PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Her Güne Bir Şiir


Sayfa : 1 2 [3] 4 5 6 7 8 9 10

Perihan Baykal
29-06-2006, 17:52
BUGÜN AHMET BENİM


Bugün Ahmet benim,
ama dünkü Ahmet değil.
Bugün anka benim,
ama yemle beslenen kuşcağız değil.


Enelhak kadehiyle
bir yudumcuk içen sızdı
Tanrılık şarabından.
Şişelerle, küplerle içtim ben, sızmadım,
ben, sultanların aradığı sultan.


Ben hâcetler kıblesiyim.
Gönlün kıblesiyim ben.
Ben cuma mescidi değilim,
insanlık mescidiyim ben.


Ben saf aynayım,
sırım dökülmemiş, paslanmamışım.
Ben kin dolu bir gönül değilim,
Sinâ dağının gönlüyüm ben.


Üzüm sarhoşluğu değil benim sarhoşluğum,
benim sarhoşluğumun sonu yok.
Tarhana çorbası içmem ben,
can yemeği yerim,
içerim can şerbeti.


İşte sararttı seni
bir gümüş bedenlinin özlemi.
Altın haline geldin artık.
Sen altına âşıksın,
altın benim rengime âşık.


MEVLÂNÂ (Bugünün Diliyle Mevlânâ / A. Kadir)

M.Burak Sezer
29-06-2006, 21:13
<TABLE id=Aut***111;number4 style="BORDER-TOP-WIDTH: 0px; BORDER-LEFT-WIDTH: 0px; BORDER-BOTTOM-WIDTH: 0px; BORDER-COLLAPSE: collapse; BORDER-RIGHT-WIDTH: 0px" borderColor=#111111 height=1 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%" border=1>
<T>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="44%" height=19>Zindan Mehmed'e Mektup</TD></TR>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="44%" height=1>
<TABLE id=Aut***111;number40 style="BORDER-TOP-WIDTH: 0px; BORDER-LEFT-WIDTH: 0px; BORDER-BOTTOM-WIDTH: 0px; BORDER-COLLAPSE: collapse; BORDER-RIGHT-WIDTH: 0px" borderColor=#111111 height=24 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%" border=1>
<T>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width=100 colSpan=15 height=10></TD></TR>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="100%" colSpan=15 height=10>


Zindan iki hece.Mehmed'im lafta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de, geri adam, boynunda yafta...
Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!
Kavuşmak mı?... Belki... Daha ölmedim!

Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli...
Git ve gel... Yüz adım...Bin yıllık konak.
Ne ayak dayanır buna, ne tırnak!

Bir âlem ki, gökler boru içinde!
Akıl, olmazların zoru içinde
Üstüste sorular soru içinde:
Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
Buradan insan mı çıkar, tabut mu?

Bir idamlık Ali vardı,asıldı;
Kaydını düştüler, mühür basıldı.
Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı.
Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil...

Müdür bey dert dinler, bugün "maruzat"!
Çatık kaş... Hükümet dedikleri zat...
Beni Allah tutmuş, kim eder azat?
Anlamaz; yazısız, pulsuz, dilekçem...
Anlamaz! ruhuma geçti bilekçem!

Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil;
Sayım var, maltada hizaya dizil!
Tek yekun içinde yazıl ve çizil!
İnsanlar zindanda birer kemmiyet;
Urbalarla kemik, mintanlarla et.

Somurtuş ki bıçak, nara ki tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
Yalnız seccademin yönünde şefkât;
Beni kimsecikler okşamaz madem;
Öp beni alnımdan, sen öp seccadem!

Çaycı, getir ilaç kokulu çaydan!
Dakika düşelim, senelik paydan!
Zindanda dakika farksızdır aydan.
Karıştır çayını zaman erisin;
Köpük köpük, duman duman erisin!

Peykeler, duvara mıhlı peykeler;
Duvarda, başlardan yağlı lekeler.
Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler...
Duvar, katil duvar, yolumu biçtin!
Kanla dolu sünger... Beynimi içtin!

Sükut...Kıvrım kıvrım uzaklık uzar;
Tek nokta seçemez dünyadan nazar.
Yerinde mi acep, ölü ve mezar?
Yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz?
Güneşe göç var da ,kalan biz miyiz?

Ses demir, su demir ve ekmek demir...
İstersen demirde muhali kemir,
Ne gelir ki elden, kader bu, emir...
Garip pencerecik, küçük, daracık;
Dünyaya kapalı, Allaha açık.

Dua, dua, eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...
Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu;
İplik ki incecik, örer boşluğu.

Ana rahmi zahir, şu bizim koğuş;
Karanlığında nur, yeniden doğuş....
Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş!
Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!

Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!http://www.aruz.com/grafs/resim/kare.gif </TD></TR></T></TABLE>


Necip Fazıl Kısakürek


</TD></TR></T></TABLE>

Körfez
30-06-2006, 09:07
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"><?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">SON KUMAŞ[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"> Mustafa Seyit SUTÜVEN[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Görmedim ilham atını;[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ben bu şiir sanatını,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bir deli kızdan okudum.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Sanatı öğretti bana,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ben de bu tezgâhta ona,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Türlü kumaşlar dokudum.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Altı buçuk yıl emeğim,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Gönlüm,elim,gözbebeğim,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Eskidi sırtında bütün.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Sevgiden almış gibi hız,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ansızın evlendi o kız,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Tam gözü doldurduğu gün.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">İstedim ünler salacak,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Bir ulu sanatlı duvak,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Örmek o süğlüm geline…[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ay ışığından bir ipek,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Gamla beraber bükerek,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Taktım özgür iğnesine.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">İğneyi önce derime,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Sonra çökük gözlerime,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Sapladım,hiç titremeden...[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">İşledim üç günde bakın,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Solmuş umut yaprağının,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Üstüme her duygumu ben.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Sanatım ermişti sona,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Gitti el üstünde ona,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Günlerimin öz değeri…[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">İşte o kızdan bu kumaş,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Her yanı kıpkırmızı yaş,[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ertesi gün geldi geri.[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]

Hale Oyal
30-06-2006, 11:53
ELDE VAR HÜZÜN...





söyleşir


evvelce biz bu tenhalarda


ziyade gülüşürdük


pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha kuşlarının


ne meseller söylerdi mercan köz nargileler


zamanlar değişti


ayrılık girdi araya


hicrana düştük bugün





ah nerde gençliğimiz


sahilde savruluşları başıboş dalgaların


yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller


elde varhüzün





o şehrayin fakat çıkar mı akıldan


çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması


sırılsıklam aşık incesaz


kadehlerin mehtaba kaldırılması


adeta düğün





hayat zamanda iz bırakmaz


bir boşluğa düşersin bir boşluktan


birikip yeniden sıçramak için


elde var hüzün.





Attila İLHAN


(ELDE VAR HÜZÜN)

M.Burak Sezer
30-06-2006, 21:31
<TABLE id=Aut***111;number4 style="BORDER-TOP-WIDTH: 0px; BORDER-LEFT-WIDTH: 0px; BORDER-BOTTOM-WIDTH: 0px; BORDER-COLLAPSE: collapse; BORDER-RIGHT-WIDTH: 0px" borderColor=#111111 height=1 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%" border=1>
<T>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="44%" height=19>Annem İçin</TD></TR>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="44%" height=1>
<TABLE id=Aut***111;number40 style="BORDER-TOP-WIDTH: 0px; BORDER-LEFT-WIDTH: 0px; BORDER-BOTTOM-WIDTH: 0px; BORDER-COLLAPSE: collapse; BORDER-RIGHT-WIDTH: 0px" borderColor=#111111 height=24 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%" border=1>
<T>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width=100 colSpan=15 height=10></TD></TR>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="100%" colSpan=15 height=10>
<TABLE id=Aut***111;number41 style="BORDER-TOP-WIDTH: 0px; BORDER-LEFT-WIDTH: 0px; BORDER-BOTTOM-WIDTH: 0px; BORDER-COLLAPSE: collapse; BORDER-RIGHT-WIDTH: 0px" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%" border=1>
<T>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="51%"></TD>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="49%">Bir günümüz bile sensiz geçmezken
Şimdi mezarına hasretiz anne...</TD></TR></T></TABLE>


Issız bir mezarlık, kimsesiz bir yer
Gölgesinde ulu, loş bir mâbedin
Bir yığın toprakla bir parça mermer
Sırrıyla haşr olmuş orda ebedin.

Bir yığın toprakla bir parça mermer,
Üstünde yazılı yaşınla, adın;
Baş ucunda matem renkli serviler
Hüznüyle titreşir sanki hayatın.

Seni gömdük anne yıllarca evvel
Göz yaşlarımızla bu ıssız yere
Kimsesiz bir akşam ziyaya bedel
Matem dağıtırken hasta kalblere.

Kimsesiz bir akşam, ezelden yorgun
Hüznüyle erirken Dicle de sessiz,
Öksüzlük denilen acıyla vurgun
Bir başka ölüydük bu toprakta biz. http://www.aruz.com/grafs/resim/kare.gif</TD></TR>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="7%" height=10></TD>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="7%" height=10></TD>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="7%" height=10></TD>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="7%" height=10></TD>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="7%" height=10></TD>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="7%" height=10></TD>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="7%" height=10></TD></TR></T></TABLE> Ahmet Hamdi Tanpınar </TD></TR></T></TABLE>

Körfez
01-07-2006, 06:10
HABER


Nâzım Hikmet


Onlardan haber geldi


oradan


onlardan.


Gömlekleri kirli değil


çatık değilmiş kaşları.


Yalnız biraz


uzamış traşları.





"Yandık"


dememişler.


Dayanmışlar biliyorum.


"Dayandık"


dememişler


Gözleri gülerek


bakıyorlarmış adama


Şakaklarında taze bir yara varmış ama


çatık değilmiş kaşları


Yalnız biraz


uzamış traşları...

Laser Fidan
01-07-2006, 10:20
KARANFİL SOKAĞI

Tekmil ufuklar kışladı
Dört yön,onaltı rüzgar
Ve yedi iklim beş kıta
Kar altındadır.

Kavuşmak ilmindeyiz bütün fasıllar
Ray, asfalt, şose, makadam
Benim sarp yolum, patikam
Toros, Anti-toros ve asi Fırat
Tütün, pamuk, buğday ovaları,çeltikler


Vatanım boylu boyunca
Kar altındadır.
Döğüşenler de var bu havalarda
El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem
Ümit, öfkeli ve mahzun
Ümit, sapına kadar namuslu
Dağlara çekilmiş
Kar altındadır.

Şarkılar bilirim çığ tutmuş
Resimler, heykeller, destanlar
Usta ellerin yapısı
Kolsuz,yarı çıplak Venüs
Trans-nonain sokağı
Garcia Lorca'nın mezarı,
Ve gözbebekleri Pierre Curie'nin
Kar altındadır.

Duvarları katı sabır taşından
Kar altındadır varoşlar,
Hasretim nazlıdır Ankara.
Dumanlı havayı kurt sevsin
Asfalttan yürüsün Aralık,
Sevmem, netameli aydır.
Bir başka ama bilemem
Bir kaçıncı bahara kalmıştır vuslat
Kalbim, bu zulümlü sevda,
Kar altındadır.

Gecekondularda hava bulanık puslu
Altındağ gökleri kümülüslü
Ekmeğe, aşka ve ömre
Küfeleriyle hükmeden
Ciğerleri küçük, elleri büyük
Nefesleri yetmez avuçlarına
-İlkokul çağında hepsi-
Kenar çocukları
Kar altındadır.

Hatıp Çay'ın öte yüzü ılıman
Bulvarlar çakırkeyf Yenişehir'de
Karanfil Sokağında gün açmış
Hikmetinden sual olunmaz değil
"mucip sebebin" bilirim
Ve "kafi delil" ortada...

Karanfil sokağında bir camlı bahçe
Camlı bahçe içre bir çini saksı
Bir dal süzülür mavide
Al - al bir yangın şarkısı,
Bakmayın saksıda boy verdiğine
Kökü Altındağ'da, İncesu'dadır.



Ahmet Arif





Erguvan'a hamiş: Sevgili Erguvan, "genç kuşaklar anlarlar" demişsiniz. Buradan 'yaşlı'ymışım gibi bir anlam çıkıyor;ama ben o kadar yaşlı değilim :) Ayrıca şiir kültürümüz içerisinde neredeyse çok az bilinen 'Divan Şiiri'ne gösterdiğiniz bu ilgi için teşekkür ederim.

Hale Oyal
01-07-2006, 11:09
Sevgili dost Laser FİDAN;


BEN BURADA KARIŞTIRIYORUM ARTIK KİM BENİM GİBİ ESKİMİŞ..KİM GENÇ..BAĞIŞLAYIN BENİ..Şöyle bir fikir geçti aklımdan..Herkes kendi ismi ve de cismiyle tanınsa ne güzel olurdu..Oldum olası bu gizliliklerden hoşlanmadım..Ama oldu bir kere..Tekrar bağışlanma diliyorum sevgili genç dostum.


DİVAN ŞİİRİNİ SEVERİM HEM DE ÇOK SEVERİM.Ben 60'lı yıllarda lisedeyken,Hocalarımız(bu arada benim Edebiyat Hocam Halit Fahri OZANSOY'du, bir ara Faruk Nafiz ÇAMLIBEL'de gelmişti)) O KADAR GÜZEL İŞLERLERDİ Kİ...ARUZ KALIPLARINI ÖĞRENMEK İÇİN AZ TER DÖKMEDİK...KALEMLER ELDE..SIRALARA UZUN KISA VURUŞLARLA..HEY GİDİ GÜNLER..


SEVGİYLE VE DOSTLUKLA..

Hale Oyal
01-07-2006, 14:46
GAZEL





Zülf-i siyahı saye-i perr-i Hüma imiş


İklim-i hüsne anın içün padişa imiş





Bir secde ile kıldı ruh-i aftabı zer


Hak-i cenab-ı dost aceb kimya imiş





Avazeyi bu aleme Davud gibi sal


Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş





Görmez cihanı gözlerimiz yarı görmese


Mirat-ı hüsni var ise alem nüma imiş





Zülfün esiri Baki-i biçare dostum


Bir müptela-yı bend-i kemend-i bela imiş.





BAKİ

Laser Fidan
01-07-2006, 19:02
Estefulullah Erguvan.. Bağışlamak bize düşmedi..


Çok sevdiğim bir beyiti aktarıyorum:


"(... Şeb-i yeldayı muvakkıtla müneccim ne bilir


Mübdalâ-yı gama sor kim geceler kaç saat...)"

Hale Oyal
01-07-2006, 21:25
Sayın Laser Fidan;


FUZULİ'nin Leyli vü Mecnun'undan....Leyla gazelinden:





Hilaf-ı re'yüm ile ey felek medar ettin


Beni gül ister iken mübtela-yı har ettin...





Mürur-ı ömrde bir dönmedin muradım ile


Döne döne bana zulm etmeği şiar ettin





İhanetimde nedir bilmezem muradın kim


Aziz i alem iken har ü hakdar ettin





Cefa eliyle kılıp çak perde-i sabrım


Nihan olan gamımı halka aşikar ettin





Vefada vermeğe can vermedin bana mühlet


Beni bu ahd vefasında şermsar ettin





Bir özgeni bana yar eylemekdesen guya


Benimle yar olanı özge ile yar ettin





Meğer bilindi Fuzuli sana felek hali


Ki varını bu cihanın yoh-i itibar ettin.





FUZULİ (Leyli vü Mecnun)


Necmettin Halil ONAN


İstanbul 1956-Maarif BasımeviEdited by: Erguvan

Perihan Baykal
01-07-2006, 22:27
MEÇHUL ÖĞRENCİ ANITI


Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
Bir teneffüs daha yaşasaydı
Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
Devlet dersinde öldürülmüştür.

Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:
-Maveraünnehir nereye dökülür?
En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:
-Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!dir

Bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı mor
Bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır:
Yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım

O günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik
Yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazdırmıştır:
Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler

Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:
Aldırma 128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında
Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır
Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek


ECE AYHAN

Vela
03-07-2006, 00:32
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="95%">
<T>
<TR>
<TD vAlign=bottom>Ne istiyor bu hayat bizden</TD>
<TD vAlign=right width=160>
</TD></TR></T></TABLE>
<DIV align=left>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD width="100%">
<DIV align=right>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#ff0000 cellPadding=0 width="95%">
<T>
<TR>
<TD vAlign=top>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD align=left width="100%">Yaşamaksa yaşıyoruz
Cahit gibi her günü dert edinerek
Ölmekse öleceğiz bir gün
Düşünüyorum ki şunu ölmeden
Ne istiyor bu hayat bizden?

(Gül Şafağı Hüzünleri'nden)</TD></TR>
<TR>
<TD width="100%"></TD></TR>
<TR>
<TD align=left width="100%">
İhsan Kurt</TD></TR>
<TR>
<TD width="100%"></TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE>

Laser Fidan
03-07-2006, 17:41
Vela'nın yolladığı şiirde 'Cahit'ten bahsedilince bu şiir geldi aklıma. Severim.. Paylaşalım dedim..





DESEM Kİ



Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.

Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
Desem ki...
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.Cahit Sıtkı Tarancı</PRE>

Vela
03-07-2006, 23:16
BU AŞK, BU ŞEHİR, BU KEDER
Hoşça kal ayak izim
serseri sokaklarda
hoşça kal
Kendine bir başka
gökyüzü büyüten
Kardeşim
Gece feneri
Hoşçakal kal çaldığım
Islık
Söylediğim türkü
doludizgin karlarda.
Hoşça kal
Annemin
yüzü
Hep beyaz yaşmaklı
Sırı dökülmüş bir yalnız
aynada.
Hoşça kal
Dolunayın
altında
Ihlamur ağaçlarına
Kazıdığım
şey
Hoşça kal uzaklarda yanan
anızların parıltısı hoşça kal.
Bir gün gelecek bu gün de
bir anı olacak nasılsa
Oturduğumuz bu masa
bu kum saati, bu rüzgar, bu eski
komodin
Bu kırık
sandalye
Bu kelepir yürek
bu aşk
nasılsa.
Hoşça kal ayak izim
serseri sokaklarda
Hoşça kal
Yarım kalmış
duvar yazıları
Hoşça kal
Bir gün gelecek
akacak yeraltı suları
Hoşça kal
Yakut, bezirgan, gön
Hoşça kal eski zaman
aktarları
Gidiyorum
Bu şehri bu yağmuru
bu düşleri
Bu aşkı bu kavgayı bu kederi
Size bırakarak...

Behçet AYSAN

Hale Oyal
05-07-2006, 09:34
TAN SESİ-BEBEK-BEN/iSTANBUL ANNEM





-I-


Yerden göğe doğru uzanan asma çardağı


bana küçük dişi bir anahtar uzattı


iki yüzü vardı anahtarın


ikisi de bendim


ben büyüdüm


öteki hep çocuk kaldı





Belki bu yüzdendir gelin


cumartesi günleri


kim bilebilir





Biz neyiz ki


nilüferli havuz


içinde binbir bakterisiyle


kurbağalar pireler bitler


sen uyu Bihter/ belki de


bir evrim hazırlığı içindeler





Kırılan su sesi


rüzgar


çocuk sesi


ayna sesi


kız sesi


tüm bebek Picasso'lar


küçük bir cam kırığından


giriyorlar içeri.





-II-





Bir koşu yıldız bakkal


Yıldız Bakkalda şeker var


aşağı mahallede annem


yukarı mahallede


kuşşekeri bebekşekeri


balıklar





Ne zaman geçsem


içimde bir barbar


annem der annem


usumda iğde ağaçları


iğde çekirdeğinden


sürme çeken kadınlar





Karanlığın içinde


kırılgan buz taneleridir zaman


sen ne zaman içime uzansan...





son karlardı belki de


eriyip gittiler


yüzümü öpe öpe





Ne tuhaf hep susmayı öğrettiler





Ne zaman geçsem


iğde ağacının içinden


ben ağlıyorum ben


içimde annem.





-III-





Gölgelerin oynaştığı


yaldızlı odalar


geçmiş resimler





Bir dilim ekmekte gözüm


zeytinde peynirde


bir simit de götürür işi


nerdeee





Açılan kapanan kapılar


gıcırdayan gıcırdamayan


uzun ayaklı kızlar


aynalar aynalar





Ben de


Kızılay'da Çağırkan'da


günortasında gece yapayalnız


kalakaldım anne


kesilen bir bilet gibi


canım ciğerim dar


durduran kim bu treni





Durduran kim


"Azade" tren sesi


çırılçıplak gar


öyle çok ağladı ki





acının resmi duvar





-IV-





Acının resmi duvar


duvarsa gerçek


neyi çizersen o


bir ev çiziyorum bir kelebek





Bugün kimseler yok


ne senin sesin ne benim


Azade tan sesi bebek





Komşular gelse,komşulara gitsek


çikolata yedirse annem


yine komşular da sevse beni





Su içerken çiziyorum güneşi


sırça köşklerin gerisi dereyatağı orman


ahşaptan sarkan izler üstündeyim


izler hep seni gösteriyor annem





Bahçede su sesi kuşperi birkaç


ormanın serin koridorlarında


ben,küçük tin,kauçuk ninem


doğrudur güneşi yitirdiğimiz


kaç,Azade, kaç.. kaç





Birbirinden ayrılan iki ırmak


ki aynı şiirde bizi yine kavuşturacak


kaç,Azade, kaç..kaç





Emine ERBAŞ(Osmanoğlu)


İSTANBUL ANNEM-Şiirler 2003Edited by: Erguvan

M.Burak Sezer
05-07-2006, 21:53
Ay Kasidesi
IV/Mare Tranquillitatis
Biz biz idik biz olduk / görmeyene göz olduk
Güneşin terkisinde geceye gündüz olduk
Kış geldi yaz dediler / bahara güz dediler
Sözcüklerle seviştik / şiir-söz'e giz olduk
Ağaçtık ağamadık / buluttuk yağamadık
Ayın beri yüzünde yağmursuz deniz olduk
Ay gitti yıldız gitti / gece ne çabuk bitti
Sessizlik Denizi'nde piştik eksiksiz olduk
Hep'le hiç'e büründük / varlık diye göründük
Yokluğun sarnıcıydık / belli belirsiz olduk
Biz siz idik biz olduk / büyülü bir yüz olduk
Gizimizi çözdüler: Ayda kalan iz olduk
Ahmet Necdet

Perihan Baykal
06-07-2006, 00:02
ZORUNLU AÇIKLAMA


Bazı dizeler var -baştanbaşa şiirler bazen de- ben de
bilemem ne demek istediklerini. Hâlâ ayakta tutar beni
bu bilemediğim şey. Sen de haklısın sorarken. Sorma.
Söyledim ya bilmediğimi. Birbirine koşuk iki ışık
aynı özekten gelen. Suyun gürültüsü,
kışın, dolu oluklardan taşan
ya da sulanmış bir bahçede bir gülden
düşen su damlasının sesi
usulca usulcacık bir ilkyaz gecesi
hıçkırığı gibi bir kuşun. Bilmiyorum
nedir anlamı bu sesin; ama kabul ediyorum onu.
Açıklıyorum bildiğim şeyleri sana. Savsaklamıyorum.
Ama bunlar da katkıda bulunurlar yaşamımıza. Bakıyorum
onun uyurken çarşafı köşelendiren dizine-
Yalnızca Aşk değildi bu. Doruk çizgisiydi
sevecenliğin bu açı ve kokusu
çarşafın, temizliğin ve ilkyazın, tamamlıyordu
o açıklanmaz olanı, aradığım hâlâ boşu boşuna,
sana açıklamak istediğim.


YANNİS RİTSOS

Hale Oyal
06-07-2006, 11:54
GAZEL





Yine zevrak-ı derunum kırılıp kenare düştü


Dayanır mı,şişedir bu,reh-i sengisare düştü





O zaman ki bezm-i canda bölüşüldü kale-i kam


Bize hisse-i muhabbet dil-i pare pare düştü.





Geh-i zir-i serde desti,geh ayağı koltuğunda


Düşe kalka hasta-i gam der-i lutf-u yare düştü





Erişip bahara bülbül yenilendi sohbet-i gül


Yine nevbet-i tahammül dil-i bikarare düştü





Meh-i bürc-ü arzında gönül oldu hale mail


Bana kendi talihimden bu siyah sitare düştü





Süzülüp o çeşm-i ahu dedi zevk-i vasla "yahu!"


Bu değildi,neyleyim bu,yolum intizare düştü





Reh-i mevlevide Galip bu sıfatla kaldı hayran


Kimi terk-i nam ü şane,kimi itibare düştü.





Şeyh GALİPEdited by: Erguvan

yılmaz arslan
06-07-2006, 14:05
Yitikçi





Hadi git azıcık istanbul iste


kosunlar o denizi bir çanağa


bir çıkına elesinler o günlerimi


ne kaldıysa o yazdan


üsküdar' dan, elif' ten


doldur ceplerine


onlarda yoksa komşularında vardır


tanırlar,sevinirler


beni bay metin gönderdi de





metin eloğlu

seskici
06-07-2006, 15:19
Metin Eloğlu unutuldu gibi sanki! Oysaki Türkçenin önemli şairlerindendir. Şayet özleyen varsa, YKY'da basılan Bu Yalnızlık Benim adlı toplu şiir kitabını önerebilirim. Dilin de irononin de belini kıran bir şair!


Eline sağlık Yılmaz!

Perihan Baykal
06-07-2006, 22:05
İNFİLAK


Ben gidince hüzünler bırakırım
Bu senin yaşadığındır
Bir ev sıkılır kadınlardaki
Bir adam sıkılır kadınlardaki
Seni sevmek bu kadar mı
O benim yaşadığımdır.


Bazan da bir yerde kuşlar vardır
Ne uçmak, ne görünmek için
Bir karanfil pencereyi deler
Bir kapı kendiliğinden kapanır
İstesek sevişirdik, ama olmadı
Biz değil yaşayan acılardır.


Gitsem de her yerde biraz vardır
Hatırda zamansız bir plak
Bir otel kapısı, biraz istasyon
Vardır o seninle birlikte olmak
Buluşur çok uzaktan ellerimiz
Ve nasıl göz gözeyiz ansızın bir infilak.


EDİP CANSEVER

Perihan Baykal
07-07-2006, 09:35
GÜL KOKUYORSUN


gül kokuyorsun bir de
amansız, acımasız kokuyorsun
gittikçe daha keskin kokuyorsun, daha yoğun
dayanılmaz birşey oluyorsun, biliyorsun
hırçın hırçın, pembe pembe
öfkeli öfkeli gül
gül kokuyorsun nefes nefese.

gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun
ve acı ve yiğit ve nasıl gerekiyorsa öyle
sen koktukça düşümde görüyorum onu
düşümde, yani her yerde
yüzü sararmış, titriyor dudakları
şakakları ter içinde
tam alnının altında masmavi iki ateş
iki su
iki deniz bazan
bazan iki damla yaz yağmuru
mermerini emerek dağlarının
şiirler söylüyor gene
ölümünden bu yana yazdığı şiirler
kızaraktan birtakım şiirlere
büyük sular büyük gemileri sever çünkü
ve odur ki büyüklük
şiir insanın içinden dopdolu bir hayat gibi geçerse
o zaman ölünce de şiirler yazar insan
ölünce de yazdıklarını okutur elbet
ve senin böyle amansız gül koktuğun gibi
yaşamanın herbir yerinde.

gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun
bu koku dünyayı tutacak nerdeyse
gül, gül! diye bağıracak çocuklar bütün
herkes, hep bir ağızdan: gül!
ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek
saçların, alınların, göğüslerin üstüne
yüreklerin üstüne
bembeyaz kemiklerin
mezarsız ölülerin üstüne
kurumuş gözyaşlarının
titreyen kirpiklerin üstüne
kenetlenmiş çenelerin
ağarmış dudakların
unutulmuş çığlıkların üstüne
kederlerin, yasların, sevinçlerin
ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek.

bir rüzgar, bir fırtına gibi esecek gül
yıllarca esecek belki
ve ansızın dünyamızı göreceğiz bir sabah
göreceğiz ki
biz dünyamızı gerçekten görmemişiz daha
geceyi, gündüzü, yıldızları
görmemişiz hiç
tanışmaya komamışlar bizi güzelim dünyamızla.

öyleyse dostlar bırakın bu yalnızlıkları
bu umutsuzlukları bırakın kardeşler
göreceksiniz nasıl
güller güller güller dolusu
nasıl gül kokacağız birlikte
amansız, acımasız kokacağız
dayanılmaz kokacağız nefes nefese.


