PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Her Güne Bir Şiir


Sayfa : 1 2 3 [4] 5 6 7 8 9 10

sema
03-11-2006, 14:03
<H2>ÜÇ DİL /Bedri Rahmi Eyüboğlu</H2>
<H2>
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
En azından üç dil
Birisi ana dilin
Elin ayağın kadar senin
Ana sütü gibi tatlı
Ana sütü gibi bedava
Nenniler, masallar, küfürler de caba
Ötekiler yedi kat yabancı
Her kelime arslan ağzında
Her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla
Kök sökercesine söküp çıkartacaksın
Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek
Her kelime bir kat daha artacaksın

En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Canımın içi demesini (http://www.siirdostu.com/?sair=Bedri Rahmi Eyüboğlu&amp;siir=ÜÇ DİL)
Canım ağzıma geldi demesini
Kırmızı gülün alı var demesini
Nerden ince ise ordan kopsun demesini
Atın ölümü arpadan olsun demesini
Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
İnsanın insanı sömürmesi
Rezilliğin dik alası demesini
Ne demesi be
Gümbür gümbür gümbürdemesini becereceksin

En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil
Çünkü sen ne tarih ne coğrafya
Ne şu ne busun
Oğlum Mernuş
Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.
</H2>

M.Burak Sezer
04-11-2006, 01:00
<TABLE id=Aut***111;number4 style="BORDER-TOP-WIDTH: 0px; BORDER-LEFT-WIDTH: 0px; BORDER-BOTTOM-WIDTH: 0px; BORDER-COLLAPSE: collapse; BORDER-RIGHT-WIDTH: 0px" borderColor=#111111 height=1 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%" border=1>
<T>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="44%" height=19>Sürgün Ülkeden Başkentler Ülkesine</TD></TR>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="44%" height=1>
<TABLE id=Aut***111;number40 style="BORDER-TOP-WIDTH: 0px; BORDER-LEFT-WIDTH: 0px; BORDER-BOTTOM-WIDTH: 0px; BORDER-COLLAPSE: collapse; BORDER-RIGHT-WIDTH: 0px" borderColor=#111111 height=24 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%" border=1>
<T>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width=100 colSpan=14 height=10></TD></TR>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="100%" colSpan=14 height=10>


II


Gelin gülle başlayalım atalara uyarak
Baharı kollayarak girelim kelimeler ülkesine
Bir anda yükselen bir bülbül sesi
-Erken erken karlar ortasında
Güneş dönmüş ışık saçan bir yumurta-
Bana geri getirir eski günleri
...Paslanmış demir bir kapı açılır
Küf tutmuş kilitler gıcırdarken
Ta karanlıklar içinde birden
Bir türkü gibi yükselirsin sen
Fısıldarım sana yıllarca içimde biriken
Söyleyemediğim ateşten kelimeleri
Şuuraltım patlamış bir bomba gibi
Saçar ortalığa zamanın
Ağaran saçın toz toprağını
Bana ne Paris'ten
Newyork'tan Londra'dan
Moskova'dan Pekin'den
Senin yanında
Bütün türedi uygarlıklar umurumda mı
Sen bir uygarlık oldun bir ömür boyu
Geceme gündüzüme
Gözlerin
Lale Devrinden bir pencere
Ellerin
Baki'den Nefi'den Şeyh Galib'den
Kucağıma dökülen
Altın leylak

III

Ölüler gelmiş çitlembikler sarmaşıklarla
Tırmanmışlar surlarıma burçlarıma
Kimi ırmaklardan yansıma
Kimi kayalardan kırpılma
Kimi öteki dünyadan bir çarpılma
İçi ölümle dolu
Dönen bir huni
Doğarken güneş
Kesilmiş ölü yüzlerden
Bir mozayik minyatürlerden
Dokunur tenimize
Soğuk bir azrail ürpertisiyle ay
Ve birden senin sesin gelir dört yandan
Menekşe kokulu sütunlardan
Komşu dağlardaki nergislerden leylaklardan
Gözlerine ait belgeler sunulur
Ey aşkın kutlu kitabı
Uçarı hayallere yataklık eden
Peri bacalarının yasağı
Gönlümün celladı acı mezmur
Bana bıraktığın yazıt bu mudur
Ölüm geldi bana düğün armağanın gibi
Senden bir gök
Senden yıldızlar ördüler
Ateş böcekleri
O gece dört yanıma
Ey bitmeyen kalbimin samanyolu destanı
Sen bir anne gibi tuttun ufukları
Ve çocuklar gülle anne arasında
Seninle güller arasında
Tuhaf bir ışık bulup eridiler
Çocuklar dağ hücrelerinde erdiler
Aramızdaki sırra
Bir de ay ışığında büyüyen fısıltılar
Gençlik monologları
Seni alıp kaybolmuş zamanın çağıltısından
Bana getiren
Yasamız vardı
Öfkeyle yazardın sen bir yüzüne
Ölür ölür okurdum öbür yüzünde ben

IV

Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Şuna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome'nin Belkıs'ın
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Yıllar geçti sapan olumsuz iz bıraktı toprakta
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında bodrum katlarında
Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
Hep Kanlıca'da Emirgân'da
Kandilli'nin kurşunî şafaklarında
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili </TD></TR>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="8%" height=10></TD>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="8%" height=10></TD>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="7%" height=10></TD>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="7%" height=10></TD>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="7%" height=10></TD>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="7%" height=10></TD></TR></T></TABLE>Sezai Karakoç</TD></TR></T></TABLE>

Nuray Çınar
04-11-2006, 19:13
<TABLE width=503>
<T>
<TR>
<TD width=441>İhanet


</TD>


<TD align=right width=52>
http://www.siirakademisi.com/metin.gif (http://www.siirakademisi.com/yazdir.asp?id=1604)</TD></TR>
<TR>
<TD width=497 colSpan=2>Zamanı çaldığımız bedenlerimizde
geçmişin düşlerini büyütüyorduk yeniden
Çay içmek için değildi verdiğimiz molalar.

Issız sokaklardan dönüşlerimde
bensiz bulurdum seni
Bensiz yükselmiş olurdu gözlerinde binalar
Bensiz okunmuş akşam şiirleri
Bensiz bırakıldığın akşamların
rakı sofralarında örgütlediğin suç ortaklarının
yatak odalarında boyanıyordun kırmızıya.
Haydut yanaklarında ıslanan geçmişinin
ağıtlarında yitiremediğin korkularına alış
yağmurdan koruyamazsın yolları.
Bu yüzden kırmızıya boyanıyordun...
Bu yüzden aynalardan bakıyordum sana...
ve aynalar olmadan bakamıyordum artık.


</TD></TR>
<TR>
<TD width=497 colSpan=2>Selçuk Yamen
</TD></TR></T></TABLE>

M.Burak Sezer
05-11-2006, 03:26
Kadıncığım

oyluk kemiğimi çıkartıp
kendime bir kadıncık yaptım
ve bir şamar vurup
rafa oturttum

ben evden çıkınca
kadıncığım yemeklerimi pişirdi
söküklerimi dikti
ve akşam olunca
korkusundan
çıkıp rafa oturdu

geceleri kadıncığımın dizine korum başımı
ve üç kıl koparınca
uyurum



Asaf Halet Çelebi

M.Burak Sezer
07-11-2006, 01:59
<TABLE id=Aut***111;number4 style="BORDER-TOP-WIDTH: 0px; BORDER-LEFT-WIDTH: 0px; BORDER-BOTTOM-WIDTH: 0px; BORDER-COLLAPSE: collapse; BORDER-RIGHT-WIDTH: 0px" borderColor=#111111 height=1 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%" border=1>
<T>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="44%" height=19>Ölünün Odası</TD></TR>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="44%" height=1>
<TABLE id=Aut***111;number40 style="BORDER-TOP-WIDTH: 0px; BORDER-LEFT-WIDTH: 0px; BORDER-BOTTOM-WIDTH: 0px; BORDER-COLLAPSE: collapse; BORDER-RIGHT-WIDTH: 0px" borderColor=#111111 height=24 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%" border=1>
<T>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width=100 height=10></TD></TR>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="100%" height=10>


Bir oda, yerde bir mum, perdeler indirilmiş;
Yerde çıplak bir gömlek, korkusundan dirilmiş.
Sütbeyaz duvarlarda, çivilerin gölgesi;
Artık ne bir çıtırtı, ne de bir ayak sesi...
Yatıyor yatağında, dimdik, upuzun, ölü;
Üstü, boynuna kadar bir çarşafla örtülü.
Bezin üstünde, ayak parmaklarının izi;
Mum alevinden sarı, baygın ve donuk benzi.
Son nefesle göğsü boş, eli uzanmış yana;
Gözleri renkli bir cam, mıhlı ahşap tavana.
Sarkık dudaklarının ucunda bir çizgi var;
Küçük bir çizgi, küçük, titreyen bir an kadar.
Sarkık dudaklarında asılı titrek bir an;
Belli ki, birdenbire gitmiş çırpınamadan.
Bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm;
Bana geldiği zaman, böyle gelecek ölüm…</TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE>Necip Fazıl Kısakürek

M.Burak Sezer
07-11-2006, 23:15
<TABLE id=Aut***111;number4 style="BORDER-TOP-WIDTH: 0px; BORDER-LEFT-WIDTH: 0px; BORDER-BOTTOM-WIDTH: 0px; BORDER-COLLAPSE: collapse; BORDER-RIGHT-WIDTH: 0px" borderColor=#111111 height=1 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%" border=1>
<T>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="44%" height=19>Gurbet</TD></TR>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="44%" height=1>
<TABLE id=Aut***111;number40 style="BORDER-TOP-WIDTH: 0px; BORDER-LEFT-WIDTH: 0px; BORDER-BOTTOM-WIDTH: 0px; BORDER-COLLAPSE: collapse; BORDER-RIGHT-WIDTH: 0px" borderColor=#111111 height=24 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%" border=1>
<T>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width=100 height=10></TD></TR>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="100%" height=10>


Dağda dolaşırken yakma kandili,
Fersiz gözlerimi dağlama gurbet!
Ne söylemez, akan suların dili,
Sessizlik içinde çağlama gurbet!

Titrek parmağınla tutup tığını.
Alnıma işleme kırışığını
Duvarda, emerek mum ışığını,
Bir veremli rengi bağlama gurbet

Gül büyütenlere mahsus hevesle,
Renk renk dertlerimi gözümde besle!
Yalnız, annem gibi, o ılık sesle,
İçimde dövünüp ağlama gurbet!..</TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE>Necip Fazıl Kısakürek

leyll
08-11-2006, 10:24
Kayip sevgilerin korkunç tuzaklarından


Kaçıp ana olmaklardan eş olmaklardan


Kentlerdeki yadırgı pabuçlu yalnızlığa


Dağlardakı ışığa varıldı


Gülten Akın

Nuray Çınar
08-11-2006, 17:57
<TABLE width=503>
<T>
<TR>
<TD width=441>Düet


</TD>


<TD align=right width=52>
http://www.siirakademisi.com/metin.gif (http://www.siirakademisi.com/yazdir.asp?id=1713)</TD></TR>
<TR>
<TD width=497 colSpan=2>Aşk, her şeyi talep eder ve bu çok adil olabilir.
Beethoven

// Vadimizde çılgın bir çağıltı,
heyelandık,
yıkıp geçtik,
tenimizi ‘senli’ ‘benli’
sızıntılarla…

// Kör zamanlara tutsak ellerimizle,
kimliksiz sokaklarda
gölge kovalamaca
oynardık.

// Yorulduk, koltuk altımızda
göremedik restini yaşamın,
bir imge sağanağına
tutulmuş olsak da!

// Harfleri silinmiş,
yalanlarla
asılmayı
çok istedik.

// ‘Kim saklamış seni? ’
mağaralarında
sevişemedik.

// Sustuk, müziksiz,
tarihe düşen bir not gibiydi her şey,
henüz söylenmemiş
düet seslerde.

// Bulutların rotasını çizerken havada,
başımızda onca uğultuyla esen
soyut bir ada değil miydik biz?

// Şairdik, şaşırtmaca kurgusal yaşamda,
doğar doğmaz akardık deli dolu,
simgemiz zaman olunca,
güneşi alıp koynumuza,
geceye feda ederdik
aşkımızı
pervasızca.

// Ey şiir affet!
Düeti bilmeyen
bir kuşağız biz…



</TD></TR>
<TR>
<TD width=497 colSpan=2>Ömer Akşahan
</TD></TR></T></TABLE>

M.Burak Sezer
09-11-2006, 01:24
AŞKIM İSYANDIR BENİM

Yanarım; öyle bakma yüzüme yağmur gibi
Dağıt kalbini saran hasret bulutlarını
Damlasın gözlerine sonsuzluk usaresi
Dalgınlık evlerinin en güzel melikesi
Sevemem; tozlu raflar arasına girmeden
Çöllerim kandır benim
Sevemem; karanlığı bir daha devirmeden
Aşkım isyandır benim

Nurullah Genç

leyll
09-11-2006, 10:49
Göl


Bana karışmış, bende erimiş


tarçın kokulu bir şeyler var.


Söz söylensin, dip zedelensin istemem


hatıra koleksiyoncusuyum hem yerim dar


Birhan Keskin

M.Burak Sezer
09-11-2006, 20:45
Kunâla

vakit geldi kunâla
dünyayı göreli çok oldu
tam kırk yılda seni buldum kunâla
bu can tenden geçmeden
bu dünyadan göçmeden
bir kerecik sevmek çok değil

simsiyah saçların var kunâla
kemiklerine yapışık etlerin var
bir gün dökülecek
kunâla kuşu gibi gözlerin var
bir gün sönecek
kunâla
bu etlerin arkasında güzelliklerin var
benden başka kimse bilmeyecek

bu can içimde kuştur kunâla
seni görünce titrer
bu can gözümde muhabbettir kunâla
seni görünce yanar
bu can burnumda soluk olur kunâla
uçar gider

bu can benden geçmeden
bu dünyadan göçmeden
bir tek seni sevmek çok değil

Asaf Halet Çelebi

emre gümüşdoğan
10-11-2006, 14:44
....
İyi iyiye zorunludur kötü kötüye
Güzel güzele zorunludur sevinçli sevinçliye
Yüce olan yücelerde yüceleşmeyi arar
Hiçbir şey hiçbir şeyin peşindedir
Yok olan yok olanla çoğalır onurlanır
Var olan var olanla
....


Afşar TİMUÇİN

yeşilim
10-11-2006, 16:35
<BLOCKQUOTE dir=ltr style="MARGIN-RIGHT: 0px">
bakakalırım giden geminin ardından
atamam kendimi denize;
dünya güzel.
serde erkeklik var ağlayamam.
<BLOCKQUOTE dir=ltr style="MARGIN-RIGHT: 0px">
<BLOCKQUOTE dir=ltr style="MARGIN-RIGHT: 0px">
<BLOCKQUOTE dir=ltr style="MARGIN-RIGHT: 0px">
<BLOCKQUOTE dir=ltr style="MARGIN-RIGHT: 0px">
orhan veli KANIK</BLOCKQUOTE></BLOCKQUOTE></BLOCKQUOTE></BLOCKQUOTE></BLOCKQUOTE>

Nuray Çınar
15-11-2006, 16:31
<TABLE width=503>
<T>
<TR>
<TD width=441>Bir intihar akşamı üstüne söylenti


</TD>


<TD align=right width=52>
http://www.siirakademisi.com/metin.gif (http://www.siirakademisi.com/yazdir.asp?id=1452)</TD></TR>
<TR>
<TD width=497 colSpan=2>Bir intihar akşamı üstüne söylenti



Kısacık yoğun bir akşam
herkezin yüzünün bir anıya karıştığı
yoğun bir akşam
bana bir memur gibi davrandılar hastanelerde
ve bir intihar üstüne söylenti
bütün kıyıları dolaştı durdu
kısacık bir akşam

Kısacık serin bir akşam
kelebeklerin atlarla yarıştığı
yoğun bir akşam
bazı mektuplar damgalandı postanelerde
oturuldu bir takım şarkılar söylendi
bir adam bir kadının kapısını vurdu
kısacık bir akşam

Neyi söylesem bir kahramanlıktı
içinde azıcık buluştuğumuz
bir bulutla bir kağıt peçete arasında
kısacık yoğun bir akşam
şaşırdım hüznümü nerelere bıraksam
bir yanda kasıklarımın sarsılmaz gücü ve
kısacık yoğun bir akşam

Her şey bir unutkanlıktı
arada bir deliler gibi kavuştuğumuz
tüfekle vurulmuş bir parsın yarasında
kıcacık yoğun bir akşam
biliyordum bir soğuktu nereye varsam
bir yanımda bir el bir yanda vazgeçilmez bir sancı ve
kısacık yoğun bir akşam.

Kim karıştırdı gerçekliğine
yaşadığım sonsuzluğun
ve oturuldu bir takım şeyler söylendi
imla kurallarıyla mutsuzluk üstüne
kısacık bir akşam
duraladım ne yapsam

Kim karıştırdı gerçekliğine
su terazilerindeki ensizliğin
ve fotoğraflar çekildi ben çıkmadım herkes eğlendi
araba vapurlarıyla denizsizlik üstüne
kısacık bir akşam
o kadar kısa ki bir akşam

yüzümü suyun ardında buldum
kıyılar bu yüzdendir öyle dediler
kısacık yoğun bir akşam
serin bir akşam öyle söylediler...





</TD></TR>
<TR>
<TD width=497 colSpan=2>Turgut Uyar
</TD></TR></T></TABLE>

Nuray Çınar
15-11-2006, 23:36
Yaşasın Cazın Getirdiği Devrim

HICKIMSE KALMADI
CICEKLER CARPIK ACIYORLAR
AMPULLER EGRIYDI
MERDIVENLERDEN CIKAMIYORDUM
TAVAN BASIKTI
SIFON ISLEMIYORDU
SICAMIYORDUM
ISEYEMIYORDUM
BIR OLU MILITAN BAHARI
BIR APARTMAN DAIRESINDE BEKLIYORDUM
BEN KI BEKLEMEYI SEVMEM
BEKLEMEK BENIM ICIN BIR AZAP OLDUGUNA GORE
BENI GAZABA GETIRIR
TRAMVAY IHTIYARI DURAKLARINDA BEKLEYE BEKLEYE
IHTIYARLAMIS BIR KOMUNIST OLARAK
GITARDAN CIKAN TIN SESLERI
BENI YENIDEN ADAM EDECEKTIR
HAVADA HAVVA OLAN BIR ADEM
VE YAKLASIRKEN BUTUN GUZELLIKLERI BAHARLA BIRLIKTE
ARKADASLARIM OLAN CAZCILAR
ELBETTE BULACAKLAR BIR ACIBADEM
VE BIZ YASAMAYI YENIDEN KURACAGIZ
BU ZIKKIM DENILEN RITIM
VE STRINGTIN
HEPIMIZ YASAMAKTAKI INKILAP ICNDE DEGILIZ
YASASIN CAZIN GETIRDIGI DEVRIM.

Can Yücel
</PRE>

esra saygı
18-11-2006, 18:00
ŞAYET AŞK


Şayet aşk tohumu
Düşmüşse gönlüme
Suyunu esirgeme,
Aşkın hakkını yeme
Pişman olursun ömrünce.


Sana gölgeverecek dallar
Fışkırır ancak gençlikten,
Büyüt bu fidanı ey genç
Hazır yeşermişken!


Ne demek istediğimi
Ömrünün ortalarında
Ansızın anlarsın
Alkol kana yayılınca


ŞAYET AŞK III


Ebemkuşakları altında
Bilmem dikkat ettin mi
Uzakların güzelliği
Yaz yağmurundan sonra.


Şayet aşkın rahmeti
Gün olur kesilirse
Altın kemerler gibi
Hâtıralar önümüzde.


Hadi ver ellerini
Ufkumdan esen samyellerine
Sabahların serini
Karışsın ellerinle.


BEHÇET NECATİGİLEdited by: Esra Çallıoğlu

emre gümüşdoğan
22-11-2006, 01:40
ağlayan kadınlar lahdi<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

xv

Gittiniz, zihnimde kalan tek bir imge
Belki de hangi seferdi hangi diyarda
unuttunuz, ancak bendeki yabancıyı
hatırladınız : Atın üstünden gördüğünüz
yüzüm mü, hayır, konuşurken her hecem
eleverdi sıcak uzağı - tıpkı arpte
yanlış tele dokundukta gözünüzden geçen
kıvılcım : Bende kendisinden bir an kaçmak
isteyen kraldı korudunuz, soyunmuş, yâd,
başınabuyruk, çağırdığımız odadan ufka
bakıp : Gelin, hazırlayın atımı, ecem

enis batur

emre gümüşdoğan
27-11-2006, 14:27
KADIN VE NEHİR



İkisi de sürükleyip götürüyor ne varsa
Kadınla nehir arasında bir fark göremiyorum
Buluşuyor bir anlam iki ayrı sözcükte
Saçları omuzundan akıyor birisinin
Ötekinin mızrağı saplanıyor denize


Biri ihanet istemez, köprü istemez öteki
Kadından ve nehirden ancak aşkla geçilir
Biri geyik barındırır sularına eğilen
Öbürü bir avcıyı koynunda geliştirir


Maraton koşusuna benziyor ikisi de
Düş çalarken suçüstü yakalanmış çocuklara
Benim kadınım bir nehrin profilden fotoğrafı
Senin nehrin benziyor ateş emziren kadına


Bir halk ezgisi sanki, öfkeli ve tedirgin
Belki kalp çarpıntısı, yanardağ ve infilak
Nehir mi desem kadın mı, ikisi de olabilir
Ya iyi yüzme bilirsin ya sevmeyi adam gibi
Bir nehre ve kadına ancak böyle girilir


İkisi arasında bir fark göremiyorum
Erkeğinin yanında gözden geçirir kendini
Kadın sunar ruhunu gövde ambalajıyla
Dibindeki yosunun susuzluğunu bilir
Nehir ustadır artık köprüsüz buluşmada


Sögüt dalı olsaydım öper miydim bir nehri
Taçlandırırdı kadın aşkını haketseydim
İlle bir fark olmalı aralarında denirse
Biri denizi çağrıştırır öbürü uçurumu
Sal olduğumu bilirdim nehre düşseydim eğer
Ötekinde bir sınav sorusu olduğumu


Nehir: Doğada bir yatak bulmamaktır kendine
Kadın: Aramak değildir yatakta kendisini
Buradaki ayrıntı elbette önemlidir
Yine de diyorum ki, öyle büyük bir fark yok
Nehir eşittir kadın, kadın eşittir nehir

unedem
28-11-2006, 11:41
TANRI BABA</span></pre>Tanrı Baba, bir sabah uyanınca,</span></pre>Biz insanları düşündü nasılsa,</span></pre>Gitti pencereye: "Kim bilir, dedi;</span></pre>Belki o gezegen yok oldu gitti.</span></pre>Ama baktı, uzakta, çok uzakta,</span></pre>Bir köşecikte fır dönüyor dünya.</span></pre>Şeytan canımı alsın, dedi Tanrı,</span></pre>Alsın vallahi bir şey anlıyorsam</span></pre>Bu dünyalıların tutumlarından.</span></pre></span></pre>Ey benim minnacık yaratıklarım,</span></pre>Ak ve kara, donuk ve yanıklarım,</span></pre>Dedi Tanrı, en babacan haliyle;</span></pre>Sizi ben yönetiyormuşum sözde.</span></pre>Oysa, görüyorsunuz, Allah'a şükür,</span></pre>Benim de sürüyle bakanlarım var,</span></pre>Şeytan canımı alsın, dedi Tanrı,</span></pre>Alsın vallahi, çocuklar, bu bakanları</span></pre>İkişer üçer atmazsam kapı dışarı.</span></pre></span></pre>Boşuna mı kızlar verdim, şarap verdim size?</span></pre>Güzel güzel yaşayasınız diye.</span></pre>Nasıl olur da siz benim inadıma</span></pre>Orduların Tanrısı dersiniz bana?</span></pre>Ne yüzle adımı alıp dilinize</span></pre>Top atarsınız birbirinize?</span></pre>Şeytan canımı alsın, dedi Tanrı;</span></pre>Alsın vallahi, çocuklar, bir tek</span></pre>Orduyu kumanda ettiysem bugüne dek.</span></pre></span></pre>Şu süslü püslü zibidilerin işi ne</span></pre>Yaldızlı tahtlar üstünde?</span></pre>Nedir o kasılmaları, böbürlenmeleri?</span></pre>Beslediğimiz bu karınca beyleri</span></pre>Sözden benden kutsal haklar almışlar</span></pre>Benim inayetimle kral olmuşlar</span></pre>Şeytan canımı alsın, dedi Tanrı;</span></pre>Alsın vallahi, benden geldiyse eğer</span></pre>Sizleri böyle kötü yönetenler.</span></pre></span></pre>Hiç bana kızmayın artık, çocuklar;</span></pre>Temiz yürekli olun, bana yeter.</span></pre>Sevişin, güle oynaya yaşayın,</span></pre>Sizi yakar makarım diye korkmayın</span></pre>Kralına da, yobazına da basın kalayı...</span></pre>Ama keselim, Allahaısmarladık</span></pre>Curnalcılar duyarsa yandık</span></pre>Şeytan canımı alsın, dedi Tanrı</span></pre>Alsın vallahi, o yüzsüz herifleri</span></pre>Sokarsam kapımdan içeri.</span></pre></span></pre></span></pre>Çeviren: Sabahattin Eyüboğlu</span></pre></span></pre>[/url]</pre>[url="http://siir.gen.tr/siir/p/pierre_jean_de_beranger/index.html"]Pierre-Jean de BÉRANGER</span> (http://siir.gen.tr/siir/p/pierre_jean_de_beranger/index.html)</span></span></pre>

esra saygı
30-11-2006, 17:35
GECEDE


Kararmaya durdu mu ortalıklar
Büyük mor bir ışık yalın kat yüreğinde
Oysa birçokları yalnız gecede
Yaşar en ışıksız yerini bölünerek
Unuttuğu bir şey vardır başkalarının
Oysa bir yerlerde hepsini duyar
Üşür gecelerden bir ince yürek ..

Ama dağ başında bir yalnız diken
Ama tepelerde iri bir rüzgar
Yaşamazlar birçokları gecede
Karanlık gölgeler düşer yollara
Sonra geçip bütün korkulardan, karanlıklardan
Yiğitçe karşı koyar da bir ince yürek
Yansıyan duru ışıklar gibi iyimserliği
Geçer uzak güneşlerden, sulardan...


Ülkü TAMER

emre gümüşdoğan
07-12-2006, 19:03
....
İyi iyiye zorunludur kötü kötüye
Güzel güzele zorunludur sevinçli sevinçliye
Yüce olan yücelerde yüceleşmeyi arar
Hiçbir şey hiçbir şeyin peşindedir
Yok olan yok olanla çoğalır onurlanır
Var olan var olanla
....


Afşar TİMUÇİN






Güne denk düştü sesli okudum, bir kez daha...

suece
15-12-2006, 00:01
<TABLE>
<T>
<TR>
<TD =row3>
<CENTER>Mağara</CENTER></TD></TR>
<TR>
<TD =row2>mağaranın duvarına
hayvanları taştan oydum
kükrediler karanlıkta
türkülerle karşı koydum
karanlıktı mağara
ışığı taştan oydum
üşüyordum
bir de güneş koydum
aşk oydum mağaranın duvarına
aşk oydum
ağrıdı taşlar
yarıldı mağara
ben doğdum..</TD></TR>
<TR>
<TD =row1>
<DIV align=left>Bülent Ecevit (http://www.berzah.com/siir/siir.siirler.asp?dost=&amp;sair=sair&amp;id=48)</TD></TR></T></TABLE>

Nuray Çınar
16-12-2006, 09:46
ÜÇ,<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><O:P></O:P>
3X3 KEN DOKUZ,<O:P></O:P>
3+3 KEN ALTI,<O:P></O:P>
3-3 KEN SIFIR<O:P></O:P>
LANIR.<O:P></O:P>

yanıltmamalı
yanıtları.

büyük-küçük-orta
çıkar hesapları

en güçsüzüm,
güçlü olacağım,
en küçüğüm,
büyük olacağım


kesif hesaplar.

matematiğin paradigması.


NURAY ÇINAR


(BAŞLIK-YA DA BAŞLIKSIZ TAKINTISI OLAN VAR MI.)(SANIRIM,YOK.)
(ÇOK KAFİYELİ-UYAKLI OLMUŞ.)
<O:P></O:P>Edited by: Nuray Çınar

engin akpnar
16-12-2006, 15:50
ÇIPLAK KAL


---------------------------------------------



nicedir dokunuşlar çakmaktaşı bu iklimde
gülüşler günahtan gerdanlık
sevişmeler göz yordamı
çıplak kal
bir çift güvercin olsun memelerin
gagasında göç külfeti, aşk kırıntısı
beni işgal etsin, çıplak kal


şimdi susam kavrulur bizim orda
mavi yarpuz şimdi
buğday kırılır bizim orda
akşam alacası şimdi
narin andız bizim orda
her ceylana buzrengi bir dağgölü
benim içim kor kor
kızıl kor


küfürbaz kalkıyorum
ayıp sinmiş her masadan
türünü bilmediğim bir kuş oluyorum
kanatlarım gök yorgunu, tünek arıyorum
deprem korkuyorum
çaglayan düşünüyorum
ip kopuyorum . . .
çıplak kal
pul kadar örtük yeri kalmasın
zarf beyazı etinin
çıplak kal
tenin namusudur kainatın
endamın kavaklarla aynı türküye dursun
tabanca gibi tehditkar memelerin
beni vursun
diriltsin vursun, dirltsin vursun


çıplak kal başım için
ve koru saçlarını bulutlardan
yağmurlarla yıkanmasın parmaklarımın izi
taş çatlasa otuz bin gün şurda konukluğumuz
daha kaç yazçiçeği çeker ki nazımızı?





Hamdi Özyurt

Nuray Çınar
17-12-2006, 00:12
<TABLE width=503>
<T>
<TR>
<TD width=441>Yüreğini Dört Aç Sevdam


</TD>


<TD align=right width=52>
http://www.siirakademisi.com/metin.gif (http://www.siirakademisi.com/yazdir.asp?id=348)</TD></TR>
<TR>
<TD width=497 colSpan=2>

beni sevmek
en çok
sana yakıştı

sırtlan sizsiliğinde sokulur
sevgilere
korkular
yüreğini dört aç sevdam

gönlümün tan vaktidir
gözlerimdeki yangın
üç sesli bir kuş konar
kirpiklerine
gizil sevdaları diler

yeraltı sularına benzeyen aşkın

soluğun
soluğumda baharlar
soluğun
toroslar'dan esen poyraz gibidir
dağlı çiçekleri taşır
içime

seni sevmek
en çok
bana yakışır

yüreğini dört aç sevdam


</TD></TR></T></TABLE>YAZARIN ADINI RİCA EDİYORUM.

Nuray Çınar
17-12-2006, 00:13
LÜTFEN,











TABİ BİR ANLAMI VARSA.!.

emre gümüşdoğan
17-12-2006, 00:26
Bu şiir Bilal KAYABAY ın.
Güzel bir şiir Nuray Hanım.

unedem
24-12-2006, 00:14
Şair İşçidir



Şair İşçidir



Bağırırlar şaire:

“Bir de torna tezgahı başında görseydik seni.

Şiir de ne?

Boş iş.

Çalışmak, harcınız değil demek ki...”

Doğrusu

bizler için de

en yüce değerdir çalışmak.

Ve kendimi

bir fabrikada saymaktayım ben de.

Ve eğer

bacam yoksa

işim daha da zor demektir bu.



Bilirim

hoşlanmazsınız boş laftan

kütük yontarsınız kan ter içinde

Fakat

bizim işimiz farklımı sanırsınız bundan:

Kütükten kafaları yontarız biz de.

.......



Vilademir MAYAKOVSKİ

emre gümüşdoğan
01-01-2007, 12:19
Kardeşim, Barışı Ne Zaman Yapacağız?

Bizi acıyla sözlediler, ama
Ey barış, biz senin nikahlınız;
Seninle gireceğiz eninde sonunda
Şarkıların altından geçip
Ve silahlarımızı dışarda bırakıp
Güzel günlerin dünya evine

Fikret Demirağ

emre gümüşdoğan
11-01-2007, 21:08
çöl ve kilit


Her şeyin kilide, bir kilide dönüştüğü günlerdi;
herkesin bana bir eşya gibi baktığı günlerdi;
kilitle beni,
ey eşya bakışlı sevgilim!


eski bir ceviz sandık gibi bırakıldığı yerde,
ölü bir şairin
taflanlar arasında öylece duruyor olması
ve kimsenin ona yüz vermemesi gibi
anma gününde ...
Kitab'ımı Yalnızlığa indirdiğim günlerde;
nehirlerin bir testiye sıkışıp kaldığı günlerde;
doğur cübbeni Cüneyd;
cübbeni doğur;
beni kilitle Cüneyd;
beni kilitle ...


parmak uçlarıyla bir taflanı ufalayan şair;
elinde ulu bir ağaçla oynayan şair;
kendini doğum günü gibi hissediyor bu kentin,
ölü doğmuş bu kentin doğum günü gibi hissediyor,
anma gününde
bırakın öyle olsun, beni kiltle!
Je suis un vieux boudoir plein de roses fanees
çekmece açık dursun,
çekmecedeki solgun gülleri kilitle!


ve sandığı sulara bırak, bırak aksın o sandık;
onu var eden ulu ceviz ağacına doğru aksın;
herkesin bana bir eşya gibi baktığı günlerde ...


kilitle beni, şiirin içindeki çöle kilitle!


hilmi yavuz
ada, sayı: yaz

suece
12-01-2007, 21:03
KARANTİNALI DESPİNA

bir gül takıp da sevdalı her gece saçlarına
çıktı mı deprem sanırdın ' kara kız ' kantosuna
titreşir kadehler camlar kırılır alkışlardan
muammer bey'in gözdesi karantina'lı despina

çapkın gülüşü şöyle faytona binişi kordelia'dan
ne kadar başkaydı her kadından her bakımdan
sınırsız bir mutlulukta uyuturdu muammer bey'i
ustalıkla damıttığı o tantanalı aşklarından

işgal altüst etti nasıl da izmir'de her şeyi
öğrendi kullanmasını despina bu yanlış geceyi
körfez'de parıldayan yunan zırhlılarına karşı
miralay zafiru'yla ispilandit palas'ta sevişmeyi

gemi sinyallerinin gece bahçelere yansıması
havuzda samanyolunun hisarbuselik şarkısı
demlendikçe yalnızlığı aydınlanıyor muammer bey
olmayacak şey bir insanın bir insanı anlaması


Attila İlhan

san_
14-01-2007, 15:10
<BLOCKQUOTE>


Hasretinden Prangalar Eskittim</BLOCKQUOTE>
<BLOCKQUOTE>


Seni, anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni, anlatabilmek seni.
Namussuza, haldan bilmez,
Kalpe yalana


Ard-arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül-gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana,
Bir bu yana...


Seni, bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara,
Akan yıldıza,
Bir kibrit çöpüne varana,
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.


Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamdan,
Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
Seni, anlatabilsem seni...
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...
ahmed arif</BLOCKQUOTE>

san_
16-01-2007, 09:16
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="95%">
<T>
<TR>
<TD width="100%" colSpan=2>
</TD></TR>
<TR>
<TD width="100%">
http://www.siirperisi.net/images/siir.gifGİZ
Bu kadar uzak mıydı
git git bitmiyor yol
görünmüyor dağın ardı

Oysa bilmem kaç yıl
bu yollardan yürünmüş
Şimdi sanki bir masal

Bu dilsiz dağ ve taş
nerde saklar kuşları
hangi gizle sarmaşdolaş

Anlamak zor susuşları

AHMET TELLİ (http://www.siirperisi.net/sair.asp?sair=18)</TD></TR></T></TABLE>

Hale Oyal
16-01-2007, 10:42
NASIL BİR SEVDAYSA...





ay çok mu gecikti neredeyse çıkar
sen yalnızlığıma varır varmaz
az sonra yağmuru durduracaklar
rüzgarı değiştirdim
ustura ağzı poyraz


yok canım yıldızları unutmadık
mutlaka yerlerinde bulunacaklar
kenarı yaldızlı mavi bir karanlık
sütlü çıplaklığını örtecek kadar


senin için olduğu asla bilinmeyecek
yapraklarını birden dökecek dutlar
şafak sökerken sekiz on kadar şimşek
balkonda işlemeli müstesna bulutlar


ayak bastığın an şehir de değişebilir
yoksa moskova mı
belki berlin belki dakar
belki 30'lardan mehtap yorgunu izmir
körfez'de şerefine donatılmış vapurlar


nerede ne zaman kaç kere yaşadık
nasıl bir sevdaysa eskitememiş yıllar
bitirdiğimiz herşeye yeniden başladık
dudaklarımızda birbirimizden mısralar





Attila İLHAN ( Bütün Şiirleri: 11 )


AYRILIK SEVDAYA DAHİL








Edited by: Hale Oyal

emre gümüşdoğan
17-01-2007, 15:40
LEŞ GİBİ BAKİRE
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><O:P></O:P>
keşmekeş geldim sana tutarsız ve ağrılı
al bendeki dehayı avunmanın göğü say
bi kuş tut ağzıma düş uçurduğun ömre say
dudaklarım yatışmaz ellerim çok küfürlü
susarsam yanılırım beni dürter o şeytan
merak ettim öylesine aldatmakta nasılım
çevikliğimi aşka küstahlığımı ölüme
bir parça masumiyet bulursan yüreğimde
hırsızın kaçarken düşürdüğü güle say


<O:P></O:P>
say ki dönüşsün gece siteme bulanarak
say kaktüsler irilsin ağulansın leylaklar
boşalan yivli yalnızlıklardan
yağmuru çağıralım bana bir İstanbul çiz
şakaklarında ölü güneşler duran
yoksul kondular duran yamaçlarında
günleri naylon kanatlı ve tekinsiz
şehrime benzemenin yolcusuyum ya
şuramda düş yangını bizans işi bir deniz


<O:P></O:P>
anımsa ... kumral bir matemdim odalarında senin
kollarını göğsünde bağlamış
ve hayıflanmanın çerçevesiz resmiydim
bileklerimi boğdu paslı bir halhal sesi
çarşafların beyaz beyaz açılma sesi
ve <I style="mso-bidi-font-style: normal">geriye doğru istedim[/I] neden
çıldırdım da yırttım gemilerimi
zar içinde bir yazla bekliyor musun hâlâ
aslı yok astarı ipek sevişmeleri


<O:P></O:P>Nilay ÖZER
(Varlık 1117, Ekim 2000) Edited by: emre

san_
17-01-2007, 18:28
<H1 =stbaslik>Yerleşik Yabancı</H1>
<HR =hr2>
Kiminin dikenleri vardır
Katlanamaz üstüne.
Hep dikene durur
Delmemek için gövdesini,

Kiminin yoktur bir tek kemiği,
Doğrulamaz ayaklarının üstünde.
Ona göre varsa yoksa kendisi,
Dürülüdür ütülü bir mendil gibi

Ben eğilmem gündüz ama
Geceleri kanatırm kendimi

Ben bir söz söylediğim zaman,
Kendine küçük bir pıtrak edinir.
Çok sürmez anlar başına geleceği,
Çarşılarda pazar ondan selam kesilir.

Ben birini sevdiğim zaman
Göğünü durmadan genişletir.
Ama herkes rahattır kozasının içinnde,
O sevgi artık kimsesizdir.

Ölsem ayıptır, sussam tehlikeli
Çok sevmeli öyleyse, çok söylemeli.


