rilke’nin sanat anlayışında kuşkusuz bu gezinin önemli etkileri olur. Onun Doğu estetiği ile örtüşebilen bir takım görüşleri de bu tanımanın izlerini taşır. Rilke bu gezisi sırasında karısı Clara Rilke’ye yazdığı mektupta Tunus’un Kayravan kentinde görüp hayranlık duyduğu Arap/İslam sanatını anlatır.Onun İslam Peygamberi için yazdığı şu şiir sanırız ki oldukça derin anlamlar ele vermektedir.

MUHAMMED’İN YALVARMASI

Gerçi saklandığı o pek yüce olan yere
Girince o bir bakışta tanınan Melek
Dimdik ve görkemli parıltılar salan
Yalvardı bütün iddialardan vazgeçerek
İzin verilsin diye gezgin kalmasına
Eskisi gibi dalgın bir tacir olarak yani
Okumuşluğu yoktu fazla gelirdi O’na
Bilginlere de görmek sözün böylesini
Melekse buyururcasına gösteriyordu
Levhasına yazılmış olanı yalvarana
Gösteriyor ve istiyordu tekrar:
Oku
Okudu O’ da
Öyleki Melek hayrandı
Çoktan okumuş denirdi artık O’na
Yapabilen di O
Kulak veren ve yapandı.


Çeviri:Melahat Togar


Bir gün, bir dostunun şatosu olan Muzot’da kalırken, şiirlerine tutkun güzel bir Mısırlı kadın gelir şairi görmeye. Rilke sevinir, ona gül toplamak için şatonun bahçesine geçer. Eline diken batar gül koparırken. Ağrı artınca, hekime görünür. İlerlemiş durumda kan kanseri olduğu anlaşılır. İki ay sonra 29 Aralık 1926 da İsviçre’de bir Şatoda ölür. Mezar taşına, kendisinin özellikle hazırladığı şu mısralar yazılıdır:

“Gül,ey saf çelişki
Bütün göz kapaklarının altında
Hiç kimsenin uykusu olamamanın sevinci…”

ve Rodin’i anlattığı şu satırlardaki gibi, o hep aradığı soylular ve yüksek sosyetenin içinde bile yalnız kalır, yalnız ölür.

“Rodin ün kazanmadan önce yapayalnızdı, ulaştığı ün ise onu daha da yalnızlaştırdı. Çünkü ün dedikleri de alt tarafı yeni bir ad çevresindeki yanlış anlaşılmaların toplamıdır.”
Belki yaşamı bir dostuna yazdığı şu satırlar gibi bitti. “Ah kendilerini boşa , olmadık insanlara harcayan bu şairler”
Ölürken, "Bana Salome'yi getirin, beni bir tek o anlar" demesi de belki bu yüzden.



KAYNAKLAR:
1- A. Turan Oflazoğlu/Rilke-Seçme Şiirler
2- Ahmet Cemal/Rainer Maria Rilke-Bütün şiirlerinden Seçmeler
3- Süha Ergand/Duino Ağıtları
4- Melahat Togar/Seçme Mektup ve Şiirler
5- Beşir Ayvazoğlu/İslam Estetiği


www.adalet.org

ahmet uysal
21-08-2006, 11:39
RILKE VE LORCA


"şimdi dünyada nerede biri yürüyorsa


sebepsiz dünyada yürüyorsa


bana gidiyor"


Akademi'nin usta değerlendirmecisi perihan baykal, dünyanın usta şairlerini getirdi önümüze. bize hüzünler, sevinçler, duygulanımlar yağdırdı. rilke'ye bunca yakın olduğuımu bilmezdim. ritros'u lorca'yı okurdum daha çok. aragon gözde şairimdi. şimdi rilke'yi yeniden anımsadım. dünyanın bana nasıl geldiğini gördüm. "yalnızlık senin gittiğin yoldan gelir" demişti oktay rıfat. güzellik, aşk, hasret, şiir de oradan geliyor. ben bir noktada duruyorum. yağmur bana geliyor "bulut bulut üstüne/hüzün bulut üstüne" geliyor. isketem bana geliyor canyakışlı kuş. gül kucağıma dökülüyor aşkfısıltılı gül. anladım dünya neden bu kadar güzellik taşıyor. neden bu kadar acı ve hüzün var. çünkü dünya bana geliyor. gelin bana sevdiklerim. şiir dinletisine gelir gibi gelin. "on birinci yozgat sürmelisini söyleye söyleye gelin. SESSİZLİĞİ GETİRİN!





SESSİZLİK


DİNLE YAVRUM SESSİZLİĞİ


DALGALANAN SESSİZLİĞİ


KAYAN VADİLERİN YANKILANDIĞI


SESSİZLİĞİ


ALINLARI TOPRAĞA EĞİLEN


SESSİZLİĞİ


(LORCA/ E. ALOVA)

mvstafa ısık
27-08-2006, 17:57
<BIG><BIG>Lasse Söderberg
</BIG></BIG>

Orhan Veli'yi düşünüyorum
1.
Limon rengi bir gök altında kulağıma türküler geldi
İşittim kötülüğün soluk alışını
açık arazisinde kara düşüncelerin.
İşte bugün geliyorum billûr saçan mesafelerden
doğunun yıldızlarını göğsünden içmek için.
Ey dilinde güvercinlerin tünediği ozan,
sade içkilerle boylu kadınların sevdalısı
Orhan Veli.
İşte geliyorum bugün şiirlerine doğru
sözcüklerinde esen güzelliği yakalamak için.

2.
Yurdumda solurken meydanlarda kar
savsak bir uyuşukluk kaplar içimi.

Yurdumda çalınır avrupai ölümün
o garip kahredici oda musikisi.

Yurdumda kar genç kızların düşleri gibi kokar,
gamlı dallar altında okurken yabancı şiirlerini.

3.
Her gece bir gündüzün içine akar
Her mahzun pencereyi gecenin kahkahası açar
An olur özlenir uzak ülkeler
An olur zamanın anaforu kösnüyle içilir
Ama Orhan, bugün ben seni düşünüyorum
ve kuzey yellerinde esen yalın sevincini.

4.
Görüyorum ölümünü herkesinkine benzeyen,
görüyorum sadeliğini acının yücelttiği.
Duruyorum bir an hayale dalmak için
erinç veren şu koskoca göğün altında.
Çev: Lütfi Özkök
Stokcholm, Aralık 1952

mvstafa ısık
27-08-2006, 18:02
CAJ WESTERBERG


Fin şair Caj Westerberg, 4 Haziran 1946'da Porvoo'da doğdu. Orta öğrenimini 7 yılda tamamladıktan sonra Amerika Birleşik Devletleri'nde ve başka ülkelerde eğitim gördü. İlk kez 1967 yılında ilk şiir kitabı Omnelisesti Valittaen (Neşeli Şikayetler)'in yayımlanmasıyla tanındı. Yapıt, tasvir gücü ve imge zenginliğiyle dikkat çekmişti. Yapıtlarında, duygu oylumu göze çarpar. Umutsuzluğun derinliklerinde kendinden geçmiş duyarlı bireyi tutkuyla insan yaşamına katma yeteneği sezilir. Westerberg'in şiirleri uçuşur gibidir ve sürprizlerle doludur. Hem bugüne duyarlıdır, hem de geçmişte yaşar. Stili, düz anlatım ile stilize anlatım arasında bir denge oluşturur. Westerberg, 1970 ve 1989 Fin Devlet EDebiyat ödüllerini almıştır. Caj Westerberg, 1991 yılı Mayıs ayında İstanbul'da yapılan Poesium (1. Şiir Forumu)'na katılmış, şiir üzerine konuşmuş ve şiirlerini okumuştur.

















I.
hani ilk kez ziyarete gidip
bakarsın ya ne var ne yok diye
tıpkı öyle işte

II.
terkettim onu,
sanki ayaklarımın altında
tırmanıyor merdivenler

III.
"Farkediyor musun aynı anda tamamen farklı zamanlar
yaşıyoruz" diye sormuştum nazik bir adama,
"Evet, farkındayım" diye cevap verince o, anladım
bir şeylerin fena halde ters gittiğini.

IV.
Ama hangi gerçekçilik, peki nasıl, Sayın Baylar,
akademisyenler, sözcükler
ve sesler kırılan bir cam gibi bir güzel kaynaşırken
ve kanlar içindeyken el.

V.
Ölüm, insanın hayatla
Kişisel ilişki kuramadığı bir şey, tek şey.
Ona ancak dışardan bakabilir insan bir cesede bakar gibi.
Ona ancak yas tutarak ya da öldürerek katılabilir.
Kimse onu deneyemez, hiç kimse.
Ancak insan öldükten sonra yaşamaya başlar ölüm.

VI.
Sonra herbirimiz kendi yolumuza gittik, herkes
bir yana, karşılaşmamız
çok acı vericiydi ve grotesk. Bir ayakkabı,
denizin dibine atılmış, dalgıcın
aklına takılan bedbinlik, aslında insanlık,
birinin bilincini gönderdiği,
yorgun ama zaman zaman bir hamle yapıp dalan.
Bu bilinçte çok fazla sevgi varsa yıkmaya
yönelik, o insandan ya öfke doğar ya da estetik.
Kabul edilebilir ama kıraç, herhalde.

VII.
Gecenin içinde
batıyor göl
ürpermeksizin,
ormanın aynası
emiyor içine gökyüzünü.
Yapayalnız uçan bir çulluk
ürperen gölgesini çiziyor
suyun tenine.

Tenin
dalgalanıyor.

VIII.
Bir ok saplanıyor odaya.
Bakıyorum.
Sesin
çocuğun doğduğunu söylüyor.
Dünyanın duvarında bir pencere filizleniyor.,
eskiden dümdüz
hiçbir şey olmayan
bir yerde.

Perihan Baykal
28-08-2006, 01:13
ALTINCI AĞIT



İncir Ağacı, öteden beri anlam yüklüdür gözümde
senin çiçek açmaya nerdeyse hiç yer vermemen
ve tam vaktinde kesin kararlı meyveye,
övgüsüz, iletivermen en katkısız sırrını.
Eğik dalın, çeşme borusu gibi, sürer özsuyu hep
aşağı doğru ve yukarı: uyanmış uyanmamışken,
sıçrar uykusundan en tatlı başarının mutluluğuna.
Bak: kuğudaki tanrı gibi.
...Bizse geç kalırız,
ah, çiçeklenmeyle övünürüz; çoktan açığa çıkmış,
gireriz ertelenmiş özüne son meyvemizin.
Eylemin basıncı pek az kimsede öyle güçlü yükselir ki,
gece havasınca baştan çıkaran çiçeklenme ayartısı
ağızlarının gençliğine dokununca, göz kapaklarına dokununca,
parıl parıl yanan yürekleriyle hep dururlar sımsıkı:
belki ancak kahramanlarda ve erken ayrılmaya seçilenlerde-
bunların, bahçıvan Ölüm başka türlü bükmüş damarlarını.
Fırlar ileri bunlar: önünde giderler fatih gülümseyişlerinin,
usul biçimli Karnak kabartmalarındaki o
üstün gelmiş hakanın atları gibi tıpkı.

Şasılası bir yakınlık görülür erken ölenlerle kahraman arasında.
Süre ilgilendirmez onu. Kahramanın yükselişi varlıktır. Hiç
durmadan ilerleyerek, girer değişmiş takım yıldızına
sürekli tehlikelisin: Onu pek az kimse bulur orada. Oysa yazgı,
bizi karanlık karanlık gizleyen, kendinden geçip ansızın.
türküler onu taşkın dünyasının fırtınası içine.
Kimse yok onun gibi duyduğum. Birdenbire,
akan havayla gelen karanlık yankısı yarar geçer beni.

Derken nasıl gizlenesim gelir bu özleyişten: keşke ah,
keşke bir küçük oğlan olsaydım, ona yaklaşsaydım, otursaydım
dayanıp gelecekteki kollara, Samson'u okusaydım: anası
önce nasıl hiçbir şey doğurmamış ve sonra doğurmuş her şeyi.

O daha senin karnındayken, ey ana, kahraman değil miydi,
senin karnında başlamadı mı hakanca seçmesine?
Binlercesi kaynardı dölyatağında, O olmayı arzulardı,
oysa bak: kavrayıp atardı,seçerdi, elinden gelirdi bu.
Sütunları devirdiyse, senin gövdenin dünyasından
daha dar dünyaya fırlarken oldu bu: orda
seçer dururdu hep, eylerdi. Ey kehraman anaları,
ey azgın ırmakların kaynakları! Siz, yüreğin ta
kenarından, ağlayarak, genç kızların çoktan
atıldığı vadiler: oğula sungu olmaya.
Kahraman hışımla geçerken sevgi duraklarından,
uğrunda çarpan her yürek ancak yukarı kaldırırdı onu:
öteye döner dönmez, gülümseyişlerin bittiği yerde dururdu,
bir başkası.


RANIER MARIA RILKE

emre gümüşdoğan
28-08-2006, 01:43
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Anna Ahmatova (1889-1966)<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><O:P></O:P>[/B]
<O:P></O:P>
Rus edebiyatının en büyük kadın şairi olarak adlandırılır. Çocukluğunu, devrin aristokrasisinin dinlenme şehri olan Çarskoye Selo’da geçirdikten sonra Kiev Üniversitesi’nde hukuk, Petersburg Üniversitesi’nde edebiyat ve tarih öğrenimi görmüştür. Henüz çok genç yaşta iken başkentin sanat çevresini toplayan kahvelerde görünmeye başlamış, bir yandan da belli başlı dergilerde ilk şiirlerini yayınlamıştır.<O:P></O:P>
İlk şiir kitapları olan Akşam (1912) ve Tesbih (1914) geniş bir ilgiyle karşılanmıştır. Ahmatova’nın, İhtilalin ideolojik kaynaklarına karşı şüpheci davranmakla birlikte, aynı eğilimde olan öteki yazar arkadaşlarının çoğu gibi davranmayıp yurt dışına kaçmadığını ve muhalefete de geçmediğini görmekteyiz. Nitekim, iç savaşın hemen ertesinde yayınladığı şiir kitaplarında, bir yandan, yıkılan bir dünyanın verdiği acılık duygusu dile gelirken, bir yandan da, kurulmakta olan yepyeni bir dünyanın kaderi için beslenen inatçı bir güven duygusu bulmaktayız. <O:P></O:P>
Duru, özlü, yalın ve içten anlatımı, biçimdeki tekinlik arayışıyla, Sembolizmin belirsizliğine karşı gerçekçiliği ve somutluğu savundu. İkinci Dünya Savaşında, And ve Cesaret gibi, yurtseverlik duygularıyla dolu ünlü şiirlerini yazıp yayınlayan şair, 1946’dan sonra dogmatik tenkitçilerin sert ve sürekli hücumlarına göğüs germek durumunda kaldı. Yapıtları yüzünden yönetimin baskısına uğradı, ama ölümünden sonra 20.yy'ın en büyük şairlerinden sayıldı. İtalya'da Etna-Taormina şiir ödülünü kazandı.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Bilmiyorum, Yaşamakta mısın,Öldün mü?<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Bilmiyorum,yaşamakta mısın,öldün mü? <O:P></O:P>
Dünyada bir yerlerde bulabilir miyim seni <O:P></O:P>
Yoksa,akşamın yaslı karanlığında <O:P></O:P>
Bir ölüyü mü düşünmeli... <O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Her şey senin için:Gün boyunca dualarım. <O:P></O:P>
Uyuşturan ateşi uykusuz gecelerin; <O:P></O:P>
Şiirlerimin beyaz sürüsü, <O:P></O:P>
Ve mavi yangını gözlerimin... <O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Hiç kimse daha yakın olmadı bana, <O:P></O:P>
Hiç kimse böylesine üzmedi beni, <O:P></O:P>
Acıya salıp gidenler bile, <O:P></O:P>
Okşayıp bırakanlar hatta. <O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Çeviri: Ataol Behramoğlu<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
***<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">İNSANLARIN YAKINLIĞINDA...[/B]<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
İnsanların yakınlığında gizemli bir çizgi var,<O:P></O:P>
Bu çizgiyi aşamaz tutku ve ölesiye sevmek.<O:P></O:P>
Korkunç bir ıssızlıkta varsın birleşsin ağızlar<O:P></O:P>
Ve çatlasın, parça parça dağılsın yürek.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Dostluk da güçsüzdür burada, yılları da<O:P></O:P>
Yüksek mutluluk ateşinin,<O:P></O:P>
Ruh özgürdür ve yabancıdır burada<O:P></O:P>
Ağırkanlı bitkinliğinde şehvetin.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Çılgındır koşanlar buna erişmek için,<O:P></O:P>
Erişenlerse bir özlemle uğramıştır bozguna.<O:P></O:P>
İşte şimdi anladın sen, niçin<O:P></O:P>
Çarpmıyor artık yüreğim avuçlarında.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
***<O:P></O:P>
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">KUĞULAR MI SALMAMIŞTI...[/B]<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Kuğular mı salmamıştı ardımdan,<O:P></O:P>
Sandallar mı, kara sallar mı yüzdürmemişti.<O:P></O:P>
Dokuz yüz on altı yılı baharında<O:P></O:P>
Pek yakında geleceğine söz vermişti.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Güya dokuz yüz on altu baharında<O:P></O:P>
Kuş olup onun erincine konacaktım.<O:P></O:P>
Süzülüp ölümden ve karanlıklardan<O:P></O:P>
Kanadımla omuzlarına dokunacaktım.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Yine gülüyor bana onun gözleri<O:P></O:P>
Şimdi de on altı baharıyla, neyleyim.<O:P></O:P>
Neyleyim! Yarıgece meleği<O:P></O:P>
Söyleşiyor benimle şafağa değin.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
***<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">SİYAH TÜLÜN ALTINDAN...[/B]<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Siyah tülün altından sıktım elini...<O:P></O:P>
"Bugün neden büründün bu solgunluğa?"<O:P></O:P>
-- İçirdim ona buruk kederimi,<O:P></O:P>
Sarhoş ettim sızdırasıya.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Nasıl unuturum? Yalpalayarak çıktı gitti.<O:P></O:P>
Eğri bir acı konmuştu ağzına.<O:P></O:P>
Korkuluklara değmeden merdiveni indim,<O:P></O:P>
Ardından koştum avlu kapısına.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Soluk soluğa bağırdım: "Şaka<O:P></O:P>
Tüm bu olanlar. Gidersen beni öldürürsün."<O:P></O:P>
Güldü tüyler ürperten bir rahatlıkla<O:P></O:P>
Ve dedi: "Rüzgarda durma, üşürsün."<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
***<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">ŞİİR[/B]<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Bilgelik yerine alışkanlık geçerli<O:P></O:P>
Alışkanlık, o tatsız besin ...<O:P></O:P>
Bugün bile acıyla düşünürüm,<O:P></O:P>
Uzun bir vaaz oldu gençliğim ...<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Ya katettiğim o çorak yollar<O:P></O:P>
O sevmediğim adamla !<O:P></O:P>
Ve diz çöküp dua etmişliğim kiliselerde<O:P></O:P>
Beni gerçekten sevmiş olan için!<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
En unutkanlardan da iyi öğrendim unutmasını<O:P></O:P>
Ve gördüm nasıl akıp gider yıllar art arda<O:P></O:P>
Ve hiç öpülmedi dudaklarım hiç gülmedi gözlerim ...<O:P></O:P>
Kim geri verir onları bana, söyleyin kim?<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Çeviri: Attila Tokatlı<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
***<O:P></O:P>
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">1914[/B]<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Daha az girebilirdin düşlerime <O:P></O:P>
Nasılsa sık sık buluşuyoruz <O:P></O:P>
Ama yalnız karanlığın tapınağından sen <O:P></O:P>
Hüzünlü, heyecanlı ve sevecensin <O:P></O:P>
Bir de orda ne adımı şaşırıyorsun <O:P></O:P>
Ne de burda yaptığın gibi <O:P></O:P>
Göğüs geçiriyorsun <O:P></O:P>
<O:P></O:P>
***<O:P></O:P>
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Aynı Bardaktan[/B]<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Aynı bardaktan içmeyeceğiz, <O:P></O:P>
Ne suyu,ne tatlı şarabı, <O:P></O:P>
Şafakta öpüşmeyeceğiz <O:P></O:P>
Ve akşam çöktüğünde pencereden bakmayacağız. <O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Sen güneşle soluklanıyorsun ben ay ile <O:P></O:P>
Ama aynı aşkla yanıyoruz ikimiz de. <O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Benim yanımda sadık,sevgili yarim, <O:P></O:P>
Senin yanında neşeli eşin, <O:P></O:P>
Ama okuyorum gri gözlerindeki korkuyu <O:P></O:P>
Çünkü sensin acım. <O:P></O:P>
O arada bir buluşmalarımız bundan böyle <O:P></O:P>
Daha bir aradabir olsun. <O:P></O:P>
Gönlümüz rahat olsun,o zavallı gönlümüz. <O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Şiirlerimde yalnız senin sesin var <O:P></O:P>
Senin şiirlerinde,biliyorum benim soluğum esiyor <O:P></O:P>
Ah bir ateş ki cesareti yok <O:P></O:P>
Ne unutuşa,ne korkuya dokunmaya... <O:P></O:P>
Bir bilsen nasıl seviyorum şu an <O:P></O:P>
O kuru dudaklarını,gül rengi! <O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Çeviri: Güneş Acar <O:P></O:P>
<O:P></O:P>
***<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">İTHAF YERİNE[/B]<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Dalgalarda dolanıyor ve ormanda gizleniyorum,<O:P></O:P>
Seziliyorum arı minelerde.<O:P></O:P>
Sanırım ayrılığı fena götürmüyorum<O:P></O:P>
Seninle buluşmamızı götürmek nerede.</O:P>Edited by: EmreGümüşdoğan

Perihan Baykal
07-09-2006, 01:26
T. S. ELIOT


(1888, Missouri, ABD – 1965, Londra, İngiltere)

http://www.shsu.edu/~eng_wpf/authors/pictures/eliot.jpg
Thomas Stearns Eliot, 1888’de Missouri’de doğdu. 18 yaşına kadar, St. Louis’de yaşadı. St. Louis's Smith Akademisi’nde, Latince, Yunanca, Fransızca ve Almanca üzerine çalıştı. Daha sonra Milton Akademisi’nde bir yıl hazırlık sınıfında okudu. Bu yılın ardından, Harvard Üniversitesi’ne girdi. Buradan master derecesi aldıktan ve “Harvard Advocate”a pek çok şiirle katkıda bulunduktan sonra, 1910’da, ABD’den, Sorbonne’a gitmek için ayrıldı. Paris’te bir yıl geçirdikten sonra, Harvard’a felsefe alanında doktora almak için geri döndü, Eliot, burada F.H. Bradley’nin yazıları, Budizm ve Hint felsefesi üzerinde çalıştı, dini metinleri okuyabilmek için Sanskritçe öğrendi, fakat daha sonra tekrar Avrupa’ya giderek, İngiltere’ye yerleşti. Bir yıl sonra, Vivienne Haigh-Wood’la evlendi ve ilk önce öğretmen olarak, daha sonra Lloyd's Bank’ta memur olarak, Londra’da çalışmaya başladı.