EDİP CANSEVER

M.Burak Sezer
07-07-2006, 21:45
<TABLE cellSpacing=0 cellPadding=0 width="96%">
<T>
<TR>
<TD>
<TABLE cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD>
<TABLE cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD>
<TABLE cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD width="84%">Haramî</TD>
<TD width="14%">
<DIV align=right></TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE></TD></TR>
<TR>
<TD background=themes/sayha/picture/line.gif height=4></TD></TR>
<TR>
<TD height=4></TD></TR></T></TABLE></TD></TR>
<TR>
<TD vAlign=top>
<TABLE cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD>http://www.sayhadergi.com/topicpicture/f_21.jpg Yaralı bir atın
ayak kaslarını ileriye geriye çekişleri gibi
damarlarımda ayrılık
vur alnımın ortasından
ateş çıkartmayan,toynaklarımdan sök nallarımı
ağzımdan akan kanı alnına sür
zafer senindir! ...

şehrimin kapılarını kırıp geçmen
ve evleri işaretlemenden
bilmeliydim arsızlığını
duyur şimdi dağlarından
çağır kabilelerini
indirdim göğün yüzünden bir serçeyi
tek kurşunla de! ...


Hey hat! ...
avuntudur bunlar
ölüm diriliştir O nun kapısında
sen gölgelik yerin perişan bedevisi
başakları dolmadan hasat eden
yonttuğun,
dillerimden dökülen sözlere
değdirme necis ellerini... </TD></TR></T></TABLE>





Filiz Nur Artalan </TD></TR></T></TABLE>

Hale Oyal
08-07-2006, 10:21
KELİMELER...KELİMELER...





Yarıda kalmış aşklarının hesapları içinde


Denizlere açıldı içimizden biri


Niçin gittiğini söylemeden.


Doyulmamış arzularla doluydu yelkenleri.


Yıpranmış kelimelerin verdiği güvenden,


Bulacak sanıyordu yenilikleri.





Her an bir yeni su vardı,


Her yeni suda bir yeni an.


Deniz,dalgalarıyla gösteriyordu dışından


Yaşananla düşünülenler arasındaki farkı.


Bitmiyordu köpüklerle renkler


Bir başka damlada,bir başka ışıkta başlamadan.





Gözlerin önünde bir oyun,ardında bir oyun.


Dışında ne varsa yeni,ne varsa gerçek.


Yeni manzaralarla gelen yeni duygular


Hani,eski kelimelerle olmasa


İnsanın ömrünce devam edecek.


Gözlerin önünde bir oyun,ardında bir oyun.





Anladı,ölmekle yaşamanın birleştiği noktada


Yeni rüzgarlarla esen yeni korkulara


Yeniliklerini bağışlamayan kelimelerin


Nasıl düşman sığınaklar halinde direndiğini.





Anladı,bütün olmuşlarla olanların


Ve bütün olacakların


O kelimelerin içinde


Kendisine varmadan eskidiğini.





ÖZDEMİR ASAF


( Dünya Kaçtı Gözüme )











BAKI





Kendi bahçesinde dal olamayanın biri


Girmiş bahçeme ağaçlık taslıyor.





ÖZDEMİR ASAF


( Bir kapı Önünde )





PERSPECTİF





Senin içine girdiğim zaman


Dışımda kalıyorsun


Senin dışından sana bakınca


İçime sığmıyorsun.





ÖZDEMİR ASAF


( Sen Sen Sen )Edited by: Erguvan

Perihan Baykal
08-07-2006, 19:59
ÇILGIN NAR AĞACI
Kıbleden esen yelin kemerler arasında ıslık çaldığı
Bu beyaz avlularda, söyleyin, o çılgın nar ağacı mı
Nar dolu kahkahalar atarak aydınlıkta sıçrayan
Rüzgârın inadıyla, fısıltıyla; söyleyin, o çılgın nar ağacı mı,
Şafakta yeşeren yapraklarının ışıltısıyla
Bir zafer sevincinin renklerini coşturan?

Çayırda çıplak kızlar sarışın kollarıyla
Yeşil yoncaları biçmek için uyandıklarında -
Uykunun sınırlarında dolaşarak - söyleyin, o çılgın nar ağacı mı,
İçinin saflığıyla kızların yeşil sepetlerini ışığa
Ve adlarını kuş cıvıltılarına boğan, söyleyin,
O çılgın nar ağacı mı dünyanın bulutlu gökleriyle savaşan?

Kendini kıskançlıkla yedi tür tüyle süsleyip
Ölümsüz güneşin bin bir rengine büründüğü gün,
Söyleyin, o çılgın nar ağacı mı,
Kaçmaya kalkan atın yüz kamçılı yelesine sarılan,
Hiç acınma, hiç yakınma bilmeden, söyleyin, o çılgın nar ağacı mı,
Ufuktan şimdi doğan bir umudu haykıran?
Söyleyin, o çılgın nar ağacı mı, bize uzaktan
Serin alevli yaprakların mendilini sallayan,
Doğum sancısı içinde bin bir geminin,
Bin bir kere yükselip alçalan dalgaları
Bilinmedik kıyılara uzanan bir denizdeymiş gibi,
Söyleyin, o çılgın nar ağacı mı, havanın saydamlığında donanıp gıcırdayan?

Başı taa havalarda, ışıyan ve övünen mor salkımlarla,
Tehlikelere açık, söyleyin, o çılgın nar ağacı mı,
Dünyanın orta yerinde şeytanın fırtınasını ışıkla parçalayan,
Ve günün, üzeri türkülerle işli sırmalı örtüsünü
Boydan boya yayan, söyleyin, o çılgın nar ağacı mı,
Günün ipek giysilerinden bir anda soyunup kurtulan?

Söyleyin, ilkin büzgülü etekleriyle Nisan'ın,
Sonra yaz şenliğinin ağustosböcekleriyle gülüp oynayan,
Öfkelenen, her türlü gözdağını kara kötülükten arıtıp
Güneşin kucağına esrik kuşlarını serpen,
Söyleyin, o çılgın nar ağacı mı bu, her şeyin,
En gizli düşlerimizin bile üstüne kanat geren?


Odisseus ELİTİS (http://www.siir.gen.tr/siir/o/odisseus_elitis/index.html)

Çeviren: Cevat ÇAPAN (http://www.siir.gen.tr/siir/c/cevat_capan/index.html)


</PRE>

Perihan Baykal
10-07-2006, 09:50
BİR YAPRAK GÖNDER
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Bir yaprak gönder bana,
Bir koruluktan koparılmış olsun,
hiç değilse evinden yarım saat öteden.
Sen oraya dek yürür güçlenirsin,
bense kalkar teşekkür ederim sana
o güzel yaprak için.



BEKLEYECEĞİM SENİ

Savaşa gitmek mi istersin, git asker,
gidenin bir daha gelmediği
kanlı, kudurgan savaşa.
Burada olacağım geri dönersen,
yeşeren karaağaçlar altında bekleyeceğim seni,
bekleyeceğim çıplak ağaçlar altında,
dönünceye dek en son asker,
bekleyeceğim seni daha da çok.

Sen geri gelince savaştan
göremeyeceksin kapıda başka çizme.
Yanımdaki yastık hep boş kalacak.
Dokunmamış olacak dudağıma başka dudak.
Bıraktığım gibi diyeceksin her şey,
sen geri gelince savaştan
sen geri gelince.



GENERALİM TANKINIZ NE GÜÇLÜ

Tankınız ne güçlü, generalim,
siler süpürür bir ormanı,
yüz insanı ezer geçer.
Ama bir kusurcuğu var:
İster bir sürücü.

Bombardıman uçağınız ne güçlü, generalim,
fırtınadan tez gider, filden zorlu.
Ama bir kusurcuğu var:
Usta ister yapacak.

İnsan dediğin nice işler görür, generalim,
bilir uçmasını, öldürmesini, insan dediğin.
Ama bir kusurcuğu var:
Bilir düşünmesini de.

BERTOLT BRECHT (Halkın Ekmeği)

Perihan Baykal
10-07-2006, 21:28
SİYAH NOKTA


Kim ki güneşe sürekli bakıp durur
Mor bir lekenin uçuştuğunu görür
Gözlerinde, çevresinde ve havada.


Bir zamanlar çok genç ve çok gözüpektim,
Utkuya bir an sabit gözlerle baktım;
Aç bakışımdan kara bir nokta kaldı.


O gün bugün, bir yas işareti gibi
Görürüm her yerde o siyah lekeyi
Karışır her şeye, gözümün daldığı!-


Nedir bu? Mutlulukla arama giren!
-Yazık bize! Yalnız kartal bakabilen
Kazasız belasız Utkuya ve Güneşe.





NE GÜNAYDIN NE TÜNAYDIN


Sabah vakti değil bu, henüz olmadı akşam da
Yine de yıldırımı soldurdu gözlerimiz!


Bu kızıl, lâl rengi saatler benziyor tan'a
İşte geliyor gece, her şeyi unutuyoruz!


GERARD de NERVAL (Küçük Aylaklık Şatoları)

suece
11-07-2006, 22:14
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="95%">
<T>
<TR>
<TD vAlign=bottom> Beklenen </TD>
<TD vAlign=right width=160>
</TD></TR></T></TABLE>
<DIV align=left>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD width="100%">
<DIV align=right>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#ff0000 cellPadding=0 width="95%">
<T>
<TR>
<TD vAlign=top>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD align=left width="100%">ne hasta bekler sabahı
ne taze ölüyü mezar
ne de şeytan bir günahı
seni beklediğim kadar

geçti istemem gelmeni
yokluğunda buldum seni
bırak vehmimde gölgeni
gelme artık neye yarar</TD></TR>
<TR>
<TD width="100%"></TD></TR>
<TR>
<TD align=left width="100%">
Necip Fazıl Kısakürek</TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE>

M.Burak Sezer
11-07-2006, 22:58
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="95%">
<T>
<TR>
<TD vAlign=bottom>





Bir Kadın...


</TD>
<TD vAlign=right width=160>
</TD></TR></T></TABLE>
<DIV align=left>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD width="100%">
<DIV align=right>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#ff0000 cellPadding=0 width="95%">
<T>
<TR>
<TD vAlign=top>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD align=left width="100%">sana ey kanımda eriyen kadın
can nasıl dayansın, nasıl dayansın?
mezara çekmekse beni maksadın
önümde o siyah gözlerin yansın.

bir sütun alevsin, bir sütun duman,
yalnız seni görür gözünü yuman.
senden ateşine bir deva uman
bari gitsin kara toprağa kansın.

bir çukur solumda, bir taş sağımda
kabre girdiğim gün bu genç çağımda
öyle bir yüksel ki sen toprağımda
görenler ruhumu tütüyor sansın</TD></TR>
<TR>
<TD width="100%"></TD></TR>
<TR>
<TD align=left width="100%">
Necip Fazıl Kısakürek</TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE>

Vela
12-07-2006, 00:44
HAYKIRAN BEN DEĞİLİM

Haykıran ben değilim, yer gümbürdüyor,
Dikkat et, dikkat, çünkü çıldırdı şeytan,
Uzan kaynakların duru dibine,
Yapış pencere camına,
Gizlen elmasların ışıltısı ardına,
Taşlar altında böcekler arasına,
Gizle kendini sıcak ekmek içinde,
Sen yoksul, sen.
Yeni sağanaklarla süzül toprağa -
Boşuna yıkanıyorsun kendi içinde,
Yalnız başka suda yıkayabilirsin yüzünü,
Bir çim yapracığında minik bir uç ol
Daha büyük olacaksın bu dünya ekseninden.
Hey, makineler, kuşlar, yapraklar, yıldızlar!
Kısır anamız çocuk için yakarıyor.
Dostum, değerli, sevgili dostum,
İster korkunç, ister olağanüstü,
Haykıran ben değilim, yer gümbürdüyor.


Attila JÒZSEF (http://www.siir.gen.tr/siir/a/attila_jozsef/index.html)

Çeviren : Vural YILDIRIM

</PRE>

Ali Tekmil
12-07-2006, 10:38
ÇÖL İŞARETÇİLERİ


bizi bakışlardan saklayan


çöl sisi


ağırduman


geçitsiz bir yalnızlıkta


yol alıyordu birliktelikler


böyle zamanlarında bir aşkın


birbirinin yerini alır


görünen ve görünmeyen engeller





ipek yüklü kervanlar çıkagelir: ilk günler


yani umutlar, düşler, gelecek


ve gerçekleşecek


onca zaman içinizde birikenler


oysa gelip geçer kervanlar, yeniden çöller





Murathan Mungan ( Omayra )

Perihan Baykal
12-07-2006, 11:27
İÇİNDEN DOĞRU SEVDİM SENİ


İçinden doğru sevdim seni
Bakışlarından doğru sevdim de
Ağzındaki ıslaklığın buğusundan
Sesini yapan sözcüklerinden sevdim bir de
Beni sevdiğin gibi sevdim seni
Kar bırakılmış karanlığından.


Yerleştir bu sevdayı her yerine
Yüzünde ter olan su damlacıklarının
Kaynağına yerleştir
Her zaman saklamadığın, acısızlığın son durağına
Gül taşıyan çocuğuna yerleştir
Ve omuzlarına, daracık omuzlarına
Üşümüş gibisin de sanki azıcık öne taşırdığın
Tam oraya işte, uçsuz bucaksız bir düzlükten
Bir papatya tarlasıyla ayrılmış göğüslerine yerleştir
Ve esmerliğine bir de, eski bir yangının izlerinin renginde
Saçlarının yana düşüşüne, onları bölen ikiliğe
Alnından başlayan ve ayak bileklerinde duran
Yani senin olmayan, seni bir boşluk gibi saran hüzne yerleştir
Yerleştir onu bir kentin parça parça aklında tuttuğun
Kar taneleri gibi uçuşan
Ve her gün biraz daha hafifleyen semtlerine
Yerleştir bu sevdayı her yerine.


Ekledim ben tattığım her şeyi denizlere
Bildiğim ne varsa onlar da hep denizlerden
Sen de bir deniz gibi yerleştir onu istersen
Sevdayı
Ve köpüklendir
Ve yaşlandır ki işte kederi anlamasın
Ama dur, her deniz yaşlıdır zaten
Öğrenmez ama öğretir mutluluğu
Bizim sevdamız da öyledir, iyi şiirler gibi
Biraz da herkes içindir. Ve gelinciğin ikinci tadına benzemeli
Var eden kendini birincisinden
Yani bir sevdayı sevgiye dönüştüren.


Ben şimdi bir yabancı gibi gülümseyen
Tanımadığın bir ülke gibi
İçinde yaşamadığın bir zaman gibi
Tam kendisi gibi mutluluğun
Beni bekliyorsun
Ve onu bekliyorsun beni beklerken.


EDİP CANSEVER

Vela
12-07-2006, 18:57
YİTİK BAHAR</PRE>Hayat, kar altında kalan bahar
Çiçekleri üzerinde ölüyor en bereketli ağaçlar
Üretkenlik dört duvar arasında
Kar yağıyor bahar dallarına</PRE>Üç bin yıllık hayatın bilgesi
Sevene acı veren, bedeni bal ülke
Işıklarının ardından solup gidiyor insanlar
Kar yağıyor güneşli kirpiklerine</PRE>Yalnız sevda ve kocalma hüznünü yakıştıran ozan
Karşında bir sigara içip ölebilirdik
İlk sen mi soldun böyle uzak toprağından
Karadeniz’de yatanlar, adları yitik
Boyna dolanan kent, Magosa Kalesi
Hepsi sayılsa tüm bir tarih mi
</PRE>Hayat, kar altında kalan bahar çiçekleri
Yazın tek tük meyva dallarda
Kim doyacak, kim doyuracak</PRE></PRE>
<BLOCKQUOTE>
<BLOCKQUOTE>Turgay FİŞEKÇİ (http://www.siir.gen.tr/siir/t/turgay_fisekci/index.html)</PRE></BLOCKQUOTE></BLOCKQUOTE>

M.Burak Sezer
12-07-2006, 20:26
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="95%">
<T>
<TR>
<TD vAlign=bottom>


Çile </TD>
<TD vAlign=right width=160>
</TD></TR></T></TABLE>
<DIV align=left>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD width="100%">
<DIV align=right>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#ff0000 cellPadding=0 width="95%">
<T>
<TR>
<TD vAlign=top>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD align=left width="100%">





Gaiblerden bir ses geldi: Bu adam
Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
Ve uçtu tepemden birden bire dam.
Gök devrildi, künde üstüne künde...

Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!
Dediklerin cıktı ihtiyar bacı!
Sonsuzluk elinde bir mavi tülbent,
Ok çekti yukardan, üstüme avcı.

Ateşten zehrini tattım bu okun.
Bir anda kül etti can elmasımı.
Sanki burnum değdi burnuna (yok)un.
Kustum, öz ağzımdan kafatasımı.

Bir bardak su gibi çalkandı dünya;
Söndü istikamet, yıkıldı bosluk,
Al sana hakikat , al sana rüya!
İşte akıllılık , işte sarhoşluk!

Ensemin örsünde bir demir balyoz
Kapandım yatağa son çare diye.
Bir kanlı şafakta , bana çil horoz
Yepyeni bir dünya etti hediye.

Bu nasıl bir dünya hikayesi zor;
Mekânı bir satıh, zamanı vehim.
Bütün bir kainat muşamba dekor,
Bütün bir insanlık yalana teslim.

Nesin sen , hakikat olsanda cekil!
Yetiş körlük , yetiş takma gözde cam!
Otursun yerine , bende her şekil;
Vatanım, sevgilim , dostum ve hocam!

*
*
*
*

Aylarca gezindim , yıkık ve şaşkın .
Benliğim kazan ve aklım kepçe,
Deliler köyünden bir menzil aşkın
Her fikir içimde bir çifte kelepçe.

Niçin küçülüyor eşya uzakta ?
Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl ?
Zamanın raksı ne , bu yuvarlakta?
Sonu varmış , onu öğrensem asıl ?

Bir fikir ki, sıcak yarada kezzap,
Bir fikir ki, beyin zarında sülük.
Selâm , selam sana haşmetli azap;
Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.

Yalvardım: Gösterin bilmceme yol!
Ey yedinci kat gök, esrarını aç!
Annemin duası, düşte perde ol!
Bir asâ kes bana , ihtiyar ağaç.

Uyku katillerin bile çesmesi;
Yorgan, Allahsıza kadar sığınak
Teselli pınarı , sabır memesi;
Size şerbet , bana kum dolu çanak.

Bu mu rüyalar da içtiğim cinnet,
Sıırını ararken patlayan gülle?
Yeşil asmalarda depreniş , şehvet;
Karınca sarayı , kupkuru kelle....

Akrep , nokta nokta ruhumu sokmuş.
Mevsimden mevsime girdim böylece
Gördüm ki , ateşte cımbızda yokmuş.
Fikir çilesinden büyük işkence.

*
*
*
*

Evet her şey ben de bir gizli düğüm
Ne ölüm terleri döktüm , nelerden!
Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,
Yetişir çektiğim mesafelerden!

Ufuk bir tilkidir , kaçak ve kurnaz.
Yollar bir yumaktır, uzun dolaşık
Her gece rüyamı yazan sihirbaz,
Tütüyor önümde mavi bir ışık.

Büyücü büyücü ne bana hıncın?
Bu kükürtlü duman nedir inimde ?
Camdan keskin , kıldan ince klıcın,
Bir zehirli kımık gibi beynimde.

Lügat , bir isim ver bana halimden ;
Herkesin bildigi dilden bir isim!
Eski esvaplarım tutun elimden
Aynalar söyleyin bana ben kimim?

Söyleyin, söyleyin, benmiyim yoksa,
Arzı boynunuzda taşıyan öküz?
Bela mimarının seçtiği arsa ;
Hayattan muhacir , eşyadan öksüz?

Ben ki toz kanatlı bir kelebeğim,
Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,
Bir zerreciğim ki , Arş ' a gebeyim,
Dev sancılarımın budur kaynağı!

Ne yalanlarda var , ne hakikatta .
Gözümü yumdukça gördüğüm nakış
Boşuna gezmişim, yok tabiatta.
İçimdeki kadar iniş ve çıkış.

*
*
*
*

Gece hendeğe düşercesine,
Birden kucağına düştüm gerçeğin.
Sanki erdim çetin bilmecesine,
Hem geçmiş zamanın , hem geleceğin.

Açıl susam açıl! Açıldı kapı;
Atlas sedirinde mavera dede.
Yandı sırça saray, ilahi yapı
Binbir avizeyle uçsuz maddede.

Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik
Ve çevre çevre nur , çevre çevre nur.
İçiçe mimari , içiçe benlik
Bildim seni ey Rab , bilinmez meşhur!

Nizam kopürüyor, med vakti deniz
Nizam köpürüyor,ta çenemde su.
Suda bir gizli yol, pırıltılı iz
Suda ezel fikri ebed duygusu.

Kaçır beni ahenk , al beni birlik
Artık barınamam gölge varlıkta
Ver cüceye , onun olsun şairlik
Şimdi gözüm büyük sanatkarlıkta

Öteler öteler, gayemin malı
Mesafe ekinim , zaman madenim
Gökte samanyolu benim olmalı ;
Dipsizlik gölünde , inciler benim.

Diz çök ey zorlu nefs , önümde diz çök
Heybem hayat dolu , deste ve yumak
Sen bütün dalların birleştiği kök
Biricik meselem , Sonsuza varmak...</TD></TR>
<TR>
<TD width="100%"></TD></TR>
<TR>
<TD align=left width="100%">
Necip Fazıl Kısakürek</TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE>

Hale Oyal
12-07-2006, 21:48
YA AVNİ, YA HABİBİ...!





Port-Saidli Mansur'um on-üç,on-dört yaşında


Yalnayak,başıkabak,oturur boya boyar


aynalı,çıngıraklı sandığının başında.


İskarpinler,pabuçlar,postallar,kunduralar,


tozlu,çamurlu,umutsuz,


yorgun argın,ihtiyar,


çıkar aynalı sandığa.


Fırçalar kanatlanır,parlar kızıl kadife.


İskarpinler,pabuçlar,postallar,kunduralar,


sevinçli,dipdiri,genç,


umutlu,pırıl pırıl,


iner aynalı sandıktan.





Mansur'um kara kuru,


hurma çekirdiği gibi.


Mansur'um tatlı.


Mansur'um hep aynı şarkıyı söyler:


"YA AVNİ, YA HABİBİ..."





Port-Said'i yaktılar,öldürdüler Mansur'u.


Bu sabah gazetede fotoğrafını gördüm:


Ölülerin arasında bir küçük ölü.


YA AVNİ, YA HABİBİ!


Hurma çekirdeği gibi....





Nazım HİKMET


Prag-26.11.1956

Perihan Baykal
12-07-2006, 22:47
PARILTI

Ateş gibi bir nehir akıyordu
Ruhumla o ruhun arasından
Bahsetti derinden ona halim
Askın bu unutulmaz yarasından.
Vurdukca bu nehrin ona aksi
Kaçtım o bakıstan, o dudaktan
Baktım ona sessizce uzaktan
Vurdukça bu aşkın ona aksi...



AKŞAM YİNE TOPLANDI DERİNDE

Canan gülüyor eski yerinde
Canan ki gündüzleri gelmez
Akşam görünür havuz üzerinde,

Mehtab kemer taze belinde
Üstünde sema gizli bir örtü
Yıldızlar onun gülüdür elinde...



Ahmet HAŞiM

Ali Tekmil
13-07-2006, 10:03
otobüste uyuyan serçe





uyku bir kusur gibi duruyor kirpiklerinde





ve rüya şimdi sende, bir aldanıştır hayata





keşke bu rüyanın hırsızı olsaydı çocuk


kaçsaydı ya da gömseydi başını göğsüne


onu uykuna al çocuk, çalma!


kalbinden başka mülkü olmayanların


yoktur rüyadan başka paylaşacağı


-cikcikciğim cikcikciğim





Akif Kurtuluş ( Kırgınlıklar Galası )

Hale Oyal
13-07-2006, 11:42
SEN BENİM HİÇ BİR ŞEYİMSİN





sen benim hiç bir şeyimsin


yazdıklarımdan çok daha az


hiç kimse misin bilmem ki nesin


lüzumundan fazla beyaz


sen benim hiç bir şeyimsin


varlığın yokluğun anlaşılmaz





galiba eski bir liman üzerindesin


nasıl karanlığıma bir yıldız olmak


dudaklarınla cama çizdiğin


en fazla sonbahar otellerinde


üniversiteli bir kız uykusu bulmak


yalnızlığı öldüresiye çirkin


sabaha karşı öldüresiye korkak


kulağı çabucak telefon zillerinde





sen benim hiç bir şeyimsin


hiç bir sevişmek yaşamışlığım


henüz boş bir roman sahifesinde


hiç kimse misin bilmem ki nesin


ne çok çığlıkların silemediği


zaten yok bir tren penceresinde





sen benim hiç bir şeyimsin


yabancı bir şarkı gibi yarım


yağmurlu bir ağaç gibi ıslak


hiç kimse misin bilmem ki nesin


uykumun arasında çağırdığım


çocukluk sesimle ağlayarak





sen benim hiç bir şeyimsin.





Attila İLHAN


(Bela Çiçeği)

Vela
13-07-2006, 15:18
<TABLE>
<T>
<TR>
<TD =row3>
<CENTER>Zehirli patika</CENTER>
</TD></TR>
<TR>
<TD =row2>
Herkes bildiklerimi söylüyor
Ben kimsenin bilmediklerini duymak istiyorum

Başı kuma gömülü
Farksız piyonlarız
Sidiğinden ürken

Kırık aynalar çalıyoruz yüzümüzü görmek için
Sonra
Fark ediyoruz ki
Ayna sağlam kırık olan yüzümüz
Ne zaman yüzümüzün kırıklarını bir araya toplasak
Atalarımız mezarlarında ters dönüyorlar

Herkes bildiklerini duyuyor
Ben kimsenin bilmediklerini söylemek istiyorum

Esaretini mutluluk sayan
Kireç taşlarıyız
Alt alta, üst üste

Kimi sevsek ona cehennem ikram ediyoruz
Saçlarını yakıyoruz zamanın
Ne kadar masumluk yapsak da
Önümüzde çocuk düşleri parçalanıyor
Susuyoruz

Herkes umduklarını yaşıyor
Ben umulmadık bir hayat çizmek istiyorum

Hep konuşuyoruz abartılı abartılı
Bildiğimiz
Bizi aşan kirli ırmaklar

Bir benzeme sevdası alıp götürüyor ismimizi
Korkuyoruz ismimizi söylemeye
Sesimizi duymayalı uzun zaman oldu
El hareketleriyle anlaşıyoruz
Ya da
Ismarlama seslerle

Herkes bir patikada ilerliyor
Ben zehirli patikaları aforoz etmek istiyorum...


</TD></TR>
<TR>
<TD =row1>
<CENTER>Şair : Ahmet Beşer (http://www.berzah.com/siir/siir.siirler.asp?dost=&amp;sair=sair&amp;id=1274)</CENTER>
</TD></TR></T></TABLE>

suece
13-07-2006, 18:55
AŞK


Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıstık
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamişti

Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı Istanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça
lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi ki sevmek
Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bolecekti
Çünkü iki kisiydik

Oysa bir bardak su yetiyordu saclarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin basınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
Iki kere öpeyim desem ucun boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun basladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.

Cemal SÜREYYA

Hale Oyal
13-07-2006, 22:28
ARZUHAL





Bakışlarımla düğüm düğüm


Sana birşeyler söyliyebilsem.


Sabahlara kadar düşündüğüm


Sana bir şeyler söyliyebilsem..





Hani ne bileyim,masal gibi,


Sularla haşır neşir dal gibi.


Bir okunmamış arzuhal gibi


Sana bir şeyler söyliyebilsem.





Bakışlarımız aynı duyguda,


Bir besteyi sürüklerken ,suda.


Yarı uyanık,yarı uykuda


Sana bir şeyler söyliyebilsem.





Desem ki,boşluklar bizi sarın,


Ardında kalalım hudutların,


Diliyle toz pembe bulutların


Sana bir şeyler söyliyebilsem.





Sen,yemyeşil bir baharın ucunda,


Mevsim erguvanları avcunda.


Gül biten dizlerinin ucunda


Sana bir şeyler söyliyebilsem...