<H3>Metin Altıok (http://www.bekirhoca.com/siir/siirler.asp?id=121&amp;Metin Altıok)</H3>

san_
19-01-2007, 17:44
<TABLE cellSpacing=1 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD background=themes/myuce20068/images/side_title.jpg height=22></TD></TR>
<TR>
<TD>
<TABLE cellSpacing=0 cellPadding=2 width="100%" background=themes/myuce20068/images/bg_2.gif>
<T>
<TR>
<TD vAlign=top align=left width="90%">SEVGİLİME İFTİRA

Dudaklarından kalkarken boynun kurcalar beni
bir yanımı kara çıbanlara saldılar, ıslak
bir yanım hiç aymamıştır, gümeçlerde saklıdır

ondan ki nefret içinde omzunu okşuyorum
ama şimdi bana gerçekten zor gelen şey
bir grevin çocuklara kazınmış izlerini hatırlamak
sözlerimi etime bastırıyorum
içimde çalılıkları yaran bir postalın tortusu
benim bu sası karanlığa zorla, zorlayarak
tutuşmuş bir gül sıkıştırmak boynumun borcu

yeter ki
sağlam senetler verilmiş sanılırken aşkı karartmak için
sen bir daha beni saçlarınla sıyır
ağdalanmış sevincimi hışırdat, bunu yapabilirsin
çünkü bütün bankalar, silâh fabrikaları
her gün bacaklarımıza sırnaşan kara köpük
senin sessiz gururunda homurdanan tufanı
hesab etmiş değil,
bilmemişler hıncımın yaban otlar suladığını
çalakalem sevebilmek elimden gelmiyor
belki evet
onların mühürlerini kımıldatan barut dumanlarını
solumaktan
biraz çopurlanmıştır sesim
senin göğsünü ağartırken yıpranılacak elbet
bakışlar tozlanacak, dolukmuş sofalardan
ezikliğin şehveti yayılınca
taptaze yaşlanmayı da öğrenmem gerekecek

iştedir yalanı seyreltiyor uykusuzluklar
aklımın köşesinden atlılar geçiyor
değil mi ki beni şımartan gökyüzüdür
ve ben o tanyerlerinin sulbünden gelmekteyim
hiçbir dostumu kalebent saymam parmaklıkların ardında
kan değildir dostlarımın çakşırına bulaşan
kan değil, mürekkep lekesi, ben bilirim
çünkü bir gün gerçekten kan aktığında
ölüm çiçeklerin yırtıcı dülgerliği sanılacaktır
karaysam şimdi öfkenin payı vardır karalığımda
aşktandır titrediğim eğer ki titriyorsam
sözlerim öcalan ağza misvak, iyice anlaşılsın
bu dağlanmış toprağa süzülen ayaklarımdan
keşke kan olsa,

o zaman
senin çardağına çıkarken
karıştırırken şarapla kendimi sana
varsın gün geçtikçe her şeyde biraz kahır
biraz bakır çalığı olsun lokmamızda
bana soru sor artık
beni kurtarma, konuştur
beni yaz geceleri patlayan sağnaklara bağışla. İSMET ÖZEL</TD>
<TD vAlign=top align=right width="10%"></TD></TR>
<TR>
<TD vAlign=top align=left colSpan=2></TD></TR>
<TR>
<TD vAlign=top align=left colSpan=2></TD></TR></T></TABLE></TD></TR>
<TR>
<TD background=themes/myuce20068/images/side_footer.jpg></TD></TR></T></TABLE>

emre gümüşdoğan
20-01-2007, 00:48
ŞİİRİN DİP SULARINDA
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><O:P></O:P>
Yeni bir dize'yi pencereden uzatıp, güneşe doğru
tuttunuz mu akşam üzeri, hava esintiliyse eğer,
pır pır ettiğini görürsünüz ışıltılar saçarak yer yer.
Kimi kez elinizden kaçtığı da olur; tepe, göl, koru,
<O:P></O:P>
tarlalar, karşı dağlar derken bulutlara karışır gider.
Boş kalır şiirdeki yeri. Artık dilinizde bir soru :
Nerde benim düş kelebeğim, ışıktan kuşum? Neydi zoru?
Yokluğunu gidermek için ararsınız yeni bir şeyler.
<O:P></O:P>
Zaman geçer. Bilinmedik bir yerde, umulmadık bir gün
Üstünüze bir ışık düşer, aydınlanır çevreniz bütün:
yüz güneşin hep birden at sürdüğü aynaya döner deniz.
<O:P></O:P>
Bir de bakarsınız gökten aşağı bin kollu bir avize :
sayısız billuruyla parıltılar saçan o yitik <I style="mso-bidi-font-style: normal">dize[/I]!
Der gibidir size: Her zaman bu şiirin bir yerindeyiz!
<O:P></O:P>
2
Kendi yolumu bulurum, düşünme beni;
her sözcüğün arasından, <I style="mso-bidi-font-style: normal">ağaç, kor, sülün, <O:P></O:P>[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">serçe[/I]... kolayca geçerim, <I style="mso-bidi-font-style: normal">serin, mor, yeni..[/I]
ne gelirse aklına ... Bak, diken'in, gül’ün
<O:P></O:P>
bütün dönemeçlerinde ayak izim var.
Yolda bulduğum her şeyin tadına baktım,
acı'nın liflerini çiğnedim; <I style="mso-bidi-font-style: normal">korkular [/I]
şarap tadındaydı, <I style="mso-bidi-font-style: normal">hüzünler[/I] elma... Atım
<O:P></O:P>
ürktü kimi sözcüklerden, zora düştüğüm,
yol değiştirdiğim zamanlar oldu. Gök, düğüm
üstüne düğüm atlı geçmeyeyim diye
<O:P></O:P>
dağın ardına. Olsun. Ben oradan gelen
iniltileri dinledim, sık sık yükselen
çığlıklar, ağıtlar duydum. Dönmem geriye!
3
Ne bekliyorsun? <I style="mso-bidi-font-style: normal">Uyak[/I] mı bekliyorsun burada
yağmur bekler gibi kaç gündür?
Bak, bulutlandı yüksekler, umut kesme, incecik
bir çisenti başladı bile.
<O:P></O:P>
Dur, ne diye <I style="mso-bidi-font-style: normal">kenti çisenti[/I]'ye uydurdun? Gerek
yok daha. Az sonra her yeri
bir engerek gibi sarar yağmur; gündelik sofra
çamurla örtülür üstelik.
<O:P></O:P>
... Her yer su dolu, delik deşik. Gideceğin yolu
bulamazsın bu karanlıkta.
Bize buyur. Aralıkta çıkarırsın üstünü,
<O:P></O:P>
dinlenirsin. Uyak ararız
birlikte. Gerekirse tuzak kurarız en uzak
yerlere. Bana bırak o işi.
<O:P></O:P>
4
Bu şiirde her dize'nin
çizdiği gizli eğriler
üst üste gelince, senin
yollarını birer birer
<O:P></O:P>
düğümleyecektir, sevin,
düşünde beyaz gemiler
yüzen uzak bir kimsenin
uykusuna. Bir el siler
<O:P></O:P>
gibiyken o eğrileri
var hızıyla, ayrı bir el
uzanıp ileri geri
<O:P></O:P>
saracak seni bir mumya
sarar gibi, öyle güzel,
yok olacak eski dünya.
<O:P></O:P>
5
Korkular ne renktedir, düşündün mü hiç,
ayva sarısı mı, üvez renginde mi,
küf yeşili mi yoksa? Ya senin sevinç
çığlıkların sülün kuyruğu, kuş yemi,
<O:P></O:P>
serçe göğsü renginde mi? Ben öpe öpe
bakıyorum her şeyin tadına. Tanrı
ne renkte, senin renginde mi, körpe
kuzukulağı renginde mi? Dağları
<O:P></O:P>
örten şu kızıl akşam sisleri, kuşku
mu yoksa acı mı? Mor kanatlı bir uyku
dönüp duruyor havada, narçiçeği
<O:P></O:P>
gökyüzü bir benim yüzüme benzerken
bir senin yüzüne… ben bunları derken
nasıl açıyor bulduğum renkler gerçeği!
<O:P></O:P>
6
Bir sözcüğü değiştirmek istersiniz de
bozarsınız ya kapanmış bir <I style="mso-bidi-font-style: normal">dize[/I]'nizi,
çözüp yolu düğümünden, çözüp denizi
halatından ağır ağır, içerinizde
<O:P></O:P>
uzun bir geziye çıkıp, şu liman senin,
bu liman benim gidersiniz ya, derken
yeni bir yığın sözcükle kabarır yelken;
hangisini isterseniz alın, kimsenin
<O:P></O:P>
bilmediği bir düşte avuç avuç yıldız
ya da kucaklar dolusu gül topladınız
dizenizde boş kalan yere. Sizin bunca
<O:P></O:P>
çabanıza karşın, o da ne? eski sözcük,
gözlerinin içinde hınzır bir gülücük,
uzanmış kendi yerine boylu boyunca!
<O:P></O:P>
7
Bir sözcüğün içinden geçiyoruz seninle,
ufacık bir sözcüğün, yaprak gibi, kırlangıç
gibi... ilerden gelen şu çağıltıyı dinle
karanlıkta: Derin bir suyu usta bir dalgıç
<O:P></O:P>
gibi geçmemiz gerek...
Evet, şimdi sivri, sert
taşlara sürtünerek gideceksin. Mağara
gibi bir yer burası. Bir uğultu var, evet,
ateşböcekleri var, gözler var, ara ara
<O:P></O:P>
yanıp sönen... Güç adım atıyoruz yapışkan
çamura bata çıka ... Ansızın ilerde kan
rengi yapraklarıyla yükselen bir ağaç, ve,
<O:P></O:P>
üzerinde bir yığın insan yüzü, tek meyve...
Korkma, yolun sonuna az kaldı, Şu burgacı
aşınca kurtuluruz.
- Neydi bu sözcük?
-Acı
<O:P>
Sait MADEN</O:P>
<I style="mso-bidi-font-style: normal">(Adam Sanat 189, Ekim 2001)<O:P></O:P>[/I]

emre gümüşdoğan
23-01-2007, 13:58
OĞULOTUM


o senin ıhlamur duruşun
oğulotum bal köpüğüm
evler kapılar boyu
boynundaki kuğuyu
besleyip doyurduğum
o senin çarşı pazar duruşun


yıldız ağdı, öldü ikizin oğul
ne musalla ne sela
göğsümdeki yırtık büyüdü
dal boyun toprak oğul


kılıçları kinle parlak
yürekleri pıhtı kan
çukur kazıyorlar oğul çukur kazıyorlar
hiç durmadan


gözlerini koyuyorlar
ışığın kalıyor
ellerini koyuyorlar
sıcağın kalıyor
ağzını koyuyorlar
şarkın kalıyor
bir dağ taşıdım ya bir ömür,
koynumda parçalanıyor


çağın kumaşı delinmiş oğul
dağın tasası çalınmış oğul
balın köpüğü alınmış oğul
-sen bu ölümü niye öldündü?


Çiğdem SEZER
( Bahçe 20, Sonyaz 2000)


Sevgili Çiğdem SEZER'den özür dilerim, gerekli düzeltmeyi yaptım.Edited by: emre

emre gümüşdoğan
26-01-2007, 14:30
Taşa övgü


Filistin çocuklarıyla Mehmet Taner’e

Taşa göster
Taşa yansıt
Her kaosta yalın bir uyum sunacaktır sana taş


Düştüğü yerde tartar kendini
Aruz hece değil
Taş vezni,
Hangi sözcüğe çarpsan
O tok ses dolar diline
Baba dağlar ana taşlar


Ele al, değişirsin
Aklın kamaşır, avcun kaşınır
Silah yapmak istersin onu,
Avın kanatlı kanatsız canlar


Yastık et: kâinat yıldız yıldız
Uzan üstüne: çoban yatağı
Ör: evler kaleler
Uç: kartalkaya


Sıdk ile dokunsan: Hızır izi
Aşkla koy başını: kuş tüyü
Bas bağrına: acın dinsin
Kalbin taş kesilsin
Duyguna biley taşlar


Elmas değil akik değil
Sarkıt dikit değil
Bildiğin taş
Şeylerin ya karşıtı ya benzeri
Her sesin son notası
Aşk gibi tek heceli


Sen de bir kan taşı edin kendine
Onu sakın kırma
Dağılır bin heceye
Paramparça canhıraş


Okşa taşı, taş ol, taşa karış
Ona can ver, damar bul
Taşla doğrul, iki ayak üstünde
Yükselsin o dik baş
Yağmura karış, karda kal, toprağa belen
Öylece dağıl yeryüzüne
Toza dön yavaş yavaş


Mahmut Temizyürek

arifkirtay
26-01-2007, 14:44
GÜÇ OLAN</PRE> </PRE>Himalayaların tepesine tırmanmak güç</PRE> ama mümkün</PRE>Okyanusu aşmak da güç</PRE> ama mümkün</PRE>Ay'a ulaşmak da öyle</PRE> </PRE>Ama mümkün değil iste</PRE>Bülbülün eti için öldürüldüğü bir ülkede</PRE> sanatı zincire vuranlara</PRE> meram anlatmak</PRE> </PRE>Öt kuşum</PRE>Öt kuşum</PRE>Öt güzel kuşum</PRE>Eller ne derse desin</PRE> ben sana vurulmuşum.</PRE> </PRE>Hasan Hüseyin’in Kelepçemin Karasinda Bir Ak Guvercin</PRE>
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

CANSEL
26-01-2007, 15:34
BEN ŞAİRİM ELBET


Ben şairim elbet


Ne ilk,ne de son


Hep sustumşimdiye dek


Ve ben şairim elbet


Ta ki şiirlerim tükenene dek





Ben şairim elbet


Belki de değil...


Ama benimde yazacaklarım olmalı


Deve derisine yazılmış olmasada


Benim de şiirlerim dile gelmeli


Her annenin bebeğine söylediği,


Ninni tadında türküler gibi


Her delikanlı da,


Sevdiği kızın şairi olabilmeli





Ve ben şairim elbet


İster hayır,ister evet


Ben değil,


Yazdıklarım kalacak sonsuza dek


Ben şairim elbet


Belki kimse adımı bilmeyecek


Belki şiirlerimi görmeyecek





Ama naatlarım var sevdama


Ve yazılacak kağıtlarım.


Tıpkı yaşanmamış aşklarım gibi


Yazılmamış kitaplarım.


Ben şairim elbet


Belki de dünya gözüyle görülmeyecek.


UĞUR ARSLAN

CANSEL
27-01-2007, 21:12
İSMAİL CEM'İN ANISINA;


''VEDA''


Çok ileri bir tarihte


Çok yaşlı olarak


Sessizce ayrılmalıyım


Kimseye pek gözükmeden


Ve kimseyi rahatsız etmeden





Masamın üzerinde


Dünden kalan işler


Tamamlanmamış yazılar


Okunmayı bekleyen kitaplar


Ve anılar ve umutlar





Filleri kuyruğundan çekerek


Tepeleri aşırtmaktı görevim


Günler bitti filler tükenmedi


Ben elimden geleni yaptım





Boşa geçmedi hayatım


Daha fazlası olabilirdi ama


Buna da '' şükür'' demeliyim


İşte sevgili dostlar


Ben böyle veda etmeliyim...


İSMAİL CEM

emre gümüşdoğan
29-01-2007, 11:53
İŞİNİ KAYBETMİŞ ŞAİRİN ÖLÜMÜ <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

Yıldız hücreler yarattım ölmeden önce
taşınırım diye kazandığım mallar içine
el yazısı ile sattığım dükkânlar
yok ettiğim kitaplar, köklü şiirler bıraktım
onların küllerini sordum yaratıcı bedenime
kravatımı ters bağladım, bundan kime ne!

İnanılmaz paralar, işini kaybetmiş
şairin mal defterine: Vurdum, saydım
Tozunu attırdım Akdeniz'in, Kızıl Deniz'in
sızıntım çevreyi kokutan bir beyaz taş üzerinde
Beni yıkadınız, sonra örttünüz, gerisi bilmem ne!

Direksiyon mu? O benim işte:
Dünyamı döndüren, kil içeriği bir toprak üzerinde
İyi ki örttünüz; küçüldüm, yaşarken görmedim
ne ne ne!

Mercan kayalıklarda yüzdüm
o insan yavrusu yüzgeçlerle
kanat çırptım, uçtum, aştım silikon vadisini
Bir kuştum, bir büyük balık: fil foku
Benden iyisi mi vardı bulut üstünde?
dalga sırtında, yürüyüşlerde ve izinlerde
Görmediniz, ömür biçtiniz
Sonra üstüme basmak için toprak örttünüz
Hepsi bu işte!

Sormayacaklar şimdi de : Nereye gittin, neydin?
Tehlike bağımlısı hadi sen de ...
Kağıt geri dönüyor yaz artık
İstenmeyen sayfaları, kalan dürtüleri
Ben sendim, bu ölü kim?
doğrusu yaşamak isterdik hep birlikte
Hüseyin PEKER
(Bahçe 20 Sonyaz 2000)

san_
29-01-2007, 12:19
Beceriksiz

Kabuğunu koparmadan
ne bir elmayı soyabildim
ne de iyileştirebildim bir yaramı
ama karşıma çıkınca
kızmadım hiç elma kurduna
bendim çünkü bıçağı saplayan
onun yurduna

Şair diyorlar benim için
bilmiyorum oysa
her şiire konmalı mı uyak
her yere nedense
konamıyor tayyare
hay dilimi
arı türkçe soksun; uçak

Kaptan olmak isterdim
aynanın karşısında
eski bir sinema yıldızı
gibi ağlayan
İstanbul hatlarında
bir fırça hafifliğiyle gidip
gelen vapurlara

Eskimo bir şair dokunuyor omuzuma
ve Kız Kulesi'ni göstererek
bırak artık diyor üzülmeyi
yedi tepeli bu şehirde
şiir okunacak tek yer
elbette denizin ortasındaki
şu küçük buz dağı

Terzi olsa da babam
sökük dikmesini beceremem
beni yalnızca sen anlarsın
iğnenin deliğinden geçsin
diye ipliklerin
bir anlık ıslatıldığı dudaklara
takılıp kalan annem

Sunay Akın

emre gümüşdoğan
02-02-2007, 22:34
TANRI BANA UĞRAMADI BU GECE
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
tanrı bana uğramadı bu gece
süt dökmüş kedilerle sarmaş dolaş uyudum
bir ara terk etmiş gibiydim bedenimi
çengilerle çalgılarla yalanlar dolanlarla
çok kalabalık dünya!
korkuyorum, ukala yastıklara gömüyorum yüzümü
kapıları kitliyorum; perdeleri
balmumuyla yapıştırıyorum sokağa
yine de yer kalmıyor bana; çok kaba bu dünya
odam çok sıkışık, ruhum görünüyor aynada
eğri büğrü, kaotik ve beşgen şeklinde
içinde yumuşak bir yuvarlak var, içimde
yumuşak bir nesne ok atıyor kendire
içim dışım tanrılara gebe, aksi gibi
hiçbiri uğramıyor bana bu gece!

ben solak bir peygamberim
tersinden okuyorum bildiğim duaları
bilmediğim dualar zaten latince
zaten annem doğururken öldürmüş beni
babam durmadan bir mahzene indirmiş
basamağı gevşemiş bir merdiven şeklinde

kırık bir yer aynası durup dururken
kendimi yansıtıyor üstüme
odam çok kalabalık, rüyalarım karışık
kadınlar nasıl yatırdıysa artık yatağıma
o incecik, o upuzun bacaklarını
hepsi tövbe mis kokulu, eğri büğrü tövbe
yalamaya doyulmaz birer haç şeklinde

tanrı bana uğramadı bu gece!

(Varlık 1185, Haziran 2006)

emre gümüşdoğan
03-02-2007, 21:05
HAKİ


Oğlum Umut Erdem'e


I.


'Oğul gitti' diyor ceylan ağıtı
'Oğul gitti...'


Avcısı bıyık altı...
Puslu sirenler vadisinde
delik deşik ediyor günlerimi
Yüreğimden geçen ırmağı vuruyor ilkin
hedef şaşmaz hüneriyle
Buruşturup atıyor ormanımı
Patikaların gözü yaşlı
uçurumla sonlanıyor hevesi


Kapıma iki nöbetçi dikmiş haki
Yok başka renge meyil
Giriş-çıkış nizami


II.

Nasıl da çoğuldun oğul
Bıçağın kemiğindeki inilti
yadsıyor vuruşkan sahteliği
Ah, keşke aşk kesseydi seni
Bir çift postal sarkıyor mektubundan
bağcığı dağınık fırtınalı
dörde katlanmış yalnızlığı
üşümüş peronlarda trensiz
Çamurunda debelenen sesler tortul
ve kayaçlarımı dolaşıyor
'Ara beni, diyor 'ara beni. Haydi ara!..
…Koyduysan gençliğimi yerinde bul!'


'Oğul gitti!' diyor ceylan ağıtı
'Oğul gitti!...'


Kör zamanın çanları
inada bindiriyor yitikliği



Mavi Yaren, Ekim-Kasım-Aralık 2006
Ahmet Günbaş

emre gümüşdoğan
04-02-2007, 14:33
ÖYLE ÇOK SÖYLEDİM Kİ SENİ
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Göğün düşündüğüne inandırdılar bizi
ateşin iyi bir çocukluk geçirdiği söylenir
külün sevinci bundan bir daha yeşermeye
hızar gibi işliyor sözlerimiz
ben ağzınla konuşuyorum
rüzgar rüzgarla su suyla
belki bu yüzden şiir
bize hep küçük sokaklar getirir
bahçemize bir incir, kuşlar için
yaz gölleri gibi aydınlık, tenha
balkonlarımıza reyhanlar, hanımelleri
avlularımıza cümle kapıları, lirik güneşler

öyleydi güzelliğin. gittim geldim gün boyu
bir yağmur bir yağmura açardı ikindilerle
bir yaprak ilk görürdü ağacını
dalgın göç yolları. Piri Reis haritaları
devriamber çiçekleri, İznik evanileri. kök kilimler
çölü üç adımda geçen yalvaçlar
taş taş üstüne koyan Lidya işçileri

<I style="mso-bidi-font-style: normal">(-ki kralları Krezüs 'ün, deve kokusuyla [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Pers bozgununa uğrayan uzun yüzlü, uzun mızraklı [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">süvarilerini adlarıyla çağırdığı bilinir.) [/I]

bir tabletin silinmemiş son yüzü
kar altında dağ köyleri
kıyıda yıkanmış çakıllar
mor şimşekleri ellerinin

öyle çok söyledim ki seni
bir daha bir daha beyazlığın
çınlayıp durdu boşluğumda.

{Yasalaneyve 18, Ocak-Şubal 2006

emre gümüşdoğan
08-02-2007, 23:22
O Issızlıkta <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

Acının tarihini yazan bilge
Zulmün coğrafyasını bütün yüzyılda
Tarihin bittiği yerde başlayan
Soluk bir coğrafya üstünde ağladığın

Aradığın bir çocuk gibi kaybolmuş
Hangi çağdan geliyormuş kime gidiyormuş
Her yan her yerde herkes herkesle
Acı acıya tüfek tüfeğe nefes nefese
Ve kendiyle yapayalnız kendi sözcüğünde
Kimle konuşsa dinleyen kendisi
Kimle kavga etse
Bir yüzyıl iki yüz yıl bir çağdan çağa

Acının coğrafyasını çizen bilge
Pire açıklarında sıcaktan kavrulan
Sevgili ölülerini bağrına basan
Issız İtalyan adasında
Mecnun olarak dağlarda bıraktığınız
O yalnız ölünüzün bitimsiz acısıyla
Meriç'ten Aras'a tüm Anadolu
Acıyla kaplanmış her yer her sabah
Her akşam her öğle her ikindi
Her dağ her dere
Acıyla donmuş gözlerle

Gecenin sonu gelir her gecenin sabahı var
Vahşet ne için zulüm öldürüm
Sonsuz acıların göğsünde
Yaşsız bir çocuk, korkuluk
Yaşlı bir adam olarak sırtında ölüleri,
Devleti, o parçalanmış harita
Bir çocuk acılarla beynini yemiş
Hala dönüş umuduyla Sicilya dağlarında

Yusuf ALPER
İle / Sayı 8 / Ocak – Şubat 2007

emre gümüşdoğan
09-02-2007, 20:48
<TABLE id=table1 width="97%">
<T>
<TR>
<TD height=14>BİR COĞRAFYANIN TETİK BOŞLUĞUNDA </TD></TR>
<TR>
<TD>



1/ HECELERKEN ÖMRÜMÜ


Ömrümün hangi hecesine baksam
Uzadıkça uzayan bozkır yalnızlığı
Ve duman rengi kasabalar ki sen
Okunaksız mektuplar da diyebilirsin
Sesini yitirmiş bu gergin coğrafyaya


Sözlerin eksilip eskidiği bu gri atlas
Karanlık bir vadiye akıyor, bütün
Işıkları söndürülürken belleğimin
Ve sen kurtarabilirsin beni ancak
Unutmanın bu vahşi saldırısından


Alnımı okşa dağıt alışkanlığımı
Belki sümbül serinliği olur yeniden


Çocukluğumun elinden tutan
masalcımdın benim, göğsüne
yaslanıp gecelerce dinlediğim
Dinlediğim ve kederini nehrin
Kızıl kahve toprağına benzettiğim


Bana öyle geldi ki her çiçek
Ve her kuş su içmek istiyor
Sesinin gözesinden bu bahar
Bense bir çiy damlasıyım
Dudaklarının ışkın kokusunda


Ellerin diyorum, Berçelan Yaylası
Yahut Munzur tedirginliği şimdi


Esirgedik kendimizi mutluluğun
Sığ sularından ki aslında uzun
Bir öyküye benziyor en kısa ömür
Kayıp yıllarımızın uçurumundaysa
Ay doğardı ve biz susardık seninle


Susardık, Munzur anlatırdı aşiret
Töresinden dağ geleneği yarattığını
Sonra arkadaşlarımız gelir konuk
Olmazlardı ayrılıklara ki ay o vakit
Bir göçebe çadırıydı Sümbül Dağı’nda


Zap Suyu ise telkari bir kemer olup
Sarılırdı Kürt kızlarının beline


Kalbim dedim sonra, aşk da
Bozkırdaki yangınlar misali
Yeşerse de arsız otlar yeniden
Ne dağların eflatun ufku ne de
Kırlangıçların esmerliği görülür


Ki her ömrün ezberindedir
Bu hecenin bütün harfleri
Eprimiş anılar kalıyor geride
Bir de ceylanların ürkek
Sıçrayışları tetik boşluğunda


Ve unutuluyor işte bu kadar
Çok sevilmişse sevilenin adı



<TABLE id=table1 width="97%">
<T>
<TR>
<TD height=14>Ahmet Telli </TD></TR></T></TABLE>(Kunduz Düşleri, Sayı: 6)
</TD></TR></T></TABLE>

emre gümüşdoğan
11-02-2007, 21:01
<TABLE id=table1 width="97%">
<T>
<TR>
<TD height=14>KUDÜS</TD></TR>
<TR>
<TD>
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
I
İşler on iki kapı. On iki melek çalar bir saat
Hatırla: peygamber soyu uluslar, nadide taşlar
Musa sakalını sıvazlayıp Tanrıyla konuşuyor
Gök kan ter içinde Musa sıkıldıkça
Sallanıyor üstümüzde bir rakkas gibi bir de kanatlı bir at
Muhammet yıldızları bağlıyor şehre ve ay ve güneş
İsa çoğalan bir hayal bir kadim şehir

Gördüm taş taş taş, .. Sultan Süleyman'ın taşları
Taşlar girmiş kol kola zaman işçi bir arı
Suyu gördüm günah çıkarıyor su
Taşa su ile yazılı içimizi kemiren emir

***
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Gördüm nasıl yanıp sönüyor yıldızlar [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Gördüm üç kök aynı damardan fışkırıyor [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Üç öpücük safi güneş [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Artık a!fa da benim omega da [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Başlangıç da benim son da [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Diyorum şiirin tahtına yaslanarak [/I]

II
İşte ölüler etrafımda, kitaplar açık
Ölüler ateş içiyor ve açık bir kitap daha
Yaşayanların yaşam dansı yazılı kitapta
Herkesin kitabı rumuzlu bir ışık

***
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Kudüs bir gelin gibi süslenmiş [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Kaybolan göğün ve yerin beyaz karnı üstünde [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Sanki yılan gibi kıvrılan bir dansöz sahnede [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Gerçek "bu şehirde bana sunuluyor şiir eşliğinde[/I]

III
Bir taşa dokunmak neye yarar
Bir büyüyü bir gerçeğe dönüştürmek
Bir gerçeği yaşayan bir büyüye
Tapınmak sonra dizleri üstünde Allah'a
İçimizde hangi duygu kıpırdar hangisi ölür
Bir taşa dokunmak ve ağlamak sonra
Atası gibi ağlamak, anası gibi
Nişanlısı gibi ağlamak, karısı gibi
Yerimize öleni anlamak sonra
Sonra göğe bakarak namaz kılmak
Ve ölülerin meramını anlamak

<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bana toprağın gebe kaldığı meyveleri [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Evler uyurken gizli farkı/arı yaşamak [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bir kadının gerçeğine dokunmak ve anlamak düşün [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Yaşadığım yoksulluğu ve çıplaklığı [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Göğe yükselmek öpücükten bir merdivenle [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Önce ölmek sonra dirilmek düşsün bir kasık kasığa [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bütün bunlar bana düşsün [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bütün bunlar dinlerden daha tehlikeli [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bütün dinler birbirinin eksiği [/I]

Düşmansız silahsız yaşamak bana düşsün
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Yaşamak Kudüs'ü bütün şehirler yerine bana [/I]
Yaşamak ısırarak bir başka gerçeği

metin cengiz
yasakmeyve, sayı: 17</TD></TR></T></TABLE>

Rengin Özesmi
11-02-2007, 21:38
erken saatların bahçede gezinen güneşi
susmuş ruhun gömüsü, tek kavuştağı ağıtın,
ağaçsız deniz üstündeki yol gösterici, sen,
yön belirten ışık, geleceği söyleyen çanak,
anlat bana gılgamış'ın başından geçenleri,

o ki, uykusuz dal dolu akik bir sağrak,
lâcivert taşından bir kap, evcil yağ dolu,
saçı sunmuştu sana, ilk ağlayışında,
o ki, üçte bir insan, üçte iki tanrı,
renkli sedire uzandı artık, yatacak

yüce kıal gılgamış, uruk'un başa duvarcısı,
bilge tanrıça nibsun'un oğlu, hangi esinle
aradı ölümsüzlüğü ağzında ırmakların,
sen, dağı ovayı yıkan, geçmişteki gelecek,
anlat bana onun ikinci kez ağlayışını,

yiğitler de, erenler de ay'a benzetirler,

<><!--
D(["mb","gittikçe büyür, ışır, solup gider sonra, \nsürülerle yıldız geçer omuz başından, \nher şeyi bilendi o, gizleri görürdü, \nyüreğin sesi tohumsuz yağmura döner. \n*\nekip biçme, sıcak soğuk bitmez durdukça dünya, \ngece, başını kanadının altına koydu mu, \nsusar otların altındaki gizemli çıtırtı, \nsağanağa tutulan güçlü dağ arpası titrer, \nölümlü gılgamış***39;ın dönüşünü anlat bana. \n*\nhomurdanan arslan ufaldıkça ufalır, \nşöyle tuttu mu kuyruğundan çöl faresi dersini \nsilkeler ölümünü, yeleli baş tuzbuz, \nkente dönerken avaz avaz yükselir gök, sallan, \nkarılarını kapar soyluların bu kez, \nbırakmaz ilk geceyi ekin biçmiş sevgiliye, \neşit bir güç yarat, erinç bağışla bize. \n*\nyaz aylarını gezdiren ışık duyulmaz kışın, ",1]
);

//-->
gittikçe büyür, ışır, solup gider sonra,
sürülerle yıldız geçer omuz başından,
her şeyi bilendi o, gizleri görürdü,
yüreğin sesi tohumsuz yağmura döner.

ekip biçme, sıcak soğuk bitmez durdukça dünya,
gece, başını kanadının altına koydu mu,
susar otların altındaki gizemli çıtırtı,
sağanağa tutulan güçlü dağ arpası titrer,
ölümlü gılgamış'ın dönüşünü anlat bana.

homurdanan arslan ufaldıkça ufalır,
şöyle tuttu mu kuyruğundan çöl faresi dersini
silkeler ölümünü, yeleli baş tuzbuz,
kente dönerken avaz avaz yükselir gök, sallan,
karılarını kapar soyluların bu kez,
bırakmaz ilk geceyi ekin biçmiş sevgiliye,
eşit bir güç yarat, erinç bağışla bize.

yaz aylarını gezdiren ışık duyulmaz kışın,
<><!--
D(["mb","\nbir gözde yıldız vardır, ötekinde günah, \nyarılmış incirdeki ısı erimez asmada, \nsağ elin düzeni ayrı, sol elin ayrı, \niki kocaman ağaç bilmelisin: yakın-ırak, \ndoğa***39;nın yasası başkadır, kentin başka, \nyükselen yakarılarla duvarı karıştırma. \n(bakınız: ölüm, insan, sevgi, gece, büyü, uyku, dünya, yağmur, deniz, sevgili)* </span>\n[eSpeRanZa] \n28.12.2006 17:34\n*</span>\n*</span>\nÖLÜMSÜZLÜĞÜN ARANDIĞI BİR DESTAN: GILGAMIŞ DESTANI \n*\nGılgamış destanı Nuh Tufanı***39;nın anlatıldığı ilk yazılı eserdir. Uruk kentinin kralı Gılgamış***39;ın yaşamını anlatan destan, kimilerine göre kutsal kitapların da kaynağıdır. \n\n*\nÇoğu tarihçi, tarihin, çivi yazısını bulan Sümerlilerle başladığını söyler. M.Ö. 4 bininci yılın ikinci yarısında Aşağı Mezopotomya***39;da yaşayan; Ur, Uruk, Kiş, Eridu, Lagaş ve Nippu gibi önemli kentler kuran Sümerlerden geriye, o dönemi yansıtan pek çok eser kalmıştır. Bunlardan belki de en önemlisi, içinde Nuh Tufanı***39;nın da anlatıldığı Gılgamış Destanı***39;dır. Sümer diliyle ***39;Sha Nagba İmuru***39; yani ***39;Her şeyi görmüş olan***39; Gılgamış, bugün Gaziantep***39;in Suriye***39;ye sınır ilçesi Karkamış***39;ın o dönemki adıyla, Uruk kentinin kralıdır. \n",1]
);

//-->

bir gözde yıldız vardır, ötekinde günah,
yarılmış incirdeki ısı erimez asmada,
sağ elin düzeni ayrı, sol elin ayrı,
iki kocaman ağaç bilmelisin: yakın-ırak,
doğa'nın yasası başkadır, kentin başka,
yükselen yakarılarla duvarı karıştırma.

emre gümüşdoğan
14-02-2007, 16:54
TÜRKÇENİN (BİLİNEN) İLK (AŞK) ŞİİRİ


Kasınçıgımın öyü kadgurar men çekiyorum
Kadgurdukça
Kaşı körtlem
Kavışıksayur men


Öz amrakımın öyür men
Öyü evirür men ödü…/çün
Öz amrakının öpügseyür men
Brayın tiser
Baç amrakın
Baru yime umaz men
Bagırsakım


Kireyin tiser
Kiçigkiyem
Kirü yime umaz men
Kin yıpar yıdlıgım


Küçlüg priştiler
Küç birzün
Közi karam birle
Külüşüpen külüşügin oluralım


Yaruk tenriler
Yarlıkazun
Yavaşım birle
Yakışıpan adrımalım

(Arat 1988:459)


Günümüz Türkçesiyle


Sevgilimi düşünüp hasret çekiyorum
Hasret çektikçe,
Kaşı güzelim!
Kavuşmak istiyorum.


Sevgilimi düşünüyorum;
Düşünüp taşınıyorum…
Sevgilimi öpmek istiyorum.
Gideyim desem,
Güzel sevgilim,
Gidemem de…
Canım


Gireyim desem,
Küçüğüm,
Giremem de…
Mis, amber kokulum.

Güçlü melekler
Güç versin.
Gözü karam ile
Gülerek, gülüşerek oturalım.


Nurlu Tanrılar
Bağışlasın,
Yavaşım ile
Yakışıp ayrılmayalım

emre gümüşdoğan
14-02-2007, 17:02
Dünyanın ilk aşk şiiri, yıllardır İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor.


4 bin yıllık çivi yazısı tablet, 14 Şubat Sevgililer Günü'nün yaklaşmasıyla, ayrı bir bölüme kondu. Şiir bugün için bile, erotik dizelerden oluşuyor.
Sümerce çivi yazılı tablet, 1889 yılında, Bağdat'ın 150 kilometre uzağındaki Sümer kenti Nippur'da bulundu.
Tablet 55 yıl önce ABD'li Sümerolog Samuel Noah Kramer tarafından okundu. Aynı dönemde tableti Türkçe'ye ise bugün 94 yaşında olan Türkiye'nin ilk Sümeroloğu Muazzez İlmiye Çığ çevirdi.
Sözleri Sümer döneminin bir yansıması olan şiir, şubat ayı boyunca özel bir vitrin uygulamasıyla sergilenecek.


Şiirin hikayesi:
Sümer inancına göre, toprağın bereketini ve toprağın verimli olmasını sağlamak amacıyla, Kral'ın yılda bir kez Bereket ve Aşk Tanrıçası Enlil yerine bir rahibe ile evlenmesi kutsal bir görevdi.
Bu şiir büyük bir olasılıkla Kral Şusin için seçilmiş bir gelin tarafından yeni yıl bayramını kutlama töreninde söylenmek üzere kaleme alınmıştı ve ziyafetlerde şölenlerde müzik, şarkı ve dans eşliğinde söyleniyordu.



Dünyanın ilk aşk şiiri:


Damadım, kalbimin sevgilisi
Güzelliğin büyüktür baldan tatlı
Aslan, kalbimin kıymetlisi
Güzelliğin büyüktür baldan tatlı



Benim değerli okşayışlarım baldan tatlıdır
Yatak odasında bal doludur
Güzelliğinle zevklenelim
Aslan seni okşayayım
Benim değerli okşayışlarım baldan tatlıdır
Damadım benden zevk aldın
Annem söyle sana güzel şeyler verecektir
Babam, sana hediyeler verecektir.



Sen beni sevdiğin için
Lütfet bana okşayışlarını
Benim Tanrım, benim koruyucum
Tanrı Ellil'in kalbini memnun eden Şusin'im
Lütfet bana okşayışlarını


cnn türk

emre gümüşdoğan
15-02-2007, 18:24
Tekne Kazıntısı


Babam iki tek atınca
Hadi seni karpuzlara götüreyim, derdi
Karpuzlar Gebze'de oturan kızlardı
Annem kızarır, kızar
Bey çocuk daha küçük, der
Mutfağa gider ağlardı
Babam karpuzdan anlardı!..


Cevat Çapan

emre gümüşdoğan
17-02-2007, 11:06
mor güneşler

Mavi çavlandan havalanan
altın kanatlı kuşlar
ayrıksı otlar dev
sarmış taraçaları yosun
kaygan vakur ve soluk
anımsatır yaşanmış bir masalı
ki tüm hışmıyla sinmiş zemine
kuş gölgeleri
soğumuş lav ve çamur
yoğun rahiya
tozumsu dağılmış
anımsatır yüzleri
yükselen koku
portakal1ıktaki esans
erimiş yapraklar,
parlak cam kırıklarıyla
dolu
köklerin ulaştığı noktada
karanlık
tüm karanlıklardan koyu
beyaz el kırrıı1dar
bir caninin eli
kırrıı1dar kül rengi rüzgar
perde aralandığında beliren
ihtiyar ayla
ağaçlar kristal suyu emer
bizim karanlığımıza
bir iz
izdüşümlerinden artan
artan ağaçlar artan renkler artan her şey o ülkede
bir iz doğrulur
bir iri gövde
ölü kertenkeleler
arasında
duyulur derin uğultu
gecenin uzaklarda çarpışan hücreleri
hava katmanları açılır
karışır mor güneşlerle
savrulan saçlarıma
ki saçlarım özgürlük kokar


gülseli inal
imgelem, sayı: 14

UzayZaman
18-02-2007, 01:09
SAN

Kırmızı bir kuştur soluğum
Kumral göklerinde saçlarının
Seni kucağıma alıyorum
Tarifsiz uzuyor bacakların

Kırmızı bir at oluyor soluğum
Yüzümün yanmasından anlıyorum
Yoksuluz gecelerimiz çok kısa
Dört nala sevişmek lazım<BR style="mso-special-character: line-break"><BR style="mso-special-character: line-break"><?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

1957

Cemal Süreya

Sevda Sözleri/5. Basım
Sayfa 7<BR style="mso-special-character: line-break"><BR style="mso-special-character: line-break">

emre gümüşdoğan
19-02-2007, 23:41
Ayın Büyüttüğü Oğullar

Bize kanlı bir uykunun, bir kardeşlik sabahı başlatacağı müjdelenmedi.
Cinayetten dönen kardeşiniz, gölgesini gizlediği duvarların ötesini görür.
Ellerini yıkar ve sizi dünyada bir söz olarak bırakır.


Sessiz bir törenle iç geçirme arasında duran yerde gömdüm onları.
Ölü oğullar. Kurban hepsi.
Sanki onlara, kurban oluşlarını hatırlatmak için var yeryüzü.
Yüzleşiyoruz.
Sızlanmaya başlayan bir çırpınmada "yeter" diyorum.
"gidin ve öldürmeyin"
ağzımda kesik bir gülüş. Kâbus olmalı.
Bir cinayetten dönen kardeşim korkutuyor beni.
Kanlar içinde uyanıyorum. Terliyim.
Aç gözlerini. Tırnaklarını acıyan yerlerine bastır.
Biri var mı göğsümü mendiliyle silecek.
Kardeşim bir cinayetten dönüyor. Karanlık dehlizlerden.
Siyah paltosu
Ve gözleriyle.


Ona benzemeyeceğim.


Gece ayaklarımız okşandı ve büyük dağları geçeceğimiz söylendi.
Karlarla bekletilmiş büyük dağları geçtik.
Bahçede ilk gün keskin bir çizgiyle yan yana duran üç yıldızı gördük.
Mutlak. Yol açıcı.
"Bakmak istiyorum ayaklarına" dedi eğilen bir ses.


Onlara, bir daha görüşmeyebiliriz demedim.
Hepimiz biliyorduk.
O dağ oğullarını yedi.
Ve onları bir sese kapattı.
Kolu yok kiminin.
Kimi kör.


Kardeşlik eski bir masalın bilgisinde kaldı.
Kardeşlik acımaydı.

Bejan Matur

emre gümüşdoğan
22-02-2007, 14:46
MÜNİR ÖLDÜ<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

1/

Rüzgar ayak izlerini silmek için de eser
Dal bir şeyi anlatır ağacından kopmakla
Yağmur ne anlama gelir elbet bilirim
Suyu ayakları sanan nilüfer çiçeğine
Tam burada kafese aslan düşer, sorarım
Toprağı ısıtacak bir beden yıkanırken
Komşuları nasıl gider düğüne?

Bir asansör boşluğu sanki apartmanınız
Ürpermiyor uçuruma değmiş de
Dışarıdan davul sesi geliyor
Damat hızla benziyorken Münir’e

Öteki ölülere yetişecek bir hoca
Yıkamıyor da toprak alıyor sanki üstüne
Rüzgâr bir ayak izini daha siliyor
Bir şey anlatıyor yaprak düşmekle


2/

Balkonuna bakarım yerindedir sarmaşık
Sanki işten dönüyorsun, ağaçlar henüz gölgeli
Münir bu sokaktan tabutun değil
Bir ilkokul bahçesi geçiyor sanki
Ölmemişsin de Münir, ölür gibi yapmışsın
Sanki bu oyununa aceleci hoca da
Davul sesi de tanrım, gömüldüğün saatte
Son uyağı olmuşsun bu talihsiz şiirin
Yan yana gelmekten korkan sözcükler ile

3/

Karın çiçeğini yas vaktinden çıkar çıkmaz
Açacak başka bahçede (paslı saksıda)
Oğlun büyüyecek Münir öteki oğullar gibi
Eskişehir belki yenilenecek
Seni de unutacak bu Kadir abi

Abdulkadir BUDAK

san_
22-02-2007, 17:42
<DIV align=center>Guzel'e

Dun gece senin kucucuk elinle yalniz yattik
Yalniz senin kucucuk elinle yalnizlik
Kandilli ilkokulu kadar kalabalik
Zilleri caldiginda duslerinin
Siniflarin kapilari ardina kadar acik
Gokyuzunun, denizin, topragin, hayalle, emegin
Hakli siniflari

Belki de baskin korkusuyla vefasiz, akintiya atilan
Kitaplar varya onlardan
Ogrenmis Marx'i, gumus baliklari
Ve belki de onun icin o kadar,
O kadar aydinlik ortalik...

Sen ki cicekleri toplamayan guzelim
Cicekleri sulayan cocuk
Ve ben ki buruk ve kavruk
Bir ihtiyar adamim artik
Oyle guzeldim ki senle, ciceklerden cok
Ve anladim, anladim ki bir daha
DUSUNDE BILE GOREMEZ ISLER
DUSLERIN GORDUGU ISLERI

Can Yucel

</PRE>

a.yılmaz
23-02-2007, 14:05
seni sevdiğim için bütün güller kırmızı





diyorsun ki bana


akşamı sen mi astın göğe


bir yönsüz kurşun gibi


astım bunu koynyma


seni sevdiğim için bütün güller kırmızı








sabırsız sular akar boşluğa


kurt sesleri düşer şelaleden


ovaların üstüne, say ki göğsümdür


çarpar hırsla rüzgarını bahar üstüne








telaşlıyımdır bir kentte uyanmanın acemisi


kanatlarımda barut sızısı


yağan yağmur, yanan ateşlere şirk


eşitsizlik ilişkilerinin boğduğu denizlerde


yüzmeyi öğrendim ben


hem öyle dalgaları yaracak asam da yoktu


yalnızca ıssız bir şarkı,


ve suretin...


seni sevdiğim için bütün ağaçlar mavi


bütün denizler kırmızı


ve bütün güller firuze !





YILMAZ ARSLAN

Güzin Dündar
23-02-2007, 23:57
Teşekkürler güzel seçimleriniz için.

emre gümüşdoğan
26-02-2007, 12:06
KAYIP ALFABE
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
IV DESTE: <I style="mso-bidi-font-style: normal">yelkeni yırtık[/I]

<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">1.başak [/I][/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I][/B]
ağrılı ağıtlar gibi geçer
günler / yelkeni yırtılmış gemi
balinaların anayurdunda

kan çıkarsa gövdeden sevgili
sular kararır gündüzler kararır
ağrılı geceler uzanır önünde

kapanır alnını yasladığın pencere
salyangozlar dolaşır
salkımsöğütlerinde

sular kararır gökyüzü kararır
ağrılı ağıtlar gibi geçer gece

<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">2.başak [/I][/B]

cinnetler ocağında bir defter
sefer şiirinde sıraya girince
askılı bir intihara ayak direnir
ölümsüzlük dökülür mürekkepten
kendine kenetlenir kırık kalem
badem rengi masaya uzanarak
uzak bir buluşmaya aldanır
bir günah daha işler o çocuk

bir günah daha işler

MEHMET HAMEŞ
Yaratım, Eylül-Ekim 2004

emre gümüşdoğan
27-02-2007, 23:23
KÂBUS


usulca giriyorum, açık unutulmuş kapıdan
kalın bir sessizliğe uzanmış kauçuğun gölgesi
mutfak masasında
parmak izleri silinmiş iki boş fincan
ve tezgâhta çay lekeleri



eşikte, düşürülmüş hediyem, telaşın izi
güneşin topuzuna taktığım toka
üst üste iki terlik, holde
mavi mantonun boşluğu



paydos zili çalıyor evin
ve odalarda geziniyor ağır kanatları
zamansız leyleklerin


Nuri DEMİRCİ
AKATALPA / Şubat 2001

san_
01-03-2007, 02:01
<TABLE>
<T>
<TR>
<TD =row3>
<CENTER>Kendine Benim İçin Bir Gül Ver </CENTER>
</TD></TR>
<TR>
<TD =row2>sensizlikle flört etmeyi sen değil
sensizlik bilir
sesi ses/sensizliği sensizlik bilir

korkma, sana aşkı öğretmeyen kendinin
ellerinden tut!
çok ağrımış kendinin, siyah
ve ayaz kendinin
hep avuttuğum düşler için bana bir gül ver...

*

bak, palandöken dağlarında karlar erimiş
teknelerde kol kola bahar sulara inmiş
dağlar için, sular için bana bir gül ver
bir gül ver söküldüğüm günler için

- ve önce kendinin ellerinden tut! -

*

kendimin ellerinden tutunca
içimden nehirler gibi akmak geliyor
yollara çıkmak, yolculuklara bakmak geliyor
geberesiye içip salaş meyhanelerde
buralardan böyle ceketsiz kaçmak geliyor

tutunca kendimin ellerinden
pusulasız gemilerde yatmak
yaşlı ve şefkatli bir azizenin koynunda
sabaha dek kıpırtısız susmak geliyor

sevgilim, iyi insan, tutunca ellerimden
ömrümün içinden akmak geliyor...