Londra, Eliot’un, çağdaşı Ezra_Pound (http://www.poetikhars.com/wiki/index.php?wiki=Ezra_Pound)’un etkisi altına girmeye başladığı yerdir. Ezra_Pound (http://www.poetikhars.com/wiki/index.php?wiki=Ezra_Pound), sanatçının, poetik dehasını fark etmiş ve çalışmalarının yazın dergilerinde yayınlanmasına yardımcı olmuştu. Özellikle de 1915’de Poetry’de yayınlanan “The Love Song of J. Alfred Prufrock”’un. Eliot’un ilk şiir kitabı, “Prufrock and Other Observations”, 1917’de yayınlandı. Bu kitap, Eliot’un, avantgardın öncü şairlerinden biri olduğunu kanıtladı. 1922’de “The Waste Land(Corak_Ulke (http://www.poetikhars.com/wiki/index.php?wiki=Corak_Ulke))”in yayınlanmasıyla, Eliot’a 20. yy. şiirinin en etkili şairi olarak bakılmaya başlandı. Eliot’un ünü, efsanevi boyutlara ulaşmaya başlamıştı, 1930 yılında ve bu yıldan sonraki 30 sene boyunca Eliot, İngilizce’nin konuşulduğu yerlerdeki, yazın ve şiir eleştirisinde en dominant figürdü.

Şair olarak, Eliot’un 17. yy.ın İngiliz metafiziksel şairlerine (özellikle de John Donne’ye) ve 19. yy.ın sembolist şairlerine (Baudelaire and Laforgue, gibi) duyduğu ilgi, daha sonra poetik tekniklerdeki ve nesne meselesindeki radikal buluşlara dönüştü. Şiirleri, pek çok yönden, 1. Dünya Savaşı sonrası kuşağın, Viktoryen Çağ’ın değerlerine karşı duyduğu hayal kırıklığı ile ilişkilendirildi. Eliot’un, eleştirmen olarak, çağdaş yazın üzerinde muazzam bir etkisi vardı. 1930larda mezhep değiştirdikten sonra, öne sürdüğü görüşler, sosyal ve dini konservatizm üzerine temellenmeye başladı. Daha sonra “Ash Wednesday” (1930) ve “Four Quartets” (1943) adlı şiir kitaplarını yayınladı. Eliot’un yazınsal ve sosyal eleştirilerini içeren kitapları arasında, “The Sacred Wood” (1920), “The Use of Poetry and the Use of Criticism” (1933), “After Strange Gods” (1934) ve “Notes Towards the Definition of Culture” (1940) sayılabilir. Ayrıca T. S. Eliot, “Murder in the Cathedral”, “The Family Reunion” ve “The Cocktail Party” adlı oyunların da yazarıdır.

T. S. Eliot, 1927 yılında İngiliz vatandaşı oldu. Çok uzun süre “Faber &amp; Faber” adlı yayınevinde genç şairlerin kitaplarını yayınladı ve daha sonra, bu firmanın yöneticisi oldu. Eliot, ilk eşinden 1933 yılında ayrılarak, 1956 yılında Valerie Fletcher ile evlendi.

T. S. Eliot, 1948 yılında Yazın alanında Nobel Ödülü’nü aldı ve 1965’te Londra’da öldü.





I. ÖLÜLERİN GÖMÜLÜŞÜ

Nisan en zalim aydır, gövertir
Leylakları ölü toprakta, yoğurur
Anılarla istekleri, uyarır
Uyuşuk kökleri bahar yağmuruyla.
Kış, sıcacık tuttu bizi, örter
Toprağı unutkan karla, sürdürür
Kısır bir hayatı kuru köklerle.i
Yaz şaşırttı bizi, Starnbersee'ye gelince
Deli bir sağnakla; sığındık sıra kolonlara,
Derken yeniden güneş, uzandık Hofgarten'a,
Birer kahve içip konuştuk bir saat kadar.
Bin gar keine Russin, stamm' aus Litauen, echt deutsch.
Ve çocukluğumuzda, arşidüklerde kalırken,
Yeğenimgillerde, kızakla gezdirirdi beni,
Ve ben korkardım. Ama o, Marie, derdi,
Sıkı tutun Marie! Ve yamaçtan kayardık.
Dağlardaysan, orada özgür bulursun kendini.
Çoğu geceler okurum, kışın da güneye giderim.

Hangi kökler kavrar, hangi dallar bezer
Buradaki taş yığınını? Ey insanoğlu
Bunu bilemez, sezemezsin, çünkü bildiğin yalnız
Bir kırık putlar yığınıdır ki güneşte kavrulur
Ve ona ne ölü ağaç gölge, ne cırcırböceği erinç,
Ne de kuru taş su sesi verir. Yalnız
Burası gölge, altı bu kızıl kayanın,
(Sığın gölgesine bu kızıl kayanın),
Ve ben öyle bir şey göstereceğim ki sana,
Ne seni durmadan izleyen sabahki gölgendir,
Ne kalkıp seni karşılayan akşamki gölgendir,
Sana korkuyu göstereceğim bir avuç tozda.

Frisch weth der Wind
Der Heimat zu
Mein Irisch Kind,
Wo weilest du?

"Bana sümbülleri ilk verişin bir yıl önceydi,
Sonra sümbül kız koydular adımı."
- Ama döndüğümüzde, gün sonu, sümbül bahçesinden,
Kolların dolu, saçların ıslak, bir türlü
Konuşamadım, gözlerim de seçmedi, sanki
Ne diriydim, ne ölü, ne de bir şey biliyorum,
Sırf bakıyordum ışığın gözüne, sessizlik.
Oed' und leer das Meer.

Madam Sosostris, şu ünlü falcı,
İyice üşütmüştü kendini ama
En akıllı kadın diye bilinir Avrupa'da
Elinde bir deste hayın kağıtla. İşte, dedi,
Senin kağıdın, boğulmuş Finikeli gemici,
(Şu inciler onun gözleriydi bir zamanlar, Bak!)
İşte Belladonna, Kayalıkların Ecesi,
Durumların ecesi.
İşte üç değnekli adam, işte Çarkıfelek,
Ve işte tek gözlü tüccar, bu kağıda gelince,
Bu boş kağıt, tüccarın sırtındaki şeydir,
Onu da görmem yasaktır. Peki nerede
Asılmış Adam! Suda ölümden sakın.
Kalabalıklar görüyorum halka olmuş yürüyor.
Falınız tamam. Sayın Mrs. Equitone'u görürseniz,
Deyin ki yıldız falını kendim getiririm:
Öyle zamandayız ki su uyur düşman uyumaz.


***************************************

III. ATEŞ TÖRENİ

Irmağın tentesi çökmüş: damar parmaklarıyla
Son yapraklar kavrayıp gömülür ıslak setlere. Yel
Arşınlar kavruk ülkeyi duyulmadan. Su perileri gitmiş.
Nazlı Thames, usulca ak, bitinceye kadar türküm.
Üstünde ne boş şişeler, sandviç kağıtları,
Ne ipek mendiller, karton kutular, izmaritler,
Ne de başka izi yaz gecelerinin. Su perileri gitmiş.
Ve dostları, kent kodamanlarının aylak mirasçıları,
Gitmişler, adres filan bırakmadan.
Leman gölünün kıyısında oturdum da ağladım.
Nazlı Thames, usulca ak, bitinceye kadar türküm,
Nazlı Thames, usulca ak, sessiz ve kısadır sözüm.
Ama ansızın soğuk bir yel ve duyarım ardımda
Kemik takırtıları ve kikirdemeler, kulaktan kulağa.
Bir sıçan otların arasından usulca süzüldü
Yapış yapış karnını toprağa sürterek,
Avlanırken ben durgun sularında kanalın
Havagazı fabrikasının ardında, bir kış akşamı,
Aklımda kral kardeşimin uğradığı deniz kazası
Ve kral babamın ölümü, ondan önce.
Aşağıda ıslak toprakta çıplanmış ak gövdeler
Ve basık ve kuru tavanarasındaki kemikleri
Yıllardır takırdatan ayaklarıydı sıçanların.
Ama ben ardımdan, zaman zaman, duyarım
Korno-motor seslerini ki getirirler nasılsa
Sweeney'i Mrs. Porter'a baharda.
Ooo! Dolunay doğup üstüne parlasın
Mrs. Porter'la kızının
Onlar sodalı suda yıkar ayakların


(ÇORAK ÜLKE'den iki bölüm)

emre gümüşdoğan
21-09-2006, 17:01
René Char (1907 / 1988)

20 Yüz yılınen önemli ozanlarından Rene Char gençliğinde kısa bir süre gerçeküstücülük akımına katıldıktan sonra, şiirlerinde tümüyle kendine özgü bir uslüp yaratmayı başarmıştır. Le marteau sans maitre (1934) adlı kitabındaki şiirleri şaşırtıcı imgelerle dolu olmakla birlikte, Char'ın sesindeki ağırbaşlılık da dikkati çeker.
İIkinci dünya savaşı sırasında Fransız Direniş Hareketinde büyük yararlılık gösteren ozanın Seuls demeurent (1945) ve Feuillets d'Hypnos (1946) adlı kitaplarında topladığı şiirler bu dönemin yaşantılarından esinlenmiştir, ama Char'ın zamana bağlı olmayan değerlerle ilgili görüslerini de dile getirir.
Fransa'nın kır ve köy yaşayışından esinlendi. Şiirini insanın mutluluğuna olan özlemi ve olumlu değerlere duyduğu inançla besledi. Fransa'nın güneyinde, doğup büyüdüğü Vaucluse'de yaşayan ozan, doğa sevgisini şiddetle yumuşaklığı uzlaştıran özlü bir şiirsellikle yansıtmayı başarmıştır. Le soleil des eaux (1949) adlı oyunu ile Lettera amorosa (1953) ve Recherche de la base et du somet (1955) Char'ın başarısının parlak örnekleridir.






SEVDİĞİMİN GİYSİSİ
DENİZ FENERİ MAVİ


Sevdiğimin giysisi deniz feneri mavi
öpüyorum yalımını yüzünün
ışınların gizli bir sevinçle uyuduğu


Seviyorum, hıçkırıyorum. Dipdiriyim
ve senin yüreğin bu Sabah Yıldızı
kızaran, o yengi saatinde
savaşı başlamadan burçların


Yellerle yaralanan
yelkene dönsün etim
senden uzakta

Çeviri: Cevat Çapan


***


SAYIKLAYAN ŞİİRİN SALKICILARI


Tembel güneşler menenjitle besleniyor
ortaçağın ırmaklarını kurutuyorlar
kaya çatlaklarında uyuyorlar
döşekleri yonga yorganları büyüteç
çürümüş kerpetenler bölgesinden ayrılmıyorlar
cehennem balonları gibi


Çeviri: Cemal Süreya


***


KIRMIZI AÇLIK


Çılgındın sen.


Ne de uzaklarda kaldı şimdi!


Öldün, bir parmağın ağzının önünde,
Soylu bir devinimde,
Sevgi gösterisine bir son vermek için;
Yeşil bir paylaşımın soğuk güneşinde.


Öylesine güzeldin ki hiç kimse ayırdına varamadı ölümünün.
Sonra, gece olmuştu, benimle yola çıktın.


Güvensizlik tanımayan çıplaklık
Yüreğinin çürüttüğü göğüsler.


Bu rasgele dünyada rahatça
Seni kollarına alıp sıkan bir adam
Sofraya geçti.


Saygın ol, var değilsin yoksa.


Çeviri : Tahsin Saraç

***


Alabalık


Siz ey süs süs yıkılan kıyılar
Doldurmak için bütün aynayı
Akıntıda bir gidip bir gelen kayığın
Hışıltıyla fısıldaştığı kumsal
Ot, ot, hep o çekik, gergin
Ot, ot, dinlenmek bilmeyen,
Ne yapar, ne olur o sığıntınız
Gönlünün tutup içine fırlattığı
Saydam fırtınalarda?..

Çeviri : Tahsin SARAÇ


***


BİR KUŞ


Bir kuş ötüyor bir tel üzerinde
Bu basit yaşamı, toprak düzeyinde.
Seviniyor buna cehennemimiz.


Sonra yel başlıyor acı çekmeye;
Ve yıldızlar ayrımına varıyor bunun.


Ey çılgınlar, aşıp gittiniz
Bunca derin yazgıyı!


***


Bulucular


Geldi öteki yamacın ormancıları, tanımadığımız, törelerimizi
Saymayan insanlar.
Epeyce vardı sayıları.
Artık yeşil ve sulanmış olan eski ekin tarlasının
Sedir ağaçlarıyla ayrıldığı yerde göründü kalabalıkları.
İyice ısınmışlardı uzun yürüyüşten.
Kaşlarının üzerindeydi şapkaları, sürüyorlardı yorgun
Ayaklarını.
Bizi görüp kaldılar oldukları yerde.
Besbelli, burada bizimle karşılaşacaklarını hiç düşünmemişlerdi,
Zahmetsiz topraklar ve iyice kapalı karıklar üzerinde,
Hiç umursamayan böyle bir buluşmayı.
Başımızı kaldırıp yüreklendirdik onları.


Yaklaştı en güzel konuşanları, sonra biri daha onun
Kadar köksüz ve yavaş.
Haber vermeye geldik, dediler, yaklaşan kasırgayı, o
Amansız düşmanınızı.
Sizden fazlasını da bilmiyoruz aslında onun hakkında
Bütün bildiklerimiz atalarımızdan kalan öyküler ve
Sırlar
Ama neden anlaşılmaz bir mutluluk duyuyoruz karşınızda
Ve birden çocuklar gibiyiz?


Sağolun, dedik, başımızdan savdık kendilerini.
Ama kafayı çekmişler ki önceden, titriyordu elleri,
Gözlerinin içleri gülüyordu.
Ağaç ve baltaya yatkın insanlar bunlar, karşı koyabilirler
Türlüsüne tehlikenin ama beceriksizdirler
Suyu yönetmede, sıralayamazlar evleri ve
Güzel renklerle sıvayamazlar.
Ne kış bahçesinden anlarlar ne de ölçülü olabilirler
Sevinçlerinde.
Kandırabilirdik onları hiç kuşkusuz, kazanabilirdik
Kendimize.
Heyecan vericiydi çünkü kasırga sıkıntısı.
Evet geldim geliyorum diyordu kasırga.
Ama değer miydi bunun sözünü etmeye, geleceği tedirgin
Etmeye?
Yer yok ki ivedi korkuya bizim bulunduğumuz yerde.

Çeviri : Özdemir İNCE


***


boğa
.
ölümünde hiç gece olmaz senin
bağıran karanlıklarla çevrili
iki ucu birbirine denk güneş.
.
sevideki yabanlık, kılıçtaki gerçek
birbirini hançerleyen çift
çiftler arasında biricik.


***



Çıkış


Söndü herşey:
Gün, iç-ışık.
Ağrılı kütle,
Bulamıyordum gerçek zamanımı,
Evimi.


Kötü ölmüş, ölülerin rahvanı
Çalarken bütün boşluklarda
Bulutlu bir gökte
Sınırsızlaşıyordum.


Bu yerin olmayandan beslenip,
Adım adım, avunarak biraz.


Dolu olacaktır omuzumun
Savaştığı bağ,
Güneşle, onsuz ve.

Çeviri : Enis BATUR


***


GERÇEK SİZİ ÖZGÜRLEŞTİRECEK
.
Lambasın sen, gecesin
Bakışın için bu çatı penceresi
Bu tahta yorgunluğun için
Susuzluğun için bu azıcık su
Tüm duvarlar onun, senin aydınlığından doğanın
Ey tutuklu, ey evli kadın.
.
***


KIZGIN ESNAF


Çivinin yanıbaşında kırmızı göçebe arabası,
Ve sepette bir ceset.
Ve nalda koşum atları.
Başım bıçağın ucunda
Olmayacak düşler kuruyorum.


***
Karageyikler


Fısıldıyordu sular göğün kulağına.
Kaya karanlıklarından okşamalarına havanın
Binlerce yıllık o arayı aştınız, geyikler.


Sizi kovalayan avcı, gözetleyen kötü ruhun
Bir seviyorum ki tutkularını, geniş kıyılarımdan
Görseydim ah gözleriyle, umutlandığım şu an...

Çeviri :Tahsin SARAÇ


***
ŞİMŞEK UTKU


Kuş toprağı beller
Yılan eker
Düzelip iyileşmiş ölüm
Alkışlar ürünü.


Plüton gökyüzünde!


İçimizde patlama.
Şurda yalnız benim içimde.
Çılgın ve sağır olmaksa, nasıl olabilirim bundan daha fazla?


Yok artık ne özkendi bir ikinci, ne değişken bir yüz, ne bir sürem
yalaz için, ne gölge için bir sürem!


Ağır karla birlikte iniyor kötürümler.


Birdenbire sevi, şu şiddetin dengi
Hiç görülmemiş, bir elle durdurur yangını, doğrultup düzeltir
güneşi, yeniden kurar Sevgiliyi.


Hiçbir şey sezinletmiyordu önceden böylesine güçlü bir yaşamı.


***


Ozanlar


Şişelerin karanlığında okumamışların üzüntüsü
Gözle görülmez o kaygısı araba ustalarının
Derin balçıklarda ufak paralar


Örsün alt bölümlerinde
Ozan yaşar yapayalnız
Büyük temizlik arabası bataklıkların

Çeviri : Tahsin SARAÇ


***


TARLA KUŞU
.
Sonsuzca bir kor gökte
İlk sıcak canlılığı günün
Çakılıp kalmış tanyerine
Uyanan toprağın şarkısını söylüyor
Sesine egemen çan, yolunda özgür
.
Büyüleyici, büyüleyip öldürürler onu !
.
***
Pireneler


Koca yanılmışların dağı,
Yanan kulelerinin doruklarında
soluyor son aydınlık.


Yalnız boşluk, yalnız çığ,
Sıkıntı ve acınma!


Bütün o aşk kırgını ozanlar
Gördüler bir yazda ağardığını
Güzelim karamsar krallıklarının.


Ah! Karlar acıma bilmiyor,
Ayaklarına kapanalım,
Donarak ölelim istiyor,
Bizler yaşamışke kumlarda.

Çeviri : Cevat ÇAPAN


***
NEVONS PARKI
.
Çayır çimene bürünmüş
Nevons parkında
Bayırsız bir akarsuyla
Arkadaşsız bir çocuk
Acılarını suskunca dışa vuruyor
Daha bir iyi yaşayıp gidiyorlar.
.
Nevons parkında
Feleğe rest çekmişin biri katılıverdi
Çocuğa, akarsuya
Ve onların birlikteliğine
.
Nevons parkında
Zaman zaman susan
Bir cırcırböceği de olmasa
Öldürücü olurdu yaz.

emre gümüşdoğan
24-09-2006, 23:15
LOUIS ARAGON (1897-1982)


3 Ekim 1897 de Paris'te doğdu. Dadacılık akımına katıldıktan sonra surrealizme, direniş şiirlerinden, aşk şiirlerine, varoluşculuk şiirlerinden elsa şiirlerine kadar yazmış Fransiz sair.1916-30 yılları arasında surrealist hareket içinde bulunmuş. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Fransız şiirini etkisi altına almıştır. Daha sonra ise "toplumcu gerçekçi" bir sanat anlayışını benimseyerek gruptan ayrılmış, ülkemizde ise sadece son dönem şiirleriyle tanınır. Elsa'nin gözlerini anlattı ve dunya başka bir yer oldu.Fransiz direnişinin türküsü haline gelen muhteşem "la rose et le réséda" nin yazdı.24 Aralık 1982 de Paris'te öldü.


Hakkında Yazılanlar :


Siyasal eylemci ve komünizm yanlısı şair, romancı ve deneme yazarı.


"Bugünkü Fransız ozanlarının en önemlilerinden biri diye biliniyor. Önceleri, Dada akımının öncüleri arasında sayılıyordu, sonradan Bréton, Eluard, Soupaux ile birlikte bu yüzyılın en önemli şiir akımı olan Sürrealizm'in kurucularından biri oldu. Bugüne değin şiir, roman, eleştiri, deneme, çeviri olarak 61 kitap yayımladı.
Aragon'un ünü, öte yandan, İkinci Dünya Savaşında gizli karşı koyma hareketiyle daha bir büyümüştür. Le Paysan de Paris adlı romanı, gerçeküstücülüğün en güzel örneklerinden biri olarak gösterilmektedir.
Charles d'Orléans'dan, Victor Hugo'ya değin uzayan bir şiir çizgisini sürdürür gibidir Aragon. En önemli kitapları : Le traité du style, Les Cloches de Balé, Créve-Coeur, La Diane Française, Les Yeux d'Elsa, En Etrange Pays dans mon lui-même, Les Yeux et le Mémoire, Le Roman İnachevé'dir.
Aragon açık yazan ozanlardandır, birçok şiirleri bu yüzden şarkı haline getirilmiştir. Aragon, romancı olarak da ün yapmıştır. Çağdaş romanların arasında önemli bir yer tutar. Birkaç çevirisi de vardır."
İlhan BERK






ELSA'YA ŞIIRLER'den


Sana büyük bir sir söyleyecegim zaman sensin
Zaman kadindir ister ki
Hep okşansin diz çökülsün hep
Çözülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarina
Bir taranmiş
Bir upuzun saç gibi zaman
Solugun bugulandirip sildigi ayna gibi
Zaman sensin uyuyan sen şafakta ben uykusuz seni beklerken
Sensin girtlagima dalan bir biçak gibi


Ah bu söyleyemedigim işkencesi hiç geçmeyen zamanin
Bu mavi çanaklarda kan gibi durdurulmuş zamanin işkencesi
Buysa daha beterdir giderilmemiş istekten bitmez tükenmezcesine


Göz susuzlugundan sen yürürken odada
Ve bilirim büyüyü bozmamak gerektigini
Daha beter seni kaçak
Seni yabanci bilmekten
Aklin ayri bir yerde gönlün ayri bir yüzyilda kalmaktan
Tanrim ne agirdir sözcükler asil demek istedigim bu
Hazzin ötesinde sevgilim dokunurlugun erimi dişinda bugün sevgim


Sen ki benim saat-şakagimda vurursun
Bogulurum solup alip vermesen
Tenimde bir duraksar ve yerleşir adimin


Sana büyük bir sir söyleyecegim her söz
Dudagimda bir dilenen zavalli
Acinacak bir şey ellerin için kararan bir şey bakişinin altinda


Işte bunun için diyorum ikide bir seni seviyorum diye
Boynuna takabilecegin bir tümcenin o parlakça kalp kristali
Kaba konuşmamdan gücenme benim bu konuşma
Ateşte şu tatsiz gürültüyü çikaran sudur o kadar


Sana büyük bir sir söyleyecegim bilmem ben
Sana benzeyen zamandan söz açmayi
Bilmem senden söz açmayi bilir görünürüm
Tipki uzun bir süre garda
El sallayanlar gibi gittikten sonra trenler
Ve bilek söner yeni agirligindan gözyaşlarinin

Sana büyük bir sir söyleyecegim korkuyorum senden
Korkuyorum yaninsira gidenden pencerelere dogru akşam üzeri
El kol oynatişindan söylenmeyen sözlerden
Korkuyorum hizli ve yavaş zamandan korkuyorum senden


Sana büyük bir sir söyleyecegim kapat kapilari
Ölmek daha kolaydir sevmekten
Bundandir işte benim yaşamaya katlanmam
Sevgilim


Çeviri: Sait Maden



ELSA'NIN GÖZLERI


Öyle derin ki gözlerin içmeye egildim de
Bütün güneşleri piril piril orada gördüm
Orada bütün ümitsizleri bekleyen ölüm
Öyle derin ki herşeyi unuttum içlerinde


Uçsuz bir denizdir bulanir kuş gölgelerinde
Sonra birden güneş çikar o bulaniklik geçer
Yaz meleklerinin eteklerinden bulutlar biçer
Göklerin en mavisi bugdaylarin üzerinde


Karanlik bulutlari boşuna dagitir rüzgâr
Göklerden aydindir gözlerin bir yaş belirince
Camin karilan yerindeki maviligini de
Yagmur sonu semalarini da kiskandirirlar.