Feyzi HALICI


(çağdaş Türk Şiiri)

Hale Oyal
14-07-2006, 10:09
GÜNDELİK





kapalısın


kendi dört duvarında


gündüz-biraz sınırsız-


gece-evde odada-





seni kim örseliyor


kendinden başka


yürü yollardan yorgun


avut ama avunma





yaşa tarifelerde


etiket fiyat ve zam


gülümse katlan hoş gör


yüreğin burkulduğu zaman





Eray CANBERK


(yüreğin Burkulduğu Zaman)Edited by: Erguvan

Ali Tekmil
14-07-2006, 10:44
saklanılmayan





anlattığım masallarda olmasa kimse anlamayacak gözlerimin rengini


sesimin ırmaklara,yüreğimin toprağa dil olduğunu bilmezdim


bilmezdim göllerin aynasında ceylan gibi durduğumu


şimdi maviliğinde gökyüzünün paylaşamadığımız bir yeryüzü kaldı





kibrit çakılsa, mavi soluğumla sesim kül olacak kimbilir


kimbilir ve belki de dağların dalgın duruşunda ilkbahar


ne ceylanları tanır, ne de kaval sesiyle ağlardım


dağ adresim olmazdı saklayabilseydi ateşini gözlerim





müslüm yücel ( kalbimizin kuyusunda kardeştir yaralarımız )

Perihan Baykal
14-07-2006, 22:31
AKASYA


niçin senden ayrı bir kaderi yaşıyor
kafasını yasak bir kitap gibi yüreğinde taşıyarak
sonra sen sarı saçları salkım saçak
ve beyaz öğlelerinde akasya

neyle avunur ak duvarlardan başka
eğer solarsa kaçmak
her dalgası kayalara tutsak bir deniz
ve yaprağı düşen akasya

kör ışıklarla sabaha varır gece
gözleri hep gözleri ihanetle direnir
sayfalarda tükenen bir adamsa yaşamak
ve kuruyan akasya

niçin senden ayrı bir kaderi yaşıyor
niçin kenar yollarda çiçek açar akasya


ERAY CANBERK

M.Burak Sezer
14-07-2006, 22:45
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="95%">
<T>
<TR>
<TD vAlign=bottom>





Kaldırımlar 1-2 </TD>
<TD vAlign=right width=160>
</TD></TR></T></TABLE>
<DIV align=left>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD width="100%">
<DIV align=right>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#ff0000 cellPadding=0 width="95%">
<T>
<TR>
<TD vAlign=top>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD align=left width="100%">





1
Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum
Yolumun karanlığa saplanan noktasında
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık:
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar

İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum her sokak başını kesmiş devler,
Üstüme camlarını, hep simsiyah dikiyor
Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler

Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandir.
Kaldırımlar, duyulur ses kesilince sesi,
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

Bana düşmez can vermek yumuşak bir kucakta,
Ben bu kaldırımların emzirdiği cocuğum.
Aman sabah olmasın bu karanlık sokakta,
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum

Ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin;
İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer takı, gölgeden taş kemerler.


Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları.
Islak bir yorgan gibi sımsıkı bürüneyim,
Örtün, üstüme örtün serin karanlıkları.


Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp sokaklar kadar esrarlı bir uykuya;
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi...

2
Başını bir gayeye satmış kahraman gibi,
Etinle, kemiğinle, sokakların malısın!
Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi,
Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın!

Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,
Erimiş ruhlarımız bir derdin potasında.
Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri;
Onun taşı erimiş, senin kafatasında.

İkinizin de ne eş ne arkadaşınız var;
Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hürsünüz.
Dünyada taşınacak bir kuru başınız var;
Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.

Yağız atlı süvari, koştur atını, koştur!
Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.
Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur,
Ne senin anladığın kadar kaldırımları...</TD></TR>
<TR>
<TD width="100%"></TD></TR>
<TR>
<TD align=left width="100%">
Necip Fazıl Kısakürek</TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE>

Mustafa Fırat
14-07-2006, 22:49
Hayatta Ben En Çok Annemi Sevdim

Ona göre baştan beri iflah olmaz biriydim
Babam korkuydu bana, annem yürek serinliği
En sevdiği oğluydum-bana hep öyle gelirdi-
Uzun avcı öykülerini ilk ondan dinlemiştim
Hayatta ben en çok annemi sevdim

Sözümona büyümüştüm, ekmek getirirdim eve
Annem öldü, düşüyorum, koptu salıncağın ipi
Anahtarsız bir kilide benzediğim doğru şimdi
Saçlarına tırmanırdım tutunup yıldızlara
Kokusu kalmıştır diye kapandım odalara

Kıyamazdı bilirdim şiirler yazan oğluna
Sevgilim terkedince benden fazla ağlardı
İstiridyeydi annem, içinden inci çıkardı
Hergün daha da büyüyor yüreğimdeki yırtık
Annemi anılarda bile bulamıyorum artık

Babamın hemen ardından gitmesi gerekmezdi
Evinin badanasını yarım bırakıp erkenden
O gün bugündür bana gülden önce gelir diken
Dedim ya anahtarını yitirmiş bir kilidim
Hayatta ben en çok annemi sevdim</PRE>ABDÜLKADİR BUDAK</PRE></PRE>Edited by: mustafaF

Hale Oyal
15-07-2006, 21:11
GİTME KAL





Nice nice acıları aklına getir


Bunca yoksulluğu aklına getir


Gözyaşlarını aklına getir


"GİTME KAL" var yok dinlemez bir çocuk isteğidir


Gitme aklına getir





Kıraç mı kıraç toprakların üstüne


Güneşler açar yağmurlar kesilince


Çırıl çıplak kayada yeşerir incir ağacı


Dağların kuytusunda bir uslu çiçek


Dağıtır mavisini kendi kendine


Gitme beraberlik içinde


Nasıl sevinirdik aklına getir





Her şeyi her şeyi aklına getir


Gece yarılarını aklına getir


Söylediklerini aklına getir


Sinsi yağmurlar yağıyordu


Soğuktu


Yaktığımız ateşi aklına getir





Nelerden geçiyorsun aklına getir


Gitme dünyamızın her yerinde


Yorgun eller gülleri derleyince


Ellerin sevincini aklına getir


Güllerin sevincini aklına getir





Ne çok severdik seni aklına getir.





Arif DAMAR


(İstanbul Bulutu)

Perihan Baykal
16-07-2006, 09:59
büyüyüp giden hüzüne


bir güzel aşk yılının ortasında
bir kestane ekerim büyür gider


ortaçağdan bir deniz hartasında
bir iki harf bulurum büyür gider


biliyorum ikimiz arasında
bir deste gül mü ne var büyür gider


sen bir aklık gibisin sırasında
boynun ve dediklerin büyür gider


ölür gider çinisi bir soylunun
bize bir mavi kalır büyür gider


ve içilir bir devin sofrasında
arayerde bir hüzün büyür gider


TURGUT UYAR

Ali Tekmil
16-07-2006, 10:15
DÖRT YAPRAKLI ÇİÇEK


Çıkamaz çocukluğundan dışarı


Kimse.


Oynamamız bundandır


Kara toprakla binlerce yıl.





Çıkamaz çocukluğundan dışarı


Kimse.


Bundandır sevmemiz


Kiraz ağaçlarını.





Çıkamaz çocukluğundan dışarı


Kimse.


Kardeşliğimiz bundandır


Mavi sularla binlerce yıl.





Çıkamaz çocukluğundan dışarı


Kimse.


Bundandır inanmamamız


Kocaman bombalara.





Fazıl Hüsnü Dağlarca ( Dört Kanatlı Kuş)

Perihan Baykal
16-07-2006, 18:38
İLK BULUŞMALAR

Buluşmamızın her anını
biz bir mucize gibi coşkuyla kutlardık
Yeryüzünde yalnızca ikimiz vardık
Sen bir kuş kanadından hafif ve inceydin
merdiven basamaklarından başdöndürücü bir hızla
inip,
çiy taneli leylakların arasından geçerek
beni aynalı camın öbür tarafındaki
kendi makamına götürürdün sen
Gece indiğinde bana büyük şeref bahşedilir
ve tapınağın kapıları açılarak karanlıkta parlar
ve yavaşça secde ederdi çıplaklığın.
Ve ben uyanarak "Tanrı kutsasın" diye fısıldardım
Ve bu kutsamanın cüretkârlığının tadını yaşardım
Sen uyurdun
ve mavi gökyüzünün kapılarını çalardın rüyanda
Vücudunsa yatağın içinde
dokunulmazlığının sıcaklığı ve buğusu ile hareketsizdi
ve kirpiklerin de,
ellerin de öyle,
sıcak…
Irmakların nabzı kristal küre üzerinde atar,
dağlar tüter ve denizden serpintiler gelir
sense avucunda tutardın o kristal küreyi.
Bir tacın içinde uyurdun
Ve tanrı şahidim ki
Benimdin sen
Sen uyanır ve insanoğlunun
basit konuşma dilini yeniden yazardın.
Ve "insan" sözcüğünü, gırtlağına yeni bir güçle doldurur,
ve "sen" sözcüğü, yepyeni anlamlarını ortaya serer, ve kral anlamına gelirdi.
Ve yeryüzündeki her şey dönüşürdü
hatta leğen, kova gibi basit şeyler bile
Ve o sağlam kaya
aramıza bekçi gibi dikilip durduğunda
bilinmeyen yerlere sürüklenip giderdi.
Mucizevi şehirler önümüzde bir serap gibi dağılırdı.
Kaderimiz, elinde ustura olan
bir deli gibi arkamızdan kovalarken
biz bulutların üzerinde yatardık, yumuşacık…
Ve kuşlarla yolumuz ortaktı sanki
Ve balıklar, ırmaklar peşimizden gelirdi
Ve gökyüzü uyanırdı gözlerimin önünde...

Arseni Tarkovski (1962)
Oğlu Andrey Tarkovski'nin "Ayna" adlı filminden

mvstafa ısık
16-07-2006, 18:53
JAMES JOYCE
YAKARIŞ


Yine!
Gel, ver, teslim et bana bütün gücünü!
Uzaklardan sessiz bir kelime fısıldar dağılmaktaki beyne
Kaderi yazılmış bir ruha dair duyulan korkuyu yumuşatan
Zalim sükunetini, itaatin sefaletini
Son ver, sessiz aşk! Benim bet bahtım!




Kör et beni esmer yakınlığınla, insaf et, niyetimin aziz düşmanı!
Ben, kalkışmam karşı koymaya o soğuk dokunuşa beni deli ürperten.
Öylece çek al benden
Usul yaşantımı! Eğil daha derinden üzerime tehditkar başınla,
Gurur duy çöküşümle, hatırlayarak, acıyarak
Kim ki o? Kimdi o?




Yine!
Hep birlikte, bürünmüş geceyle, serilirler toprağa. Duyarım
Uzaklardan sessiz kelimesini fısıldar dağılmaktaki beynime:
Gel! Çöktüm. Eğil daha derinden üzerime! Buradayım.
Boyunduruk, beni bırakma! Yalnızca zevk al, ıstırap duy yalnızca,
Al beni, koru beni, dindir beni, Aman esirge beni!


Çeviren: Gözde Kurt

suece
16-07-2006, 19:46
BEN SENDEN ÖNCE ÖLMEK İSTERİM

Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi,beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin
Fedakarlığımı anlıyorsun
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orada beraber yaşarız
külümün içinde külün
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
Ben
daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama ,çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
Bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?
İçimden bir şey :
belki diyor.


NAZIM HİKMET

Perihan Baykal
16-07-2006, 22:28
ARDIÇ KUŞU VE SEVDA

Yüzünü biriktiriyorum şimdi
çünkü ben, bir ardıç kuşu gibi
kendi ölümüyle beslenen
güncesi ayrılıklarla dolu
ve teni her yaz
ayrı güneşlerde yanan bir çocuğum.

Ne kadar alışkınım bilsen
yazılmayacak mektuplar için adresler alıp-vermeye
yılların yorgunluğuyla sararan
silik, umarsız, gizini saklı tutan
ve bir daha yaşanmayan resimlere.

Yüzünü biriktiriyorum. Çünkü yüzün
bir sevda tohumu şimdi.

Geçerken ürpertilerle karanlıklar içinden
tutsak ve ağzımıza sığmayan dillerimizle
geçerken gecenin pususunda bir ırmaktan
bütün özlemleri tadan, bütün romanlarda
yeniden dünyaya gelen o çocuk
ağlıyor arkamdan
beni bırakma... Bırakma beni...

Kaç kişinin gücü yetmiştir
yasaklanmış bir aşkı savunmaya...

Yüzünü biriktiriyorum şimdi.
Soyları kocalarının adında eriyen
göçmen kadınlar gibi, hüzünlü ve sesim titreyerek
ne kadar alışkınım bilsen
bütün kanamalara... gülümseyerek.

Bir ardıç kuşuyum ben
toprağa düşeceğim bir gün
içimde çimlenen tohum çatlatıp yüreğimi
ağaca dönsün ve yüzyıl yaşasın diye
hiç ardıma bakmadan öleceğim.

Yüzünü biriktiriyorum şimdi.


ZERRİN TAŞPINAR

mvstafa ısık
17-07-2006, 20:59
ÜÇLEME // yannis ritsos

1.Hava kararıncaya dek

Eline almıştı kadının elini. Konuşmuyordu
uzaktan, belki de kendi içinde,
güçlü atışını duyuyordu denizin nabzının.
deniz, çamlar, tepeler eliydi kadının
Ona söylemese bunu, nasıl tutabilirdi o eli?

hava kararıncaya dek kımıldamadılar. Sadece
iki eli de kırık bir heykel vardı ağaçların altında.


2. Bir kadın

O gece; yanına varılmaz o kadın öpmüyor kimseyi
onu öpecek kimse çıkmaz korkusuyla tek başına.

Beş uçlu bir yıldızla gizliyor bir tutam beyaz saçı
ve en güzel kimliğini yadsıması kadar güzel kendisi.


3. Neden bizim suçumuz?

Dikensiz kalkan filizleri dilinin altında,
üzüm çekirdekleri, şeftali lifleri.
Ilıman bir ülke var gölgesinde
kirpiklerinin. Yatıp dinlenebilirim, diyor, sorgusuz.

Peki ne anlama geliyor bu "daha ilerde" sözü?
Neden senin suçun olsun, kuşkusuz, yaprakların
arasında kalman-
güzel, yalın, sıcaklığının altın çizgilerinde?
Ve neden benim suçum gecede ilerlemek,
kendi özgürlüğümde tutsak, diyor, cezalandırılanın
ceza vermesi?

Çeviriler: Cevat Çapan

N.Dilek
18-07-2006, 15:06
AŞKIN GÜLÜŞÜ<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /></PRE></PRE>işte sana geliyorum</PRE>yumuşakbaşlı rüzgarların kanatlarında bir yer bul bana</PRE>suyun ışıltılı sesleri aksın bir yanımızdan,</PRE>bir yanımızı defneler sarsın...</PRE>demir kollarının yumuşaklığında uyanayım sabahları</PRE>zeytin ağacının gözlerinde büyürken bir çekirdek</PRE>senin olayım</PRE></PRE>sakızağacının kokularına bürünsün saçlarımız</PRE>diri gövdemiz yürüsün kuşlara doğru</PRE>unutulmuş şarkılar bulsun...</PRE>gülüşün badem ağacının çiçek açmış dalları</PRE>ölümü alsın elimizden. </PRE></PRE>bir gemi getirdim kapına: birlikte gidelim.</PRE>sen içli, uzun geceli kadınlar için yaratılmışsın,</PRE>uzun sabahlar için</PRE>buğday tarlaları, usulbaşlı geyikler, yollar için...</PRE>göğsüne düşür beni: yeryüzünün şarkılarını dinleyeyim orada</PRE>gecikirsek alıp başını gider aşkın usul ırmağı - küskün -</PRE>dönmez bir daha</PRE>
LEYLA ŞAHİN

Perihan Baykal
18-07-2006, 17:25
SABAHLA


parçalanan bir ülkeydi
yüreğim


çıktım sabahla yola
denizlerin kahrıydı alnıma vuran
gövdemin arasında prangalı güneş
çapanın ve sabanın kahramanlığıydı
yiğit bağrına toprağın vuran


ince iki türkü süzüldü namluya
biri yüreğimde kan
biri yüzüne vatanımın
atılmış sıkı kurşun
sevdası silinmez dağlarım
akşamın yüreğinde iki mahzun resim
Ahmet yürür ben yürürüm
tepeden tırnağa sımsıkı hüzün


patlarsa bir eylül patlar İzmir
küfeli çocuklar koşar çıplak
dağlarda yürekler namlu
ha patladı ha patlayacak


gözleri engerek dilli şimşek
dönümünü hesaplar hasat yılının
bilmez ağızlarında namuslu bir türkü
kana kansa topraktadır düşleri


parçalanan bir ülkeydi yüreğim


ENDER SARIYATI (Ölüme Direnen Şiirler)

emre gümüşdoğan
19-07-2006, 10:36
ZİYAN EDECEK BENİ BU ŞEHİR


bu şehir eşkıya edecek beni
böyle sürerse, kötüye
gidecek aşkın sonu


“arap şükrü”ye yılda bir
defa uğramak,
zarardır ömre


her sokakta karşıma
çıkması eski sevgilimin,
hayal kapıları açılması önümde


üstelik ahşap konaklarda
kederli bir balkan türküsü,
yıkılsın bre mori, setbaşı köprüsü


bir bulut takılır ardıma, gelir
pare pare olurum maksem’de yürüsem,
bilmem daha ne desem :


ziyan edecek beni bu şehir


Ahmet Uysal

Perihan Baykal
19-07-2006, 21:44
<TABLE>
<T>
<TR>
<TD =row3>
<CENTER>Ben Sana Teşekkür Ederim </CENTER>

</TD></TR>
<TR>
<TD =row2>
Ben sana teşekkür ederim, beni sen öptün
Ben uyurken benim alnımdan beni sen öptün
Serinlik vurdun korulara, canlandı serçelerim
Sen mavi bir tilkiydin, binmiştin mavi ata,
Ben belki dün ölmüştüm, belki de geçen hafta.

Sen bana çok güzeldin, senin ayakların da.</TD></TR></T></TABLE>
ÜLKÜ TAMER

yeşilim
20-07-2006, 17:04
<TABLE id=HB_Mail_C***111;ntainer height="100%" cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%" border=0 UNABLE="***111;n">
<T>
<TR height="100%" width="100%" UNABLE="***111;n">
<TD id=HB_Focus_Element vAlign=top width="100%" background="" height=250 UNABLE="off">
DAVET
bekliyorum
öyle bir havada gel ki,
vazgeçmek mümkün olmasın.
ORHAN VELİ KANIK
</TD></TR>
<TR UNABLE="***111;n" hb_tag="1">
<TD style="FONT-SIZE: 1pt" height=1 UNABLE="***111;n">
<DIV id=hotbar_promo></TD></TR></T></TABLE>

Laser Fidan
20-07-2006, 18:04
ÖLÜME DAİR

<BLOCKQUOTE>

Buyrun, oturun dostlar,
hoş gelip sefalar getirdiniz.
Biliyorum, ben uyurken
hücreme pencereden girdiniz.
Ne ince boyunlu ilâç şişesini
ne kırmızı kutuyu devirdiniz.
Yüzünüzde yıldızların aydınlığı
başucumda durup el ele verdiniz.
Buyrun oturun dostlar
hoş gelip sefalar getirdiniz.

Neden öyle yüzüme bir tuhaf bakılıyor?
Osman oğlu Hâşim.
Ne tuhaf şey,
hani siz ölmüştünüz kardeşim.
İstanbul limanında
kömür yüklerken bir İngiliz şilebine,
kömür küfesiyle beraber
ambarın dibine...

Şilebin vinci çıkartmıştı nâşınızı
ve paydostan önce yıkamıştı kıpkırmızı kanınız
simsiyah başınızı.
Kim bilir nasıl yanmıştır canınız...
Ayakta durmayın, oturun,
ben sizi ölmüş zannediyordum,
hücreme pencereden girdiniz.
Yüzünüzde yıldızların aydınlığı
hoş gelip sefalar getirdiniz...

Yayalar-köylü Yakup,
iki gözüm,
merhaba.
Siz de ölmediniz miydi?
Çocuklara sıtmayı ve açlığı bırakıp
çok sıcak bir yaz günü
yapraksız kabristana gömülmediniz miydi?
Demek ölmemişsiniz?

Ya siz?
Muharrir Ahmet Cemil?
Gözümle gördüm
tabutunuzun
toprağa indiğini.

Hem galiba
tabut biraz kısaydı boyunuzdan.
Onu bırakın Ahmet Cemil,
vazgeçmemişsiniz eski huyunuzdan,
o ilâç şişesidir
rakı şişesi değil.
Günde elli kuruşu tutabilmek için,
yapyalnız
dünyayı unutabilmek için
ne kadar çok içerdiniz...
Ben sizi ölmüş zannediyordum.
Başucumda durup el ele verdiniz,
buyrun, oturun dostlar,
hoş gelip sefalar getirdiniz...

Bir eski Acem şairi :
"Ölüm âdildir" - diyor, -
"aynı haşmetle vurur şahı fakiri."

Hâşim,
neden şaşıyorsunuz?
Hiç duymadınız mıydı kardeşim,
herhangi bir şahın bir gemi ambarında
bir kömür küfesiyle öldüğünü?...

Bir eski Acem şairi :
"Ölüm âdildir" - diyor.
Yakup,
ne güzel güldünüz, iki gözüm.
Yaşarken bir kerre olsun böyle gülmemişsinizdir...
Fakat bekleyin, bitsin sözüm.
Bir eski Acem şairi :
"Ölüm âdil..."
Şişeyi bırakın Ahmet Cemil.
Boşuna hiddet ediyorsunuz.
Biliyorum,
ölümün âdil olması için
hayatın âdil olması lâzım, diyorsunuz...

Bir eski Acem şairi...
Dostlar beni bırakıp,
dostlar, böyle hışımla
nereye gidiyorsunuz?

Nazım Hikmet Ran</BLOCKQUOTE>

Vela
20-07-2006, 21:52
<TABLE>
<T>
<TR>
<TD =row3>
<CENTER>Eskiden Bilmezdim Yalnızlığı </CENTER>
</TD></TR>
<TR>
<TD =row2>Eskiden bilmezdim yalnızlığı
Bir ağaç nasıl yalnız değilse ormanında
Bir çiçek kendi dalında
Eskiden bilmezdim yalnızlığı

Yalnızlığın içinde
Şimdi yalnız, yalnız mıyım
Kopuk muyum dalımdan
Uzağında mı kaldım ormanın</TD></TR>
<TR>
<TD =row1>
<CENTER>Şair : Yılmaz Güney (http://www.berzah.com/siir/siir.siirler.asp?dost=&amp;sair=sair&amp;id=322)</CENTER></TD></TR></T></TABLE>

Hale Oyal
21-07-2006, 09:17
Çok değerli Lise Edebiyat Hocam;Hecenin beş Şairi 'nden;


Halit Fahri OZANSOY' dan şiirler....





BALKONDA SAATLER





III





Arka mahallelerde, kızgın bir yaz öğlesi!


Tabak tıkırtıları duyuluyor, evlerden...


Uzakta bir satıcı,yahut bir çocuk sesi...





Susuzluktan bunalmış, uçamazken serçeler,


Tozlu sokaklar gibi tutuşup, alevlerden


Bodur ağaçlar ile bomboş kalmış bahçeler!





İşte karşıkini de güneş çerçeveledi:


Demin duvar dibinde uyuklıyan bir kedi


Sıyrılıyor yavaşça mutfağın loşluğuna...





Bayıltıyor hararet; otu,taşı,böceği;


Fazla güneş içmiş te, ortada ay çiçeği


Ayak üstü uğramış ,ışık sarhoşluğuna!





XII





Ay bir lotüs,kocaman...düşmüş bir berraklığa...


Gök parlıyor, durgun bir göl gibi saf ve şeffaf...


Işık dalgalarında yıkanıyor her taraf...





Ay ,balkonda başını dayadı parmaklığa


Uyuyor...Uzakta bir saat çaldı:bir...iki!


Billur bir hıçkırıktır bu sesin içindeki...





Ay, ışıkla süsleyip bir örümcek ağını


Minyatür bir cibinlik astı dışardan cama.


Ses yok...yalnız yukarda, damda bir miyavlama!





Ay,odaya düşürdü solgun bir yaprağını:


Lambasız bir masanın üzerinde şimdi süs


Bir vazonun içinde parıldayan bu lotüs.





Halit Fahri OZANSOY


(BALKONDA SAATLER)Edited by: Erguvan

Perihan Baykal
21-07-2006, 22:03
GÜZEL IRMAK


Küçüğüm, bu senin sesin, güzel ırmak
Önce rüzgârın öptüğü, sonra benim öptüğüm
Bu bitmemiş şiirler senin ayakbileklerin
Soluğun, kokun, karnın, gölgeli gözlerin
Bu böyle çözülü göğsün, enine boyuna dudakların
Sabahlara kadar ki büyük gözlerin böyle
Bu dal gibiliğin, saçların, kırmızı ağzın
Bu üstünde onca seviştiğimiz yatak sonra
Sonra bu benim anı artığı eski yüzüm
Tüylerin, tay boynun, küçücük çocuk ellerin
Böyle yukarıdan aşağı gidiyorum seni
Karışıyor, korkunç, ellerimiz ayaklarımız


İHAN BERK





ACININ ADI

Yavaş sessiz senin buyruğunda toplanır altın yavaş sessiz
Yavaş sessiz senin buyruğunda dağılır buğday yavaş sessiz
Yavaş sessiz senin buyruğunda bölünür halkın ekmeği

Seninle hızla kararır bozulur ipek seninle hızla
Hızla düğümlenir bulanır su seninle
Körlenir seninle hızla emeğin tarihi

Ve seninle yavaş yavaş çıkar bakıra kuvarsa tunca yavaş yavaş
Acının uzun uzun yazılan adı.



İLHAN BERK

Perihan Baykal
23-07-2006, 11:25
ZEHİRİNDE AÇAN ZAMBAK

(Sevgili eşim Münevver’e)

I
Anason Kokusu

Sarı, sessiz günlerdir
Mağrur ve soylu:
Nişanlı bir kız gibidir şimdi yaz

Şimdi yağmur yağsın beklenir
Çocukluk resimlerine bakılır gibi
Renklere ad verilir durgun denize bakılarak
Garip bir intihar gibi arada bir hatırlanan
Kan göğü götürür yüreklerde
Ve gülümseyerek deler geceyi
Kendi zehirinde açan zambak

Şimdi sarhoşuz, mızıka çalıyoruz
Dudağımızda bulanık söylence izleri:
-Hem duası hem ihaneti zamanın-
Ne yazılır böyle vakitlerde insana dair
Bir orman karanlığına benziyorsa hüznü
Haydi sevişelim, sevişmek biraz devrimci, biraz tutucu
Bu temmuzun ilk günleri, hain, hınzır
Denir ki insanın kendisidir yollara savrulan kar

-Sevgili, o ince yollarda yaz
Bir anason kokusudur beyaz


METİN CENGİZ

Hale Oyal
25-07-2006, 11:46
OLVİDO





Hoyrattır bu aşamüstüler daima


Gün saltanatıyla gitti mi bir defa


Yalnızlığımızla doldurup her yeri


Bir renk çığlığı içinde bahçemizden,


Bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan


Lavanta kokulu kederleri;


Hoyrattır bu akşamüstüler daima.





Dalga dalga hücum edip pişmanlıklar


Unutuşun o tunç kapısını zorlar


Ve ruh,atılan oklarla delik deşik;


İşte,doğduğun eski evdesin birden,


Yolunu gözlüyor lamba ve merdiven,


Susmuş ninnilerle gıcırdıyor beşik


Ve cümle yitikler,mağluplar,mahzunlar...





Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir


Kağıtlarda yarım bırakılmış şiir;


İnsan,yağmur kokan bir sabaha karşı


Hatırlar bir gün bir camı açtığını,


Duran bir bulutu,bir kuş uçtuğunu,


Çöküp peynir ekmek yediği bir taşı...


Bütün bunlar aşkın güzelliğiyledir





Aşklar uçup gitmiş olmalı bir yazla


Halay çeken kızlar misali kolkola.


Ya sizler! ey geçmiş zaman etekleri,


İhtiyar ağaçlı,kuytu bahçelerden


Ayışığı gibi sürüklenip giden;


Geceye bırakıp yorgun erkekleri


Salınan etekler fısıltıyla,nazla.





Ebedi aşığın dönüşünü bekler


Yalan yeminlerin tanığı çiçekler


Artık olmayacak baharlar içinde


Ey, ömrün en güzel türküsü aldanış!


Aldan,gelmiş olsa da ümitsiz kış;


Her garipsi ayak izi kar içinde


Dönmeyen aşığın serptiği çiçekler.





Ya sen! ey sen! esen dallar arasından


Bir parıltı gibi görünüp kaybolan


Ne istersin benden akşam saatinde?


Bir gülüşü olsun görülmemiş kadın,


Nasıl ölümsüzsün aynasında aşkın;


Hatıraların bu uyanma vaktinde


Sensin hep,sen, esen dallar arasından.





Ey unutuş! kapat artık pencereni,


Çoktan derinliğine çekmiş deniz beni;


Çıkmaz artık sular altından o dünya.