*
sessizlik sensizliği ezbere bilir
sensizlik her şeyi bilir...</TD></TR>
<TR>
<TD =row1>
<CENTER>Yılmaz Odabaşı (http://www.berzah.com/siir/siir.siirler.asp?dost=&amp;sair=sair&amp;id=252)</CENTER>
</TD></TR></T></TABLE>

emre gümüşdoğan
02-03-2007, 19:52
KARAKAMU



Kardeşine kaç el ateş ettin diye soracaklar sana
ve kınayacaklar demek düştüğü yerde bıraktın onu
gömseydin keşke hazır alacakaranlıkken
elin ayağın tutuyorken hani derin olmasa da
bir mezar kazsaydın ya da atsaydın bir uçurumdan
gelip ağıdını yakardık seninle o zaman acını paylaşırdık
yüz yırıardık tuz ekmek hakkı için yarana tuz basardık


Göz göze geldiniz ve hiçbir şey söylemedi sana öyle mi
keşke bunu anlatmasaydın bize toprağın dağın
gökyüzünün tanıklığından haberdar olmasaydık hiç
saçtığımız tohumun bizi gözetlemek için çatladığını bilmeseydik
ağırlaşan uykular getirdin kazınacak rahimler
öyle geniş tuttun ki bir bakışla suçun atlasını
hiçbir ceza saramaz artık dünyanın yarasını


Herşeykontrolaltındacılar bak neler de biliyorlar
ama yine de hatırlat bişeyyokçulara olurböyleşeycilere
herşeyinbirkolayıvarcılara başı olan korksun başından
işte kardeşimin kanı işte benim kanım işte kim elini yıkarsa
saçtığı tohumda kilitlediği kapıda yürüdüğü yolda izi kalacak
seyircidir çünkü halk merhameti vurgun yemiştir
kimi zaman akıttığı kanda kimi zaman suskun bir bakışta


B ö y l e b ö y l e i n e r b a ş ı n ı z a b a l t a



Mehmet Can DOĞAN
(Defter 40, yaz 2000)

emre gümüşdoğan
04-03-2007, 22:47
"MAHALLENİN GÜLÜ" SOLAR
ZAMAN BİZE YAKLAŞIRKEN


bıraksın beni taksın mor çiçekler eyvallah
taksilere binsin kara camlar içinden baksın o yosma


rujlu kahkahalarla patinajlarla ordan geçerken
rüküş kenar bakkalları bisküvi koksun eyvallah


toz kapsın çocukluğu m ve görgüsüz, saksılı, yeşil sakallı
evler heyecanlansın ve duygulu sokağım


evlerin camlarından, karısından zılgıt yemiş
bir ayyaş gibi baksın... yalpalasın. sokağım yalpalasın


uzaklaşırken yeniyetmeliğimizden
trombon sesli eskicinin


teraazi las-tik jim-nass-tik! diye ebe seçerken
mahallenin mahcubiyetinden

aksın yüreğimizden çekirdek çitleyen kız kokuları
kalbimizden buharlaşan bir zamanda

trombon sesli eskicinin kavisli sesi
bir yavrukurt bandosuna karışırken


uçakların egzoz izi dağılırken
henüz saçlarımız uçuşurken


mezun olmamışken aşktan, taze aşk acısından
bıraksın beni taksın mor çiçekler eyvallah


Cem UZUNGÜNEŞ
(Defter 43, Bahar 2001)

Sevda Güngör
05-03-2007, 16:55
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%"><T>
<T>
<TR>
<TD align=left width="100%">



Ah Tamaramızgin ve frok için
ah! Tamara

(bitmemiş bir şiirin ipuçları)

yaşam ve ölüm
iki hasım şimdi
iki şüpheli şahıs
her an birisindir
her an ikisi


ı
Samanyolu uzanmış sere serpe
hasat bitmiş
erzak, kuruyarı istif
geriye bir şairin hüznü kalmış biçilmedik
boy vermiş, Başak uçları göbekte!
incecik bileklerime batıyor ah, Tamara!
büyüdükçe mi yitiriyoruz saflığımızı?

Samanyolu çırılçıplak, gece yıldızlı
dut yaprakları hışırdıyor, orda mısın?


ıı
meyva dalları ağır, yorgun
er sabah doğuracaklar yarın
şimdi geceye karışıyorlar simsiyah yapraklarıyla
kapımın yüzyıllık mavisi
bir sağımlık çiyi çiçeklerimin
-en çok şafakta tazedirler
hep tükenmez bir umudun habersiz sebepleridir

ağzımda dağılan Toran üzümü
sapsarı tınazlarla sağılmayı bekleyen harman
saçları tutuşan dağlar
havaya akan kuru buhar!
hep bu umudun dirilişidir Tamara!
bundan tenim bu kadar esmer
ve savrulup gidişim
adı geri verilen diyarlara..


ııı
tandırdan ahker eksilmez olmuş
yapışmış hamuru yakıyor, bu koku oradan
Batman Çayı, Malabadê’nin ayaklarını öpüyor
ve tutsaklığının farkında
bunca yıllık kalıbında böyle aktığı görülmemiştir
bezgin, biteviye..
ve sesler eksiliyor geceden
hasretlik bir Fa vurulmuş en son
dört Mi yaralı Requiem’den
Re teslim olmuş, pişmanmış
diğerleri karanlıktan..

ama alev aydınlatır dumanı da
saçılmış bir beyinden içeri
kara burunlu kara postal
işte her şey bu kadar açık, Tamara..


ıv
adım, soyadım da söyleniyormuş gibi uzundu
çok dövdüler beni, çok ağaçtan düştüm
kafamda on dört kırık izi var, sıyrıkları saymadım
katlayıp katlayıp boyuma uydururdu annem
yine de çıplak ayaklarımı gizleyemezdi pantolon
derken kırmızı bir kundura aldılar bir yaz Çermik’ten dönerken
eskimesin diye hiç giymedim
sonra ayağıma dar geldi..

yüzlerce bilye bulurdum düşlerimde
uyanınca hiçbiri olmazdı
hep ütüldüğüm günlerde görürdüm
karığım büyüdü, düşler seyreldi..

bir sabah ayrı bir dünya, intizam!
öğretmenin yazısı kadar yabancı..
paydosta kendi harfleriyle ağlayan annem
hangisi bendim.. ben hangisiyim..
biraz Kafka okumak gibi bir şey galiba
kapkara olmak belki
belki ismin ne? hâli


v
- a ha! bu atlı Mıhlıso’dur
ilerde itirafçı olacak!
Nuro bir kolcu daha vurur
bu kırkıncı!
sıtma çaputuna birebir ellerinin şifası..

Edip vurulmuş.
Edip vurulmuş..
Edip vurulmuş... hawaaar!

jandarma.
sıkıyönetim..
harekât...

içtima.
işkence..
terörist...

sıtma.
verem..
kolera...

ölüm.
yas..
taziye...



dört parçalı göğsümü
paletler çiğner her gün
yürür giderler kirpiklerim boyunca
önüme atılan kardeş başları
taşırır yoksul gözlerimi de
inadına ağlamam işte
acım, yaşadığımca ağlasam bitecek değil!

birilerinin kahır doluyor içi Tamara!
birileri yakıyor kendini yunmak için acılardan
yeter
yeteeer
y e e e t e e e e e e e e e r r r...


vıı
kaç çiçek kurusu
kaç kelebek ölüsü
kaç yüz buruşuğu
yaşanamayan kaç aşk
olası kaç heyecan
kaç eksik ürperti
hiç saramayacak kaç beden
bir
taş
oynuyor
yerinden
bir adam güç bela öpebiliyor sevgilisini
bir saz kırılıyor
bir civan uçuruma salıyor ağırlığını
bir köprü uçuyor bakmaktan
ellerim yanıyor kâğıtta
ellerime ağustos yağıyor durmadan
en çok Baharları ağlıyorum
bir yanardağın batısında



vııı
beklemek zamanı çoğaltır Tamara!
belki bir deprem, hadi bir deprem
taşırır yoksul denizleri

ilk kurşun.
ilk sağım..
ilk ağızsütü...

dışarda fırtına var:
bütün pencereleri açın!

ve kederli bir yüze kapanır kapı
tanrı kadar mağrur kadınlar bekler
köylerde, şehirlerde acır yalnızlık
başkasının ölümü: tek gerçek felaket!
sapsarı bir endişeyle sokaklara çıkılır:

Ağıt vurulmuş.
Ağıt vurulmuş..
Ağıt vurulmuş... ah, heval!

hiçbir romana sığmayacak
hiçbir yüzyıla hasretimiz
alnımdan kırgın sloganlarla bir şehir geçer her gün
bültenler kelle başı söz eder öldüğümüz ülkeden


ıx
soğuk olur anneciğim.. soğuktur beklemek
soğuktur kör umut biriktirmek sağır beyinlerde
yeni yükünü yıkmaya benzemez
ama en az senden eksilen kanlar kadar kutsal
ve yardan, yarenden yoksun, öylece,
birbaşına, sebepli bir intihar
sebepli bir koyverip kendini, arkadan geleceklere..
yani anneciğim soğuk olur dizinden uzak her yer
ölüler.. ölümler artar ömründe
kaygıyla bültenleri izlersin.. soğuktur bahar gelmez
soğuktur, ihanet artar.. soğuktur, iftira..
ve ben cüzamlı bir yolcuyumdur kimsenin konuk etmediği
düşümde bir sevda bulurum, adı: Tamara!
uzar, uzar sesim sessizlikte, bıkkınlığında sessizliğin
derken yarına inanmaya başlar birileri
düşlerinde umut bulur
saçlarında bölünmüş bir şefkatin sımsıcak izi
dudaklarında kaçak tütün tebessümü
ve tokalaşmaları sertçedir, samimidir
kendi renginde akar Kızılırmak
Dicle kendi dilinde çalkanır
ansızın hatırlanmış bir şey gibi


x
a a h, Tamara!
niye mi tutuyorum ellerini
niye mi dönüyorum köklerime
sen ki birden çok, çoktan fazla
ve kelimenin birkaç anlamıyla dişi
ve ben tutuşmalıyım Tamara
bir aşk da mutlu bitsin!



Ayışığı Sonatı’nı çaldığımız akşam..
tabanlarım ağırıyor
bıyıklarım gürültüyle uzuyor
hışmımdan korkuyorum Tamara!
bir namlu ucundaki darağacında
tepinir, tepinir kesilmiş bir kuş gibi içim
bıraksalar sulardım, dallarına çıkardım yeşilken
şimdi savaşçılık oynar içimdeki çocuk
artık hep ebe değil
ve oyunlarına almıyor Beko’yu..

korkarak
üşenerek büyüyen Feyzo’yu vurmuşlar!
ensesine ölüm sıkılmış, iki el!

Feyzo vuruldu.
Feyzo vuruldu..
Feyzo vuruldu... a a h, heval!

yaşam ve ölüm
iki hasım şimdi
iki şüpheli şahıs
her an biriyim, Tamara
her an ikisi,
</TD></TR>
<TR>
<TD width="100%"></TD></TR>
<TR>
<TD align=left width="100%">
Selim Temo 94/95</TD></TR></T></T></TABLE>Edited by: Sevda Güngör

san_
05-03-2007, 20:43
yana yakıla okudum bir kez daha. siiri getirdiğiniz için sağolun sevda güngör.Edited by: san_

emre gümüşdoğan
07-03-2007, 14:20
LEYLAKLARINI ANLATIYORUM

Leylak getiriyorsun bana güneşli bir gün
Onu saçlarından topladığın belli
Bir leylak bahçesisin karşımda

Böyle kucağında kalsa daha iyi
Bir vazoya bırakıp gidiyorsun
Sen gidiyorsun leylaklar kalıyor mu sanki
Önce renkleri gidiyor arkandan
Nesi varsa gidiyor soyunarak

Her vazoya baktıkça karşımdasın ne tuhaf
Her kokladıkça dönüp dönüp geliyorsun
Düşünceler gibi filizleniyor gün geçtikçe
Yaprak yaprak gelişiyorsun
Leylak leylak bakıyorsun gözlerimin içine
Ölümsüz bir mevsim oluyorsun

Rıfat Ilgaz


Şiiri gönderen Sevgili Hüseyin Alemdar'a (alemdar6105@gmail.com) teşekkürler...

emre gümüşdoğan
09-03-2007, 20:49
İNCİ


Bir inci saflığıyla
Bekledim çukurumda
Beyaz bir taş olmalıydı uykum.
Beklesem olurdu zamanla.
Göğsümde gezinen ağır el
Kal dedi.
Beklemek kaderidir incinin
Olmak kaderi
Kal çukurunda.


Karanlık içimi kemirmeden
Çıkmalıydın
Hoyrat olmayan bir tenin dokunuşuyla.


Göğsümdeki ağır elin
Gölgesiyle uyandım.
Porselen ceylanın bakışı,
Memelilerin o çok titrek yol boyunca
Mavi ayakları.
Değişti yok aslında bir şeyin.
Kalbim, uzun siyah giysili adamların
Bakışlarıyla dondu o taş köprünün ortasında.
İnsan babasını hatırladığında ağlarsa
Olur tarih.
Kökleri kurur
Belki ondan.
Dağlara gidelim biz en iyisi
Bağıralım.
Belki eski bir sesle hatırlarız geçmişi
O koca şehrin yerinde şimdi
Sadece bir kar kuyusu var.
Ve kurtlanır kar diyorlar
Kurtlanır kar.


Olmuyor böyle
Daha doğurmadığım bir çocuk var
Ve şunun şurasında kaç yılım yaşayacak
Ölümler görecek
Aşı k olacak.


Bejan MATUR
(Öküz 05, Mayıs 2000)

unedem
10-03-2007, 00:49
<div style="text-align: left;">Ekmek ve Güller</span></pre></span></pre>Yürürken biz, yürürken günün güzelliğinde,</span></pre>Karanlık mutfaklara, gri fabrika kuytularına,</span></pre>Dokunur apansız çıkan güneşin tüm parlaklığı,</span></pre>Ve duyar insanlar bizim şarkımızı: Ekmek ve</span></pre>Güller! Ekmek ve Güller!</span></pre></span></pre>Yürürken biz, yürürken, erkekler için de</span></pre>savaşırız, </span></pre>Çünkü kadınların çocuklarıdır onlar, ve biz</span></pre>analık ederiz yine onlara.</span></pre></span></pre>Yaşamlarımız doğumdan ölüme kan ter içinde</span></pre>geçmeyecek;</span></pre>Kalpler de ölür açlıktan bedenler gibi; ekmek</span></pre>verin bize, ama verin gülleri de.</span></pre></span></pre>Yürürken biz, yürürken, sayısız ölü kadın da</span></pre>yürür bizimle</span></pre>Ve bizim şarkımızda duyulur yaşlı çığlıkları</span></pre>ekmek için.</span></pre></span></pre>Küçük hünerleri, sevgiyi ve güzelliği bilirdi</span></pre>onların kahırlı ruhları.</span></pre></span></pre>Evet kavgamız ekmek için, ama güller için de.</span></pre>Yürürken biz, yürürken, daha güzel günleri</span></pre>getiririz,</span></pre>Kadınların yükselişi insan soyunun yükselişi</span></pre>demektir.</span></pre>Köle gibi çalışma ve aylaklık yok, on kişinin</span></pre>çalışıp bir kişinin yattığı,</span></pre>Paylaşalım yaşamın görkemini: Ekmek ve güller,</span></pre>ekmek ve güller.</span></pre></span></pre>Yaşamlarımız doğumdan ölüme kan ter içinde</span></pre>geçmeyecek;</span></pre>Kalpler de ölür açlıktan bedenler gibi; ekmek</span></pre>verin bize, ama verin gülleri de.</span></pre>

</span><div style="text-align: left;">

James Oppenheimer</span>

emre gümüşdoğan
11-03-2007, 13:14
FERİTBEY


elleriniz ferit bey
ellerinizi seviniz


topuklarınızla ezdiğiniz gül
fotoğraf ta üzgün duruyor
sen azalıyorsun orada öyle
evin hanımı eski bir pul gibi


ama gözleriniz ferit bey
gözleriniz sizin de bildiğiniz
biraz Ayhan Işık
sınanmaktan az biraz
ölmesin bir mavide
kar yağıyor dalgınlığınıza


ölü bir asker sesi gibi
geçiyorum içinizden
ölü bir asker sesi kadar
acemi ve rütbesiz
bazen içim bir uçurum
bazen sen solarken orada öyle
ama siz yine de
yine de siz
aşk manzaralı bir evde
nihal hanım'ı sevmiştiniz


Betül TARIMAN
(Varlık / Kasım 2000)

UzayZaman
11-03-2007, 20:43
Merhabalar...


Özdemir İnce'nin "ELMANIN TARİHİ" şiirini okumak istiyorum. Fakat bulamadım:(


Bu şiiri ödünç istiyorum:)


Sevgiler...smileys/smiley1.gif

emre gümüşdoğan
12-03-2007, 23:09
elmanın tarihini biliyorum, o en güzel an, cennetten kovulmaya değer an...


ama şiiri bulamadımsmileys/smiley18.gif

Vela
13-03-2007, 01:21
**Sevgi bayrak olursa evrene**

Dağılıp belkileri aramak öyle
Sonuçta belki şenlik belki yenik
İnsan olmak sorunu ilk
büyük açılar bileşkesinde.

Hep kurtarmak baş tutku
Duyguları katı çarklardan
Korkusuz yaşamak hançer ucu
Şimdi yoluna ayna tutan.

Kurur savaşlar , haksızlıklar
Altı Kıta yürür el ele
Kurur şüphesiz kötülükler kökünden
Sevgi bayrak olursa evrene.

Yaklaşır arsız ve çabuk
Ölüm fırtınadır her an
Belirgin ve kesin
Tek tek başlarda esecek olan.

Yürek özgür yaşamak ister
Kimselere yüksünmeden , kızmadan
Buyurmaya açılan ağızlara bir tomurcuk
Barış Çocuklarından.

Türkan İldeniz

<A href="http://www.siirgen.org/siir/t/turkan_ildeniz/index.html" target="_blank">
</A>

Vela
13-03-2007, 19:34
KARANFİL SOKAĞI

Tekmil ufuklar kışladı
Dört yön,onaltı rüzgar
Ve yedi iklim beş kıta
Kar altındadır.

Kavuşmak ilmindeyiz bütün fasıllar
Ray, asfalt, şose, makadam
Benim sarp yolum, patikam
Toros, Anti-toros ve asi Fırat
Tütün, pamuk, buğday ovaları,çeltikler& nbsp;
Vatanım boylu boyunca
Kar altındadır.

Döğüşenler de var bu havalarda
El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem
Ümit, öfkeli ve mahzun
Ümit, sapına kadar namuslu
Dağlara çekilmiş
Kar altındadır.

Şarkılar bilirim çığ tutmuş
Resimler, heykeller, destanlar
Usta ellerin yapısı
Kolsuz,yarı çıplak Venüs
Trans-nonain sokağı
Garcia Lorca'nın mezarı,
Ve gözbebekleri Pierre Curie'nin
Kar altındadır.

Duvarları katı sabır taşından
Kar altındadır varoşlar,
Hasretim nazlıdır Ankara.
Dumanlı havayı kurt sevsin
Asfalttan yürüsün Aralık,
Sevmem, netameli aydır.
Bir başka ama bilemem
Bir kaçıncı bahara kalmıştır vuslat
Kalbim, bu zulümlü sevda,
Kar altındadır.

Gecekondularda hava bulanık puslu
Altındağ gökleri kümülüslü
Ekmeğe, aşka ve ömre
Küfeleriyle hükmeden
Ciğerleri küçük, elleri büyük
Nefesleri yetmez avuçlarına
-İlkokul çağında hepsi-
Kenar çocukları
Kar altındadır.

Hatıp Çay'ın öte yüzü ılıman
Bulvarlar çakırkeyf Yenişehir'de
Karanfil Sokağında gün açmış
Hikmetinden sual olunmaz değil
"mucip sebebin" bilirim
Ve "kafi delil" ortada...

Karanfil sokağında bir camlı bahçe
Camlı bahçe içre bir çini saksı
Bir dal süzülür mavide
Al - al bir yangın şarkısı,
Bakmayın saksıda boy verdiğine
Kökü Altındağ'da, İncesu'dadır.

Ahmed Arif

yılmaz arslan
14-03-2007, 16:18
KIRILMA





içimdeki usul kanamayı nasıl anlatsam


şarkılar ağır geliyor, suların gümüşü ölü


bu soylu yalnızlığı kaf dağı' nın ardına atsam


atım terli, saçlarım yangın yeri


uzatsam o gülüşü ay bahçelerine


ah bağrımdaki güller tutsak


kim sevecek içimdeki kuyuyu


yalnızlıktan ve kederlerden söz açsak








susarak anlatır yorgunluğunu gözlerim


içimdeki yalancı herkese ve kendine yabancı


revolverim saklımda, dağlar gibi büyüyor gizlimdeki sancı


bi' eşkıya kamaşması yüzümün deltası


anlatsam sular akmaz, kuğular ağlar


geceye doğan ay, dirilt ışığınla beni


bir şarkı daha doğur bana yepyeni





yılmaz arslan

san_
14-03-2007, 16:25
kırılma...

Vela
14-03-2007, 16:45
SUSKUN

Sus, kimseler duymasın.
Duymasın ölürüm ha.
Aydım yarı gecede
Yeşil bir yağmur sonra...
Yağıyor yeşil.

En uzak, o adsız ve kimselersiz,
O yitik yıldızda duyuyor musun?
Bir stradivarius inler kendi kendine,
Yayı, reçinesi, köprüsü yeşil.
Önce bendim diyor ve sonra benim...
Ölümsüz, güzel ve çetin.
Ezgisidir dolaşan bütün evreni,
Bilinen, bilinmeyen ıssızlıkları.
Canımı, tüylerimi sarmada şimdi
Kendi rüzgarıyla vurgun...
Sarıyor yeşil.

Rüya, bütün çektigimiz.
Rüya kahrım, rüya zindan.
Nasıl da yılları buldu,
Bir mısra boyu maceram...
Bilmezler nasıl aradık birbirimizi,
Bilmezler nasıl sevdik,
İki yitik hasret,
İki parça can.
Çatladı yüreği çakmaktaşının,
Ağıyor gök kuşaklarının serinliğinde
Çağlardır boğulmuş bir su...
Ağıyor yeşil.

Yivlerinde yeşil güller fışkırmış,
Susmuş bütün namlular...
Susmuş dağ,
Susmuş deniz.
Dünya mışıl-mışıl,
Uykular derin,
Yılan su getirir yavru serçeye,
Kısır kadin, maviş bir kız doğurmuş,
Memeleri bereketli ve serin...
Sağıyor yeşil.

Aydım yarı gecede,
Neron, çocuk kitaplarında çirkin bir surat,
Ve Sezarsa, bir ad, yıkıntılarda.
Ama hançer taşı sanki
Koca Kartaca!
Hani, kibrit suyu vermişlerdi üstüne
Bak nasıl alıyor, yigit,
Binlerce yıl da sonra
Alıyor yesil.

Vurur dağın doruğundan
Atmacamın çalkara,
Yalın gölgesi.
Kuş vurmaz, tavşan almaz,
Ama aç, azgın
Köpek balıklarıydı parçaladığı
Bak, Tiber saygılı, suskun.
Bak nilüfer dizisi zinciri.
Bunlar bukağısı, kolbağlarıdır,
Cihanın ilk umudu, ilk sevgilisi,
Ve ilk gerillası Spartakus'un.
Susuyor yeşil.

Sus, kimseler duymasın,
Duymasın, ölürüm ha.
Aymışam yarı gece,
Seni bulmuşam sonra.
Seni, kaburgamın altın parçası.
Seni, dişlerinde elma kokusu.
Bir daha hangi ana doğurur bizi?

Ruhum...
Mısra çekiyorum, haberin olsun.
Çarşılarin en küçük meyhanesi bu,
Saçları yüzümde kardeş, çocuksu.
Derimizin altında o olüm namussuzu...
Ve Ahmedin işi ilk rasgidiyor.
İlktir dost elinin hançersizliği...
Ağlıyor yeşil.

Ahmed ARİF (http://www.netlek.com/Siir/siir/a/ahmed_arif/index.html)</TD></TR><!--

siir/a/ahmed_arif/suskun.htm , Thu, 14 Dec 2006 10:57:26 GMT -->

san_
14-03-2007, 16:50
ah.. nasıl da güzel şiirdir bu! ve nasıl yakalar bizi sol böğrümüzden ahmed arif.
iyi ki getirmişsiniz bu güne. zevkle okudum.
emeğinize sağlık.

emre gümüşdoğan
15-03-2007, 22:08
ELMAS SIKINTI


Gece, aralandığında geyik
Yaralıdır. Yatar kâğıtta. Aşın
mış harf heykellerinden bir
ormanda. (Bkz. Hiçliğin Tadı)


Neler kımıldanır, arzuların o
tekinsiz karanlığında? mecâl
siz titreşimler ve hatırlamanın
hortlaksılığından başka.


Tende çakıp sönen, cisimsiz
ışık salyaları. Saralı kâğıt
hayvanları. Aydınlatır hazla;
hayatlarımız artık süslü alıntı
lar yığını.


Elmas sıkıntı. Hâlesi çoktan
yitmiş bir asrın, ruhtaki
şu beyhude çırpınışları.


V. B. BAYRIL
Heves, Mayıs 2004

Vela
16-03-2007, 17:15
<DIV id=post_message_21405>DEFNELER ÖLMEZ

Bir mevsim var ki üşütür yeşilliğimi
Ben geceyle gündüzü bilirim yılları değil.
Ölümsüzlüğü getirdim kıyılarınıza
Düşlerimde hep uzak denizler... Kıyılar...
Gidemem, bağlıyım toprağıma.

Dalımla yaprağımla, ben
Bir savaş simgesiyim oysa
İnsan kardeşlerimin gözünde!
Utkular düşleyen başlar için
Bir çelenk!

Savaşlar, soykırımlar gördük,
İskenderler, Sezarlar,
Ne atlar kaldı onlardan, ne meydanlar...
Gittiler, yıkılıp birer birer,
Biz kaldık.
En kıraç topraklarda tutunduk,
Biz defneler.

Dal kırılır, yaprak dökülür
Ölür mü acılara katlanmasını bilenler,
Direnenler tüm kırımlara karşı...
Ölmez sevgiden yana olanlar
Defneler ölmez!

Rıfat Ilgaz

emre gümüşdoğan
17-03-2007, 01:29
Yaşamak


Yaşamak alışmaktır
İşportada satılan kadın geceliklerine


Alışmak manavlara doçentlik tezlerine
Alışmak yaşamaktır


Hep bu yeşilleri giy
Bu moru tak saçlarını topla da
Bunu sen de bilirsin
Alışmak yorulmaktır bakıp bakıp kendine


Yaşamak bir gün uyanmaktır
Bir gün birdenbire yalnız kalmaktır


Yaşamak alışmalardan sonra
Alıştığı her şeyle savaşmaktır


Afşar Timuçin

emre gümüşdoğan
18-03-2007, 18:01
PALMİYE

1. Güneş erken düşerdi sulara erken başlardı ağların onarımı
Deniz patladığında korku sarardı balıkçı kadınlarım
Tuzlu yapışkan bir ter basardı siyah tüylü koltuk altlarını
Palmiye ağaçları büyüdükçe türküler de büyürdü barakalarda
Bereketli dönüşlerde balık ve şarap kokardı akşam esintisi
Homurtulu sevişmeler başlardı kumsalda yıldız yıldıza
Çıplak bir Akdeniz çıplaklığını arardı sularda mamma mia
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><O:P></O:P>
2. Haçlar bilmezdi ekmekler küçüldükçe dualar büyürdü
Ve sonsuz suskunluğunda erini arardı Meryemana
Yana yana erirdi mum eril'di dudaklarda kalan sevda
Niye alır neye götürürdü zamanı bacası eğri vapurlar
Ana oğul kız kızan çul çaput içinde çaresiz insanlar
Barut kokusu sinmişti Roma'nın yıkık duvarlarına
Mussolini asılmış oyun bitmişti oysa mamma mia
<O:P></O:P>
3. Avustralya'da Ekvator'un güneyinde bir göçmen mahallesinde
Evinin bahçesindeki palmiyeye sırtım dayamış yaşlı adam
Saksı içinde getirdiği küçük pal mi ye dalım düşündükçe
Balıkçı köyünün özlemiyle biraz Akdeniz olurdu biraz İtalya
Atalarım anlatırdı torununa kırık dökük İngilizcesiyle
Simsiyah saçlı esmer güzeli anasını ballandıra ballandıra
Ağladığını hiç göstermeden güne güneşe mamma mia

Sabahattin YALKIN
<O:P></O:P>Edited by: emre

emre gümüşdoğan
19-03-2007, 17:28
EFSANE ÖLDÜ <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

Kan Verirdim. gül bulsun diye rengini
Güneş düşsün balkana, çekerdim perdesini ömrün

Göğüm, bir yanılgı özeti

Sen bir parantez ...
- Kim değil ki)
Ah, parantezi huma kuşuyla açan türkü
Taşın atardamarına yazdım:
Efsane öldü!

Peki, kim anıyor şimdi Kemal Kale'yi?
Sahi?
Kimin oğluydu dağlar?
Kimin meskeni?

M. Mahzun DOĞAN
İmgelem Çocukları, Nisan-Mayıs 2004

yılmaz arslan
19-03-2007, 18:40
LAMBA





bir su gibi an yaşadıklarını


ey oğul kalbindeki kabuğu kır


dışındaki şehri sakın kırma


sözün sırlarını açma demindeyiz


kalemimiz derin hikayat








bir yaşama kaç ölüm sığar


kaç ölümden çıkar bir hayat


yeryüzü lambasını çarptı yüzümüze


yalnızlığımız kederden yapılma


şeklimiz bozuk münacaat








ablasız evlerden kalmayız


şehrimiz bir şehrengize belagat


ay üfledi soluğunu sesimize


kalbimiz aşktan yapılma


dudaklarımız terk edenlere ya şefaat








bakırdan bir hüznü kaç yıl taşıyabilir ki koynunda


insandan yapılma kıraat


maskelerin gizlediği eyyam sızdı gönlümüze


sesimiz camdan canımız ipekten yapılma


şiirirmiz beter tuluat








anılarda kaldık anı olduk gizlice


adamlığımız kandan ve ağrıdan yapılma


gözlerimizdeki zehir yalnız kendine inat


artık şehri de kırabilirsin oğul


aşkımız baştan sona hurufat!





YILMAZ ARSLAN

ibuyukcebeci
19-03-2007, 20:21
" Peki, kim anıyor şimdi Kemal Kale'yi? "


Sevgili Kemal...


Kadıköy'de, Ethem Efendi Caddesi'ne açılan küçük bir sokak. Üçüncü katta bir oda.


Sakallarını ışıtan gülümsemesiyle gökyüzünü seyreden, pencere kenarında genç bir şair.


Tekerlekli arabasından şiirler havalanırdı;


yalnızlık kuşları...





Işıklar yağsın yattığın yere,


anıların sıcak...

emre gümüşdoğan
20-03-2007, 23:28
FİSKE


Annem babamı
bir fiskecik incitmedi.


Annemin ellerinde
incindi makineler.


Annem makineler kadar
bakım görmedi.


Annem olmasa, babam mutlak bilirdi
bir fiske tuzun değerini.


- Tutumlu değil kimse.


Müjde BİLİR

emre gümüşdoğan
21-03-2007, 12:52
saklı

uyurdum,
dokunduğum camlar kırılırdı derinliğinde uykumun.
nil, gözlerimden geçsin diye
güne kirpiklerim kırılırdı.
oysa, saklambaç oynayan bir çocuktu büyüttüğüm;
babasının dudaklarına sıkışmış ve unutulmuş...

sobelendim, saklandığım saydam düşlerin ardında.
sunacak başka birşeyim yoktu, bir çocuğun
bayram sabahındaki beklentisini sundum yaşama
ve tedirginliğini oğlu savaşta bir annenin.
uzak ezgisini dinleyerek bırakıp gitmelerin.

nil güne akarken şubat gibi biriktim;
dört yıl topladığı acısını
yirmidokuzuncu adımında gösteren.
ve çıktım yaşama
onun sakladıklarını sunarak saklandığım yerden.
sonra kendime dönüp dinledim
yeniden acılarıma sordum:
yaşamın neresinde saklanmalı ozan,
yada nasıl saklamalı yaşamı?


Zafer Ekin KARABAY



Şiirigönderen Tuba Susoy'a teşekkürler.

Rengin Özesmi
21-03-2007, 18:00
İBRANİCE SEVDİM SENİ

ezik bir kuşun kanadını okşar gibi
boynu kırılmış bir simitçinin yerlere yayılan
tezgahını toplar gibi ibranice sevdim seni

değişen bir şey yoktu, aynı sokaklardaydı bata çıka
yürüdüğümüz, durup kıyısında kustuğumuz aynı
cami avlusuydu, aynı bıçaktı dokundukça
parmakuçlarımız ıslandıkça, ağzımız kalınlaştıkça
kabardıkça sesimizin ulaştığı yerlerimiz
aynı bıçaktı girip girip çıkan yalnızlığımıza

kan akmazdı çünkü kandan daha anlamlıydı sevgimiz
canımız acımazdı elbet birbirimizden
acı yoksul bir köylünün kara sabanına takılan
altın dolu küpü sırtlamaktı, sarı bir hatıraydı
savrulup giden bir yaprağın ardında bıraktığı

bütün dillerini öptüm, yalnızca
ibranice sevdim seni

<BLOCKQUOTE>

<A href="http://www.siirgen.org/siir/a/altay_oktem/index.html" target="_blank">

Altay ÖKTEM
</A>


</PRE></BLOCKQUOTE>
</PRE>

emre gümüşdoğan
23-03-2007, 18:37
YAĞMUR YAĞAR DELİ GÖNÜL USLANIR

Mustafa Kurt İçin İçin...

Sabaha kadar yağdı yağmur
dinsin diye bekledim sabaha kadar
horoz sesleri bile ıslandı
yalnızlığın ne önemi var


Balkonlu odada bekledim
ama balkonsuza da salona
da sabaha kadar- hayır
yağdı demeyeceğim gidip geldim


Kimse bu kadar ağlayamaz dedim
aşkta dedim ölümde dedim
ayrılıkta dedim belki - eksildim
belki ne bileyim


Çok söyledim daha da söylerim
yıldızlanyla gecelel'in diliyle mevsimlerin
bir oğlum olmayacak
bir oğlu olacak kızım da benim


İmrendim ama ne imrendim
söken dikmeyi de bilir
dinleyen birini bulursa yağmur - dinlenir
dillensin öyleyse- dinlensin


Mehmet Can DOĞAN

emre gümüşdoğan
24-03-2007, 13:34
YANGIN BÜYÜTEN YAĞMUR


Dil tuza uzanınca bitiyor deniz
Arzular da görünüyor asitin başladığı yerden

Hani bana bir gömlek alacaktın
Kalın yağmurlara direnen ince ruh
Kalbimin üstüne gelen cebini
Uzaklara bir bilet kavuracaktı


Damlalar düştükçe azalıyor oranı tuzun
Deliniyor çıplaklığını sarmaladığın su


Her şey söylendi, söz hariç
Islanarak bozuluyor el yazısı
Cehenneme zimmetli kıstırılmış odalar
Sılama dönemem gurbet gözlerin olalı


Tahir ABACI

emre gümüşdoğan
26-03-2007, 23:48
HESAPLAŞMA <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

bir akrep bırakıyorsun şafağın yastığına
boşluğun basamaklarında oyuklar açıyorsun
yaşadıklarımız adına ne varsa yakıyorsun cehennemimde
biz değil miydik çıplak ayaklarla basan
yoksulluğun sıcak küllerine
pazarda, meyvelerin içinde bir uçurum arayan
kuşların alnında patlayan ikindi rüzgarında
ellerini kaybeden, sonra bulan
şafağa kır çiçekleri taşıyan, onca çaresizlik varken
biz değil miydik geçmişini geri isteyen
bozulmuş hesaplaşma
dağılmış yükseklikten
gerilmiş ağdan
anlatsın bize hiçliğin terazisinde tartılmış kumaşı
zamansız verilmiş karar, biçilmiş ufuk
ay ışığında soluklanan tırpan.

bir düşün, ağaçlardaki gün batımının ağırlığını
uzun gölgeleriyle akşama soluklanan atları
balıkçının sepetindeki yılanbalıklarını
hemen görünüveren sabırsız birkaç yıldızı
bisikletiyle patikada ilerleyen genç kızın
saçlarına iliştirdiği papatyalar gibi
bir düşün, biz değil miydik şimşeğin acısını duyan?

kim unutabilir taşın yırtılan sesini
ölüme verilen sözden kim dönebilir
derler ki, insan ayrılınca bir ağaç sökülürmüş içinden
bak, bir orman sökülüyor ihanete uğrayınca
düşün, biz değil miydik kışı ve ateşi onaran?

Salih BOLAT
Üçnokta, Ocak-Şubat-Mart 2004

emre gümüşdoğan
29-03-2007, 15:16
SORULAR YANLIŞSA CEVAP NEYE YARAR

İnsan bir ömrü kiminle paylaşırsa
ömrün bir ömürlük anlamı olur
ah! kolaj resimlerden gülen marazi düşler


farlarına kadar çamura batmış bir hayatı reddediyorum
artık benim üstüme ne yağmur ne kar
nefesim taşımaz beni havalar da soğuk üstelik


alın yazımı bir bıçakla oyduğum günden beri
kimsesiz beter bir dert oldum kendi ömrüme
yazık kırık bir baharda döktüm yapraklarımı


her sonun başlangıcında bir soru işaretiyim
oysa sorular yanlışsa cevap neye yarar
insan önce kendi gölgesini taşımayı bilmeli


her aşkın gerçek bir yalanı
her yalanın gerçek bir hikâyesi var
marazi bir düşte takılıp kaldım ben


dünyanın vicdanı saf bir acı yaşıyorum
şimdi bunu hiç kimse bilmez
ben kimseyi unutmak için sevmedim.


Bayram Balcı
(Şiirli Çıkın, Sayı: 21)

emre gümüşdoğan
02-04-2007, 13:47
ESKİ BİR


Akşamlar rakılar laflar... burdan çıkınca


Gün ortası bana da uğrayalım bir bir
sağıma soluma, olmadı, üstüme başıma
gönlüm şurda, aklın bir sokak ötesindedir
eski bir bulutların yeni bir sağanağından
bir kat yukarda durmaya mayil nehir
burdan çıkınca


Sana da uğrayalım, yaz konağına güneşin
dolunay çıkmazına, aşkın yezidi aksanına
o sensin, terletirsin sözcükleri serinletirsin
eski bir mevsimlerin yeni bir takviminde
haziran pişman, tenhadır temmuz, ağustos kahin
burdan çıkınca


Ona da uğrayalım, rüya burdan kaç adım
av dönüşü bir akşam, belki yatıya
bunu bir daha düşünelim, bak ben fena sıkıştım
eski bir süreklerle yeni bir koru arasında
üzülüp namlumuz kaşını yıksın, utanalım
burdan çıkınca


Keklik dağa dönsün, kurşun yuvaya.


Adnan SATICI
(Evrensel Kültür, Ağustos 2002)

Anısına saygıyla, ışık içinde yatsın...

Miruva
03-04-2007, 12:37
Tuz Günleri





bize yapılanları gördüm , hepsini
bin ejder kuvvetinde kötüydüler
bir kuşak yok edilirse belki, çok yılın
öcünü alacaklardı; kimbilir haklıydılar
hepsini gördüm; dağılan beyinler
ucuz bir klişe kadar hakikiydi
dağılan hayatlar tevazu ile romansız
aşklar hep yarına ertelenmiş ve gizli
sırtlanlar ısrarlı sır taciriydi
annem de korkuyordu onlardan
kimdi onlar çün hazır ve nazır
onlar içimizde ve zahiriydi

bize yapılanları gördüm, hepsini
kimliksiz bir ülkenin sadık bekçileri
yarınsız memurları dünden ari günün
ve Aryan rü'yaların yanlış Batılıları
harita üzerinde oda ararken
hepsini gördüm, bir el bombası
ellerinde patlayarak yok ediyordu
boydangay boygay bir coğrafyayı
sadakat hep bugüne gönderilmiş ve açık
ebemler ısrarlı yol muhaciriydi
gönlüm de korkuyordu onlardan
onlar ki toprakta mayın suda kolera
havada ihanet kadar çoktu
onlar hem Yeşil hem Hareket bir ordu

bize yapılanları gördüm , hepsini
an benimle geçerken zamansız
ve hep bir ukte kadar karanlık
günler hayli sevimsiz hatıra haliyle
isimler ölüm hükmündeydi
kusmuğundan tanıyorduk artık insanı
hırçın ve hükmedici bir hal sinmişti her yere
hata! erken büyüyor burada
Feryat da korkuyordu onlardan
eksik arzu, kayıp çocuk, masum örümcek
onlar boşlukta karşılıksız bir soruydu

bize yapılanları gördüm, hepsini
yanlış tariflerle uzatılmış bir yol gibiydik
bizden mütevelli heyeti ve icracı avukat
kötü gün yabancısı ve yatakta hoyrat
sözsüzlüğe tutsak bir aile, sınav çocukları
bizden bir aşağılanmanın hazır özneleri
münasip suçortakları...ve suskunluk hücresi için
bie adım ileri! istendi. yıldırımlar yaratmak
memleketi yarısına kadar demir ağlarla donatmak
memleketin yarısını unutmak beklendi bizden
bir bok vardı gibi sundukları hayatta
vazgeçemezdik sanki güzel ve yetenekli olmaktan
kudretle aptaldılar, hiç bırakmadılar korkuyu
memleket bile korktu onlardan
güzel ölüm, iyi abla, sine qua non hayat
arsenik ve çaydılar, rü'yasız uyku

bize yapılanları gördüm , hepsini
açlık gözümüze sokulmak için bekletiliyor
vicdan derin çarpışmaların gazisi
ibne! arkadaşımın müstear ismiydi
havlamamızı istediler, uluyabileceğimiz kestirmeden
onlar; zihnimize kartal salanlar
haklıydılar, postumuza göz dikerken
bedevi yol açacak, nizamcı oturacaktı daima
argonotun yolu vardı ve uzakta
meşkederdi yoksul tanrılar
Adam bile korktu onlardan
yaratılışı yaraladılar sır fabrikalarında
bereketsiz süt ve inançsız başaktılar

bize yapılanları gördüm, hepsini
benliği gölgeleyen iktidar ardımızdan ağladı
ve hep ikizini terketti hevesle kutsanan
hayat! merakın sağrısında çok yol alındı
kan tarif etti göbeğinden ayrılanı
kırılan göğün altında kamaşan gözlerimizle
az gittik uz gittik dere tepe biz gittik
iklimden iklime değiştik, evet
zamanın suyu vardı, bir de bunu bildik
ve onlardan azade korkuyu

bize yapılanları gördüm, hepsini
kır hayvanını okşayıp isteğe uzandık
kırk yıl ayrı koydular kadın ile erkeği
bize bir harf öğreteni kırk yıl hayattan kovdular
öğüt, tütsü ve fal tutuşturdular elimize
cinayetimizi çaldı onlar nesebi gayri sahih
sevgiyle. oysa ne güzel yenilmiştik
öğrenmekteydik tam acının kudretiyle
: sabit kalemlerle silinir kan
insan yok etmeye yazgılıdır ve varlık
bu şiddetle sınanır. işte şöyle
: romanımızı yakarlar, hayvanımız yaralanır
kalbimiz kırılır soludukça çok yıllık ölümü
ırmağımızı ateşe salar semender tıynetan-ı aşk
gül yanlış kokarsa, tuz yakaya takılır

bize yapılanları gördüm , hepsini
gül yanlış kokarsa tuz yakaya takılır


ORHAN ALKAYA

OmayraMay
03-04-2007, 12:48
yaşamındayım işte!çıkar beni çıkarabilirsen eğer...
melek yanındayım...bir soluk kadar yakınındayım

kov,kovabilirsen...ellerindeyim artık sığındım avuçiçlerine
gitmiyorum,şimdi aç ellerini dök beni istediğin yere...

şimdi de gözlerindeyim işte,ne güzelmiş dünyamdaki sen...
şimdi ağla ve dağıt beni istersen...

gözyaşlarına tutunur,yine gözlerine varırım
karanlığında da yaşar bu yürek,kapat istersen...

kalbinin kuytusundayım,seviyorum başka tanımı yok
istersen at beni,yerime birini koyabilirsen...