...............


Ben bu radiumu bir pekbilent taşindan çikardim
Benim de yandi parmaklarim memnu ateşinde
Bulup bulup yeniden kaybettigim cennet ülke
Gözlerin Peru'mdur benim Golkond'um Hindistan'im


Kâinat param parça oldu bir akşam üzeri
Her kurtulan ateş yakti üstünde bir kayanin
Gördüm denizin üzerinde parlarken Elsa'nin
Gözleri Elsa'nin gözleri Elsa'nin gözleri.


Türkçesi : Orhan Veli KANIK



MUTLU AŞK YOKTUR


Hiçbir şey elinde degildir insanin:
Ne gücü, ne güçsüzlügü, ne de yüregi.
Açtigini sansa da kollarini, gölgesi bir haçtir onun.
Paramparça olur avucunda simsiki tuttugu mutluluk.
Bir garip, bir acili boşluktur günleri.
Mutlu aşk yoktur.


Bir başka kader için giydirilmiş
Silahsiz askerlere benzer hayati.
Çaresiz, kararsiz kaldiktan sonra akşamlari,
Neye yarar ki sabahlari erkenden uyanmalari.
Söyle bunlari bir tanem, tut gözyaşlarini.
Mutlu aşk yoktur.


Güzelim, sevgilim, kanayan yaram benim.
Yarali bir kuş gibi taşirim yüregimde seni.
Ve onlar bakarlar bilmeksizin, geçerken biz,
Tekrarlayip ardimdan benim ördügüm sözleri:
Ve apansiz ölürler iri gözlerin için
Mutlu aşk yoktur.


Vakit yok artik ögrenmeye hayati.
Aglasin birlikte yüreklerimiz gün işiyincaya dek.
Küçümencik bir şarki için bile nice mutsuzluk gerek.
Bir ürperişi bile nice pişmanlikla ödemek.
Bir ezgi için bile nice gözyaşlari dökmek
Mutlu aşk yoktur.


Hüsranla bitmeyen aşk yoktur.
Yara açmayan aşk yoktur kalpte.
Iz birakmayan aşk yoktur insanda.
Ve tipki senin gibidir vatan aşki da.
Gözyaşlarina bogulmayan aşk yoktur.
Mutlu aşk yoktur.
Ikimizin aşkidir bu gene de.


( Türkçesi :Orhan SUDA )



ŞIIR SANATI


Mayis'ta ölmüş dostlar için
Sadece ama sadece onlar için
Incelik olmali kafiyelerimde
Gözyaşlarim gibi silahlarin üstünde
Ve tüm yaşayanlara
Degişse de rüzgarla
Ölüler adina orda bilensin dursun
O beyaz silahi pişmanlik duygusunun
Evli sözcükler yara almiş sözcükler
Suçun basbas bagirdigi kafiyeler
Dibinde çikararak aci bir hikayenin
Çifte su sesini küreklerin
Hem yagmur kadar adi
Parlayan bir cam gibi
Sanki geçitte ayna
Ölen çiçek bluzda
Çocugun çemberle oynamasi
Ayin irmakta yansimasi
Dolaptaki güve otu
Bellekteki bir koku
Kafiyeler kafiyeler orda duyarim
Kirmizi isisini kanin
Bize hatirlatin bunu
Insanlar kadar zalim oldugumuzu
Ve yüregimiz gücünü yitirdi mi
Unutkanlik uykusundan uyandirin bizi
Sönmüş lambayi yakin yeniden
Yine ses gelsin boşalan kadehlerden
Ben hep şarki söylemekteyim orda
Mayis'ta ölen dostlarim arasinda

(Çeviri: Gertrude Durusoy, Ahmet Necdet)




SANA BÜYÜK BIR ŞEY SÖYLEYECEGIM


Sana Büyük Bir Sir söyleyecegim
.
Sana büyük bir sir söyleyecegim
Korkuyorum senden
Korkuyorum yanin sira gidenden
Pencerelere dogru aksam üzeri
El kol oynatişindan
Söylenmeyen sözlerden
Korkuyorum hizli-yavaş zamandan
Korkuyorum senden
Sana büyük bir sir söyleyecegim
Kapat kapilari
Ölmek daha kolaydir, sevmekten
Bundandir iste benim yasamaya
katlanmam
sevgilim...



RAMAK KALMIŞTI


Ramak kalmişti
Gelmesine ölümün
Bir an bile degil
Çiplak bir el
Belirdi birdenbire
Gelip tuttu elimi


Günlere haftalara
Yitik renklerini
Kimdi bu geri veren
Insansal evrenin
O bitimsiz yazina
Gerçekligini geri veren kimdi


Ben ki nemenemligini
Bilmedigim bir öfkeyle
Bogulurdum sürekli
Hayatima büyük bir açikhava
Kolyesi takmak için
Yetti iki kol yetti


Küçücük bir hareketti
Uyurken bir okşayiş
Ya da bir soluk
Yüzümde gezinen
Ya da bir çiy
Omuzuma yagmiş


Alnima geceleyin
Yaslanan bir alindi
Iki iri gözdü açilmiş
Ve bir anda evet bir anda
Tüm evrende ne varsa
Dönüştü bir bugday tarlasina


Yalniz İnsan


Yanliz insan merdivendir
Hiçbiryere ulaşmayan
Sürülür yabanci diye
Dayandigi kapilardan


Yanliz insan deli rüzgar
Ne zevk alir ne haz verir
Dokundugu küldür uçar
Sundugu tozdur silinir


Yanliz insan yokki yüzü
Yagmur çarpan bir camekan
Ve gözünden sizan yaşlar
Bir parçadir manzaradan


Yanliz insan kayip mektup
Adresimi yanliş nedir
Sevgiler der firlatilir
Kimbilir kim tarafindan



Şarki Söylüyorum


Şarki söylüyorum zaman geçsin diye
Ömrümün şu son günlerinde
Don üstünde bir resim gibi
Memnun edişimiz Yüregimizi
Taşlar atarken gölcük üstünde
Şarki söylüyorum zaman geçsin diye


Harikalar gününü yaşadim
Siz ve ben hatirlayalim
Ve yillarin duvarlarini aştim
Mucize yüklü kulaklarim
Degil ki devran eskisi gibi
Harikalar gününü yaşadim


Gidelim ki bu parmaklar çözülsün
Anlimiz gibi şerefiyle
Ilk sen gözlerinle görürsün
Bizden alçak bulutlari
Ve dizlerimizde çayir kuşlari
Gidelim ki bu parmaklar çözülsün


Ay işigi yaptik biz
Saraylarimiz ve heykellerimiz için
Öldürüyorsalar bizi önemli midir
Geceler düşecektir bir bir
Komüncü oldu artik Çin
Ay işigi yaptik biz


Söyleyecegim ve Söyleyecegimde
Bu hayat nice manzaralara sahne oldu
Insan ulaşip dogal büyüklügünü buldu
Sesi ormanlar daglar
Sirlar ve denizler üstünde
Söyleyecegim ve Söyleyecegimde


Evet zaman geçsin diye şarki söylüyorum
Kemana karşi yipranir kemane
Taş ta kaydirmaca oyununda
Ve dokunakli aşkim
Egik gölgeme astigim


Şarki söyleyerek geçiriyorum zamani
Zaman geçsin diye şarki söylüyorum



Doruklarin Uykular Üstüne Yükseldigi Yer


Büyük kayalar bana dedi ki aramiza geliyorsun ama
Seni saran bu yürek yok mu hiç yeryüzünde
Başimi salladim ve öldü diye yanitladim
Dilsiz koca kayalar diz çöktüler önümde.



BIRAKIP GİTTİN BENİ


Bırakıp gittin beni bütün kapılarda
Bütün çöllerde tek başıma kodun
Şafakta arayıp öğle vakti yitirdiğim
Vardığım hiç bir yerde değildin
Sensiz bir odanın sahrasını nasıl anlatsam
Hiçbir şeyin seni andırmadığı bir pazar kalabalığını
Denizde dalgakırandan da boş boşluğunu bir günün
Seslenip de senden cevap alamadığım sessizliği


Bırakıp gittin beni kalarak olduğun yerde hareketsiz
Her yerde bırakıp gittin beni gözlerinle
Düşlerin yüreğiyle bırakıp gittin beni
Yarım kalmış bir cümle gibi bırakıp gittin
Düşen hep ben oldum en küçük kımıldanışında senden


Başını çevirdiğin için ağladığımı görmedin hiç
Bana bakıp görmediğin için
Ben yokken içini çektiğin için


Ayağına düşen gölgene acıdın mı hiç sen



ELSA'YA İLAHİ


Sana dokunuyorum tenini seyrediyorum ve sen nefes
alıyorsun
Ayrı yaşadığımız günler çoktan kaldı geride
Yanımdasın giriyorsun çıkıyorsun ve bana nüfuz
ediyorsun
güzel günler için de kötü günler için de
Ve hiçbir zaman böylesine uzak kalmadın bana kendi
isteğimle


İkimiz kavuşacağız harikalar ülkesinde
Rengi koşulsuzluk olan o gerçek mutluluğa
Ama yeniden doğuyorum ikimiz aklıma geldiğinde
Ve eğer dert yanarsam kulağına
Elvada kelimeleri gibi bir şeyi sakın duyma


O şimdi uykuda uzun uzadıya sessiz kalışını
dinliyorum
Sarmışım kollarımla onu ama bununla birlikte
O yok orada yine ve ben iyice tek başıma
Daha yakın durduğum için onun esrarına
Bir satranç oyuncusuyum sanki taşlara bakınca
kaybedeceğimi anlıyorum


Koparır alır gibi olur onu yokluğun elinden gün ışığı
kendisinden güzel ve daha çekici olarak teslim
eder bana
Karanlıktan geriye güzel kokular kalır onda
Sanki beş duyunun rüyası
Aslında daha karanlıktır onu taşıyan gün ışığı


Elimizi tırmalayan her günkü dikenli yollarda
Hayat geçip gidecek başdöndürücü bir türkü gibi
Susuz bırakıyor gözlerin beni içmedim hiçbir zaman
kana kana
Gökyüzüm umutsuzluğum kadınım
On üç sene bekledim senin türkülü suskunluğunu
sabırsızlıkla


İstiridyeler denizi tescil ederler
Bende sarhoş tuttum gönlümü on üç sene on üç kış
on üç yaz
Titreyerek geçirdim boş düşlerin peşinde on üç senemi
On üç sene tırmanıcı yabaniyasemin misali
Efsunlayarak önledim kendi ellerimle yarattığım
Tehlikeleri


Zaman ey benim sevgili çocuğum zaman sen bizim
kadar büyümedin
Bin bir gece az gelir seven aşıklara
on üç yıl dediğim nihayet tek bir gün eder ve saman
alevi gibidir
Yanar ayaklarımızın dibinde halka halka
Yalnızlığımızda sihirli bir halı gibidir





İNANMIYORLAR BANA


İnanmıyorlar bana inanmak istemiyorlar
Boşuna yazıyorum dilim dişim tırnağımla kanımla kemanlarımla
Boşuna yazıyorum uyaklarımla
Gecede dalların eski dilini bilmeyen biri gibiyim
Asılmış suların üstünde
Konuşmak kara dilin erkeğin ve kadının
Birbirine tutuşmuş iki ele yabancı biri gibi konuşmak
Konuşmak mutluluğun çılgını gibi
Öpücüklere benzemeyen sözcükler var ya
İşte o sözcükleri yitirmiş bir ağzın dili ile konuşmak
Tüm bunlardan yakınan bir edayla konuşmak


Dolup taşıp ta sanki susmak istiyor gibi
Ey sözlerin ötesinde yetkin ses
Şarkının yüceliği çığlığın çığlığı
Bir an geliyor nota ulaşılmaz seslerin şarkısını söylüyor
Kulak duymuyor artık yükseklerdeki müziği
İnanmıyorlar bana inanmak istemiyorlar
Boşuna konuşuyorum ilkyaz'la ve orglarla
Boşuna konuşuyorum gökyüzünün tüm heceleriyle
Bilinen şeylerin özel orkestrasıyla
Ve sağır onikiliklerin bayağılığıyla
Boşuna konuşuyorum barbar çalgılarla
Boşuna söylüyorum onu duvarlara vuran yumruğumla
Boşuna söylüyorum derebeyinin ormanlarını ateşe verir gibi
boşuna söylüyorum onu savaş ilan eder gibi
Alev yutan cambazın ağzındaki alev gibi
İnanmak istemiyorlar bana Kendilerine benzer birini
yaratmışlar benden belki de
Belki döküntülerini giydiriyorlar bana
Alıp gezdiriyorlar beni kendileriyle
Dizelerimi söylüyorlar benzetip kendilerine
Dizelerim onlara tatlı şarkılar oluyor
Biraz da onların satlık malıyım ben
Beklerken bir yol olmayı
Sözcüklerindeyim ben
Okul kitaplarındayım
Rezillik yapamam bu bana yasak


Boşuna haykırıyorum ben
Sana aşık birinden başkası değilim diye

emre gümüşdoğan
28-09-2006, 16:01
Anna Hebert (1916 -)


Quebec'e yakın küçük bir köyde doğdu. Onu yıllarca yatağa bağlayan çocukluk hastalığı yüzünden eğitimini evde yaptı. 1953'te yayınlanan "Kralların Mezarı" adlı yapıtıyla ünlendi. Sinema, televizyon ve tiyatro için de ürünler vermektedir. "Kaouraska" adlı romanı filme çekildi. Şiir kitapları; "Süspansiyon Düşleri"(1942) "Kralların Mezarı"(1953) "Şiirler"(1960)



İNCİNMİŞLİK

Yoksullar hizaya çekildi açlığın emriyle
Öfkenin emriyle ölçülüp biçildi hainler
Efendiler yargılandı emriyle temiz vicdanın
Acizler sorgulandı suçun emriyle
İşkenceciler incelemeye alındı emriyle yaraların
Bunca bedbaht içinde suskunlardı en mutsuzları
Suskun halk yığıldı barikatlara
Dayanmıştı kemiğe konuşma arzuları
Bütün dünya karşılamaya geldi onları caddelerde
Öyle doluyular ki taşınamaz bir yükle
Konuşmak isteyince
Çığlık ATEŞ olup fışkırdı kalplerinden
Sözcüklerin yerine



EKMEK DOĞUYOR


Nasıl konuşturursun ekmeği, bu eski hazine sarmalanmış
kendi katılığına bir kış ağacı gibi, demirleşmiş, öyle ki,
fark edilebiliyor çıplaklığı geçirgen güne rağmen?


Bilinç gözümün karanlık odasına kilitlemiş olsaydım kendimi
oraya kazınmış bu ebedi isimle, ve eğer ısrarla isteseydim
eski yavan heceyi üretmek için onun değişken hayallerini


Binlerce kör ve acı hayvanın çarpma sesidir bütün duyduğum
Kapıya karşı, sıkıştırılmışlığın aşağılık sürüsü, mıymıntı ve pelteleşmiş
uyuzlu pöstekilerinin içinde, katur kutur çiğneyen sözcükleri
tıpkı otlar gibi zamanın şafağından bu yana.


Fakat temiz bir süpürülüşü uzayın çekip çekiştirerek şiir için
ve isteğin ve yabanlığın açık bir tarlası, ufkun uzak bir yerinde
zaman kırar açıklığı ve ekmeğin tadı, tuz, su serpilip filizlenir
tıpkı deniz dibindeki düz ve mavi kayalar gibi.
bu daima böyledir, bu eski-çağ açlığı


Açlık ansızın akar geleceğe, toprağa diz çöker, eker tohumu
derin uykunun gölgesine, oraya, kendi kalbinin küresine.


Ah şu uzun ilk gece, çatlayıp yarılan dünyaya karşın, yüz
sıkıştırdı, dinleyerek, kanın atışını alarak, bütün düşleri
kovdu zihninden, bütün hareketler durdu, bütün dikkatler
sevginin üstüne toplandı.


Tohum çatlayarak uzatıyor başını toprağın üstüne. Bir yer altı
kaynağı ona, yeşil pürçekli başını dışarı çıkarmasını söylüyor.
Yeryüzünün çıplak karnı ve çiçekleri ve yemişleri
sıcak öğle güneşinde.


Gök mavi tozunu serpiyor; rengarenk ellerimiz tarlaların üstünde
muhteşem taze gelincikleri andırıyor.
Topraktan çağırılan bütün şekiller ve renkler neşeyle kabarıyor
gözle görünür biçimde soluk alıp veriyor sanki.


Yer zonkluyor ve meliyor. Yünü beyazlaşıyor yazın göz kamaştıran
saydamlığında, geveze ağustos böceği şarkı söylüyor.



Değirmentaşları gözenekli sert tohumlarıyla
hiçbir şey yansıtmamaya mahkum edilmiş camlardan
bakan devin boğuk heyecanına kapılmış.


Bütün hepsi elinden geleni yapıyor gölgelerde, ağır ve karanlık,
zorlukla ve hasadın kalbi gibi ezerek bölüyor minicik parçalara,
öğütüp un ufak ediyor, helmelenmiş kuru bir sağanak olması için.


Böylece can veriyor, bu acayip sivri deniz kabuklarının çiçeklerine
denizci güneş billurlaştırıyor onları parlak bir serpintiyle
hemen çatlıyor çekirdek bizim için, şarkı söyleyerek, vazgeçerek
kendisinin gerçek ve mükemmel formundan.


Daha sonra, yoğuracağız sütlü hamuru, bekleteceğiz asude bir
uyuşukluk içinde, sakinleşsin, hâlâ hava kabarcıkları var
içinde küçük havuzcuklar gibi.


Ve ne olurdu tesadüfen artıverseydi rüzgâr? Ne olurdu,
ruhlarımız teslim etselerdi tümüyle kendilerini? ne olurdu
onların geceleri pıhtılaşmış olsaydı köklerle? ne olurdu
büyük çukurlar sıkılmış olsaydı günlerinden?


Öyle olsaydı bile, bu kaşık dolusu acı sürüp gidecek bizimle,
sürüp gidecek şu bizden sonra gelenlerle de. Ezilecek Ekim
yaprakları gibi salıvermek için mis kokularını, gelişip serpilecek
mayanın değişiminde.


Kızaran etin yoğun dumanında, kararan taşta, ortasında
bütün bu karman çorman yiyip içmenin, bak nasıl parlatıyor
geleceği saf ve eskil bir yasa dünyanın ilk gecesinde. Bak
nasıl yavaşça kızarıyor ekmeğin kabuğu ve atıyor hamurun kalbi
sabır oturduğu sürece ateşin kıyısında.


Ve hiçbir şey dokunamaz onun sessizliğine sabaha kadar.
Dağınık bir yatak gibi küllerin altında, izle yuvarlak
somunları ve köşeli somunları kabarırken. Hisset onların
derin hayvani ateşini ve ustaca kapatılmış nadide kalbini
kafese tutsak bir kuş gibi.


Oh! Tekrar yaşıyoruz! Gün başlıyor yeniden kentin siluetinde
Tanrı doğmuş olabilir, geri dönerken O, solgun bir çocuğun
suretine bürünebilir. Ürettiğimiz ise şey çoktan başladı
kahverengileşmeye ve enfes kokular yaymaya.


Açlığını bastırsın diye bir parça ekmek verelim o çocuğa.


Ve zamanı gelince uyuyacağız, ağır hayvanlar, Festivalin
ve sarhoşluğun tanıkları alıyor bizi içine bu sabah
ve gün ışığı yerleşiyor dünyaya.



BÜYÜK ŞELALELER


Gitmemek daha iyi bu derin ormanlara
Diplerinde uyuyan
Büyük şelaleler için


Uyanmasın daha iyi büyük şelaleler
Sahte bir uyku örter tuzlu kirpiklerini
Düşleri fark edemez tomurcuklar
Beyaz ve oksijensiz suyun altında


Onların çevresindeki günler
Ve cılız ve tekdüze mızırdanan ağaçlar
Hiçbir hayali gömmez suların içlerine


Bu karanlık ormanlardaki su
Öylesine zavallı ne yeknesak akışlı
Ve akışkan bir kaynakta kutsanmış
Bir deniz itirafı baktığım yerde


Ah gözyaşları içime akan
Bu mezar çukurunun boşluğunda
Dikilmiş sütunlara baktığım yerde
Ah benim eski sabrım
Dokunulmamış kalsın
Sonsuz yalnızlık su yalnızlık.



MUTLULUK TACI


Ölüm, bir dişi kurt oluyor
Taş bir vücut yanan ufukta


Düş, incecik dumanı köyün
Sık çalılar gibi tüten yüzlerce ev


Yüzücüler, yüzüyor öyküsüz bir gecede
Koklayarak yosunları ve okyanusu


Senin yüzünün ışığı
Uyandırıyor
Bir geleceğin ışığını
Bir soluğun aşkını


Gün yeniden başlıyor
Geçiyor gece su çizgisini
Şafağın geniş kanatları
Başını döndürüyor dünyanın


Sevinç kucak dolusu
Şiir yüksek bir kafanın doruğunda
Mutluluk tacı



SISKA KIZ


Ben sıskacık bir kızım
Bu yüzden çok güzel görünür kemiklerim


Gözüm gibi bakarım ben onlara
Acayip bir acıma duygusuyla


Eski metaller gibi
Cilalarım onları ben durmadan


Mücevherler ve çiçekler
Mevsimsizdirler.


