PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : MANİFESTO YERİNE


emre gümüşdoğan
04-03-2006, 15:58
MANİFESTO YERİNE
Abdülkadir Budak

“Satmıyor” gerekçesiyle şiir dizisini kaldıran büyük yayınevlerine yenileri ekleniyor. Sayısız şiir dergisinin çıktığı, antolojilerin, yıllıkların peş peşe sökün ettiği bir dönemde üstelik. Bir antoloji yüz şiir kitabına bedeldir denilmeye mi başladı ne? Tadımlık olan doyumluk olanın yerine mi geçer oldu? İyi de bu durum, yani şiir kitaplarının yeterince satmıyor oluşu sadece şimdiye özgü bir durum mudur? Öyle ya has şiir her zaman az satmadı mı? Bugün adı sanı duyulmuş bir şairin son kitabı maliyetini bile kurtarmıyor da, sözgelimi bir Oktay Rifat’ın yeni kitabı bir ay içinde tükeniyor muydu? O zaman da öyleydi, ama medyatik olmak, popüler olmak bugün olduğu kadar prim yapmıyor, göz boyamıyordu. Şairler kitapları satmadığı ya da az sattığında bugün olduğu kadar gocunmuyor, yayınevleri de bunu bugün olduğu kadar şairin başına kakmıyordu. Şiir doğası gereği küçük yayınevlerinde, daha az renkli olduğu için az satan dergilerde hayat buluyordu. Şairler daha mutluydu eskiden,hatta birden bire çok satmaya başlayanlar kendilerine kuşkuyla bakıyorlardı. Has şiirden geri düştükleri, popüler şeyler yazmaya başladıkları vehmine kapılıyorlardı. Bugün öyle değil; satarsan değerlisin. Şiirin doğasına aykırı olsa da böyle bu.
Peki bu durumdan nasıl çıkılabilir? İyi şiirin satması nasıl sağlanabilir; iyi şairlerin oradan oraya savrulması, daha acısı itilip-kakılması nasıl önlenebilir? Bunun en kestirme iki yolu şu: Birincisi daha büyük birer ticari kuruluş olan büyük yayınevleri tümüyle vaz geçsin şiir kitabı basmaktan. Bir dargın bir barışık hâli kalksın ortadan. Şiir o alçakgönüllü yanına da sahip çıkarak küçük yayınevlerine dönsün. Buna mecbur edildiği için değil, böyle olması daha doğru diyerek yapsın seçimini. İkinci ve daha etkili olacağını düşündüğüm önerim de şu: Şiir kitabını önce şairler para verip alacak, almalı. Biz şairler kendimizden başlayalım ilkin, suçu okura yüklemeyelim; Hangimiz parasını verdiğimiz kaç şiir kitabıyla bir yılı geride bıraktık? Bu soruyu sorup yüzleşelim. Yüzümüzün kızarmasını göze alalım. “Sen yanmazsan, ben yanmazsam, o yanmazsa / Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” hesabı, “sen almazsan, ben almazsam, o almazsa nasıl çıkar ötekinin kitabı” diye soralım bir de. Şu bedava kitap imzalamaktan acilen vazgeçelim ilkin; buradan başlayalım. İyice sönmüş durumda bulunan “imza günleri” dışında yapmayalım bunu. Yapacaksak da bize, tercihimize bırakılsın bu. Herkes kitabı bedavaya getirirse yerine yenisi başka türlü nasıl konacak? Başıma geldiği için biliyorum; yayıncım ödediği telifin dışında on, bilemedin on beş kitap veriyordu bana. Ama imzalı kitap bekleyenin sayısı yüzü geçiyordu, belki daha da fazla. On kitabın üçünü kendime ayırsam, geriye ne kalıyor? Hesap bunca net biçimde ortadayken imzalayamadığım için kitabımı okuyamayan dostlarım olduğunu biliyorum. Peki dostluk mu bu? Şairlik mi ya da? Olaya duygusal değil de profesyonel açıdan yaklaşmayı denesek nasıl olur? Yani şiir kitabını para verip edinmeyi denesek. Böyle dediğime bakılarak, çıkan her şiir kitabını almalıyız anlamı çıkarılmasın buradan. Seçimimiz, kişisel eğilimimiz, kendimizce geliştirdiğimiz şiir zevkimiz rol oynayacak burada, oynamalı da. Ben şairsem, okur olmanın ötesinde bir katkı da beklerim o kitaptan. Okuduğuma değecek bir şiirin şairine öncelik vereceğim, doğaldır bu. Şairine güvenirim en azından; ondan kötü bir şey çıkmayacağını bilirim de onun için alırım kitabını. Bir elemeye de giderim gitmesine de, sırf şiir kitapları raflardan inmesin diye bile eleğin gözeneklerini dar tutabilirim. Üstte kalacakların artışı, alacaklarımın sayısını da arttıracaktır da ondan. İşin içine hemen "“imkân meselesi”ni sokmayalım lütfen. Olmadık yerlere olmadık paralar harcadığımızı hepimiz biliyoruz. Şairliğimizin hatırına olsun yapalım bunu, yayınlanmayı bekleyen dosyalarımızın hatırına. Ben senin kitabını alayım ki, benim kitabımın basılma şansı olsun, öyle değil mi? Bencilce de olsa yapalım bunu. Yıl içinde çıkan yüz kitabın yirmisini para verip alalım, görün neler değişecek.
Akıl vermek kolay da, uygula da görelim diyenleri duyar gibiyim; onun için de kendimden başlıyorum. Yeni yılın ilk gününde kaleme aldığım bu öneriyi hayata geçirmeyi kendimden başlatıyorum. Özel tercih hakkımı saklı tutarak diyorum ki, kimse benden imzalı kitap beklemesin. Bir adım daha atıyorum, kimse kitabını imzalamasın bana. Gözümden kaçmışsa, çıktığı yeri, bulunduğu kitapçıyı söylesin yeter. O hafta iki duble eksik içerim rakıyı; bir duble rakının bir şiir kitabı ettiğini de hatırlatarak. Şiir kitabı okumadan sarhoş olacağıma yeni bir kitapla ayık kalmayı tercih ederim. Ya siz?