-KOLTUKTAKİ YALNIZLIK-DİDEM İZMİRLİ-YERALTI YAYINLARI
NOT: Didem İzmirli,1982 yılında İstanbul'da doğdu.Lise eğitimini İstanbul'da tamamladı.A.Ö.F. Halkla İlişkiler Bölümü'nde eğitimini sürdürüyor.Şiir yolculuğuna küçük yaşlarda başladı. Koltuktaki Yalnızlık ilk şiir kitabıdır.

emre gümüşdoğan
05-04-2007, 11:36
DELİ BAL
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
<I style="mso-bidi-font-style: normal">'Mecnun söğüt leylanın toprağında yetişir' [/I]
Şeyh Galip

bir leylaydım, bin ademden
nice mecnun yarattım

ecel bendim, iksir bendim, huri ben
merak arkadaşım, ateş ruhuma bela
göze candım, köre mana
gizlendiğim tenhalarım buldular
asi hayvanlarım evcil odalarda
tufanlarımdan habersiz uyudular

söktüm mührü kapıdan, vesikalıyım
güle kar'ı sordum, mevsime yalan
zakkumdan öz topladım
süt içtim sütleğen damarından
şaşkın gezdim, can kanattım sabaha
çekildi sis, hükümsüzdür fermanlar

yüksek uçtum, densiz durdum, deliyim
güzel çirkine döndü, aklarım kirli beyaz
peteğimi zemheri ıslığıyla doldurdum
kobra çiçeğine kondum, lalesine kumların
kuş baskınlarından, ayı pençesinden kurtuldum
balın zehrini bilemeden, şerbetini tattılar

an idim, ağuları şeker ile yoğurdum
zerresinden şifa bulur, yine derde düşerler
ay yenisi gecelerde iniltiler duyulur
sözden imdat bekledim. uslu yaklaştım gize
dil ile sırladım peteğimi, sırra sorular sordum
şiirin şerri aşkın koynunda yatar

bir leylaydım, bin ademden
nice mecnun yarattım

deli bal, deli bal
baldan derman
deliden cinnet umulur

Arife KALENDER
Dize, Eylül 2004

carpe diem
05-04-2007, 13:54
Anlatmayı beceremeyenler s u s a r l a r.
Anlamaktan vazgeçenler s u s a r l a r.
Anlaşılmayacağına karar vermiş olanlar s u s a r l a r.
Diğerlerinden ümidi kesmiş olanlar s u s a r l a r.
Hata yapmaktan korkanlar s u s a r a r.
Kendilerini açığa çıkarmaktan korkanlar s u s a r l a r.
Zannettikleri kişi olmadıkları,
Zannettikleri dünyada yaşamadıkları gerçeğini hazmedemeyecek kadar
güçsüz olanlar s u s a r l a r.
Olaylar ve olgular dünyasında baş edemeyenler s u s a r l a r.
Her şeyi gördüğünü, tüm olasılıkları yaşadığını düşünenler s u s a r l a r.
Güçlü olarak görülmeye ölesiye ihtiyaç
duyacak kadar güçsüz olanlar s u s a r l a r.

ŞŞşşşşşşşş!...S E S S İ Z L İ K...!

Sonsuza dek konuşabilecek olanlar en çabuk susanlardır genelde.
Sonra kadınlar gelir ki onlar da bu
kategoridedirler çoğunlukla.
Sonra şairler...
En son ölüler SUSAR !

Emily DICKINSON

(şiirlerinin yayımlanmasını istemede harika bir şair. Ancak öldükten sonra bir çogu yayımlanmıstır.)

MUSTAFA ERGİN KILIÇ
05-04-2007, 17:14
BİR NEHRİN TÜKENİŞİ</span>
http://www.e-sehir.com/siirler/images/503bar.gif


hasretin kan çanağı gözlerinde oturuyorsun

seni soruyorum

hiçbir şey bilmiyorsun


hep bir çağlayan gibi senin sevdana aktım

sen ise sularını kaçıran bir nehir gibi uzaktın...


tükenişi bir aşkın

bir nehrin tükenişine benzer

ne deniz olabildin

ne nehir kalabildin...


kendin ol

kendin ol

sen buysan başkası ol!


buysan kederden öleceğim

başkası olursan da kimi seveceğim?


/ne diyarbakır anladı beni ne de sen

oysa ne çok sevdim ikinizi de bir bilsen.../

YILMAZ ODABAŞI</span>
</font>

suece
06-04-2007, 14:15
<BLOCKQUOTE>
<H3>Salkım Söğüt</H3>


Akıyordu su gösterip aynasında söğüt ağaçlarını
Salkım söğütler yıkıyordu suda saçlarını
Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
Koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere

Birden bire bir kuş gibi ,vurulmuş gibi kanadından
Bir atlı yuvarlandı atından
Bağırmadı ,gidenleri geri çağırmadı
Baktı yalnız dolu gözlerle
Uzaklaşan atların parıldayan nallarına

Ah ne yazık, ne yazık ki ona
Bir daha dört nala koşan atların köpüklü boynuna yatmayacak
Beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak
Nal sesleri sönüyor perde perde
Atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde

Atlılar atlılar kızıl atlılar
Atları rüzgar kanatlılar
Atları at
Atları
At
Rüzgar kanatlı atlılar gibi geçti hayat
Akar suyun sesi dindi
Gölgeler gölgelendi
Siyah örtüler indi mavi gözlerine
Sarktı salkım söğütler sarı saçlarının üzerine
Ağlama salkım söğüt ağlama kara suyun aynasında el bağlama
El bağlama
Ağlama


Nazım Hikmet


</BLOCKQUOTE>

emre gümüşdoğan
07-04-2007, 16:35
KASATURA


Acı biber yeşili sularda yıkandık seninle
Küçülen kırmızı yapraklara benziyordu güneş
Sevişmesini ve savaşmasını unutan kadınlar
Gözlerinde güvercinler taşıyan o güzel kızlar
Gecenin rengini bilmiyorlardı daha


Değerbilir bir dünya diledi sonra birileri
Yeryüzünde belirsizlik vardı oysa
Ve ölüm, tek düğümü değildi yaşamın
Ve en güzel insan
En güzel ata binmemişti daha


Ve tükendi düşler, kasatura parçalandı
Kanadı kırılan sinekler gibiydik hepimiz.


Metin GÜVEN

emre gümüşdoğan
08-04-2007, 16:37
BATACAK
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">gece (remington tanrı): [/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
parmaklarından kalkan toros ekspresi
donmuş rayları kırarak
dalarken kağıdın tünellerine
karanlık, tıkırtılı ırmağa
gömülerek uyuyorum

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">sabah (ay yaprağı hasatı): [/B]

şiirini buluyorum daktiloda
tarih atılmış, imzalanmamış,
birkaç sözcüğü daha değiştireceksin demek bu
ve henüz eleştirrnek için çok erken

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">öğle (karga ırmağı rıhtımı): [/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
balkondaki salıncakta
çiyden kaskatı kesilmiş bedenini kütürdeterek
uyanıyorsun, mutfakta hazır bıraktığım kahvaltı
tepsisinde şiirimi buluyorsun, sızma zeytinyağı,
domates, esmer ekmek ve nane
okurken gülümseyerek tarzımın son günlerde
ne kadar çok değiştiğine...

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">ikindi (tuzdan bal yapar denizin arıları):[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
kumsalda yürürken doktorun
sözleri yankılanıyor rüzgarın
kemirdiği kulaklarında

<I style="mso-bidi-font-style: normal">"kesin olan bir şey varsa" demişti doktor [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">"o da ikinizin de depresyonda olduğudur. Ancak siz [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">yinelenen kabuslarınız nedeniyle kronik uykusuzluk çekerken [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">-ki bunun köklerini çocukluğumuzdaki baba motifi eksikliğinde [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">ve ne demiştiniz şu şu öldürülen anarşist abinize beslediğiniz [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">garip hayranlıkta bulmak mümkündür- içsel [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">çelişkileriyle gün boyu savaşmaktan yorulan eşiniz [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">uykunun bilinçsizlik haline karşı önüne geçilmez bir istek duyuyor" [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
kayıkhanede buluşuyoruz
gökyüzü bir istiridye gibi açık ve çiğ
uykusuz bir garson kadar huysuz
ve dev bir domino taşı gibi devriliyor kış

ters dönmüş bir sandala oturmuş
aşkın ayrılıkçı bir ödül, bedenlerimizin
özel mülkiyetler olmadığını konuşuyoruz
sözcüklerimiz, yanan karantina bayrakları,
sözcüklerimiz kıtlık
ve tecimen köylerini kıran salgın hastalık,
ateşten kızılcık çağlaları arasından
sıçrayarak geçen bir geyik yavrusu

bir demet tere kokular okulunda,

çisede ıslanan
pirinç kağıdına yazılmış bir hai-ku:

<I style="mso-bidi-font-style: normal"> Yağmurda vişne çiçekleri [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal"> her şey bir alışkanlığa [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal"> dönüşebilirmiş meğer [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
"Tek sayı çıkmış bir dergidir ölüm"
diyorum, "istekli etin esenliği,
sesin ayrılığı sanrının manolya
sarısı Sonsuzluk Kumpanyası'ndan"

"Seni, tahta bir kasede yabani bala
bulanmış taze çilekler gibi, denizin sırtını ısıran
sabah rüzgarı gibi, yazdıklarım, yazamadıklarım gibi
ve varoluşun yitik düzeni özgürlükten
daha çok seviyorum" diyorsun

ikinci tümcenin eşiğinde
karnını tutarak toprağa çömelmiş bir
denizci gibi duruyor
"ama" sözcüğü

"galiba yürümeyecek"

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">akşam (zakkum evi): [/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
Salatayı hazırlarken kesiyorsun elini
kan: taşın ve yaşamın barakasında
konaklayan yabancı anlam, sıçrıyor
zakkum ve sisten örülü alnına

sofrayı kurarken ben, iskeleyi söküp
eski sandalı onaracağım diyorsun, bir çocuğum olacak
açılmalıyım uyumlu bir alışkanlığa
dönüşen bu tekinsiz adadan

"Batacak" koyalım mı diyorum adını
sandalın yani, gülerek keserken ekmeği,
ve bir uğursuzluk belirtisi olarak devrilirken tuz,
oybirliğiyle koyuyoruz.

Gökçenur Ç.

emre gümüşdoğan
11-04-2007, 19:04
HERKES AKŞAMCI <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

ışıklar akşamcı kadın şakacı değil
insanlar az dalgacı geceler hep benim

ıssız köşelerde içen sakallı amcalar gibi geceler
kadınlar gibi duygular az hileli değil

tohumlar sancı sabahlar çok yalancı
daha inceyim bir selamdan bencileyin

yollar nereli sevgiler yakıcı değil
başımızdan başka hiçbir şey baş tacı değil

atılmış bir taş gibi geçiyor önümüzden sevgiler
güneş bize baksa da zaman buralı değil

Sadık Yaşar

emre gümüşdoğan
12-04-2007, 12:47
BİR ÖLÜNÜN SAATİYLE


Sanem Karagöz'e


kiş ellerimde yaralar açtı
koştum otobüslere yetişmek için
kar güzellemeleri saçarak şehre
bir dost, iki dost, altı milyar dost
buluşup uzunca söyleştik seni
bir şiir susuldu her kelimede


Gönen kimin fikriydi sen çalıntı bir dizeydin İstanbul
iyi geldiydi bir zaman saçlarına Garibaldi menekşelerinden
ve iplerine akşamın asıldığı uzun balkonlardan söz
ederdin bir ölünün saatiyle yedi yirmi beş dışarıda basık bir
öğle vakti herkes anlamaktan yoruluyor sonunda bir gülden
bir ağrıdan bir hiçten soyunuyor -hayatın mutsuz ettiği bütün
çocuklar uzun ve azaplı bir uyku olacak- diyor melekler

aktarları dolaştım biraz zencefil
biraz yasemin koktum pencerene süt
ve acı akıtan incirle yüzleşemem
bir dost, iki dost, altı milyar dost
etmem biliyorum birbaşımayım
dallarda kar putları gibi hiç eriyemem


İstiklal'de vitrinlerin önünde ölü çocuklarla sen siyah beyaz
tuşlarında yaşamın ciğerleri değil ellerinin arasında şişip sönen
bir şarkının küllerine körük nefesler âdetmiş alınırmış uzatılırmış
böyle bir ölünün saatiyle yedi yirmi beş
dışarıda gece ve ay aydınlığı
-yüreği durduysa da saati ,'ursunmuş bende- ki onlar anlam- taş
gül-demir-ağrı-dağ hiçten şahittiler sendeki tanrıyla bakıştığıma
sularlasındır şimdi yıka yaralarımı -oda sıcaklığında ölüm de katı-
diyor melekler


NİLAY ÖZER
Varlık, Haziran 2004

san_
14-04-2007, 06:32
BİR BARIŞ ŞARKISI


Dedenin başka dedelerden çaldığı
o çiçekli California' nın portakal ağaçları altında
düşlemiştin belki bir zamanlar
başkanı olmayı ulusunun,
onurlu bir yurttaş olmayı ya da.
Dedenin dedesi İtalya' dan
bir düş yüzünden kaçmıştı belki,
bir ev, bir yuva ve yeni umutlar kurmuştu
yeni bir ülkede, Kuzey Amerika' da.


(Varsayım olabilir bunlar,
ama sayfalarını okumaya çalışıyorum tarihinin,
düşlerin gerçekleşmeyecek,
o ülke mezarını kazdı çünkü
portakal ağaçlarının çok uzaklarında.)


Bilmiyordun belki de
nerede olduğunu Vietnam' ın,
şimdi her öldüğün yerin,
yarıda kalmış çocukluğun orada yitirdi
sağduyu adına ne varsa,
-bilmiyorum neden, sen de bilmiyorsun-
orada sarıldın sahici bir silaha,
gölgelerle, ağaçlarla savaşıyorsun,
yollar, kayalar, taşlar ve rüzgar
ve tüten dumanı kendi ateşinin
ve senin olmayan bir ormanın sessizliği,
su, sıcak, yağmur ve kurşunlar,
kendi getirdiğin kurşunlar senin karşında şimdi.


Olamaz sanmıştın bütün bunlar,
düş görmüyordun oysa,
içinde bir şeyler kırılmıştı
bir şeyler kırmıştı dallarını
dedenin diktiği portakal ağaçlarının,
orada olmak isterdin, uzaklarda,
bir barış şarkısının gölgesinde,
ama o şarkı kesildi şimdi,
gelip yıktılar evlerini, yuvalarını, yeni umutlarını
Vietnam adı verilen ülkenin,
bu adı hiç duymamıştın belki
seni yolladıkları o acı güne kadar
dostlarında birlikte, hiç bir şey söylemeden,
açıklamadan nedenlerini;
yolladığın o topraklardasın yine
ölüyorsun, ölüyorsun, her gün ölüyorsun
kendi getirdiğin silahların altında.
<BLOCKQUOTE>




David Fernandez CHERICIAN (http://www.siir.gen.tr/siir/d/david_fernandez_cherician/index.html)

Çeviri : Ülkü TAMER (http://www.siir.gen.tr/siir/u/ulku_tamer/index.html)
</BLOCKQUOTE>Edited by: san_

unedem
15-04-2007, 23:32
O Gün Gelince</span></font>

Vitezslav Nezval



O gün bir gelsin bak,

bize artık aç kalmak yok

Gececeğiz vitrinlerin, sergilerin önünden, küçülmeden



Portakalları yığacağım önüne senin tepeleme

Şarapları yığacağım etli börekleri,

salamları



Elden geçireceğiz hepsini bir bir,

unutalım diye

Senin çektiğin acıları, benim gördüğüm işkenceleri

Sevgili işçi kadın, şapka yapan makine

Artık bu elbiseler kaça diye sorma



Kumaşı dokudun, elbiseyi diktin ya,

giyinmek de hakkın



Artık kunduracı da

yürümeyecek yalınayak karda



İpekli gömlekler uçuracak bizi

rüzgarda kuş gibi



Lafta kalacak sanma,

taş çatlasa bunlar olacak

Bir kurtulalım hele tüm asalaklardan

Nasıl seveceğiz birbirimizi,



şiirler okuya okuya



Çekip gidince soyguncular,

bir başka dünya kuracağız



Yaşamak neymiş, yaşamak,



sen o zaman gör bak!





Türkçesi: A. Kadir-Asım Bezirci

emre gümüşdoğan
16-04-2007, 11:27
SEVDİGİM KADIN ADLARI GİBİ 35 <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

RÜYA

sevgilini gece dağıttın
kahvaltıdan önce toplamalısın
saatlerdir ötüp duran şu çil horoz
kıskançlıktan
tüy tüy çatlayacak yoksa

aşk dediğin ne ki
yatakta yanşan milyonlarca spermden sonra
kahvaltıda birbirine çarpıp kınlan iki yumurta

Akgün AKOVA
yasakmeyve, Mayıs-Haziran 2004

emre gümüşdoğan
18-04-2007, 10:58
YALNlZIN ÖLÜMÜ
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
O, çoksesli kemanların
Parmakları kırık virtiözüydü
Göğe doğru burulmuş yağmurların altında öldü
Yüzünde yaşanmamış hülyaların
De ki, minesi soldu

O, upuzun gecelerin
Saçakaltlarında ıssız bir yarasa
Bir şeyleri bekliyordu ama neyi, kimi
Düdüklerini evde unutan bekçilerin
Sokaklara karşı özrü gibiydi

O, derin yalnızlıkların
Kalabalıkla çarpıştığı bir köşebaşıydı
Utangaç, sıkıntılı, mağrur
Yaşamak bir özürse kabahatinden büyük
Ölümü kendinden menkul
Bir tek kendini ağlattı mendebur...

Ahmet ERHAN
<I style="mso-bidi-font-style: normal">(Öküz 2001110, Ekim 2001)[/I]

emre gümüşdoğan
23-04-2007, 12:24
"MAHALLENİN GÜLÜ" SOLAR
ZAMAN BİZE YAKLAŞIRKEN


bıraksın beni taksın mor çiçekler eyvallah
taksilere binsin kara camlar içinden baksın o yosma


rujlu kahkahalarla patinajlarla ordan geçerken
rüküş kenar bakkalları bisküvi koksun eyvallah


toz kapsın çocukluğu m ve görgüsüz, saksılı, yeşil sakallı
evler heyecanlansın ve duygulu sokağım


evlerin camlarından, karısından zılgıt yemiş
bir ayyaş gibi baksın... yalpalasın. sokağım yalpalasın


uzaklaşırken yeniyetmeliğimizden
trombon sesli eskicinin

sesine binip gitsin
belleği kamaştıran çocuk sesleri


teraazi las-tik jim-nass-tik! diye ebe seçerken
mahallenin mahcubiyetinden


aksın yüreğimizden çekirdek çitleyen kız kokuları
kalbimizden buharlaşan bir zamanda


trombon sesli eskicinin kavisli sesi
bir yavrukurt bandosuna karışırken


uçakların egzoz izi dağılırken
henüz saçlarımız uçuşurken


mezun olmamışken aşktan, taze aşk acısından
bıraksın beni taksın mor çiçekler eyvallah

Cem UZUNGÜNEŞ
(Defter 43, Bahar 2001)





Bu şiiri bir yıllıktan aldım. Sevdiğim ve başucu yaptığım şiirlerden birisidir. Alıntıladığım kaynaktandoğan yanlışı, sevgili Cem Uzungüneşanımsattı, sağolsun. Düzeltmeye çalıştım.


Ve ayrıca;
Sevgili Cem Uzungüne'i Şiirakademisi'nde, forumda üye olarak görmekten çok mutlu oldum. Bundan böyle şiirlerini, ürünlerini bizimle paylaşırsa mutlu olacağız...Edited by: emre

emre gümüşdoğan
24-04-2007, 13:48
http://www.siirakademisi.com/resim/yazar/zeynepuzunbay.jpg



ÖPİİM GEÇSİN


ramazan davulu değil duyduğun
kalbini sahura kaldırıyor kalbim, dinle
bütün gün hamlendi beyfendi yiyeceksin
benim de öksüz kalacak lülelerim alnımda
yorgunsan seni baştan doğurayım bu gece
büyütüp kaç yaşına getireyim
portakalı soydum yaşına mı
içinde bir yokuş var da, o durmadan koşuyor
ah, hala koşuyor yaşına mı, hadi söyle
teras bizi bekliyor,düşman uyanmasın
arama terliklerin elimde


seni herkes sever derdin sen
seni herkes sever derdim ben
herkes değilmiş harflerin en lülesi
yalnızca sen ve ben
yarama sen dokun acımaz
bırak rüzgar okusun kitapları
korkmuyorum yanımdasın
istersen uç uruma kur salıncağı


zaman, temmuza denk gelen bir ramazandı
yer, köpekler uyuyuncaya dek güldüğümüz teras
bu gülmeler ağlamak getirir derdin sen
kat kat açardık kalbimizi ortaya
öpiim de geçsin öpiim de geçsin
bu ağlamak gülmeler getirsin derdim ben
hadi lülem, yine deneyelim ayakta işemeyi


kazağın kadar değeri m yokmuş çıplağında
adın doğmayacak kızımındır artık diyen bakışın
ağlasam aklımda gülsem aklımda



Zeynep UZUNBAY
(Agora 31, Mayıs-Haziran 2003)

emre gümüşdoğan
26-04-2007, 12:49
UZAKLARDA KALACAĞIM DAHA BİR SÜRE <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

tanıtım broşürlerinde esnafın fotoğraflarını çeken
politikacının gülüşünden ölü güvercinler topladım,
doğru doğduğum yere... müzeyyen hanım bitiriyor,
hamiyet hanım başlıyor. ibadet yerine dönüşmüş harnıplar
altında tatlı su denize meydan okuyor, mavinin umurunda
hiç konuşulmamış hüzünleri toplayın ada eder sonunda

sarhoş mücahitler, mevzilere göz kulak olan
çocuklar gördüm tarihin yazmadığı anılarda
tepeler aradım gözgöze gelmek için yarınımla, yarımla
doğru dışarı... hüzzam'ın kalbinin attığı yere

ölünce her şeyi unutacağım nasılsa
hatırlamak ve hatırlatmak olsun sevdam
burada, dışarda, dünyanın köprü muamelesi yaptığı şehirde
bir kedinin hayatımı değiştireceği bir yer arıyorum
kendi hayatını da değiştirsin dilerse

beyaz güllerin uçurumunda ev cesetleri
kendi yuvasını yaparken kekliklerin yerini unutmayanlar
zamansız göçtüler. rumeli'nin hüseynisiyse eviç*
adanın hüzzamıdır yaseminler. doğu derinlerde
batı yüzeydeyse, anlamsızlıktan öldü sayarım
kuzeyi de güneyi de. her hayat kendi ölümünü
seçer güncenin bittiği yerde. fotoğraflarda yer almaktan
kaçındığımız o incecik noktada doğru dışarı... dışarıda
kalacağım daha uzun bir süre. uzaklarda yaşanmış
yıllarımı hayata bölün ada kalacak elinizde


* A.H. Tanpınar; Huzur'dan. S.3S0

Faize ÖZDEMİRCİLER

emre gümüşdoğan
29-04-2007, 17:30
SENİNLE


1.


Ben hep seni izleyen karanlık tanrı
her nesneye gizlenip, susup her yerde
yalnız seni izleyen, senin her düşünü...



2.


Sen bir sisin ardında kanatsız bir kuş,
ben bir sisin ardında görünmez bir ağaç,
varlık bizi yansıtan bu çığlık, bu susuş...



3.


Gökten neyi bekledinse, kök, dal, yaprak,
sis, yağmur, ışık... hepsi de bendim; yağarak
günler gecelerce, sızdım iç ülkene. Kalk!



4.



Dünyayı senin dilinle tattım, yaşamın
ağzınla çözümledim bütün gizlerini,
ağzınla ölüp dirildim ağzınla gene.



5.


Sonsuzluğu çizelim bu sabah defterine:
bir mavi, geniş çizgi ve üstünde küçük
bir serçe: göğün alnına konmuş öpücük!


Sait MADEN
Şiir Ülkesı; sayı: 35

emre gümüşdoğan
30-04-2007, 20:58
MOR GÜNEŞLER


Mavi çavlandan havalanan
altın kanatlı kuşlar
ayrıksı otlar dev
sarmış taraçaları yosun
kaygan vakur ve soluk
anımsatır yaşanmış bir masalı
ki tüm hışmıyla sinmiş zemine
kuş gölgeleri
soğumuş lav ve çamur
yoğun rahiya
tozumsu dağılmış
anımsatır yüzleri
yükselen koku
portakal1ıktaki esans
erimiş yapraklar,
parlak cam kırıklarıyla
dolu
köklerin ulaştığı noktada
karanlık
tüm karanlıklardan koyu
beyaz el kırrıı1dar
bir caninin eli
kırrıı1dar kül rengi rüzgar
perde aralandığında beliren
ihtiyar ayla
ağaçlar kristal suyu emer
bizim karanlığımıza
bir iz
izdüşümlerinden artan
artan ağaçlar artan renkler artan her şey o ülkede
bir iz doğrulur
bir iri gövde
ölü kertenkeleler
arasında
duyulur derin uğultu
gecenin uzaklarda çarpışan hücreleri
hava katmanları açılır
karışır mor güneşlerle
savrulan saçlarıma
ki saçlarım özgürlük kokar



Gülseli İNAL
imgelem, sayı: 14

emre gümüşdoğan
01-05-2007, 17:34
http://www.cumok.org/html/yazidizileri/acoskun/c090600.jpg


Dağlarda tek
tek
ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle
ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini
bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu.
Ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki
mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında O'nu
gördü.
Paşalar O'nun arkasındaydılar.
O, saati sordu.
Paşalar: ''Üç'' dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe'den Afyon ovasına atlayacaktı.
...
Yüzbaşı sordu:
- Saat kaç?
- Beş.
- Yarım saat sonra demek...
...
Alaca karanlıkta, bir çınar dibinde,
beygirin yanında duran
sarkık, siyah bıyıklı süvari
kısa çizmeleriyle atladı atına.
Nurettin Eşfak baktı saatına:
- Beş otuz...
Ve başladı topçu ateşiyle
ve fecirle birlikte Büyük taarruz..


Nâzım Hikmet

suece
01-05-2007, 20:47
AKARSUYA BIRAKILAN MEKTUP

incecikti
gül dalıydı
dokunsam kırılacaktı
dokunmadım
kurudu

gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
ağaçlar bükmesinler n'olursun boyunlarını
neden akşam oluyorum tren kalkınca
kırlangıçlar birdenbire çekip gidince
mendiller sallanınca neden tıkanıyorum
öyle çok acımasız ki öyle birdenbire ki
az önceki çiçekler nasıl da diken diken
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
o sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik bitti
o elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti
artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz
günler devlet alacağı, yıllar bir kadehcik buzlu rakı
oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı
kavaklara oklu yürek çizip duran o çakı
nerde şimdi nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğu
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç


HASAN HÜZEYİN KORKMAZGİL

emre gümüşdoğan
03-05-2007, 12:05
fado

"meu fadista"

deniz kıyısında
gidip de geri dönmeyenler
çizikler halinde
büyük çınarda

ah baba,
o çizikler içinde bile
belli yerin
gözlerinden.

selahattin yolgiden

Hüseyin Korkmaz
03-05-2007, 13:17
Filizkıran Fırtınası
gün doğmadan başladı filizkıran fırtınası
evler yemen türküsü
sokaklar seferberlik
öyle bir gariplik ki
öyle bir tedirginlik
yaz başında güz sonrası
ayvalar çiçekteydi
güller daha tomurcuk
açıl demişti güneş
açılmıştı kıraçta kış elmaları
çözül demişti güneş
çözülmüştü yılanlar karanlık odalarında
dallarda yuvalar tüy kokuyordu
düğünçiçekleri şenlikli

gün doğmadan başladı filizkıran fırtınası
ne dal kaldı ne tomurcuk
yerden yere çaldı otları ağaçları
insan yüzlü bir korkuluk
üşüdüm dünyalarca
baskın yemiş bir kent gibi üşüdüm
sergen etti filizleri sapsarı bir karanlık
bahardan kışa düştüm

acılı günler gördüm
sığdıramam bir tek günü bir koca yıla
geceler geçirdim yoz kentlerin bulvarlarında
nice baharları kışlara gömdüm
uzak düştüm yelinden yelvesinden acılı yurdun
uzak düştüm umudundan mutundan
yomundan uzak düştüm
bunaltının böylesini görmedim

severim fırtınanın her türlüsünü
ormanlar uğultulu sular dalgalı
severim filizkıran fırtınası'nı
kırıp kanatmıyorsa sevincin türküsünü
nerde benim baharım
dalım yaprağım nerde
gece çökmüş üstüne kerpiçsel yalnızlığın
sanki kaplan pençesinde bir manda böğürtüsü
ne kuş kalmış ne çiçek
ne kırmızı ne yeşil
sapsarı karanlıkta yerler bahar ölüsü

CANSEL
04-05-2007, 15:12
Ben Aklın Kavgasındayım


Ben aklın kavgasındayım


Baskıların değil


İçimdeki yanardağın


Lavlarında yanmalıyım


Ben aklın kavgasındayım


Baskıların değil





Yoklar ülkesinde düşünce


Düşüncede gerçek yok


Özgürlüğü önce özbenliğimde


Özbenliğimde yaşamalıyım


Ve kendime varmalıyım


Ben aklın kavgasındayım


Baskıların değil





Yaşantı fırtınasında


Çığlık çığlığa karışırken


Özgürlüğü bilinç aydınlığında


İnsan büyüklüğünde aramalıyım


Ben aklın kavgasındayım


Baskıların değil


Bulgularım neden yok


Kendimden mi kaçıyorum


Özgün evrenime


Evrenime varmalıyım


Ben aklın kavgasındayım


Baskıların değil


HÜSNÜ ERTÜRKEdited by: CANSEL

esra saygı
04-05-2007, 15:32
BAŞSIZ


Başı gök
Başı dağ
Başı su yaşamımızın
Yaşamımızın başı yok





Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

emre gümüşdoğan
04-05-2007, 17:07
SIRAT KÖPRÜSÜNDE TERS PERENDE


Sille yedin göt üstü oturup kaldın
Aşksız ve feveran eden bir tabloya yansıyor cismin
Eşyaların ayaklanması diyorlar buna varoşta
Kıblesiz, Allahsız, kitapsız bir hikâye
Tıkanıp kalıyor ağlama duvarının önünde
Yukarıdan on emir geliyor
Kalbine mıhlanıp kalıyor esaret

Sen keşke hep kendin kalsaydın da mağlubiyet şık dursaydı
Ben bir sinsi örümcek olup köşelerde iz sürseydim

Ola ki kurşuna dizilip ne idüğü belirsiz çukurlara gömülürsün
Yıllar sonra uyduruk bir heyet kazma-kürek inletir başında
O mezarlıktan bu kabristana kırmızı pasaportlu yolculuk
En kıdemli, en iltimaslı kahraman sensin
Zatıâlin: İz bırakmış gibi bu yuvarlak dünyada
En çok beş yıl sonra mermere dönüşür mezarlık
Yılda en fazla üç kez ziyaret edilir
İki bayram, bir de doğum gününde

Sana yakılan mumlar Eminönü'nden alınır, toptancıdan
Toplu şekilde kuyruğa girip
topluca topu atarız bu efsaneden

Sen: Bu dünyayla maytap geçen herhangi biri
Arnavutköy'de her pazar balık tutarken
derin hâyâllerde kendi hikâyesine yoldaş yakalayan
Yeşil otobüste cep telefonunu kapatmayı unutan
Sinemada horlayan
Cumartesi pazarında en ıslak marulları seçen
Bütün gazetelerin kitap eklerini takip eden
Kendi ömrünün amına koyan
Hâyâllere doyan
T.C kimlik no'sunda 73 milyonun kahrını barındıran
Seçilmiş
Sıçılmış
Tasması halkın boynunda paslı
Bütün kılıçlara ve kalkanlara rağmen sabıkasız

Sen: Sırat köprüsünün tam ortasında,
ellerin yerde, ayakların göğe nişanlı
Son bir kez perende atarken çekildi o fotoğraf
7.1 megapiksel cehennem kamerasıyla


Cihan Oğuz
Yazılıkaya Nisan 2007

Hüseyin Korkmaz
04-05-2007, 17:22
SUSKUN

Rüya, bütün çektiğimiz
Rüya kahrım, rüya zindan.
Nasıl da yılları buldu,
Bir mısra boyu maceram.
Sus, kimseler duymasın.
Duymasın ölürüm ha.
Aymışım yarı gecede
Seni bulmuşam sonra
Yağar bir yağmur sonra...
Yağıyor yeşil yeşil.

Bilmezler nasıl aradık birbirimizi,
Bilmezler nasıl sevdik birbirimizi,
İki yitik hasret,
İki parça can.
Sus, kimseler duymasın
Duymasın ölürem ha
Aymışım yarı gecede
Seni bulmuşam sonra
Yağar bir yağmur sonra...
Yağıyor yeşil yeşil.

AHMET ARİF

yılmaz arslan
04-05-2007, 17:58
HESAP





bir ülkenin iç acılarının toplamı


nasıl hesaplanır?


nefrete kişilik kazandırırken varlığımız


hep bir dalgınlığa bölünüyor kalbimde büyüyen gülün kokusu


şehrimi terk etmemi istemeyin


ellerimi koynuma gömmemi


ben aşk ve ölüm adamıyım bilmem mi?


zamansız bir akışta, işte yönüm, işte yüzüm


tenim gider acılara saplanır





bir ülkenin iç acılarının toplamı


nasıl hesaplanır?

emre gümüşdoğan
06-05-2007, 09:03
KÜFÜR BİLGİSİ


uyandım biraz rakı içtim
insan geceyi yanında taşıyor bazen
evleri yanında taşıyor, bir adama
küfrettiğini, bir kadını çok sevdiğini
bir mektubu, bir gün akşam olduğunu
yalnızlığı ve kurumuş kalabalığı
masadaki ya da kalbindeki tozu
insan bazen yanında taşıyor


dünyanın yönlerini unutuyor kimi insan
kedileri unutuyor, nerdeydik, kimin için
ağlıyorduk, damarlarımızda dolaşan
esrarengiz kan niçin böylesine koyu
köpekleri unutuyor kimi insan
bir anıya yerleşiyor, bir uzaklığa
inanmakla başlıyor hüsran


uyandım biraz rakı içtim
kendime kötü denilebilecek
sözcükler söyledim
bir şiire başladım sonra
bana benzeyen birkaç sözcük uğruna
gittikçe bir şiire benzedim


Simam ORUÇOĞLU
(Kaçak Yayın 4, Ağustos 2003)

emre gümüşdoğan
07-05-2007, 11:37
KOĞUŞKALK


Seslere zulmet ağzımın kapısındaki gardiyan!
bu şehre beş vakit ezan kadar
beş vakit ihanet de lazım!


Tertemiz dudaklardaki acı ayrılık kelimesi
serilirken ayaklarımın altına kırmızı bir halı gibi,
durup tam hayatın önünde


ağlayarak, 'merhaba asker, mutlu musun' demek de lazım!


küçük İskender

emre gümüşdoğan
11-05-2007, 11:52
BİR CÜZAMLI, YÜZYILLAR ÖNCE


Kimin kanıyla başladı bizim yazgımız,
hangi kurbanla yatıştıracaksın Tanrının öfkesini?
Acıyla dolu bir kâse tutuyor cüzamlının biri,
vereceğin sadaka taşırır onun sabrını, dikkat et!
Sade bu mu gözden çıkarabildiğin ey âdemoğlu,
bir perde ayırıyor bizi gökten,
hangi şimşek yırtar onu?
Hani sen ailenin ilk oğluydun,
kralının sağında otururdun;
giy şimdi üzerine şu çulu
ve yürü Aya Yorgi Manastırı'na doğru,
kardeşlerinin yanına.
Korkma, "arayan bulur, kapı çalana açılır".
Kardeşlerin ekmek bölüyor orada
çaresiz, sarsak ellerle:
"Rab, eğer istersen beni temiz kılabilirsin."
"Öyle olsun!"
Öyle olacak,
Rabbin bağışı benzemez senin sadakana,
kâsen dolacak. Sokaklarda selamını alan kalmadı,
karın almıyor artık seni yatağına,
dört kapıdan dört oğlun tarafından kovalandın,
iznini istemeden varacak ellere kızın,
adamların çoktan unuttu
hışımla yerinden kalkıp
onları sürüklediğin savaşları,
yerin artık başkasının;
bir tek atın huysuzlanmıyor seni görünce
ama sen yayan varacaksın Aya Yorgi'ye.


Mehmet ERTE
(Varlık 1171, Nisan 2005)

emre gümüşdoğan
12-05-2007, 17:29
ESKİ BİR


Akşamlar rakılar laflar... burdan çıkınca


Gün ortası bana da uğrayalım bir bir
sağıma soluma, olmadı, üstüme başıma
gönlüm şurda, aklın bir sokak ötesindedir
eski bir bulutların yeni bir sağanağından
bir kat yukarda durmaya mayil nehir
burdan çıkınca


Sana da uğrayalım, yaz konağına güneşin
dolunay çıkmazına, aşkın yezidi aksanına
o sensin, terletirsin sözcükleri serinletirsin
eski bir mevsimlerin yeni bir takviminde
haziran pişman, tenhadır temmuz, ağustos kahin
burdan çıkınca


Ona da uğrayalım, rüya burdan kaç adım
av dönüşü bir akşam, belki yatıya
bunu bir daha düşünelim, bak ben fena sıkıştım
eski bir süreklerle yeni bir koru arasında
üzülüp namlumuz kaşını yıksın, utanalım
burdan çıkınca


Keklik dağa dönsün, kurşun yuvaya.



Adnan SATICI
(Evrensel Kültür, Ağustos 2002)

emre gümüşdoğan
15-05-2007, 11:15
MERSİN İÇİN REQUIEM


nabız uyarıldı ısrarcı gün
hızla döndü gözlediğiniz iz
kıvrılıp kaybolan böcek iştahıyla


çelişki yok
kanıtsızlık ürkütmesin sizi
bir bir daha çizin bir daha


şişen bir koro alfabesinden
sakınarak kurulan masal
kırıldı kar yanığı bir hevese
oysa kovduğumuz oyunda hep soru
kipinde replik alan bir ölüydüm
zırhınıza yaslanan pas


sizin için tasarladığım aşka
uygun bir geçmiş hazırlar mısınız
öğreneceğim ilk sözcükle seveceğim sizi
çünkü siz doğru sevildikçe
yüzümde mor bir eğriliksiniz


peş peşe gittiniz yani gelmiştiniz
gövdemi kuşatan bin hünerle
sizden sızdı eksikliğimiz
fazlamız kavim boyu yenilgiydi
dilim dolaştıkça doğrulandınız


karşı yangınla sönen orman
yangınında siz topraktınız
alevinizden kurtuldu her canlınız
saldığım aleve dalarak
soluklandı korkusu deli atların


adınıza sıfat yarasıdır Mersin
ses kırıldı anlamdan önce
camdan önce renk kırıldı
siz bu şehrin eski tanımında
ısrarla kaybolduğum meydansınız


konuşmanın kanı masum kılan yalan
tarihinden ben bir çocukluk seçerken
siz bir ölümü okşamaya giderdiniz
kırık bir kemiği oyalayan sesinizle
siz yutkundukça söz genişlerdi
taşınabilir uçurumlar açardı Mersin


siz mevsimini sevmeyen sıcaklığa
provasız giren kış sevinciydiniz
tırmalanmış göğü saralı kuşlarla
doyuran dudaksız bir ıslık zamanı
işte dolduruldu kıyı ve aşk
çekildi özensiz suların dehlizine


rengi ve ışığı yanıltan boşluktan
arıttım adınızı ürküten imla
silindi şehrin soyunduğu sudan
şimdi sırnaşık ve isterik bir uyumla
ıslak boşluğuma sürtünüyor Mersin


her çağrıya bir aynadan giriyorum
sonra yüzünüzde tek hücreli hayvanların
yalın bilgisiyle ikiye bölünüyorum
yayından fırlamış bir ufuk hattı
geçiyor alnımdan Mersinsiz kalıyorum.


Celâl SOYCAN
(Islık, Sayı: 11)

emre gümüşdoğan
16-05-2007, 12:18
YOLCULUK VE SORULAR <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

<I style="mso-bidi-font-style: normal"> Ghislaine de Boysson için [/I]

yolculuk öncesiydi, bize, 'Dar
Kapıdan geçiniz... ' mi dediler?
geçtik de ne oldu? ah, birer birer
suçlar, aşklar... acı limonlar...

gibi battı güneşle! buruk
ve sarı... sen gel de, aşkları
yıka yıka gel! ah, nerde o 'varı
yoğu bu kadar' olan yolculuk?

kim indi güle doğru? kimindi
ceza ve nefret? efendi ve köle?
neden artık her şey, uzaktan, böyle
Hüzün gibi görünüyor şimdi?

Hilmi YAVUZ

emre gümüşdoğan
18-05-2007, 17:35
GİRDİL

İlk kıvılcım yönsüzdür! aşığında eğleşir
Sırma çekmiş şiryandır, kâkül katlar, allaşır
Gözdedir, yürek besler! dil yorar yalansızsa
Toyluk'tur: yende çatlar, feste bayatlar duman
Zehir akıttı, O'ydu! zıkkım aklattı yılan
Binbir zevzek yavesi, herzedir gönlü çelen
Pusat paralar Kükre! güneşlerde çiftleşir
Ak, kirlenmek içindir! emik, örse tımarı
Kilitsizdir anahtar, zambak tanımaz uğru
Dar goncaya, katmere al kasıktan girilir
Yırtıksa tül takınıp eklenir yardağına
İşvesi duyar duymaz suyu tomurcuklanır
Kalptır, tersyüz edilir! dil dilbere dokunur
Tuzcul gümeç bal yutar, güre'yse nar dökünür
Sübyandır sabrı sancır, sübye süte öykünür
Bel düzelir. Yaş kurur. Özlenirse akışkan ...
Lal pıhtısı dal keser, oluk kasar, çürütür
Âşık sanrı kar dokur! kırka kırkılır nehir
Can cemresi! tek köprü! Ten'dir, tüter taşları
Zar takınmış Salgı'dır! Kalpler keser düşlere
Bilinir: yoktur İdil! yalnız kanmaz o kirtil
Edepsiz iki parmak dalar çıkar boşlara


Mehmet Mümtaz TUZCU
kitap-lık, sayı: 82

emre gümüşdoğan
22-05-2007, 22:15
BU BİR TEYP KAYDIDIR

-Cemal Süreya 'ya-

-derlerdi de inanamazdım,
gerçek bir vahaymış dudakların


-sus! sesini yorma; suyu derinden iç,
gölgemin tadına doyamayacaksın

- iyi ki kalktı sutyen sisi,
tomurcuk güllerle yanımdasın


-em onları, saçlarınla ört,
boşluğumla tanışacaksın

-hırçınım, kekeme ırmağım
söküyor sözlerimi diri sırtın


-uzat ellerini, uzat çabuk!
selim boşuna akmasın

-tanrım! pembecik göktaşısın
gözlerimi okşuyor ince toprağın


-kaz dilinle, kaz; utanına; dinsin sızın
ateşi duy; nemi duy; yumuşaklığı sarın

-ah! keşke ressam olsaydım
sığmazdı kağıtlara bacakların


-sokul mağarama, sokul!
omuzlann yalnız kalmasın

Fergun ÖZELLİ
(Dize 87, Ocak 2003)

emre gümüşdoğan
26-05-2007, 19:47
Sanabakan Gülleri <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

Çok zaman geçti solmuş,
orada, şehrin anısına uyurken çocuk resmi.

Boynunda, kışın örtüsünden fular
adında isimsiz sokak yalnızlığı,
alnında bir ateşle duruyor,
sanabakan güllerinin önünde.

Süzülen zamana birikmiş kırağı,
mahpus olmanın derslerine eriyor.

O şehir masallar kadar dokunaklı,
ne zaman suyun üşüdüğünü duysam,
ıslatıp kefenimi sokağa çıkarım,
nerede sanabakan gülleri?

Sözcüklere apolet sese kurulu,
afişlerde kalmış o çocuk resmi,
hep ezber yürüyor kentin içinde.

Çok zaman oldu, her ağlayış kendine duvar edinmiş,
benimki sensin, bağışla
güle bakar gibi sana bakarım.

Rahmi EMEÇ
Eskişehir. Ocak 2007

Yelkovan / 1

Vela
26-05-2007, 21:44
<BIG><BIG>"Anadolu" Ahmed Arif</BIG></BIG>

Beşikler vermişim Nuh'a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,
Anadoluyum ben,
Tanıyor musun ?

Utanırım,
Utanırım fıkaralıktan,
Ele, güne karşı çıplak...
Üşür fidelerim,
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom güllerinin katmer açtığı,
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,&nbsp ;
Kalmışım bir başıma,
Bir başıma ve uzak.
Biliyor musun ?

Binlerce yıl sağılmışım,
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher-sabah uykularımı
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmışlar üstüme.
Ne İskender takmışım,
Ne şah ne sultan
Göçüp gitmişler, gölgesiz!
Selam etmişim dostuma
Ve dayatmışım...
Görüyor musun ?