Bir gün bulacağım elbet ben de aşkımı
Ve gümüş bir mahfaza yapacağım ona


Kendimi asacağım
Bomboş kalbinin olduğu yere


Bu fıkır fıkır boşluk, kim bu coşkusuz konuk
Birdenbire içindeki?


Yürüyüşün,
Kımıldaman,
Bütün hareketlerin
Donatıyor ölümü içindeki terörle


Kabul ediyorum titreyişlerini
Bir hediye gibi.


Ve kimi zaman
Kaskatı kesiliyorum göğsünde,


Aralıyorum
Islanan göz çukurlarımı
Ve esrarlı ve çocuksu düşler
Bayım
Tıpkı yemyeşil bir su.



BAHÇEDE ELLERİMİZ


Bu düşünceyi
Bahçeye ekmek için aldık ellerimize


On parmağın dalları
Fidanları kemiklerin
Taş bahçeyi bastı bağrına


Gün boyunca
Kızıl kuşu bekledik
Ve körpe yapraklarını
Cilalı tırnaklarımızın


Ne kuş
Ne bahar
Düştü tuzağa haşin ellerimizin ininde


Sadece bir çiçek için
Rengin küçük bir yıldızı
Asude kanatların saldırısı


Sadece zavallı bir not
Tam üç kez tekrarlandı


Başka bir mevsim gerekecek bize
Ve ellerimiz dağılıp saçılacak su gibi.



ŞATODA HAYAT


Atalardan kalma bir şatodur o
Ne masaları var ne de ateşi
Ne bir zerre tozu ne de kilimi.


Buranın sahte tılsımı
Parlak aynalarını kaplamış boydan boya


Yapılabilecek tek şey
Gündüz gece bakmak kendi suretine


Hadi savur imgeni bu donmuş şelalelere
Gölgesiz ve renksiz en zor imgeni


Bak, nasıl da derin bu aynalar
Klozetler gibi
Bazı bedenler hep yaşar orada, gümüşün altında
Hemen sarar imgeni
Ve yapışır yosun gibi.


Değiştirir seni, zayıf ve çırılçıplak
Ve canlandırır aşkı usul acı bir titreyişte



KRALLARIN MEZARI


Kalbim kör bir şahin gibidir
Yumruğumda


Suskun kuş kavramış parmaklarımı
Bir fener şişmiş şarapla ve kanla,
Aşağı iniyorum
Kralların mezarına doğru
Hayrete düşmüş
Henüz doğmuş.


Ariadne'nin hangi imi yol gösteriyor bana
Sağır labirentler boyunca?
Ayakların yankısı yutuluyor birer birer.


(Hangi rüyadaydı
bileklerinden bağlanmış bu çocuk
afsunlu bir köle gibi?)


Rüyanın yazarı
Sıkıyor ipi
Ve çıplak ayaklar geliyor
Birbirinin ardınca
İlk damlası gibi yağmurun
Kuyuların dibinde.


Koku çoktandır dönüyor kabarmış fırtınalar içinde
Çamurlar kapı eşiklerinde
Odalarda, gizli ve yuvarlak,
Serilmiş yatakların kaskatı dikildiği yerlerde.


Kuklaların durağan arzusu itiyor beni
Şaşkın seyrediyorum
Siyah kemikleri
Parlayan mavi taş kaplamaları


Birkaç trajedi sergileniyor, sabırla yontulmuş
Kralların göğsüne,


Sanki mücevher gibi
Ve bize sunulmuşlar
Göz yaşı ve pişmanlık beklemeden.


Tek başına bir kavga:
Tüten buhur, kabuklu kuru pirinç.
Ve benim ürperen etim:
Tören ve uysal kurban.


Olmayan yüzümde altın maske
Mor çiçekler, tıpkı göz bebeklerim gibi,
Aşkın gölgesi çiziyor beni küçük kesin çizgilerin içine
Ve kuşum nefes alıyor
Ve hıçkırıyor tuhaf bir şekilde
Uzun bir ürperiş
Sanki rüzgâr koşuyor bir ağaçtan bir ağaca
Çeviriyor yedi büyük abanoz firavunu
Vakur ve şatafatlı lahitlerin içinde.


O sadece dibi ölümün, ki kurtulanlar,
Taklit ederek son azabı
Arayarak sükuneti
Ve ebediliklerini
Bileziklerin çıngırdayan ışığında
Mağrur yüzük oyunları başka yerlerin
Kurbanlık etin çevresinde.


Uyuyorlar ve içiyorlar,
İçimdeki şeytanın kardeşçe kökeni için açgözlülükle;
Yedi defa öğrendim kemiklerin kepazeliğini
Ve söküp atmak için kalbe uzanan kurumuş eli.


Morarmış ve tıka basa dolmuş korkunç bir rüyada
Sımsıkı kapandı dudaklarım
Dışımdaki ölü katledildi,
Niye dolaşıyor şafağın yansısı burada?
Niçin titriyor bu kuş
Ve uzatıyor pençelerini
Sabahın göz çukurlarına?



GÜNÜN SİMYASI


Bırak hiçbir kız hizmet etmesin sana vahşi yaralarını
bastırdığın bu günde, kanlı hayvan, karaçamın eğilmiş dallarına.


Çevrendeki kızlara söyleme ateşin köreldiğini, uyarma kızları
menekşe kalplerle.


Onların yedisi de görecek mavi acıları taşıyan odanı
saçlarında yükselen sessiz amforada.


Kayıp gidecekler kendi gölgelerinin eflatun çizgilerinde
sualtı yalımları gibi sessiz bir ayinin ihtişamı içinde
senin duvarlarının dört rüzgârı boyunca.


Usulca dürülmüş kutsal acıların saklandığı antik kilimleri
yeşil çimenlere benzeyen ayaklarıyla, güneşin dalgalandırdığı
yumuşak çayırı, sessizliği ve çığlığın katı boşluğundaki sık otları
biçsinler diye ne kızları uyar,


Ne de bir yeraltı aşkının gizlenmiş güçlü titreşimini, denizin
akıl almaz arzusuna benzeyen şarkısı süzülmeye başlarken suda.


Uyarılmış birinci kız birer birer toplayacak kız kardeşlerini
ve senin açık damarlarının yapraklarında, aşkın demir atmış
yaralarını usulca anlatacak onlara.


Seçilmiş kız kardeşlerin en karanlığı getirecek sana, acı kalplerin
üstünde henüz tomurcuklanan balsamı, kutsallığı bozulmuş eski
mahzenleri, gece yarısı teşhislerinin ve eczanın çiçek yataklarını,


Hassas kazılarla ve sabırla gün ışığına çıkarılmış sevgili bir taş gibi
en yavaşları, yakıcı gözyaşlarıyla kendine yeni bir yüz yaptığı sürece.


O burada, tuzun seçkin kızı, bereketli hasadının muhteşem sepetlerine
koymak için seni. Yolda tartıyor parmak uçlarıyla senin batık
bir bahçeden toplanmış çiy tanelerine benzeyen göz yaşlarını.


Bak, adı Veronica olanların biri katlıyor geniş çam yapraklarını
ve peçesine suyun parlak aynası gibi serilmiş ıstırap dolu
bir yüzün düşlerini. *


Her yanına pirinç madeninden çiviler batırılmış, ateşler içinde
yanan kız acele ediyor şimdi bu gece, en tepesine yükselmiş,
büküyor onun olgun yapraklarını, siyah ayçiçekleri gibi.


Neredeyse bastıracak ellerini sıkıca senin gözlerinin üstüne
tıpkı mükemmel düşlerin yüzyıllarının, ölümün, sert bir incinin
beyaz kanının tefekküre daldığı yerdeki canlı bir istiridye gibi


Ah, rüzgârda ürperen sen, dört mevsimin bayrak direklerine
çekilmiş yüzünün güzelliği,


Sen, kumlarla ufalanmış, saçılmış saf yağlarla, akışkan renkli
ve güçlü suların tanımsız mucizelerinde üryan,


Karışık balçığın yüzüne bürünmüş kireçtaşı merhametlerden
gelen sessizliğin farkına var.


Maviye karşı hazır tut yeşili, ve, gücün sahipliğini, korkma
aşıboyasından ve erguvaniden, bırak bağlı kalsın dünyaya


kopyası dünyanın, yayına bağlanmış bir ok gibi,
Kendi garip simyasına bağlı, uyarılmış lütuf gibi çılgın trafikte,


Güneşteki saf vahşi şeyler, adını koysun yüzleştiği her şeyin
rahatsız edilmiş ve parçalanmış büyük ölünün haşmetiyle.


Kırık mavi camların duvarları dağılıyor denizdeki halkalar gibi,
Ve kalbin tam ortası tasarımlıyor kendi narin çitini.


Bir anlık zaman için çağırılmış, gün yükseliyor sözcüklerde,
saplarının üzerinde patlayan dev gelincikler gibi.

*Efsanevi Veronica'nın, Calvary'ye benzer şekilde, İsa'nın kanayan yüzünü sildiği;
ve bu mendil ya da peçede daha sonra İsa'nın yüzünün göründüğü söylenmiştir.

M.Burak Sezer
28-09-2006, 16:45
<TABLE width="100%">
<T>
<TR>
<TD style="TEXT-ALIGN: justify" colSpan=2>


http://www.aruz.com/dunyasiir/poe.gif


Edgar Allan Poe -(1809-1849)



Amerikan sairi. Poe, amaçladigi üst heyecan durumuna ritm, aliterasyon ve kafiye kullanimi ile ulasmaya çalisir. Okurun dikkatini anlamdan çok ses'e çekmeye ve düzenli ses tekrarlari ile hipnotik bir etki yaratmaya...anlami bulandirisiyla, fiziksel objeleri tahrip edip anlamlarini degistirisiyle, adeta "meleklerin ürettigi" bir siire, okuru "gezegenlerin müzigi" ne yaklastiran bir sezgiyi uyandirmaya çalisir. http://www.aruz.com/grafs/resim/kare.gif</TD></TR>
<TR>
<TD colSpan=2>



Edgar Allan Poe






<TABLE width="100%">
<T>
<TR>
<TD>..........'e</TD>
<TD align=right></TD></TR>
<TR>
<TD style="TEXT-ALIGN: justify" colSpan=2>



aldirmiyorum, bu dünyada payimin
-Dünyadan az bir hisseyle-
ask yillari olmasina unutulan
bir dakikanin nefretinde.
.
aglamiyorum terkedilmisler güzelim
Benden mutludur diye
ama sen üzülüyorsun diye...
kaderime bir yolcu olan benim!.






<TABLE width="100%">
<T>
<TR>
<TD>Annabel Lee</TD>
<TD align=right>[/url]</TD></TR>
<TR>
<TD style="TEXT-ALIGN: justify" colSpan=2>
Seneler,seneler evveldi;
Bir deniz ülkesinde
Yasayan bir kiz vardi,bileceksiniz
Ismi Annabel Lee;
Hiçbir sey düsünmezdi sevilmekten
Sevmekten baska beni.

O çocuk ben çocuk,memleketimiz
O deniz ülkesiydi,
Sevdali degil karasevdaliydik
Ben ve Annabel Lee;
Göklerde uçan melekler bile
Kiskanirdi bizi.

Bir gün iste bu yüzden göze geldi,
O deniz ülkesinde,
Üsüdü rüzgarindan bir bulutun
Güzelim Annabel Lee;
Götürdüler el üstünde
Koyup gittiler beni,
Mezari ordadir simdi,
O deniz ülkesinde.

Biz daha bahtiyardik meleklerden
Onlar kiskandi bizi,_
Evet!_bu yüzden (sahidimdir herkes
Ve o deniz ülkesi)
Bir gece bulutun rüzgarindan
Üsüdü gitti Annabel Lee.

Sevdadan yana ,kim olursa olsun,
Yasça basça ileri
Geçemezlerdi bizi;
Ne yedi kat gökteki melekler,
Ne deniz dibi cinleri,
Hiçbiri ayiramaz beni senden
Güzelim Annabel Lee.

Ay gelip isir hayalin erisir
Güzelim Annabel Lee;
Bu yildizlar gözlerin gibi parlar
Güzelim Annabel Lee;
Orda gecelerim,uzanir beklerim
Sevgilim,sevgilim,hayatim,gelinim
O azgin sahildeki,
Yattigin yerde seni .</TD></TR></T></TABLE>





</TD></TR></T></TABLE>
<TABLE cellSpacing=0 cellPadding=0 width=721 align=left>
<T>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" vAlign=top width=175></TD>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" vAlign=top width=541 rowSpan=2>
<TABLE width="100%">
<T>
<TR>
<TD>Bir Düs</TD>
<TD align=right>[url="http://www.aruz.com/dunyasiir/yazdir.asp?id=218"] (http://www.aruz.com/dunyasiir/yazdir.asp?id=216)</TD></TR>
<TR>
<TD style="TEXT-ALIGN: justify" colSpan=2>
Görüntüleri arasinda karanlik gecenin
Yitirilmis sevincin düsünü kurdum.
Ama kalbimi kirarak beni uyandirdi
Görüntüsü yasamin ve isigin.

Ah! Düs olmayan bir sey var midir gündüzleyin
Gözlerinde geçmisten gelen bir isikla
Çevresine bakan kisi için?

O kutlu düs-o kutlu düs,
Bütün dünya kinarken
Tarli bir isik gibi neselendirdi beni
Yalniz bir ruha yol gösteren.

Ne olmus geceleyin ve firtinada
Titriyorsa yükseklerdeki isik?
Daha berrak bir sey var midir
Gündüz parlayan yildizindan, gerçegin! </TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE>

emre gümüşdoğan
30-12-2006, 18:54
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">MAYAKOVSKİ (1893 - 1930) <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />[/B]

Tam adı Vladimir Vladimiroviç Mayakovski’dir. 1893'de Gürcistan'ın Bagdatti kentinde doğan Mayakovski, daha 12 yaşında iken, 1905 Devrimi döneminde Çarlığa karşı kitlesel eylemlere katıldı. Daha sonra 1906'da babasının ölümü üzerine Moskova'ya taşındı. 1908 yılında, 15 yaşında RSDİP'ne katıldı. 1908-1909 yılları arasında iki kez tutuklandı ve 11 ay hapis yattı. Ardından 1910 yılında, lise üçüncü sınıfından ayrılıp, resim dersleri almaya başladı ve aynı yıl Stroganov Uygulamalı Sanatlar Okulu'na kayıt oldu. İlk şiirlerini burada yazmaya başladı. 1912'de yayımlanan "Yaygın Begeniye Bir Şamar"ı, Rus fütüristlerinin ilk bildirisi izledi. Arkadaşları David Birlik ve Hlebnikov Kroçonuk'la beraber hazırladığı bildirinin sloganı, "Puşkinler, Tolstoylar Kapı Dışarı!"ydı.
Mayakovski, şiirlerini sadece dergilerde yayımlamakla kalmıyor, onları edebiyat çevrelerinin toplandığı kahvelerde de okuyordu. 1913'de Petersburg Lunaparkı'nda kendisinin sahneye koyup oynadığı "Vladimir Mayakovski" adlı oyunu, Rusya 'da sergilenen ilk fütürist gösteri oldu. 1915'de iki kübist tablosu sergilendi. "Pantolonlu Bulut" ve "Omurganın Flütü" iki uzun şiiri dünya çapında tanınmasını sağladı.
1917 Ekim Devrimi'nden sonra Bolşevikleri destekleyen Mayakovski, devrimin salt politik bir devrim olarak kalmayıp, eski sanat anlayışını da kökten yıkması gerektiğini vurgulayarak LEF'i (Sol Sanat Cephesi) oluşturdu. "Sokaklar fırçamız, alanlar paletimizdir" sloganı ile özetlediği, sanatı kitlelere mal etme, sokağa indirme, ülke kültürünü yeniden canlandırmak için sanatı kullanma Mayakovski'nin başını çektiği Rus fütüristlerinin en belirgin özelliğidir. Bu anlayışla, Sovyetlerin sokakları, meydanları bu anlayışla sloganlar ve fütürist resimlerle donandı. 1917 Ekim Devrimi'nden sonra bu faaliyetlerinin yanı sıra, Halk Eğitim Komiserliği'nde görev aldı. "Toplum Sanatı" adlı dergiyi yönetti ve tüm Sovyetleri dolaşarak şiirlerini okudu. 1918'de, "Devrime Övgü" ve "Sol Marş" adlı uzun şiirlerini yazdı.
1922'de LEF'in aynı adı taşıyan dergisini çıkardı ve yönetti. Bu dergide "psikolojizm"e karşı çıkan devrimci bir sanat hareketi oluşturmaya çalıştı. 1924'de Lenin'in ölümünden sonra "Vladimir İliç Lenin" (Lenin Destanı) adlı ağıtı yazdı. 1925'de İzvestia gazetesinin muhabiri olarak ABD, Meksika, Küba ve Fransa'ya gitti. Anılarını "Amerika'yı Keşfetmek" adlı kitapta topladı. 1927'de Yeni LEF dergisini çıkarmaya başladı. 1925'de kurulan Rus Proleter Yazarlar Birliği'nin fütüristlere karşı tutumu nedeniyle "sekterlikle" suçladı.
1925 yılında intihar eden arkadaşı Yesenin'i eleştirmesine rağmen, bu intihar olayından etkilenmiş olan Mayakovski, 1930 yılında 37 yaşındayken intihar etti.

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Mayakovski'den şiir üzerine bir yazı:[/B]

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Şiir Nasıl Yazılır?[/B]
Vladimir Vladimiroviç MAYAKOVSKİ


1: Şiir bir üretimdir. Çok üç, çok karmaşık türden bir üretimdir ama gene de üretimdir.

2: Şiir çalışması yalnızca eskiden saptanmış ve sınırlanmış şiirsel yapıt örneklerini incelemek değil, üretim süreçlerini incelemek, yeni şeyler yaratmamızı sağlayacak bir çalışma yapmaktır.

3: Yenilik, malzemelerde ve yöntemlerde yenilik yaratmak, her şiirin yazılışında zorunludur.

4: Dize yaratıcısı uğraşını sanatında ustalaşmak, şiir için birikim sağlamak üzere ün be gün sürdürülmelidir.

5: İyi bir çalışma defteri tutmak, bu defterden nasıl yararlanılacağını anlamak, aşınmış ölçülerle kusursuz şiir yazmayı becermekten daha önemlidir.

6: salt şiirli sigara çakmakları yapacağım diye kocaman fabrikalarını harekete geçirmeye gerek yoktur. Ekonomik olmayan şiirsel saçmalıkların üretimini yadsımak gerekir. Kaleminize yalnızca bir şeyi şiirden başka yolla dile getiremeyeceğiniz zaman el atın. Ön hazırlıklarınızı ele alıp işlemeye apaçık bir toplumsal buyruk duyduğunuz zaman girişin ancak.

7: Toplumsal buyruğu doğru olarak anlayabilmek için şairin olup bitenlerin ortasında olması gerekir. Şair için kuramsal ekonomi bilgisi, gündelik yaşamın gerçeklerini tanımak, bilimsel tarih incelemelerine gömülmek, kendi çalışmalarının özü açısından, geçmişe tapan idealist profesörlerin bilgiç ders kitaplarından çok daha önemlidir.

8: Toplumsal buyruğu en iyi biçimde yerine getirebilmek için sınıfınızın öncüsü olmanız, sınıfınızla birlikte savaşımı tüm cephelerde sürdürmeniz gerekir. Sanatın politik olmadığını söyleyen o miti paramparça etmeniz gerekir. Bu mit şimdilerde ene “geniş destansi dokular” (önce destansı, sonra nesnel, sonunda da siyasal bakımdan bağlanmamış) ya da “süslü biçem” (önce süslü, sonra yüce, sonunda da tanrısal vb.) gibi şeyler üzerinde çene yorma biçiminde boy gösteriyor.

9: Rastlantıyı, beğeni değişkenliğini, değerlerin öznelliğini ancak sanata bir üretim olarak yaklaştığınızda ortadan kaldırabilirsiniz. Edebiyat yapıtının değişik yönlerini ancak sanatı bir üretim olarak kabul ettiğinizde kavrayabilirsiniz.: Şiirler, işçi ve köylü gazetelerindeki haberler. Bir şiir izleğini gizemli bir biçimde kafanızda evirip çevirmek yerine ivedi sorunları şiirde geçerli göstergeler ve ölçütler aracılığıyla doğru olarak ele alıp işleme gücünü kazanırsınız o zaman.

10: Üretim işini, teknik süreç denen şeyi kendi içinde bir amaç olarak görmemelisiniz. Ne var ki şiir çalışmasını yararlı kılan şey, bu üretme sürecinin ta kendisidir. Şairler arasındaki ayrımı belirleyen şey de işte bu üretim yöntemleri arasındaki ayrımdır; bir insanı usta bir yazar yapan tutum da yalnızca çeşitli edebiyat araçlarından oluşan bu alanı en geniş kapsamıyla bilmek, ustaca kullanabilmek ve bu alanda birikim sağlamış olmaktır.

11: Şiirin içinde bulunduğu gündelik koşulların gerçek bir sanat yapıtının yazılmasında öbür etkenler ölçüsünde ağırlığı vardır. Bohem sözcüğü her türlü sanatçı-bilgiç yaşama biçimini tanımlamakta kullanılan bir aşağılama sözcüğü olmuştur. Şimdiye dek “bohem” sözcüğüne yalnızca bu sözcüğe savaş açılmıştır. Bundan arta kalan ve bugün hala yaşayan eski edebiyat dünyasının bireyci ve çıkarcı havası, yoz ustaların ucuz bencilliği, karşılıklı övgüler düzme alışkanlığıdır; “şiirsel” sözcüğü de “gevşek” “biraz esrik” “uçkuru çözük” vb. anlamlarına gelmiştir. Bir şairin giyinişi, evde karısıyla konuşuşu bile değişik olmalı bütünüyle yazdığı şiir türüne öre belirlenmelidir sanki.

12: Biz Sol Cephe’nin şairleri, şiirde yaraticiligi saglayan gizlerin yalnizca bizlerin elinde bulundugunu söylemedik hiç bir zaman; ne var ki bu izleri açiga çikarmaya çalişanlar, yaraticilik sürecini göz boyayici bir dinsel-sanatsal kutsallik havasina bürünmekten kurtarmak isteyenler de bizler olduk.