Bir duman yükselir gibidir kederden


Macerası çoktan bitmiş o şeylerden.


Amansız gecenle yayıl dört yanıma


Ey unutuş! kurtar bu gamlardan beni.





(Şiirler)


Ahmet Muhip DRANAS

Vela
27-07-2006, 01:06
<TABLE>
<T>
<TR>
<TD =row3>
<CENTER>Ağzina Kadar Dolu Bİr Dünya </CENTER>
</TD></TR>
<TR>
<TD =row2>Yükü sırtında geçmişin
Büklüm büklüm
Yollarını aşarak
Ben nereden nereye gelmişim?...

Karla örtülü bekleyişler
Dantel gibi işlenirken
Şiir bağında
Nedense ben
Acılara gülmüşüm!...

Merak ettiğim şeyler
Döndükçe etrafımda
Zamanında ben
Aşk tarlalarına
Şiir ekmişim...

Akreplere,
Yılanlara rağmen
Susamışım çok kere
İnsanca yaşamaya...
Bizim için örülen
Duvarları aşmaya...

Çok etkiledi beni
Düzenbazlıklar...
Her defasında
Düşünce körlüğünü
Renk körlüğünden
Daha çekilmez görmüşüm...

Yükü sırtında geçmişin
Büklüm büklüm
Yollarını aşarak
Ben nereden nereye gelmişim?...

Üzeyir Lokman ÇAYCI
</TD></TR></T></TABLE>

ebru
28-07-2006, 11:18
mrb begüm şiirin çok güzeldismileys/smiley32.gif

M.Burak Sezer
28-07-2006, 22:09
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="95%">
<T>
<TR>
<TD vAlign=bottom>


Feza Pilotu


</TD>
<TD vAlign=right width=160>
</TD></TR></T></TABLE>
<DIV align=left>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD width="100%">
<DIV align=right>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#ff0000 cellPadding=0 width="95%">
<T>
<TR>
<TD vAlign=top>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD align=left width="100%">Yirminci asrın ablak yüzlü feza pilotu
Buldun mu Ay yüzünde ölüme çare otu?
Bir odun parçasına at diye binen çocuk
Başında çelik külah, sırtında plastik gocuk.
Uzakları yenmiş Fatih edasındasın|
Dibsizliğin dibini bulmak sevdasındasın...
Allah'a dil çıkarır gibi küstah bir yarış...Farkında değilsin ki, Ay Dünyaya bir karış
Fezada milyarlarca ışık, yol, mesafe;
Seninki, saniyelik zafer, ilmi hurafe
Kavanozda, kendini deryada sanan balık;
Ne acı vahşet, mağrur ilimdeki kalabalık;
Fezada 'Allah diye bir şey yok' iddiası
Gel gör, kaç füzeye denk, bir mu'minin duası;
Rafa kaldırmak için ruhlarını dürdüler;
Güneş diye kalpteki güneşi söndürdüler.
Bilmediler; kalptedir, kalptedir asil feza;
Kalptedir, olumsuzluk kefili kutsi imza.
Sayıdan sonsuzluğa sınıf geçirtecek not;
Bizdedir ve bizdedir Arşa giden astronot,
Ve mekandan arınmış ve zamandan ilerde,
Fezayı teslim alma sırrı bizimkilerde.

Bizimkiler ışığa gem vuranda binerler;
Yerden göğe çıkmazlar, gökten yere inerler......</TD></TR>
<TR>
<TD width="100%"></TD></TR>
<TR>
<TD align=left width="100%">
Necip Fazıl Kısakürek</TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE>

Vela
29-07-2006, 15:30
<BIG><BIG>Mahkumlar / Orhon murat Arıburnu</BIG></BIG>




Ekseriya sabaha karşı
Kurşuna dizilir mahkumlar
Bir sünger taşına döner
Anne sütünden yapılan heykel

Bari şu trampetler çalmasa,
İnsan gürültüye gitmese!..

M.Burak Sezer
30-07-2006, 22:24
4Şehrin Üstünden Geçen Bulutlar
Bakıp imreniyorum akınına
Şehrin üstünden geçen bulutların,
Belki gidiyorlar yakınına
Rüyamızı kuşatan hudutların.
Evler, ağaçlar, sular, ben be bu an
Sanki bulutlarla bir, akıyoruz;
Onların hevesine uyaraktan
Cenup ufuklarına bakıyoruz.
Biz de hafif olsaydık bir rüzgardan,
Yer alsaydık şu bulut kervanında,
Güzele ve Yeni’ye doğru koşan
Bu sonrasız gidişin bir yanında;
Dağlara, denizlere, ovalara
Uzansaydık yağarak iplik iplik
Tohumları susamış tarlalara
Bahar, gölge ve yağmur götürseydik.
Bakıp imreniyorum akınına
Şehrin üstünden uçan bulutların.
Gidiyor, gidiyorlar yakınına
Rüyamızı kuşatan hudutların.
Ahmet Muhip Dıranas

Hale Oyal
31-07-2006, 12:00
KUVAYİ MİLLİYE DESTANI


Yedinci Bap








922 AĞUSTOS AYI ve


KADINLARIMIZ ve


6 AĞUSTOS EMRİ ve


BİR ALETLE BİR İNSANIN HİKAYESİ











Ayın altında kağnılar gidiyordu


Kağnılar gidiyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru.


Toprak öyle bitip tükenmez,


dağlar öyle uzakta,


sanki gidenler hiç bir zaman


hiç bir menzile erişmiyecekti.


Kağnılar yürüyordu yekpare meşeden tekerlekleriyle.


Ve onlar


ayın altında dönen ilk tekerlekti.


Ayın altında öküzler


başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi


ufacık,kısacıktılar,


ve pırıltılar vardı hasta,kırık boynuzlarında


ve ayakları altından akan


toprak


toprak


ve topraktı.





Gece aydınlık ve sıcak


ve kağnılarda tahta yataklarında


koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.


Ve kadınlar,


birbirlerinden gizliyerek


bakıyorlardı ayın altında


geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.


Ve kadınlar,


bizim kadınlarımız:


korkunç ve mübarek elleri,


ince,küçük çeneleri,kocaman gözleriyle


anamız,avradımız,yarimiz


ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen


ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen


ve dağlara kaçırıp ,uğrunda hapis yattığımız


ve ekinde,tütünde,odunda ve pazardaki


ve karasabana koşulan


ve ağıllarda


ışıltısında yere saplı bıçakların


oynak,ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan kadınlar,


bizim kadınlarımız...


Şimdi ayın altında


kağnıların ve hartuçların peşinde


harman yerinde kehribar başaklı sap çeker gibi


aynı yürek ferahlığı,


aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.


Ve onbeşlik şarapnelin çeliğinde


ince boyunlu çocuklar uyuyordu.


Ve ayın altında kağnılar


yürüyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru.





" 6 Ağustos emri" verimiştir.


Birinci ve İkinci ordular,kıt'aları,kağnıları,süvari alaylarıyla


yer değiştiriyordu,yer değiştirecek.


98956 tüfek,


325 top,


5 tayyare,


2800 küsur mitralyöz,


2500 küsur kılıç


ve 186326 tane pırıl pırıl insan yüreği


ve bunun iki misli kulak,kol,ayak ve göz


kımıldanıyordu gecenin içinde.


Gecenin içinde toprak.


Gecenin içinde rüzgar.


Hatıralara bağlı,hatıraların dışında,


gecenin içinde:


insanlar,aletler ve hayvanlar,


demirleri,tahtaları ve etleriyle birbirine sokulup,


korkunç ve sessiz emniyetlerini birbirlerine sokulmakta bulup,


kocaman,yorgun ayakları,


topraklı elleriyle yürüyorlardı.


Ve onların arasında


Birinci Ordu İkinci Nakliye Taburu'ndan


İstanbullu şoför Ahmet


ve onun kamyoneti vardı.


Bir acayip mahluktu üç numrolu kamyonet:


ihtiyar,


cesur,


inatçı ve şirret.


Kırılıp dağlarda kalan sol arka makası yerine


şasinin altına,dingilin üzerine


budaklı bir gürgen kütüğü sarmış olmasına rağmen


ve kalp ağrılarıyla


ve on kilometrede bir


karanlığa yaslanıp durduğu halde


ve vantilatöründe dört kanattan ikisi noksan iken


şahsının vekarlı kudretini resmen biliyordu:


" 6 Ağustos emri " nde ondan ve arkadaşlarından


"...ihzar ve teşkil edilmiş bulunan


ve cem'an 300 ton kabiliyetinde kabul olunan


100 kadar seri otomobil..." diye bahsediliyordu.


İhzar ve teşkil olunanlar,


bu meyanda Ahmet'in kamyoneti


insanların, aletlerin ve kağnıların yanından geçip


Afyon-Ahırdağları ve imtidadına doğru iniyorlardı.


Ahmet'in kafasında uzak bir şehir ve bir şarkı vardı.


Bu şarkı nihaventtir.


ve beyaz tenteli sandalları


siyah mavnaları


güneşli karpuz kabuklarıyla


bir deniz kıyısındadır şehir.





...Vantilatörde adedi devir düşüyor gibi.


Arkadaşlar ileri geçtiler.


Ay battı.


Manzara yıldızlardan ve dağlardan ibaret....





Sen Süleymaniyelisin oğlum Ahmet,


çına dibinde iki mars bir oyunla yenip Bücür'ü,


kalk,


sıra servilerin önünden yürü,


çeşmeyi geç,


mektep bahçesi,medreseler,


orda,Harbiye Nezareti'nin arka duvarında


siyah çarşaflı bir kadın


çömelip yere


darı serper güvercinlere


ve papelciler


şemsiye üstünde papaz açarlar.





...Motor mızıkçılık ediyor,


bizi dağ başlarında bırakacak meret...





Ne diyorduk oğlum Ahmet?


Dökmeciler sağda kalır,


derken,Uzunçarşı'ya saparken,


köşede,sol kolda seyyar kitapçı:


" Hikaye-i Billur Köşk"


altı cilt " Tarih-i Cevdet"


ve " Fenni Tabahat",


Tabahat mutfaktan gelirmiş,


yani yemek pişirmek.


Hani uskumru dolmasına da bayılırım pek.


Yaldızlı kuyruğundan tutup


bir salkım üzüm gibi yersin.





...İlerde bir süvari kolu gidiyor,


saptılar sola...





Uzunçarşı'yı dikine inersin.


Sandalyacılar,tavla pulcuları,tesbihçiler.


Ve sen İstanbullu,


sen kendi ellerinin hünerine alışmış olduğundan


şaşarsın İstanbullulara:


ne kadar ince,ne çeşit hünerleri var,dersin.


Rüstem Paşa Camii.


Urgancılar.


Urgancılarda yüz parça yelkenli gemiyi


ve hesapsız katır kervanlarını donatacak kadar


urgan,halat ve dökme tunçtan çıngıraklar satılır.


Zindankapı,Babacafer.


Uzakta Balıkpazarı.


Kuruyemişçiler.


Yemiş iskelesindeyiz:


sandalları,mavnaları,güneşli karpuz kabuklarıyla


yüzüne hasret kaldığım deniz.





...Sol arka lastik hava mı kaçırıyor ne?


İnip ...baksam....





Yemiş iskelesinden dilenci vapuruna binip


Eyüp'te Niyet Kuyusu'na gittikti.


Elleri yumuk yumuk,


bacakları biraz çarpıktı ama,


yeşil zeytin tanesi gibi gözler.


Kaşları da hilal gibi çekikti.


Tam Kasımpaşa'ya yaklaştık.beyaz başörtüsü...





...Lastik hava kaçırıyor.


Derdine deva bulmazsak eğer...


Dur bakalım Babacafer....





Üç numrolu kamyonet durdu.


Karanlık


Kriko


Pompa


Eller


Küfreden ve küfrettiğine kızan elleri


lastikte ve ihtiyar tekerlekte dolaşırken


Ahmet hatırladı:


bir gece nüzüllü babaannesini


sedirden sedire taşırken...kadıncağız...





...İç lastik boydan boya patladı.


Yedek?


Yok!


Dağlarda avaz avaz imdat istemek?


Sen Süleymaniyelisin oğlum Ahmet,


sana tek başına verilmiştir üç nümrolu kamyonet.


Hem,hani bir koyun varmış


kendi bacağından asılan bir koyun


Süleymaniyeli şoför Ahmet


Soyun!...





Soyundu.


Ceket,külot,pantol,don,gömlek ve kalpak


ve kırmızı kuşak


Ahmet'i postallarının üstünde çırılçıplak bırakarak


dış lastiğin içine girdiler.


Şişirdiler.





Bu şarkı nihaventtir


Deniz kıyısında bir şehir...


Beyaz başörtüsü...





Saatte elli yapıyoruz...


Dayan,ömrümün törpüsü!


Dayan da dağlar anadan doğma görsün şoför Ahmet'i


Dayan,arslan!...





Hiçbir zaman


böyle merhametli bir ümitle sevmedi


Hiçbir insan


Hiçbir aleti...





Nazım HİKMET





939 İstanbul Tevkifhanesi


940 Çankırı Hapishanesi


941 Bursa Hapishanesi














Edited by: Erguvan

Nuray Çınar
31-07-2006, 14:50
<TABLE width=503>
<T>
<TR>
<TD width=441>Sayfalar


</TD>


<TD align=right width=52>
http://www.siirakademisi.com/metin.gif (http://www.siirakademisi.com/yazdir.asp?id=406)</TD></TR>
<TR>
<TD width=497 colSpan=2>Bir sonraki sayfada tayfanın biri
Kırmızı şaraplı masada çekiyor kürekleri

Bir sayfa daha çevirsem tay yerine geçecek
Bir kadının aşka koşan ince ayak bilekleri7

Her şeyim vardı da mataram yoktu
Neler ögretti hayat; kevgirden su içmeyi

Bir sayfa daha lütfen, dükkanıma bir mühür
Bir sayfa daha lütfen, ben hatalı terazi

Buğday olup çıkardım yanık tarlanın birinde
Un olmaya hevesliyim bulurdum değirmeni

Hangi sayfada kalmıştık? Gecenin yetim yerinde
Bendim gündüz aydınlığına yenilmiş el feneri

Baltayım, birkaç ağaç gövdesi bulun bana
Ustam şiirin bir yerinde şaşırt dediydi

Sayfa dediğin biter, koynunda bir kadının
Bencileyin bir erkek ve sonsuzken elleri...


Abdülkadir Budak
Edebiyat ve Eleştiri Dergisi Eylül-Ekim 2001 sayısı


</TD></TR></T></TABLE>

Nuray Çınar
31-07-2006, 17:34
941 Bursa Hapishanesi<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />


940 Çankırı Hapishanesi


939 İstanbul Tevkifhanesi


Nazım HİKMET






Hiçbir aleti...


Hiçbir insan


böyle merhametli bir ümitle sevmedi


Hiçbir zaman


Dayan,arslan!...


Dayan da dağlar anadan doğma görsün şoför Ahmet'i


Dayan,ömrümün törpüsü!


Saatte elli yapıyoruz...


Beyaz başörtüsü...


Deniz kıyısında bir şehir...


Bu şarkı nihaventtir


Şişirdiler.


dış lastiğin içine girdiler.


Ahmet'i postallarının üstünde çırılçıplak bırakarak


ve kırmızı kuşak


Ceket,külot,pantol,don,gömlek ve kalpak


Soyundu.


Soyun!...


Süleymaniyeli şoför Ahmet


kendi bacağından asılan bir koyun


Hem,hani bir koyun varmış


sana tek başına verilmiştir üç nümrolu kamyonet.


Sen Süleymaniyelisin oğlum Ahmet,


Dağlarda avaz avaz imdat istemek?


Yok!


Yedek?


...İç lastik boydan boya patladı.


sedirden sedire taşırken...kadıncağız...


bir gece nüzüllü babaannesini


Ahmet hatırladı:


lastikte ve ihtiyar tekerlekte dolaşırken


Küfreden ve küfrettiğine kızan elleri


Eller


P ompa


Karanlık


Kriko


Üç numrolu kamyonet durdu.


Dur bakalım Babacafer....


Derdine deva bulmazsak eğer...


...Lastik hava kaçırıyor.


Tam Kasımpaşa'ya yaklaştık.beyaz başörtüsü...


Kaşları da hilal gibi çekikti.


yeşil zeytin tanesi gibi gözler.


bacakları biraz çarpıktı ama,


Elleri yumuk yumuk,


Eyüp'te Niyet Kuyusu'na gittikti.


Yemiş iskelesinden dilenci vapuruna binip


İnip ...baksam....





...Sol arka lastik hava mı kaçırıyor ne?


yüzüne hasret kaldığım deniz.


sandalları,mavnaları,güneşli karpuz kabuklarıyla


Yemiş iskelesindeyiz:


Kuruyemişçiler.


Uzakta Balıkpazarı.


Zindankapı,Babacafer.


urgan,halat ve dökme tunçtan çıngıraklar satılır.


ve hesapsız katır kervanlarını donatacak kadar


Urgancılarda yüz parça yelkenli gemiyi


Urgancılar.


Rüstem Paşa Camii.


ne kadar ince,ne çeşit hünerleri var,dersin.


şaşarsın İstanbullulara:


sen kendi ellerinin hünerine alışmış olduğundan


Ve sen İstanbu llu,


Sandalyacılar,tavla pulcuları,tesbihçiler.


Uzunçarşı'yı dikine inersin.


saptılar sola...


...İlerde bir süvari kolu gidiyor,


bir salkım üzüm gibi yersin.


Yaldızlı kuyruğundan tutup


Hani uskumru dolmasına da bayılırım pek.


yani yemek pişirmek.


Tabahat mutfaktan gelirmiş,


ve " Fenni Tabahat",


altı cilt " Tarih-i Cevdet" Dökmeciler sağda kalır,


" Hikaye-i Billur Köşk"


köşede,sol kolda seyyar kitapçı:


Ne diyorduk oğlum Ahmet?


bizi dağ başlarında bırakacak meret...


...Motor mızıkçılık ediyor,


şemsiye üstünde papaz açarlar.


ve papelciler


darı serper güvercinlere


Çömelip yere


siyah çarşaflı bir kadın


orda,Harbiye Nezareti'nin arka duvarında


mektep bahçesi,medreseler,


çeşmeyi geç,


sıra servilerin önünden yürü,


kalk,


çınar dibinde iki mars bir oyunla yenip Bücür'ü,


Sen Süleymaniyelisin oğlum Ahmet,


Manzara yıldızlardan ve dağlardan ibaret....


Ay battı.


Arkadaşlar ileri geçtiler.


...Vantilatörde adedi devir düşüyor gibi.


bir deniz kıyısındadır şehir.


güneşli karpuz kabuklarıyla


siyah mavnaları


ve beyaz tenteli sandalları


Bu şarkı nihaventtir.


Ahmet'in kafasında uzak bir şehir ve bir şarkı vardı.


Afyon-Ahırdağları ve imtidadına doğru iniyorlardı


insanların, aletlerin ve kağnıların yanından geçip


bu meyanda Ahmet'in kamyoneti


İhzar ve teşkil olunanlar,


100 kadar seri otomobil..." diye bahsediliyordu.


ve cem'an 300 ton kabiliyetinde kabul olunan


"...ihzar ve teşkil edilmiş bulunan


6 Ağustos emri " nde ondan ve arkadaşlarından


şahsının vekarlı kudretini resmen biliyordu:


ve vantilatöründe dört kanattan ikisi noksan iken


karanlığa yaslanıp durduğu halde


ve on kilometrede bir


ve kalp ağrılarıyla


budaklı bir gürgen kütüğü sarmış olmasına rağmen


şasinin altına,dingilin üzerine


Kırılıp dağlarda kalan sol arka makası yerine


inatçı ve şirret.


cesur,


ihtiyar,


Bir acayip mahluktu üç numrolu kamyonet:


ve onun kamyoneti vardı.


İstanbullu şoför Ahmet


Birinci Ordu İkinci Nakliye Taburu'ndan


Ve onların arasında


topraklı elleriyle yürüyorlardı.


Kocaman,yorgun ayakları,


korkunç ve sessiz emniyetlerini birbirlerine sokulmakta bulup,


demirleri,tahtaları ve etleriyle birbirine sokulup,


insanlar,aletler ve hayvanlar,


gecenin içinde:


Hatıralara bağlı,hatıraların dışında,


Gecenin içinde rüzgar.


Gecenin içinde toprak.


kımıldanıyordu gecenin içinde.


ve bunun iki misli kulak,kol,ayak ve göz


ve 186326 tane pırıl pırıl insan yüreği


2500 küsur kılıç


2800 küsur mitralyöz,


5 tayyare,


325 top,


98956 tüfek,


Şimdi ayın altında


yer değiştiriyordu,yer değiştirecek.


Birinci ve İkinci ordular,kıt'aları,kağnıları,süvari alaylarıyla


" 6 Ağustos emri" verimiştir.


yürüyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru.


Ve ayın altında kağnılar


ince boyunlu çocuklar uyuyordu.


Ve onbeşlik şarapnelin çeliğinde


aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.


aynı yürek ferahlığı,


harman yerinde kehribar başaklı sap çeker gibi


kağnıların ve hartuçların peşinde


Şimdi ayın altında


bizim kadınlarımız...


oynak,ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan kadınlar,


ışıltısında yere saplı bıçakların


ve ağıllarda


ve karasabana koşulan


ve ekinde,tütünde,odunda ve pazardaki


ve dağlara kaçırıp ,uğrunda hapis yattığımız


ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen


ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen


anamız,avradımız,yarimiz


ince,küçük çeneleri,kocaman gözleriyle


korkunç ve mübarek elleri,


bizim kadınlarımız:


Ve kadınlar,


geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.


bakıyorlardı ayın altında


birbirlerinden gizliyerek


Ve kadınlar,


koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.


ve kağnılarda tahta yataklarında


Gece aydınlık ve sıcak


ve topraktı.


toprak


toprak


ve ayakları altından akan


ve pırıltılar vardı hasta,kırık boynuzlarında


ufacık,kısacıktılar,


başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi


Ayın altında öküzler


ayın altında dönen ilk tekerlekti.


Ve onlar


Kağnılar yürüyordu yekpare meşeden tekerlekleriyle.


hiç bir menzile erişmiyecekti.


sanki gidenler hiç bir zaman


dağlar öyle uzakta,


Toprak öyle bitip tükenmez,


Kağnılar gidiyordu Akşehir üstünden Afyona'a doğru


Ayın altında kağnılar gidiyordu


BİR ALETLE BİR İNSANIN HİKAYESİ


6 AĞUSTOS EMRİ ve


KADINLARIMIZ ve


922 AĞUSTOS AYI ve





Yedinci Bap





KUVAYİ MİLLİYE DESTANI





"Bazı konular nereden bakarsanız bakın ,AYNI dır." diye düşündüm-seslice,sessiz.

M.Burak Sezer
31-07-2006, 22:15
Güneş Donanması


I
Melon şapkalı birtakım adamlar
Gördüler görülecek yerlerini kentin
Selâmladılar halkı saygıyla
Kavisler çizerek şapkalarıyla.
İşte o ilk sırada gördüm seni
Camlarına sinekler üşüşmüş bir kahveden
Oldukça uzun bir ekmek kuyruğunda
Sırtında yorgun bir yağmurluk
Ve bomboş gözlerle.
Geçerek aralarından
Üç aşağı beş yukarı dolaşan
Havai bahriyelilerin
Sana geldim.
Ekmekle makyaj arasındaki farkı düşündük seninle
Ve çok eskiyi.
Birlikte çiçek falına baktık
Çitlenbik kokulu yatakta

Kente giren ilk muhacir
Altın ışıklarıyla donanmış güneşin
Göğsünde iri bir gül
Bilinmez serüvenlere işaret.
Garson bir çay acele olsun
Cevap bekleyen biri var çünkü
Hangi sur taşının altında kimbilir
Emniyete alınmış yalnızlığıyla.
Bu kente bir tek kapıdan girilir
Sürünerek otlar boyu
Ölüm sularından içilir.

II
Haydi muhacir kalk
Önce gider susuzluğunu
Sonra sevgiyle uyandır çocukları
Yüzlerinde yeni haberler uçuşan.
Ve öğret onlara
Kelimelerin nasıl dizildiğini
Usta askerler gibi.


Alaeddin Özdenören

M.Burak Sezer
01-08-2006, 22:39
<TABLE id=Aut***111;number4 style="BORDER-TOP-WIDTH: 0px; BORDER-LEFT-WIDTH: 0px; BORDER-BOTTOM-WIDTH: 0px; BORDER-COLLAPSE: collapse; BORDER-RIGHT-WIDTH: 0px" borderColor=#111111 height=1 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%" border=1>
<T>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="44%" height=19>Orda Bir Köy Var Uzakta</TD></TR>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="44%" height=1>
<TABLE id=Aut***111;number40 style="BORDER-TOP-WIDTH: 0px; BORDER-LEFT-WIDTH: 0px; BORDER-BOTTOM-WIDTH: 0px; BORDER-COLLAPSE: collapse; BORDER-RIGHT-WIDTH: 0px" borderColor=#111111 height=24 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%" border=1>
<T>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width=100 colSpan=14 height=10></TD></TR>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="100%" colSpan=14 height=10>Orda bir köy var, uzakta,</PRE>O köy bizim köyümüzdür.</PRE>Gezmesek de, tozmasak da</PRE>O köy bizim köyümüzdür.</PRE></PRE>Orda bir ev var, uzakta,</PRE>O ev bizim evimizdir.</PRE>Yatmasak da, kalkmasak da</PRE>O ev bizim evimizdir.</PRE></PRE>Orda bir ses var, uzakta,</PRE>O ses bizim sesimizdir.</PRE>Duymasak da, tınmasak da</PRE>O ses bizim sesimizdir.</PRE></PRE>Orda bir dağ var, uzakta,</PRE>O dağ bizim dağımızdır.</PRE>İnmesek de, çıkmasak da</PRE>O dağ bizim dağımızdır.</PRE></PRE>Orda bir yol var, uzakta,</PRE>O yol bizim yolumuzdur.</PRE>Dönmesek de, varmasak da</PRE>O yol bizim yolumuzdur. http://www.aruz.com/grafs/resim/kare.gif</PRE></TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE> Ahmet Kutsi Tecer

Perihan Baykal
03-08-2006, 11:40
<CENTER>Su, rüzgâr ve namus</CENTER>
Daha çocukluğumda, dinlemiştim bu masalı:
Su, rüzgâr ve namus
Bir gün saklambaç oynamışlar.
Önce su saklanmış, fakat çabuk bulunmuş.
Derin vadiler arasında...
Sonra rüzgâr saklanmış, onu da bulmak kolay
olmuş.
Yüksek dağların tepesinde...
Sıra namusa gelmiş, o da şöyle demiş:
Dinleyin bir kere, ben kaybolursam, bulunmam hiçbir yerde...
İşte, o gün bu gündür, namus kaybolunca,
Bulunamaz hiçbir yerde.

SANDOR PETÖFİ

M.Burak Sezer
04-08-2006, 20:25
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="95%"><T>
<T>
<TR>
<TD vAlign=bottom>





Hicret </TD>
<TD vAlign=right width=160>
</TD></TR></T></T></TABLE>
<DIV align=left>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%"><T>
<T>
<TR>
<TD width="100%">
<DIV align=right>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#ff0000 cellPadding=0 width="95%"><T>
<T>
<TR>
<TD vAlign=top>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%"><T>
<T>
<TR>
<TD align=left width="100%">


I

Damlara bakan penceresinden
Liman görünürdü
Ve kilise çanları
Durmadan çalardı, butun gün.
Tren sesi duyulurdu yatağından
Arada bir
Ve geceleri.
Bir de kız sevmeye başlamıştı
Karsı apartmanda.
Böyle olduğu halde
Bu şehri bırakıp
Başka şehre gitti.



II

Simdi kavak ağaçları görünüyor,
Penceresinden,
Kanal boyunca.
Gündüzleri yağmur yağıyor;
Ay doğuyor geceleri
Ve pazar kuruluyor, karsı meydanda.
Onunsa daima;
Yol mu, para mi, mektup mu;
Bir düşündüğü var.</TD></TR>
<TR>
<TD width="100%"></TD></TR>
<TR>
<TD align=left width="100%">
Orhan Veli Kanık</TD></TR></T></T></TABLE></TD></TR></T></T></TABLE></TD></TR></T></T></TABLE>Edited by: M.Burak Sezer

M.Burak Sezer
04-08-2006, 20:43
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="95%">
<T>
<TR>
<TD vAlign=bottom>





Kaldıracın Dayanma Noktası


</TD>
<TD vAlign=right width=160>
</TD></TR></T></TABLE>
<DIV align=left>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD width="100%">
<DIV align=right>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#ff0000 cellPadding=0 width="95%">
<T>
<TR>
<TD vAlign=top>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD align=left width="100%">Sabrın bittiği yerde
El değmemiş o sabır
..........
..........