Nasıl severim bir bilsen.
Köroğlu'yu,
Karayılanı,
Meçhul Askeri...
Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini.
Sonra kalem yazmaz,
Bir nice sevda...
Bir bilsen,
Onlar beni nasıl severdi.
Bir bilsen, Urfa'da kurşun atanı
Minareden, barikattan,
Selvi dalından,
Ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterim,
Duyuyor musun ?

Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne - üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.

Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun?

emre gümüşdoğan
28-05-2007, 09:17
GAMA IŞINI <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

gökkuşağının kırılma noktasındayız!
kanatlarımızın bir kır çiçeğinin zamansız solası yüzümüzde!
artık daha da belirgin, beyaz perdeye düşen
bakir düş; daha da dokunulası işte, daha da imkansız!

göz altlarında çok köz birikmesinde sabahın
yani gökkuşağının yedi göbek "asında;
neşter sırçalar yağmalarken toprağı,
daha da yıpratacak deydiği yerleri mat tüylerimiz!

ve devasa kozmik prizma!
ağzının kokması renklerin! renklerde temelsiz bir başkaldırı!

bir yapraklık esintide rakıya düşen kristal rakkas:
yenilginin ramağında duran abes his, salgın histeri!

emeklemeye damlarken buruk teri beklemenin
aniden bentlerinden taşan bir burjuvazi gurur:
kalp ovası, dil platosu, us ülkesi!

belleğin hararetini imlemesinde bütün hipnoz seanslarının
bir gözyaşı gölü birikir ipek tene: anı anı dam1tılan söz!

kırılgan rakkaslardan kotarılmış parçalı bir gökkuşağıyken ufuk
nanik yapan dev bir dikit yürür yerin aortunda: yontulası taş!
yürümek önüne bakmaz, yürümek takılır, ayağı burkulur yürümenin!
artık daha da parlaktır, beyaz perdeye gerilen
orospu mazi; daha da öldürülesi işte, daha da kaltak!

Şakir ÖZÜDOĞRUİmlasız / Mayıs-Haziran 2004

serseriısık
28-05-2007, 15:17
Çok beğenerek okudum şiiri emre bey araştırmalarınızdan dolayı çok teşekkürler efendim

emre gümüşdoğan
01-06-2007, 10:54
ZAR <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

külünü soğutmak için
kararını değiştirsin yağmur
bugün yağsın
herkes sokaktayken

bazen çöl oluyorum
çok oluyorum kendime

niçin kaygılanıyorum
gün gelip yazdıklarım
azrailim olarak mı çıkar karşıma

hafızası sözcükler hayatın
dil yurdundan başka
diyar gezdin mi

insafı yok rüzgârın
bir yandan ekip diktiğini
bir yandan kesip biçiyor

doğru

havada kaybolan zarlar gibi
sorular

beni eve götür sevgilim

Enver TOPALOGLU
Hürriyet Gösteri / Temmuz 2004

abidin
01-06-2007, 14:12
KIRK YAŞIN EŞİĞİNDE ŞİİR


Küçük heyecanlara paydos
Çünkü rüzgarla aynı yaştayım
Çünkü güneş kardeşim
Bir ırmakla sevişmekteyim

Bana artık dingin olmak
Bana yalınlık yaraşır
İçimde şiirin güzelliği
Yaşamak sevinciyle yarışır

Güzeller güzeli ömrüm
Sana gitgide sevdalanıştayım
Nice emeklerle dokunmuş
Bir ince,bir nazlı nakıştayım

Küçük tasalara,tutkulara paydos
Çünkü evrenle aynı yaştayım
Başsız sonsuz doyumsuz
Bir başdöndürücü akıştayım

Ataol Behramoğlu
Seçme Şiirler/Şubat1981

emre gümüşdoğan
02-06-2007, 14:10
AŞKIN VE SULARIN ÖĞLENİ

öğlen güneşi soyuyor her şeyi...
ışıyarak üşüyor dal


yalnızlık
yol üstü çiçeği
o hep bir şiiri ağırlayan


benim için bir dalgınlık tut
yüzümü eriterek geldiğim günler için
boynundan konuşuruz
ayaklarımızda toplanan güvercin gülüşlerinden
uysal ve aceleci...


varsay ki bir kapı kalmıştır bir kentten
nasılsa bulunur içini kımıldatan bir gülüşün şarkısı
sokakları büyüten omuzlar için...


giderek konuşurum suların inceldiği yerden
alnına bir güneş taşmış ya hani oradan
ve uzak bakmaların eğiyor ya öğlenin açısını


şimdi aşk
sularını saydığım havuz
taşların kırılan yerleri...


dilimde haşhaşa durmuş zaman


Doğan ERGÜL

abidin
04-06-2007, 02:23
DAVET

Dörtnala gelip uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket bizimim.

Bilekler kan içinde,dişler kenetli,ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem,bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları,bir daha açılmasın,
yok edin insanın isana kulluğunu,
bu davet bizim.

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşcesine,
bu hasret bizim.



Nazım HİKMET
Seçme Şiirler ( Kuvayi Milliye'den )

emre gümüşdoğan
05-06-2007, 11:58
BİR AN ÖNCE YAZILMASI GEREKEN ŞİİRLER
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
II. devremülk <BR style="mso-special-character: line-break"><BR style="mso-special-character: line-break">
Ağlayarak anasına satar kendini doğan bebek
Batan güneşin çekirdeğinde çığılamaz bir saat
El ele, om'zomuza ufkun karşısında dizildik
Bir manzaraya bakma hakkını satan
Pazarlamacılarla denizi seyrettik
"Dünya durdukça kullanım hakkı sizin!"
"Ne düşünüyorsunuz, gelin birlikte düşünelim."
"Ahmet beyler komşumuz oldu, Mehmet beyler olmayacak mı?"
"Nasip deme sonunda keşke dersin."
"Ne kadar alkışlarsanız Rabbim size o kadar versin!"
"Çok düşündün, ver kaşığı! sana nasibini göstereyim..."
"Kaşık kimin elindeyse nasip onun."
"Et aslanın, ot eşeğin... "

Aslanın karın ağrısını bahane ederek ot yediği,
Eşeğin et istediği devir bu mu - Selamünaleyküm.
Mehmet ERTE / Kitap-lık, 98

emre gümüşdoğan
09-06-2007, 18:38
YALNlZIN ÖLÜMÜ


O, çoksesli kemanların
Parmakları kırık virtiözüydü
Göğe doğru burulmuş yağmurların altında öldü
Yüzünde yaşanmamış hülyaların
De ki, minesi soldu


O, upuzun gecelerin
Saçakaltlarında ıssız bir yarasa
Bir şeyleri bekliyordu ama neyi, kimi
Düdüklerini evde unutan bekçilerin
Sokaklara karşı özrü gibiydi


O, derin yalnızlıkların
Kalabalıkla çarpıştığı bir köşebaşıydı
Utangaç, sıkıntılı, mağrur
Yaşamak bir özürse kabahatinden büyük
Ölümü kendinden menkul
Bir tek kendini ağlattı mendebur...


Ahmet ERHAN
(Öküz / Ekim 2001)

emre gümüşdoğan
11-06-2007, 10:31
SIR


saatleri geri alma zamanını sordum akan ırmağa
ne varsa hayatımdan geri kuşanan gri kuşlara
kumdan kuleler armağan eden dünya hallerime


aynaya dönüyorum ayna da bana ahşap yüzlü çocukluğuma
her sabah yeniden düşünüyorum. düşünmeden duramıyorum
durmadan düşünüyorum. oysa düşümde erguvan samurlar


onlar ölmese ben büyümesem
bu sabah çıngıraksız uçsa yılanım
ah nasıl yapsam aynalara tersinden baksam


sabah suya inmese ceylan eksilmese kimse
kelimeler, aşk eksilmese, ölüm rüzgâr olsa
kuşlar yontu, sen içime girsen kirletsen


küçük balıklar büyüse yastığınıın suyunda
aksa çağlayanlar köpürse oynasa oyalarım
annem kızsa at arabasından düşsem yeniden.


Halim YAZICI
Akatalpa, Ekim 2004

suece
13-06-2007, 14:13
BİR KÜVET HİKAYESİ
1
Süleyman'a karısı telefon etti :
- Konuşan ben,
ben, Fahire.
Tanımadın mı sesimden?
Demek çok bağırdım birdenbire.
Çığlık mı?
Belki...
Hayır,
çocuklar hasta değil.
Dinle beni :
İşini bırak da gel,
çabuk ol ama.
Telefonda anlatamam,
olmaz.
Daha kıyamet kadar vakit var akşama.
Saatlar, saatlar,
kıyamet kadar.
Sorma.
Dinle beni...
Hemen vapur bulamazsan
Üsküdar'a kayıkla geç.
Bir taksiye atla.
Paran yoksa
patrondan avans al.
Yolda hiçbir şey düşünme,
mümkün mertebe yalansız gelmeye çalış.
Yalan kuvvetliye söylenir
ben kuvvetsizim.
Alay etme kuzum.
Evet kar yağacak,
evet
hava güzel.
Koynuna girdiğim adam gibi
kocam gibi değil,
büyüğüm, akıllım,
babam gibi gel...



2
Geldi Süleyman,
Fahire, kocası Süleyman'a sordu :
- Doğru mu?
- Evet.
- Teşekkür ederim Süleyman.
Bak işte rahatladım.
Bak işte ağlamıyorum artık.
Nerde buluşuyordunuz?
- Bir otelde.
- Beyoğlu tarafında mı?
- Evet.
- Kaç defa?
- Ya üç, ya dört.
- Üç mü, dört mü?
- Bilmiyorum.
- Bunu hatırlamak bu kadar mı güç Süleyman?
- Bilmiyorum.
- Demek ki bir otel odasında.
Kim bilir çarşaflar nasıl kirliydi.
Bir İngiliz romanında okudum,
bu işlere yarayan otellerde
kırık küvetler varmış.
Sizinkinde de var mıydı Süleyman?
- Bilmiyorum.
- Hele düşün,
toz pembe çiçekli, kırık bir küvet?
- Evet.
- Hiç hediye verdin mi?
- Hayır.
- Çukulata, filân?
- Bir defa.
- Çok mu seviyordun?
- Sevmek mi?
Hayır...
- Başkaları da var mı Süleyman?
- Yok.
- Olmadı mı?
- Hayır.
- Bunu sevdin demek...
Başkaları da olsaydı
daha rahat ederdim...
Çok mu güzel yatıyordu?
- Hayır.
- Doğru söyle, bak ne kadar cesurum...
- Doğru söylüyorum...
- Zaten gösterdiler bana.
İnek gibi karı.
Belimden kalın bacakları...
Fakat zevk meselesi bu...
Bir sual daha, Süleyman :
Niçin?
- Bilmiyorum...
Karanlıkta pencerenin hizasında
karlı, ağır bir çam dalı.
Bir hayli zaman oldu
sofada asma saat on ikiyi çalalı.


3
Süleyman'ın karısı Fahire
şunları anlattı kocasına ertesi gün :
- ... Dayanılmaz bir acı halindeydi
kendime karşı duyduğum merhamet,
ölmeye karar verdimdi, Süleyman...
Annem, çocuklarım ve en önde sen
bulacaktınız karda ayak izlerimi.
Bekçi, polisler, bir tahta merdiven
ve bir kadın ölüsü çıkaracaktınız
arka arsada bostan kuyusundan.
Kolay mı?
Gece bostan kuyusuna doğru yürümek,
sonra kenarına çıkıp durarak
baş aşağı atlamak karanlığına?


Fakat bulmadınızsa eğer
karda ayak izlerimi
sade korktuğumdan değil.
Bekçi, merdiven, polisler,
dedikodu, kepazelik,
aldatılmış bir zevcenin intiharı :
komik.
Niçin öldüğümü anlatmak müşkül.
Kime? Herkese, sana meselâ.
İnsan, ölmeye karar verirken bile
insanları düşünüyor...
Sen yatakta uyuyordun
yüzün rahat,
her zaman nasıl uyursan
ondan evvel ve o varken.
Dışarda kar yağmaya başladı.
Bir tek gecelikle çıkmak balkona :
Zatürree ertesi gün,
nümayişsiz ölüvermek.
Hayır,
hiç aklıma gelmedi nezle olmak ihtimali.
Yaktım sobamızı.
İyice ısınmak lâzım ilkönce.
Ciğer bir çay bardağı gibi çatlarmış.
Pencereye, kara bakıyorum :
«Eşini gaip eyleyen bir kuş
gibi kar
geçen eyyamı nev baharı arar...»
Babam bu şiiri çok severdi.
Sen beğenmezsin.
«Sağdan sola, soldan sağa lerzânı girizan...»
Lambayı söndürmeden balkona çıktım.
« ... gibi kar
düşer düşer ağlar...»
Oturdum balkonda iskemleye.
Havada çıt yok.
Karanlık bembeyaz.
Uykudayım sanki.
Sanki çok sevdiğim bir insan
korkarak beni uyandırmaktan
yumuşacık dolaşıyor etrafımda.
Üşümüyordum.
Kederim duruluyor
berraklaşıyor.
Odanın camlı kapısından balkona vuran ışık
sıcak bir kumaş gibiydi üstünde dizlerimin.
Ben rehavetli bir mahzunluk içinde
acayip şeyler düşünüyordum :
Feneryolu'ndaki çınar
150 yaşındaymış.
Ömrü bir gün süren böcekler.
Gün gelecek
insanlar çok uzun
çok bahtiyar yaşayacaklar.
İnsanın yüreği ve kafası var...
İnsanın elleri...
İnsan?
Ne zamanki,
nerdeki,
hangi sınıftan?
Onların insanları,
bizim insanlarımız.
Ve her şeye rağmen
yeni bir dünya için yapılan kavga.
Sonra sen
ben
bir kırık küvet
ve benim
kendime karşı duyduğum merhamet...
Kar durdu.
Sökmek üzre şafak.
Utanarak
odaya döndüm.
O anda uyansaydın
sarılıp boynuna...
Uyanmadın.
Evet,
çok şükür nezle bile değilim.
Şimdi?
Zaman zaman hatırlayıp
zaman zaman unutacağım.
Yine yan yana yaşayacağız
beni sevdiğine emin olarak.


4
Altı ay kadar geçti aradan.
Bir gece karı koca denizden dönüyorlardı.
Gökte yıldızlar, ağaçlarda yaz meyveleri vardı.
Fahire birdenbire durdu
baktı muhabbetle kocasının gözlerine
ve suratına tükürür gibi bir tokat vurdu.


16.08.1940


Nazım Hikmet Ran

CANSEL
14-06-2007, 15:42
Bundan İyi İdi


Yaylada dağda davar güderdim


Ekmeğimi suya bandırır yerdim


Yoktu hiç bir kederim derdim


Ayağıma çarık giyerdim bundan iyi idi





Sabahları sıcak çorba içerdim


Ekin eker,çayırlarda ot biçerdim


Mutluluktan sevinçten kendimden geçerdim


Çay yerine ayran içerdim,bundan iyi idi





İskarpin çizme ayağımı sıkıyor


Kirli hava nefesimi tıkıyor


Çeşmelerden kurtlar,çöpler akıyor


Suyu pınardan,dereden içerdim,bundan iyi idi





Mevsimlerde zaman birbirine karıştı


Güller çiçekler zamansız açtı


Artık dünyanın tadı tuzu kaçtı


Televizyon yerine radyo dinlerdim,bundan iyi idi


Zeki Sürücü/Acıların Feryadı

emre gümüşdoğan
16-06-2007, 13:32
SAKLI

Denize yansıyan gölge
Artık uzak öptüğüm elin
Çiçeğim vazonda kurumuş
Ters çevirmişsin resmimi

Sessizlik eğiliyor yanağına
Gemiler çalışmıyor, martı yok
Yanmıyar önünde öpüştüğümüz fener
Kokun mu esip gelen?

Uykulu tenin anlatsm yine bana
çatlayan buzların ne dediğini
Batıyar güneş, dilindeki yıldız
Ve açsın gözümü dudakların

Annem kördü beni doğururken.


Kadir AYDEMİR


YELKOVAN /sayı 1Edited by: emre

emre gümüşdoğan
18-06-2007, 14:47
YASEMİN


her kapıyı gizlice tıklatan
hayaleti kentin.
eski masallarda anlatılan
eskimiş mor pelerin.


sana hediye işte, biriktirip suyunu en hasından
bahçede ölümüne susayan yasemin.


yaz üzgün gözlerini kaçırıp gözlerinden
anlamsız şeylerden konuşurken bebek'te
bir yıldız daha kaydı demin, bir öldü muhakkak.
sen yaşıyorsun, hayatın böyle olması gerektiğini
anla tıyor bakışların
"nasıl soğuk bu gece, o yaz
nasıl bakıyorsun bana böyle, burada mısın?"


gündüz kızgın kumlarda, çam diplerinde
sivn yapraklar topluyorum yastık doldurmak için
çıkarıp yastığıının yüzünü,
yüzüne sürmek için.


yaz bitti şimdi ama hala yarası gözlenmde gözlerinin
yaz bitti ama o bahçede hala seni bekler yasemin.



Selahattin YOLGİDEN
Adam Sanat, Kasım 2004

emre gümüşdoğan
21-06-2007, 09:19
YIKANMAMAK KARANLIKLA


Gecenin
Çıktım yarısına dek
Öyle parladı ki ışığı suların
Tören büyüdü daha


Gecenin
Girdim yarısına dek
Güzelliğinden içeri
Uçarken alıcı kuş


Gecenin
Durdum yarısına dek
Yıldızlar saman yolları
Birbirlerine karıştı oralarda


Gecenin
Kaldım yarısına dek
Kapıların ardındaydı sıcaklığı
Odalardan neler geçti kim bilir

Gecenin
Öldüm yarısına dek
Varamadım Tanrınınmış
Öbür yarısı


Fazıl Hüsnü DAĞLARCA
Sözcükler / Sayı 7



Not:
İşte genç şiir...
Bedeni değil belleği genç olanlar genç şiir yazarlar...

emre gümüşdoğan
22-06-2007, 14:19
Lokal Anestezi


Eylül'e


ayakta tedavi ediliyor küçücek
bir savruluşun boşluğa çizdiği resim


düzayak evlerin yoksulluşunu avutuyor
Eylül


ve hüzün gibi işliyor sevincini
yılların gergefine annem


iş dönüşlerine bilet kesiyor rüzgar
esir düştü son umut sokak ışıklarına
yenilgilerin istilasında havlıyor şehir


herkesin elinde siyah bir yalnızlık
içimdeki dışımdaki bütün çocuklar
ıssızlık kokuyor.bir zaman kalabalıktı
oysa şarkılar.


ayakta tedavi ediliyor unutulan
bir intiharın zihnimde solduğu resim



/kalbim narkoz vermeyi
bilmiyor aşka/

Mehmet ERSOY
Patika / Sayı 57

emre gümüşdoğan
24-06-2007, 18:38
SAN'A GAZEL


'Murat Batmankaya'nın Şerefine!


eylül güz'eldi.. ekim ıs'iandı.. san ki sancım
ıssız bir buluta ağdı.. can gölgesi sandım


ruh kılpayı tutundu gölgesiz göğsüne
defnemin dili tutuldu.. söylen'di sandım


hangi sevdâ hangi dağın depreminde gömülü
bilmem.. siyah'an'lar de ki anlar beni sandım


anla beni.. tiril tiril titreyen bir suyun
kalbine düştü göztaşırn.. deryâ dindi sandım


yağmurlar dinmedi.. mumdan kayıklarla geçtiğim
ateşperest gözlerini ateşböcekleri sandım


serin kal.. büyüsün kaf dağı.. kanatlarınla
ömrümün can küresi büyülendi sandım


dün yok mu.. sadece şimdi.. sen beni hep..
arzu çagı hakikatmiş.. ten hayali sandım


kırma sırçamı cemşîd.. aşktan göz gözü
görmüyor.. kır kalemi.. söz tükendi sandım


Hüseyin CAHİT

emre gümüşdoğan
25-06-2007, 15:25
TEN ORDA YIRTILIR


Karlı dağı tarttım ve söğütlerin
gölgelediği dereyi. Eşittiler
yeşim taşının oluştuğu ve
bebeğin memeden kesildiği
vakitlerde. Göreli nicelikler
ama kim emin niteliklerden?


Geçti geçen: Anımsamıyorum artık
kimdi ilk seviştiğim kadın? Belirsiz
sarıldığım gövde. Kemikli miydi sırtı,
var mıydı öpüşünde yeni sulanmış
bir bahçenin serinliği?


Yitirdi m anlamları çoktan;
duyumsuyorum ama çürüyen kökü,
aşınan bazaltı, yırtılan
damarını elmasın.
Siliniyorum mevsimlerden,
sayfalardan,oyluklardan;
uçucu bir kokuyum sanki.


Dönen de benim ama gecenin
hazinelerine. Giz dolu izbeler, yatak odaları,
açık unutulmuş musluklar : Yabanıl
evren kapılarıdır hepsi. Dinlerken
ve düşlerken, geçerim ormanların
ve toprakların karanlığından. Büyütürüm,
beslerim hayvanımı. Ten
orda yırtılır ve kıpkızıl kesilir gül.


"Dur gitme! Çok güzelsin" diyeceğimiz
an yok hala. Kara duygulu zamanın
tohumu içimizde yeşeren. Kendisi için
bile havada dağılan bir şarkı
herkesin yaşaması.


Biliyor, yine de ölemiyoruz.
Sararan yaprağında dal ın
akmayan çeşmenin kararmış taşında
bir ses tınlıyor masmavi.


Bilici! Sına beni alevinle
ve söyle: İğva mı bu
Baht mı?

Ahmet OKTAY
(Varlık 1121, Şubat 2001)

emre gümüşdoğan
27-06-2007, 08:58
cuma ertesi çarşısı


yalnızlık çarşısından
dün sana bir düş aldım
ince gecelerinde
umut olsun güç olsun


şimdi içli bir kızdan
daha çok kapanmışsın
ayrılık şarkıları
artık sana duyarsız


bak yeniden diyordum
karşılaşsak başlasak
biliyorum boşuna
biz ikirniz değiliz


yalnızlık çarşısından
sen de uğra bir şey al
belki gelecek için
sedef nakış bir masal


Yaşar MİRAÇ
29 ekim 2006
kuzguncuk



Sözcükler / Sayı 7

emre gümüşdoğan
29-06-2007, 21:26
ÇIBAN

işlek bir cezadır çocukluk bazen
yaralı tanrıları iyileştirmekle gidilen...

her uzak kimlik istiyordu ve tekrar.
rengi yok çürük bir besteydi ölüm
siyah kedilerin geçtikleri yerde söylenen
ve çürümeye terk dualardı sevgililer;
dilerim şehir soldursun seni
ısrarla ve giderek ıslata buruştura...

sonra onlar şüphenin kesikleriyle gittiler,
bir takım otlardan köprülerden/bulaşarak;
gömleklerini ve yanlışlarını babalarına giydirdiler.

yokluktan sızdırılmış saatlerdik.
yaslı bir geçmişi alır gibi açığa,
çürümeye terk sorulardı sevgililer;
--o bekar evlerinin sabırsız tüllerini
kaç isli ayrılık benzetecek
ömrün doğusunu üzen bir çıbana...

anı tozları, billur sözçiçekleri,
tafta şarkılardan yapılan gövden
aynada sürdürüyor şimdi
ölü bir roman kişisi olan seni.

çarşılar vermeyecek artık
eve kızan çocukların
vitrinlere düşürdükleri tanrının gölgesini.

hayal çöktü, su aşındı içimde.
korkarım--

acı çamaşırıma geçecek...

SERAP ERDOĞAN
E Dergisi, 2000 Şiir Yıllığı


Şiiri bizimle paylaşan Sevgili Hüseyin Alemdar'a teşekkürler...

CANSEL
06-07-2007, 15:16
Her İnsan Ölür

Her bulunduğum yerde yitiriyorum seni

Yanıbaşımda olduğun oluyor kimi gün

Ya da ben oluyorum sessizce gözlerinde

Bir yaprak kımıldıyor hafiften

Bu sessizlik bir kasırga başlangıcı

Kükremeye hazırlanışı denizin

Bu, aslanların sarı, vahşi gözlerindeki ölüm parıltısı

Bu bir yerde erimek

Apansız yok olmak belki de

Ve sonra susmak, susmak yüzyıllar boyu

Beni unuttuğun bir uzak çizgide

Tuvale sürdüğüm boya değil artık

Kırmızı kan rengidir gözlerimin

En karadan daha kara yok

Oysa en beyazdın sen gecelerimde

O bana en yakın renkti tüy gibi

Buram buram sıcaklığını çizerdim duvarlara

Kokun bir tuhaftı çocuksu

Sonra katmerli bir gül gibiydi baygın

Gecenin en koyulaştığı o yerde

Düşerdi ellerime darmadağın.

Öten bir ishak kuşudur şimdi

Haber getirir ölümlerden, dinle

Yaşamak bir manga asker karşımda

Ateş etmeyin diyorum

Bir diyeceğim var

Gözlerimi bağlamayın

Son defa görmek istiyorum insanı

Göğü, güneşi, denizleri

Ve bu son ölümün olsun diyorum

Bir daha öldürmeyin beni.

Kibritim ıslak

Sigaram yanmıyor

Ne olur bir ateş verin

Bu ilk aldanışım değil

Bu ilk sönüşü değil umutlarımın

Ben bu denizin son kıyısıyım.

Bir cam kırıldı uzakta

Ta uzakta, içimde bir cam kırıldı

Bütün şiirlerim anlamsız şimdi

Resimler renksiz, şarkılar ruhsuz

Hiç bir şey artık avutamaz beni

Bakın, bir çağ devriliyor içimde sersefil

Son şair de kırdı son kelemini

İlk meşaleyi kim yaktı bu karanlıkta

Kimdi aydınlatan benim zindan gözlerimi

Sevilmek mi

O son artığı en ilkel çağların

Bir mağara duvarındaki en eski resim

Ya sevmek

Hiç sönmeden bir ömür boyu

O en güzel huy benimsediğim

Yıkıldıkça tutunduğum dal bu boşlukta

O en insancıl gerçeğim benim

Ben hep böyle yüzyıllar boyu sevdim

Çağlar boyu

Kopkoyu bir geceydi yaşadığım sevince

Ellerimi arardım, bulamazdım çoğu gün

Bir saklayan vardı beni

Bir tutan vardı

Sana yaklaşamazdım

Anlayamadığım korkular vardı içimde

Hep böyle seninle sensiz kalırdım ben

Bir kıvılcım sönerken

Bir yanardağ patlardı içimde.

Ko şimdi ben yalnız öleyim

Vur ellerimi ekmeğimi al

Tiksinir beni kim görse sensiz

Utanır yalnızlığım bana baktıkça

Aynalar mı

Hani nerdeler

Kimbilir kaç yüzyıl oldu kendimi görmeyeli

Adım mı neydi

Besbelli unutmuşum

Hadi vur

Hadi öldür

Kurtar beni ezilmekten çürümekten

Hadi gel, açtım kollarımı

Bir zaman

Ölmeye vaktim mi vardı seni sevmekten

Sen büyüyen bir sessizliktin içimde

Beni ben eden en duru ırmaktın

En güzeliydin mozaiklerin

Seninle maviydi gökyüzüm

Çiçeklerim sende yeşerirdi

Sen bambaşka bir evren yaratırdın

Sularımdan Güneşimden rüzgarımdan

Bak! Nasıl da her şey değişiverdi apansız

Şimdi bu karanlıklarda yapayalnız

Mavi mavi bir resim ağlar duvarlarımdan

Ben bir tohumum

Al beni toprağa ek yeniden

Neredesin hani ne oldun

Antik bir kadın başı mıydın

Yoksa bir deniz miydin eskiden

Yosunların kurudu mu öldü mü balıkların

Hani bir Nefertiti yaşamıştı eski Mısır'da

Yoksa o muydun sen

Hadi, anlat bana neydin

Belki de uzak belirsiz bir noktaydın sen

Öyküme girmeseydin

İnsan bir kere ölür

Her gün ölen umutlarımızdır içimizdeki

Paramparça olmuş sevgilerdir

Her aldanış

Yeni bir aldanışa hazırlar bizi

Zamanla renkler değişir

Donuklaşır anılar

Silinir üstümüzden

Güzel olan ne varsa

Görür içindeki bütün hayallerin olduğunu

İnsan yaşarsa.

Ve bir gün insan da ölür

Çimen gibi yaprak gibi

Sarsılır yeryüzü yerinden

Devrilen koca bir ağaçtır sanki

Durur atışları yorgun kalbimizin

El, ayak kesilir

Göz ölür, dudak ölür, kan ölür

Susar ta içimizde

Yıllardır çalan çalgı

Bütün teller ses vermez olur

Acılar diner

Ve bir gün biter bu çirkin oyun

Perde iner...
Ümit Yaşar OĞUZCAN

emre gümüşdoğan
06-07-2007, 15:23
Saklı Su


Ürperen yaralara çıplak
Havaların değmesi
Acır.
Korkunuz nerdeyse
Bir şey söylenecek, bir şey sorulacaktır.


Sekiz sokak önceden sezmeniz
Adımlar yöneldi,
Bir daralış gönlünüzde
Ortalık karardı.


Anla sıkıntımı geç git dost,
Nedendir sorma.
Gür bitkiler altında bir benim için akar
Alıngan, onurlu
İstemez görsünler saklı su.

Behçet NECATİGİL

yılmaz arslan
07-07-2007, 13:48
ŞAİR DOĞDUĞU ZAMAN





Miryana Başeva' ya





Şair doğduğu zaman,


eski kapısını açıverir gökyüzü


eşiğin önünde dize gelip başını eğer Tanrı


çünkü yeni bir evren doğuyor demektir-


şair doğduğu zaman





Şair doğduğu zaman


paslı baltalarına sarılırlar cellatlar,


sevinç şarkıları söylenir biley taşları dönerken


cellatlar işsiz kalmayacak demektir-


şair doğduğu zaman.





Şair doğduğu zaman,


Sokrates kafatasları tabutları kırarlar


ve tören müziği çalarlar inciklerle,


omurlarla...


ölüler için kıyamet zamanı gelmiş demektir-


şair doğduğu zaman.





Şair doğduğu zaman,


yüreklerdeki çanlar uyandırır çocukları


ve bayramlık giysileri içinde sevinçle koşar onlar:


düğüne mi ölüme mi çağrılıyız acaba?


Şair doğduğu zaman.





Şair doğduğu zaman


anneler ağlar sadece,


örtünerek alacakaranlığı,


dehşetle bakarlar bomboş kalmış beşiğe-


anneler kendileri için hiçbir şey doğurmazlar,


şair doğduğu zaman.





Stefan TSANEV

yılmaz arslan
15-07-2007, 10:54
Bu yakıcı yaz sıcaklarında, Gemlik' ten Serdar Ünver' in şiirleriyle serinlemek iyi olacak...

SEVİNÇ


Düzelttiği bir tosbağa
Ama sevinci dağlar aşar


MİNİBÜS


Göründü görünecek
Köyün minibüsü, şosede



Yükü tıkabasa kasaba



AY

Doğdu doğacak
Kel tepenin ardından



Bile yoksul yüreğim
Bile gözlerini


GÖK ANA


Sarar
Nice yoksul sayrıyı gök
Sevecenliği yıldız yıldız


ÖLÜM



Çok bir yazın ardından
Dalın suya değmesi...


Ölümü geç!

SERDAR ÜNVER
(Kuşlar Kanadı' dan)



EYLÜL AVLUSU


sabahları gevremiş bir yaz silkiyorum bahçeye
Anısız tuzsuz bir tutam sümbül oluyor usulca...
Belki
Seni ve yağmuru-


Bir eylül avlusu' nda


UNUTUR MUYUM


Duydum o tınıyı güz günüydü
Nasıl bir yağmur bilemezsiniz


Duldamda bir gül, güz günüydü


Duydum o tınıyı bilemezsiniz
Nasıl da bir gül diner dinmez


Yağmur ki duldamda güz günüydü

Unutur muyum!


ACIM OLGUNLAŞACAK


Acım olgunlaşacak; öyle
buldum onu. ıssız dağ yolları
yalvacı o: sesinde bin
koyak yankısı, gider gelir kendine


Olgunlaşacak acım; ne
dün: esirgenmiş gülücükler
ülkesi, ne şimdi: aynı
kokuyu giyiniş; çok önceki
ve az sonra süzülen, kaygıdan...


Acım olgunlaşacak; öyle
buldum onu.


ILGIM


Gidilirdi ve dönülür; bu çölden
az geçmedik önceleri...O zifir
gecelerde yitmediyse yolumuz, kum
ve rüzgâr bizdendi. Kum: safir


örtüsü yalnızlığın; ki durma çekerdik
üstümüze...Hatırla rüzgarı da;
ne güller sundu bize, yorgun...
Gitsek yine, geç değil; yansırız bir ılgımda...


Çün, zamandır çölde hüzün!


ÇALARZAMAN


Bildim nedir zamanı
Kurmak zaman dışına
Ve çağıl akışına
Açık etmek dört yanı


Çünkü böyle geçilir
Ölüm öte engebe
Ya da vurmak en dibe
Ne yok orda seçilir


O ŞİİRİ YAZMADIM


O şiiri yazmadım
Gitti geldi yazmadım
Gülçiçek kuşlar suece
Neler de neler
Girdi ama araya
O şiiri yazmadım


Az' dım bilmedim
Bin alıcı başımda
Diye belki serçeleyin
Anı- çalı dibine
Sindim de amanın
O şiiri yazmadım


SERDAR ÜNVER
( Eylül Avlusu' ndan)




Edited by: emre

emre gümüşdoğan
16-07-2007, 10:34
MAKAS
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><O:P></O:P>
oturmuyor hiçbir şey yerine <O:P></O:P>
kapak şişeye uymuyor, rüyalar yaşama <O:P></O:P>
ruhum yabanarısı, yüzüm üvey <O:P></O:P>
bir kadın soyundukça soyunuyor içimde <O:P></O:P>
<O:P></O:P>
tıpkı ince bir telin kıpırdaması gibi <O:P></O:P>
ilk kar düşüyor yangına <O:P></O:P>
oysa patlamak üzere tüm evler <O:P></O:P>
adım atmak üzere bir halk <O:P></O:P>
davullar, sirenler, itfaiye erleri <O:P></O:P>
ayaklanmış bir şehre <O:P></O:P>
su serpmek üzere <O:P></O:P>
<O:P></O:P>
korkma! yanmazsın, korkma <O:P></O:P>
uzun dar koridorlardan yürü <O:P></O:P>
perdesi inik odalardan <O:P></O:P>
kovulmadan, guguk kuşlarının ötüşünü dinle <O:P></O:P>
<O:P></O:P>
sonra olduğun yerde kal <O:P></O:P>
yere bir iğne düşmüş de duymamışsın gibi <O:P></O:P>
adını al ucuz kompartımanlarda içilen şarabın <O:P></O:P>
<O:P></O:P>
şarap ki en kıvrımlı boşluklarımızdır bizim <O:P></O:P>
dulların yas tülleriyle gelinlerin duvakları arasında <O:P></O:P>
mayalanır hüzünlerimiz <O:P></O:P>
usulca çeker yaşamın pimini <O:P></O:P>
ürkünçtür, bir bardağın yere düşüp parçalanmasıdır<O:P></O:P>
enlemesine kesmesidir bir caddenin <O:P></O:P>
bir başka caddeyi <O:P></O:P>
aslında komiktir!<O:P></O:P>
asılsız aşk ölümleri<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
oysa demirlerle duvarlar ne kadar da yakın<O:P></O:P>
yakın! yakın!<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Deniz DURUKAN<O:P></O:P>
yasakmeyve / Temmuz-Ağustos 2004


Edited by: emre

emre gümüşdoğan
17-07-2007, 17:50
KORKULAR GAZELİ


fal bilmez bu işleri, içimiz yanlış bir korkuyla yırtılır!
inleyen bir gök tadında, uçmanın nafile sevinciyim, kuşlar yırtılır!
ruhum gurbet odası, sözler esrik, taşlar yorgun, hayat tuhaf, yollar yırtılır!
kendimi çaksam firtına, bir daha yansam çöl garip, köle yırtılır!


neyin tıkanıklığı bu yazgı, kendime katlanmışım, gecesi pusulanın yırtılır!
başım dönüyor kendimi öldürmekten, keder ezilmiyor, aklımız yırtılır!
yeter! bu şehri terketmek geliyor içimden, aramızdaki duvar yırtılır!
ay düşünür, ağaç bilir, gölgelerimiz bile yalnız, ışığı akşamların yırtılır!


şu zalimi kalbimden kazımalıyım. üşüyor mermer, sanki sular yırtılır!
ey saflığın yanık meleği, her yanım kanlı, şarap devrilir, sürgün yırtılır!


susmayan bir sıkıntıyım, toz kondurtmam buhar olan ne varsa, anılar yırtılır!
her şey hayâl oluyor, hiç uyumuyor gövdem, anlamın seması yırtılır!


boynum eskimeyen bir gam vaktidir, kırılır sesimizdeki arzu boşluk yırtılır!
bu gazel sarhoş bir yağmura benzer, kim nefesiyle kalmıştır, insan yırtılır!


Engin TURGUT

emre gümüşdoğan
19-07-2007, 10:43
SUYILDIZI

<I style="mso-bidi-font-style: normal"> ***8220;Güzel şeyler düşünmeme rağmen<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><O:P></O:P>[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal"> Durmadan ağlamak geliyor içimden.***8221;<O:P></O:P>[/I]
<O:P></O:P>
Taşların üstünde iri gözleriyle sıcak
Boynunu uzatarak
bize bakar. Bitişik bahçede
nar, çalgısını sürdürür, <O:P></O:P>
yaz günlerinin sonuna
ayarlı çalgısın!.
<O:P></O:P>
Görünüşte aklı başında herkes,
uyumuşuz da <O:P></O:P>
narın çalgısını dinleriz, yine
içerden.
<O:P></O:P>
Gevşek musluktan su damlar,
altındaki kaba <O:P></O:P>
basbayağı kaba <O:P></O:P>
incelen kaba. <O:P></O:P>
Sanki uyumuşuz da <O:P></O:P>
suyun sesini dinleriz, yine
içerden. Benzer şekilde.
<O:P></O:P>
Ay görülmüştür geçen gece,
sonsuz mumları kıpır kıpır
yanıpdurmuştur <O:P></O:P>
denizin.
<O:P></O:P>
Düşünceye çalan bir kırıklık
içimizde. İçindeyiz biz onun, <O:P></O:P>
sabah çiçekleri de oyalanırken <O:P></O:P>
gür bir şekilde, çepeçevre <O:P></O:P>
duvarların üstünde. Yine. Benzer şekilde.
<O:P></O:P>
Muzaffer KALE<O:P></O:P>
Ünlem / Ocak-Şubat 2004<O:P></O:P>Edited by: emre

emre gümüşdoğan
23-07-2007, 14:33
DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU


Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
- demeğe de dilim varmıyor ama -
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!


1947
Nâzım Hikmet RAN

emre gümüşdoğan
24-07-2007, 10:20
CEMRESİZ GÜNLERDE
XXXVIII-Soru


-Veysel Çolak için-


bir soruluk zamana sığar
gökyüzüne biriken göl
saatinin sabırla unuttuğu
tenha balıklar


bir gerekçe bulunmalı kuyuyla
bakarak ödeşen uğultulu yüze
şivesi soruya çalan öksüze
ikiz anneler doğurmalı


uçuruma sürçtü balkon
eyvaha zaman yok soru sor
diye kundaklayan şehre küsme
ölmek için gurbete dön
yutkunsan dinecek kalabalıklar


sorulmaktan yorgun duvarlar
ezberindedir iki yüzlü pencerenin
önce kendini tanır sonra
unutur doğduğu bütün evleri
suyu külle tutuşturan Şaman


Celâl SOYCAN

yılmaz arslan
25-07-2007, 16:30
ŞARKILAR

26.Şarkı

yangın kavmindeniz ne giysek alev


HULKİ AKTUNÇ
Edited by: arslan yılmaz

emre gümüşdoğan
29-07-2007, 16:49
SONBAHAR ÜŞÜMELERİ I

Çamurdan oyuncaklarda dağıldı çocukluğum
Başağın su sıkıntısında
Hep ağrıdı yüzüme kazınan bozkır
Ellerimdeki buhran, sesimdeki tenha

Kimse işitme di çan çiçeğini
Topraktaki yangını bilmedi tohum
Kırmızı soluğunda alev alev bir ırmak
Ünlemsiz hayatları dolaştı durdu

Yaban bir kederde kaldı akşamın eğrisi

Beyazımda hırçın bir tarih bu yüzden
(hem sadece beyazı anımsanır kadınların)
Bu yüzden az pencereli çok yalnızlıklar
Sonbahar üşümeleri ve saklandığım kuytular

Gonca ÖZMEN

emre gümüşdoğan
31-07-2007, 16:39
MAHFAZALI ŞİİR <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

o gün orada en büyük hazinem
kayaların ağrısını alan
gözyaşlarından başka bir şey değildi
bulurum sandım akşamın kasvetiyle dökülen harfleri
kılıçlanmış ışıklarla yıkanan ve ağrıyan yüzlerde
şiirin şirke düşen gamzesinden usandım
tutup bir avlu edindim kendime yerebakan
boğulmuş ağaçları göğe doğru yükselten bir çığlıkla
yükseldim mi düştüm mü
buradan bakarak anlaşılmıyor dünya
tutmayıp bir yoksunluk edindim ellerime
dedim gözün verdiği sadakadır gözyaşı

sürüldüm yoldan nefret ederek nice arkadaşla
tuzun ve kederin kızkardeşler gibi oturduğu
bir Selanik tabağına vardım,
bir Selanik tabağı herkesin önünde
dikkat edin saçınız düşebilir!
başını açan kafasını kapıyordu, kafasını açan başını
kaşıyordu birtakım apoletliler gökyüzünü yıldız yıldız
O gün orada nutkum tutuldu

Temkinli ol! aynaya bak
ense tıraşını görmem şart! İşte böyle başlıyor
halkın aklıyla oynamak.

"Buradan bakınca seküler dünyayı anlamakta zorluk
çekiyorum"
diyor eleştirmenimiz profesör Hayt! baştan ayağa protez bir ses
profan halk edebiyatından dem vuruyor, çayını yudumlarken
ben ne diyebilirim; bunca küstürülmüş ağaçtan yapılan
kürsü karşısında, aşağıya bakıyorum, bütün Ortadoğu başsız
ya sünnet olduğum anlaşılırsa!

Şeref BİLSELYasakmeyve / Mayıs-Haziran 2006

suece
02-08-2007, 14:32
İNSANLAR GİDER


insanlar gider şarkıları kalır
şarkılar var uzun
yüzyıllar dolanır
şarkılar var kısa
söylendiği yerde kalır
şarkılar var benim şarkılarım
söyletmezler içimde kalır.

AZİZ NESİN

emre gümüşdoğan
03-08-2007, 09:55
SABAHA DEK


Büyüdüm, rüzgâr gibi, su gibi


çarparak kıyıya, her şey yerinde şimdi
Aynı şehri dolaşıyorum uykusuz
Gece mi olmuş, başlamış mı sabah
Gelir mi, bir araya beklediklerim?
Harap bir akıl,
heyecan içinde...


Büyüdüm, çocuklarım gibi, annem gibi


Düşe kalka, ne ateşler küllendi derinde
Şimdi her şeyi yerinde arayan aklım, sorar
Gece mi, yoksa sabah mı, daha uykusuz
Aşklar, gelir mi bir arava?
Harap bir akıl,
hezimet içinde...


Büyüdüm, rüzgar gibi, su gibi


çarparak aşklara, şimdi her şey yerli yerinde
Hep aynı aşkı dolaşırım uykusuz
Ey aklımı.. Ne olur uyuma, uyuma!..
Ne olur, sabaha kadar...



Osman HAKAN A.
Varlık, Haziran 2004

yılmaz arslan
03-08-2007, 15:24
İBLİSMAİL



Şu görülecektir
İncelendiğinde ilerde
Yakın tarihi cehennemin:
Durmuş ateşin ortasında
Alevleri yönetiyor kırbacıyla
İblismail

İSMAİL UYAROĞLU
( Varlık, Ağustos 2007 )Edited by: arslan yılmaz

emre gümüşdoğan
04-08-2007, 09:57
VEFA


Sen kanatsız bir kuş oldun
Daldan dala uçup durdun


Bie adam, karısının rahmini oydu
Kurt pisliği ile. Güldüm. Deniz yüzüme


Bir ayıp gibi vurdu dalgalarını. Saçının
Üç telini aldım, üç kibrit çöpüyle yaktım


Büyüm tutmadı Karganın kanını döktüm
Perdelere yapışum, dua ettim, dilek tuttum
Diz kapağım, burnumu emdi geceler boyu
Kara bir horozun kanı ve bal denildi


Denedim. Tırnaklarını kes dediler
Ayak uçlarından ayrılmadım
İkimizin tırnakları yandıkça ve kapandıkça
Ayaklarına, biliyordum...