Benim bu kitabda yapmaya çaliştigim şey yalnizca bir tür insanin, edebiyatçi ugraşdaşlarimin kuramsal çalişmalarindan yararlanarak giriştigim alçak gönüllü bir açiklamadir.

Bu edebiyatçilar çalişmalarini çagdaş malzemeye uygulamali, gelecegin şiirine cömertçe yardim etmelidirler. Ama bu da yetmez.

Kitle egitim örgütleri, eski estetik ögretilerini ta kökünden sarsmak zorundadirlar.

Ingilizceden çeviren <B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yurdanur SALMAN[/B]
Yaşanti Sanat Kitaplari ikinci baski Istanbul-1983
Sayfa: 51-61

emre gümüşdoğan
04-02-2007, 21:18
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Anna Hebert(1916 -)<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />[/B]

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Quebec'e yakın küçük bir köyde doğdu. Onu yıllarca yatağa bağlayan bir çocukluk hastalığı yüzünden evde eğitim gördü. 1953'te yayınlanan "Kralların Mezarı" adlı yapıtıyla ünlendi. Sürekli olarak sinema, televizyon ve tiyatro için de ürünler vermektedir. "Kaouraska" adlı romanı filme çekildi. Şiir kitapları; "Süspansiyon Düşleri"(1942) "Kralların Mezarı"(1953) "Şiirler"(1960)[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]



EKMEK DOĞUYOR

Nasıl konuşturursun ekmeği, bu eski hazine sarmalanmış
kendi katılığına bir kış ağacı gibi, demirleşmiş, öyle ki,
fark edilebiliyor çıplaklığı geçirgen güne rağmen?

Bilinç gözümün karanlık odasına kilitlemiş olsaydım kendimi
oraya kazınmış bu ebedi isimle, ve eğer ısrarla isteseydim
eski yavan heceyi üretmek için onun değişken hayallerini

Binlerce kör ve acı hayvanın çarpma sesidir bütün duyduğum
Kapıya karşı, sıkıştırılmışlığın aşağılık sürüsü, mıymıntı ve pelteleşmiş
uyuzlu pöstekilerinin içinde, katur kutur çiğneyen sözcükleri
tıpkı otlar gibi zamanın şafağından bu yana.

Fakat temiz bir süpürülüşü uzayın çekip çekiştirerek şiir için
ve isteğin ve yabanlığın açık bir tarlası, ufkun uzak bir yerinde
zaman kırar açıklığı ve ekmeğin tadı, tuz, su serpilip filizlenir
tıpkı deniz dibindeki düz ve mavi kayalar gibi.
bu daima böyledir, bu eski-çağ açlığı

Açlık ansızın akar geleceğe, toprağa diz çöker, eker tohumu
derin uykunun gölgesine, oraya, kendi kalbinin küresine.

Ah şu uzun ilk gece, çatlayıp yarılan dünyaya karşın, yüz
sıkıştırdı, dinleyerek, kanın atışını alarak, bütün düşleri
kovdu zihninden, bütün hareketler durdu, bütün dikkatler
sevginin üstüne toplandı.

Tohum çatlayarak uzatıyor başını toprağın üstüne. Bir yer altı
kaynağı ona, yeşil pürçekli başını dışarı çıkarmasını söylüyor.
Yeryüzünün çıplak karnı ve çiçekleri ve yemişleri
sıcak öğle güneşinde.

Gök mavi tozunu serpiyor; rengarenk ellerimiz tarlaların üstünde
muhteşem taze gelincikleri andırıyor.
Topraktan çağırılan bütün şekiller ve renkler neşeyle kabarıyor
gözle görünür biçimde soluk alıp veriyor sanki.

Yer zonkluyor ve meliyor. Yünü beyazlaşıyor yazın göz kamaştıran
saydamlığında, geveze ağustos böceği şarkı söylüyor.


Değirmentaşları gözenekli sert tohumlarıyla
hiçbir şey yansıtmamaya mahkum edilmiş camlardan
bakan devin boğuk heyecanına kapılmış.

Bütün hepsi elinden geleni yapıyor gölgelerde, ağır ve karanlık,
zorlukla ve hasadın kalbi gibi ezerek bölüyor minicik parçalara,
öğütüp un ufak ediyor, helmelenmiş kuru bir sağanak olması için.

Böylece can veriyor, bu acayip sivri deniz kabuklarının çiçeklerine
denizci güneş billurlaştırıyor onları parlak bir serpintiyle
hemen çatlıyor çekirdek bizim için, şarkı söyleyerek, vazgeçerek
kendisinin gerçek ve mükemmel formundan.

Daha sonra, yoğuracağız sütlü hamuru, bekleteceğiz asude bir
uyuşukluk içinde, sakinleşsin, hâlâ hava kabarcıkları var
içinde küçük havuzcuklar gibi.

Ve ne olurdu tesadüfen artıverseydi rüzgâr? Ne olurdu,
ruhlarımız teslim etselerdi tümüyle kendilerini? ne olurdu
onların geceleri pıhtılaşmış olsaydı köklerle? ne olurdu
büyük çukurlar sıkılmış olsaydı günlerinden?

Öyle olsaydı bile, bu kaşık dolusu acı sürüp gidecek bizimle,
sürüp gidecek şu bizden sonra gelenlerle de. Ezilecek Ekim
yaprakları gibi salıvermek için mis kokularını, gelişip serpilecek
mayanın değişiminde.

Kızaran etin yoğun dumanında, kararan taşta, ortasında
bütün bu karman çorman yiyip içmenin, bak nasıl parlatıyor
geleceği saf ve eskil bir yasa dünyanın ilk gecesinde. Bak
nasıl yavaşça kızarıyor ekmeğin kabuğu ve atıyor hamurun kalbi
sabır oturduğu sürece ateşin kıyısında.

Ve hiçbir şey dokunamaz onun sessizliğine sabaha kadar.
Dağınık bir yatak gibi küllerin altında, izle yuvarlak
somunları ve köşeli somunları kabarırken. Hisset onların
derin hayvani ateşini ve ustaca kapatılmış nadide kalbini
kafese tutsak bir kuş gibi.

Oh! Tekrar yaşıyoruz! Gün başlıyor yeniden kentin siluetinde
Tanrı doğmuş olabilir, geri dönerken O, solgun bir çocuğun
suretine bürünebilir. Ürettiğimiz ise şey çoktan başladı
kahverengileşmeye ve enfes kokular yaymaya.

Açlığını bastırsın diye bir parça ekmek verelim o çocuğa.

Ve zamanı gelince uyuyacağız, ağır hayvanlar, Festivalin
ve sarhoşluğun tanıkları alıyor bizi içine bu sabah
ve gün ışığı yerleşiyor dünyaya.

emre gümüşdoğan
19-02-2007, 15:53
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"> Gerard de Nerval (1808-55)<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"> [/B]<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Romantizm çıkışlı şair, öykücü ve tiyatro yazarı Gerard de Nerval, El desdichado şiiriyle Sembolizmin, Ejderha Kızlar'da (Les Chimeres) yer alan ünlü soneleri ve Aurelia (Rüya ve Yaşam) adlı öyküsüyle Gerçeküstücülüğün öncülerinden sayıldı. Yapıtlarının yanı sıra, tıpkı Rimbaud gibi, yaşamı ve ölümüyle efsaneleşti. En güzel yapıtlari olan, Ejderha Kızlar'daki sonelerini, Sylvie ve Aurelia adlı öykülerini tımarhanelerde yarı delilik, yarı trans halinde yazdı. Ömrü, düşlerle gerçek arasındaki zaman yolculuğunda geçti. Sonunda bu yolculuktan usanıp bir kış günü kendini sokak lambasına astı.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">ŞİİRLERİNDEN öRNEKLER:[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">FANTAZYA[/B]

Bir hava bilirim dünyalara değişmem
Bütün Rossini, Mozart, Weber sizin olsun
Çok eski bir hava, ağı, hazin, muhteşem
Yalnız ben duyarım onda ne varsa füsun

Ne zaman o havayı dinleyecek olsam
Ruhum gençleşiverir beden iki asır
On üçüncü Louis devridir vakit akşam
Batan günle sararmış bir yamaç uzanır

Camları kızıla çalan renklerle yanar
Tuğlalardan bir şato, köşeleri taştan
Etrafı çepeçevre bağlar, bahçeler, parklar
Bir dere akıyor çiçekler arasından

Kömür gözlü bir kumral en üst pencerede
Eskidir geçmiş zaman esvapları eski
Görmüşlüğüm var bu kadını! Ama nerde
Hatırlıyorum, başka bir hayatta belki

Çeviri: Cahit Sıtkı Tarancı

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">İLK SEVGİLİLER[/B]

Nerde bizi seven kızlar
Hepsi kara topraklarda
Daha şen daha gamsızlar
Daha güzel bir diyarda

Meleklerle beraberler
Mavi semanın dibinde
Meryem Ana'yı överler
Coşkun ilahilerinde

Sen ey bembeyaz nişanlı
Baharındaki bakire
Sararmış, garip sevdalı
Verip kendini kedere

Gözlerimizde bir derin
Ebediyet vardı gülen
Sönmüş ışıkları yerin
Yanın göklerde yeniden

Çeviri: Orhan Veli Kanık

***
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">DELFICA[/B]

Anımsar mısın DAPHNE, eski bir şarkı vardı,
Çınar, mersin ve defne dalları eteğinde,
Zeytinlerin, titreyen söğütlerin dibinde,
O sevda şarkısını söyleyip dururlardı?...

Anımsar mısın, büyük, loş bir TAPINAK vardı,
Ya o mağra? Ürkerdi gezginler girdiğinde,
Uyurdu yenik ejder tohumunu ininde
Limonlar dişlerinin izini taşırlardı.

Ağlayıp özlediğin o Tanrılar gelecek!
Zaman eski düzeni yeniden getirecek;
Toprak titriyor çünkü yalvaç'ın soluğunda...

Latin yüzlü bilici kadın uyusa bile
Constantin kemerinin gölgeli eteğinde
-Yerli yerinde her şey, yerli yerinde inan.

***
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">N'OLUR BIRAK BENİ[/B]

Küçük kız, güzel kız, yalvarırım sana;
N'olur bırak beni, bakma boşuna,
Yüreğini tazelerim diyorsun,
Yaralıyım, üzgünüm, acılıyım,
Gençliğini tüketmiş solgun alnım
Mutluluğa gülemez görmüyor musun ?

Vadilerimizde parlayan çiçeklerin
O soğuk nefeslerinde kış, yarın,
Açılmış bir bağrı buza kesince
Ölü yaprağa kim verebilir geri
Rüzgarın alıp götürdüğü kokuları?
Baygın parlaklığı kim verebilir!

Bir zamanlar dolup taşıyordum aşkla
Tatlı kız, niçin rastlayamadım sana,
Bilsen nasıl coşup kendimden geçerdim
Dünyalara değerdi bu gülüşün
Onun için neler vermezdim bir düşün.
Güzelliğinle beslenirdi günlerim.

Oysa şimdi küçük kız, bakışların
Fırtınaya tutulmuş tayfaların
Rüzgar dinse bile, yarılmış, kırık
Tekneleri sulara gömülürken
Umutsuz, çaresiz gözlerine dökülen
Parlak bir yıldızın ışığından farksız.

Küçük kız, gülze kız, yalvarırım sana;
N'olur bırak beni, bakma boşuna
Yüreğini tazelerim diyorsun:
Gençlikten yoksun şu solgun alnımda
Hüzün seviyi de, mutluluğu da
Çoktan sürgün etmiş, görmüyor musun ?

***

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">LUXEMBOURG PARKINDA [/B]

Genç kız yanımda sekerek,
Kuş gibi şakrak ve canlı
Geçti, elinde bir çiçek,
Dilinde yeni bir şarkı.

Yalnızca oydu belki de
Gönlü gönlümü yansıtan
Gelip de derin geceme
Bir bakışla ışık tutan!

Ne fayda, - gençliğim uçtu...
Elveda tatlı ışığa, -
Kokuya, genç kıza, uyuma...
Mutluluk geçiyordu, - kaçtı!

***

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">NİSAN[/B]

Güzel günlerin işte ilk sesi
Toz, mavi gök ve ışık huzmesi,
Al al duvarlar, uzun akşamlar,
Henüz yeşil yok; kızıla çalan
Bin akis, süzülüp yapraklardan
Dalları, ağaçları süslüyor!

Beni bu hava perişan eder,
- Yağmurlu günlergelir ve gider,
Belirip usulca bir tablodan,
Yemyeşil ve gülpembe ilkbahar,
Körpe, bir orman gerisi kadar
Açılıp gülerek çıkar sudan.

Çeviren: Erdoğan Alkan

***
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">ANTEROS[/B]

Boynun esnek ve uysal, peki bu dik baş nedir
Yüreğinde bunca kin neden? diyorsun bana;
Attığı mızrakları atarım tanrılara
Çünkü kanım ve soyum öfkeli Antée'dendir.

Alnımdaki kızıllık dudağının yeridir,
Çünkü beni seçti o, yazgım bağlı Şeytana,
Bürünürüm Kabil'in zalim kızıllığına,
Habil gibi sapsarı kesilirim gün gelir!

Yehova! sonuncu da, senin dehana yenik,
Haykırdı cehennemler dibinden: "Ey zorbalık!"
Dedem Belus idi o, babam Dagon belki...

Cocyte'in sularına soktular beni üç kez,
Annem Amalecyte'i koruyup yapayalnız
Yeniden ekiyorum canavarın dişini.

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Not:[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Anteros:[/B] Ares ve Aphrodite'in oğlu. Sevdaya karşılık vermeyenleri cezalandırarak aşk kırgınlarının öcünü alır.
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Antee: [/B]Toprağın oğlu olan dev. Gücünü toprağa değdiğinde kazanır. Bir kavgada Hercule'ü yendi.
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yehova:[/B] Tevratta tanrının adı.
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Belus:[/B] Bir diğer adı Baal. Tevrata göre filistinlilerin tanrısı. Yahudilerin tanrısı Yehova'ya yenik düştü.
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Dagon :[/B] Fenikelilerin doğurganlık tanrısı.
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Cocyte :[/B] Cehennemlerin ırmağı.
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Amelecyte :[/B] Bir filistin tanrıçası.
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yeniden ekiyorum canavarın dişini :[/B] Yunan mitine göre Jason'un yendiği canavarın dişlerini Cadmos ekti ve bu dişlerden devler doğdu.

emre gümüşdoğan
27-02-2007, 23:35
Leslie Morgan Collins (İmamu Amiri Baraka) (1934- . )


ABD’li oyun yazarı, şair ve romancı; devrimci siyahi edebiyat ve tiyatronun sözcüsü. Leslie Morgan Collins adıyla doğmuş, ancak Müslüman Kewaide mezhebine girmesinden sonra adını değiştirmiş olan Baraka, Columbia ve Howard Üniver siteleri’nde, Yeni Toplumsal Araştirmalar Okulu’nda başlicalikla felsefe ve din okudu; 1960’ta ayrılıkçı siyahi yaşamı seçerek Harlem’e yerleşti, Black Arts Repertory Theatre School’u (Siyahi Sanatlar Repertuvar Tiyatro Okulu’nu) kurdu; daha sonra Newark’a taşindi, siyahi bir cemaat tiyatrosu olan Spirit House’u kurdu.
Baraka’nın dokuz oyunu vardır: Aynı adlı romanından uyarlama olan the System of Dante’s Heli (1965, Dante’nin Cehennem Sistemi), The Baptism (1964, Vaftiz), nefreti konu alan ve bir zenci çocuğun kendisini bir beyaz kadına bile bile öldürtüşünü işleyen Dutohman (1964, Hollandalı, Ofi Broadway En İyi Amerikan Oyun Ödülü), yalnızca toplumsal koşulların değil, kendi nefretinin de kurbanı olan bir siyahiyi işleyen The Siave (1964, Köle), toplumsal düzenin acımasızlığını bir siyahi çocuk ile beyaz çocuk arasındaki sevgi ilişkisi üstünde örneklendiren Toilet (1964, Tuvalet), Yakup söylencesini işleyen A Black Mass (1966, Siyah Yığın), zenci tarihini ele alan Siave Ship (1967, Köle Gemisi), zenci önderini konu edinen The Death of Malcolm X (1969, Malcolm X’in Ölümü), Great Goodness of Life (1969, Yaşamin En Büyük Sevabi).



KREOL KIZ


Raksettiginde
Düşünür müsün Ispanya’yı -
Al etekleri ve şakırdayan zilleri
Kreol kız?


Güldüğünde
Düşünür müsün Fransa’yı -
Altın şarabı ve kırıtkan oyunları
Kreol kız?


Şarkı söylediğinde
Düşünür müsün Amerika’yı -
Kurşuni topları ve savaşçı süngüleri
Kreol kız?


Ağladığında
Düşünür müsün Afrika’yı -
Mavi akşamları ve rastgele şarkıları
Kreol kız?


Çeviren: Osman Türkay

emre gümüşdoğan
23-04-2007, 16:06
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Theophile Gautier (1811 - 1872)<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">1811 yılında Tarbes'te doğan Fransız şair ve eleştirmen Theophille Gautier, gençliğinde Paris'e yerleşti. Gazetecilik yaptı. Sanat çevrelerine girdi. Ressamlık eğitimi görmekle beraber sonraları, kendini edebiyata verdi. Edebiyatta sanat için sana kuramını kuranların başında gelir. Güzelliğe ancak biçime taparak varılacağına, ideali hiçbir siyasal, ahlâksal, topumsal kaygının önleyemeyeceğini savunur. Akdeniz çevrelerini dolaştı. 24 Haziran 1852 tarihinde İstanbul'a geldi. Gautier, İstanbul'a kendisinden önce gelmiş bütün yazarlara oranla İstanbul'u en fazla gezip görmüş ve o dönemin İmparatorluk başkentini en renkli ve en değişik biçimde yazmış olan sanatçıdır. Gautier, 1872 yılında Neuilly'de öldü. [/B]


ÇİN İŞİ

Hayır, madame siz değilsiniz sevdiğim
Sevdiğim ne Ofelya, ne de Beatris
Ne de sizsiniz, ne de siz, Jülyet’çiğim
İri gözlü sarışın Lora, ne de siz

Benim sevdiğim güzel şu anda Çin’de
İhtiyar akrabalarıyla oturur
Narin çinilerden kuleler içinde
Sarı Nehir karabatakla doludur

Gözleri vardır şakaklara çekilen
Bir avuçluktur küçücük ayakları
Bakır lambalardan daha aydın bir ten
Kırmızı boyalı, uzun tırnakları

Başını uzatır kamış kafesinden
Kırlangıçlar geçer sürüne sürüne
Şarkı söyler, her akşam, kendiliğinden
Söğüt dalına, şeftali çiçeğine

Çeviri: Orhan Veli Kanık

emre gümüşdoğan
25-04-2007, 11:47
'Şiirlerimi Türkçede görmeyi çok isterim!’

Trethewey, kendi ırksal problemlerinin farklı ama benzer durumda olanlara neler söylediğini öğrenmek için şiirlerini Türkçede görmek istiyor
http://sanat.milliyet.com.tr/fotobuyuk/42007/25338111111.jpg


Miraç Zeynep Özkartal


Dünyanın en prestijli ödüllerinden biri olan Pulitzer’i, şiir dalında Natasha Trethewey aldı bu yıl. Trethewey, Mississippili siyah bir anne ile beyaz bir babanın kızı. Şiirlerini de bu ırksal farklılıklar ve ABD’de yaşanan ırkçılık sorunları üzerine kuruyor. Emory Üniversitesi’nde yaratıcı yazarlık dersleri veren Trethewey, ödülü “Native Guard” (Yerli Muhafız) adlı şiir kitabıyla aldı.
Kitap, iç savaşta büyük rol oynayan siyah askerlere bir ağıt niteliğinde. Kitaba adını veren şiir, cephede görev yapan bir esirin hayatını anlatıyor. 1966’da annesi ile babasının evlilikleri yasa dışı sayılan şair, iç savaşta siyahların aldığı görevleri şiirleri yoluyla anlatarak hem annesinin hem de güneyli yerlilerin itibarını iade etti. Yayımlanmış iki şiir kitabı daha bulunan şairin yapıtları henüz Türkçeye çevrilmedi. Trethewey ile şiirini konuştuk.
n Washington Post, sizin için “Çoğu insanın sessizliğe gömüleceği bir geçmişi var. Ama Trethewey yalnızca konuşmayı seçmekle kalmamış, kendini şiirle ifade etmeyi tercih etmiş” diyor.

Ne zaman fark ettiniz kendinizi şiirle daha iyi ifade ettiğinizi?

Üniversiteye roman yazarı olmak için girdim. Fakat sonra 'biçimin zarif zarfını”, yani şiiri sevdiğimi keşfettim.
Çift etnik kökene sahipsiniz. Dünyada ırksal farklılıklar nedeniyle insanlar birbirlerini öldürürken bunu yazarak ödül almanızı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu konularla boğuşan çalışmaların göz ardı edilmediğini görmek beni yüreklendirdi. Phil Levine, bir şiirinde şöyle der: “Neyi yazmak için gönderildiysem onu yazıyorum.” Ben de böyle hissediyorum. Bu, acının ve onayın bir biçimi. Başka bir şair, Lisel Mueller “Bana Sorarsanız” adlı şiirinde bunu çok daha güzel ifade ediyor: “Ben kederimi dilin / benimle birlikte kederlenecek tek şeyin / ağzına yerleştirdim.”


“Native Guard”da neden sone biçimini seçtiniz?

Burada kafiyesiz sone formunu seçmemin nedeni, anıtsal, çelenge benzer bir etki yaratmak istemem. Kültürel belleğimize kayıt düşmek için bazı şeyleri yeniden ve yeniden söylemem gerekiyordu. Tekrar eden dizeler bunu mümkün kıldı.


Bu ödülün ardında büyük olasılıkla pek çok dile çevrilecek şiirleriniz. Şiir çevrilirken bir anlamda yeniden yazılmıyor mu? Türkçeye çevrilmek ister misiniz?

Evet, şiirler tercüme edilirken bir anlamda yeniden yazılıyor, ki ben bunu muhteşem buluyorum. Şiirler daima diğer şiirlerle iletişim halindedir, bence bu çeviriler arasında da aynen böyle olmalı. Özellikle de benim ırksal problemlerimin farklı, ama benzer durumda olanlara kültürel açıdan neler söylediğini öğrenmek için şiirlerimi Türkçede görmeyi çok isterim.


Orhan Pamuk’u ya da Nâzım Hikmet’i tanıyor musunuz?

Türk edebiyatını ne yazık ki tanımıyorum.