(Yasakmeyve, Ocak-Şubat 2006)

Edited by: EmreGümüşdoğan

Habibe
15-07-2009, 20:52
Yazının tarihine baktım ve bu günü düşündüm.

Çok şey değişmediği gibi yeni şiir kitaplarından almak istesem bile,
açıkçası raflarda yeni şairlerin kitaplarına rastlamak çok da mümkün değil.

Kitapevlerine uğradığımda mutlaka şiir bölümüne bakıyorum,
popüler şairlerin dışında yenilerden kitabı olan var mı diye aranıyorum ama göremiyorum.

Bu beni çok üzüyor çünkü tanıdıklarımızın kitabını ya elden yada imza günlerinden ancak alabildiğimiz gibi şiir ile uğraşan kişilerin pazarlama ile uğraşması bana garip geliyor.

Şahsım adına da böyle bir girişimden kaçındığım gibi kitapları elden alırken katkımız olsun denilmesi de bana açıkçası ağır geliyor. Al gülüm ver gülüm muhabbeti ayrıca bir sorun.

Ben kitabın severek ve istenerek okunması taraftarıyım. Eş-dost ve ya okur katkı diye elden kitap almamalı bence.

Böyle olunca bir tarafta şiir kitaplarının dağıtımını yapmayan para avcısı yayın evleri, diğer tarfta katkıda bulunmak için almak isteyenler şiiri ve yazarı bu kısır döngüye hapsediyorlar.


Şiir kitapları çok pahalı değil ve her şiir sever hepsini almak zorunda da değil.
Herkes (şiir dünyası içinde olanlar adına) senede bir kaç tane alsa yeterli. Kimsede bu kadarı çok dememeli yada ben şiir severim hele hiç dememeli.


Üzülüyorum.