Yeşil kurbağanın dili, uyuyan kadının göğsÜne
Sürtününce dili çözülürmüş, benden içre
Denedim. Kırk bir çeşit baharat, kırk bir saat
Tuz yaktım, ekmek kırdım, suyunu içtim kirin


Gitmemen için, Çarşamba sabahı
Yumurtasız kara bir tavuk kestim, olmadı
Üç vakte kadar üç yıldız kaydı
Üç gömlek değişti yılan, ben Üşüdüm


Kanatsız bir kuş olmuştum
Bütün bahçeler senindi


Müslüm YÜCEL
Ölü Evi / Yom yayınları

Rengin Özesmi
04-08-2007, 18:03
Elveda


Asker elbisesinin içinde, silip dudaklarını,
Öper kadınını,
Ama bakmaz kadını,
Dışarıda rüzgar göğe doğru hiddetlenir,
Yüreği kendinden geçerek,
Onu serinletir.

Bir palamar aziz kasvetleri yolda bırakarak,
Şehri kendine doğru çeker,
Sadece rüzgar ağlar yaltaklanarak çamura
Gözlerinden dökülen yaşlarsa acı verir sana.
Sen bir çiftçi idin Kolhoz<SUP>1</SUP>`da
-Savaşçı oldun.
Ocağımız; eski ve hür ocağımız,
Çınlatır alkışlarını köy şarkısındaki gibi,
Sen savaş alanına vardığında.


Kadının gördüğünde alıkonduğunu
Ellerini iki büklüm yapar.
Koştuğu kavurucu patikada,
Yel kırbaçlar,
Üzengiler zangırdar.
Yakarak ağıtını
Dişi bir tay gibi şaha kalkar.
Ve havayı yararak uçan
Zarif bir kar tanesi gibi,
Tozu dumana katar.


1943

<SUP>1 </SUP>Sovyet Tarım Üretim Kooperatifi´ne verilen ad.
Arseni Tarkovski
Türkçesi: Mehmet Sabri Genç

emre gümüşdoğan
05-08-2007, 12:24
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
ÖZÜR

Tam da ışığın içinde otururken oluyor
Deniz bir iyilik gibi dolarken çocukluğuma
Yüz bin renk, yüz bin koku, yüz bin şebnem
Kanımda yaprak yaprak açarken
Şaşırma sevincinden daha büyük bağışken dağ
Çocuklar ayaklarında köpüklerle
Sokakları bulut bahçesine çevirirken
Yazdıklarınmı dudakların mı, diyen kız
Şımarıklıktan dinginliğe geçerken tam
Kenar mahalleler koygun odalarını
Sabahın avlusuna rüya rüya sererken
Yollar iyi haberler gibi sakin, yüklü
Dönüp bir daha giderken eşikleri
O çaresiz çocukluk, kekeme yaşlılık
Taşları bile bir mucizeye çevirirken...

Bir boğuntu duygusu, tam şuramda
Herkestenyapılmış bir karar kadar sıkkın
'Bu muydu' sorusunun cevabından yıkıcı
Can çekişen bir unutuş, bir anımsama pıhtısı
Azaldı bir köle sevincine çeviriyor yüzümü
Kalbim cümlemi ta başa bağlarken
Aklım ölümden özürler buluyor yaşamaya...

Şükrü ERBAŞ
yasakmeyve / Temmuz - Ağustos 2004

emre gümüşdoğan
07-08-2007, 16:55
BEN MANOLYA OLARAK
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
gömüldüm ben içime şaştım dünyaya
ağzımı kapadım parmaklarımla avcuma
zifir doldurdum doğmayacağım bir daha hiç
gezdim kötülüğü dilimi dişlerimle tıslattım
ten gezer şimdi kötülükte dirilikte bu berzâh
ta sen varsın tüylü çukur allı çukur sen var
sın gül de erguvana gömülsün erguvan yaza bu-
tuşsun meraklarda tiril tiril talebeler ölmedi mi
yaslarda şimal düşsün şarka şark bir geyiğe.

arsız ten deli durur ruh salar da ölür uyku
beniz dirsek güzel türkü düşsün ruhum dirilsin
bir daha gömülecektir oraya ruhun öldüğü yere
sararır tenim kat kat gül de vardı artık yoktur
kırk kere konak bulur kırk kere ayrılır yola
çıkar yol da yoktur yol gömülür içime orada
kırmızı ağaçlar çekip giden bir istasyon sarı
sapsarı benizde gülünce uyku sıçrar taşlardan
yeni gülüm kertenkele bir yekinir kaybolur

orada Todori'nin maltızında ince kütük bir Manolya

Serdar KOÇAKSon Kişot / Ocak-Şubat 2004

san_
09-08-2007, 17:27
<DIV align=right>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%" align=center><T>
<T>
<TR>
<TD align=left width="100%">



Gül (yine hüzün )bitir bu işkenceyi , sende artık bana gül
dokundurma elini pıhtılaşan kana gül
bahçe boş ;çeşme kuru ; nerde bostancıbaşı
gelde feryâd ü figân etme bu hüsrâna gül
yıllarca yatağında uyudum semenderin
çakallar yuvalandı bizim olan hana gül
unuttum gökkuşağı altındaki resmini
nice bühtan ettiler eski bir sultana gül
kâinat oluk oluk boşalırken içimden
yağmur damlası bile olamadım sana gül

uzandığım her hayal tutuşturdu ömrümü
her yangınla yeni bir yangın düştü cana gül
ya öldür , yarasalar okşasın cesedimi
ya da terkedip gitme beni bu isyâna gül
dinle ki , en ölümcül şarkımı söylüyorum
darağacı kurdular döndüğüm her yana gül
nasıl sevişiyorsun kırkayakla , çıyanla
hani boyun bükmüştün ebedî fermana gül
meğer bir yanılgının zinciriymiş umudum
güvenimi yitirdim şimdi her dermana gül.</TD></TR>
<TR>
<TD width="100%"></TD></TR>
<TR>
<TD align=left width="100%">
Nurullah Genç</TD></TR></T></T></TABLE>Edited by: san_

emre gümüşdoğan
11-08-2007, 10:09
YİTİP GİDENİN GECESİ <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
(Ninni)

sevişmeyi öğreteceğim sana,
geceleri büyüyen gizli ellerimle
dal budak saran seni: filizlenen geceyi.

Gözlerini aldım senden,
karanlığa bakma ve korkma diye,
koyu bir karanlıksın şimdi sen
dünya, içine kıvrılıp gözlerini yumar.
Uyanma diye, ve hatırlayıp ağlama
kurumuş bir kabuktur hayat
görünmez bir elin soyduğu
özünden daha yumuşak.
Ama her şey ağlar yitip gidenin gecesinde.
Emmeyi öğreteceğim sana
toprağın sütünü
kabardığı an koyu uykusunda
kesilmeden dünya düşleriyle.

Kör bir kaplan gibi çırpınsan da,
kollarımda tutacağım seni,
kemiklerinin kafesinden kurtuluncaya değin.
Dağ rüzgarlarıyla. azar azar, yitip gidene değin.

Serap ERDOĞAN

emre gümüşdoğan
13-08-2007, 09:52
AŞKIN BİLANÇOSU <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

gidersin; yağmurlarda kalır mızrabım
gidersin; ardından dilsiz bir ihanet gider
gidersin; her şey gider
gidersin; kalbimde bir tabur ayaklanır
ilgilenmez ordular, hükümetler

gidersin; işte ne rezil bir an'dır bu
yazdıkça silenen sözcükler gibidir hayat
gidersin; bir hazin dramdır bu
kanmadım aynalara sana kandığım kadar
içimde bir boşluk sana yandığım kadar...

Yılmaz ODABAŞI

san_
13-08-2007, 22:41
<TABLE cellSpacing=0 width="100%"><T>
<T>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: rgb(0,0,0) 2px solid; PADDING-RIGHT: 2px; BORDER-TOP: rgb(0,0,0) 2px solid; PADDING-LEFT: 5px; PADDING-BOTTOM: 2px; BORDER-LEFT: rgb(0,0,0) 2px solid; PADDING-TOP: 2px; BORDER-BOTTOM: rgb(0,0,0) 2px solid" vAlign=line width="100%" colSpan=10>
<TABLE cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%"><T>
<T>
<TR>
<TD width="50%"></TD>
<TD width="50%">
</TD></TR></T></T></TABLE>ayrılık sevdaya dahil

açılmış sarmaşık gülleri
kokularıyla baygın
en görkemli saatinde yıldız alacasının
gizli bir yılan gibi yuvalanmış
içimde keder
uzak bir telefonda ağlayan
yağmurlu genç kadın



rüzgâr
uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor
dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
heryerinde vücudumun
ağır yanık sızıları
bir yerlere yıldırım düşüyorum
ayrılığımızı hissettiğim an
demirler eriyor hırsımdan




ay ışığına batmış
karabiber ağaçları
gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
her an ötekisiyle birlikte
herşey onunla ilgili

telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
gittikçe genişleyen
yakılmış ot kokusu
yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
yansımalar tutmuş bütün sâhili
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili



yalnızlık
hızla alçalan bulutlar
karanlık bir ağırlık
hava ağır toprak ağır yaprak ağır
su tozları yağıyor üstümüze
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
eflatuna çalar puslu lacivert
bir sis kuşattı ormanı
karanlık çöktü denize
yalnızlık
çakmak taşı gibi sert
elmas gibi keskin
ne yanına dönsen bir yerin kesilir
fena kan kaybedersin
kapını bir çalan olmadı mı hele
elini bir tutan
bilekleri bembeyaz kuğu boynu
parmakları uzun ve ince
sımsıcak bakışları suç ortağı
kaçamak gülüşleri gizlice
yalnızların en büyük sorunu
tek başına özgürlük ne işe yarayacak
bir türlü çözemedikleri bu
ölü bir gezegenin
soğuk tenhalığına
benzemesin diye
özgürlük mutlaka paylaşılacak
suç ortağı bir sevgiliyle



sanmıştık ki ikimiz
yeryüzünde ancak
birbirimiz için varız
ikimiz sanmıştık ki
tek kişilik bir yalnızlığa bile
rahatça sığarız
hiç yanılmamışız
her an düşüp düşüp
kristal bir bardak gibi
tuz parça kırılsak da
hâlâ içimizde o yanardağ ağzı
hâlâ kıpkızıl gülümseyen
-sanki ateşten bir tebessüm-
zehir zemberek aşkımız
attila ilhan </TD></TR></T></T></TABLE>Edited by: san_

MUHARREM SÖNMEZ
13-08-2007, 23:16
YALAN HERŞEYE DAHİL

İstemeden düştü elimdeki cam küre

bir çingeneden aldığım kehanetin artığı

ve insanları zehirlediğim tütsülerle

kalpler yapmalıyım sana gözyaşımdan

çadırları gezen o hastalıklı his

sislerin arasından gözüken şehir

yeşil bayırlarında sabahladığımız

nemli yataklarla

hiç bir gökyüzü bu kadar mavici değil

önce dilinde tuttuğun o ağrıda

her sözünde üstümüze örtülen toprak

kaç yağmurdan sığındık koynuna

şimdi kaçtığın her köşeden başka bir ses yükselir

aşk sevda ölüm savaş

yalan herşeye dahil.

MUHARREM SÖNMEZ
13-08-2007, 23:56
ATLARIN KALBİNE SAL BU ACIYI

Rüzgarda kıpırdayan kavaklar

öyleki göğü görmez olursun bir süre sonra

uçsuz bucaksız gibi bozkırında özgür taylar

gök obamın bütün kadınları su kenarlarında

hayatı çoğaltan bir tin

gencinden ihtiyarına

sanırsın ölüm burdan teğet geçmiş

ama olacak bu ey bilge dedem

anlat rüyaların kör haritasını

atların kalbine sal bu acıyı

tökezlesin içlerinden en yağız ve gözü karası

bir yolunu bulur nasılsa

sizde kaçın kafdağının ardına.

yılmaz arslan
15-08-2007, 15:28
ÇARPI



Duymadınız
kırlardan bir alay
ses indi bugün
kente. Haftanın günlerinin
yerini değiştirdi.


Görmediniz
kırlardan bir alay
renk indi bugün
kente. Kırmızı ve bütün arkadaşları,
tarihe karıştı körlük.


Bilmiyorsunuz,
kırlardan bir alay
esenlik indi bugün
kente. Pencereyi kapattınız,
masanın üstünde hayatınız uçuşuyordu.


Duymadınız, görmediniz
bilmiyorsunuz, oysa
bugün size çalıştı şans. Ne yapalım,


Başka bir bahara geçiyordur dünya.


MUZAFFER KALE
( LİRİK AKSAN' DAN, S.32-33)
Edited by: arslan yılmaz

ilge
16-08-2007, 10:20
TAHİRLE ZÜHRE MESELESİ

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
yani yürekte.

Meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
</PRE>Nazım Hikmet RAN</PRE>

irfan mutluer
19-08-2007, 23:24
Bir Soru İşareti (http://siirkitabi.bloggum.com/yazi/bir_soru_isareti.html)<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

Bir kekik kokusu tüter sabahın seherinde
Denizde bir balık kayar, bir yıldız solar gökte
Ve sabah türkü gibi yayılır
Salyangozların izleri uzar toprakta
Otların arasında gider kaybolur
Bir salyangoz kadar olamadım, der şair
Ayak izlerimi tutmayan topraklarda yürüdüm
Unutmasını bilen kadınları sevdim
Trenle geceyarısı geçilen kentleri..
Şimdi bir soru işareti gibi kaldım şu dünyada.
Dokunup yaprakların üstüne düşmus çiylere
Uzanıp gölgesine bir portakal ağacının
Kulak vererek cırcırboceklerinin sesine
Bu şiiri uyku haliyle yazdım
Akdeniz bir çaydanlık gibi fokurduyordu az ötede
Biraz sonra kalkıp yüzümü yıkarım artık
Sonra bir kitap okurum, ya da çicekleri sularım.

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ahmet Erhan[/B]

narnarince
20-08-2007, 17:32
AJANDA

Hayat, daha önce söylemiş miydim<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Güneşten artık, yağmurdan eksik
Topraktan daha duru bir şeyler aldım
Çocuktum, annem ellerini üstümde saklardı
Ölüm günlerini ajandalara yatıran babam
Boş bir sayfada göçüp gitti

Hayat, daha önce söylemiş miydim
Ben babamın oğluyum, unutulmuş bir tarih gibi***8230;


Ahmet Erhan (Şehirde Bir Yılkı Atı kitabından)

ilge
21-08-2007, 13:51
Bilmem hangi alemden bu toprağa düşeli,
Yataklara serildim cam kırığı döşeli.
Kafam bir cenk meydanı kokusu kan ve barut,
Elindeyse düşünme,gücün yeterse unut!
Takılıyor yerdeki gölgelere ayağım,
Sanki arz delinecek ve ben yutulacağım.
Bana yanmak düşüyor yangın görsem resimde,
Yaşıyorum zamanın koptuğu bir kesimde
Alırken dilenciyim veririken de borçluyum,
Kalmadı eşya ile aramda hiç bir uyum
Taş taş üstüne koysam bozuk diyorlar devir,
Bir ok çeksem diyorlar peşinden koş ve çevir!
Nefes alırken bile inkisar ve pişmanlık,
Kimse edemez bana benim kadar düşmanlık.
İşte; şüpheci aklı çatlatan korkunç nokta;
O ki,sonsuz var,nasıl aranır dipsiz yokta
Varlıkta, yoklukta herşey onun kulu,
Bu noktaya vardım mı el tutuk dil burkulu!
Allah***8217;ı hakikate soran kafa ne sakat,
Hakikatte ne? Hakkın muradıdır hakikat.
Balonunu kaçırmış çocuk gibi ağla dur,
Rabbim böyle emretmiş ya dize gel ya kudur!
Hayat bir zar içinde hayatı örten bir zar
Bana da hayat yeri ***8220;Bağlum***8221;köyünde mezar...

1982

Necip Fazil Kisakurek

ilge
22-08-2007, 12:03
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="95%">
<T>
<TR>
<TD width="100%">YÜZÜNÜ ARADIN SEN HEP (9093 Hit)

Yüzünü aradın sen hep
en çok sevmek isterken bile...
Bir bulsan yüzünü
bir bulsan insanlara dağıtılmış hasretini
İstediğin gibi sevecektin

Oysa utandın, utandın kendin oldukça
en çok severken bile
Sevdiğinin kişiliğine girdin bu yüzden
Ne söylesen hep eksik kaldı
Sahipsiz utancın gibi eksik kaldı

Delice sevmeyi istedin aslında sen hep
ama ne zaman böyle sevsen
deli sevgini senden çaldılar
Ne zaman söylesen sevgini, seni seninle böyle
yüzünü araken bıraktılar...

kıstın ateşini, küçülttün kanatlarını
çekildin en arka odana
Gölgelerini bıraktın pencerelere
Ah bu hayattan sana kalan
sadece deli sevgini özlemekti...
Sana kalan,
bu hayatta kendini delice özlemekti...

CEZMİ ERSÖZ (http://www.siirperisi.net/sair.asp?sair=42)

</TD></TR></T></TABLE>

CANSEL
22-08-2007, 19:28
<DIV align=center>
<DIV align=center>ah ulan Rıza
<DIV align=center>
<DIV align=center>Neden halâ gelmedi, yoksa
Saati mi şaşırdı bu hıyar?
Gerçi hiç saati olmadı ama
En azından birine sorar.

Cebimde bir lira desen yok,
Madara olduk meyhaneye!
Ah eşşek kafam benim,
Nasıl da güvendim bu hergeleye!

Gelse, balığa çıkacaktık,
Ne çekersek kızartıp birayla yutacaktık.
Kafamız tam olunca, şarkılar döktürüp
Enteresan hayâllere dalacaktık.

Bu sandalı geçen hafta denk getirip
Çalıntıdan düşürdük.
Arkadaşlar ısrar etti,
Biz de, iyi olur, bize uyar diye düşündük.

Saat sekizde gelecekti,
Bana birkaç milyon borç verecekti.
Yoksa o nemrut karısı kaçtı da
Onun peşinden mi gitti?

Eğer öyleyse yandık,
Gudubet gene yaptı yapacağını!
Geçen sene de merdivenden itip
Kırmıştı Rıza'nın bacağını.

Abi, kadında boy şu kadar;
Kalça fırıldak, göz patlak, kafa çatlak!
Korkuyorum, bir gün ya kendini asacak,
Ya horlarken Rıza'yı boğacak!

Bak, şimdi acıdım, aşkolsun adama,
Ben olsam, vallahi baş edemem! ..
Hele beş tane velet var ki boy-boy,
Allah'tan düşmanıma dilemem!

Aslında iyi çocuktur Rıza, efendi huyludur,
Herkesin suyuna gider.
Yoksa, kalıba vursan hani,
Tek başına on tane adam eder!

Bir keresinde, hiç unutmam
Üç-beş zibidi haraca dadandı;
Rıza, sandalyeyi kaptığı gibi
Herifleri hastaneye kadar kovaladı!

Aynı mahallede büyüdük, aynı kızları sevdik,
Aynı kafadaydık.
Orta ikiden bıraktık, matematik ağır geliyordu,
Biz, başka havadaydık.

Aynı gömleği giyer, aynı sigaraya takılır,
Aynı takımı tutardık.
Fener'in her maçına iddialaşıp
Millete az mı yemek ısmarladık! ..

Bir tek askerde ayrıldık,
Bana Bornova düştü, ona Gelibolu.
Döner dönmez evlendirdiler,
En büyük salaklığı da bu oldu! ..

Bense hiç düşünmedim, zaten param yoktu.
Hep tek tabanca gezdim.
Benim beğendiğimi anam istemedi,
Onun gösterdiğini ben sevmedim.

Neyse, bunlar derin mevzu...
Anlaşıldı, bu herif artık gelmeyecek.
Ufaktan yol alayım
Anam evde yalnız, şimdi merağından ölecek! ..

Gittim, vurup kafayı yattım;
Rüyamda gördüm, gülümseyerek geldiğini.
Ne bilirdim, yolda kamyon çarpıp
Hastaneye kavuşmadan can verdiğini! ..

Vay be Rıza! ..
Sonunda sen de düşüp gittin Azrail'in peşine!
Dün, boşuna günahını almışım,
Ne olur, kızma bu kardeşine!

Öğlen kahvede söylediler, Rıza öldü, dediler
Ne kolay söylediler!
Sanki dev bir taş ocağını
Kökünden dinamitleyip üstüme devirdiler!

Ah dostum... o kocaman gövdene
O beyaz kefeni nasıl kıyıp giydirdiler?
O zalim tabutun tahtalarını
Senin üstüne nasıl böyle çivilediler?

Yani sen şimdi gittin, yani yoksun,
Yani bir daha olmayacak mısın?
Yani bir daha borç vermeyecek,
Bir daha bira ısmarlamayacak mısın?

Peki, beni kim kızdıracak,
Kim zar tutacak, kim ağzını şapırdatacak?
Peki, beni bu köhne dünyada
Senin anladığın kadar kim anlayacak?

Ulan Rıza... ne hayâllerimiz vardı oysa,
Ne acayip şeyler yapacaktık...
Totoyu bulunca dükkân açacak,
Adını Dostlar Meyhanesi koyacaktık.

Talih yüzümüze gülecekti be! ..
Karıyı boşayıp sıfır mersedes alacaktık.
Hafta sonu iki yavru kapıp
Boğaz yolunda o biçim fiyaka atacaktık!

Ah ulan Rıza... bu mahallenin,
Nesini beğenmedin de öte yere taşındın?
Ara sıra gıcıklaşırdın ama inan ki,
Benim en kıral arkadaşımdın! ..

Ah ulan Rıza... ben şimdi,
Bu koca deryada tek başıma ne halt ederim?
Senden ayrılacağımı sanma,
Bir kaç güne kalmaz, ben de gelirim! ..

Yusuf Hayaloğlu
Edited by: CANSEL

MUHARREM SÖNMEZ
24-08-2007, 00:07
ATEŞLERİ YIKANIR YALNIZLIĞIN

Seni hayal ederim

yapabildiğim bu

bir de dünyayı durdurabilirim gözlerinde

ama izin versen

belki seni aya çıkarırım roketsiz

yıldızların ışığından duvaklar yaparım

bulutlardan yataklar beyaz ve uzak

bilmediğin ülkelerin şarkılarını söylerim

şiir çizerim camlarına şehirlerin

ırmaklardan geçerim kulaçsız

sana bir çiçeğin kalbiyle seslenirim

korunmasız kalkansız

öylece insan

seni hayal ederim

bütün yapabildiğim bu

ama istersen

yıkanır ateşleriyalnızlığın.

DOĞUM-HANE

büyük yalanlarım var

fazla fazla

aşk dediniz adına birinin

bir diğerinede dünya.


parklarda bulunan sarhoş evleri

tünemiş kalplerinize kuşlar

hep bir laneti gösterir bulut

karanlığınız geçti mi?


korkarak gözkapaklarından

geçmesin diye uğraştığın mana

cam gözlerinde ısınmak namümkün

kendim diye sarıldığım ayna.


sonra bir çiçekciden gül alacaksın

onun yanında yalnızlığı

çünkü kökünden uzak her canlı gibi

kendini soğuk bir çölde bulacaksın

her yanın sadece gece.


ölümü unuttuğunda

o seni unutmaz

yavaşlayacak kalbin atışları

her duyduğun seste ünlenen

ve büyüyünce gözbebeklerin kara

hatırda yaşamak kalır

kolunda boş bir şırınga.


mahkumlarını seyre dalan şehir

sisten ve hissizlikten yürünür

aklımızda eşitlik ve hak

zor kadınlığın adamı olmak

benzediğin kozalarda güzellik

yalnızca bir etiz olmayınca aşk.


bölünüyorum sensizliğe

yinede yalnız

gece içimde başka bir hece

telaffuzu zor bir ayrılık

beşikler sallanır yataklar

ve şehir sallanır bir sabah

kimse olmaz yanında

duvarlar aralanır.


kimleri uğurladım ben o kapıdan

boş sandıkların yurdu

toprağın kokusunu hatırladım

ruhumda biriken isyan taşar

ama incelir gözümde yaşamak

herdenizin yaması yaman olur

açıldığı yerinden görünür

tufan

bir zerreyiz başka bir söz yok dilimde

GİDERİZ BAŞKA BİR YOL YOKİÇİMDE.



KAÇ AYRILIĞIN ORTASI SEN

Delip geçtin bu gün çadırımı

hazin ve neşeli kurbağa

uzaklarda büyümüş yoksulluk

uğrarsa adına

üç göz odada oniki göz

hala inanamazlar yaşadıklarına

yinede temkinlidir hayat

söylemez öldüğümüzü hiç kimseye

altı üstü bir güne sığdı mutlu olmak

işte herşey o gün kadardı

kısa ve yaşamaklı

kelebeklerden sözünü eksilt

saatlerin geçmeyen sıkıntısına

sarı kurdeleyle bağlayıp akreple yelkovanı

bitmeyecek bir anda kaç ağrının sahibi

ve denizin ve bulutun dahi evrenin

şimdi kalın harflerle ört üzerimizi

iştebudurbaşı ve sonu

ama

kaç ayrılığın ortası sen.

KABUĞUNDA SU VE DUMAN

Ayakların uzayan temmuz

ağustosun başına güneş

boşalmış evlerin kalabalıkları

caddeler yalnızlık dolu

taşların üzerinde gölgesizlik

ağaçların ruh olma saati

sislere karışan eylülün bakışları

şehir ince yüzünde suların

duman dolu kabuğunda



Edited by: TURAN AKYAZI

emre gümüşdoğan
07-09-2007, 10:43
YALNIZLIK ARAYIŞI <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
gözümde büyüyen bir hayat büyüdüm
yaş aldım, üstlendim. korkarım eskisi
hay allah! eskisi kadar atik değilim
kimbilir, düzyazı eskimesindeyim
rıh'ı fazla kaçmış birçok el yazması
kadar müeddep, mürekkebi terlemiş kalem
kadar sağlam bir hazneyim; ben neyim?
gözümde büyütmediğim her şey büyüttü beni
aklandım üstelik, vicdanımla nâm saldım
olmayacaklar buydu işte tanrım! istikrar
takrir ile taçlandı, hayli sessiz kaldım
Rıza bâbı münhaldi hep, gitmedim ki
haldi. mevcûd ile ben hep hemhaldik, ân
geldi. bildi m ve bağlandım; ben neredeyim?
gözümde büyüttüğüm şimdi çocuğum kaldı
nerede ne kadarım ve nedir mübadele değerim
biliyorum hepsini ve sinden sine bir saldı
ince uzun parmaklarıyla annemin
babamın düzgün alyanslı parmağına uzanan kol
bir çocuk hayattan ne anlar ki? kadardı
bilmek yitirmektir aslında, işte yeni bir yol
zeyl 2
hayat kadardır ölüm, yalnız kendisiyle yıkanır


Orhan ALKAYA
Şiir Ülkesi ***8211; 12 / Haziran 2003

emre gümüşdoğan
10-09-2007, 10:40
KÜÇÜK SOLGUN IŞIK


avluya sermişler onu incecik
karanlığa karşı ölgün bir umut
korkular sızmasın kapılardan
gündüzün köşelerinden geçiyor gece
kör bir yolcu gibi eli değnekli
yılgın lamba yanıtsız bir bilmece


küçük solgun ışık
denizden koptu elime kondu
öptüm sevdim yolcu ettim
etekleri taş doluydu
ölümcül yatıyordu düşlernin bittiği yerde
acılar kendini bulmanın yoluydu


kapıda köpek gibiydi karanlık
evdekiler düşlerinden koptu
yoruldu perdeler pencereler yırtık
saksıda sardunya bembeyaz öttü
sabah mı geliyordu gece mi bitti
yoruldu nöbette küçük solgun ışık


tan yerinde pembe yüzü tanrı'nın
dağların mavisinden bir umutsuz gibi geçti
yataklarında çocukların ellerinde taştan
ocaklar kararmış duvarlar karışık
yanıyor yine ülkelerin kalbi
ve o küçük solgun ışık


Hidayet KARAKUŞ
Varlık, 1148, Mayıs 2003

yılmaz arslan
10-09-2007, 14:03
Kar Altında Güzel Kalır Ölüler





Kar yağıyor usun şölen köylerine
Kar altında, süte banmış pazen ay
Çığla ovun topuğunu ovanın
Kar altında, dizi kırık gezen tay




Işıyor egemen erkin aykaymak memeleri
Kışın saten sabahlığı, çınlayan mermer gülü
Dirseğimde birikirken ölümün dördül gülü
Ah! şu ahşap belleğin gitmeleri gelmeleri




Biçiliyor ışıktan sesin yitik urbaları
Ulak salın ırak yurda, duysun uyruk muştuyu
Taşımasın çıkınında azık gibi kuşkuyu
Sav' aşıldı bilenerek düşün kılgın kargıları


Kokulu yapraklar tıkın yaralarına
deniz kabukları kakın alınlarına
Ey! devrim, eter yeli, keder
Kar altında güzel kalır ölüler


GÖKÇENUR Ç.(ELEBİOĞLU)



( Her Kitabın el Kitabı' ndan)


Edited by: arslan yılmaz

emre gümüşdoğan
11-09-2007, 11:40
DİNAMİT


acılar uzun yazlar gibidir
yaşam akrabat ipinde değnek
kıtlık ambarında saklıysa unlanacak darı
közü saklayan ocaklarda aramalı ateşi


toprağa kök salamıyorsa ayrıkotu
dibinde birikmiştir tortusu eski köklerinin
çapa gidip geliyorsa, gidip geliyorsa
ilkyaz, kazasını çatlatır kelebeğin


mermer şekillenemiyorsa ustanın ellerinde
ayrıkotu ipi geçiriyorsa boynuna bir gelinciğin
sütten yeni kesilmiş taylar gibi koşar ölüm
adasız denizlerin azar kimsesizliği ana



sahi sormadım sana, bağbozumu doğumunu
sahi sormadın, dilimdeki yangını
yazdırır şimdi anılarını acemi 'şairin seyir defterine'
kanadını dalgalara bırakan, sağırı çağıran martı


bir kitabın sayfalanndan bakarken hayata
kütüphane konuşmalanna koşar akşamlar
dinamit hafızamda patlar ana


dinamit suda da patlar


Mehmet HAMEŞ
Yom Sanat / Sayı 13 / Temmuz- Ağustos 2003

emre gümüşdoğan
12-09-2007, 21:41
KALABALIK <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

<I style="mso-bidi-font-style: normal">"ipek böceği attım [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">eşarp düştü işime... " [/I]

uyandım
rüyamda kanamış dilim
belki kıtlama jiletle bağrılan
yaşam öyküleri anlatmışımdır çocuklara.
çocuklar dedim de
onlar da kanadılar
kanınca bana.

kalktım
bir eşkıya rica etti yüklerimi
güzel de bir kadın
çocuğunu öleceği yaşa büyütemeden giden
bir anneyi uğurlamış olsa da
on yedi kalp kriziyle

yürüdüm
adımlarım nasıl da uyarılıyor
kapıyı çalan biri olduğunda
isterse bir hırsız olsun
kapıyı çalmaya yeltenen

öldüm

ve yarın üşüştüler başıma; yaşlar, ayaklar, gözler
ve yarı yaşam yakınmaları sürdü adıma
ve yar uzun saçlı bir adamla geldi mezarlığa
ve ya bir kadınla

ve
gömdüler beni,
öldürdükleri gibi
özenle

Özge DİRİK (1978 - 28 Ağustos 2004)
Hece / Sayı 93 / Eylül 2004











Anısına saygıyla...

yılmaz arslan
13-09-2007, 12:12
Senin Dilin Dağdır




Senin dilin dağdır

Senin dilin dağdır. Ama
ben seni anlarım.

Su konuşsa
doğa geceye karşı bir gece
anlamam; buzun yaban çözülüşündendir,
o yüzden anlamam.


Bak işte bir gece
başka sesler başka diller olurlar; sen
beni bil, ben seni anlarım.


Senin dilin
çünkü taş bir yontu değildir: Kalbin
suyundan öğütülmüş rüzigar, o bir ırmağın
son geçidinden yadigar, şu dediğim gecenin
bir ruhu vardır, bilir.


İşte böyle
söze köze baktıkça soy bir inceliğin
yalıtıp sakındığı soy şarkıdır
senin dilin, ben
seni anlarım.


Ama dağ
böylece bana gelirdi çünkü, sen bunu bilirdin:


Sorgu yok, sorsan da gözlerim
unuttuğum ölülerde susar, cesaretim ve vazgeçişlerim,
sınandı çok zaman oldu, ben
anlarım seni, ırmağın
yukarısını bilirim:


Yok orada kalbini sürte sürte sağaltacağım bir geçit
söz ve rüzgar dinince, aşağılara indi, bir yosun taşı
oldu senin dilin.

Kabul, doğa geceye karşı bir gece,
ellerini tutarım. Ama işte,
çarpınca yüzüme
yitirdim sandığım öfkenin arı suyu, sen

kapanmayan yaralarında dur.

benim dilim dağdır o zaman, ben seni anlarım.


Ocak 2007
Emirhan Oğuz
(Sonra Edebiyat 1, Mayıs-Haziran 2007)

TEHCİR

Sendin.Seni verilmiş sır

gibi sakladım.Uzundun sonsuz
uzun.Bildiğim yollar gibi uzun.

Avcı.Uçurumunu görür.geyiğin yarasında.

Sendin.Seni sınanmış kor

gibi sakladım. yedi dağın
bir göğü.Gittiğim seller gibi uzun.

Yağmur. Yağmaz bir daha.Koyağın burgacında.

Sendin.Seni dağılmış nar

gibi sakladım. Tarumar bağın
gülü.Vardığım vahşet gibi uzun.

Sahra. Zehrini içer. Engereğin sorgusunda.

Sendin.Seni yıkılmış duvar

gibi sakladım.Söylensel ağın
gönü.Giydiğim esvab gibi uzun.

Yolcu.heybesine kapanmış.Kör vaktin Hallacında

Sendin.Seni yeşermiş bahar

gibi sakladım.Gökler kuşağının
dünü.Kaçtığım düşler gibi uzun.

Kilit. Anahtarın zor hükmü.Zulmetin sarnıcında.

Sendin.Seni ağarmış efkar

gibi sakladım.Divane aşığın
künü. Sürdüğüm şarkı gibi uzun.

Ölüm.Kara kalbin tehciri.Leyla***8217; nın kuyusunda.

Sendin.Seni kazınmış adlar

gibi sakladım.Haykıran kanın
kömü. Sorduğum divan gibi uzun.

Haziran 2007

Emirhan Oğuz
(Sonra Edebiyat 2, Temmuz-Ağustos 2007
Cumhuriyet Gazetesi, Eylül 2007)
Edited by: arslan yılmaz

emre gümüşdoğan
14-09-2007, 12:25
ADIMATEM <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

Gözlerine bak, iyi bak, ta içine
Hüznün arkasındaki uçuruma yürü
İyice bak, sarkıt vücudunu derine
Kendine doğru; gözükara bir çocuk
Resimleri nasıl fütursuz kurcalar, öyle
Adları yüzleriyle buluştur, aşkı sesiyle
Bir insanın adını niye Matem koyarlar

Zordur kimileyin adıyla anmak yüzü.
Çok ayrı yerdedirler kırışıklar ve künye
Biri hep duvardan indirtir sazı
Öbürüneyse kan revan bir kördüğüm
Bütün anılan selviyle kazı
Dibinde Matem'dir yarasına süründüğün
O insanın adını niye Matem koyarlar

Sen kaldın, bir ırmak huyunda gitti onlar
Ali, Selman, Hatice ateşe bin barikat
ıssız gecelerde narçiçeği hoyrattır kan ar
Dokunduğun küller soğuk, güller uykuda
Sakınma, gör işte; bunca acı üstüne
haziranda hazırsan
Marşlar ter içinde, aşka diz çöker hayat
Bir halkın adını niye Matem koyarlar

Seyyit NEZİR
Nikbinlik / Sayı 15 Haziran 2003

Nasiva
15-09-2007, 03:18
YALNIZ

Yalnızlığı hiç bilmeyeceksin.

Kuytular, tanrılarındır.

Çağlar ve sınırlar ötesinden

Sana hep seslenecek can çekişen kurbanlar.

Hangi ıssızlığa varsan

çığrışan açlar bulacaksın,

Başaklar sallanırken ta uzaklarda,altın ve hayırsız.

O açlar,

Bir kara iman gibi davet edecek

Seni görkemli beraberliğe.

Yalnızlığıı hiç bilmeyeceksin.

Korkular,tanrılarındır.

Tarih

Kahraman sesleri hep boğmuş olan bir cellat

Ama gür yankılar kopup gelecek

Onlardaki özlemle doğan cennetten...

En uzak güneşlere türküler yakanlar

Davet edecek

Seni görkemli beraberliğine.

Yalnızlığı hiç bilmeyeceksin.

Tenhadaki lanetli sular, tanrılarındır.

Ve bilir belki yaşlanan ırmak

Gölge olmak değil onun yazgısı,

Baş eğmemek, ve yiğitçe haykırmak;

Gölden göle,dağdan denize

Özgür akarak bentlerini kırmak...

Kör kuyular,tanrılarındır.

Bilge olmaktır ırmağın yazgısı.

Sormayı bilmek yanıtsız soruyu

Susmayı bilmek ve çoşup durmayı,

Köhnemiş dağlara, ham meyvalara

Taze bir ses taşıyıp bir yeni çağ açtırmak.

Akıp giden bir akıldır ölüm,

bilir bunu su,

Toprakta hep boğulsa da aşkın uğultusu,

Çağıldayan o ölümsüz pınarlar,ummanlar

Davet edecek

Seni görkemli beraberliğine.

Yanlızlığı hiç bilmeyeceksin.

Aşkı sönük uykular,tanrılarındır.

Sevgililer,tek bir ağaç olmaya

Can atan ormanlar gibi davet edecek

Seni görkemli beraberliğe.

Yalnızlığı hiç bilmeyeceksin

Yıllar yılı bin gözle bakıp okşadığın

Yiğitler, sevenler, ve açlar,

Sönmek diye bir yazgıya baş kaldıracak,

Susarken yaman türküler söyleyen

Güneşler gibi

Davet edecek

Seni görkemli beraberliğe.


Talat Sait Halman
1931

MUSTAFA ERGİN KILIÇ
15-09-2007, 10:54
Sevgili Arkadaşım </span></span>

</span>

1.</span>

</span>

Gözlerinin rengi gibi</span>

Yüreğinin rengi gibi</span>

Saçların da kendi renginde</span>

</span></span>

Ama ben, ellerini gördüm önce</span>

Toplayan, düzelten, onaran ellerini</span>

Dokunduğuna soluk aldıran</span>

Telâşlı, usta, sevecen ellerini</span>

</span></span>

Geç anladım ve inandım</span>

Her gün daha çok inanıyorum</span>

Ellerin, güzel işlerin karıncası</span>

Ellerin, ellerden bıkmış ellerime
sığınak</span>

</span></span>

2.</span>

</span>

Yüzünün rengi gibi</span>

Dudaklarının rengi gibi</span>

Saçların da kendi renginde</span>

</span></span>

Ama ben, özverini gördüm önce</span>

İçinden çavlan gibi dökülen özverini</span>

Hep koşan, yürümeyi bilmeyen</span>

Hesapsız, gücendirmeyen, saydam
özverini</span>

Neye uzansa dirilten</span>

Susan, hüzünlenen, sıcak özverini</span>

</span></span>

Geç anladım ve inandım</span>

Gün gün daha çok inanıyorum</span>

Özverin, güzel işlerin arısı</span>

Özverin, sözcüklerden yılmış kafama
barınak</span>

</span></span>

3.</span>

</span>

Derinin rengi gibi</span>

Sesinin rengi gibi</span>

Saçların da kendi renginde</span>

</span></span>

Ama ben, seni gördüm önce</span>

Gülen, yaşayan, bilen seni</span>

Körpe bir söğüt dalı gibi çırpınan</span>

Durduğu yere can veren</span>

Gönüllü, duyan, seven seni</span>

</span></span>

Geç anladım ve inandım</span>

Şimdi daha çok inanıyorum</span>

Sen, hayatın ablası</span>

Saf olan her şeyin mayası</span>

Sen, eşyalardan usanmış kalbime
dayanak</span>

</span></span>

4.</span>

</span>

Sevgili arkadaşım benim</span>

Sana 'sevgili arkadaşım' diyorum</span>

Budur, bizim anladığımız sevdanın
tanımı</span>

İşte sana bir aşk şiiri</span>

İçinde 'sevgilim' sözcüğü geçmiyorsa</span>

Suçun yarısı senin</span>

Çünkü, ben de bize yaraşanların
sözcüğünü değil</span>

Kendisini seviyorum senin gibi</span></span>

</span></span>

</span></span>

/ Süreyya Berfe</span>

emre gümüşdoğan
16-09-2007, 09:19
Depolar***8217;dan<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
282.
Albay Alzheimer!
Yalnızlığın sabıkası, biçimde çarpıştıkça
kaleydoskopu
bir deniz fenerinden ufka yönelten
içi boşaltılmış yakuttan kafatasını
ölüm sahasına atılacak yabancı bir madde gibi
acıya yöneltilmiş iki kişilik davetiye gibi
puslu tanrı apışlarından
terli terkilerden ve o atları
korkunç yılanlarla kırbaçlayan tereddütlerden
size uzatan mahlûk'un
terazisinde arayın: Bir kefede sabıka
öte kefede kafein. Bedenime yerleştim.
Dolaşım sistemimde dışkı
Boşaltım sistemimde kan var Albay Alzheimer!
Çelikten bir ten dokunduğunuz, şimdi
suçtur sonbahardan herhangi bir mayıs istemek!
Arka arkaya işlediğim cinayetleri
bir iğneyi sürekli batırıp çıkarttığım kumaşa
işlediğim nakış sayın
bir zarif katil sayın Albay Alzheimer!

Sizi tersyüz edilmiş aşkların yalıtımı esnasında izlemiştim
Büyük bir savaşta kazanılmış paslı imitasyon madalyalar
gibi duruyordu yüzünüzde
yüzünüzden nefret eden gözleriniz!
Dudaklarınız, günahkar hafızasını kaybetmiş
dudaklarınız, satenleri parçalamaya hazır makas
dudaklarınızın size sadakatinden emindiniz!


Öyle devasa orduların başında
mağrur, azimli, sevdada merhametsiz
toplama işlemlerinde etkisiz eleman
ama yatakta baştan aşağı 1.90 cm penis
her ihtilalde cumhurbaşkanı
her evrende acımasız, yalaka ve haris
Albay Alzheimer!
Benim şiir yaza yaza küfrettiğim bu ülkede
sadece siz vatansever değilsiniz!

Dönün Orta Asya'ya ve
baştan başlayın göçünüze!
Game over! Game over!
Asmayıp da beslediğiniz yoldaşlar
bir gün tek sıra olup, intizamla girecekler
o pek de müstesna olmayan faşist .ötünüze!

küçük İskender
İmlasız sayı 3

san_
18-09-2007, 07:15
<DIV align=center>

Anayasası İnsanın

Kan yasası bu insanın:
Üzümden şarap yapacaksın
Çakmak taşından ateş
Ve öpücüklerden insan!
Can yasası bu insanın:
Savaşlara yoksulluklara
Ve binbir belaya karşın
İlle de yaşayacaksın!

Us yasası bu insanın:
Suyu şavka döndürüp
Düşü gerçeğe çevirip
Düşmanı dost kılacaksın!

Anayasası bu insanın
Emekleyen çocuktan
Uzayda koşana dek
Yürürlükte her zaman

Can Yücel

yılmaz arslan
19-09-2007, 15:19
GOYA



Ben Goya' yım!
Çorak bir tarlaya kuzgunlar gibi süzülen düşman
yuvalarında oydu gözlerimi.
Ben acıyım!


Ben iniltisiyim
savaşın.41 karlarında yanmış
şehirlerim ben.





Ben açlığım!
ben kırılmış boynuyum
çıplak alana çanlar gibi asılmış
bir ihtiyar kadının...
Ben Goya' yım!



Ey gazap üzümleri!
Top sesleriyle yürüdüm Batı' ya,
çağrısız konuğun külleriyim
ben!




O unutulmaz göğe tabut çivileri gibi
sert yıldızlar çaktım!
Ben Goya' yım!