Dilbalığı

İşte, dedi, bunu kafana tak
Bir şapka uzattı bana
Neredeyse baban kadar beyazsın, dedi
Ve hep böyle kalacaksın.
Şeker Teyze naylon çoraplarını sıyırdı
Kemikli bileklerine doğru.
Ben de beyaz çoraplarımı sıyırdım,
Bacaklarımı sallandırdım.
Suyun ve
Güneş benekleriyle gölgelerin arasında gidip gelen
Küçük balıkların üstünde dolaştırdım.
Oltayı düz atmak için
Sırığı böyle tut.
Şimdi solucanı oltanın ucuna koy
Fırlat ve bekle.
Sonra kahve fincanına tütünleri tükürmeye başladı.
Isırığı hissedince çatırdadı
Oltayı birdenbire çekti
Yalpalanan ve mücadele eden balığı
Dışarı çekmeye başladı.
Dilbalığı, dedi.
Bir yanı siyahtır,
Diğer yanı beyaz.
Balık pat diye düştü yere.
Ben de oturup
Her sıçrayışta değişen taraflarını seyretmeye koyuldum.


Milliyet
www.milliyet.com.tr (http://www.milliyet.com.tr)

emre gümüşdoğan
15-05-2007, 16:57
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Alfonsina Storni (1892 - 1938)<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />[/B]

İtalyan ve İsviçreli bir ailede,İsviçre'de Sala Capriasca'da doğdu. Dört yaşından itibaren Arjantin'de yaşadı. Babasının ölümünden sonra, ailesinin geçimine katkıda bulunabilmek için pek çok değişik işte çalıştı. Bir yıl boyunca bir oyuncu olarak Arjantin'i dolaştı. 1910'da öğretmenlik diploması alarak san Juan'daki bir ilkokulda öğretmenlik yaptı. Ayni yıl ilk şiir kitabını yayımladı ve dönem sonunda Buenos Aires'e gitti.
1912 de evlilik dışı bir oğlu oldu. Devlet okullarında ve gazetelerde çalışarak kendini ve oğlunu geçindirdi. Bir çok şiir ödülü kazandı ve 1923'te "edebiyat profesörü" oldu. 1935'te bir meme kanseri nedeniyle ameliyat oldu. 1938'de kanser yeniden ortaya çıktı. 25 ekim 1938'de Alfonsina, Mar del Plata'da kendisini okyanusa atarak intihar etti.
Storni, duygusal şiirleriyle yaygınlaştı. Bu şiirler, şaşırtıcı, ironik uzanımlı ve karamsar görünümleriyle şiir sanatı için klişe haline dönüştüler. Şiir kitapları; Gül Fidanının Huzursuzluğu (1916), Seçilmiş Şiirler (1940), Şiir Sanatı


<B style="mso-bidi-font-weight: normal">UYUMAYA GİDİYORUM[/B] (İNTİHAR ŞİİRİ)

Çiçeklerin dişleri, çiylerin saç filesi,
elleri şifalı otların, sen, mükemmel ıslak hemşire,
hazırla benim için dünyevi çarşafları
ve kuştüyü yorganını yolunmuş yosunların.

Uyumaya gidiyorum hemşirem, yatağa yatır beni.
baş ucuma bir lamba koy;
bir yıldız kümesi; ya da nasıl istersen;
her şey olur; birazcık kıs ışığını.

Yalnız bırak beni: duyuyorsun tomurcukların yarılıp açıldığını. . . .
göksel bir ayak sesi sarsıyor seni yukarıdan
ve bir kuş çiziyor bir izleği senin için

öyleyse unutacaksın. . . . .Teşekkürler. Ah bir isteğim var senden
eğer o adam telefon ederse yine
söyle ona gittiğimi, bir daha aramasın. . . .



<B style="mso-bidi-font-weight: normal">GECEDE DENİZ FENERİ[/B]

Uzay siyah bir küre,
deniz siyah bir disk.

Deniz feneri yanıyor
güneşten yelpazesi sahilde.

Dönerek sonsuzca gecede
kimi arayıp duruyor

Ararken ölümlü kalp
beni, benim göğsümde?

Bak siyah kayanın
çivilendiği yere.

Bir karga durmadan oyar
ama bir daha kanamaz.



<B style="mso-bidi-font-weight: normal">GELDİLER[/B]

Bugün annem ve kız kardeşim
geldiler beni görmeye.

Uzun zamandır yalnızdım
şiirlerimle, gururumla. . . neredeyse hiçbir şeyle.

Kız kardeşim -büyüğü - yetişkin olanı,
sarışındır. Güçlü bir düş
geçip gider gözlerinden: söyledim küçüğüne
"Hayat tatlıdır, kötü olan her şey bitip gider."

Annem gülümsedi, bir bakışta ruhların ta içini
gören biri gibi;
iki elini birden koydu omuzlarıma,
uzun uzun yüzüme baktı. . . .
ve gözlerimden fışkırdı göz yaşları.

Yemek yedik birlikte evin
en sıcak odasında.
Bahar göğü. . . .onu seyretmek için
Bütün camlar açıldı.

Ve bir süre konuştuk sükunetle
çok eski ve unutulmuş şeylerden,
kız kardeşim -en küçüğümüz-keserek sözü dedi ki:
"kırlangıçlar havalanıyor bizden."



<B style="mso-bidi-font-weight: normal">KIZ KARDEŞİM[/B]

Saat on. Oda yarı karanlık.
Kız kardeşim uyuyor, eli şakağında; yüzü
bembeyaz olduğu halde, yatak beyazdan daha beyaz,
ışık, biliyormuş gibi, kendini hemen hemen hiç göstermiyor.

Gömülüyor yatağa, pembemsi meyvenin daldığı
gibi, yumuşak otların derin döşeklerine.
Rüzgâr okşuyor göğüslerini, dikleştiriyor onları
ısrarla dokunarak, geçip giderken saniyelerin geçişi gibi.

Örtüyorum usulca üstünü beyaz örtüyle ve saklıyorum
sevgili ellerini korumak için havadan. Parmak uçlarıma
basarak kapatıyorum yatağına yakın bütün kapıları,
pencereyi açık bırakıyorum, perdeleri çekiyorum, hazır

olsun gece için. Dışarıda ne kadar çok gürültü, insanı boğan:
kavgacı adamlar, kadınlar suyu çıkmış dedikodularıyla.
Nefret birikiyor artarak, dükkanların kepenkleri çarparak
kapanıyor. Ah sesler, durun! Dokunmayın kardeşimin yuvasına.

Şimdi kız kardeşim örüyor ipekten kozasını
Tıpkı bir ipekböceği gibi. Kozası bir rüya.
Dokuyor bir tohum kabuğu altın bir pırıltının iplikleriyle.
Onun hayatı bahar. Benimse yazın öğle sonrası.

Onun gözlerinde sadece on beş ekim var
ve bu yüzden pırıl pırıl gözleri, berrak, ve temiz.
Sanıyor ki leylekler ruhlar dünyasının garip ülkelerinden
uçarak getirirler küçük kırmızı ayaklı sarışın çocukları. Kimdir

bu içeri girmeye çalışan? Sen misin o, şimdi, tatlı rüzgâr?
Onu görmek mi istiyorsun? İçeri gel. Ama önce birazcık
serinlet alnımı benim. Kardeşimin içine girdiğini hissettiğim
sakin havuzu sakın buza kesme. Dizginsiz bir arzuyla

ister onlar içine akmayı ve orada kalmayı, senin gibi,
hayranlıkla seyrederek bu beyazlığı, şu sımsıkı yanakları,
yalın sözlerle konuşan gözlerinin altındaki bu güzel
yuvarlakları. Rüzgâr, görmek istiyorsan onları, çökerek

dizlerinin üstüne, ağla. Eğer gerçekten seversen onu,
çok iyi davran ona, yaralayıcı ışıktan sıyrılabilsin diye.
Dikkat et sözlerine ve niyetine. Onun ruhu balmumundan
ya da ağaçtan yapılmış gibidir, ama haşince seversen gelir sonu.

Geceleri seyrettiğin şu yıldız gibi ol gözleri camsı ipliklerin
içinden süzülerek geçen. Bu yıldız ovuşturur kirpiklerini,
dönerek bir kedi gibi, sessizce gökyüzünde, ve hiçbir şey
uyandırmaya kıyamaz onu uyuyorken yatağının içinde.

Uç, eğer becerebilirsen, kar altındaki ağaçların arasında.
Acı kardeşimin ruhuna! Bak nasıl da lekesiz.
Acı ruhuna onun! Ben her şeyi biliyorum, fakat obir melek gibi saf, bilmiyor hiçbir şey ve bu onun kaderi.

emre gümüşdoğan
03-06-2007, 18:47
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Allen Ginsberg (1926-??)<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />[/B]

ABD'li şair. Howl adlı destan şiiri, Beat hareketinin en önemli ürünlerinden biri olarak kabul edilir. Beat hareketinin sönmesinden sonra 1960'ların ortalarında daha genç bir sanatçı ve isyancı kuşağın önderi durumuna gelmiştir. Anarşik eğilimleriyle okul yöneticilerini epey uğraştırdığı
Columbia Üniversitesi'nde okurken, sonradan Beat'ler arasında sayılacak olan Jack Kerouac ve William Burroughs ile yakın arkadaşlık kurdu.1948'de Columbia'dan ayrıldıktan sonra uzun yolculuklara çıktı ve kafeteryalarda yer temizlemekten piyasa araştırmacılığına kadar çok çeşitli işlerde çalıştı.New Tork Cinsel Özgürlük Cephesi’nin yönetim kurulunda yer alır. Bu grup 1964’te ABD’deki lezbiyen ve gey haklarına yönelik ilk toplu gösterileri organize eder.
Basılan ilk kitabı Howl, ''kuşağının en büyük beyinlerinin'' çılgınlığa sürüklenerek yıkılışı olarak tanımladığı çağdaş gelişme karşısında yakılmış bir ağıttır. Esrik bir üslup ve peygamberlere özgü bir tonla yazılmış olan ve Walt Whitman'ın romantik bohemciliğinden izler taşıyan şiir eşcinsellik, uyuşturucu bağımlılığı, Budacılık ve Ginsberg'in II. Dünya Savaşı sonrası Amerika'da maddecilik ve duyarsızlık olarak nitelediği ortamdan kaçış gibi konuları işler.
Tanınmış şiirleri arasında Howl (Uluma), Maybe Love (Aşk Belki), Please Master (Lütfen Efendim); kitapları arasında Howl and Other Poems, 1956 (Uluma ve Başka Şiirler), Kaddish and Other Poems, 1961 (Kaddiş ve Başka Şiirler), Journals, 1977 (Haberler), White Shroud Poems 1980-85, 1986 (Beyaz Kefen Şiirleri 1980-85), Snapshot Poetics, 1993 (Şipşak Poetika) ve Cosmopolitan Greetings: Poems 1986-92, 1994 (Geniş Görüşlü Selamlar: Şiirler 1986-92) sayılabilir.


<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Amerika[/B]

Amerika her şeyimi verdim sana, şimdi bir hiçim
17 Ocak 1956 ve iki dolar yirmi-yedi sent.
Kendi kafam bile destek değil bana.
İnsanlarla savaşı ne zaman sona erdireceğiz Amerika?
Al şu atom bombanı kıçına sok.
Kafam bozuk, Amerika, bir de sen üstüme varma,
Kafam yerine gelene dek şiir miir de yazmayacağım.
Söyle bana Amerika ne zaman melekleşeceksin sen?
Ne zaman anadan doğma olacaksın
Ne zaman bakacaksın mezarlıktan Amerika?
Ne zaman milyonlarca troçkistine yakışır olacaksın?
Amerika, kitaplıkların niçin gözyaşı ile dolu?
Amerika, Hindistan'a yumurtaları ne zaman yollayacaksın?
Amerika bu senin kılı kırk yarmalarından bıktım artık.
Ne zaman süpermarket'e gidip, şu güzel gözlerim için
gerekenleri alabileceğim?
Amerika, her şeyin bir yana, eksiksiz olan bir sen varsın
bir de ben, öbür dünya değil.
Şu makinalarına da dayanasım kalmadı Amerika, bil.
Bende bir ermiş olma isteği uyandırdın.
Bu tartışmayı çözmek için bir başka yol olmalı.
Burroughs şimdi Tanca'da, sanmıyorum ki geri dönsün
Korkunç bir şey olurdu bu.
Sen de korkunç musun Amerika yoksa bir oyun mu bu?
Saplantımdan döneceğimi sanıyorsan aldanıyorsun.
Öyle üstüme varma Amerika, ne yaptığımı biliyorum ben.
Amerika, erikler çiçek döküyor.
Aylardır gazete okuduğum yok, her gün
cinayetten birisi Kodesi boyluyor.
Amerika, Wobblie'lere tutkunum ben.
Küçükken komünisttim Amerika, özür mözür de dilemiyorum
şimdi her fırsatta esrar çekiyorum.
Günlerce evde oturup iş olsun diye kilerdeki gülleri seyrediyorum.
Chinatown'a gittiğimde kafayı çekiyorum ölesiye,
ama hiç kimselerle yatamıyorum.
Bu işin içinde bir şamata olduğunu sanıyorum.
Ah! Sen beni Marx okurken görmeliydin Amerika.
Ruh doktorum hiçbir şeyin yok diyor.
Hiçbir şeyim yok gerçekten, Tanrı' ya yakarma dahil.
Mistik görünümlerim ve kozmik titreşimlerim var yalnız.
Amerika, daha sana Max Amcam Rusya'dan döndükten sonra
ona yaptıklarından söz açmadım.
Sana sesleniyorum Amerika.
Heyecanlarının daha Time eliyle yönetilmesine göz yumacak mısın?
Ben Time'a tutkunum Amerika
Her hafta bir tane alıp okuyorum
Köşebaşındaki şekercinin yanından geçerken kapağı beni gözlüyor
Onu Berkeley Halk Kitaplığı'nın bodrum katında okuyorum.
Sana hep sorumluluktan söz ediyor. İş adamları ciddi.
Film yapımcıları ciddi. Herkes ciddi, ben hariç.
Zaman zaman Amerika ben değil miyim diye düşündüğüm oluyor.
Yeniden kendi kendimle konuşmaya başladım işte.
Asya bana karşı ayaklanıyor Amerika.
Bir metelik talihim yok.
En iyisi ulusal kaynakları inceleyip, onlara dönmek.
Ulusal kaynaklarım, biliyorum, iki parça esrar,
binlerce cinsiyet organı, saatde 1400 mil hızla giden
bir özel basılmaz edebiyat ve yirmibeşbin tımarhane.
Cezaevlerinden ve beşbin güneş ışığı altında saksılarda
Yaşayan fakir fukaradan sözetmiyorum.
Fransa'daki kerhaneleri kaldırdım, şimdi sıra Tanca'da.
Katolik olmasına katoliğim ama gene de Başkan olmak istiyorum.
Amerika senin bu alık ve çılgın havanda nasıl kutsal bir yakarma yazabilirim?
Dörtlüklerime Henry Ford gibi devam edeceğim,
yazdıklarım onun çıkardığı otomobiller kadar
kişisel, üstelik her biri değişik cinsiyetten.
Amerika dörtlüklerimi peşin para 2500 dolardan satarım sana,
eski dörtlüklerimi de 500 eksiğine alırım.
Amerika Tom Mooney'i serbest bırak.
Amerika İspanyol cumhuriyetçilerini kurtar.
America Sacco ve Vanzetti ölmemeli. Amerika ben Scottsboro çocuklarıyım.
Amerika, yedi yaşımdayken anam hücre toplantılarında götürürdü beni,
orda bize leblebi satarlardı, bir karneye bir avuç leblebi
beş sent ve söylev beleşti
herkes bir melekti orda Amerika ve işçiler karşı iyi
duygularla doluydu herkes içtendi Amerika ve bilemezsin
parti 1833'de nasıl iyiydi ve Scott Nearing ne hoş
bir ihtiyardı Bloor Ana bir seferinde nasıl da ağlatmıştı
beni bir kez İsrael Amter'i görmüştüm orda.
Her biri birer casus olmalıydı onların.
Amerika biliyorum gerçekten savaşmak istemiyorsun.
Amerika onlar rus haydutları biliyorum.
Ruslar onlar Ruslar ve Çinliler. Ve Ruslar. Ve Ruslar.
Rusya bizi canlı canlı gövdeye indirmek istiyor.
Lüpletmek istiyor. Gücünde çılgına dönmüş Moskof.
Elimizden arabalarımızı ve garajlarımızı almak istiyor.
Chicago'yu ele geçirmek istiyor. Onun kızıl Reader Digest'a İhtiyacı var.
Bizim otomobil fabrikalarımızı Sibirya'ya taşımak istiyor.
Benzin istasyonlarımızı o büyük iğrenç bürokrasi yönetsin istiyor.
İyi bir şey değil bu.
O kızılderililere okuma yazma öğretmek istiyor.
Onun güçlü kuvvetli zencilere ihtiyacı var.
Bizi günde on-altı saat çalıştırmak istiyor.
İmdat.
Amerika bu iş ciddi.
Amerika ben bunları televizyona bakarak çıkarıyorum.
Amerika doğru mu bunlar ?
Hemen çalışmaya başlasam iyi olacak, öyle görülüyor.
Ama orduya yazılmak istemiyorum, ne de fabrikalarda tasviye tekerleği çevirmek,
miyobun biriyim, üstelik kafadan çatlak.
Amerika dönsün çark. Nasılı masılı yok. Şu oğlan omuzlarımızla dönsün.

emre gümüşdoğan
06-07-2007, 14:15
ALAİN BOSGUET


http://www.siirakademisi.com/resim/yazar/alainbosquet.jpg


Yaşamı


Asıl adı Anatole Bisk’tir. 1919'da Ukrayna'nın Odessa kentinde doğdu. Bir yaşında iken ailesi Bulgaristan’a göç etti.Bir süre Varna ve Sofya’da yoksulluk içinde yaşayan aile 1925 yılında Belçika’ya göç etti.


Belçika vatandaşlığına kabul edildi. Brüksel Özgür Üniversitesi ve Sorbonne Üniversitesi’nde felsefe öğrenimi gördü. 1940 yılında Almanların Belçika'yı işgali üzerine orduya yazıldı. Ordunun dağıtılması üzerine 1942 yılında Avrupa ülkeleri ve Küba üzerinden ABD'ye geçti, New York’a yerleşti.


New York’ta, De Gaulle yanlısı Fransız gazetesi La Voix de la France’ta çalışmaya başladı, André Breton ve Saint John Perse gibi göçmen Fransız ozanlarıyla tanıştı. Ardından Amerikan ordusuna yazılarak ABD vatandaşlığına geçti. ABD ordusunda iken Normandiya ve Versailles’a geldi; savaşın son günlerinde ve sonrasında bir süre Berlin’de bulundu.


1951 yılında Paris’e döndü ve kendini bütünüyle edebiyat çalışmalarına verdi. Combat, le Figaro, le Monde, la Nouvelle Revue Française, Nota bene’de çalıştı. Fransa vatandaşlığına 1980 yılında geçti. Belçika Kraliyet Fransız Dil ve Edebiyatı Akademisi ile Quebec Edebiyat Akademisi üyesi olan Bosquet, Mallarmé Akademisi’nin başkanlığını yaptı. Yaşamı sürgünler ve savruluşlarla geçen Alain Bosquet, kendini bu gezegende yerleşmiş bir yabancı olarak görmüş ve yapıtlarında her zaman aynı anda bütün dünyaya seslenme özlemini dile getirmiş; ses öğesini şiirinde gizli notalama gibi kullanmış, çağrışımı sınırlı ama şaşırtıcı imgelere dayalı arı bir şiir kurmuştur.


17 Mart 1998 tarihinde Paris’te yaşamını yitirdi.



Yapıtları


A la mémorie de ma planète (1948)
Langue morte (Ölü Dil, 1952)
Premier testament (1957)
Deuxième testament (1959)
Maitre objet (1962)
Quatre testaments et autres poemes (1967)
100 notes pour une solitude (1970)
Notes pour un amour (1972)
Notes pour un pluriel (1974)
Le livre du doute et de la grâce (1977)



Ödülleri


1952 Guillaume Apollinaire Ödülü
1968 Fransız Akademisi Büyük Şiir Ödülü
1978 Fransız Eleştirmenler Sendikası Ödülü





Şiirlerinden Örnekler



SÖZCÜKLERİN YAZGISI


Her sabah at sözcüğü
kalkıp yemini yiyor
Giyip yeşil gömleğini
sapan sürüyor mevsim sözcüğü
Bir yıldız parçası için
canla başla çalışıyor
leylek sözcüğü
Tartışıyor inatçı umutla
sürgün sözcüğü.
Yalnızca okyanus sözcüğü
daha özgür sayabilir kendini:
Durmadan yolculuklar yapıyor
genç balinalarla.
Emeklilik hakları yoktur,
iyi davranın sözcüklere





Çeviri: Özdemir İnce



HİÇBİR ŞEY


tanrısal, sıfırın altında sen sıfırdan küçük
kargınmış teniyle
unutulmuş tiniyle
aldatıyorum
bütün kadınları
seni kabul ederken
ökçenin kabul ettiği gibi
ezmeyi kaldırımda bir patlıcanı
sana veriyorum
varlığımı
onurumu gezegenimi
evreni, haça gerdiğim uğruna
hiçe duyulan saygı
dişileşip gitti



TAN OLMAK


Tan olmak
kutsamak için tanı;
kuş olmak
hayran olmak için kuşa;
çimen olmak
yaraşmak için çimen yaşamına:
yitmekti sevmek
sevilende.
Yele oldum
(günaydın, kısrak!)
Taşyaprağı oldum,
(iyi akşamlar, gelincik!)
ve şu yassı çakıl
öteki çakılların arasında
dalgaların çarptığı.
Değişim,
artık değişmek istemiyorum:
seviyorum.
Aşk,
artık sevmek istemiyorum:
değişiyorum.


Çeviri : Özdemir İNCE



OT


Altı Karayılanlı Ormanda
kollarımla bir meşeyi sararak haykırdım:
“Öleceğim.”
Gök yanıtladı: “Beni ırgalamaz.”
Dere durmadı
ve çakıltaşı bana dedi:
“Bu benim işim değil
çünkü yüzlerce kez öldüm ben tınlamadan.”
Bana aldırmayan karınca:
“Hiçbir şey anlamak istemiyorum” dedi.
Oysa bir ot çok daha sevecen yaklaştı:
“Hâlâ ısrarlıysan, seni yeniden örtebilirim.”



BEAUJON HASTANESİ


I
Göğsümde
bir tren devrildi.
Ben bir kazanım.
Bir lastik teker.
Şarkıların biraz
oksijen istedikleri
bu yaşlı yüreği sakinleştirmeye
yeter mi bir iğne?
Göğsümde bir demir yığını
bağımsız olmak istiyor.