</TD></TR>
<TR>
<TD width="100%"></TD></TR>
<TR>
<TD align=left width="100%">
Nuri Pakdil</TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE>

M.Burak Sezer
04-08-2006, 20:44
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="95%">
<T>
<TR>
<TD vAlign=bottom>





Kuşluk Müziği


</TD>
<TD vAlign=right width=160>
</TD></TR></T></TABLE>
<DIV align=left>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD width="100%">
<DIV align=right>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#ff0000 cellPadding=0 width="95%">
<T>
<TR>
<TD vAlign=top>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD align=left width="100%">Kutsal inadı olanlar gerekli
..........
..........

</TD></TR>
<TR>
<TD width="100%"></TD></TR>
<TR>
<TD align=left width="100%">
Nuri Pakdil</TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE>

M.Burak Sezer
04-08-2006, 20:45
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="95%">
<T>
<TR>
<TD vAlign=bottom>


Rahman


</TD>
<TD vAlign=right width=160>
</TD></TR></T></TABLE>
<DIV align=left>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD width="100%">
<DIV align=right>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#ff0000 cellPadding=0 width="95%">
<T>
<TR>
<TD vAlign=top>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD align=left width="100%">Suyu temizliyor ayakların /gerçek mi gerçek/
savaş pilotu exupery'nin
parmaklarının suya dokunuşudur
çoğalan ibrahimlerle
bir gelecek vakit habercisi
yeniden çizdi kenti

- buruşmuş çocuk balonları
gibi kaldırıldı
kentin
putları
ve
eski fotoğrafları -

bir şölen
kelimelerde

inanınca duanın gücü artar
tutsaklık eridi
bir akımdır geçen yüreğimden
en uzaktaki bir müslümanın yüreğine

/varoluş sevmenin ekonomisi/
..........
..........

</TD></TR>
<TR>
<TD width="100%"></TD></TR>
<TR>
<TD align=left width="100%">
Nuri Pakdil</TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE>

M.Burak Sezer
04-08-2006, 20:48
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="95%">
<T>
<TR>
<TD vAlign=bottom>





Gramer


</TD>
<TD vAlign=right width=160>
</TD></TR></T></TABLE>
<DIV align=left>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD width="100%">
<DIV align=right>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#ff0000 cellPadding=0 width="95%">
<T>
<TR>
<TD vAlign=top>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD align=left width="100%">Sözcüğün uzun kavlinden
Bütün yönler silme Mekke
..........
..........

</TD></TR>
<TR>
<TD width="100%"></TD></TR>
<TR>
<TD align=left width="100%">
Nuri Pakdil</TD></TR>
<TR>
<TD width="100%"></TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE>

Vela
05-08-2006, 07:22
<TABLE>
<T>
<TR>
<TD =row3>
<CENTER>Sitem </CENTER>
</TD></TR>
<TR>
<TD =row2>Önde zeytin ağaçları arkasında yar
Sene 1946
Mevsim
Sonbahar
Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim
Dalları neyleyim
Yar yoluna dökülmedik dilleri neyleyim
Yar yar... Seni karasaplı bıçak gibi sineme sapladılar
Değirmen misali döner başım
Sevda değil bu bir hışım
Gel gör beni darmadağın
Tel tel çözülüp kalmışım
Yar yar... Canımın çekirdeğinde diken
Gözümün bebeğinde sitem var</TD></TR>
<TR>
<TD =row1>
<CENTER>Şair : Bedri Rahmi Eyuboğlu (http://www.berzah.com/siir/siir.siirler.asp?dost=&amp;sair=sair&amp;id=42)</CENTER></TD></TR></T></TABLE>

M.Burak Sezer
05-08-2006, 14:02
<TABLE width="100%">
<T>
<TR>
<TD> Dogu Langsing'de Bir Anahtar</TD>
<TD align=right></TD></TR>
<TR>
<TD style="TEXT-ALIGN: justify" colSpan=2>



Bir anahtarim ben perdahli çelikten.
Keyfe bagli degil düzensiz profilim.
Görmedigim bir dolapta uyuyorum
belirsiz puslu uykumu, bir anahtarlikta.
Bir kilit var beni bekleyen.
Bir tek. Dövme demirden kapi
kati kristalden. Bir ev var
öte yakada, gizli ve gerçek.
Yukarda, aynalar, alacakaranlikta,
görüyor bos aynalar geceleri, gündüzleri,
görüyor ölülerin fotograflarini
ve incecik geçmislerini fotograflarin.
Çevirecegim bir gün kilidin dilini
ve itecegim agir kapiyi.



Jorge Luis Borges </TD></TR></T></TABLE>

M.Burak Sezer
05-08-2006, 14:14
Z: Horozlu Ayna ve Ölüm

sözlerimin buğusuyla söndürülsün
tabutumu taşıyan atların
nallarında başlayan yangın
ağzıma tutulan aynalarda
öten horozun boynu vurulsun



Cevdet KARAL (http://www.siirbul.com/?sayfa=sair&amp;sair_id=12266&amp;sair=Cevdet KARAL)</> Edited by: M.Burak Sezer

M.Burak Sezer
06-08-2006, 21:14
<TABLE cellSpacing=0 cellPadding=0 width=402 background=../siteart/haberbg.gif>
<T>
<TR>
<TD width="100%">
<DIV align=center>
<TABLE cellSpacing=0 cellPadding=0 width=396 background=../siteart/transp.gif>
<T>
<TR>
<TD></TD>
<TD width="100%">Mihriban</PRE>
Sari saçlarına deli gönlümü
Bağlamışlar, çözülmüyor Mihriban
Ayrılıktan zor belleme olumu
Görmeyince sezilmiyor Mihriban

Yar, deyince kalem elden düşüyor
Gözlerim görmüyor, aklim şaşıyor
Lambamda titreyen alev üşüyor
Aşk, kağıda yazılmıyor Mihriban

Önce naz, sonra söz ve sonra hile
Sevilen seveni düşürür dile
Seneler, asırlar değişse bile
Eski töre bozulmuyor Mihriban

Tabiplerde ilaç yoktur yarama
Aşk deyince ötesini arama
Her nesnenin bir bitimi var ama
Aşka hudut çizilmiyor Mihriban

Boşa bağlanmamış bülbül, gülüne
Kar koysan koz olur aşkın külüne
Şaştım kara bahtım tahammülüne
Tasa çalsam ezilmiyor Mihriban

Tarife sığmıyor aşkın anlamı
Ancak çeken bilir bu derdi, gamı
Bir kor düğüm baştan sona tamamı
Çözemedim çözülmüyor Mihriban.
</PRE>
Mihriban / Abdürrahim Karakoç</TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE>

Ali Tekmil
07-08-2006, 00:23
Tam 61 yıl önce bugün Japonya'nın Hiroşima kentine atom bombası atılmıştı.( 06.08.1945) Yüzbinden fazla insan ölmüştü.Bu saldırıyı nefretle kınıyor, kurbanları saygıyla anıyorum.Ve insan türünün geleceğinde bir daha Hiroşimalar olmasın diyerek ekliyorum: "BARIŞ, HEMEN ŞİMDİ !"





KIZ ÇOCUĞU





Kapıları çalan benim


kapıları birer birer.


Gözünüze görünemem


göze görünmez ölüler.





Hiroşima'da öleli


oluyor bir on yıl kadar


Yedi yaşında bir kızım


büyümez ölü çocuklar





Saçlarım tutuştu önce


gözlerim yandı kavruldu


Bir avuç kül oluverdim


külüm havaya savruldu





Benim sizden kendim için


hiçbir şey istediğim yok


Şeker bile yiyemez ki


kaat gibi yanan çocuk





Çalıyorum kapınızı


teyze, amca bir imza ver


Çocuklar öldürülmesin


şeker de yiyebilsinler.





NAZIM HİKMETEdited by: Ali Tekmil

M.Burak Sezer
07-08-2006, 15:41
<TABLE width="100%">
<T>
<TR>
<TD>Gazel- Yegdür</TD>
<TD align=right></TD></TR>
<TR>
<TD style="TEXT-ALIGN: justify" colSpan=2>
Kapunda sâ'il olmak gayra mihmân olmadan yegdür
Gedâ-yi kûyûn olmak Misr'a sultân olmadan yegdür

Kapun meddâhinun bir bende-i fermanberi olmak
Der-i devlet-meâb-i sehte derbân olmadan yegdür

Kilâb-i kûyûn ile hemsifâl olup hirildasmak
Varup bezminde Tahmâs'un gazelhan olmadan yegdür

Hârâbât erleriyle kâse kâse bade nûs itmek
Nedîm-i meclis-i Fagfur u Hakan olmadan yegdür

Belâ küncinde her seb âh ü vah itmeklik iy Bâkî
Ümmîd-i vuslat-i yâr ile sâdân olmadan yegdür http://www.aruz.com/grafs/resim/kare.gif

Vezni:(Mefâîlün / Mefâîlün /Mefâîlün/ Mefâîlün)

Günümüz Türkçesiyle:

1.Senin kapinda dilenci olmak baska yere misafir olmaktan daha iyidir. Senin mahallenin yoksulu olmak Misir'a sultan olmaktan daha iyidir.
2.Senin kapinin övücüsünün aldigi emri yerine getiren kölesi olmak, pâdisâhin devlet ve saadetin sigindigi yer olan kapisinda kapici olmaktan daha üstündür.
3.Senin mahallenin köpekleri ile çanak arkadasi olup hirildasmak Tahmas'in meclisine varip gazel okumaktan daha iyidir.
4.Meyhane erleriyle kâse kâse sarap içmek, hakan ve fagfur meclisinin sohbet arkadasi olmaktan daha iyidir.
5.Ey Bâkî! Belâ kösesinde her gece âh ü vah etmek, sevgiliye kavusma ümidi ile sevinçli olmaktan daha iyidir. http://www.aruz.com/grafs/resim/kare.gif
</TD></TR>
<TR>
<TD colSpan=2>
Bâkî</TD></TR></T></TABLE>

esra saygı
07-08-2006, 17:11
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="95%">
<T>
<TR>
<TD vAlign=bottom>


Harp İçinde


</TD>
<TD vAlign=right width=160>
</TD></TR></T></TABLE>
<DIV align=left>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD width="100%">
<DIV align=right>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#ff0000 cellPadding=0 width="95%">
<T>
<TR>
<TD vAlign=top>
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD align=left width="100%">Babalar evlerine mahçup döndü her akşam
Harp içinde.
Anaların sütü kesildi,
Çocuklar ağladı,
..........
..........

</TD></TR>
<TR>
<TD width="100%"></TD></TR>
<TR>
<TD align=left width="100%">
Cahit Külebi</TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE>

suece
07-08-2006, 22:42
Sevgili Esra, şiiri eksik asmışsınız. sanırım aldığınız siteden kaynaklanıyor. tamamını tekrar asıyorum.


Harp İçinde


Babalar evlerine mahçup döndü her akşam
Harp içinde.
Anaların sütü kesildi,
Çocuklar ağladı,
Erkekler askere gitti.
Kadınlar bir deri bir kemik.
Harp içinde kızlar sarardı.


Savaşanlardansa
Ancak bir hatıra kaldı.


Cahit Külebi

mvstafa ısık
09-08-2006, 17:03
<DIV align=justify>DEV KADIN / <?:namespace prefix = st1 ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:smarttags" /><st1:Pers***111;nName ProductID="LA GEANTE">LA GEANTE charles baudlaire</st1:Pers***111;nName>
<DIV align=justify><st1:Pers***111;nName ProductID="LA GEANTE"></st1:Pers***111;nName>
<DIV align=justify><st1:Pers***111;nName ProductID="LA GEANTE"></st1:Pers***111;nName>O zamanlar yüksek hayal gücüyle özünde Doğa
<DIV align=justify>Her gün ürkünç çocuklara gebe olduğu günlerde,
<DIV align=justify>Yaşamak isterdim genç dev bir kadının yanında,
<DIV align=justify>Kösnü bir kedi gibi bir ecenin ayağı dibinde.
<DIV align=justify>
<DIV align=justify>Ruhuyla beraber isterdim vücudunun çiçek açmasını
<DIV align=justify>Ve büyümek onun korkunç oyunlarında özgürce;
<DIV align=justify>Tahmin etmek yüreğinde bir alev kuluçkasının olup olmadığını
<DIV align=justify>Gözlerinde yüzüp duran ıslak sislerde;
<DIV align=justify>
<DIV align=justify>Gezmek harika kıvrımlarını doya doya;
<DIV align=justify>Sürünmek koca dizlerinin yamaçlarında,
<DIV align=justify>Ve yazın bazen, güneş baştan çıkarıcı,
<DIV align=justify>
<DIV align=justify>Kırlar boyu uzandırınca onu, yorgun argın,
<DIV align=justify>Uyumak göğüslerinin yanın da sersem sersem,
<DIV align=justify>Rahat bir kom gibi eteğinde bir dağın.
<DIV align=justify>
<DIV align=justify>Charles Baudelaıre
<DIV align=justify>Çeviri: Yaşar Doğan
<DIV align=justify>

Hale Oyal
09-08-2006, 21:55
ŞAİR İŞÇİDİR...





Bağırırlar şaire:


" Bir de torna tezgahı başında görseydik seni.


Şiir de ne?


Boş iş.


Çalışmak,harcınız değil demek ki..."


Doğrusu bizler için de


en yüce değerdir çalışmak.


Ve kendimi


bir fabrika saymaktayım ben de.


Ve eğer


bacam yoksa


işim daha da zor demektir bu.





Bilirim


hoşlanmazsınız boş laftan


kütük yontarsınız kan ter içinde.


Fakat


bizim işimiz farklı mı sanırsınız bundan:


Kütükten kafaları yontarız biz de.


Ve hiç kuşkusuz


saygıdeğer bir iştir balık avlamak


çekip çıkarmak ağı.


Ve doyum olmaz tadına


balıkla doluysa hele.


Fakat


daha da saygıdeğerdir şairin işi


balık değil, canlı insan yakalamadayız çünkü.


Ve doğrusu


işlerin en zorlusu


yanıp kavrularak demir ocağının ağzında


su vermektir kızgın demire.


Fakat kim


aylak olduğumuzu söyleyerek


sitem edebilir bize;


Beyinleri perdahlıyorsak eğer


dilimizin eğesiyle...


Kim daha üstün,şair mi,


yoksa insanlara


pratik yarar sağlayan teknisyen mi?


İkisi de.


Yürek de bir motordur çünkü


ve ruh,onun çalıştırıcısı.


Eşitiz bizler


şairler ve teknisyenler.


Vücut ve ruh emekçileriyiz


aynı kavganın çinde


Ve ancak ortak emeğimizle


bezeriz evreni


marşlarımızı gümbürdeterek...





Haydi!


laf fırtınalarından


ayıralım kendimizi bir dalgakıranla.


İş başına!


Canlı ve yepyeni bir çalışmadır bu.


Ve ağzı kalabalık söylevci takımı


değirmene yollansın dosdoğru!


Unculuğa!


Değirmen taşı döndürmeye laf suyuyla!





Vladimir MAYAKOVSKİ ( 1893 - 1930 )


Türkçesi: Ataol BEHRAMOĞLU








Edited by: Erguvan

M.Burak Sezer
11-08-2006, 12:05
Filistinli şair Abu Salma'nın "gene geleceğiz" başlıklı şiirinden bir bukle.


''Gene geleceğiz
karşılaşmanın yollarında.
Bir bülbül kulağıma fısıldadı:
Gene geleceğiz.
Bülbüller oralarda
yaşarlar henüz.
Şakırlar yazılarımızda.
Gene geleceğiz
Gölgeleri arasında özlemin,
yadırgamanın mezarlarında
bizim yerimiz de var
bu kesin.
Yorulma gönül,
dönüşün yollarında
çökme sakın.
Gene geleceğiz,
gene.'





kaynak :Filistin Şiiri
A. Kadir (http://www.evrenselbasim.com/kitap/liste_yazar.asp?yazarid=239), Afşar Timuçin (http://www.evrenselbasim.com/kitap/liste_yazar.asp?yazarid=433), S. Salom (http://www.evrenselbasim.com/kitap/liste_yazar.asp?yazarid=493) Şiir Dizisi; Evrensel Basım Yayın
Edited by: M.Burak Sezer

M.Burak Sezer
11-08-2006, 12:07
Birkaç dize de 'Fatva Tukan'dan. Şiirinin adı, ''Yeter Bana''...


''Yurdumda ölmek bana yeter,
gömülmek yurdumun toprağına,
toprakta dağılmak, karışmak toprağa, yok olmak,
sonra dönmek bir gün yeryüzüne tekrar
bir yeşil ot olarak...
Ülkemde büyüyen bir çocuğun elinde
bir demet çiçek olarak.'

M.Burak Sezer
11-08-2006, 12:08
YÜCEL SARPDERE
Yaramın üstünde yürümeyi öğretti
bana cellatın bıçağı.
Yürümeyi, hem de yorulmadan yürümeyi.
Direnmeyi öğretti.
Direnmeyi.

M.Burak Sezer
11-08-2006, 12:19
"Kütükte kayıtlıyım
Arabım
Atalarımın üzüm bağlarını sen aldın elimden
çocuklarımla ektiğim toprağı
sen aldın.
Bıraktın bu taşları
bize, çocuklarımıza.
Alcakmışsınız
elimizden bu taşları da,
doğru mu?
Bir daha diyorum!
Bir daha!
Kütükte kayıtlıyım.
Birinci sayfanın ta başına
Nefret etmem insanlardan
saldırmam hiç kimseye,
Ama aç korlarsa beni,
korlarsa çırılçıplak,
yerim etini beni soyanın,
hem de yerim çiğ çiğ.
Açlığımı kolla benim
ve öfkemi.
Damarıma basma"
"Yırtıyoruz yaralarımızın peçesini parmaklarımızla,
bir yırtık parçası kaplıyor yaranızı,
bir yırtık parçası kaplıyor yaranızı.
Ve bizim çocuklarımız taşıyacak sizin kum torbalarınızı
ve sizin çocuklar taşıyacak kum torbalarımızı.
Yoldaşlar,
eklediğimiz gibi birbirlerine damarlarımızı,
ekliyoruz kanatlarımızı birbirlerine.
Ve her duvarda aynı parola, capcanlı:
Burada, burada, burada.
Barikatlarımız yükseliyor burada."

"Başkaldırın, diyoruz, başkaldırın,
öğretin karanlık tarihimizi,
Öğretin çocuklarımıza,
yapışıp kalsın diye kanımız
bir felaket arması gibi
katillerin bayrağında.
İsteriz güçsüzleri
koruyasınız güllelerden,
enezleri koruyasınız,
yara almasın hiç bir canlı
ve geleceğin çocukları.
Akar oluk oluk cinayetin kanı,
tıkayın onu.
Dört açın gözünüzü
Tetikte olun.
Hazırlanın kavgaya."

"Beni salıncaksız kodular,
ekmeğimi çamura buladılar, kirpiklerimi toz toprağa,
aldılar tahta atımı benim,
yükü babamın sırtına koymaya zorladılar beni,
gecenin ağırlığını kaldırmaya zorladılar.
Kim açtı ateş arklarını içimde,
kim açtı, kim açtı, kim?
Kim götürdü benden barış güvercinini
Kızılhaç’ın bayrağı altında?"





"Filistin Şairleri"


Aynı kaynak eserden.

Perihan Baykal
11-08-2006, 23:11
BIRAK BENİ HAYKIRAYIM
Ben en hakîr bir insanı kardeş sayan bir rûhum;
Bende esîr yaratmayan bir Tanrı'ya îman var;
Paçavralar altındaki yoksul beni yaralar;

Mazlumların intikamı olmak için doğmuşum.
Volkan söner, lâkin benim alevlerim eksilmez;
Bora geçer, lâkin benim köpüklerim kesilmez.

Bırak beni haykırayım, susarsam sen mâtem et;
Unutma ki şâirleri haykırmayan bir millet,
Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir;

Zaman ona kan damlayan dişlerini gösterir,
Bu zavallı sürü için ne merhamet, ne hukuk;
Yalnız bir sert bakışlı göz, yalnız ağır bir yumruk!..

<BLOCKQUOTE>
<A href="http://siir.gen.tr/siir/m/mehmet_emin_yurdakul/index.html" target="_blank">Mehmet Emin YURDAKUL
</A>


</PRE></BLOCKQUOTE></PRE>

M.Burak Sezer
12-08-2006, 11:38
/Unutma ki şâirleri haykırmayan bir millet,
Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir;/

Perihan Baykal
12-08-2006, 15:38
GÜZALTI ŞİİRLER

<DIV align=center>
hüseyin'e, hidayet'e


artık gizlisi kalmadı arka bahçemin
ele verdim saklı orman yolumu

yaşlı kadınlara dağıttım
kurutulmuş otlarımı da

genç şairlere gönderdim, kırk yıldır
biriktirdiğim rüzgârları

seksen öncesi, sonrası,
ben hep bir kırgınlığı yazdım

nasıl olsa bilirdi büyük ustalar,
yalnızca gül alıp satmadığını bir şairin</PRE>
<DIV align=center></PRE>
<DIV align=center>YARIM KALDI SON SERÜVEN
</PRE>
<BLOCKQUOTE>
<DIV align=center>Sen öyle düş içindeyken
Silindi suda sureti
Yarım kaldı son serüven
Döndü durdu rus ruleti


Söz eskidi su bulandı
Nasıl bulmalı yeniden
Ki birbirine karıştı
Bilinenle bilinmeyen


Sendin o yaz parıltısı
Yörüngesiz bir gezegen
Yalnız, umarsız, bulutsu
Karanlık sularda yüzen


Bitti mi o mahur faslı
Ay ışığında söylenen
Ateşin suyla dansıydı
Yarım kaldı son serüven</PRE></PRE>AHMET UYSAL



<A href="http://www.siir.gen.tr/siir/a/ahmet_uysal/index.html" target="_blank">


</A>
</PRE></BLOCKQUOTE>

FulyaÇelikbilek
12-08-2006, 19:31
Yeniliş


Açılmamış bir şarap şişesiydim
Ki öyle kaldım
Acımı köpürtmedim
İçime sağdım
Gözyaşlarımı göstermedim
Ki sildim
Özgürlüğüm beni tutsak düşürdü
Başaramadım

İçimde kara kara bulutlar sallandı
Ki sallandılar
Dışarı yağamadım

Ve yenildim ve sustum


Edip Cansever

M.Burak Sezer
14-08-2006, 21:16
<TABLE width="80%">
<T>
<TR>
<TD width="100%">DEVR-I DÂIM </TD></TR>
<TR>
<TD width="100%">.</TD></TR>
<TR>
<TD width="100%">Bu soguk tirmaliyor uyuyan duygulari

Sigaramin dumani kardan adam çekici

Geçit resminde biri çarçabuk deldi zari

Demir atmis gemiden firâr eden o genci

Yükünden taniyorum sirtindaydi mezâri

Belli ayak izinden benim garîb gemici



Daldim siyâh geceye gezdim suda âvâre

Buz kesen derinlerde terledim devir devir

Hirsizca süzülürken deliklerde bir fâre

Fasila nisânlari ben talimde çilingir

Ayazda islik oldum ufuktaydi hep çâre

Fikir kesildi kadin gizli gizli misafir



O öyle bir mevsim ki zehir zikkimdi pekmez

Aglamak simdi müskül unutmak henüz erken

Üstüm basim kan revân ne yan ne yön ne merkez

Sen dön artik gemici düsmeyeyim titrerken

Malûm sifâlar agir oysa belâlar tez tez

Derdim basimdan askin kapiyi çek giderken

1988 </TD></TR>
<TR>
<TD width="100%">.</TD></TR>
<TR>
<TD width="100%">Salih Mirzabeyoglu </TD></TR></T></TABLE>

M.Burak Sezer
18-08-2006, 17:00
<TABLE id=Aut***111;number4 style="BORDER-TOP-WIDTH: 0px; BORDER-LEFT-WIDTH: 0px; BORDER-BOTTOM-WIDTH: 0px; BORDER-COLLAPSE: collapse; BORDER-RIGHT-WIDTH: 0px" borderColor=#111111 height=1 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%" border=1><T>
<T>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="44%" height=19> Yazmam Daha Aşk Şiiri</TD></TR>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="44%" height=1>
<TABLE id=Aut***111;number40 style="BORDER-TOP-WIDTH: 0px; BORDER-LEFT-WIDTH: 0px; BORDER-BOTTOM-WIDTH: 0px; BORDER-COLLAPSE: collapse; BORDER-RIGHT-WIDTH: 0px" borderColor=#111111 height=24 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%" border=1><T>
<T>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width=100 colSpan=14 height=10></TD></TR>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; BORDER-TOP: medium n***111;ne; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; BORDER-BOTTOM: medium n***111;ne" width="100%" colSpan=14 height=10>


Oydu bir bakışta tanıdım onu
Kuşlar bakımından uçarı
Çocuk tutumuyla beklenmedik
Uzatmış ay aydınlık karanlığıma
Nerden uzatmışsa tenha boynunu

Dünyanın en güzel kadını oydu
Saçlarını tarasa baştan başa rumeli
Otursa ama hiç oturmaz ki
Kan kadını rüzgardı atların
Hep andım ne yaşanır olduğunu

En çok neresi mi ağzıydı elbet
Bütün duyarlıklara ayarlı
Öpüşlerin türlüsünden elhamra
Sınırsız denizinde çarşafların
Bir gider bir gelirdi işlek ağzı

Ah şimdi benim gözlerim
Bir ağlamaktı tutturmuş gidiyor
Bir kadın gömleği üstümde
Günün maviliği ondan
Gecenin horozu ondan </TD></TR></T></T></TABLE>


Cemal Süreya</TD></TR></T></T></TABLE>Edited by: M.Burak Sezer

Vela
18-08-2006, 18:35
Albatros

Albatros, sana bu şarkıyı o kıyılardan getirdim hani öldüğün
çiğdemlerin dünyamıza sökün ettiği o korkusuz baharda.
Hani o gökyüzünün korkunç güzelliğiyle şarkılar söylediğimiz
koşup koşup da bir türlü ulaşamadığımız o dünya.

Ağladığımız ya da küfrettiğimiz ya da şişmanladığımız
hani o güvercinlere o çaylaklara o bahçe dolusu karanfillere,
hiçbir zaman bizim olmayacak taylar için sevindiğimiz
denizin ortasında bitirdiğimiz o kavgalı günlerde.

Albatros, seni andıkça koşu atları gibi ürkeğim öyle
hani o akşamları düşünüyorum o hiç bitmeyecek geceleri,
o aptallığımızı o sarışın kızları o gelmeyecek
hani ansızın bir köşe başında rastlantılar gibi.

Albatros, seni biliyorum, ölüm akşamlarının yalnızlığısın
koltuğuna alıp bohçasını kaçan kızların sevgililerine benzer;
hani o buz tutmuş denizlerin o buzullar çağının o anlatımsız
sevgiye de yakın kine de yaşama da yakın ölüme de derler

işte o günlerin, işte o kimsesizliklerin, işte o yenilgilerin
aç bir saldırganlıkla gece kapılarını zorlayan;
hani al parmaklı, hep düşlerimizde gördüğümüz ama bilmediğimiz
ama küçücük avuçlarıyla bizi atlar gibi sulayan.

Albatros, bize güneşi sattılar, oysa bizim güneşimiz vardı eskiden
hani o, daha çok, mevsimlerde soyunan yılanlar gibi olmalıydık;
isteklerimiz yendi bizi, karaya vurduk/zonkluyor başımız,
bizden en son bir atılımdır akşamları inen karanlık.


Savaşan ellerimiz bizim, pişmanlıklara karşı ve kinlere
kararmakta derilerimiz her gördüğümüz gün en güzel şeyi.
Hani çirkinliğimizi söylesek ya koyu bir sıkılganlıkla;
ama ezilmiş ellerimizi kime göstersek şimdi.