ANDREY VOZNESENSKİ

san_
21-09-2007, 13:44
adam

-idil'e-
O Şehre davrandığın gibi davran bana da
O Şehre gittiğin gibi bana da git uçarak
bana da in, bana da kon ve el salla geride
bıraktığına: Elveda benim küçük adamım!
ufacıktan bir Şehri nasıl adam ettinse,
Sevdinse adam gibi, beni de o Şehir gibi
sev! Korkma sakın, adam etmez aşk beni,
geç benden, benim de köprülerim var,
aşkı seyret oradan, dalgın günüm geçiyor,
benim de gecelerim var, danset, eteklerin
fırdönsün, sen bana dön, bana eşlik et,
benim de sabahlarım var, uyanmaya ne saat,
ne telefon, ne kapı: bisikletin zilini
dizlerini kanatan bir deli kız çalsın yeter ki!
Benim de parklarım var, uzanıver salkımsaçak
üstüme, dalımdan tut, benim de yapraklarım var
güneşli gövdene müjde eli kulağında bahar,
benim de Şiirlerim var, aşk konulu, senin
o Şehri sevmene benziyor, seni sevmeye
benziyor adamakıllı serserin olana kadar

Bir Şehri kıskanıyorum, benim böyle neyim var?
haydar ergülen

emre gümüşdoğan
23-09-2007, 10:17
GÖLGE <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

şaşkınlığımı saymazsam benim geçmişim olmadı.
tuhaf... ilandaki kayıba ne çok da benziyor yüzüm.
görmesem çıldırırdım, sildim izlerini; kırgınlığa yenik
düşlerimin. günün telaşıyla geçiştirdiğim zaman, nasıl
anlatsam ki; akrebin ufku kuyruğundaki zehirmiş.

bakıp da düne bir tutarı yokmuş diyorum ömrümün.
yalan hepsi... küçücük bir sır belki de bu cehenneme
katlanmama sebep. delili yok biliyorum, kimseler
inanmayacak sayıklamalarıma. biraz da umarsızım
yine de; yalnızlığın kıskacında kıvranırken tenim.

gövdeme zehirli bir korkuyla kazıdım öfkemi.
vebalı bir gölgeyim, geçidim yok kendimden öte.
neye dokundumsa ince bir hastalıktı ellerime
bulaşan. suç ve itiraf: ansızın tetiğe uzanan
parmak; başka bir kıyı yok diyorlar bana.

ah! ömrüm, ölüm kadar hükmün geçmiyor zamana.
giderayak çözdüm yokmuş kılavuzumun sırrı.
buradayım işte; durmadan yırtılan göğün altında
daha ne olsun ki bu dehşete düşmemek için.
yaşadıklarımın diyeti bile olmayacaksa intiharım.

pes doğrusu... ne çabuk da alışmıştım arsızlığa.
bir tebessüm bile yetermiş demek, kalbimi talana
açmaya. ayıplıyım, üstelik bir o kadar da hırçın.
vay ki tanrım! kırılsın belleğimin sahte fanusu.
bildim özrümü de geçemedim acısından aşkın.

Selami KARABULUTDize 94 / Ağustos 2003

emre gümüşdoğan
25-09-2007, 11:12
ALTIGEN

Başkası doğar, insan kendi dalını keserken
sicimle, dünya bağlarını koparıyorken
son gününde, ondan bir önceki..
içe kapanır insan, ceviz kanadında
özel bir dalgalanma gösterir
emredici kuvvetler karşısında duruyorken
tepelenmesi boldur insanın
bir çırpınma kalp sıkıntısı
bize odaklanmış dostlar karşısında
son söz niyetine başlar sırtta kırıcı bir ağrı
yürek kokusu duyulur, her işin ucunda
başkası doğar, insan kendi dalını keserken

Sevgili Haydar, Hüseyin, Metin
kalbiyle yazan tüm şairler
ısınmak için tur atalım dünyada
denetim masasında buluşalım haftada bir defa
bileklerde biraz zor çarpar kuvvet
kapkacaklar nasıl öter, boş kaldığında?

Boyun çukurumda bir işaret var
göğüs ararnda bir adalet
ben kasıklarımdan doğan bir kuvvetle yazıyorum
boyun çukururnda şeker gibi bir illet

Yaşlılık düşünce hızında
biz çile odasında yerel ağızlarla
mimarların böceklerden öğrendiği altıgen
geçen yılı zirveyle kapattım
bu yıl denklem tiryakisi biri var sutımda

Hüseyin PEKER
Akatalpa, sayı: 70

suece
28-09-2007, 23:09
AL BENİ SEVECENLİĞİNE


Ben sevdayım, al beni sevecenliğine
Ben gülüm, dallarına aşıla beni
Çocuğum ben, göğsünde büyüt,
Umudum ben, düşüncende geliştir.


Acıyım, gerçeği ararsan bende,
İnancım, coşkuyu yaşarsan bende..

ŞÜKRAN KURDAKUL

MUHARREM SÖNMEZ
29-09-2007, 01:40
OLMAZ Kİ...

Hiç düşünür müsün ?
-olmaz ki
kahverengi çatılara bırakılmış arsızlığı
odalarından geçtiğim gün görmüşlerin
şuh kahkasına karışan yeni yetmeliği
aslına aykırı sevdalardan kurşun rengi
bir güvercin
gönlümün mektuplarını taşınır kanat kanat
gönlüm neki şu kadarcık bir et parçası
ama nasıl büyür içimde
sanırsın her zerrenin içiyim
tufanlardan sonrayım
birbirine dönen bulutlardan
burculanmış dağ başlarından
en küçükhücresinde bileyerkürenin
seninle büyüyen bir yaşam var
hiç düşünür müsün?
-olmaz ki...Edited by: TURAN AKYAZI

Fatih Yavuz
05-10-2007, 09:27
LEKE

Gündüzler, öyle bir yırtılır ki
yamar dururduk geceleri
Düşleri çelimsiz ipleri kopuk
bir hüzün yongasıydı çocukluk
Delik deşikti hayatın cepleri

Bir avuç şairdik
bu kent düştü ömrümüze
Büyüdük...bir yangın büyümesi
Güllerle sevişmesini öğretmediler bize
Kelepçeli imgelerle s a v r u l d u k

Silen sildi ellerindeki isi
hoyratça basıp meydanların yüreğine
Soyunup ten kokulu yağmur gömleğini
Hırçın huzursuz aşk gibi asi
böyle bir rüzgârla yaşanmaz diye

Ne söyler şimdi erken bir güz lekesi
Nerden uçar göğe kırgın üveyik
Övünen övünsün gurbetiyle
Sorgusuz sualsiz ikrar bizimdir
Aynı yaranın izleridir çoğu dize

Bir avuç şairdik
bu kent düştü ömrümüze
Büyüdük... bir yangın büyümesi
Güllerle sevişmesini nerden bilirdik
Hızlı adımlarla geldik küldensöze

Kı-
rıp
sesimizi
bekledik

Ahmet GÜNBAŞ

Fatih Yavuz
06-10-2007, 12:33
Dün Akşam

Dün akşam...

Özlem sularında
Sensizliğe daldım
Efkarın dansı saçlarıma yapıştı

Buğulanmış gözlerimde
Yine yine o bakış

Derin sessizlikte
Söylenmemiş iki cümle
Hüzün duvarlarını çatlattı

Şarkılara yüzünün çizgilerini sakladım
Avuçlarımdan anılar taştı

Yüreğimin keskin köşesine
Sızımın sızısını yazdım

Zaman uçtu dudaklarımdan
Kondu yalnızlığımın toprağına
Sardı benliğimi
Açtı yaralarımı

DÜN AKŞAM
KOCA BİR YÜZYIL YAŞADIM
SANİYE İÇİNDE AN KADAR UZUN...

Burcu Yalkın

Fatih Yavuz
07-10-2007, 10:40
GÜLBEYAZ

Gülbeyaz,
Ankara***8217;da bir gecekonduda doğdu
Yaşamının ilk gözyaşlarıyla ağlayarak.
Ankara***8217;da 1985 yazı
Gülbeyaz
İki göz gecekondunun dördüncü kızı.
Oğlan olsun istiyordu babası
Ama nasip işte
Allah***8217;ın yazdığı yazı!
Babası oğlan için,
Bekleyecek başka bir yazı....

Gülbeyaz,
Yokluğun emzirdiği çocuk,
Tutunmuş yaşama sıkıca
Pamuk elleri yumuk.

Gülbeyaz,
Yokluğu sofradaki eksik zeytin tanesinde,
Yanmayan sobanın soğuk yüzünde,
Babasının sevgisiz sesinde gördü;
Ablalarının eskileriyle büyüdü.
Kocaman yırtık pabuçları,
Kocaman güneş soluğu giysileri oldu.
Yaşadığı tek bollukta
Sadece bu oldu! .

Gülbeyaz,
Sevdi gökyüzünü yine de
Bakarken camsız penceresinden
***8220;Benim yüreğim de senin kadar büyük! ***8221;
Dedi içinden.

Gülbeyaz,
İlk yeni ayakkabılarını onbeşinde aldı.
Bu yaşanmamış çocukluğunda ki
En güzel andı.
Bir de yüreğinde yeni bir duygu vardı,
Galiba adı aşk***8217;dı.

Gülbeyaz,
Sevdi ama vermediler sevdiğine,
Vermek için bir memur emeklisine.
Onaltısında yoruldu körpe yüreği
Çok sevdiği gökyüzüne gitmekte buldu çareyi! .

Gülbeyaz,
Şimdi güldalında açmadan solmuş gonca
Yıkıldım, kahroldum bunu duyunca.
İkigöz gecekondunun tavanında
Asılıymış narin bedeni! ..
Söyleyin kim ödeyecek bu bedeli?

Gülbeyaz,
Esmer bir kaderin ay yüzlü kızı,
Gülbeyaz,
İçimde yaşayacak ince bir sızı! ...

Esat Selışık

emre gümüşdoğan
09-10-2007, 18:18
GÖZKALEMİ

Suçluyu nasıl bulamam gün içinde?
sicili bozuk cazcıyım, nasıl bulamam
suçlu, evlerin fotoğrafı içinde?
suçlu boş kafalı, sanat düşkünü
bir o kadar da aşık!
gözümde canlandırdım kim olduğunu
suçlu; paslı demir, üstüme vuruyor
sıkışmış fermuarlardan bakıyor üstüme

Suçlu bende, pencereden görüyorum örtülü kimliğiyle
cebimde bozuk para, bazen ıslak mendil
kızartma yağlar akıyor, mucize ülkesinden
suçlu benle, gölgemde bıçak biçiminde terliyor
yastıklar çiziyor göz kalemiyle
yat diyor, iki kişi olalım yaz gününde
yataklar düzenliyor, ter bırakmayan ipliklerden
evim in önünde patlayan bombaya rağmen
papatyalardan oluşan duvaklar örüyor üstüme

Suçlu ayağa kalk!
saklanma, kurnaz oyunlar içindesin
göğsümde atlet, bileğimde dövme ağzıma
yapışan tükrük kadar bereketli.. kurşun
yağdığı gün anladım seni!
kara cesaretini benden alıyorsun
agresif bir burnun var senin
ben yürüdükçe nemlenen boynun ..
maskeli gözetleyenlere, eldivenli elleşenlere, sen nesin? her
suç işlediğinde yaşam sahibi
babasına sıkılan kurşunlara benziyorsun insanın

Anahtar paspasın altında
kapımı açıyorsun sonuna kadar
perdelerimi kapıyorsun, güneş odaya iz bıraktığında
kendimi çalımlıyorum karşında
ışıkları söndürüp, güneşi döndürüyorum
dava listesi büyüyor, kanıma giriyorsun sır perdesi!
masamın üzerinde çiçekleniyorsun, deliksiz örtüde

Senleyim baharatların rengine göre
düz gitmiyorum, yırtmaç belden başlıyor
benden kalkıyor ölüm gemileri
tuzlu halde bırakıyorsun beni, terliyorum birlikte
durmadan yalan söylüyor,
suç işleyenlere yol gösteriyorum
kim delirtti beni
fotoğrafını dağıtmaya başladım senin, ipuçlarına
gece başladı kan hücrelerimde
susmayı düşünüyorum bunca kabuk
kemikten örülü istek içinde

Hüseyin PEKER
Akatalpa sayı / 92
Edited by: emre

emre gümüşdoğan
14-10-2007, 23:11
İnadına Şiir: Ardıç

Suvaz ile Divriği arasında
Karasar geçidinde gördüm
ardıç kuşlarından bir bulut
mekân tutmuş gökyüzünü

Dedim: Nereden gelirsiniz?
Dediler: Mengücek beyliğinden
Dedim: Konağınız nire ola?
Dediler: Ulu Cami avlusunda

Gördüm: O gün bütün Divriği
yerin ve göğün yüzü ile
ardıç kuşları kuşatmasında

Refik DURBAŞ 13-10-2007

Rengin Özesmi
16-10-2007, 13:17
Acıdan çatlayan toprak! Karnına yakın duruyoruz, seyirse de etimizin kasları. Doğurduğun yerde yanıyor ısımız hala, gövdemizin aykırı teriyle sürtüşerek. Pandora, anamız bizim, gerdanlığımız. Kadınımız bizim, yüzüğümüz. Çocuğumuz, bileziğimiz bizim. Bütün tutsaklığımız şakırdıyor yüzünün kafesinde. İşte geri veriyoruz sana koru, kökünden kavrayıp: Sal bizi karanlığın özgür ülkesine, annesine gecenin; kafatasımız sonsuzlukta uğuldasın. Sor bize, neden çözüm aradığımızı, İnsan***8217;ın insan ile kurulamaz ilişkisinde. Sor, araştır, kurcala Söz***8217;ün altında yatan sağırlığı. Sor: Hiçbir sorunun karşılığı bizde.
(Enis Batur, Yazılar ve Tuğralar, s. 65, İstanbul BFS Yayınları, tsz.)

yılmaz arslan
16-10-2007, 13:34
bana bir şakayık






bana bir şakayık adı söyle
tufanı kendinden olsun, aysız, tutkusuz, şakacı
yıktıkça aşkın boynuna, boyuna öç alan şafaktan
ve yağmurlardan ve kıraç yaşamlardan
zengin susmaklardan örülü, boyu ve huyu başa bela
bana bir şakayık adı söyle
kaşmir ve karanfil dokunsa ağlamaya hazır
deryalar atlatıp suda boğulan
kana, kanın rengine doyumsuz
karınca sabrına yitmiş dağlar
bana bir şakayık adı söyle
günahı sevabına muhtaç, asıldıkça asrın ipine
gecelere sığırtmaç türküleri aşılayan
asrın feodal sesine yankılar ulayan
bana bir şiddet adı söyle kendini durma yenileyen

adı şakayık adı olmasın lütfen!


yılmaz arslan

emre gümüşdoğan
17-10-2007, 15:50
KAR KURTLANDI

ayşe için

intihar arşivcileri
sevmedi narin ölümümü
söz bundandır

uyandım ilk gecerne
son düşümü uyurken
ne yana döndüysem
kendimle aynı yaştayım

kaç kör görür bende
soyunur beni giydiğimden
yakınlık sesimi sınar
uzaklık ziyandır

kendimsizim sana hep
yenildikçe güzelim aşk
başladığım suçtandır

ulaştım titrek söze
yaram mağrur
korkudandır

kar kurtlandı
üşüyorsa soğuk
bundandır

Celiâl SOYCAN / Varlık, Haziran 2004

<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

Fatih Yavuz
18-10-2007, 14:21
SAYGI DURUŞU

sen böyle güzelken bana söz düşmez
bakma,şiirler yazdığıma

senden korkuyorum,budur güvencem.
vardı,şimdi yok,o gençken...

bir şaşkınlığım ben ademden kalma.
demiştin ama:
ateş olsa ısıtamaz kendini
dünya...

bakıyorum kırlara,halden anlamak için;
kuşların uçuyor,çiçeklerin açıyor,
yeni gelinlerden ta eskisine
herkesin içinde bir sevgili yaşıyor!

İbrahim Tenekeci Dergah/Ekim 2007

Fatih Yavuz
19-10-2007, 12:14
bad-ı saba,yare selam et bizden
hatırcığı eyumudur hoş mudur
ben bendesi ırak oldu gözünden
kıymetini bilmezlere eş midir

dilber bizim kadrimizi bilmedi
akan çeşmim yaşın bir dem silmedi
çok zamandır bir selamı gelmedi
acep o zalimin bağrı taş mıdır

rakibi gördükçe yarin yanında
canım yanmaktadır sem'a dağında
hatıra geldikçe yoksa anında
bencileyin iki gözü yaş mıdır

ayrılığın bedir oldu hilali
artar derunumun derdi,hayali
ol gonce dehenin yusuf cemali
hasan dede,hayal midir,düş müdür

GAZİ AŞIK HASAN DEDE
17.Yüzyılda yaşamış Halk Ozanı


Edited by: Fatih Yavuz

emre gümüşdoğan
19-10-2007, 12:34
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />



UR

Her ölümün bir hikayesi vardır, öylesine hazin
ki derin bir bilmece tünelinden geçiş; közden buza
acılı, yangı yaşanmışlığa, düş enkazıdır, trajedi
başkalarının dehşetle seyre daldığı ak kül dağı...
ve eğer öğrenmişse kişi, değişir anında güneşin
rengi; küflü çiy, umarsız yitim tanıklığı gerçeğin:
"boynumda bir şişlik nüksetti, usumda çivi gibi
soruları; korkuyorum ağlamaktan kör aynalara
ölümü bunca yakın bilmezdim, nefesimde ucu...
ben kuşkuyu da böyle fütursuz, ağır, ani fırtına
saymazdım; avuç içi kadar karanlık yüzünden
insan ağlamaktan korkar mı? meğer korkarmış...
kalleş topacın hışmından doğmuş hikayem, işte
her an'da seziyorum" dedi, ufkun uğru çizgisine
takılı bakışlarını köpüklü maviye batırırken, bet
akşam, kırık bir fanus gibi duruyordu; iki kaşını
birleştiren yayda, gerildikçe keskinleşen zaman
suskun öfkesiyle, kalbinin ilk deryasına iniyordu
sözcüklerden soyutlanmış anlamın kor yamacına

"ben de bundan gideyim kendi hikayemle, siyah
zarın yüzeyine nakşolsun ur" diye yanıtladı yankı
nice yara sarmış günbatımını; "bilsem gelmezdim
hançerimdeki kuşkuyla büyüyen nar gezegenine"

kaçınılmaz hikayedir, ölümün aşka değen halleri
varlık da yokluk da düşlerdeki ağ değil mi insana
yaşam algılandığı kadarıyla var'sa, baldırandır dil
kavisli tüneli geçerken dirim bulutu, tozdan toza ...

Hilmi HAŞAL / Bursa, Haziran 2003
İmgelem Çocuklar / Sayı 2 / Eylül 2003

Fatih Yavuz
20-10-2007, 12:37
ŞİİRLE SÖYLEŞİ

illa da bir yerlerde vurulmak varsa
ko kollarında olsun

dala konmaz hırçınlığımda
eve dönmediğim geceler
şiire durduğum sabahlar
sevdiğim nakış işler
sabırdır
bende inadına
kaşlarının arasına gererim şiir hamağını

ne var ki
her kitap başka yazmış seviyi
"ibibikler öte" dursun
kimse gelmez

özgürlüğümün tanığı
alanlar ve kadınlarım oldu
bencilce sevdim her ikisini
geminden kurtulmuş şehvet değildi içimdeki
insan yanımın dışa vurumu
kızma ey şiir
ihanet etmedim sana

ölümcül boşluklar yansırken kutuplarında
nasılda ensesinden vurur adamı
usundaki yalnızlık
bir elim kabzasında kalemin
bir elim şakağımda
filistin askılarından kurtuldum
senden kurtulamadım ey şiir

güzel yanın bu olsa gerek
umut yanın
ve uçkura düğüm tutmaz
kız oğlan kız saltanatın

Emre Gümüşdoğan
Hayal DergisiAralık 2003-Ocak2004Edited by: Fatih Yavuz

emre gümüşdoğan
21-10-2007, 21:21
Kardeşim, Barışı Ne Zaman Yapacağız?

Bizi acıyla sözlediler, ama
Ey barış, biz senin nikahlınız;
Seninle gireceğiz eninde sonunda
Şarkıların altından geçip
Ve silahlarımızı dışarda bırakıp
Güzel günlerin dünya evine


Fikret DEMİRAĞ

emre gümüşdoğan
24-10-2007, 10:38
Evin Küçük Oğluydu Amcam


çocukluğu uzun, aşkı kısa
içinde şehir ve sokaklar
odalar kadar yer tutar
kar yağardı emirgan'a ağlasa
aşk kırıkları keserdi yüreğini
ahşap çekmeceleri açsa
ceplerinde iğneler
alnında bir tutam saç
kayıyı delerdi sesi
amcam aşık olunca


evin kanatsız kuşuydu amcam
nişanlı güzel yaşıyla
dokunsa çürük nar kokusuna
dedemin gözlerinde yaş
şafakla güz olurdu
üşürdü kalbinde yağmur eskisi -
gül kızlığına soyunsa
ben inceliğini bilir erirdim
o eski şehirleri sever
şiiri aşkla eğitirdi


Betül TARIMAN / Dize Eylül 2000

onuraslan
24-10-2007, 10:44
İ.Deniz Aslan


Eksik Bir


ıslandığımda
ağırlaştım bir ağaç gibi
hayal düştü aklıma kara kara,
kuşluklarda..

ıslandığımda

çiçeklerin nehir kokusu dağıldı
şeytan yüzüne çaldı rengi bulutların
yürüdüm sinsi adımlarıyla
buhurun kalbimdeki tortusunu
ceset bahşeden feryadını gördüm tanrıların

ıslandığımda

taşların arasından sızan
sesini duydum..
ağır ağır kapı aralığıma kadar
geldi, gece, gitmek için
beklemedim..

anlamın kayboldum içinde

mezarına kuşlar kondu annemin
anladım, kayboldun içimde..


İ.Deniz Aslan / Dize, Eylül 2007

san_
24-10-2007, 12:16
YİNE HÜZÜN VAR PENCEREDE

Seni sanatım gibi sevemem demiştim sana
Şimdi yazdığım her şiirde sen
Bir şeyden vazgeçer gibi unutmak istedim seni
Unutmanın hiçbir biçimini uyduramadım renklere
Artık bir düşsün öyle mi, yaşam öyle değil ama
Aşk da buna dahil
Bu yüzden sana dokunamam***8230;

Bir gülden kaç bahar tüter yüzünde gördüm
En serde halime cesaret ti tenin, ah kavuniçi
Gelin duvağı gibi saçılmış karlar altında
Bilmem kaçıncı özlemini kutluyorum senin
Artık çocukların üşür senin yerine
Gülerken sen çay ılır
Susarken dağ köyleri geçmez içinden
Dalgınlığının
Kim bilir, hangi otobüsün buğusunda
Hangi ağacın sonbaharında bekliyorsun beni
Bekleme
Burada hayat kırlangıçsız ve soğuk
Hayat insanın zaman maçı
Yenilgi ile zaferdir sonucu
Bir eksik çok fazla
Yahut ocağı yok ki pişsin umudu
Umut dediğin hasret yanığı tavada

Yağmur yağarsa seni mutlak bir yağar kalbim
Utanmam
Açlığı ve zulmü görmüşsen
Niye utanasın ki o ilk sevişme çığlığından
Kutsal olmasaydı karışır mıydı ezan sesine
Kötü hatıra yoktur hepsi güz olur zamanla
Perde arası, kuliste içilen bir bardak çayın dinginliği kadar
Ki ondan daha huzur vericiydi gözlerin;
Hani ışıklar sönüp alkışlar yükselir ya bazı
İşte öyle bir şeydi bana gelişin

Belki sanat, hiçbiri değildi seni özlemelerimin
Sadece insanın yalnızlığını kışkırtması
Kaç kez çocuk gibi ağlayabildik kordon boylarında
Kaç kez şişe girdi oramıza sur diplerinde deniz pahasına
Velhasıl kaç kez sürgün olduk bu vatan sınırlarında
Tanrı insana mayın da vermiş
İnsana mayın olmuş düşünce***8230;

TANER CİNDORUK

belki bir güne iki şiir olabilir arada bir. ben bir kez daha ihlal etmiştim kuralı. ama bu şiiri öyle seviyorum ki, okunsun istiyorum.daha önce asıldıysa ben atlamış olabilirim.

san_
25-10-2007, 04:15
Aşk Sarkacı
Beni böldün
kanarken kırılıyordum gecenin ortasında
içimin şehrinin köprüleri yıkıldı
kağıttan bir kadındı Eleni
bir tutam boya, biraz hüzün
ve basit hikayesi kadınlığın
Sen bir aşk sarkacıydın
bir ona bir bana dokunan
sonra onda durdun
yenilginin seçimi
(büyü hareketteydi oysa)
Gidip geliyordun
bir o bir ben
acıyarak her dokunuşta
Beni böldün
kendi acını sapladın bıçak gibi
sonra yas tuttun ölümüme
Gözlerine bakıyorum
hangi uzaklara gittiler
sen bana akan aşk damlası
bitti diyorsun
dikenli teller düşsün araya
Boşluğuna bakıyorum
öksüz aşkının acıyan yankısına
asla galip yok bu savaşta
Eleni bir yıkımdır benden beter
Sevmek mi?
ben de çok erkekler sevdim
ve seviyorum hala
mucize başka yerde
sevmenin öte şehri
seni bulduğum ışık
içimin içimin içinde
Ayrılık deyince
ayırdına vardım birden
varlığın ne derin
bu şehir nasıl da kalabalık
bu bağ nasıl kıskıvrak
İçimi çekince
yangın başladı her bir hücrede
anımsadım bir geçmişim vardı benim
anımsadım bir dünya içindeyim
gecede çırılçıplak bir iç sızısı
Şimdi sanıyorum ki herşey bir yalan
bölünmüş bir şehir
hala ulaşır kendi kendine
Mezarımda uyuyorum
avuç avuç ihanet atıyorsun üzerime
bekliyorum o an gelsin
ve herşey değişsin diye
kolların beni sarsın
ve herşey bir oyun işte
Bağışla sevgilim bağışla
Şehir uyanıyor
ve yolunda gidiyor herşey
arabalar ve hayatın arkası yarını
ben delirmeye kalkıyorum
ve boşalttığın zamana bakıyorum
havada asılı duran acıtan sözlere
Bu evde bu an yaşanan
kimin umurunda
ben yılları tırmıklamışım
ve kanıyor gökyüzü
yitirdiğim müzigi arıyorum
ikimizin gövdesinde
Aşk bir kurgudur
öyle diyecekler
herkes konuşabilir ve bu herkesin başında
oysa ne garip
tattığım zehirle yalnız ölüyorum
ve benzersiz bir çiçek soluyor yanıbaşımda
Bekliyorum
sanki herşey değişecek
Bağışla sevgilim bağışla
seni seçtim bu dünyada
rezalet pahasına
Ne uzak ne uzak bakıştı o
gözlerinin önünde duvarı
kanlı savaşların
Ne çok doğru söyledin
tıpkı öteki kadınlar gibiydim
gözlerine çarptıkça ruhum
parçalandıkça
acıdıkça tenim
Uğultularını duyuyorum
o kaskatı sözlerin
yokolmak için bir böcek değilim
içim öyle sonsuz öyle derin
Ne garip
insanın arınması
kederin şiddetiyle
böylesine masum muyum, belki hayır
kimbilir nasıl da acıttım seni
ki beni böyle ezip geçtin.
NEŞE YAŞIN

emre gümüşdoğan
26-10-2007, 21:48
<DIV align=center>UÇTU GİTTİ<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

<I style="mso-bidi-font-style: normal">babama (14 kasım 2001)[/I]

sokaktım sokaktaydım
kovuldum anılarda kaldım
kılı kırk yaran kızlarla evcilik oynarken
kırılan kırçıl bıyığımı ansızın bırakıp kaçtım
karanlıkta öfke yakıp dost yitiren
demirine küsmüş şileplere takıldım
nereden bilebilirdim başıma gelecekleri
anlamını bile satmış ağaçlar ülkesinde
zihnime saldıran örümcekten
tek celsede boşanmıştım
artık, şakacı yunuslara ilân-ı aşk eden
mektupları rastlantı denizinde pejmürde
ıssız düşler göçmeni, acemi bir yaraydım
ah! yalanla mühürlenmişti çivit kanatlarım
istesem de istemesem de kanayacaktım; kanadım:
ablam, masalın masalıydı gözyaşıyla örülmüş hayatında
annem, asla terk edemezdi hayali saraylarını
babam, ne kendini bağlayabilir ne rozet takabilirdi
solgun hukuk dünyasına mahkûm olmuş kimliğine
anladım! anladım!
her şey morarmış bir kayaydı
durmadan çürüyordu
anladım!
paslı aşk telleriyle viran yuva kafesinde
yıllardır, boşlukla beslenmişti muhabbet kuşlarım
ah! nasıl engel olabilirdim ki hipermetrop gözlerime
durmadan büyüyordu numarası yaşadığım ihanetlerle
kederden sınıf geçmiş, sessiz bir gürültüydüm
yıkmak istemiyordum ahşap köprülerimi
köprüler ki: gençliğimin ses telleri
vay babamın narin elleri
narin elleri
uçtu gitti
bir çırpıda
uçtu
gitti
ses
siz
ce


Fergun ÖZELLİ / Akatalpa 83

Gül Uğur
28-10-2007, 16:29
Jin

uyandım bir hayvanın omurgasında
göğsümde yüzyılın ayak izi, o soğuk damga!
daha mavi bir yüzle öpülmek için
uyandım ki
suyun tadı vardı
karanlıkta kara bir desen
takla atan güvercinler ve çember
sesler duydum, sözden kovulmuş sesler
nasılsa henüz not vermiyor, dedim
güller

ben uyurken de bildim arayış nedir
sarı kadifeden bir elbise ***8211;hani yok!-
bildim nedir kargaşa
bir bulamamak yüzünü***8230; Bıraktığın yerde
ben yokumdur yahut var
o müphem yalnızlık
mor gülleri konuşturan toprak
sesime dar,
dedim

defnenin kendine bir orman aradığı doğrudur
ırmağın güzelleşmek için
köprüye ihtiyacı var
su durdu bunun için!
ben***8230; Uyandım
yazılan her kâğıt gibi

güneş ormandan kesildiğim yeri
göremeyecek kadar çocuktu,
dedim

Betül DÜNDER
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

emre gümüşdoğan
31-10-2007, 15:57
ÇÜNKÜ BEN BİR GÜLÜM <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

.. ve bu şiirde derdini bu/anı
Reyhan Koçyiğit için.


Çünkü ben bir gülüm.
Bir gül olmakla açıkladım bencilliğimi.
Ve sevilmiş olmamı. Ben bir gülüm de ondan, dedim
duyunca yazgımın içinde kavrulan sorunun çıtırtılarını.
Yürümüşüm yazgım diye bileceğim bütünü seçebilmek için,
yürümüşüm işte epey. Ne geçti eline diye sorarsan;
geçmiş için yetersiz bir açıklama,
gelecek için zayıf bir tahmin. Bildiğim bir şey yok,
hiçbir şey görmedim. Bir koku sade göğsümden yayılan...
O derin soluyuşlarda yitirmişim aklımı. Bir gülüm ben,
duymadım o tatlı sözleri, başımdan geçeni anlamadım.
Ne oldu diye sorarsan: Sevilmiş olmalıyım.
Bir gülün başına ne gelmiş ve gelecekse işte.

Herkesin gözleri güzeldir biraz yakından bakınca,
her dudakta bir tatlı kıvrım bulunur
bir kez öptükten sonra,
herkesten bir çift güzel söz çıkar biraz konuşunca.
Ama benim gibi bir gülsen eğer, iş başka;
bilinmezdir gül ve bilmez niçinleri...
Olacak olan olur derler, kestiremem bir türlü
bir an sonrasını. Sevilmek, sevilmek, hep sevilmek
yazgımsa da hep benim; bilmek istiyorum artık rengimi,
anlamak istiyorum ne olup bittiğini.
Yoruldum, yoruldum bir gül olmaktan. Tam solacağım derken,
derin bir iç çekiş değiştiriyor her şeyi.

Kader ağlarını örer derler, anlamam hiç böyle sözleri.
Saçlarımı örerdim ben gençliğimde; nerede, ne zaman çözüldüler...
bir daha örülmemek üzre? Tanrı mı, yoksa rüzgar mı
çevirdi sayfaları çabucak. Ömrüm dediğim bir hışlrtı.
Dün olan unutuldu, bugün olan yarın yine olacak.
Nereye varacağız diye sorma, bilmiyorum, bir gülüm ben,
bilemem. Gül gülün içindedir, anlamadıysan sen bunu hala,
dönsün tekrar feleğin çemberi.
Sevilmiş olmayı doyasıya yaşayabilmek için
sevdim ben seni.
Mehmet ERTE / Yom Sanat, Kasım-Aralık 2004

emre gümüşdoğan
02-11-2007, 14:10
BAYKUŞ

gecenin kapattığı izleri açarak ilerliyor ay
düşünüyorum da çok eskiden bir kez daha...

arıttım kalbimi anıların sahte yaygarasından
belleğimde tek dedemin "vara, vara, vıra" ünlemesi

unutmak ve anımsamak... sık sık kapıldığım gelgit
anladım artık, yalnız geceleri seviyorum kendimi

karşı gecekondular da soyundu küçük ölümün koynuna
yine baş başayım işte baykuşun uzayıp kısalan sesiyle

zaman ah! evet çocukluğumdu, bakıp da dolunaya
şaşkın bir hevesle dokunmak istemiştim göğe

Selami KARABULUT / Hürriyet Gösteri -Ekim 2004

<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

Rengin Özesmi
02-11-2007, 19:14
Eskimeyecek Sandıklarımız

Aynalar neden eskimezler lulu?
Geçer zaman içinde
Kimin yarası aynadaki yara?
Hangi yazgının anası?
Muştusu neyedir?
Umut sızısının kılıçtan akan ışıltısı
Kim açıklar, eskiyen günlerin resmini
Ne bıraktık arkamızda alnı yaralı?
Bu aynadaki adam hangi zamanın süvarisi
Eski bir sandıktan çıkacakları kim bilebilir?
Umut sandıkta mı yoksa eskimeyecek sandıklarımızda mı?
Kim?
Ah şimdi kim yoracak bu yaranın anlamını?
Yazacak tarihini,başlangıcını, hele de sonunu

Ah lulu aklında mı?
Senin ve benim serüvenlerimiz
O bizim anlaşılmazımız
Bir sır gibi birbirimize,
İçimize gömüp anlatamadığımız
Kalemlerin titrek uçlarında çaresiz kalan anımız
Anlayamadığımız,
Anlatamadığımız, yazamadığımız
O bizim sırrımız
Senin ve benim yaşayamadıklarımız
Aklında mı?

Artık kaçamayız bu aynadan
Aynadaki yaranın hayaleti kaçış yollarında uçurum
Kalemin korkmaya, usun kaçmaya mecali kalmadığı
Dön aynaya lulu
Yaranın kalbine dokun
Sandıklarımızın viraneliği hangi falın görüntüsü?
Bunu anlayabilecek misin?
Gözlerini kapatmadan bakabilecek misin aynaya?
O bizi kendisi yapana
Yabancılaştık bir el gibi kendimize
Kendi serüvenimizin yolundan saptık
Uçurum gibi başka serüvenlerin kahramanlarına düştük
Oysa terk ettiğimizde birbirimizi
İşe yaramaz bir dipnot bile değildik
O gürgen sandığımız sandıklarımız
Bizsiz süren yitik serüvenimizde kaldı
Aklında mı?

Eskimeyeceklerimize güveniyorduk
Temkinsizdik
Tetiksiz derviş kadar aç,
Onun kadar sabırlı değildik
Kedi yavruları kadar oynak,
Nasırlı el kadar ustaydık
En dayanılmaz yerlerimizi
Karanlıkta bir izci gibi titizlikle geziniyorduk
Eskimeyecek sandıklarımızı yeniden
Yeniden keşfediyorduk
Birbirinin olmuş ayrılmayacak bedenlerimizi
Yeni bir evrenin cazibesine tapıyorduk
Kendi yarattığımız mabette
Soluksuz ara vermeden kutsuyorduk her birleşmeyi
Aşk dininin orda
O andaki temsilcileriydik
Oysa eski tapınaktı dokunduğumuz
Efsane ayinler acırdı biz gezindikçe
Farkında değildik sütunlar devrilirken üzerimize
Zümrüt kullandıkça parlar diye
Zamana aldırmadan işliyorduk
Yanıldık, yorulduk
Yıkıldı kutsal tapınaklar
İşlemeli sütunlar altında öldük
Geriye aynadaki yaranın zaferi,
Kılıcın kahkahası,
Sırrın tenimi zorlayan kaynaması kaldı
Son gecede kırdığın ayna
Aklında mı?

Şimdi elimde gece karası bir taş,
Kulağımda eskinden kalma uğultular,
Kullandıkça parlayacak sandığımız zümrüt,
Evimde karanlık bir tavan arası,
Tavan arasında masum gürgen sandığım
Acımasızca nasıl da kanına girmişiz
Orda, tozların ablukasında,
Kırılgan duygu içinde eskimeyecek sandığım
Umursamazlığımızın gazabında bile sessiz,
Parlayan bir yıldızı nasıl göremedik?
Yazgıya,duyarsızlığa düşmüşlüğümüzü
Kim söyler sızının sesi olmadığını?
Sandık işte!
Sandıkta eskimeyecek sandıklarımız,
Aynadaki yara,
Son gecede kırdığın ayna
Zaman içimizi sıyıran karşı konulmaz güç,
Aramızdaki kedi
Bize bir sandık bırakan ihaneti elimizle mi yarattık?
Aklında mı?


Her şey nasılda telaşlı yolcu
Rolleri iyi yazmış senarist
Bir ben kaldım tavan arsında
Yalnızlık gücümü sınıyor
Yanı başımda tozlu sandık
Kilitli bir odanın eşiğinden kıvrıldım
Eskimez sandığım hıncına teslim
Yalnız bir adam bütün yalnızlığı nasıl yüklenir?
Hesapta olmayan bir oyuncu sahnedeyken aniden hangi replik verilir?
Suflörün sesi nerde, neden suskun her şey, nerde seyircilerim ?
Öyleyse bu hikaye benim değil!
Ben böyle sanmadım yanı başımda sandık
Bir parça ayna ayaklarımın ucunda aynada yara bizi bekliyor
Terkedilmiş bir yarayla nasıl baş edilir
Her şey nasıl da yolcu, o kediler nasıl da büyüdüler
O derviş nasıl doydu, nasıl durdu usta, hangi zaman eskitti aşkımızı
Tay nasıl duruldu,yıkıldı mabet öldü ve her şey
Faili görmüştün aklında mı?

Ayna kendini dayatıyor lulu
Bak buradayım diyor geleceğini biliyordum
Yara aynadaki bu anda benden intikam alıyor
Ardımızda bıraktığımız çiçek solmamış,kırdığın ayna yok olmamış
Aynayı sulayan yaradaki sızı bir de çiçeğin sabırlı intikam pususu
İçimde şehrin meydanlarında hedefsiz bir intihar ordusu
Sırtımda eskimez sandıklarımın enkazıyla dolanıyorum sokakları
Her şişeden bir yudum alsam ne fayda
Sahi ne kaldı geriye eskimeyenden, kendi ölümlerimizden başka
Sahi eskimeyen ne aklında mı?

Şimdi ayrı yönlere yuvarlanan iki küre gibi
Kendi kurduğu darağacına saldıran kanattıkça geçeği ile yüzleşeniz
Bir daha büyük patlama hiç olmayacak
Çarpışma anını çoktan kaçırmışız
İçimizdeki batak yutmuş sırrımızı
Serüvenimiz bizi terk etmiş
Bu kalabalık yalnızlıkta pusulasız ve tekiz
Duyar gibiyim bırak sandığı diyorsun
Kaç çiçekten,kır aynayı öldür yarayı
Nasıl olsa yolcuyuz
Ah lulu biliyorsun bıraksam düşeceğim bırakmazsam öleceğim
Bizim hikayemiz çoktan bitti
Artık dönüp cesetlerimi toplamalıyım
Ah lulu artık çok geç
Aktı zaman eskidi sandık, öldü usta ve her şey
Geriye aynadaki adamın alnındaki yara kaldı
Şimdi yaptığım her şey bir adamın yarasına, bir de eskimeyecek sandıklarımızın anısına
Hani ölmeyecektin aklında mı?