II
Yüzüm yok benim:
bir grafik, yanan bir düğme,
ekranda bir zigzag.
Kan benim kanım değil,
bir şişeden geliyor,
bir tur atıyor ve kentin altında
üvez ağaçlarının ortasında
bir kanaldan çekip gidiyor.
Anonimliği öğreniyorum.
Bir sayıyım ben.
Süngerim.


III
Evren bir yatak,
ovası var, plajı, tatlı tatlı
inleyen ırmağı var.
Buradakileri ziyaret ediyorum:
havlu, küvet,
kendisiyle tartıştığım şırınga
çünkü yaşam karmaşa, çünkü yaşam pıhtı.
Bazen bir örtü altında tir tir
bakım isteyen bir şiir
buluyorum.
Yatak, evrenim oluyor.


IV
Küçülmeyi öğrenmek gerek.
Dört duvar sarı
uzakta bir hastalık ateşi gibi
geniş alanım varken.
Pencere hiçliğe bakıyor,
gece korkuya.
Çıkarıp atıyorum ceketimi, ayakkabılarımı
ve on iki sözcüğe indiriyorum şu eski sözlüğü.
Giysi dolabı herhangi bir çocukluktan söz ediyor bana.
Tavandan biraz yaklaşmasını istiyorum.
Tek kola ihtiyacım var
ve yarım bir dize.
Bir saat sürüyor bir yüzyıl.
Siliyorum bir perşembeyi, pazarı, salıyı.
Tasarruf ediyorum yaşlılıktan.


V
Söyler misiniz, kimin kanıdır
damarlarımda dolaşan?
Cesaretiniz yok mu yanıtlamaya?
Laboratuar analizlerinden
yeterli bir sonuç çıkmıyor.
Ne şu adama ait bu kan
ne safkan ceylanlara,
ne de şafaktan önce
benim için toplanan yıldızlara.
Bir hemşire sır veriyor:
O Denizin kanı bu:
onca köpük, bir camgöz,
bir ada ve bir yığın esriklik!


Çeviri : Aytekin KARAÇOBAN






BİLGİSAYAR


"Jean Ghata'ya"


Tıraş bıçakları ikiye bölüyorlar sözcüklerimizi.
Kimin ağzından çıkıyoruz? Evren, şafağın
sislerinde yitmiş bir Boeing.
Hiçbir şeyi sevmiyoruz bilgisayar çağında.
Yıldızların gebeliğini öngörmek yeterli.
Kapak mankeni kızlar geveze şairlere
randevu vermiyorlar artık. Anlamak isteyenler
dom dom kurşunu yiyecekler karınlarına.
Ruh, çok pahalı bir köpek: sandviç atılsın kendisine!
Özlem mühürlenmiş. Kuşkunun onuruna
sıkıntımızdan daha uzun metrajlı bir film çevireceğiz.
Kim boşaltacak karşılıksız gözlerimizi
bir banka gibi? Kutsal dağ hapını içiyor
ve hiç gebe kalmayacak.


Çeviri : Aytekin KARAÇOBAN



OZANIN AŞKI


Bir ozan seviyor sizi
dişi bir meşe olmak
hakkı tanıyor size
yüz tapınaklı bir ırmak
gezgin bir kuyrukluyıldız
bir ozan seviyor sizi
alıştırmak için sizi
kenar mahallelerine
siz olacak evrenin
bir ozan seviyor sizi
ve sorumlu tutuyor sizi
çok uzun bir sonsuzluktan
uysal tanlardan
uçan balıklı göllerden
bir ozan seviyor sizi
ve her şey izinli size
mutlu böcek
kutsalın kutsalı günah
bir ozan öldürüyor sizi
daha çok sevmek için
sizinle besleyeceği sözcükler


Çeviri : Özdemir İNCE

emre gümüşdoğan
17-07-2007, 11:56
Yaşamı


Arap şairi, Asıl adı Ali Ahmet Said Eşber***8217;dir. 1930 yılında Suriye'de Lazkiye'nin Kassabin köyünde doğdu. 14 yaşına kadar burada yaşadıktan sonra Tartus'ta bir Fransız lisesinde okudu. Dah sonra Lazkiye'deki devlet okulunu bitirerek 1950 yılında Şam Üniversitesi'ne girdi. Ülkenin bağımsızlığa kavuşması sürecini yaşadı. Suriye'de bulunan Fransız kuvvetlerine karşı gösteriler örgütledi.
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
İlk şiirlerini bu sırada yayınladı. Şam Üniversitesi'nde Edebiyat öğrenimi gördü. Beyrut Saint Joseph Üniversitesi'nde doktorasını yaptı. Burada Baudelaire ve Rilke'nin şiiriyle tanışan Adonis, 1954'te edebiyat ve felsefe lisansı aldı. ***8220;Şiir***8221; dergisini çıkarttı. Bu dergi tüm Arap dünyasını etkiledi. 1961 yılından bu yana Lübnan vatandaşlığına geçti ve Adonis ismini aldı.

Ortadoğu'dan Fas'a kadar tüm Arap şiirini etkileyen Adonis, Arap şiir geleneğinden koparak şiiri özgünleştirdi. Arap şiirinin kendi kimliğini yitirmeksizin dünya şiiriyle ilişki kurmasına çalıştı. Beyrut iç savaşından sonra Paris'e yerleşti. Mistisizme ilgilendi.

1971 yılında Suriye -Lübnan En İyi Şair Ödülü'nü, 1986'da Brüksel'de Uluslararası Şiir Bienali Büyük Ödülü'nü kazandı. 1983 yılında Paris'te Stephen Mallarme Akademisi Üyesi seçildi. 1986 yılında da şiir dünyasının en önemli ödüllerinden olan " Le Grand Prix des Biennales de Poéise " (Brüksel) ödülünü aldı. şiirleri 10 ayrı ülkede -belki de daha fazla- yayımlandı Uluslararası Nâzım Hikmet Şiir Ödülü'nün ilkini kazanan şair Adonis (Ali Eşber) Halen Paris***8217;te yaşamaktadır.

Şiir kitaplarından bazıları: Şamlı Mihyar'ın Şarkıları (1961), New York'a Mezar (1989), Arap Şiirine (poetikasına) Giriş'tir.




Şiirlerinden Örnekler


Ben Senin Yerine Ağlayacağım

Beni terk edip gittiğin zaman
Sanma ki kal diye yalvaracağım
Ben senin yerine ağlayacağım

Aşkımızın sonsuz olması için
İsmini dağlara haykıracağım
Islak gözlerini görmemek için
Ben senin yerine ağlayacağım



Barış

çölün yalnızlığında ilerleyen yüzlere
ot ve ateş giyinmiş Doğu'ya
denizin yıkadığı toprağa
ve onun sevdasına barış

yağmurlarını verdi bana baş döndürücü çıplaklığın
kendini bana adıyor yıldırım
benim bağrımda olgunlaştı zaman
bak işte Doğu'nun parıltısı kanım
su çeker gibi çek beni ve yok ol
yitir beni yankısı ve şimşeği var oylukların
su çeker gibi çek beni gövdemle örtün
nirengidir ateşim ve yıldızdır
yön yaramdır benim
heceliyorum
bir yıldızı heceliyorum resmini çiziyorum
kaçaktır yurdumda yurdum
heceliyorum onun çizdiği yıldızı
yenik günlerinin ayak izlerinde

ey sözün külü
gecende bir çocuğu daha var mı tarihimin?

.....



"Bu Benim Adımdır" Şiirinden

Kollarında bir güneş ölür,
Gece gömmem onu diye tutturmuştur,
Sürekli dalgalanmalarla
Deniz öğretti ona,
Nasıl çıkacağını kendinden,
Hem de hep kendi kalıp.



Söyleyin dostlar!

ölmek istedim olmadı,
Yasamak istedim,
neye yarası
Söyleyin dostlar yaşamın,
ne anlamı var...

Sevmek istedim,
sevdim
Sevilmek istedim,
sevilmedim
Söyleyin dostlar yaşamın,
ne anlamı var...

ölmek olmadı
Sevmek olmadı
Sevilmek olmadı
Söyleyin bana dostlar,
Yasamanın sebebini

emre gümüşdoğan
20-07-2007, 17:04
http://www.siirakademisi.com/resim/yazar/AleksanderPuskin.jpg
ALEKSANDR SERGEYEVİÇ PUŞKİN


Yaşamı

Soylu bir ailenin oğlu olan PUŞKİN 6 Haziran 1799'ta Moskova'da doğdu. Rus edebiyatının öncü yazarlarındandır. Tsarskoye Lelo adlı Fransızca eğitim veren lisede okudu. Fransız aydınlanmacılarını, örneğin J. J. Rousseau ve Voltaire gibi yazarları erken tanıdı. Rus coşumcularından G. Derjavin'den klasisizmi öğrendi; V. Jukovski'nin masalsı şiirleriyle tanıştı. 1789 devriminden sonra sanat ve edebiyattaki yeni gelişmeleri izlemiş, sonuçlarından yararlanmıştır.

Edebiyatın ulusallaşmasında ve gerçekliğe ulaşmasında etkili olduğu gibi örgütlenme üstüne düşünceleriyle de toplumu etkiledi. Tarih ve gerçekçilik anlayışı sanatına geniş boyutlarıyla yansıdı. Fransız Aydınlanma dönemini inceledi, yarattığı yeni edebiyat diliyle çağdaşlarını ve sonraki kuşakları etkiledi: lirik şiirin ve özgürlüğün sesi olarak, Rus edebiyatının ilk önemli kişiliği olarak kabul edilir.

Walter Scott (1711-1832), tarihsel rokanda çığın açmıştı. Puşkin de "Pugaçov İsyanı'nın Tarihi"nde ayrıksı bir kişiyi, köylü ayaklanmasının kendine özgü roman tekniğiyle "Yüzbaşı'nın Kızı"nda açıklar Pugaçov (1742-1775), Rus halk ayaklanmasının önderi. Rusya'daki köylü ayaklanması 1773-1775 yılları arasında sürdü, Pugaçov idam edildi. Puşkin'in "Bahçesaray Çeşmesi" (1824), Boris Asafiyev'in müziği üstüne Nikolai Volkov'un librettosu ve Rostislav Zakharov'un koreografisiyle 1934'te Moskova'da oynandı. Bale edebiyatının en önemli yapıtlarındandır. Ulusal esinli ünlü bir öyküsü olan "Ruslan ve Ludmila" da (1820) opera edebiyatını biçimlendirdi.

Puşkin 30 yaşında, on altı yaşındaki Natalya Gonçarova'ya tutuldu, on yedisinde evlendi. Otuz sekiz yaşında, 10 Şubat 1837'de bir düelloda Fransız bir göçmen tarafından St. Leningrad'da öldürüldü.


Yapıtları

Kafkas Tutsağı (1822)
Bahçesaray Çeşmesi (1824)
Çingeneler (1827)
Kolomna'daki Küçük Ev (1830)
Yevgeni Onegin (1833)
Bronz Süvari (1837)


Şiirlerinden Örnekler


BULUT

Dinmiş tufanın son bulutu!
Bir sen gezinirsin açık mavi gökte.
Senindir, kimsesiz, neşesiz gölge.
Sevinç dolu günü, bir tek sen üzersin.
Az önce çepeçevrede sarmıştın gökyüzünü,
Şimşek de seni sarıverdi dehşetle.
Sen ise saçtın gizemli gürlemeni,
Ve açgözlü toprağa yağmur içirdin.
Yeter, defol! İşin bitti artık.
Toprak tazelendi, tufan da kaçtı buralardan.
Ve işte rüzgar da yaprakçıkları okşarken,
Kovuyor seni şu huzurlu göklerden.

***

Tüm arzularımı yaşadım ben
Hayallerime de soğudum artık
Sadece acılarım kaldı içimde
Meyveleri kalbimdeki boşluğun.
Hayın kaderin fırtınaları altında
Soldu güller açan taç yaprağım da
Yaşıyorum hüzünlü ve yalnız
Ve gelir mi sonum diye bekliyorum.
İşte böyle, sonbahar soğuklarına yenik
Fırtınanın kış ıslığı duyuluyor gibi
Çıplak dalda tek başına
Titremekte geç kalmış bir yaprak!

Çeviri: Burhan Deniz


SEVİYORDUM SİZİ

Seviyordum sizi ve bu aşk belki
İçimde sönmedi bütünüyle.
Fakat üzmesin sizi artık bu sevgi
İstemem üzülmenizi hiçbir şeyle.
Sessizce, umutsuzca seviyordum sizi.
Bazen çekingenlik, bazen kıskançlıkla üzgün.
Bu öyle içten, öyle candan bir sevgiydi ki
Dilerim bir başkasınca da böyle sevilin!

emre gümüşdoğan
28-07-2007, 20:12
http://www.siirakademisi.com/resim/yazar/CesarePavese.jpg
CESARE PAVESE


<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />Hayatı

Ünlü İtalyan şairi, romancısı, çevirmen ve eleştirmen. 9 Eylül 1908'de Torino yakınlarındaki Santo Stefano Belbo köyünde doğdu. Altı yaşındayken babası beyin kanserinden öldü. Geçim sıkıntısı nedeniyle çiftlikleri satılınca sevdiği kırsal yaşamdan koptu. Yalnızlıktan hoşlanan ve içe dönük bir çocuk olarak büyüdü. Lise yıllarında iki yakın arkadaşının intihar etmesi Pavese'yi çok etkiledi, ve onda intihar düşüncesinin bir saplantı haline gelmesine yol açtı.

Torino Üniversitesi'nde edebiyat öğrenimi gördü. Bir süre edebiyat öğretmenliği yaptı. Giulio Einaudi yeni bir yayınevi kurdu ve Pavese'ye de önemli bir görev verdi. Amerikan edebiyatı ile ilgili yazıları yayımlanmaya başladı. La Cultura dergisinin yönetmeni oldu. Defoe, Dickens, Melville, Stein, Faulkner gibi yazarlardan çeviriler yatı. Faşizme karşı çıkan yayınları nedeniyle 1935'te tutuklanarak sürgüne gönderildi.

1936-1940 yılları arasında İtalya'da dokuz kitabı yayınlandı. Tra Donne sole adlı romanı ile İtalya'nın önemli edebiyat ödüllerinden Strega Ödülü'nü kazandı. Yazarlık hayatının doruğundayken Constance Dawling adlı bir Amerikalı sinema oyuncusuna aşık oldu. Constance Dawling'in kendisini terkedip Amerika'ya döndüğünü duyunca bütün özel kağıtlarını yok etti ve 26 Ağustos 1950 günü küçük bir otelde uyku hapı alarak intihar etti.

Yazın yaşamına şiirle başlayan Cesare Pavese 1936'da Çalışmak Yorar adlı yapıtında günlük konuşma diline yakın düzyazı özellikleri taşıyan bir çeşit öykü-şiir yaratmayı amaçladı.



Yapıtları

Lavorare stanca
Tra Donne
Verra la morte e avra i tuoi occhi









Şiirlerinden Örnekler :


GECE

Ama rüzgarlı gece, berrak gece
belleğin belli belirsiz anımsadığı, uzaktır
bir anıdır. Yitmiş şaşkın bir sakinlik
o da yapraklardan ve hiçlikten oluşmuş. Hiçbir şey
kalmıyor
anıların ötesindeki o zamandan, belli belirsiz
bir anımsama dışında

Kimi zaman geri dönüyor güne
yaz gününün kıpırtısız ışığına
o uzak şaşkınlık

Boş pencereden
çocuk diri ve koyu tepelerdeki geceye bakardı
ve şaşırırdı tepeleri üst üste yığılmış görmekten
belirsiz ve berrak devinimsizlik. Karanlıkta hışırdayan
yapraklar arasında, tepeler belirdi
orada güne ait her şey, kıyılar
ve ağaçlar ve üzümbağları apaçık ölüydü
ve yaşam bir başka yaşamdı, rüzgardan, gökyüzünden
yapraklardan ve hiçlikten

Kimi zaman geri dönüyor
günün kıpırtısız sakinliğinde anısı
o yoğun yaşamın, şaşın ışıkta

Çeviri: Kemal Atakay



ANNE OLMAK
GECE ZEVKLERİ

Biz de duruyoruz geceyi duymak için
rüzgarın en çıplak olduğu anda, yollarda
rüzgarın soğuğu, her koku sönmüş
burun deliklerimiz pırıltılı ışıklara kalkıyor

Hepimizin karanlıkta bizi bekleyen bir evi var
döndüğümüz, bir kadın karanlıkta bizi bekliyor
uykuya dalmış, odada kokuların sıcaklığı.
Rüzgarla ilgili hiçbir şey bilmiyor uyuyan
soluk alan kadın, bedeninin sıcaklığı
bizde fısıldayan kanla aynı.

Karanlıkta açılmış yolların dibinden
ulaşan rüzgar bizi yakıyor, pırıltılı
ışıklarla gerilmiş burun deliklerimiz
çıplak yüz yüze geliyor. Her koku bir anı
Uzaktan karanlık çıkageldi şehirde çırpınan
bu rüzgar, orada çayırlarla tepelerde
güneşin ısıttığı bir otun
nemlerle kararmış bir toprağın bulunduğu. Anımız
keskin bir koku, kışa
diplerin kokusunu yayan deşilmiş toprağın
küçük tatlılığı. Sönmüş her koku
karanlık boyunca ve şehirde bize rüzgar erişiyor yalnızca

Bu gece uyuyan kadına döneceğiz
donmuş parmaklarla bedenini aramaya
ve bir ısı kanımızı sarsacak, nemlerden kararmış
bir toprağın ısısı, bir yaşam soluğu.
O da güneşte ısınmış ve keşfediyor
çıplaklığında en tatlı yaşamını
sabahları yok olan ve onda toprağı tadı var.

Çeviri: Kemal Atakay



TO C. FROM C.

Sen
alacalı gülümseyiş
donmuş karlar üzerinde -
Mart rüzgarı
karda uç veren
dalların dansı
inleyerek ve ışıltarak
küçük "oh"larını -
ak bacaklı geyik
zarif
keşke
bilseydim yine
her gününün
akıp giden zarifliğini
her davranışının
köpüksü ağını -
yarın donmuş
aşağıdaki ovada -
sen, alacalı gülümseyiş
sen, ışıltılı gülüş

Çeviri: Kemal Atakay



ÇALIŞMAK YORAR

Evden kaçmak için yolu geçmeyi
yapsa yapsa bir çocuk yapar,
çocuk değil ki artık
bütün gün sokaklarda sürten bu adam
üstelik evden de kaçmıyor.

Hani yaz ikindileri vardır
meydanlar bomboş uzanır batan gün altında,
geçip gereksiz ağaçlarla bir bulvardan
durur yalnız adam.
Değer mi bunca yalnızlık, gittikçe daha yalnız olmak için?
Boştur yollar meydanlar yalnız gezildiğinde.
Oysa bir kadın durdurmalı
konuşup da birlikte yaşamaya inandırmalı,
yoksa hep kendisiyle konuşur insan. Bunun için de
kimi vakit körkütük olur geceleri
ve anlatır durmadan, anlatır yapıp edeceklerini.

Böyle ıssız meydanda bekleyerek
rastlanmaz elbette kimseye, ama dolaşırken sokakları
durduğu olur insanın şöyle bir.
Olsalardı iki kişi, başka olurdu ev
sokaklarda bile. Kadın olurdu, değerdi dolaşmaya.
Gece kimsecikler kalmaz meydanda.
Oradan geçen bu adam görmez
yararsız ışıklar içinden evleri
kaldırmaz artık gözlerini.
Kaldırımları dinler yalnızca
kendininkiler gibi nasırlı ellerin döşediği.
Doğru değil ıssız meydanda kalmak.
Mutlaka yolda olmalı o kadın
yalvarsan eve çeki düzen verecek.


ÖLÜM GELECEK VE SENİN GÖZLERİNLE BAKACAK

Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak-
sabahtan akşama dek,uykusuz,
sağır,eski bir pişmanlık
ya da anlamsız bir ayıp gibi
ardını bırakmayan bu ölüm.
Bir boş söz,bir kesik çığlık,
bir sessizlik olacak gözlerin:
Böyle görünür her sabah
yalnız senin üzerinde
kıvrımlar yansıtırken aynada.
Hangi gün, ey sevgili umut,
bizlerde öğreneceğiz senin
yaşam olduğunu,hiçlik olduğunu.


Herkese bir bakışı var ölümün.
Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak.
Bir ayıba son verir gibi olacak.
belirmesini görür gibi
aynada ölü bir yüzün,
dinler gibi dudakları kapalı bir ağzı.O derin burgaca ineceğiz sessizce.

Gül Uğur
30-07-2007, 00:34
<A name=enust>ATEŞ BÖCEKLERİ <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /></A>
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">
Hayallerim,
Canlı ışık lekecikleri,
Karanlıkta göz kırpıştıran
Ateş böcekleridir.

O dikkati çekmeyen,
Sesleri, yol kıyısı hercailerinin
Mırıldanır bu gelişigüzel çizgilerde.

Zihnin uykulu karanlık mağaraları içinde,
Rüyalar
Günün kervanından dökülen parçalarla,
Yuvalarını yaparlar.

Bahar, geleceğin meyveleri için değil
Fakat bir anın kaprisi için
Çiçeklerin petallerini saçar.

Neş'e kımıltısız yerin zincirinden kurtulmuş
Sayısız yapraklara doğru
Koşar ve dans eder
Bir gün için havada.

Hiçbir önem taşımayan kelimelerim
Zamanın dalgaları üstünde hafifçe dans edebilirler,
Mana ile ağırlaştıkları zaman dibe çökerler.

Zihnin derinliklerinde güveler
İnce kanatlarını büyütürler
Ve veda ederek uçuşurlar,
Gün batımı göğünde.

Kelebek ayları değil, fakat an'ları sayar
ve yeter zamana sahiptir.

Benim düşüncelerim, kıvılcımlar gibi, kanatlanmış
Sürprizler üzerinde giderler,
Tek bir gülüş taşıyarak.
Ağaç sevgi ile bakar kendi güzel gölgesine
Buna rağmen onu hiçbir vakit kucaklayamaz.

İzin ver, güneş ışığı gibi, aşkım seni sarsın
Ve yine de aydınlık özgürlüğü versin sana.

Renklendirilmiş kabarcıklardır günler,
Dipsiz gecenin yüzüne çıkan,

Hatırlamanı istemek için armağanlarım çok küçüktür
Ve bunun için
Onları sen hatırlamalısın.

Çıkart, at ismimi armağandan;
Bir yük olacaksa,
Ancak şarkım kalsın.

Nisan, bir çocuk gibi,
Çiçeklerle tozlar üzerine hiyoraglifler yazıyor.
Onları siliyor ve unutuyor.

Hatıra, rahibe, hali öldürüyor.
Ve onun kalbini ölü geçmişin türbesine sunuyor.

