PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : ÖYKÜ/TEN


MUHARREM SÖNMEZ
30-06-2007, 01:36
KARABAT-1


İsmini hatırlamıyorum, bir ismi olduğunuda ama vardı öylesineruh gibi.Suskunluğunda çıkaramadığım gerginlik ellerini ovuşturuyor yağmurdan yeni dönmüş, cebindeki paketi çıkarıp koydu masanın üstüne ;masada loşluğun karacalığında belli belirsiz nesneler ,ayın önünde duran dünya sanki yüzünü seçemiyorum ama havayı dolduran o hüzünne kadar gerçek.Arada bir açılan kapıdan sezilen ıslaklık hala yağmurun ayak sesleri yollarda.Birden kalkıverdi duvarlarla aramdakitedirginlik şimdi hiç bir duvar tutamaz beni.


Homurtular geliyor; çoğunda insana boğulmuş dumanların içinden ,bense taş kesilmişcesine bana dönmesini bekliyorum ,arada gidip gelen garsonun karaltısı ;bir şeyler söylüyor bana dinlermiş gibi yapıp bir çay daha istiyorum sert ve kızgın bir sesle uzaklaşırken elindeki tepsiye kayıyor gözlerim istemsiz bir anlık dikkatsizlik ve kaybediyorum onu bir saniyede.Ama nasıl olur? nasıl böyle çabuk gidebilir insan ?ardından bende kalktığım gibi kapının önünde buldum kendimi hemen peşimde çayevinin sahibi,anlattıkları çekmiyor ilgimi çünküaklımın hepsi onda ama o nerde?Edited by: TURAN AKYAZI

MUHARREM SÖNMEZ
01-07-2007, 01:18
İtiş kakış içeri girdik tekrar.Çayevinin sahibine bakıyorum gözlerimse oralı değil.İzah edilemez bir cümlenin başında buluyorum kendimi her seferinde.Güç bela döndükçe dilim ve ödeyince içilmemişoniki bardak çayın bedelini,yeniden yöneldim kalbimin kutup yıldızına.O anda işte tam o anda onun oturduğu masanın yanından geçerken gördüm ahşap saplı kırmızıyeşilli şemsiyeyi ,nasıl bir sevinçle büyüdü içim.Kısa bir an geriye döndüzaman masada oturuşu geldi gözlerimin önüne sonra dikkatimi dağıtan garsonun sesi hiçbakmamışım sandalyenin kenarında asılı bu ilk yardım simidine.Onu izlediğim her saniyede zorlasamda kendimi yinede göremezdim ben o şemsiyeyi,bunda bir mucize olmalı bazen olması gerektiği gibi kayıp parçaların size kendilerini sunması belki.Evet şimdi biliyorum beni umuda bağlayan bir köprünün ellerimin arasındaki varlığını.Geri döner mi acaba almak için şemsiyesini ya da önemsemezse alt tarafı bir şemsiye der geçerse üstünden umudumun.Hayır hayır iyi şeyler düşünmeli ömrümün hiç bir anında olmadığı kadar çünkü artık beni ona bağlayan bir şey var.

irfan mutluer
01-07-2007, 17:30
İlk cümle (bazıları karşı çıksa da) bir öyküyü okuyup okumamak kararsızlığından kurtardığı gibi okuru, öykünün künyesini de döküverir avuçlarımıza... Bilirsiniz ki öyküye iyi bir başlangıç yapılmamışsa sonunu getirmeye gerek yoktur. İyi başlanılmamış bir öykü, çözülmemiş bir yumak sorunsalıdır. Belki o bile değildir...


Hadi geçelim ilk cümleyi, ikincisini kurmak için ne kadar uğraştınız? (Aşağıya yapıştırıyorum.)


"Suskunluğunda çıkaramadığım gerginlik ellerini ovuşturuyor yağmurdan yeni dönmüş, cebindeki paketi çıkarıp koydu masanın üstüne ;masada loşluğun karacalığında belli belirsiz nesneler ,ayın önünde duran dünya sanki yüzünü seçemiyorum ama havayı dolduran o hüzünne kadar gerçek."