ARKADAŞLAR BU ŞİİRİ KİMİN YAZDIĞINI BİLEN VARSA LÜTFEN BURAYA YAZSIN

emre gümüşdoğan
03-11-2007, 12:27
MEKTUP <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

Karışık duygularla doğuyor
Her konuda üzgün bir Tanrı'nın
Hüznü olan ay
Gölgeli yollara dalgın bir rüzgar birikmektedir
Kargaların dağıldığı büyük sonbahar
Aklından geçenler yüzünden geçenler

Şehir ki ruhu simsiyah
Ölümü özleyen şiirler kadar
Islık çalar bir çocuk
Yalnızlığı hafifletmek için
Çünkü bir çocuk derin bir alınganlıktır
Göğsünde zifiri gece ağır bir karanlık

Dudaklarının arasında mahcup mızıka
Eski bir sevda kalbini karıştırır uzun uzun
Şimdi kırık bir şair Ergin Günçe'sin
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Gücenik bir müzik[/I] olarak çekildiğin Ankara'da
Yarısı boş yarısı kuşlar gökyüzünün

Üzerinde gümüş bir pulla
Yola çıkmış bir mektup bu şiir sana
Sığındığın o uzak kasabada
Belki içini biraz neşelendirir
Belki başlatır yine
İçinde şaka olan bir şarkıya

Ruhu simsiyah o şehirde
Göz yaşları herkesten gizli
Kalbini basan ey elem çocuk
Unutma ki kalp de aldanır
Unutma ki sonsuza kadar
Gizlenemezsin aşkla

Ali Asker BARUT / Adam Sanat - 221 / Haziran 2004

emre gümüşdoğan
04-11-2007, 16:35
<DIV style="mso-element: ; mso-element-wrap: auto; mso-element-anchor-horiz***111;ntal: column; mso-element-left: 76.15pt; mso-element-top: 96.05pt; mso-element--width: 1.2in; mso-element--height: 15.35pt">
<DIV style="mso-element: ; mso-element-wrap: auto; mso-element-anchor-horiz***111;ntal: column; mso-element-left: 76.15pt; mso-element-top: 96.05pt; mso-element--width: 1.2in; mso-element--height: 15.35pt">
<DIV style="mso-element: ; mso-element-wrap: auto; mso-element-anchor-horiz***111;ntal: column; mso-element-left: 76.15pt; mso-element-top: 96.05pt; mso-element--width: 1.2in; mso-element--height: 15.35pt">allah aşkına
<DIV style="mso-element: ; mso-element-wrap: auto; mso-element-anchor-horiz***111;ntal: column; mso-element-left: 76.15pt; mso-element-top: 96.05pt; mso-element--width: 1.2in; mso-element--height: 15.35pt">
<DIV style="mso-element: ; mso-element-wrap: auto; mso-element-anchor-horiz***111;ntal: column; mso-element-left: 76.15pt; mso-element-top: 96.05pt; mso-element--width: 1.2in; mso-element--height: 15.35pt">bu gece yüzümde
arkasına yeni vagon eklenmiş
tren sevinci var
sanki ön kompartmanda
diş taşını temizliyor kerpetenle
yarısı bakire bir tanrıça, ah! arkaik
rüyalarımdan sıçrayarak uyanıyorum
tırsıyorum korkak adamların paçama
tırmanmasından anne!
anne; ayet ül kürsü oku bana, sonra suratıma
üfle, sevişelim pis bir hüzünle
basılalım, kaçalım, damlardan zıplayalım
tünellerden geçelim; içimizde
tıkanıp kalsın bir düğüm, çözülmesin
o düğümün ucundaki iple asalım kendimizi
asılalım, kasılalım anne, kaskatı olalım
heykel gibi mesela, terk edilmiş bir kedi
yavrusu gibi, hani kuzguna şey gibi gelen
ney gibi gelen unuttum; hatırlat bana
ilk harfini söyle, ne bileyim ilk kargaşanı
ilk kovuluşunu falan cennetten
diyalektikten söz et; overlokçu kızlar diyelim
yalnızca overlok mu yapar, ilik açamaz mı
kemiklerini ya lamaz mı bir adam sevgilisinin
emmez mi yani; yutkunmaz mı?
bu kadar basit mi hayat, bu kadar
tılsımı kaldıramaz mı kuzgunun leşi
yani yanlış değil mi bu; fısılda kulağıma
burnuma ingiliz anahtarı sok anne, dilime
neşterin keskin ucunu dokundur; sonra dur!
<DIV style="mso-element: ; mso-element-wrap: auto; mso-element-anchor-horiz***111;ntal: column; mso-element-left: 76.15pt; mso-element-top: 96.05pt; mso-element--width: 1.2in; mso-element--height: 15.35pt">
dur! bu kadar da acımasız olma
ben de parçalanmış bir aynayım, kırılmış
bir dalım eninde sonunda
ikmale kalmış, kovuşturulmuş, buruşturulmuş
bir fotoğrafım; say istersen
topu topu kaç kadın girdi ki hayatıma!
<DIV style="mso-element: ; mso-element-wrap: auto; mso-element-anchor-horiz***111;ntal: column; mso-element-left: 76.15pt; mso-element-top: 96.05pt; mso-element--width: 1.2in; mso-element--height: 15.35pt">
<DIV style="mso-element: ; mso-element-wrap: auto; mso-element-anchor-horiz***111;ntal: column; mso-element-left: 76.15pt; mso-element-top: 96.05pt; mso-element--width: 1.2in; mso-element--height: 15.35pt">anne, kulağımı çekmeden önce
son dileğin ne diye sor, allah aşkına!
<DIV style="mso-element: ; mso-element-wrap: auto; mso-element-anchor-horiz***111;ntal: column; mso-element-left: 76.15pt; mso-element-top: 96.05pt; mso-element--width: 1.2in; mso-element--height: 15.35pt">
<DIV style="mso-element: ; mso-element-wrap: auto; mso-element-anchor-horiz***111;ntal: column; mso-element-left: 76.15pt; mso-element-top: 96.05pt; mso-element--width: 1.2in; mso-element--height: 15.35pt">Altay ÖKTEM / Kül - 35 Nisan 2003
<DIV style="mso-element: ; mso-element-wrap: auto; mso-element-anchor-horiz***111;ntal: column; mso-element-left: 76.15pt; mso-element-top: 96.05pt; mso-element--width: 1.2in; mso-element--height: 15.35pt">
<DIV style="mso-element: ; mso-element-wrap: auto; mso-element-anchor-horiz***111;ntal: column; mso-element-left: 76.15pt; mso-element-top: 96.05pt; mso-element--width: 1.2in; mso-element--height: 15.35pt">Edited by: emre

Gül Uğur
04-11-2007, 21:12
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">GÜVERCİN KAYALARI<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal"><O:P></O:P>[/B]<B style="mso-bidi-font-weight: normal"> Cemal Süreya***8217;ya<O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal"><O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal"><O:P></O:P>[/B]<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Şimdi birçok yıldız doğdu<O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kekik kokulu okaliptüs tepelerinde<O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal">Uyanabilirsen uyan bir bak<O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal">Silahın parmaklarının biraz yakınında duruyor<O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal">Parmaklarının biraz yakınında sen duruyorsun<O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal">Uyanabilirsen uyan bir bak<O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kirli ayaklarının altında<O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yeşeren bu diken biraz Afrika***8217;ysa<O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal">Sen de biraz Afrikasın<O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal"><O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal">Yavru güvercinler gidiyor dağlarından<O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal">Senin kan kokulu ellerine<O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bazı kurşunlardan sonra bir parça kan akıyor<O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ne olacak bir parça kan işte<O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal">İşte bir parça kan<O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal">Afrika önünde<O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal"><O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal">Şimdi birçok yıldız doğdu<O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal">Uyanabilirsen uyan bir bak<O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal">Kopmuş bir dağ gibi ölü yalnızlığına düşüyor<O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal">Şehirlerin pis kokusuna<O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal">Etinin daha pis kokusuna<O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal">Uyan bir bak<O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal">Sol yanında yusufçuk kuşları<O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal">Umulmadık şiirler söyleniyor<O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bir Afrika haritasına yakın<O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal">Denizin sabah aydınlığıyla dolduğu yerde<O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal">Güvercinlerin gelip gittiği yerde<O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal"><O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal"> Muzaffer İlhan ERDOST[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal"><O:P></O:P>[/B]</PRE><B style="mso-bidi-font-weight: normal"><O:P></O:P>[/B]</PRE>Edited by: gul ugur

emre gümüşdoğan
05-11-2007, 20:22
UÇURUMDA AÇAN
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Aşktın sen kokundan bildim seni
Bir ahırın içinde gezdirilmiş gül kokusu
Taşıttan indin sonra da karşıya geçtin
Elinde tuhaf bir çanta saçında soku

Akıl almaz işleri şu zambakgillerin
Sokakta bir sövgü gibi akıp gittin
Gözlerin sonsuz uzun sonsuz çekikti
Baksan uçtan uca Çin Seddini görebilirdin

Yanındaki adam mutlaka kardeşindir
Ve İstanbul hiç de ağırbaşlı bir kent değildir
Aşktın sen gidişinden bildim seni
Neye yarar sağduyuyu aşmazsa şiir

Birbirimizi kucaklarken neye yarar
Kucaklamıyorsak eski yeni sevgilileri
Diyorum çoğunca evli kadınlar
İşte bu yüzden ölü yıkayıcısıdırlar

Bilir misin acaba ne demiş tilki
Kişi bir anda nasıl çarpılıverir
Kuliste yarasını saran bir soytarı gibi
Giderek nasıl anlaşılmaz olur sözleri

Ömer ki bir gölü balığı için değil
Kamışı için vergilendirdi
Ama değnek vurulurken zavallı uğruya
Yüzüne ve neresine gelmesin derdi

Selâm size büyük durumlar doruk anlar
Dağ görgüsü kazanır Ağrı'yı bir kez görse de kişi
Marmara' dan yirmi yılda çıkaracağı gerçeği
Okyanusu beş dakika seyretmekle kavrar

Belki de biraz geç rasladım sana
Ama her şey geç gelmiyor mu yurdumuza
1929 buhranı bile geç gelmemiş miydi
Eksikliğe mi alışmışız mutsuzluğa mı yoksa

Bir ahırın içinde gezdirilmiş gül kokusu
Ağır uykusu aldatılmış olanın
Ve aldatanın delik-deşik uykusu
Taşıttan indin sonra da karşıya geçtin

Divan Nâzım Hikmet İkinci Yeni
Kaç gündür adını düşünüyorum
Ne demiş uçurumda açan çiçek
Yurdumsun ey uçurum

Cemal SÜREYA
Türkiye Yazıları - Sayı 1 / Nisan 1977

emre gümüşdoğan
06-11-2007, 13:26
<DIV align=center>
<DIV align=center>
<DIV align=center>AK/ASYA
<DIV align=center>
<DIV align=center>akasyam
<DIV align=center>bu sabah açmazsın sen
<DIV align=center>salmazsın çiçeklerini bu yaşlı coğrafyaya
<DIV align=center>pembe beyaz gülüşlerini saklarsın,
<DIV align=center>ankalar dönene dek Kaf'tan buraya
<DIV align=center>
<DIV align=center>büyük bir kuş getirip bırakmış da sizi
<DIV align=center>dönüşü bulamamış, unutmuş yolu, izi
<DIV align=center>tuğla taşımış yüreğiniz her uygarlıktan
<DIV align=center>birileri masal bahçelerini gezsin diye mi?
<DIV align=center>
<DIV align=center>cehennemden kaçan bir güneşken ödülün
<DIV align=center>büyümezken çocukların yanık topraktan
<DIV align=center>umutları nasıl orman ettin kendine
<DIV align=center>yalanülkeler gözünü kapatırken uzaktan
<DIV align=center>
<DIV align=center>soruyu yanlış yanıtladın tsunami
<DIV align=center>en yalnız seçeneği işaretledin
<DIV align=center>şimdi kim geçti
<DIV align=center>kim kaldı sınavdan
<DIV align=center>ak/asyam
<DIV align=center>ah/asyam
<DIV align=center>
<DIV align=center>Özlem Tezcan DERTSİZ
<DIV align=center>Sonsuzluk ve Bir Gün /Sayı 3 / Ağustos 2005
<DIV align=center>
<DIV align=center>

emre gümüşdoğan
08-11-2007, 10:30
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
ARAKLI SIKINTISI
Kalpte ve gözlerde bekleyen kelimeler gibi
bir Araklı sıkıntısı konuşsak seninle
siyaha bakma ustası iki kişi
birbirimizin uzağında buluşsak
buluşmanın hece taşIarı harf harf Konakönü
uzağın parmakuçları damla damla Karadere olsa söz
şiir bahane bi'güzel ağlasak!
Kalpte ve gözlerde inleyen imgeler gibi
bir aşk kuyusu konuşup sussak seninle
kaderleri birbirine arkadaş iki kişi
bak, kar örtü günlerimiz nasıl da kalp kışı
birbirine dokunamamanın ses alfabesi
hangi harfimize dokunsak
da
üs

la
büsbütün her hecemiz!
Kalpte ve gözlerde gizlenen epigramlar gibi
gram gram tartsak kendimizde mahşerirnizi
"kendimiz dediğim aynı bedende bölünmüş iki kişi"
bizimki mahşerlerin en işleği işmar mahşeri
bağışla, öyle bir ellerimde sıkmışım ki seni
avuçlarımın ovaIarı erdiği bileklerim erkişi
sıkıntısı derinde olanın cehennemi diptedir
Kalpte ve gözlerde düğümlenen sözler ki
"uzun çekim yara anlatımı her biri"
ôh, içe oyulmuş mermi sesi memleketim gibi!






Hüseyin ALEMDAR
Sonsuzluk ve Bir Gün / Sayı 4 / Eylül - Ekim 2005

emre gümüşdoğan
09-11-2007, 11:57
''AY BÜYÜRKEN UYUYAMAM"

Hangi yıldızın adı zühal
ise o kanatsın bu geceyi,
fikir hazneme damlatmadan
mürekkebe batırsın Ege'yi


<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />bencileyin bir çakal
ay büyürken ulur,
Necati'den kaptığım üç kelime
Cumalı'ya küs durur

Kaç akşamdır gurbet illere
basıp gitmek isterim,
binbir sitemle bahaneyle
aklımı çeler kalbim

Cırcırböceği temrinlerine karışır
su ve yaprak hışıltıları,

saguya, gözyaşına dönüşür

aşk cinlerimin fısıltıları

Değil mi ki yâr
inmez artık Urla'ya, İzmir'e
kurusun ister Menderes
çöl olsun Türkiye




HÜSEYİN FERHAD / Yoın Sanat,11, Mart -Nisan 2003

emre gümüşdoğan
11-11-2007, 12:26
İstanbul Bir Dişi Orospudur

Yağmalanmış ol tarihin
Lanetli anne sütü

Becerilmekten yorgun tenIerin
O yasaklı sevdası;
hiç tanımamış ki aşk'ı

bin isim aramış anası ona
bin güzellik biçip durduğu
bu dayanılmaz <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

rüzgarına
Asya'dan gelip Avrupa'ya dil çıkaran

Ağırbaşlı çocuk değil ki o felsefe okusun
Yunus gibi yare yare içinden geçeni
Gören görmüş
Kendi kör

Şiire benzer en çok kocaman gözleri
kuşkusuz hüzünlü
Şems'in en parlak anı o
Bir utanmaz ermiş bu yüzden ama
Erenleri reddeder

İstanbul bir masal diyorlar,
Yalandır zinhar
Masallar büyümez ki çocuklarla
Masallar çocuk kalır

Oysa bin kez ihanete uğramış
nüfus kağıdı tarihten dönen
çok babalı bu çocuk
bir garip annenin kızıdır
dokunuldukça teni acır

vahşi büyüdü üstünden geçen tramvay dizelerinden
korkulu artık
şairlere bile utanarak yaklaşır
geceyi koyununda değil içinde taşır
Masal yazdım tarihe
saçlarını kesip kesip
dilek tutan bir deli
acımasız gerçeğiyle
kimsesiz kalmış.

Deniz kokusuna dondurma yalayan
pembe dudaklı
Dile düşkün bu edepsiz
İstanbul,

Demek istediğim kısaca şudur;
İstanbul, bir dişi orospudur
Beyoğlu altın dişi...

Diyorum ki
itirazı olan varsa
Bu çocuğun babası olmalıdır...




Yelda KARATAŞ
Yasakmeyve /Sayı 14 / Mayıs Haziran 2005

emre gümüşdoğan
13-11-2007, 19:58
ÇOCUKLUĞUM ve ATLAS <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

-dünya ödülü mercan yavuz'a

destursuz çıktım akşamın yoluna
esrik külden yontu idim <I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
tebdili kıyafet görmemiş beni kimse
gülmemiş kimse bana

yıldız selinde ilkyaz ezgileri
haylanan yılkı taylardık!..
sabaha çıkamayız,
yüreğimizde kopar fırtına.

boğuldu suda sim, döküldü ayna
tuzun, yosunun akdi o zorlu fırtına
düşlerimizi soluk soluğa
dalgın bulutlar getirse sana.

ay boğuldu soğuk suda.
kefeni köpükten çocukları.
anlar ki; meleklerin buharı,
nefesimde donmakta.

yokluğum, o sessiz belde, kün!..
rayîci <I style="mso-bidi-font-style: normal">hiç[/I]'tir çocukların...
örtün! beni kaybolduğun dağlara götür,
sis masallarında sakla!
Yaşar BEDRİ / Sonsuzluk ve Bir Gün / Sayı 4

emre gümüşdoğan
14-11-2007, 23:42
KİRPİKLE KOYNUNA

zar attım, fal açtım, rüraya yattım
bu paydos vaktinde
şans talih kader kısmette
teneffüs saatinde
beslenme çantasında

leblebi tozunda
niyetimden kayan yıldızda
nefesimdeki canda
uykuma doymayan kuşluğumda

uyandım

dünya beni kaybetsin
de, hayat kazansın
aşk beni kahretsin de
bir sevap kazansın, diye
kurşun döktüm

hasetten kaçarken tutulduğum kumkuma
vehimden çikarken yakalandığim vesvese
biri kaybolunca öteki kaybeden:
birinin avağ1 kayınca diğeri düşen:
tutku ve şüphe!

depresyonum
sana armağan olsun doktorum

kanımdaki alkol
Kirpik ucumda esrar
kalbimde anjiyo ve beynimde MR'dan
medet uman marazım
varsa peşimden gelecek promil
borcum olsun paranoyam

zaten bir farkımmı kalrmş tenhamdan

gazetelerin taşra baskısında Kayıp
mahkeme ilamlarında gaip
otobüs duraklarında resim
bir yanağtm öbürünü yırtmış
bütün telefon numaraları
cehennemine kayıtlı
bütün yollar inzivama çikİyor
bütün izler zulama

belki bir tenezzülüm kalrmş zivanama
belki bir şefaat! <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
vaat et ey hayat!

ya ücrama sür beni
ya da boğ beni koynunda

kalmasın gözün arkada

ya kaydından düşüt beni
ya da al beni Kirpikle koynuna


Akif KURTULUŞ/ Adam Sanat, Eylül 2004

emre gümüşdoğan
16-11-2007, 00:36
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
AŞŞŞK

aslında hiçbir şey yok ayla!
sadece tecrit ettim kendimi loşluğa
ayaklarımı uzatarak, bazen de gerinerek
kış esmerliğinde şarkı söylüyorum, ayla
senin ruhun uçmuş rutubetli odalarda

Üşüyor şimdi tüm eşyalar ama korkma
korkma iyiyim ayla!
koca dolabın içinde asılı tek bir ceket gibiyim
açık yerlerimi kapıyorum, uzayan tüylerimi
güneş nasıl da doğuyor yorulmadan her sabah ayla!
sen her sabah aynı sıcaklıkta kalkabilir misin yataktan?

hatta üç ayrı aşkı taşıyabilir misin?

bu şehir yokuş yukarı uzuyor ayla!
çift camlı pencereleri, parlatılmış kapı tokmaklarıyla
kıvrılıyor eyler dar sokaklara

kaldır eteğini ayla!
aşk hiçbir şeydir, beraber uyumaksa tecrübe...

ayla! bazen atlamak istiyorum aşağıya



Deniz DURUKAN / Varlık 1145 / Şubat 2003

emre gümüşdoğan
17-11-2007, 11:54
BİR AĞACI İLK ADIYLA <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

Sen ki ipek örtüler gibi kımıldıyorsun içimde
garsonların, aktarların ellerindeki yaz güneşleriyle
durgun sularımsın, aksın mı akmasın mı bir türlü
çevrilmiş iskemleleride kır kahvelerinin
ıslak kilimler gibi günler geceler
yabansı bir koku almış yürümüş
yüzünün en güzel yalnızlığından,
oysa yılın ilk çıtırtıları içindeyiz
dün yağmur yağdı, yarın yine yağar
her yerde bir sümbül sesi, masmavi
bir zar gibi kaplamış dünyayı
dünya dediysem, bir yalnızlık seninle sen arasında

biz bu yalnızlığı aldık, çarşılar pazarlar gezdirdik
örtük kapılarla sıkı sıkıya
sözgelimi bir sandal ölüsüne doluşan bir tutam gökyüzü
bir bulutun gecikmesi, bir adamın dalgınlığı
bir atın sürçmesi, sonra vurulması
sonra yüzün yarıya inmiş bir bayrak, bir dilim gün ışığı
bir elma gibi tutuyorum aklımda seni
bazen yeşil, bazen göz alabildiğine sarı
işte, ağır ağır büyüyorsun da nedir öyleyse bu kamaşma
bir ağacı ilk adıyla çağırmaklık, nedir öyleyse bu karanfil patlaması
aşksa aşk, her yengeç kendi suyunda sevgilim

Musatafa KÖZ / Islık /Mayıs Haziran 2004

hüzün
18-11-2007, 11:39
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">KARANLIKTA<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />[/I][/B]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Beşyüz borazan birden çalıyor[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bin davul birden vuruyor başımda[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Gök gürültüleri[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Çekiç sesleri makine sesleri[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Dağlardan kopan kocaman çığlar[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Taşlar [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Kayalar[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Ey üstüme üstüme gelen deniz[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Ey cam kırıklarından kader[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Yeter[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Yeter artık[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Neredeyse çıldıracağım[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bir yeşil ötesine geldim durdum işte[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Merdivenin son basamağındayım[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bir adım daha atsam [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Kimseler tutamaz beni[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bir adım daha atsam karanlıktayım[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Kaç kere söyledik[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Şu potpuriyi çalmayın diye [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Anlamıyor musunuz[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Fa diyez bemol çaresizlikler içindeyiz[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bir duvar yıkılıyor altında kalıyoruz[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bir adam ölüyor bizi gömüyorlar[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Susturun şu kemanları[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Biraz da ilahlar ağlasın yokluğumuza[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Kirli gözyaşları kırık iskemleler[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Başıbozuk Çigan havaları[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Yeminler notalar akortsuz teller[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Ve sakat çocukları Nagazaki***8217; nin[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Biz bunun için mi geldik yeryüzüne[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Devirin şu putları[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Mukaddes kitapları bize göre değil artık[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Sinemaskop rezaletler içindeyiz[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Cafe Chantant***8217; larda dua ediyoruz[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Mabetlerde çiftleşiyoruz artık[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Mesuduz[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Dokunmayın keyfimize[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Saint Pierre***8217; in doksandokuzuncu göbekten torunu[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Strip ***8211; tease yapıyor[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Folie Bergere revüsünde her gece[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Gelsin arkasından şampanya şişeleri[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Kauçuk göğüslü kızlarda bir naz bir çalım[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">On derste aşk[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">On derste güzellik[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">On derste cinsiyet[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Ve tam onbin yıldır arayıp bulamadığımız fazilet[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Sonra mezarlar dolusu günah[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Genelevler dolusu namus[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Velhasıl ailecek rock***8217;ın roll dansı öğrendik[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Tepinip duruyoruz[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Pirinç tanelerine çizdiğimiz kral resimleri bizi kurtaramadı[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Ne de Babil***8217; deki asma bahçeleri[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Hakkını veremedik alın terimizin suçluyuz[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Har vurup harman savurduk ömrümüzü[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Akıllı bir maymun olmaktan öteye gidemedik[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Şimdi bu kör döğüşünde yenildikse suç bizim[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Geç anladık zavallılığımızı[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Her şeyi bu sağır göklerden bekledik yıllardır[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bizi kimseler inandıramadı ölüme [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bize kimseler öğretmedi insanlığımızı[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Kim kurdu bu düzeni neredeyiz[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bu tekerlekler nasıl dönüyor boşlukta[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bu umutlar bu dualar bu kahrolasıca hayaller[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Nasıl bunca yıldır barındırdı bizi[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bu katı yürekli topraklar[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bu gülünç mezar taşları[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Ölümler ölümler ölümler[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Ölümlerden beter yalnızlığımız[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bu macera ne zaman bitecek söyleyin [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Söyleyin ne zaman aydınlanacak[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bu karanlık alınyazımız[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Harun ***8211; er ***8211; Reşid***8217; in gazabına uğradık cümlemiz [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Başparmaklarımızın birinci boğumundan vurdular bizi[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bir düşüş düştük Eiffel kulesinden [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Sersefil oldu ölümüz caddelerde[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Nice evlerin nice apartmanların bütün ağırlığı üzerimize bir kurşun gibi çöktü[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Sokak köpekleri işedi kanlı gömleğimize[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Yedi yıldız senesi bağırdık ağladık[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Kimseler duymadı sesimizi Lili Marlen[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Beşyüz sene sonra anlaşıldı yokluğumuz[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">İşte biz böyle yitirdik inancımızı Tanrıya[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Keyfimize dokunmayın[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Adamakıllı sarhoşuz[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Ya bir gül koparın bahçenizden[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Koklayalım[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Ya bir yudum su doldurun taslarımıza[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">İçelim[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Ya da bir dilim ekmek verin[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Şükredelim yaşadığımıza[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Karanlıklar içindeyiz [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Çamurlar içindeyiz[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Tutun kaldırın bizi[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">O yalancı sevginiz sizin olsun [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Biz yaşamak için geldik yeryüzüne[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Alın başınıza çalın merhametinizi[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Körsünüz ya da sağırsınız [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Beyaz çorap giydi diye[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Ku Klux Klan derneğinin adamları [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bir zenciyi linç ettiler[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Görmediniz[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">İbni Mansur***8217; un beşinci karısını toprağa gömdüler beline kadar[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Sabahtan akşama dek yedibin kişi taşladı[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Yedibin kişi tükürdü yüzüne görmediniz[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Şu gök kubbenin altında [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Boşa gitti nice bonjour***8217; larımız[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Sonra üç kere good night dedik[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Duyan olmadı[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Ya savaş meydanlarında yitirip bulamadığımız gerçek[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Engizisyon işkenceleri yirminci yüzyılın[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Fırınlar[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Gaz odaları[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Gaz odaları[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Kitle halinde ölümler [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Karasineklerin konduğu çürümüş et yığınları[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Yaylım ateşlerle delik deşik olmuş insanlığımız [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">O azgın atların çiğnediği kollar bacaklar[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">O kan çanağı gözler[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">O süngü uçlarında yükselen kesik başlarımız[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bizi alçaltan bu kanlı zafer taçları işte[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Öptüğümüz o pis eller[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">O maymun maskara soytarılar[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Küçük orospular[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Kirli zevklerimiz[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Yatağımıza giren frengili kadınlar[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Aldığını geri vermez bir karanlık dört yanımızda[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Hangi perdeyi aralasak gece[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Hangi taşı kaldırsak çaresizlik[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Ölüm isli fener ışığı bu karanlıklarda[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Ölüm yorgun askerlerin tek umudu sıcak[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Biz bu ölümlerle yakınız ölümsüzlüğe[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bu karanlıklarla uzak[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Siz dilediğiniz şarkıyı söyleyin yine[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Yine karamelalarla kandırın küçük kızları[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Irzına geçin torunlarınızın[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">O sapık arzularınız yüceltecek sizi[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">O karanlık odaların başıboş rahatlığı[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Varın dilediğiniz gibi yaşayın artık[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bir gün bütün günahlarınız bağışlanacak Tanrı katında[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Ne cehennem ateşleri ne o köprüler kıldan ince[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Sizin için değil[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Siz öyle Tanrıların böyle kullarısınız işte[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Şimdide oturmuş tuz - biber ekiyorsunuz yaramıza[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Kiliselerde camilerde öğütler veriyorsunuz Tanrı adına[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Sonra her gece bir cinayettir işliyorsunuz [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Temiz çarşaflarda pis kanınız[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Uykularımızda gölgeniz korkunç belalı[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Sizi sayıyla mı verdiler bize[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Defolun karşımızdan[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bize kendi derdimiz yeter[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Kanınızı bulaştırmayın ellerimize[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Yüzsüzlüğün bu kadarına pes doğrusu[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Haydi biraz değin başınızı[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bizden af dileyin [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Kederimizi anlayın artık[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Saygı gösterin sevgimize[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Belki sizi affedebiliriz [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Ne de olsa insanız biz de[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bir zayıf tarafımız vardır[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Nasıl aldandık bunca zamandır [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Nasıl inandık güzelliğine hayatın[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bize ne doğan güneşten [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Büyüyen buğdaydan akan sudan bize ne[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Alabildiğine kederliyiz yorgunuz [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bize dostluğu öğrettiniz [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bize sevmesini öğrettiniz böyle delicesine[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Sevdiysek günahımız Tanrı***8217; nın boynuna[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Sevilmedikse insanlar utansın kederimizden[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Ne aradık ne bulduk dünyanızda söyleyin[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bir sevgiyi bile çok gördünüz bize[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Öpüştük uykularımızda ayıpladınız[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Kara kara yengeçleri saldınız üstümüze[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Şimdi de bir yaşamaktır tutturmuşsunuz [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Rahat bırakın bizi[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Göğüyle deniziyle[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Taşıyla toprağıyla[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">O yoktan var ettiğiniz Tanrı***8217; sıyla [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Dünyanız sizin olsun[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Boğaz tokluğuna yaşamlar bizi kurtarmaz artık[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Biz oldum olası kör doğmuşuz[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Brakisefal kafalarımız bir işe yaramıyor[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Hele şu biçimsiz ayaklarımızın haline bakın[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Aptallığımız yüzümüzden belli[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Aynaya bakıp gülüyoruz[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Oysa bütün çirkinliğimiz aşikâr ayna gibi[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Söyleyin bir Shakspeare mi akıllıydı içimizde[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">To be or not to be[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">To be or not to be bir şey değil yine[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Sen olmasan benim varlığımdan ne çıkar[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Ama sen yoksun işte[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Bense bütün insanlar gibi ha varım ha yoğum[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Yine sana çıkıyor bütün yollar [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Yine bütün iki kere ikiler dört ediyor[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Dönüp dolaşıp aynı yere geliyorum[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal"> <B style="mso-bidi-font-weight: normal">ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN[/B][/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">NOT: "[/I][/B]<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><I style="mso-bidi-font-style: normal">İKİ KİŞİYE BİR DÜNYA" KİTABINDAN AYNEN ALINMIŞTIR[/I][/B]<B style="mso-bidi-font-weight: normal">.[/B]

emre gümüşdoğan
18-11-2007, 11:50
MAYISTIR ARTIK

Seni bir göğerçini öperken hatırlıyorum
seni ürperirken ay
Seni doğduğum gündü
doğurduğum geceydi hatırlıyorum.

Seni, suların göğe çekildiği mayıs getirdi bana
seni, Etlik bağlarında saçları örülen güzel zeytini
daha günler lazım, daha aylar, daha yıllarca göreyim
sevda takvimine olur olmaz takılan bakışı hoş gör
ister ki askıda kalsın güneş, gölgende dursun zaman
tutunacak bir dal arayan asası kırık kalbim

Gündür söner, aydır geçer, yıllar... yıllar da
biz bu gizli sevdayla nerelere gidelim, sen onu düşün
avuçlarına mı yoğun bal rengi gözlerinin
sesinin dinlendiren akışına mı, dağa denize doğru
kentin iç sıkıntısına mı, kırlarınamı yoksa
yanımdaysan nerde öldüğüm kimin umuru

Herkesin umududur senin doğduğun, ne güzel
birinin eli böğründe; ürkek birinin, korkak birinin
birinin yayı gergin; şimşek birinin, atak birinin
biri geri döner, biri gidişine özenir. Bak dinle
önünde ardında çalkalanan çılgın yürek korosu
işte böyle çağlarım ben de ardından, hep böyle

N'olur bir dakika, şaşkınlığa yanıt olmak için dur
nasıl olur diyorum, insan doğar da nasıl büyümez
büyürken çorak yürekte kengerler, ayrıkotları, dikenler
nasıl olur diyorum, insan kendini her sabah yeniden nasıl doğurur <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />siz söyleyin ey hayata taş olarak geri dönenler
insana bin yıllık tanrısı nasıl tanıdık gelmez

Peçesi yok bu sözlerin, yalnızca bir soruydu
sabah uyandın mı mesela, akşam oldun mu
baktın mı dokundun mu soluk aldınmı
aktınmı su gibi akar bütün saatler


dünyanın her köşesinde güvercin haberi, mayıstır artık
tufandan kalan hatıraları siler.



Adnan SATICI / Ünlem - Sayı 3 / Ocak-Şubat 2004

emre gümüşdoğan
20-11-2007, 13:05
korkan bir aşkın şiiri

Bir güvercin uçuşu güzelliğin
bulurlar adını bir deniz eskisinde
usulca yere düşer yüzün.

Gölgeli yerlerin vuruyor uykuma
bir kez daha kırılıyor gün.

Genişliyor sesin,
uzaklıklarımızdan yontulan hüzün
gökyüzü kadar durgun, okyanus kadar öfke.

Bulutların dökülüyor üstüme
sabahı kovalıyorsun. Gözlerin
mavi bir gül oluyor
yıldızlara uzuyor boyun.

Kayboluyoruz birden,
iki ağzından öpüyorum seni
huysuz ve haylaz yerlerinden.

Uykusu kaçmış bir çocuksun sen
dünyam sana gövdem kadar aralık.

Nehirleri atla, üşüyen geceleri unut
üstümden geçsin avuçlarından dökülen:

Sürek avlarından kurtardık birbirimiz
ama öldük.Bir hançer olup gömüldük içinize

Bir dağa sarılarak özlerken seni
naylondandı kent.




Veysel ÇOLAK / 3 NOKTA / Sayı 1 /Aralık-Ocak-Şubat

<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

Nasiva
22-11-2007, 04:13
GÜLÜŞÜN


Gülüşünde bir mana var,

Saklayamazsın.

Sarılışında ne düşler,

Ne düşükler,

Sakınamassın.

Aynı yolları,

Kimsesiz mekanları,

Birlikte özleme haseti..

Yanlnızlığım dert ortağı gastrit..

Gülüşünde bir mana var,

Saklıyamazsın.

Bütün iç savaşlarda,

Rehin alındı bu yürek

Kandıramazsın.

Hangi çekilişin

Büyük ikramiyesi bu,

En uzak şevişmelerin

Yeni yetme utancı.

Lakin aşk,

Biraz da utanmaktır yaşamaktan,

Sakınamazsın...

Yeni yetmelik işine gelince:

O zaten hepimizin gizli öznesi

Türkçede var.

Bazı dillerde yok.

Gülüşünde bir mana var,

Saklıyamazsın.

Kime niyet kime felaket bu aşk,

Anlayamazsın.

Ödümüz patlıyor acı çekmekten

Oysa;

Birazda acıdır,

Aşkın mayası.

Kaçınamazsın.

Gülüşündeki manayı saklıyamazsın.

Tutunacak yerimiz yok,

Resmi tutanaklarda.

Gülüşünde bin yıllık hasret var,

Saklıyamazsın.

.......................

Bu yazık karşılaşmanın

Alnımıza çalıyor ana fikri:

Aşka cesaretimiz yoksa

Başka zaman görüşürüz !



YILMAZ ERDOĞAN

emre gümüşdoğan
23-11-2007, 13:23
ilk karda

ı.

ilk karda açıklayacağım uzak olanı
deniz mavi bir ayaklanma
saldırmadan ellerinin kıyısına
geç kaldığını söyleyeceğim tuz için
karanlık bir tanrıya inanmak için
bekliyorum kış sokakları boyunca
toplanmış pankartlar gibi evlerin perdeleri
bir gösteri sonrası, yalnızlık için.

ilk karda açıklayacağım yakın olanı
güz kırmızı bir nehir
yürümeden yatağının sıcaklığına
diyeceğim: bu taş, bu söz, bu hayat
anlayamadığını söyleyeceğim geçip gideni
kuşlar kolay bir çözüm gibi havalansa da
gökyüzü yanıltmasın seni
bir aşk öncesi, aydınlık için.


2.

bir sesle uyandım, kırılan ışıkla
denize indirilen karanlık bir kemikle
yabancı gibi dolaştı kıyıda rüzgâr
midye avcıları gibi kayalıklarda
susamış bir av hayvanıydı toprak
soluksuz içti yağmuru, günlerce.

sen yokken oldu bunlar, çözüldü bilmece
olsaydın bir yangını başlatırdın, gözlerinle.

bir top sicim çürüyordu, gördüm
çiftlik evinin duvarında, sessizce
yokluğun kapanmış bir çarşıydı
nasıl da susuyordu atlar, gecede

sapında bir bıçağın, okudum:
"uçuşu koyaklına, kuş ölümlüdür"

sen yokken oldu bunlar, çözüldü bilmece
olsaydın bir acıyı yatıştırırdın, sözlerinle.

Salih BOLAT / Varlık 1182 / Mart 2006

emre gümüşdoğan
27-11-2007, 18:05
kon-tiki


I
lidya

<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />bin yıl önce nasılsa bin yıl sonra da öyle,

dedi babam, sadece satıcılara sınırsız bu dünya

hayatıma kazasüsü
göbeği dağ manzaralı
antika bir vazo

kırkbir parçalı kırık
kırkımı süpürüyor
evcil bir anlayış.

malzeme deposu
halı, banyo derken
yatakodası ... yapışyapış
tırıııyooorrr

kırkbirinci kayıp

Yolculuklardır, dedi annem
doğumağırlıklarından kurtaran insanı



II
ada

acı: kendi sesimle konuşmamayı öğretti bana

o vakit içerilere yürüyelim; yenilginin onarılmasına

müşkül bir çocuk gibi avuçlarını
kederli terzilere açmayan bir yere
eğilmenin çiçek koklamak olduğu
uyumanın eylemiyle

çayırlara uzanılan bir yere
kıyıları kırmızılı
gürültüsü beyaz
ıssızlığı mavi
pencereleri
uçuruma bakan bir yere
tek alışkanlığın düş görmek olduğu
ve gecenin hiç sevişilmemiş
sevgili gibi soluduğu
aynaları kum
güzelliği tuz
çıplaklığı sabah
olan bir yere
dokunuşlarında vahşi anlamını gizleyen
maharetli kılıç ustaları gibi merhametli
diş izi tırnak yarası kadar bir yere
odunların kesilip istiflendiği
ateşin sürekli yandığı
ve bulutların lacivert pencerelerinden
bütün geveze tanrıların uçurtma uçurduğu
gülünç bir yere
yaşamak yorgunu ağaçlardan anne yüzleri
ve oyuncaklar yontmanın erdemiyle
sabah kuşlarının şakımalarına benzeyen
felsefesi
yavaşlık
olan biryere...

Bahtiyar KAYMAK / Yom Sanat / sayı 16 / Ocak 2004

emre gümüşdoğan
06-12-2007, 10:48
PAZARTESİ GÜNLERİ BEN DÜNYADA YOKUM

ı.
Kahvaltımı yaptım!
Yüzümü biraz daha yaklaştırdım dünyaya.
Üzerimde, yakaları kolalı süt gibi beyaz bir gömlek
açılışını yaptım kalbimin. <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />Zaten kalbirn her şeye aldandı benim.
En çok tabiata ve aşka.




Bu yüzden bir dağa öpülü kalmaktır hayatım.

Tenime istiridyelerle attığım çizikleri gizleyerek
bir kente giriyorum. Ellerinde gazeteler
ve çiçeklerle yürüyen kentsoylular görmüyor beni.
Çünkü, bugün Pazartesi.
Pazartesi günleri ben dünyada yokum

Birdenbire varız
Birdenbire yokuz
Birdenbire aşk
Birdenbire hüzün

Birdenbire mineraliz

2.
Kahvaltımı yaptım!
Yüzümü biraz daha yaklaştırdım dünyaya.
Başımda gökkuşağı renginde bir şapka
bir aşkın bitişine hazırlanıyorum.
Herhalde bu kez ölürüm.

Ölmeden önce ne yaptım? Tuttum
İstanbul'dan kırmızı bir tramvaya bindim:
Amik ovasında indim. Baktım! Antakya'dayım:
Gökyüzünde kocaman bir dolunay,


kenarından sallanıyor
küçücük bir marul tarlası

Ha düştü, ha düşecek Asi nehrine.
Düşse ne olacak? Tüm tramvaylar
ve kuşlar devrilecek mi içine?

Belki de bu yüzden

Asi nehri bugün de tersten akıyor.
Aksın! Ben de alıç kokularıyla
balkonlara, teraslara çıkarım.
Görürsünüz beni oradan.
Göremezseniz mutlak pazartesidir.
Pazartesi günleri ben dünyada yokum.

Ama ertesi günü
Uç albatrosun ağzında dinlenen
bir kalp göreceksiniz.
İşte! O benim.
Benim kaIbimdir!

Birdenbire varız
Birdenbire yokuz
Birdenbire aşk
Birdenbire ayrılık
Birdenbire mineraliz

3.
Kahvaltımı yaptım!
Yüzümü biraz daha yaklaştırdım dünyaya.
Saçlarım marul tarlasına takıldı dolunayda.
Nasıl bir hayattır bu? Nasıl bir aşk?
Ben ki ne aşklar bitirdim.
Kalbin bir albüm gibi
doldu taştı tehlikeli hayatlarla.
Tüm Mardinli kuşlar şahittir buna.

Bu aşk neden bitmiyor?
Unuttum mu artık bir aşkı bitirmeyi?
Ayrılık sözcüğünün mimarı
Ben değil miyim?


Özkan MERT / Eski / Sayı:35-37 / Eylül- Kasım 2004

emre gümüşdoğan
09-12-2007, 12:31
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">PERSONA NON GRATA[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]Boynumdan ilmeği çekip alın ve öykü başlasın:

Kundaktan ***8216;şartlı***8217; çıktım, huşu içindeki dünya öyle sevecen
miydi? Farkedilmedi, sonra yıllar karmaşık bir düğüm oldu,
arada kaynadı çocukluk da.

Şimdi, bir uçandairede doğdum desem, kimse inanmaz.

Ama siz inanın: Hiçkimsenin keşfedemeyeceği dünyalar yakaladım
mutsuzluğun göğünde. Hepsinde ayrı ışıltı,
hepsinde bir kuru öksürük gibi geçip giden anı tortuları
Anlaşılan mevsim hep kıştı, üşüttüm avucumda gizlediğim günahları
Sonra tam tanrıya uzanırken sözüm kesildi.

Üzüldüğüm bütün anılardan mutlu bir son çıkardım ama
Richtere göre 7***8217;lik depremde eski fotoğrafların kırışmayışıyla avundum
Göğsümü döven rüzgar bile şaştı bu aymazlığa.

Bir başka hayatım olacak mı evrende, bilmiyorum
Hangi yıldız çarpacak bedenime,
kimlerin tutkusu ruhuma bürünecek?
Bütün şarkılar tükendi işte, ne parmaktaki yüzüğün büyüsü,
ne de başka düşlerin acıtan ayrıntıları
Kendimden kovulduğumu bile henüz itiraf etmedim

Şimdi, bir uçandaireye binip gidiyorum desem, kimse inanmaz.




Siz de inanmayın: Keşfettiğim bütün dünyalar yalancı mavi
Uçtuğum bütün düşler yapma çiçekmiş







Cihan OĞUZ / Kendime Savurduğum Hançer

emre gümüşdoğan
10-12-2007, 01:49
GÜZEL IRMAK
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Şubat öyle uzundu ki; ömrümüz kısalmıştı
Eteğinin rengine aldanmıştı kediler
Bileylenmiş bir orak kadar güzeldin
Açgözlü sağanaklar vardı gözlerinde,
Uzlaş(a)mayan kavramlar, duyarlıklar
Ve yelden parçalanmış kara bir yelkenli.

Aramızda hiçbir anlaşma yoktu:
Fakat yine de bizimle geliyordu. Dilsiz
Dünyanın devinimli dili, bir papağan,
Gölde boğulan sağır balıkçı ...
Uğultusu; tükenmiş iki yağtaşının sürtünmesine
Benzeyen rüzgâr
Tanıktır bütün bunlara.

Kardeşimdir; güneşin çürük ceviz dalları gibi
Üzerine sarkıttığı güzel ırmak
Usum asılı kaldı çünkü şimşeğin çaktığı yerde

Senden kalan bakır çekiçler döğsün kalbimi
Senin yanında.

Metin GÜVEN / Sonsuzluk ve Bir Gün / Sayı 3

emre gümüşdoğan
11-12-2007, 23:39
Yabancılar, Yabancılarla Tanışık Çıktılar


yabancılar, yabancılarla tanışık çıktılar.
her yerde her yere benzer yerler gördüm.
parkın içinden geçmektense dışından dolaştım.


ilk girdiğim sokak, ilk tükettiğim yoldur aynı zamanda
darmadağın olduğumda bana takılanlarla yürüdüm.
fark edilmek için reklâm panolarının yanında durdum.


bir kişilik merdiven boşluğu bile yeterdi.
yeterdi, karların kapattığı posta kutuları.
gelmeyen mektuplar bana gelirdi; ben de kendime yollardım tekrardan.


öyle bir boşluk düşledim ki ben bile sığdım içine.
boşluk, geçersizlik: geçersiz boşlukların içinden geçerek geldim buraya.
yabancılara kendimi anlattım; bir şeyler eklediler kendilerinden.
gideceğin yol geçtiğin yollar olmayabilir: geçişli zaman yabancıları
üstüme örttüğüm örtü, beni benden saklamak içindir
artık lütfen, boşluklarımdan kapatın beni.


Efe MURAT / Oda, 2005

emre gümüşdoğan
12-12-2007, 16:12
atlar gibi

atlar gibi, diyor yaşlı adam
ne şahlandım ben de bir zaman

yaşam ki heves uçurur seni
durur birden esen rüzgârın

o kalıyor bir de
toprakla Sevişirken o
tadı yağmurun
anılar gibi kuruyor tende

şimdi gidiyor oldum
benden önce gidenlere
sözünüz varsa deyin
ölüler bir şey bekler o yerde

Mahmut TEMİZYÜREK / İle /Kasım-Aralık 2005


<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

emre gümüşdoğan
13-12-2007, 19:50
Sıtma

Adresi gizli gizli değişen karanlığa
Devleşen bir sırıtma eşlik ediyor burda
Kendine çıkıntılar arıyor kirli gülüş
Ele verip ne varsa elden ele tüketip
Keseden her değeri kazıma meraklısı

Eşsiz erkekliğine bulaşan şu kırıtma
Yamalı bir savunma donsuz bir kışa kar:
Yaman titreyişlerle bir harcama sıtması
Buz korkulu bir beynin kendini ısıtması
Dişliden kopardığı paprlleri yakarak .


MehmetMümtaz TUZCU / Dize / Şubat 2005



<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

emre gümüşdoğan
15-12-2007, 20:30
Yüzün <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Bir sözcük, belki yıllar önce okumuşum
bir kitapta, belki bir konuşma cümlesinden
sıçramış kulağıma. Yeniden duyuyorum onu
başımı kaldırıp süzülen bir buluta bakarken
ya da tam adım atmak üzereyken bir yolculuğa.

Yeniden, ama bir güzellik çıktığı vakit karşıma
ya da yüreğim yeni bir heyecanla tanışınca
o sözcük değil artık duyduğum, onun titreşimi.
Tıpkı gördüğüm bir kıvrımın yıllar sonra
bir nakışta ışıyıp yeniden öne çıkması gibi.

Tıpkı dokunduğum bir yüzeyde yeniden
bir pürüzün parmak uçlarımla buluşması,
bir kokunun küçük bir esintiye sığınıp
yeniden ardıma takılması, atılan
bir taşın suyu yeniden uyandırması gibi.

Bir sözcük nasılsa senin yüzün de öyle,
görüntü değiştiriyor her yeni kıvrımla birlikte
pürüzlere değdikçe dokunurluk kazanıyor
kokudan gezginliği öğreniyor, sudan akıcılığı-
­durmadan yeniliyor senin titreşimini bende.

Kemal ÖZER / <I style="mso-bidi-font-style: normal">Ada[/I]m Sanat / Ocak 2005