Albatros, kime göstersek şimdi yaralarımızı, korkunç ve irinli
yumuk gözlerle al kısraklara doğru koşan atlarımız gemsiz.
Hani gecenin hangi saati bilinmez/kapılarımız vurulur ya,
bir ürperişle, kısık aydınlıkta dururken tenha evimiz.

ey bir ürperişle gönlümüzü çelen, bizi yalnızlığına götüren
sana bu şiiri denizin köpüklerinden alıp getirdim,
o kadar kötü de değil sevgiye ve yalnızlığa sığınışım
albatros, ölüm kuşum/kutsal çirkinliğim benim...
Ali Püsküllüoğlu

M.Burak Sezer
19-08-2006, 16:48
Teyidler


I
gizli besiler avını
dalgaların gri yüzünden okuduk
çarpa çarpa büyüdük teknelere
dalgaların en gri yanı
insanlarda
denizin ötesinde okunur
bir an geçmez biz de içinden geçmeyiz
hafız bir aynanın ardında durur
önüne ben sığmam ne söylese
ezel üstadını çağırır
bak o zaman aydınlık yüzlerine
bir kurban gibi boynunu uzatmış
dervişlere bak o zaman
dalgalar bir ayna gibi
bir parıltı bir sırlı bir gri

bu nedir ki

insan dalgaları önünde susan derviş
el sürer en parlak yerlerine
haffızın sır olduğu aynaya bakar
bedeni hala dayanır her nasılsa
arkama dokunur titrer bir anın besileri
işte o an geçmez ben de içinden geçmem
hayat çözülür eriyen bir güç olur
bir derviş kayalara oturan bir derviş
saydam bir anda durup konuşur

bu nedir ki

bir derviş böyle bakar dünyaya
zenginlik bir çizgi ve oyuncak bütün dekorlar
ayağı yerde bakışı yakınında
içindeki kuyunun dibini görür
kılıçsız adımsız dayanır uzaklara
avucuna sığan dünyaysa
bu nedir ki http://www.aruz.com/turuncukare.jpg


Ebubekir Eroğlu

FulyaÇelikbilek
20-08-2006, 05:27
kal deseydin<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />


"Kal"deseydin kalırdım, demedin oysa...
Kuru bir "bitmesin"den başka hiçbir şey demedin.
Öyle kuru, öyle soğuk, öyle uzaktı ki ondaki anlam! Bu kadar kolay mıydı herşey?
Bu kadar yakın mıydık uçuruma?
Savunmayacak mıydık sevgimizi?
"Kal" diye haykırmayacak mıydın ardımdan?
Düşündüğüm bu değildi...
Hayal ettiklerim, beklediklerim başkaydı senden...
Mücadele beklemiştim oysa, yelkensiz olan gemimizi kıyıya ulaştırırız sanmıştım...
Oysa onu denizin ortasında savunmasız bırakmama göz yumdun...
Bu kadar yıpratıcı olamazsın...
Oysa bir anlam olmalıydı yaşadıklarımızda!
Paylaşılan duyguların bir anlamı olmalıydı.
Yüreğimdeki martıların bir anlamı olmalıydı.
Beynimizdeki melodilerin, aramızdaki çekimin, gecen akşam ki sohbet in bir anlamı olmalıydı.
Duygularımyzın bir anlamı olmalıydı.

Yüreğimdeki tüm martıları uçurdun şimdi...
Hangi yöne gittiler bilmiyorum, geri dönerler mi bilmiyorum.
Dünya boşaldı mı ne!
Neden bu kadar sessizleşti birden yaşam?
Neden artık parlamıyor yakamozlar?
Neden artık gözlerimde rüzgar esmiyor?
Her şey seninle mi kaldı yoksa...

Mantığım, mantığımı bana bırak lütfen, ona ihtiyacım var.
Bazı şeyleri anlamak için ona ihtiyacım var!
Evet!
Ben istedim ayrılığı, çıkmaz yollara yönelen bendim, kucağında bir ışığın noktayla karşına çıkan bendim...
Kahretsin!
Bunu neden yaptığımı bilmiyorum ve senin buna nasıl göz yumduğunu...
Tıpkı, balkondaki akasyaları sularken, fazla sudan dolayı sararacaklarını bilmediğim gibi...
Su onun için hayat olmadı oysa...
Ve...
Sen de benim tutunacak dalım!

Bazy şeyler vardı aramızda biliyorsun, olmaması gereken ama daima varolan.
Farklı uçlardaydık seninle, farklı mevsimleri seviyorduk farklı zamanlarda...
Sen büyük fırtınalara vardın, bende lodostan bile ürküyordum.
Oysa başardığımız şeyler vardı her şeye rağmen, daha doğrusu öyle sanıyordum...
Binlerce yıldız arasında, ayın güzelliğini gösterebilmekti tek amacım...
Yıldızları söndürmekti...
Sorunları yok etmekti...
"BİTTİ" deyişim öylesine bir şeydi, öylesine sıradan, şakacıktan...
"HAYIR" demeliydin!
Hatta kıyametler koparmalıydın yüreğimde, hendekler açmalıydın yoluma gidemeyeyim diye.
Sahip çıkmalıydın gözlerimdeki aya sevgimiz diye...
<?:namespace prefix = st1 ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:smarttags" /><st1:place w:st="***111;n">Beni</st1:place> yolumdan alıkoymalıydın...
"KAL" demeliydin...
Defalarca "KAL" demeliydin...
Oysa demedin...
Belki de senin çiçeklerin çoktan solmuştu ve ben akasyaları kışın yaşatmaya çalışmakla hata etmişim...
Belki böylesi daha iyi oldu...
"KAL" deseydin kalırdım...
Hem de seve seve kalırdım.
Martılarla kalırdım, yakamozlarla kalırdım.
Demedin oysa!
Bilir misin kaç çığlık olup yıkıldı yüreğim giderken...
Bilir misin nasıl bir cana hasretti yüreğim, yolumdan döndürecek...
Bilir misin nasıl zor oldu ardıma bakmadan çekip gitmek...
"KAL" deseydin kalacaktım...

DEMEDİN OYSA!...


Can Dündar

M.Burak Sezer
20-08-2006, 12:40
<TABLE height=500 cellSpacing=0 cellPadding=0 width=450><T>
<T>
<TR vAlign=top>
<TD colSpan=2 height=40 ="icbosluk">
<TABLE width="100%"><T>
<T>
<TR>
<TD width="70%">sadre şifa olmayan </TD>
<TD width="30%"></TD></TR></T></T></TABLE></TD></TR>
<TR>
<TD vAlign=top width=225 ="icbosluk">
bir şey burkulmuyor mu ev gezmelerinde
akşam bültenleri ve asayişe adanmış suratlar
tedirgin edince çayların hanım hanımcık kırmızısını
ve gelip gelip aramıza oturduğundan sebep hüznü
gözlerini deniz tuzu ile ovan bir mahkum anasının
şöyle ağzımızın tadıyla iki çift laf edemeyince
bir gül usulca terketmiyor mu bindallıları?
ah bu da ne ki, ben bir vakit düşümde
eğrilmiş çiviler görüyordum nereye baksam, kabustu
vallahi kabustu, uyandım da rüya imiş diyemedim
dünya bıraktığım yerden -bir uçurum ağzında-
yeniden dönmeye başladı.

ellerim kitleniyor kalın, ciltli kitaplar kaş çatınca
oysa bir şey yapasım var, bir şey
ağır bir tomruk olup düşsem derelere, sonra binlercesi
bir hatıra ormanı gibi yeşersek aşkın adıyla
mevsimlik işçilerin çadırlarında soyunarak çileye
ve sevgilinin Kısa Samsun"dan sararmış parmaklarıyla </TD>
<TD vAlign=bottom width=225 ="icbosluk">
kenetlenip
önce kalbine dokunsak dağların
sonra kalbine.
</TD></TR></T></T></TABLE>





Fatma Çolak


(AY Vakti, 50. sayı)


Edited by: M.Burak Sezer

Perihan Baykal
20-08-2006, 21:08
GÖĞE BAKMA DURAĞI


İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım


TURGUT UYAR (Dünyanın En Güzel Arabistanı)

Nuray Çınar
21-08-2006, 05:17
<DIV style="BORDER-RIGHT: medium n***111;ne; PADDING-RIGHT: 0cm; BORDER-TOP: medium n***111;ne; PADDING-LEFT: 0cm; PADDING-BOTTOM: 1pt; BORDER-LEFT: medium n***111;ne; PADDING-TOP: 0cm; BORDER-BOTTOM: windowtext 1pt solid; mso-border-bottom-alt: solid windowtext .75pt">
// Bir Şarkının Düşündürdükleri //

Durduk yerde bir şarkı mırıldanmaya başlıyorum.
Bilinçsiz bir şekilde...
Yavaş yavaş sesimi yükseltiyorum ve şarkının sözlerini
bilinçli bir şekilde söylemeye devam ettiğimi farkediyorum.
Gökyüzündeki yıldızlardan bahsediyor şarkı...
Sitem dolu...
Gökyüzündeki yıldızlardan daha yalnız olmak...
Gözümün önüne bir kadın geliyor.
Kızıl saçlı, güven uyandıran bakışlara sahip bir kadın...
"Yok," diyorum, "bu şarkıyı bu kadından değil, başka birinden duydum."
Hafızamı zorluyorum.
Aykırı bir erkek ses sanatçısı geliyor gözlerimin önüne.
"Evet," diyorum, "işte bu sanatçı söylüyor."
Döneminin en aykırı kişiliklerinden biri...
Sırf aykırılığı yüzünden hala (ölümünden sonra bile) eleştiriliyor, sırf aykırı olduğu için (sanatına bakılmaksızın) sevilmiyor.
Dudaklarımın arasından şarkı sözleri çıkmaya devam ediyor.
Ancak aykırı bir kişilik bu şarkıyı söyleyebilir!
Yalnızlığın hüznünü ruhumda hissediyorum.
Şarkıyı tekrar tekrar söylerken, yalnızlığı hatırlatan yazarlar, şarkıcılar, şairler geçiyor aklımdan.
Bir film sahnesinden, bir kitaba giriyorum, bir şiirden çıkıp, bir öyküde buluyorum kendimi.
Olaylar, yerler, kişiler değişiyor ,fakat hissettiklerim değişmiyor.
Dudaklarım hala şarkıyı mırıldanıyor, fakat tek farkla; artık gözyaşlarım da dudaklarımın açılıp kapanmasına göre yön değiştirerek, hislerimi daha da derinleştiriyor.
Kim demişti, ben ne zaman yalnız kaldığımı bilmiyorum, her zaman yalnızdım onu biliyorum, diye.
Kalabalıklar etrafında yalnızlığını unutan şair kimdi; Murathan Mungan mı?
Yalnızlığın Senfonisini kim yazmıştı?
Bir anda Oğuz Atay'ın bir öyküsünde buluyorum kendimi.
Korkuyu beklerken yalnızlığım derinleşiyor.
Lars von Trier'in bir filmine giriyorum.
Korkuyu beklemeyi bırakıp, her dakika korkuyla yaşamaya başlıyorum.
Ve tabii yalnızlık hep içimde...
Bir filmden, bir kitaptan, bir şarkıdan çıkıp normal hayatıma dönemiyorum.
Çünkü normal hayatımı bunların içinde buluyorum.
Tek fark; bunlar sayesinde normal yaşantımın acısını daha da derinden hissediyorum.
Yavaş yavaş sesim kısılıyor.
Gözyaşlarım izlediği yollarda kuruyor.
Ağzıma tuzlu bir tat bırakıyor bu şarkı. Tekrar söylemeye cesaret edemiyorum.

otuzbirtemmuzikibinbeş yirmiüçotuzbir
Tuna Başar <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

M.Burak Sezer
21-08-2006, 09:34
<TABLE cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD>

<DIV style="TEXT-ALIGN: right">Umur Talu 16.08.2006 Sabah Gazetesi

Oraya asker göndermeyin!

Oraya kalbinizi gönderin;
Aklınızı, fikrinizi, düşüncenizi gönderin ; Sevginizi, endişenizi, selamınızı, muhabbetinizi gönderin;
Yüreğinizi gönderin oraya, vicdanınızı gönderin;
Ama oraya asker göndermeyin !


<DIV align=center>http://img.sabah.com.tr/i/yildizlar2.gif
Oraya doktorunuzu gönderin, sargınızı gönderin;
İlacınızı, aşınızı ve aş'ınızı gönderin;
Sütünüzü gönderin, mamanızı da, duanızı gönderin;
Sabahınızı, akşamınızı gönderin, oraya göz yaşlarınızı gönderin;
Fakat oraya asker göndermeyin!


<DIV align=center>http://img.sabah.com.tr/i/yildizlar2.gif
Bir şarkı, bir şiir, bir öfke gönderin;
Bir temenni gönderin; belki bir teselli gönderin;
Yetmez tabii, her an her yere ses gönderin;
Adı neyse işte, tamam diplomatik, siyasi irade de gönderin;
Lakin oraya asker göndermeyin!


<DIV align=center>http://img.sabah.com.tr/i/yildizlar2.gif
Türkiye, BeMe kararı filan ayağında, tam da "Yeni bir Ortadoğu" şitinin içine çekilmek isteniyor.
"Sünni Müslüman ülke", böyle diyorlar değil mi, "Şii teröristler" in karşısına itiliyor ki, ufak ufak Suriye ve İran'la da kapışmaya başlasın.
Irak'ta başarılan mezhep iç savaşları, bir bölgesel yangın olarak tüm nefretlerle tutuşsun, alev alev sarsın.
Bu çirkef, irinli ve kanlı dümenin medyatik nameleri de yazılıyor ki, ilk şehit yahut ilk yaylım ateş haberleri geldiğinde nefretler bilensin.
Orada, ah evet, salt şehit olma değil, katil olma ihtimaliniz de var.
Evet, tam orada, katliam yapma ihtimaliniz de var.
Orada, kendi üniformanızın içinde, kendi bayrağınızın altında veya mavi berelerle mihverler kafanızda, tepeden tırnağa ABD piyadesi, şeyden şeye İsrail askeri sayılma ihtimaliniz de var.
Orada, kendinizden başka bir şey, daha beteri halkınızdan, toplumunuzdan, insanlığınızdan bambaşka bir şey olma ihtimaliniz var.
Orada "Yurtta sulh, cihanda sulh" un mirasçısı değil, tarihin tozuna karışmış bir Osmanlı hayaletinin mirasyedisi olma ihtimaliniz var.
Orada "Ne için ölüyor ve ne için öldürüyoruz; yani kimin için?" diye tepki dolu sorularla kuşatılma ihtimaliniz var.
O kuşatmada boğulma, hiçbir cenazede "Vatan sağ olsun!" sesini duymama, tarihin utancını yüklenip büyük bir ayıbın şahsiyetleri olarak ömür boyu lekelenme ihtimaliniz var.
Orada, ister siyasetçi, ister komutan; toplumdan zerre kadar itibar bulmama ihtimaliniz var.
Oraya oranın halkını saldırgandan korumaya gitmiyorsunuz.
Oraya oranın halkını kafadan terörist saymaya, tüm direniş hayallerini de kırmaya, onlara sözde dost eli kılığında aşağılanma ve boyun eğmenin ahlaksız terbiyesini vermeye gönderiliyorsunuz.


<DIV align=center>http://img.sabah.com.tr/i/yildizlar2.gif
Oraya, ille de çok gitmek istiyorsanız;
Buyrun, sivil ve asker, hükümet ve komutan, buyrun kendiniz gidin;
Ama bu toplumdan, anasından, babasından, komşusundan, memleketlisinden o kafi vicdani izni almadan asla; </TD></TR></T></TABLE>http://www.sabah.com.tr/2006/08/16/yaz04-40-107.html (java***115;cript ol'http://www.sabah.com.tr/2006/08/16/yaz04-40-107.html';)

FulyaÇelikbilek
21-08-2006, 11:36
ÜÇKAĞITÇI ŞAMAN


Ben içimden bakıp sesleniyorken ona hatta seslenirken onunla
yazdığım her sözcük efsun ve tütsü bıraktı bana
bir armağan diye inleyişten – her inleyiş bir armağandır ya-
dağılsın diye dağa vurulan kalp gibi bir yurttan
ayrı düştüm ben sözün büyüsüyle efsunlanmışken
yaklaştığım da oldu inkâr edemem mağarasında yatıp kalktığım
ateş yaktığım kemik attığım geleceği açtığım o dağın
evet o dağın uçurumuna kuş saldığım kurduna ağladığım
kartal uçtu kurt öldü kartaldır uçar gerçi ama kurt
neden ölsün hem de neden ölsün yalnızlıktı tek bildiği
yerinde kaldı hepsi yazıklanmalı mıyım hayıflanmalı mıyım<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

Kim kimde ne bıraktığını nerden bilebilir
ve kişi kendisinden ne kaldığını ve dahi ne kalacağını
yoklar belki hatırlamasa da kimden aldığını
ağrılarını iç sızılarını yıkılışın şerhettiği mânâyı
elbette ah elbette çiçek toplamayı
ömür bahçesinden uçmaya kararlı
bir güvercinin boynunu koparmayı düşünürken
Güvercin Gerdanlığı’nı ah evet belki bunu için sevdim ben

İp attım kemend oldu şeytanım boynuma
dolanmıştı nasılsa çocukluğumda ayağıma
sen sallayacaksın ipi diyen kimdi mutlaka vardı biri
kimdi beni bir ipin dişlerine ve kuyruğuna bırakan
kandır akan izle ve çık yarana yosun sarmayan ormandan
Öyleyse ormanlar kahrolsun kahrolsun çocukluğum
tarlalar da biçilmiş ekinler de bir yere götüren yollar da

Ah nasıl bir yerler çekti de beni ah nasıl yollarda yoruldum ben
dağlara da baktım içime eğilirken ama çöllere düştüm erken
hep erken ama ne diyorum hep erken düştüm çöllere ben
akrebi gördüm dişisini de gördüm erkeği oldum öldüm
erkek oldukça hep öldüm hep öldüm
ne kılıç kullanmak korudu beni ne kalkan tutmak
yani dünyanın zulmüne ortak olmak baba olmak

Ağıtlar dinledim kimin kimde gömüldüğünü anlamak için
inanmak için herkesin birbirini aldattığı oyunlar izledim
ah ne acı herkesin herkes için herkese soyunduğunda
derinine daldığı denizinde adamın kadının kızıyla boğulduğunda
boğulduğunda her kuyunun bir uğultuya yurt olduğunda
ama inanmak için
dümdüz inanmak için yaşandığını öğrendim sonunda

Salladım ipi şeytanım içinde atlasın atlayabilirse
coğrafya dersinde kimse ama kimse kalmayınca yanımda
anladım şeytanın vâkidir ayna olduğu da – çoğalma yakın olma-
yakın olma diyorum sana ama yine de yine de inandım ona
inandığım gibi cürüme ve cezaya ve adama ve kadına

Hayır atları değil adamları da vururlar belki başında belki sonunda
kaba bir şehvetle ya kurşunla olur yahut küfürle
geçerler üstünden daima evet daima haklı bir mazeretle
sevişmenin mazereti vardır olduğu gibi ayrılmanın
acımanın kan dökmenin lâkin dalgalanmanın ve durulmanın
denize iyi geldiğini kim söyleyebilir dahası kim kime ne söyleyebilir
hangi söz kimin elinden tutar ve kimi sözün söz olduğuna ikna edebilir

Biri bana kalbi sökülmüşleri hatırlatmasın dağlardan ot toplamaya gidenleri
gidip de şarkılarıyla geri dönmeyenleri dönemeyenleri
hayaları burulan atları cübbelere inat merhem yapmayı
hatırlatmasın inat etmeyi iman etmeyi
aklımın boğulduğum düğümünü çözüp kırbaç oluyor yoksa yılan
aktıkça kırbaç aktıkça kan cennet ile cehennemi birleştiriyor arada kalan
yazık cennetini silahında taşıyana yazık cehennemin eksik olan silahına
hem de nasıl yazık kendini cennet ile cehennemin birliğinde tanımlayana
varlığında cenneti ve cehennemi taşıdığı için vurulmayı o hak eder ilkin
Yasını mı tutayım hayır yarasından mı alnından mı öpeyim hayır
kokmasın çürümesin iğrenilmesin diye mezarını mı kazayım hayır
ama kışkırtılmış her hayırın bir evet olduğunu nasıl anlatayım
hayır hayır hayır hayır

(Ludingirra 10-11)




Mehmet Can Doğan

M.Burak Sezer
21-08-2006, 15:35
<TABLE height=500 cellSpacing=0 cellPadding=0 width=450>
<T>
<TR vAlign=top>
<TD =icbosluk colSpan=2 height=40>
<TABLE width="100%">
<T>
<TR>
<TD width="70%">gecenin ansızın biteceğine dair (birinci bölüm) </TD>
<TD width="30%"></TD></TR></T></TABLE></TD></TR>
<TR>
<TD =icbosluk vAlign=top width=225>
zakkum kokusu almayı bilemeyenin -gözlerinde alev tohumları, dudaklarında
ölü kelebekler-
ıssız merdivenler uyuyan dağarcığında
kapkara bir adanın kalbinde yürüyen bir savaşçı sureti
katran uyanmayı beklemektedir
buzlar çözülmeyi ve kaynamayı
toprağın içindekini boşaltacağı
gecenin ansızın biteceğine dair tüm şarkıları
söylerken terkedilmiş bir kadının aç ve çıplak çocukları

katran uyanmayı beklemektedir
ruhum bir mezarın başucunda sırlarını ararken yalnızlığımın
bir ülkede bebeklerin damarlarından kamçılar yapılmakta
ırak bir ülkede gam süzmekte bulutlar
celladın can damarını koparmaya yemin etmiş
yiğitlerin parçalanan kemiklerinden
evler yapmaktadır kendisine karanlık

katran uyanınca terazi son kez tartacak eksilenleri çoğalanları
bir defterden okunmaktadır şimdi şarkın ve garbın tüm ilanları </TD>
<TD =icbosluk vAlign=bottom width=225>

yitik definelerin parıltısıdır vuran alınlarına aldatılan hayatların
kimse bilmez ne zaman nerede nasıl bu gün ya da yarın
gece ansızın bitecek gün doğmayacak
karanlık yoksa güneşi aramaz insan gözleri yoksa aydınlığı

toprak nasıl da heyecanlı gök nasıl da elemli
tadını kaybediyor abıhayat ve zehir
burçlarında gül taşıyan anaların öfkelerinde
katran uyanmayı beklemektedir

</TD></TR></T></TABLE>


Nurullah Genç


(Ay Vakti, 50. sayı )

emre gümüşdoğan
21-08-2006, 15:48
<TABLE cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%"><T>
<T>
<TR>
<TD>

<DIV style="TEXT-ALIGN: right">Umur Talu 16.08.2006 Sabah Gazetesi

Oraya asker göndermeyin!

Oraya kalbinizi gönderin;
Aklınızı, fikrinizi, düşüncenizi gönderin ; Sevginizi, endişenizi, selamınızı, muhabbetinizi gönderin;
Yüreğinizi gönderin oraya, vicdanınızı gönderin;
Ama oraya asker göndermeyin !


<DIV align=center>http://img.sabah.com.tr/i/yildizlar2.gif
Oraya doktorunuzu gönderin, sargınızı gönderin;
İlacınızı, aşınızı ve aş'ınızı gönderin;
Sütünüzü gönderin, mamanızı da, duanızı gönderin;
Sabahınızı, akşamınızı gönderin, oraya göz yaşlarınızı gönderin;
Fakat oraya asker göndermeyin!


<DIV align=center>http://img.sabah.com.tr/i/yildizlar2.gif
Bir şarkı, bir şiir, bir öfke gönderin;
Bir temenni gönderin; belki bir teselli gönderin;
Yetmez tabii, her an her yere ses gönderin;
Adı neyse işte, tamam diplomatik, siyasi irade de gönderin;
Lakin oraya asker göndermeyin!


<DIV align=center>http://img.sabah.com.tr/i/yildizlar2.gif
Türkiye, BeMe kararı filan ayağında, tam da "Yeni bir Ortadoğu" şitinin içine çekilmek isteniyor.
"Sünni Müslüman ülke", böyle diyorlar değil mi, "Şii teröristler" in karşısına itiliyor ki, ufak ufak Suriye ve İran'la da kapışmaya başlasın.
Irak'ta başarılan mezhep iç savaşları, bir bölgesel yangın olarak tüm nefretlerle tutuşsun, alev alev sarsın.
Bu çirkef, irinli ve kanlı dümenin medyatik nameleri de yazılıyor ki, ilk şehit yahut ilk yaylım ateş haberleri geldiğinde nefretler bilensin.
Orada, ah evet, salt şehit olma değil, katil olma ihtimaliniz de var.
Evet, tam orada, katliam yapma ihtimaliniz de var.
Orada, kendi üniformanızın içinde, kendi bayrağınızın altında veya mavi berelerle mihverler kafanızda, tepeden tırnağa ABD piyadesi, şeyden şeye İsrail askeri sayılma ihtimaliniz de var.
Orada, kendinizden başka bir şey, daha beteri halkınızdan, toplumunuzdan, insanlığınızdan bambaşka bir şey olma ihtimaliniz var.
Orada "Yurtta sulh, cihanda sulh" un mirasçısı değil, tarihin tozuna karışmış bir Osmanlı hayaletinin mirasyedisi olma ihtimaliniz var.
Orada "Ne için ölüyor ve ne için öldürüyoruz; yani kimin için?" diye tepki dolu sorularla kuşatılma ihtimaliniz var.
O kuşatmada boğulma, hiçbir cenazede "Vatan sağ olsun!" sesini duymama, tarihin utancını yüklenip büyük bir ayıbın şahsiyetleri olarak ömür boyu lekelenme ihtimaliniz var.
Orada, ister siyasetçi, ister komutan; toplumdan zerre kadar itibar bulmama ihtimaliniz var.
Oraya oranın halkını saldırgandan korumaya gitmiyorsunuz.
Oraya oranın halkını kafadan terörist saymaya, tüm direniş hayallerini de kırmaya, onlara sözde dost eli kılığında aşağılanma ve boyun eğmenin ahlaksız terbiyesini vermeye gönderiliyorsunuz.


<DIV align=center>http://img.sabah.com.tr/i/yildizlar2.gif
Oraya, ille de çok gitmek istiyorsanız;
Buyrun, sivil ve asker, hükümet ve komutan, buyrun kendiniz gidin;
Ama bu toplumdan, anasından, babasından, komşusundan, memleketlisinden o kafi vicdani izni almadan asla; </TD></TR></T></T></TABLE>


http://www.sabah.com.tr/2006/08/16/yaz04-40-107.html (java***115;cript ol'http://www.sabah.com.tr/2006/08/16/yaz04-40-107.html';)



Bir taşımadığınız, her güne bir şiir başlığı idi, yeter artık. Bazen insan haklı olduğu yerde haksız duruma düşer, olayı o kadar abarttınız ve temcit pilavı gibi ısıttınız ki, artık yeter demeye başladı insanlar

M.Burak Sezer
21-08-2006, 16:02
ama emre bey siz abartıyorsunuz. Umur Talu bir şiir yazmış altına yorumunuda katmış ve bende bunu paylaşmak istedim diğer insanlarla, eğer ki siz kalkıp umur talu şiir yazmamış diyecekseniz, ben bunu şiir kabul olarak kabul etmiyorum diyorsanız, yok daha neler diyeceğim. lütfen.

emre gümüşdoğan
21-08-2006, 16:09
ben artık paylaşmak istemiyorum...
İçim dışım savaş oldu, kusacağımmm...
Umur Talu nun yazdığı da şiir değil, gına geldi çığlık atıyorum...