Her biri diğerine benzeyen (kurgu açısından) cümleler silsilesi... Sanki dönüp hiç okunmamış!


Yazmayacağım, diyorum ama olmuyor, eleştirmenlik de var serde. Şimdi sizden (haddim olmayarak) rica etsem, yazdığınız bu iki bölümü balkondan silkeleyip, tekrar yazar mısınız?


Saygılarımla... İ.M.Edited by: Hmros

MUHARREM SÖNMEZ
02-07-2007, 01:04
Saatin kaç olduğuna bakmadan yürüdüm yollarda ,yürüdüm yürüdüm ama içimdeki sesleri azaltmıyor bu gidiş,akşamın en çok bu kente yakıştığı efsaneyalnızlık ve sis ,herevin bir karakteri varnefes alıp verişleri ,kızgınlıkları ,sevinçleri ;balkonlarından silkelenmiş sözcükleri var kimi küstahça ,kimi tahammülsüz ama yaşamak alt ediyorher şeyi ne kadar engelleniryatağını aşmış bu nehir hayır çocuk yürümekte ayak direyeceksin.


Eve ne zaman vardım bilmiyorum çöp kamyonun ürkünç sesiyle uyanmak bozuyor sinirlerimi,sızıp kalmış olmalıyım hala üzerimdedün giydiğim elbiseler veçatlarcasına ağıran başım.Sıcak bir duştan sonra yenilen kahvaltıgünlerden pazar sıkıcı ve rutin krallığı iş hayatının,bu günkendime verdiğim sözlerden bir film çekmeliyim başrollerde yalnızlık ve hüzün ,her seferindemutlu sonla bitmeyen.


Ayaklarımı uzatmış gazetemi okurken birden içimde çakan şimşeğin sesiyle sarsıldım ve hemen yatak odama geri döndümsehpanın üstüne koymuş olmalıydım ama orda değil yatağın üzerindede yok gardırobta da,ama nerde bu şemsiye?İnsan için sınanmış bir yoldur aldanış hep aynı kurgu hep aynı yöntem; bazen o kadar çok kendinizle kalırsınızki istemeden oysa,hiç birmantıklı açıklaması olmayan şeylerle karşılaşırsınız.Şimdi şemsiyeher nerdeyse onu yeniden bulmalıyım ve yeniden bir sabaha uyanabilmek için.Edited by: TURAN AKYAZI

MUHARREM SÖNMEZ
02-07-2007, 01:06
Yazdıklarımı üşenmeyip okuduğu ve değerli görüşlerini belirttiği için hmros'a teşekkürler.


saygılarımla

MUHARREM SÖNMEZ
19-08-2007, 01:51
KARABAT-2

Dolabın üstündeki kutuya kayan gözlerim,ne kutusu be adam saat,mahur bir yılgınlık sabahın yedisinde.Yavaş yavaş ayaklarımı uzatarak yatak odamın zeminine ne düşünüyorumki böyle ağır.Geceden kalma radyonun sesine dikkat kesiliyorum biraz; haberleri sunan kadını getiriyorum gözlerimin önüne onunda çökük elmacık kemiklerine şunuyazıyorum: kim sabahın köründe haber dinler?
Bildiğim ben değil.