Mabedin kasvetli heybetinden
Çocuklar tozda oynamak için dışarı koşuyorlar,
Tanrı onların oyununu seyre dalıyor.
Ve rahibi unutuyor.

Zihnim, düşüncelerinin akışında
Birdenbire yanan bir ışık gibi çalışmaya başlar,
Asla tekrarlanmayan akıcı notasıyla bir küçük ırmak gibi.

Dağda, sessizlik kendi yüksekliğini bulmak için
kabarmaktadır,
Gölde, hareket kendi derinliğini tahayyül etmek için
hareketsizleşir.

Veda eden gecenin
Sabahın kapalı gözlerine kondurduğu öpücük
Şafak yıldızında parlıyor.

Ey bakire, senin güzelliğin bir meyve gibidir,
Henüz olgunlaşmamış ve açılmamış bir sırla dopdolu.

Onun anısını yitiren acı
Kuş seslerinden uzak,[/B]
Fakat yalnız ağustosböceğinin ıslığının duyulduğu sessiz karanlık saatler gibidir.

Gerilik onun öldüren bir pençe ile gerçeği elinde güvenle
tutmaya çalışır.
Zayıf bir lambayı canlandırmayı arzulayarak uzun gece
bütün yıldızlarını ışıklandırır.

Her ne kadar O
Dünyayı
-Gelini-
Kollarında tutuyorsa da,
Gök,
Sonsuzluğa kadar
Uzaktadır.

Tanrı, dostlar arar ve sevgi diler,
Şeytan, eserler arar ve itaat ister.

Toprak hizmetine karşılık
Ağacı kendisine bağlar,
Gök ise hiçbir şey istemez
Ve onu özgür kılar.

Çocuk, tarihin tozu ile aydınlanmış
Yaşı bilinmeyen zamanın gizliliği içersinde
Edebi olarak oturmaktadır.

Uzakta olan O,
sabahleyin bana geldi,
Işık tarafından alınıp götürüldüğünde daha da yakınlaştı.

Beyaz ve pembe zakkumlar buluştular
Ve ayrı lehçelerde neş'e ile eğlendiler.

Sessizlik
Kendi kirlerini
Süpürüp yürüyünce
Fırtına olur.

Rabindranath Tagore (http://www.siirperisi.net/sair.asp?sair=180)

Gül Uğur
31-07-2007, 23:22
ATEŞ BÖCEKLERİ -2- <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">
Geçici ışıklar ve gölgeler
ve bulutlardan oyuncakları arasında,
Şuracıkta, göksel bir çocuk gülümsüyor.

Meltem Lotus***8217;a fısıldar:
"Senin sırrın nedir?"
"Ben kendimim" diye cevap verir Lotus,
"Onu çal ve ortaklıktan kaybolayım!"

Fırtınanın bağımsızlığı
ve ağaç gövdesinin bağlılığı,
Dalları sallama dansında el ele vermişler.

Yaseminin, güneşe aşkı hecelemesi,
çiçekleridir.

Zalim, özgürlüğü yok etmek için
özgürlüğünü ilan eder
ve hala onu kendisi için saklar.

Tanrılar,
Cennetlerinden bıkmış,
İnsana imrenirler.

Bulutlar, bahar içinde tepeler;
Tepeler, taş içinde bulutlar,
Zamanın rüyası içinde fantezi.

Tanrı mabedinin aşkla kurulmasını bekler;
İnsanlar taşları getirirler.

Şarkımda Tanrıya dokunuyorum:
Tepe şelalesi nasıl uzaktaki denize dokunuyorsa!

Işık, renklerin hazinesini
bulutların düşmanlığından alır.

Kalbim, bugün, geçmiş gecenin gözyaşlarına gülümser,
Yağmur dindikten sonra parlayan
Islak bir ağaç gibi.

Hayatımı meyvelendiren ağaçlara teşekkür ettim,
Fakat onu ebediyen yeşil tutan çimeni unuttum.

İkincisiz birin anlamı yoktur,
diğer bir onu gerçek kılar.

Kendi ayrılıklarını bütün ile harmoni yapan
şefkatli güzel için hayatın hataları feryat ederler.

Onlar yıkılmış yuva için teşekkür beklerler -
Çünkü kafesleri şekilli ve korunmaktadır.

Aşkta, sana senin değerin diye, bitmeyen
borcumu ödüyorum.

Suların toplandığı havuz şarkılarını,
zambaklar şeklinde karanlığından gönderir
ve güneş, onlar güzeldir, der.

Bu arz üzerinde tomurcuklanan ilk çiçek,
doğmamış şarkıya bir çağrı idi.

Şafak-halk kitlesi - renkli çiçek - solar
ve sonra sade ışık - meyve Güneş görünür.

Kendi hikmetinden şüphelenen pazı
feryat ederek sesi bastırır.

Rüzgâr, onu yalnız uçurmak için,
fırtına haline girerek alevi tutmaya çalışır.

Hayatın oyunu hızlıdır,
hayatın oyuncakları biri diğerinin
ardından dürerler
ve unutulurlar.

Benim çiçeğim, bir aptalın düğme deliğinde
cennetini arzulama.

Çok geç yükseldin, benim büyüyen ay'ım,
Fakat benim gece kuşum seni selamlamak için
hala uyanıktır.

Karanlık, sessizlik içersinde,
sergüzeştçi ışığın kucağına dönmesini bekleyen,
perde ile örtülmüş bir gelindir.

Ağaçlar, dinleyen cennet ile
dünyanın konuşmak için
sarf ettiği sonsuz gayrettir.

Kendi kendime düşündüğüm zaman
benliğimin yükü hafifler.

Zayıf korkunç olabilir,
zira kuvvetli görünebilmek için
çok cüretkâr olur.

Cennetin rüzgarı esiyor,
demir ümitsizlikle çamura sarılıyor,
ve kayığım göğsünü zincire vuruyor.

Ölümün ruhu tek,
hayatın ki ise çoktur,
Tanrı ölünce din bir olur.

Göğün mavisi arzın yeşilini özler,
her ikisi arasında rüzgâr feryat eder,
"Heyhat!",
Günün ızdırabı kendi öz ihtişamı ile sarılmış,
geceleyin yıldızlar arasında parıldar.

Yıldızlar sessiz bir huşu ile
asla dokunulmayacak yalnızlık içinde
bakire gecenin etrafında toplanırlar.

Bulut altın parıltılarının hepsini
veda eden güneşe verir
ve yükselen ayı solgun gülümsemeyle selamlar.

Rabindranath Tagore (http://www.siirperisi.net/sair.asp?sair=180)



[/B]<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]

Gül Uğur
02-08-2007, 23:40
YILDIZLAR <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />


Bütün yıldızların parladığını duyarım içimde.
Bir sel gibi dolar dünya hayatıma.
Gövdemde çiçekler açar.
Gönlümde toprağın ve suyun bütün gençliği
tüter bir tütsü gibi.
Ve seslendirir bir kaval gibi bütün nesnelerin
soluğu düşüncelerimi.


Tagore (http://www.siirperisi.net/sair.asp?sair=180)

emre gümüşdoğan
12-09-2007, 11:56
http://www.siirakademisi.com/resim/yazar/Pasternak.jpg

BORIS PASTERNAK

Rus şair ve yazar. Moskova'lı ünlü bir ressamın oğlu. 1890 yılında doğdu. Müzik eğitimini yarım bırakarak Moskova Üniversitesi'nde felsefe okumaya başladı. Almanya, Marburg Üniversitesi'nde felsefe derslerine katıldı.Daha sonra Moskova'ya döndü ve öğrenimini tamamladı.<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

Çağımızın en büyük şairlerinden biri sayılmaktadır. İmge ve sözdizimi açısından Rus şiirine getirdiği yeniliklerle geleneksel Rus şiirinin yalın biçimlerini uzlaştırmıştır. İlk şiirlerinde sembolizmin ve fütürizmin etkileri görülür. Bireysel yaratıcılığı ön plandadır. Şiirlerinde bireysel ve toplumsal yaşantı bir bütünlüğe kavuşturmuş, toplumsal sarsıntıları kendi benliğinde derinliğine yaşayarak çağının trajik gerçekliğini dile getirmiştir. Şiire yeni söyleyiş özellikleri kazandırmış. Özellikle aşk ve tabiat temaları üzerinde durmuşdur.

Doktor Jivago adlı ünlü romanı, SSCB resmi görüşüne uygun yazılmadığı gerekçesiyle reddedildi. 1957'de ilk kez İtalya'da basılan roman, kısa sürede çeşitli dillere çevrilerek dünyaca ünlendi. Pasternak, 1958 Nobel Edebiyat Ödülü'ne değer görüldü. Ancak, yapılan baskılar sonucu ödülü geri çevirmek zorunda kaldı. 1960'da Peredelkino'da öldü.

1958 yılında, dönemin Sovyet Hükümeti tarafından eserlerine getirilen yasak ancak 30 yıl sonra Gorbaçov döneminde kaldırıldı.


Yapıtları

Bulutlarda Bir Çift (1914)
Engellerin Üstünden (1917)
Kızkardeşim Hayat (1922)
Tem ve Çeşitlemeler (1923)
Hava Yolları (1924)
1905 Yılı (1927)
Teğmen Schmidt (1927)
İkinci Doğuş (1932)
Erken Trenler (1943)
Yeryüzü Enginliği (1945)


Ödülleri

1958 Nobel Edebiyat Ödülü



Şiirlerinden Örnekler


ŞAİRİN ÖLÜMÜ

(Mayakovski'nin ölümü için)

Başka türlüsüne kim inanır, saçmaladığınız söyleniyordu
Ama iki başka adam daha, aynı işi tekrarlayan
Ve bir üçüncüsü, dünyayı peşinde koşturan
Yanyanaydınız, hepinizi sarıp sarmalayan
Hiç kıpırtısız bir zaman.

Memur evleri ve tüccarlarınki vardı
Ağaçlar, avlular vardı yaşayan
Ve iki karga, güneşin sarhoş ettiği
Dişileriyle hırlaşan iki karga
Bundan böyle

Budala karılar burunlarını her şeye sokmasınlar diye
Şimdi felâket yağıyor üstünüze !
Çizgiler vardı yüzünüzde, yırtık ağlar gibi kırış kırış
ve ıslaktı yüzleriniz

Gönlünce yaşadığın, düzinelerle yaşadığın
Günlerden biriydi o gün
Evinin kapısında bir kalabalık
Tek bir tabanca sesi hizaya getirmiş hepsini

Suların havaya tükürdüğü balık
Şenlik fişeği sanarak nasıl koşuyorsa
Saz diplerindeki ölümüne
Tetikteki kurşunun içini çekmesi gibi, tıpkı öyle.

Uyuyordun, dedikodulu ve kıskanç bir döşek
sermişlerdi uykuna
Uyuyordun, artık susturulmuş, ama hâlâ korkulu
ürpertilerle komşu
Ve yakışıklıydın, yirmiiki yaşın avuçlarındaydı bunlar
Dört bölümlü şiirinde yazılıydı.
Uyuyordun, başın yastığındaydı
Boylu boyunca yaylanarak
En genç efsaneydin başımızda

Tetiğini çektiğin kurşun Etna yanardağına
benziyordu
Gittikçe büyüyordun, ama birdenbire eğilip
Korkak ve değersizlerin ayağına yüz sürüyordun.

Çeviren: Erdoğan Tokatlı



AĞUSTOS

Tam söz verdiği üzre
İlk sabah güneşi perdeler arasından içeri girdi
Ve safran renginde, meyilli bir çizgi
Sedire ulaşıverdi.

Güneşin sıcak cilası
Kapladı yakın ormanı, köy evlerini
Yatağımı, ıslak yastığımı
Ve kitaplarımın arkasındaki duvarı.

Yastığımın niçin ıslak olduğunu hatırlarım
Geleceğinizi görmüştüm düşümde
Birbiri ardısıra, ormanın içinden
Beni uğurlamaya.

Dağınık bir kalabalığın içinden yürüyordunuz
Sonra biriniz hatırlamıştı
Eski takvime göre
Bugün Ağustos***8217;un altısı, Tecelli Yortusu***8217;ydu.

Her zaman böyle bir gün Tabor dağından
Alevsiz bir ışık gelir
Ve sonbahar, bir levha gibi temiz
Tüm bakışlar ona yönelir.

Yürümüştünüz, küçük, dilenci çıplaklığında
Titreyen kızılağaç korusu içinden
Mezarlığın zencefil kızılı çalılığına
Ballı bir petek gibi parlayıp birden.

Gökyüzü ulu komşusuydu
Susmuş ağaç doruklarının
Ve uzaklık çağırıyordu uzaklıkları
Çoktan uyuklamış ötüşlerinde horozların.

Ağaçların arasında, kilise avlusunda
Mezbaha memuru gibi durmuştu ölüm
Ve bakmıştı solgun donuk yüzüme
Ölçmek için mezarım, büyüklüğüm.

Hepiniz işitebiliyordunuz net
Yakınınızdaki bitkin sesi
Benim yiten sesimdi o, peygamberane
Yok olmanın henüz el değmediği.

"Elveda gök mavisi ve altını
Tecelli Yortusu***8217;nun
Bir kadının son okşayışlarıyla yumuşak
Ölüm saatimin acılığı.

Elveda süresiz yıllar
Ve alçalış uçurumlarına
Meydan okuyan kadın
Ben alanıydım savaşınızın.

Elveda gerilmiş kanatların köprüsü
Özgür inatçılığı uçuşun
Şekli dilde açıklanan dünya
Yaratıcılık, mucizelerin çalışma gücü."

Çeviren: Osman Türkay



KORKULU ŞİİR

Her şey değişecek her şey
Asıl olana doğru, büyük olana,
çocukların uykusunu bölenler
Bağışlanmayacak asla.

Unutulmayacak, unutulur mu hiç
Şu minik yüzlere işlemiş gam, tasa,
Düşman saldığı bu dehşeti
Ödeyecek bir gün mutlaka .

Gün gelecek yolu onun da
Tüyler ürpertici bir öyküden geçecek,
Alınacak yüzlerce yüzlerce defa
Yetimin, sakatın, dulun öcü.

Aklına getir bir o bombaları
O astığı astık dönem
0 cinayetler, o yıkıntılar,
Herode'un Bethleem'de yaptığı gibi.

Eli kulağında daha iyi bir çağın,
Değişecek her şey , besbelli,
Ama şu sakatlanmış küçükleri
Unutabilir mi insan unutabilir mi?

Çeviren: Cemal Süreya



ÖYLEDİR ÖYLE BAŞLAR

İnsan iki yaşında da öyle başlar işte
Ezgilerin karanlığına sıyrılır kucaklardan,
Cıvıl cıvıl cıvıldar, mırıldar bir süre,
Derken, üçüne doğru, sözler dökülür ağzından.

Öyledir işte, yavaşça başlarsın anlamaya,
Kapılıp bir türbinin büyük gürültüsüne,
Sen misin bu, bir başkası mı yoksa,
Yabancılaşmıştır evin, bir gölgedir annen de

Bu zalim leylâk parıltısının nedir derdi?
bu dökülen, bu inen bir park kanepesine,
Nedir ? çocukları kaçırmak gibi bir şey mi?
Öyledir işte, kuşlar öyle doluşur içine

Arttıkça artan kıvamını bulan acılardan :
Yüreğinde ulaşılmayanın özlemi, uzak yıldızlar,
Faust gibi olduğun, kafan bulandığı zaman
Öyledir, öyle başlar çingene çalgıcılar.

Uçaraktan yüce yüce gök katlarından
Çevrili alanlar görürsün, evsiz topraklar,
ve denizler bir iç çekiş kadar ansızın,
İşte tıpkı öyle doğar heceler ve uyaklar.

Yulafların üstünde, sırtüstü, yaz geceleri,
yakarır durur : her şey yerini alsın diye,
Sakınarak gözünden şafağı ve evreni
Öyle olacaktır, öyledir dalaşımız güneşle.

Öyledir, öyle başlar yaşamak, dizelerle.
Çeviren: Cemal Süreya

emre gümüşdoğan
18-11-2007, 01:09
Paul Eluard'dan iki şiir...

ACININ BAŞKENTİ<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

Gözlerinin eğrisi dolanıyor yüreğime
Bir dans, bir dinginlik çemberi
Zamanın aylası, gece beşiği ve güvenli
Ve eğer hiçbir şey kalmadıysa aklımda yaşadığımdan
Gözlerinin her zaman görmediğindendir beni

Yaprakları günün ve pembe şarabın köpüğü
Rüzgarın sazları, kokulu gülücükler
Işık dünyasını saran kanatlar
Gökyüzü ve deniz yüklü gemiler
Gürültü avcıları ve renk kaynakları

Tanların kuluçkaya yattığında doğan kokular
Yıldızların samanı üzerinde yatan
Saflığa bağımlı gün gibi tıpkı
Dünya da bağımlıdır senin tertemiz gözlerine
Ve akar bütün kanım bakışlarında senin

Çeviri: Özdemir İnce



SENİ SEVİYORUM

Tanımadığım bütün kadınlar adına seviyorum seni
Yaşamadığım bütün çağlar adına seviyorum seni
Enginlerin kokusu sıcak ekmeğin kokusu adına
İlk çiçekler adına eriyen kar adına
İnsanın ürkmediği temiz kalpli hayvanlar adına
Sevmek adına seviyorum seni
Sevmediğim bütün kadınlar adına seviyorum seni

Kim yansıyor bana sen değilsen ben kendimi pek az görüyorum
Sensiz uzayıp giden bir çöl görürüm yalnız
Geçmiş ile bugün arasında
Bütün bu ölüler vardı atlayıp geçtiğim samanın üzerinde
Delemedim aynamın duvarını
Yaşamı sözcük sözcük öğrenmem gerekti bana
Unutur gibi

Benimki olmayan bilgeliğin adına seviyorum seni
Sağlık adına
Yalnız kuruntu olan her şeye karşı seviyorum seni
Zorla tutmadığım bu ölümsüz yürek adına
Sen kuşku sanıyorsun kendini oysa akılsın
Sen başımda yükselen güneşsin
Güvendiğim zaman kendime.




Paul Eluard

emre gümüşdoğan
29-01-2008, 22:41
RAİNER MARİA RİLKE


<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />http://farm3.static.flickr.com/2381/2084913164_9173575fa3_m.jpg
Yaşamı

4 Aralık 1875 yılında Prag'da doğdu. Bir süre askeri okulda okuduysa da sağlık nedenleriyle ayrıldı. 1892'de Prag'a gitti, Alman Edebiyatı ve Sanatı ile Hukuk eğitimi gördü. Bu sırada ilk şiirlerini yazdı, edebiyat çevrelerine girdi. 1896'da doğduğu şehri terk edip Münih'e geçti. Orada Lou Andreas-Salome ile tanıştı ve aşık oldu. Onunla birlikte değişik ülkelere yolculuklar yaptı. Lou'dan ayrıldıktan sonra Clara adlı bir heykeltraşla evlendi. Parise gitti Rodin'le ve
Baudelaire'le tanıştı. Baudelaire'den oldukça etkilendi. İtalya'ya geçti. Yaşamında yolculuklar ve şiir yan yana gezmeye başlamıştı.

1910 yılında Thurn-und-Taxis Prensesi, onu Duino şatosuna davet etti. Kuzey Afrika'ya ve Mısır'a yolculuklar yaptı. 1919 yılından sonra sık sık İsviçre'ye gitti ve Muzot şatosuna yerleşti. Hasta olan Rilke, ömrünün son üç yılında Fransızca birkaç şiir yazdı ve Paul Valery'den Almanca'ya tercümeler yaptı.1926, Valmont, Montreux de öldü.

Burada nesnenin plastik özünü yakalamaya çalıştığı ve nesne-şiir olarak bilinen yeni bir lirik şiir üslubu geliştirdi. Yarım yüzyıllık yaşamını sanata adamış olan Rilke, şairliğinin yanısıra sanat üstüne denemeleri ve öyküleriyle de geniş yankı uyandırdı.
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">


Yapıtları:[/B]

Hayat ve Şarkılar (1894)
Koruyucu Tanrılara Sungu (1895)
Şimdi ve Ölüm Saatimizde (tiyatro oyunu, 1896)
Yabani Hindiba (1896)
Düşlerle Taçlanmış (1896)
Geliş (1897) Armağansız (Öykü, 1898)
Hayatın Kenarında (Öykü, 1898)
İki Prague Öyküsü (Öykü, 1899)
Onuruma (1898)
Görüntüler Kitabı (1901)
Saatler Kitabı (1905)
Yeni Şiirler-I (1907)
Yeni Şiirler-II (1908)
Meryem'in Hayatı (1913)
Duino Ağıtları (1922)



<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Şiirlerinden Örnekler :[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">HER ŞEY BÜYÜYÜP[/B]

Her şey büyüyüp güçlenecek yine bir gün:
sular dalga dalga hep, karalar düzgün
ağaçlar kocaman, duvarlar küçücüktür;
vadilerdeyse güçlü, çok yönlü, görürsün
bir çobanlar ve çiftçiler soyu büyür.

Yok artık kiliseler, Tanrı***8217;yı kuşatan
kaçkın kuşatır gibi, sonra çığlıklar atan
bir tutsak ve yaralı hayvanmış gibi Tanrı-
artık bütün evler açıktır her gelene
ve her yerde bir özveri geniş alabildiğine
belirler aramızdaki davranışları.

Beklemek yok artık, bakıp durmak öteye;
ölümün bile hakkını vermek özlemine
yer var ancak; ve elleri yadırgamasın diye
bizi, bilmeye dünyayı bütün bütüne.

Çeviri: A. Turan Oflazoğlu



İSPANYOL RAKKASESİ

Elinizde henüz çakılmış ama alevlenmemiş
beyaz bir kükürt kibrit gibi
her yana ateşten oklar fırlatır
sonra halka halka dizilmiş
sabırsız seyirciler ortasında raksa başlar.

Ateş genişler ve bir anda alev kesilir rakkase.

Bakışlar tutuşturur saçlarını da
ve birden kıvrak bir çeviklikle, bir işveyle
döner yelpaze gibi etekleri alevde
çıplak kolları uzanır havada gergin
çıngıraklı bir yılan gibi ürkek.

Ve sonra daraldıkça daralır ateşten çember
toplayıp bir yumak gibi fırlatır alevi uzaklara
öyle bir gurur, öyle bir öldürücü bakışla
ve seyre dalar uzanıp yere kudurmuş, çılgın
alev git gide köpürür, o sürdürür böylece görkemini.

Fethetmiş artık, kendinden emin
tatlı gülümseyişlerle kalkıp selamlar yağdırır
küçük ve çevik ayaklarla söndürürken alevi.

Çeviren: Osman Türkay