ARTIK YETER

M.Burak Sezer
21-08-2006, 17:55
<TABLE height=500 cellSpacing=0 cellPadding=0 width=450><T>
<T>
<TR vAlign=top>
<TD colSpan=2 height=40 ="icbosluk">
<TABLE width="100%"><T>
<T>
<TR>
<TD width="70%">ihtişam yüceltmek </TD>
<TD width="30%"></TD></TR></T></T></TABLE></TD></TR>
<TR>
<TD vAlign=top width=225 ="icbosluk">
Yarama tanyeri sürdüm sağalsın diye

Çekil ey tabib

Şavkın mahur şifası mı erişti nedir

Bakarım el çekmedesin yaramdan öyle

Peyderpey tabib



Sokuldum mercan içine yalnızlıkların

Hep şiir mümbit

Baktım arslanlar bir vakte özlem kükrüyor

Buyurun dedim öyle ise işbu lâl hale

Giz faş Pir mümbit



Yıldız saçlı bir umudun kâküllerini

Alna düşürdüm

Rüzgâr dedi ey Soykan’cık çekil aradan

Doruklardan püfürdemem bu saç içindir

Zîra mut mürdüm



Menevişinde yüz yudum bu hâlden sonra

Bir şehlâ suyun

Dağlar ihtişam yüceldi tuttu bu yüzden

Ve başına duman dikti uğuldayarak

Bitsin diye bu entrika

Bu zelil oyun
Alaaddin SOYKAN
(Ay Vakti, 50. sayı )</TD></TR></T></T></TABLE>Edited by: M.Burak Sezer

ahmet uysal
21-08-2006, 18:18
GÜL/DİKEN


geldim


kedi sesiyle sevdim seni


dikenin gülünü öpüşü gibi





irkildim


sesini dudum


terleyen ellerinin





ve ben göğsünün


yanardağ gibi patlamasından


doğan küle dönüştüm





tüy gibi düştüm


dikenine sarılan


bir gülün sonsuz hüznüne





bilmem farkında mı birileri


elde pek iğreti durduğunu


dikeni budanmış gülün!


ruşen hakkı


(balkonda akşamüstü/20o06 yunus nadi ödülü)

Nuray Çınar
21-08-2006, 18:38
<TABLE =Ms***111;normalTable style="WIDTH: 377.25pt; mso-cellspacing: 1.5pt" cellPadding=0 width=503>
<T>
<TR style="mso-yfti-irow: 0; mso-yfti-lastrow: yes">
<TD style="BORDER-RIGHT: #e0dfe3; PADDING-RIGHT: 0.75pt; BORDER-TOP: #e0dfe3; PADDING-LEFT: 0.75pt; PADDING-BOTTOM: 0.75pt; BORDER-LEFT: #e0dfe3; WIDTH: 374.25pt; PADDING-TOP: 0.75pt; BORDER-BOTTOM: #e0dfe3; : transparent" width=499>
Duygu

seni kimse anlamıyor Duygu
yıkandığın su, yürüdüğün yol, omuzunda gezinen melek
şemsiyende sayı saymayı öğrenen yağmur
sarmaşık gibi yüzüne sarılan ayna

seni kimse anlamıyor Duygu
binicisiz atlar , yeleli gece, elini altına soktuğun yastık
hep başkalarının sevdiği şarkıları çalan radyolar
kırmızı şarap gibi alnında gezinen ateş

seni kimse anlamıyor Duygu
denizdeki şişe, şişedeki mektup, mektuptaki söz
tuttuğun günlüğe düşen gölge
kuruttuğun çiçeklerden uçup giden koku

seni kimse anlamıyor Duygu
kırılan bardak, taşan süt, eteğine sıçrayan çamur
yorgunlukta başını dayadığın omuz
rüzgârın getirip pencerenin önüne bıraktığı kuştüyü

seni kimse anlamıyor Duygu
yıldırım aşkları, boşanma davaları, evine dönen yolcu
aşkını Portofino mu Mortofino mu, neyse işte öyle
bir yerlerde bulduğunu şarkısında anlatan adam
ve mırıldanan
yalnızca mırıldanan kalabalıklar
kentin iç organlarında

seni kimse anlamıyor Duygu
yaşını başını aldığı halde neden teyze olmadığını
kimsenin bilmediği Güzin Abla
bilginin kurutulacak bir çamaşır olduğunu
sanan okul
bir terliksi hayvan olduğunu
ve tek hücreli canlılar gibi
bölünerek çoğaldığını sanan devlet

seni kimse anlamıyor Duygu
ayın arkada kalan karanlık yüzü
aşkın sana bakan yaralı yüzü
ve kayarlarken dilek tuttuğun yıldızlar

"Birisi çıkıp
yalnızca
beni ben
olduğum için
sevsin
Tanrım!
Ama
geç olmadan,
olur mu?"

Akgün Akova
Varlık Dergisi Şubat 2001 sayısı



<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /></TD></TR></T></TABLE>

ahmet uysal
21-08-2006, 18:55
DUVAR


Yaşam ruhuma dar geliyor


denizleri sığ, ürkek savaşçısı


her gün biraz daha yok oluyorum





Kaleler kurmuştum


içinde yapayalnız olduğum


Gece gündüz savunmaktan


bu şehri çok yoruldum





Bir düştü önüme


eğldim aldım kokladım


o muydu özlediğim ses


gülüyordu sıcacık





Uzansam gölgesine aşk dolacağım


taşacak cılız dereler


geri çekilsem kuruyacak güller





Korkuları bir kenara bırakıp


giriverdim göğsüne özlediğimin


Kuşlar kondu pencereme


yıkılıverdi eski duvar





Sokuldu sıcacık


korkma dedi, sakın korkma


körpecik, bir oda bir duvar ver


ne verirsen ver, sen olayım yeter.





Güllerden döşek serdim


ak sütleri örtülendim


dağlarda bayram vardı tülsüz her tün


(NUR SİCİMOĞLU/ TAY DERGİSİ/ ağustos-eylül 2006)





not: "ak sütleri örtülendim" " bu şehri çok yoruldum" diyebilen şairi kutlarım. ilk basılı şiiri için. iyi dizeleri için.

Nurol Banabak
21-08-2006, 19:12
ben de bende, haddimi hududumu bilmeden kutluyorum şairimi. hakkın helal et, nuR!


ve işte başımın elası akşamdadır vakt yine...

M.Burak Sezer
21-08-2006, 19:34
<TABLE height=500 cellSpacing=0 cellPadding=0 width=450>
<T>
<TR vAlign=top>
<TD =icbosluk colSpan=2 height=40>
<TABLE width="100%">
<T>
<TR>
<TD width="70%">şikayet gibi olmasın ama </TD>
<TD width="30%"></TD></TR></T></TABLE></TD></TR>
<TR>
<TD =icbosluk vAlign=top width=225>
Şâdan değilim evet benim tâlihim böyle

Bir azabın kalması armağan olsa gerek

Bir şah nasıl kaçarsa tahtını bırakarak

Öyle kaçmak istedim yıkılası tahtımdan

Bir şâhika olsun ki bilâ kuvvet olmadan

Öldürsün ki ne varsa nefsimden bana kalan



Öyle kalmaz ortada ne bağışlanır ki artık

Bir denizi özlemek hak mıdır dağcı için

Söz verir de sonradan döner kendi içinde

Dağılmasaydı eğer saçların siyah gecem

Bir şey olmazdı belki çıkıp doğru şafağa

Bir kadim yolcu ile yürüyen söylencem



Bana bir şey olmadı çıkan onca beladân

Yaralandımsa evet olacak bütün bunlar

Kan ile gözyaşıyla dönecek ki çemberim

Lâkin öyle olmadı bu perişan hâlimden

Bana kalanı ise burda tutayım derken

Ağır bir bedel oldu benim şâfi elimden



Sözümü </TD>
<TD =icbosluk vAlign=bottom width=225>
ne yapayım hayatın boyu kısa

Oldu olacak diye çıkacak her kuyudan

Bir şeyler kalır bana kısmetse kaderimde

Yolu bulmak içinse şu yokuşun başından

Başlamak lâzım gelir sabırla beklerkende

Bir muhabbet vaktinde sözü altın tepside.
</TD></TR></T></TABLE>


Nurettin DURMAN


( Ay Vakti, 44. sayı)

M.Burak Sezer
22-08-2006, 11:21
<TABLE height=500 cellSpacing=0 cellPadding=0 width=450><T>
<T>
<TR vAlign=top>
<TD colSpan=2 height=40 ="icbosluk">
<TABLE width="100%"><T>
<T>
<TR>
<TD width="70%">Karine </TD>
<TD width="30%"></TD></TR></T></T></TABLE></TD></TR>
<TR>
<TD vAlign=top width=225 ="icbosluk">
dalgın bir gündönümü, bir ayna, bir nihavend
hangi cinayetten sorumlusun ey bahar
sen bir çeşmenin sarı
uslanmaz denizini çaldın rüyalarından

çiçeğin yaprağında, kuşun ayaklarında
izlerini bulmuşsun acıya gülenlerin
sen biraz kan yorgunu
biraz vehim çıbanı
bir meczubun akşamlarında mısın

sen hangi Türkiye·den mustaripsin ey bahar
solunda renk ayrımı yapanın mızrağından
sağında renk körlüğü çekenin tuzağından
neden hâlâ nihavend ve garipsin ey bahar

gündönümü acıya bırakırken yerini
aynada küfleniyor ülkemin güzelleri

Mazlum CIVAN
( Ay Vakti, 67. sayı )</TD></TR></T></T></TABLE>Edited by: M.Burak Sezer

M.Burak Sezer
22-08-2006, 19:25
<TABLE height=500 cellSpacing=0 cellPadding=0 width=450><T>
<T>
<TR vAlign=top>
<TD colSpan=2 height=40 ="icbosluk">
<TABLE width="100%"><T>
<T>
<TR>
<TD width="70%">Aşk Beyaz </TD>
<TD width="30%"></TD></TR></T></T></TABLE></TD></TR>
<TR>
<TD vAlign=top width=225 ="icbosluk">
Unutma! Her şey siyah
Ne yeşil yaprak ne sarı yaz
Aşk beyaz

Çünkü sevmek
Beyaz menekşelerden alır rengini
Sesini ırmak sularından
Akar kalbimizin bahçesine
Düşlere dalar

Köpüklü dalgalarla
Beyaza dönüşür
Karanlığın orta yerinde
Yeşeren bir çiçekten
Öğrenir bir kalbin gizli tarihini
Güz bahçelerinde hüzün
Bahar dallarında ıtır olur

Ama hangi renge bürünse de
Yine beyazdır aşk
Aşk beyaz

Mustafa ÖZÇELİK
(Ay Vakti, 61.sayı)</TD></TR></T></T></TABLE>Edited by: M.Burak Sezer

Nur Sicimoğlu
22-08-2006, 21:11
Sevgili Ahmet Hocam..


Çok teşekkür ediyorum ...Bu süpriz için ..Çok sevindimve onur duydum..


Sevgilerimle.

M.Burak Sezer
23-08-2006, 17:11
<TABLE height=500 cellSpacing=0 cellPadding=0 width=450>
<T>
<TR vAlign=top>
<TD =icbosluk colSpan=2 height=40>
<TABLE width="100%">
<T>
<TR>
<TD width="70%">özlenen o vakte doğru </TD>
<TD width="30%"></TD></TR></T></TABLE></TD></TR>
<TR>
<TD =icbosluk vAlign=top width=225>
Analar acı beliyor doğuran bende
Hamarat ve lâl
Uğultulu bir bun?a mı duçarım nedir
İv der oldu ki bak bana ebabil bir hınç
Turna bir vebal

Ve dallara beni yürür bu yüzden özsu
Tutar acım hız
Güneşi sırtlanıp sonra karşı tepeler
Her kırkikindi sonrası alkıma keser
Diyerek varız

Altından hüzzam geçilen bir taktır alkım
Hep suna rap rap
Ordusu kalbimin acı bu tak altından
Özlenen o vakte doğru tut mercan yürü
Ki son bulsun diye hani ilenç sürüngen
O küt handikap </TD></TR></T></TABLE>


Alaaddin Soykan


(Ay Vakti, 50. sayı)



<TABLE height=80 cellSpacing=0 cellPadding=0 width=500>
<T>
<TR>
<TD =icicbosluk>
<DIV align=right></TD></TR></T></TABLE>

s.zeynepkaradag
24-08-2006, 13:12
<TABLE><T><T><T><T><T>
<T>
<TR>
<TD ="row3">
<CENTER>Evde Yoklar </CENTER>
</TD></TR>
<TR>
<TD ="row2">Durmadan avuçlarım terliyor,
inildiyor ardımdan
Girdiğim çıktığım kapılar.
Trenim gecikmeli, yüreğim bungun,
Bir bir uzaklasıyor sevdiğim insanlar.
Ne zaman bir dosta gitsem,
Evde yoklar.

Dolanıp duruyorum ortalıkta.
Kedim hımbıl, yaprak döküyor çiçeğim,
Rakım bir türlü beyazlasmıyor.
Anahtarım güç dönüyor kilidinde,
Nemli aldığım sigaralar.
Ne zaman bir dosta gitsem
Evde yoklar.

Kimi zaman çocuğum,
Bir müzik kutusu basucumda
Ve ayımın gözleri saydam.
Kimi zaman gardayım
Yanımda bavulum, yılgın ve ihtiyar.
Ne zaman bir dosta gitsem,
Evde yoklar.

Bekliyorum bir kapının önünde,
Cebimde yazılmamıs bir mektupla.
Bana karsı ben vardım
Çaldığım kapıların ardında,
Ben açtım, ben girdim
Selamlastık ilk defa.</TD></TR>
<TR>
<TD ="row1">
<CENTER>Metin Altıok (http://www.berzah.com/siir/siir.siirler.asp?dost=&amp;sair=sair&amp;id=158)</CENTER></TD></TR></T></T></T></T></T></T></TABLE>Edited by: szeynep karadağ

Perihan Baykal
25-08-2006, 13:29
TELGRAFHANE

Uyumayacaksın
Memleketinin hali
Seni seslerle uyandıracak
Oturup yazacaksın
Çünkü sen artık o sen değilsin
Sen şimdi ıssız bir telgrafhane gibisin
Durmadan sesler alacak
Sesler vereceksin
Uyuyamayacaksın
Düzelmeden memleketin hali
Düzelmeden dünyanın hali
Gözüne uyku giremez ki...
Uyumayacaksın
Bir sis çanı gibi gecenin içinde
Ta gün ışıyıncaya kadar
Vakur metin sade
Çalacaksın.</PRE>MELİH CEVDET ANDAY
</PRE>

zalifre
25-08-2006, 23:04
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /></PRE>İSTANBUL UNUTKAN YOSMA</PRE></PRE></PRE>baktım</PRE>İstanbul gurbetteydi</PRE>çok ışıklı geceleri</PRE>gizliyordu sefaletini</PRE></PRE>ben böyle soylu</PRE>böyle sefil şehir görmedim</PRE>Üsküdar'da katip yoktu</PRE>Beyazıt'ta Neyzen</PRE></PRE>hüzünlü bir manastırda erganun ahengi</PRE>İstanbul hareli bir değirmi</PRE>değirminin dışında</PRE>Islav kederi</PRE></PRE>iki kez aynı poster</PRE>İstanbul'un gerdanına takıldı</PRE>çalmazdı mazurka</PRE>kantocu Peruzlar sahiden yaşadı abisi</PRE></PRE>İstanbul benden efkarlı</PRE>Abdülhak Şinasi'yi sevdim diye</PRE>İstanbul bana yabancı</PRE>Hisarları kaygılı</PRE></PRE>bana sultanlık yetmez</PRE>bir ülke yetmez</PRE>kasaba kılıklı şovalyeler bile unuttu</PRE>en güzel dansını kılıç altında yapan Democles'i</PRE></PRE>iyi bir şovalye sultanlık istemez</PRE>bana bir akşam yetmez</PRE>şiirin doğduğu enginlerde</PRE>bana bir İstanbul yeter</PRE></PRE>ey şehri diyar</PRE>Asurlu gözlerini gördüm</PRE>Bizans kubbelerini</PRE>Aya Sofya'yı Süleymaniye'yi</PRE></PRE>bir mahşeri andıran</PRE>Beyazıt Alanı'nda</PRE>altın özengiliydi atı Cem Sultan'ın</PRE>Sultan Avni en usta bahçevandı</PRE></PRE>yalancı şafaklarına kandım</PRE>onyedi yaşımda</PRE>yıkıldı ömrümün en güzel düşü</PRE>yirmibir yaşımda</PRE></PRE>sevdalısıydım Cahit Sıtkı gibi</PRE>Dante görseydi</PRE>"Her mihnet kabulüm" derdi</PRE>bir gelin odasını andıran İstanbul'u</PRE></PRE>yine bir akşam kaftan giyerim</PRE>İstanbul'u birkez daha fethederim</PRE>kurulurken Nizam-ı Cedit</PRE>Asitane-i Saadette</PRE></PRE>alıp gitmeye geldim</PRE>görkemli kanatlarımla</PRE>bir İstanbul bulutunu</PRE>sedef tâclı Safranbolu'ya</PRE></PRE>şaha kalktığında atım</PRE>fethederim gurbeti</PRE>hüznü efkarlıdır akşamlarımın</PRE>şahı şairiyim İstanbul'un</PRE></PRE>bir pusula armağan edin</PRE>evcimen bir geline benzeyen</PRE>telaşsız Kızkulesi'ne</PRE>İstanbul bulsun dengesini</PRE></PRE>İstanbul'da sırça köşk</PRE>sırça köşkte bir Melike</PRE>seksen sene Meliktim</PRE>bu harika ülkede</PRE></PRE>güzel miydi çocukken</PRE>basma perdeli odaları</PRE>düğün alay kervan ud sesleri derken</PRE>İstanbul kamaştırdı gözlerimi</PRE></PRE>değirmidir Safranbolu'da da</PRE>İstanbul kubbeleri</PRE>aynıydı tarihin benzersiz aylası</PRE>incilerinde takılarında örenlerinde</PRE></PRE>anıtlaşır tarihle</PRE>Köprülü Mehmet Paşa</PRE>Caminin avlusundaki</PRE>güneş saati</PRE></PRE>martıları seyrettim Galata Köprüsü'nden</PRE>Urumeli burcuna ben de oturdum</PRE>Veli'nin uçarı oğlu</PRE>ben de yalnızlıktan başka yoldaş bulamadım</PRE></PRE>ben de bir türkü tutturdum</PRE>garibim sevdadır tek hünerim</PRE>yıldızlar daha mavidir</PRE>İstanbul gecelerinde</PRE></PRE>telgraf tellerinde kuşlar vardı</PRE>içimde yapraklanan bir ağaç vardı</PRE>onbeş yıl önce</PRE>İstanbul'da bir yarim vardı</PRE></PRE>bir bir dağıldı gözpınarlarımda</PRE>sevda yağmurları İstanbul'un</PRE>başka bir hayata uğurladı beni</PRE>"Hayali Cihan Değer" bir dilber</PRE></PRE>o vedayı anlayamadım</PRE>puslu bir İstanbul akşamında</PRE>yıl dokuzyüzyetmişyedi aylardan kasım</PRE>anın tek yadigarı Düşistanın</PRE></PRE>akşam olur</PRE>şakiler beni unutur</PRE>Celali bir şehirde</PRE>sokak lambaları pusludur</PRE></PRE>ben bu yalnız meyhanede neylerim</PRE>kadehimde açan karanfili neylerim</PRE>ateş ettim Şeker Ahmet Paşa'nın resimlerine</PRE>yosmalar beni beklerken Kadıköy'de</PRE></PRE>sonbaharda daha yavuz atlarım</PRE>teknemi yılkıya çıkarmayacağım</PRE>onunla yaşlanıp onunla öleceğim</PRE>mavi hülyasıyla İstanbul'un</PRE></PRE>bu masalı atlı tramvayda uydurdum</PRE></PRE>bahardı gönlüm Erenköy'de</PRE>sarışın yarim ahu gözlüm</PRE>azıcık kısaydı boyu iriydi memeleri</PRE>Marilyn Monroe'ye benzerdi</PRE></PRE>buralara da yağsın yağmurların</PRE>buralara da gelsin vapurların</PRE>yetmiyorsun İstanbul</PRE>bu sürgünde bana</PRE></PRE>İstanbul'da Heybeliada</PRE>Heybeliada'da en güzel yaşında</PRE>ama azıcık kıskanır Burgazı</PRE>"Havada Bulut"ken Sait'in cigarası</PRE></PRE>sonra dağ gibi yıkıldı üstüme</PRE>o gökçe diyar</PRE>ben Kaf Dağı'nı taşıdım</PRE>İstanbul'un anılarını da taşırım</PRE></PRE>karanfil serpen yağmurlarını özledim</PRE>bir avcıydım kışın erken kalkandım</PRE>ne aradım bilmiyordum bu batık şehirlerde</PRE>bu serabı yalancı akşamlarda</PRE></PRE>bu mahzun Dünya'da</PRE>bir kederli yolcuydum gemilerinde</PRE>yağmur getirirdi bulutları</PRE>sevinçle onyedi yaşımda</PRE></PRE>büyük meydanları metal çarşıları</PRE>narsist aynalarıyla Kapalıçarşı</PRE>ne kadar da taşkındı düşlerim</PRE>onyedi yaşlarında kalmış militanlığım</PRE></PRE>gecede karanfil kervanları</PRE>sevi olmasaydı umut olmasaydı</PRE>göremezdik altın örgülü saçlarını</PRE>şiire gül nakışlayan deniz kızlarının</PRE></PRE>meşalesi görkemliydi ilk şairinin</PRE>Orpheus'e benzer son şairi</PRE>ay yüzlü güzelleri olmasaydı</PRE>matem urbası giyerdi İstanbul</PRE></PRE>simgedir bir şehri dişi tanımlamak</PRE>İstanbul tanyeri soyunur tüllerinden</PRE>sunulmuş bir cennetti ben sultanken</PRE>ÜVERCİNKA kanatlandırırdı güvercinlerini</PRE></PRE>ey hayatı yadsıyan şairler</PRE>(Ece) lerden daha görkemli</PRE>alınlarınızdaki şairlik tâcı</PRE>gurbet unutturmadı sizi</PRE></PRE>tanyerine koşar atlıları</PRE>Kızkulesi aslında bir handır</PRE>içinde tekfurun kızı değil</PRE>"Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış vardır</PRE></PRE>yaslı ayrıldım İstanbul'dan</PRE>ama bir tılsım armağan etti</PRE>elbet söz edecek gurbet burcu</PRE>sürgündeki sultanlığımdan</PRE></PRE>taht şehirde sevdim Şirin'i</PRE>eski kantoları Tanburi Cemil Bey'i</PRE>altın bir tasta sundum Ecelerine</PRE>dağların dağların ardındaki suyu</PRE></PRE>bir kardelenim ben</PRE>İstanbul'un beyaz steplerinde açan</PRE>biliyorum ki artık</PRE>hiçbir kemancının kemanı kırılmayacak</PRE></PRE>düşlerimin sınırsız sahrasında</PRE>daha kahramanım Gılgamış'tan</PRE>dağları deryaları deryaları dağları aşarım</PRE>İstanbul'u mahur makamında selamlarım</PRE></PRE>- Günaydın Kadıköy vapuru</PRE>- Günaydın Kızkulesi</PRE>- Günaydın hülyalı martı</PRE>- Günaydın avludaki güvercin</PRE></PRE>en güzel akşamları Üsküdar'a vermişsin</PRE>en güzel kadınları Kadıköy'e</PRE>ben yalnız değildim</PRE>sen yalnız değildin</PRE></PRE>bu yaslı Dünya'da</PRE>adın yadigar kaldı</PRE>İstanbul yadigar kaldı</PRE>karasevda yadigar kaldı</PRE></PRE>özledim herhangi bir sabahını</PRE>saçlarım taflan ya da lale</PRE>mutlu anılar da biriktirdim</PRE>her istasyon mavi bir pencere</PRE></PRE>sen miydin</PRE>İstanbul muydu</PRE>turunç akasya deniz kokan bir bahardan</PRE>bana saçlarını savuran rüzgar</PRE></PRE></PRE></PRE></PRE>[/url]</PRE> (http://sohbetsohbet.com/siirler/siir/huseyin_avni_cinozoglu/index.html)</PRE>Hüseyin Avni CİNOZOĞLU (http://sohbetsohbet.com/siirler/siir/huseyin_avni_cinozoglu/index.html)[url="http://sohbetsohbet.com/siirler/siir/huseyin_avni_cinozoglu/index.html"]</PRE>

Perihan Baykal
29-08-2006, 23:02
AMAN

zaten sökülmüştü manzaram
aman olsun girdim koluna
her yere gider oldum
ben durdum yol yürüdü
koynuna girer oldum
uzandım yüzünün magmasına
kavruldum tüttüm ey!
ince dal oldum ben gövdene
bir bir çözüldü göğsümdeki düğmeler
oh! çağıldadı her gözem
ırmaklar buyur edecek kadar
içim varmış benim meğer
aman! dedim
iyi ki sökülmüş manzaram


ZEYNEP UZUNBAY

Edited by: Perihan Baykal

Perihan Baykal
30-08-2006, 00:38
AĞIT


İlk bu sabah
İlk bu sabah göğü görmedim
İlk bu sabah kayısı çiçeklerini
Hüzün ilk kez konuk gibi gelmedi
Efendim, ev sahabım
Karacamı suya indiremedim
Şahanım uçurdum döndüremedim
Dağlar
Enikli kapılar kitlendi
Taş avlular sustu
İlk kez bekledim ölümü
Dostu bekler gibi bekledim
Dağlar


Benim acım acıların beyidir
Canıma bir doru kısrakla gelir
Öfkeyi sabırda eritir
Umut yer
Suyunu gözümden içer bir zaman
Dağlar of dağlar


GÜLTEN AKIN

Perihan Baykal
30-08-2006, 20:37
BİR KALLEŞ DÜZENCİ GECEDEN
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Karlı
Dağlar
Of
Dediler
Of
Dedi
Cilo
Of
Dedi
Munzur
Of
Dedi
Ağrı
Ve
Nemrut
Ve
Keşiş
Ve
Süphan
Dağı
Of
Dediler
Of
Dedi
Toroslar
Ormanlarımız
Limanlarımız
Şehirlerimiz
Ve
Bilcümle
Nehirlerimiz
Of
Dediler
Bu
Terazi
Bu
Ülker
Tanıktırlar
Geçtiğinizi
Gördüler
Hışımla
Ve
Dolu
Dizgin
Bir
Kalleş
Düzenci
Geceden
Ve
Batak
Göllere
Karanlık
Göllere
Gittiğinizi
Alkanları
Gördüler
İlle
Görkemli
Yalnızlığında
Gökkubbenin
Hey
Benim
Kara
Sevdam
Kalleş
Kaderim..

ENVER GÖKÇE (Panzerler Üstümüze Kalkar)

Perihan Baykal
31-08-2006, 12:25
SÖYLE SEVDA İÇİNDE TÜRKÜMÜZÜ


Söyle sevda içinde türkümüzü,
Aç bembeyaz bir yelken
Neden herkes güzel olmaz,
Yaşamak bu kadar güzelken?

İnsan, dallarla, bulutlarla bir,
Ayrı maviliklerden geçmiştir
İnsan nasıl ölebilir,
Yaşamak bu kadar güzelken?


FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA

M.Burak Sezer
31-08-2006, 15:31
<TABLE height=500 cellSpacing=0 cellPadding=0 width=450>
<T>
<TR vAlign=top>
<TD =icbosluk colSpan=2 height=40>
<TABLE width="100%">
<T>
<TR>
<TD width="70%">Gözdağı’nda şehrâyin </TD>
<TD width="30%"></TD></TR></T></TABLE></TD></TR>
<TR>
<TD =icbosluk vAlign=top width=225>
hâtıralar bir rüzgâr bekliyor hayâlince
ufka dalan gözlerim meğer ne çok yalanmış
şu bir avuç gökyüzü, birkaç yıldız ve gece
İbrahim âteşinin küllerinden kalanmış

uykusuz bir yalnızlık sızıyor gözlerimden
aklımda çocukların bildiği tek kelime
bulutlara bakarak bir doğrulsam yerimden
aynalar tohumunu bırakacak elime

sen ey âmâ ve dilsiz yürüyenin bakışı
hecelerinde hüzün doldurur limanları
bana garip görünür bir çiçeğin nakışı
oysa ağlar orada şehrâyin insanları

gözdağı bir duraktır ömrümün bir yerinde
karşıda sisli deniz, ıhlamur kokulu güz
ruhuma gülümseyen ağacın köklerinde
belki de bir rüyanın esrârını görmüşüz
Nurullah GENÇ
(Ay Vakti; 61. sayi)

</TD></TR></T></TABLE>

münevver izgi
01-09-2006, 13:57
Çay, simit ve peynir...


Nazım hikmet






<TABLE cellSpacing=0 cellPadding=0>
<T>
<TR>
<TD style="PADDING-BOTTOM: 5px" noWrap width=80></TD>
<TD style="PADDING-BOTTOM: 5px">I[1].I1002.pps (http://by104fd.bay104.hotmail.msn.com/cgi-bin/getmsg?&amp;msg=40FD65A3-2B9E-4A71-92B6-94425E33EA46&amp;start=0&amp;len=571246&amp;mimepart=13&amp;curmbo x=00000000%2d0000%2d0000%2d0000%2d000000000001&amp;a=6 0ad6a8faeb81ed784d8c5dd41f3cc55c4b8178e477a88422a7 ef70f85098fc1&amp;vscan=scan)(0.40 MB)</TD></TR></T></TABLE>

Perihan Baykal
01-09-2006, 22:55
SENİ ANMAKLA ARTIYORUM
korkak değilim umutsuz değilim bundan böyle
değiştirdim sana yaraşmayan günlerimi verdiklerinle

sana yaraşmayan ne varsa bir bir çıkarıp attım
yeller esiyor şimdi o büyük karanlığımın yerinde

geldin kutsal bildiklerimi yeniden tanımladın
ülkemi bir bakışta bağladın güzelliğine

en varılmaz yerlere vardırdın ellerimi
en gizli denizleri açtın gemilerime

sensin artık adı bir dönülmezliği çağıran
kelimeleri ölümsüz kılan şiire</PRE>KEMAL ÖZER


<BLOCKQUOTE>
</BLOCKQUOTE></PRE>

Nur Sicimoğlu
02-09-2006, 10:37
ÇOK UZUN BİR GÜNDÜ AŞKA DÖNÜYORDUM
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

Çok uzun bir gündü aşka dönüyordum
Çok uzun, yavrum, çok uzun seni sevmekten
İşte diyordum ilk öpüş işte masmavi yarığın
İşte yedisi sabahın ve ıslak ağzının
İşte eski bir otu kasıklarının ve karnının
İşte dilinin getirdikleri işte ormanlarım
İşte döşekte çırılçıplak upuzun uyanışın
İşte kayaya vuran eski gölgen eski sesin
İşte o ağzındaki esmer kuş o yaban ırmak
Kal öyle diyordum böyle anadan doğma iç içe
Kal öyle ilkin orandan öpeceğim diyordum
Aşk ki karadır tek heceli bir sözcüktür
İşte tam böyle, sevdalım, tam böyle diyordum.