Sonra yola çıkma ritüelleri tamtamına yanlışsız ve ilk adımınla sokağın içime doluşan garip sessizliği,inanmazsınız bu sokaklar canlıdır, bizimle yaşar, uyur ,kalkar ,sever, üzülürve çok aşık olmuşluğumuz var.Gittikçe vedöndükçe altımızda dünya daha nefes alırken Allah'a şükür ,hala atamadığım çöpleri gecenin ruhumda aklımı karıştırıp dururken o malum el
bana huzur yasak.

daimon
06-09-2008, 19:22
Turan Akyazı arkadaş, öykü yazmaya kalkışmadan önce, Türkçeyi bir güzel öğrenmeli bence. "Dil polisi" değilim ben, ancak, dil'e böylesine özensiz, böylesine hoyrat davranan birine karşı, kimse kusura bakmasın, hoşgörülü olamayacağım. Sadece eleştirmen olarak değil, alelâde bir insan olarak da tepkilendim bu öyküye, daha doğrusu öykü müsveddesine. Noktalama yanlışlarını saymıyorum bile. Neresinden tutmaya kalksam, orasından dökülüyor sapır supur. Birileri, bir edebiyat nesnesinin (evet, öykü de bir edebiyat nesnesidir), apriori olarak dilsel / yazınsal bir kurgu meselesi olduğunu, bağır bağır bağırmalı artık. Edebiyat : "estetik bir kalkışma"dır, dille yapılan bir bahar temizliğidir. İçinde toplumsal /etik kayguları da barındıran ama, bunlardan önce bir üslup, bir tavır,sözde/ yazıda bir çeki-düzen meselesidir.





"Böyle edebiyat emekçiliği olmaz!" dediğinizde, hemen "ben yaptım, oldu" dememeli.Sağımıza solumuza, önümüze ardımıza bakmalıyız bir. Çağımızın öykü anlayışıyla geleneksel öykü anlayışlarının bir süzgeçten geçirilmesiyle ve yoğun okuma süreçleriyle kalkılabilir, bu zorlu işin altından.
Turan arkadaş, öykü yazmak istiyorsa, bir yazmadan bin okumalı. Bu kadar kesin: Söz, dokuz boğumdur. Yazı ise doksandokuz!..Edited by: daimon

MUHARREM SÖNMEZ
07-09-2008, 10:53
Sn.daimon;yerden göğe kadar haklıdır,öykü müsveddesi biledeğil benimkiler,farkına varmışım ki uzun bir süredir bu sayfaya bir şey yazmadığımı görür.Öykü yazmak istemiyorum, belki bu itiraf içindeki türkçe aşkını biraz olsun rahatlatır.Bu kararıbirilerini rahatlatmak için değil ;kendinin ne olduğunu bilen biri olarak verdiğimi bilmesini isterim...

Saygılarımla.

daimon
07-09-2008, 11:33
Turan arkadaş'a, yer yer alınganlık gösterse de, eleştiri karşısında genelde sergilediği demokratça tutumu için teşekkür ederim. "Teşekkür edecek ne var bunda, doğal olan böyle davranmak değil mi?" denebilir. Denebilir de, heyhat ki nicedir edebiyat ortamımızı, tıpkı diğer toplumsal ortamlarımızda olduğu gibi, bir hoyratlıktır, gemi azıya almış bir kabalıktır kuşatmış halde. Başka sitelerde ve dergilerde yazdıklarım karşısında gelen tepkilenmelerden biliyorum:Övmüşseniz mesele yok, yazar / şair dostlar, çoğunca dudak ucuyla bir teşekkürle yetiniyorlar; ama yermişseniz, kızılca kıyameti koparıyorlar o vakit. Edebi-estetik-poetik ölçütleri pervasızca terk ederek, eleştirmeni adeta yaylım ateşine tutuyorlar. Endazenin ucunu kaçırıp, belden aşağı vuranlar da var aralarında.Sövgüler saldırılar, "bit pazarı"na düşüveriyor hemencik.Halbuki nasıl anlatmalı bilmem: yazar / şair, salt estetik bir özne değildir ve olmamalıdır; onun bir de etik davranmak gibi bir zorunluğu vardır. İşte Turan arkadaşın tavrını bu yönden çok önemsedim ve çokdeğerli buldum.

Kendisine ve inceliğine tekrar teşekkür ederim. Umarım, git git irtifa kaybeden şair / yazar tayfasına güpgüzel bir örnek olur.