İLHAN BERK


Edited by: Nur Sicimoğlu

Perihan Baykal
02-09-2006, 22:31
NOKTÜRN


Gece yaylı çalgılarda yaylar kendi
işliyor gök kendi üflüyor nefeslile-
re klavsenlerinde yıldızların mavi
damlıyor ışın yağmuru dorukların sa-
çaklarından ve tıkırdayan varlığın or-
kestrasında vurmalıların dingin dar-
beleri. Tuşlarla yıldızlar sönüyor ya-
nıyor. Ve ufkun diyaframına oturtmuş
nefesini engin şarkı,
Hava duyumsuyor uzam düşünüyor. Ve
musikinin kırmızı rüzgârı. Yıldız ışı-
ğı flütlerden çağıldayan. Ağaçların
gölgeleri gecenin engin partisyonuna
işlenmiş siyah oyalar. Zamandır sesle-
rin tartımına bu paylaştırılmış. Oysa
daha sonsuzluk var yaşanacak.
Mavi yağmuru yıldızların damlıyor-
gece ışığı şarkı söylerse nasıl. Öz-
değin tin yerinde gurubun üzerinde
parçalanmış bir küpten akıyor sonsuza
şarap bir violonselde - lal. Çalan-
larsız çalgılar topluluğu. Ay göğün
eteğinde bir damla kan - batıyor.


AZER YARAN ( kitap-lık, sayı: 88 - ŞİİR DEFTERİ 2006)

Perihan Baykal
03-09-2006, 11:22
KÖRLEŞME
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><O:P></O:P>
“Körleşme” diyor telefondaki ses
bakmadan yürüyüp gidiyoruz
ırmak yanımızdan akıyor,
dağıttığımız, boşa gittiğini sandığımız
sözcükleri bir bir derleyerek
bir gün yeni bir yatak
açmak için kendine
umutlanıyoruz
büyücü değiliz,
bir solukta
değiştiremiyoruz
akarken akarken yanımızdan
ırmak değiştirir umuyoruz
”Körleşme” diyor telefon
gözlerimiz:
ortaya anılar atıyoruz
insanlar mı kuzular mı
seçilemiyoruz
ırmak yanımızdan akıyor
yatağını zorlayarak, yıkarak bazen
bakmadn geçip gittiğimiz
o sislerin pusların içindeki: ah
geri dönüşlerle yürüyor kimimiz
düşleri azaldıkça anıları artıyor
onlar bizim delilerimiz mi
kilitleyip unutuyoruz.
durmadan unutmak unutmak unutmak
teselli. Kendimizi koyuveriyoruz
”Hiçbir şey kaybolmaz” diyoruz.
Hâlâ körleşmeden söz ediyor telefondaki
o da susar büsbütün
lâl-ü ebkem kalırız.

<O:P></O:P>
GÜLTEN AKIN (kitap-lık, sayı:88, şiir defteri 2006)
<O:P></O:P>Edited by: Perihan Baykal

Perihan Baykal
03-09-2006, 19:11
UNUTUŞ


Yum gözlerini, yitir kendini karanlıkta
gözkapaklarının kırmızı yaprakları altında.

Gömül vızıldayan sesin
düşen sesin halkalarına
ve uzaklarda yankılan
dilsiz bir çağlayan gibi,
davulların çalındığı yerde

Bırak kendini karanlığa,
kendi etine gömül,
kendi yüreğine;
kemik, o mor şimşek,
kamaştırsın gözlerini, kör etsin,
mavi göğsünü göstersin akşam ışığı
körfezler ve gölgeli koyaklar arasında.

O sıvı karanlığında uykunun
ıslat çıplaklığını;
kıyıya kimbilir kimin bıraktığı
gövdeni, o köpük danteli unut.
Sonsuz kadın, yitir kendini
kendi benliğinin sonsuzluğunda,
bir başka denizle buluşan bir deniz gibi
unut kendini, beni unut.

Dudaklar, öpüşler, aşk, her şey yeniden doğar
o ölümsüz, o yalın unutuşla:
gecenin kızlarıdır yıldızlar.


OCTAVIO PAZ

vahdettinyılmaz
03-09-2006, 23:01
Girdim yarin bahçesine,


Bülbülün gülleri eser.


Meyil verdim bir güzele,


Serimde yelleri eser.





Sevdim o kaşı kemanı,


Gönül keser mi gümanı.


Cemal sevince cananı,


Dokunsa elleri eser.





Kağızmanlı Cemal Hoca (1882-1957)

M.Burak Sezer
04-09-2006, 21:56
<TABLE height=500 cellSpacing=0 cellPadding=0 width=450>
<T>
<TR vAlign=top>
<TD =icbosluk colSpan=2 height=40>
<TABLE width="100%">
<T>
<TR>
<TD width="70%">cellatla </TD>
<TD width="30%"></TD></TR></T></TABLE></TD></TR>
<TR>
<TD =icbosluk vAlign=top width=225>
Cellatla yan yana zaman nasıl mı geçer
Yüzyılcasına
Gaddarlığı karşısında zulmün bu hunhar
Rabbim beni iven kıl da öç sırtlarında
Kardelen sına

Şafakları mercan söksün varsın hasretin
Akkor yiv ala
Kıyısı mıdır varılan ereğin nedir
Gemicilerinde gönlün cânü gönülden
Vird, heyamola

Kara eylemi celladın gecede kara
Mat, unufaktı
Seçtiğinden olacak ki küt karanlığı
Onun vakti hep geceye, benimse lâl bir
Sehere aktı

Ölüm emip durdu cellat tuttu vampirce
Kin memesiden
N’olduğum ve suçum nedir bilmez isem de
Katlim uygun görüldü hep işbu cellatça
Cânicesinden

Yıldız tarazlıydı dağlar yönü yitmişe
O şaşaa yön
Sen masum kardeşim Soykan, doğuştan serçem
Korkma sarsa da çevreni doğan, kerkenez
Ve şahan bön bön

Alaaddin SOYKAN
(Ay Vakti 64. sayi)</TD></TR></T></TABLE>

Perihan Baykal
05-09-2006, 22:31
<TABLE cellSpacing=0 cellPadding=0 width="80%" background=#F9FFF9>
<T>
<TR>
<TD>YİTİK</TD></TR>
<TR>
<TD>
ıssız bir şehrin yağmalanmış kalbinde
yitik parçasını arıyor ruhum
yok artık diyorlar, o kırık gülümseme
bu şehrin silinmiş adreslerinde

bir telefon kulübesi, eylül çarşısı,
yağmurun sesinde birikmiş kahkahalar
yasemin bir öpüş gibi... öylece kalmış
karanfil sokağının cebindeki şiirde

çiğ mi yazar, çiy mi, yaprak aşkın adını;
konuşup durmuştuk bir eylül gecesinde
çiyler çoktan kurumuştur kirpiklerinde
eylülü bekleyemez bazen yapraklar

bilmem, sildi mi sokaklar ayak izini
ama gençlik parkının buz tutmuş ateşleri
hiç sönmedi bir kadının kalbinde

ölüm hangi acıyı giyinir en çok
hüznü avuçlarına gizlemiş bir resimde
hangi rengi açar külrengi solan şiir
külün kendi renginden utandığı gecede?

hiç bilmezdim, şehirler de ağlarmış,
düşlerini gömerken şiirlere

anımsayamadım, gül müydü, karanfil mi,
mezarıma getirirsin dediğin-- ne çok gülmüştük,
ne çok gülmüştük, meğer...

meğer aşk ta sığarmış külrengi bir kedere! </PRE>AYTEN MUTLU</PRE></TD></TR>
<TR>
<TD width="100%">
</TD></TR></T></TABLE>

zalifre
06-09-2006, 02:13
" Kimseden ve kendimden hoşnut olmadığım gecenin bu geç saatlerinde kendime yeniden sahip olmak ve birazcık gurur duymakisterim.Siz şarkılarımda terennüm ettiklerim,sevdiklerimin ruhları beni koruyun bana kuvvet verin.Gecenin yalanlarını ve fesat dumanlarını benden uzaklaştırın Ve sen Rab Teala insanların en değersizi olmadığımı , ohor gördüklerimden aşağıda olmadığımı ispat edebilmek ve bir iki güzel mısra yazabilmek için inayetini ihsan eyle "


CHARLES BAUDELAİRE





Not:Bu fragmanı Rilke'nin " Malte Laurids Brigge'nin Notları " adlı kitabında gördüm Şu anda kitap elimin altında değil hatırımda kalan şekliyle yazdım

yılmaz arslan
06-09-2006, 12:39
BIRAKIP GİDERSEN BENİ


bırakıp gidersen beni deli olurum


dama çıkar kurşun sıkarım yoldan geçenlere


bırakıp gidersen beni Jimi Hendrix' in pilağını pikaba koyar


hep aynı parçayı çalarım ölünceye kadar


bırakıp gidersen beni on kasa viski getirtip kafayı çeker


evin girişine dikilip nara atarım


bırakıp gidersen beni tutar çocukluğunda oynadığın bebeği


kılım kıpırdamadan elektrik süpürgesinin kordonuyla boğarım


bırakıp gidersen beni abdal olur da


bozkırda kral lear gibi durmadan konuşurum


bırakıp gidersen beni Analar Kurumu' na haber gönderir


tezelden kısırlaştırılmak isterim








bırakıp gidersen beni buzluğu en soğuğa ayarlayıp içine girer


uzanır uyku bastırsın diye beklerim


bırakıp gidersen beni rehberde adı olan herkese telefon eder


her seferinde deli gibi gülmeye başlarım


bırakıp gidersen beni bütün giysilerini dolaptan alır


odanın ortasında ateşe veririm


bırakıp gidersen beni şişedeki yoğun nişadır eriyiğini


bir dikişte içer bitiririm


bırakıp gidersen beni aynanın önüne geçer


usturayla suratımı paramparça ederim


bırakıp gidersen beni oturup gözlerimi duvara diker


öylece beklerim geri dönmeni





Peter POLSEN*


*Danimarka Yazarlar Birliği Eski Başkanı

yılmaz arslan
06-09-2006, 12:41
Peter PAULSEN'i Okunuşuyla yazdım...

yılmaz arslan
06-09-2006, 12:51
hırsız


pencereden girdi mehtap


bu evde hırsız var


mehtapta


pencerede oturmuş


beni görüyorum








kapıyı çalsam


içerden ben çıkacağım


içerden çıkacak beni


ne kadar görmek istiyorum








penceredeki beni uyandırmalıyım


içerde hırsız var


içerdeki hırsızın


ben olacağımdan korkuyorum


Asaf Halet ÇELEBİ

yılmaz arslan
06-09-2006, 12:57
şarkı





Birgün döner gelirse


Ona ne söylemeli?


- Dersin ki bekleyerek


Kapadı gözlerini.








Ya yine o sorarsa


Beni hiç tanımadan?


Belki bir derdi vardır


Ona kardeşçe davran.








Nerde diye sorarsa


Ne cevap vereyim ben?


-Ver altın yüzüğümü


Hiçbir şey söylemeden.








Ya derse ki salonda


Neden yok hiç kimseler?


-Açık kalmış kapıyı


Sönmüş lambayı göster.








Ya o zaman derse ki


Nasıl oldu ölümü?


- Belki ağlar korkarım


Söylersin güldüğümü.





Maurice MAETERLINCK( Materlinh)

yılmaz arslan
06-09-2006, 13:09
İBRAHİM





ibrahim


içimdeki putları devir


elindeki baltayla


kırılan putların yerine


yenilerini koyan kim








güneş buzdan evimi yıktı


koca buzlar düştü


putların boyunları kırıldı


ibrahim


güneşi evime sokan kim








asma bahçelerinde dolaşan güzelleri


buhtunnasır put yaptı


ben ki zamansız bahçeleri kucakladım


güzeller bende kaldı








ibrahim


gönlümü put sanıp da kıran kim


Asaf Halet ÇELEBİ

yılmaz arslan
06-09-2006, 13:17
KIT' A








" hub iken çağda ki müstağni iding kilmes iding


Ötti çün hubluğung cevr manga yitkürme


Köp kilür vaktda az kilmeking imgetti mini


Az kilür vaktda köp kilmek ile öltürme "





-----------------------------------


TÜRKÇESİ:


" Güzelken her şeyi umursamazdın gelmezdin


Geçti artık güzelliğin bana eza verme


Çok gelmen gerekirken az gelmen üzdü beni


Az gelmen gerekirken çok gelip de öldürme "


Ali Şir NEVAİ*


* Bu Kıt' a' yı Çağatayca' dan Ahmet NECDET Türkçeye çevirmiştir...

yılmaz arslan
06-09-2006, 13:28
MİLYAR YAPRAK İÇİNDE





milyar yaprak içinde


bir yaprak nice durur


durdum senin bahçende





milyar aşk içinde


bir aşk nice durur


durdum senin aşkında





milyar acı içinde


bir acı nice durur


durdum acı ülkende





milyar ölüm nöbetinde


bir ölüm nice durur


öldüm ölüm beldende





milyar gazelin humusu


döner bir can sürer


şimdi dalımdan koptum





ben uçtum uçtum sende





Azer YARAN

yılmaz arslan
06-09-2006, 13:32
HAZER İÇİN BİRKAÇ SARI GÜL, IX





İcazet dediğiniz ne ki, gönül


mim koysun Asya' nın önüne





Ancak ebleh bir ebabil


kursağındaki taşları döker Babil' e





Hazer için birkaç sarı gül


çalmak kastıyla girdimdi bahçenize





Ben de sizin bilmukabil


eğer ardım sıra küfrettinizse


Hüseyin FERHAD

yılmaz arslan
06-09-2006, 13:45
YANILIP YAKANA BAKIŞIMI TAKTIĞINDA





nedir senin yerin


şiir uzamımda benim


kurtulamadığım bir imge misin


duraksadığım bir dize


bir şiirde mi tutuklu kaldım ya da yüreğinde








az mı tanış öldürdüm


ulaşmak için sana


bunca ayinden sonra


kurban mıyım cellat mı








senin içindi bunca yakarış


izlerken seni


gölgem gölgene karışmış


çoğalan sen misin kayboldukça ben








günlerce gözbebeklerim


ayna tuttu sana


yanılıp yakana bakışımı taktığında


belge miyim varoluşuna








ve bir hüznün yankısıysa şiir


sana yaklaştıkça şiire yaklaşıyorum demektir





Lale MÜLDÜR

yılmaz arslan
06-09-2006, 13:50
ŞARKI





yangın kavmindeniz ne giysek alev





Hulki AKTUNÇ

yılmaz arslan
06-09-2006, 14:00
DOĞRU YOLDAN AYRILANLAR





gözleri hotel gülyurdu


bıyıklarını muş ovasında unutmuş


havuzdan taksiler geçer bakınır


gülhane parkına üç güzel inmiş


"hemşerim bu parkta hüzünlenmek yasaktır"








gözlerinden akan değilse nedir


hangi muhallebicide unuttuğu kızlık zarını


göbek yağında eritip mahya diye


şehrin bacakarasına gerdikleri


"orospu bu kerhanede gerdeğe girmek yasaktır"








gözlerinin ucunda gökyüzü


kuşbaskısı bir tarih çiziyor


yüz bin zümrütlü bir padişah olan kanuni sultan süleyman' ın da


kulaklarını mı çekermiş hocası


asyayla avrupayı birbirine karıştırınca


"piçkurusu bu sınıfta okulu kırmak yasaktır"








gözlerinde haziran kan perdesi


gülücük devletin dürbünü ucunda


nefti cocuklar ki ertesi günü


dağıtacaklar otobüslere ve sabah kahvaltılarına


bir milyon nüsha halinde parçalanmış yüzünü


" hayvan herif bu saatta devrim yapmak yasaktır"





İzzet YASAR

yılmaz arslan
07-09-2006, 12:29
BİR DEVRİMCİNİN YÜZÜ


tozlu yollarda, yalın ve rutubetli dolanırdım


içli akşam şarkıları gibi, boynu bükük


deve dikenleri olurdu,


sağımda ve solumda


sırtında hayatı


çocuğunu taşıyan kadınları düşünürdüm


ve ağızları


sabaha fabrikalar gibi açılırdı


kadınları düşünürdüm


öğle üstü


birlikte bölüşülen yorgunluğun


gözlerinde, güneşle büyüyen pırıltılar olurdu





serviler,


ve yeni ölüler olurdu dünyada


ve boyna akardı nehir


saz çalardı sabahla





şarkılar başlıyor geceyle evcil köpeklerin


girmedikleri düğünlere gidiyor


kar


ve açlığa





Ender SARIYATI

yılmaz arslan
07-09-2006, 12:37
EĞRİ





sen, ölümü yüzüme bileyen


ince belli yarim


güvercinlerini gönlüme salıp


içime hasreti ziftleyen


bir de bana yalnızlığı nikahlayan


badem gözlü yarim





aşkın büfesi jelatinli resmin


eğri bir sevdayı çarpıtır uykularıma


bir de beni alkollerde yüzdürür.


ben, yaşarken ölen bir bahriyeli


dar koridorlarından


alkole bulanmış yalnızlığını geçiren


geçiren,


varsa, eğer güvercinlerini





aşkın bankası yiğit sırmalı yarim


yüzün küçük yüreğime,


akşam kapıları açıp


içimin eğri çizgisinde


ölümü danteller.


dantel, dantel yüzlü yarim


korkusuz bir İzmir satıcısı


ve kuşanılan eğri bir güneş





eski günler,


rötuşsuz bir güvercindir


ve geride ondan


eğri bir çizgi kalmıştır.


Ender SARIYATI

Perihan Baykal
07-09-2006, 12:49
KÜF


gün doğunca kelimelerimin sokağına
güller açılır gökyüzünün ellerinde
bu çeşmeydi küf yıkayan
bu çimendi tazeler seni
kapı açılır ölümsüzlüğe
başına konar kuş
ve bir devrime iter evreni


evrendir -hep- hazırı yeniliğin
ama iyi
ama güzel
kan, sürülmemiş kelimelere


sokaktı, geçtim
çocuklar bölüşmüşlerdi güneşi
kimi tahta atıyla hürriyetin
kimi silahıyla savaşın
ve
küfür etti güneş habil'e
kan suya - değince


kadın-
sevilir trenleri istasyonların
gül satıcıları şehrin
ana
savaşkanı tabiatın
soluğunla uzadı saçlarım


seni severdi kalbim
seni severdi - çiçekler
her gün gülen bir yüzle geçerdin
şehirlerin bozulmamış iyiliği


ENDER SARIYATI (Ölüme Direnen Şiirler)Edited by: Perihan Baykal

Perihan Baykal
08-09-2006, 12:37
HAİKULAR



ay denize kanıyor


dallar yıldızlara


dokunurken





terk edip gittin


yağmurlar geldi


bir daha hiç gitmedi





sevgi, umut kattım hayata


karıştırdım


acı oldu


ABDULLAH ŞEVKİ (Uta Dergisi)

FulyaÇelikbilek
08-09-2006, 18:37
Sevgili Perihan, bunlar Haiku`mu simdi ?


Yoksa Türkce Haiku`lar mi böyle yaziliyor?

M.Burak Sezer
08-09-2006, 19:14
<TABLE cellSpacing=0 cellPadding=4 width="100%">
<T>
<TR>
<TD =bod align=middle>Haki Zamanlar </TD></TR>
<TR>
<TD =bod align=middle height=15></TD></TR>
<TR>
<TD =bod align=20 height=15>


Bu zeytuni, bu mecbur edildiğim


Öylesine aşufte bir hayatı


Çıkarttım gözümden


Çektirdiğim resimleri, cop izlerini…


Koynuma iki yılan gibi sokulan o yıllar


Hayatımın hava parasıydı, ödedim


Konuş dediler konuştum, sustum sus dediler


Bana hainliğin yakıştığını söylediler


Gereği gibi oynadım verilen tüm rolleri


Yuhalandım ve alkışlandım, ama şimdi


Söndü sahne ışıkları


Ardımda kötü bir isim


Dostlar,


Sessizce terkediyorum burayı


Bir haki zamanın sır tutanağı


Bu belgeyi bırakıyorum geleceğe


Kafesler içinde kafesler


İniltiye dönüşen ninniler var şimdi içimde


Bir ihtilal gibi yayılıyor acı


Geçmişime


Geleceğime


Kalbimle aramdaki o girilmez vadiye


Ben bir yasak işledim, sorgum yapıldı


Suçsuzum dedim, ama değildim:


İmrenerek bakmıştım uçan bir kuşa


Katilini emziren bir ananın acısı bendeki


Bir seyyahın ki ölümümü sırtımda taşıyorum


Sanki yaşıyorum bu minval üzre


Bir gün bana darağacı olacak


Bu söğüdü sulamak zorunda kalışım


Çaresizliğim


Çaresizliğim


Kendimi vuracak bir kıyı bulursam


Biraz daha kahır yüklenirim


Sokaklara çıkmam ne de balkonlara


Çekilirim gönlümün sıkıyönetim olmayan diyarına


Mustafa İslamoğlu</TD></TR></T></TABLE>

Perihan Baykal
09-09-2006, 12:09
SİBERNETİK


üç kere üç dokuz eder
bilirsin
birin karesi birdir
kare kökü de
bilirsin
"mutlu aşk yoktur"
bilirsin


ama baharda ya da dışarda
sonsuz göğün altında
aşkın aşkla çarpımı
nedendir bilinmez
garip bir biçimde
hep sonsuzdur


kare kökü de yoktur


TURGUT UYAR (Kayayı Delen İncir)

Vela
09-09-2006, 19:05
BELKİ YİNE GELİRİM
Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
Her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü
Bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa
Bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse
Ama bir tufan az mı gelir yoksa yine de
Yırtılan ve parçalanan bir şeyler olmalı mutlaka
Hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler.

Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent
Ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü

Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini
Bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki
Onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan
Kadınları güzelleştiren herhalde onlardı
"Tükürsem cinayet sayılır" diyordu birisi
Tükürsek cinayet sayılıyor artık
Ama nerede kaldılar, özledim gülüşlerini onların

Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara
Tek yaprak bile kıpırdamıyor nedense
Ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar
Alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor
Kanımın pıhtılarında güllerin serinliği
Ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki
Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

Yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum
Okuduğum bütün kitaplar paramparça
Çıkıp dolaşıyorum akşamüstleri bir başıma
Bir uçtan bir uca yalnızlıklar oluyor kent
Bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum
Sarmaşık aydınlar, arabesk hüzünler
Bir gazete sayfasında sereserpe bir yosma

Sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor
Ve ne zaman yolum düşse vurulduğun yere
Kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak
Hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık
Biz çoktan unutmuşuz böyle şeyleri
Ama içimde bir sırtlanın dalgın duruşu
Ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

İçimde zaptedilmez bir kırma isteği
Dizginlerini koparan bir at sanki bu
Soluk soluğa kalıyorum her sonbahar
Ve sevgilim ne zaman hoşgörülü olsa
Bir yolculuk düşüyor aklıma, gidiyorum
Bütün gençliğim böylece geçip gitti işte
Ama hala bir şeyler var vazgeçemediğim

Hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa
Bir gün gelirsek hangi kent güzelleşmez
Şiirlerim bir dostun vurulduğu yerde yakıldı
Geri almıyorum külleri yangınlar çıksın diye
Devriyeler çıkart şimdi, bütün ışıklarını söndür
Sorduğum hiçbir soruyu geri almıyorum ey sokak
Ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
Bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa
Bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem
Oysa ne kadar sakin sokaklar, bu kent ve bütün yeryüzü
İpince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne
Sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz
Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün...</PRE>AHMET TELLİ

</PRE>
<BLOCKQUOTE><A href="http://www.siir.gen.tr/siir/a/ahmet_telli/index.html" target="_blank">
</A>
</PRE></BLOCKQUOTE>

M.Burak Sezer
09-09-2006, 20:59
Akşam
Yüzünde elleri sonsuz denizin
Gömelim yüreğe dediğim durum
Saçların en derin bir gökyüzüdür
Varamaz ellerin merdivenleri

Her an bir güvercin çırpınır durur
Kalb atışlarında ve gözlerinde
Bir sırdır içinde evler anneler
Çocuklar başında bir yeşil çelenk

Göklerden bir haber gibidir umut
Görünmez bir yerde saklanmış mahcup
Su gibi içtiğin çok zor son on yıl
Sadakat anıtı bir sonbahardır

Duygu ve sabırdan bir deri giydin
Kuşandın demektir ölümsüzlüğü
Bulutlara gömülü sedeften yüzün
Dünyanı kuşatmış destansı hüzün
M.Âkif İnan

yılmaz arslan
11-09-2006, 12:00
ÖZLEDİM SENİ ANNE





özledim seni anne.uçurumun önünde


sulara bakarken kaygılı bulut


ölüm kadar uzak doğduğu günden.


bu çocuğun aklına nerden gelsindi


sayfalar arasında kuratulmuş


sıcak eski yazlardan yapılı çiçek


bir daha yeşermeyecek.





özledim seni anne. yanına gelsem


asla dönmeyecek yelkene


yama olsam derim de, bırakmaz beni


yaşanmadık acılar, sırnaşık aşklar


yapma çiçek kokusu gelecek mevsimlerin


rıhtımındaki ökse, tutkulardan palamar


tutar kolumdan, çeker kendine.





özledim seni anne. ama sen gittin


gidince...kuşlar sesler öpüşler


rüzgara verdiler kanatlarını


ben kaldım, oturmuş taş ağırlığı


yankısız toprak çığlığı güneşte.


içi titreyen gölge sürüklenip duruyor


kimsenin görmediği bir rüyanın peşinde.





özledim seni, özledim seni anne


dalsızım,dulda sızım,rüyam bitmiş kime ne.





ADNAN SATICI





ÖDENTİ





çok görmeyin bana korkaklığımı


hiç değilse susmuyorum bu keder derneğinde


geveze bir kalem neşesi yapayalnızlığım


üçünüzden beşinizden bir fazla.





yolun sonu diyordunuz, göründü işte


yana yaza çıkarıyorum üstümdekileri


kavlıyor güneşte yaralarım


pul pul dökülüyor derimdeki sözcükler





üzgünüm. şöyle bir tamburalım olmadı diye


anarşist duygumdan özür diliyorum


hücre evi baskınında şiirimi bulmuş polis


umarım yazdıklarım beni bağışlatır.





ADNAN SATICI

yılmaz arslan
11-09-2006, 12:22
SUSKUN





Susardın ve kar yağardı





Gözlerinde başlardı gece


Yarım kalmış kitaplarda sürerdi


Alnımızda bilenen kör bir bıçaktı günler


Zaman kırılmış aynalardı





Susardın durmadan susardın


Ve kar yağardı





Ocak ağaran saçlarımdı, üşürdüm


Şubat hayırsız bir evlattı, kaçaktı


Ve uzaktı yaz bir anaydı
Mart' ın izlerini taşırım bedenimde
Aynı masalın ikizleri gibiydi günler


Nisan saçlarımda ıslanırdı hep





Susardın durmadan susardın


Ve yağmurlar başlardı





Çok bekletti bizi


Hiç vaktinde gelmedi mayıs


Haziran Aram' dı ya da öyle biriydi


Yaraları sarar gibiydi


Temmuz bir düştü belki


Ağustos yıldızlarla basardı gecemizi


Bir gül suçüstü yakalanırdı


Eylül bir çocuğun çığlıklarıydı





Susardın durmadan susardın


Ve rüzgarlar başlardı





Yolunu yitirmiş bir yaprak gibiydi ekim


Sürgünlere uğurladık kendimizi


Kalan mı bizdik giden mi, bilinmezdi


Kasım rüzgarda bir peşrevdi


Ve biraz Itri


Aralık kendi sesiyle irkilirdi





Soluksuz bir düş gibi geçse de


Hiçbir mevsim gözlerin kadar


Acımasız kullanmadı neşteri





Susardın durmadan susardın


Ve kar yağardı





A. Hicri İZGÖREN





ÇIĞLIK





Bana kanlı mühürler kaldı


O tarih tacirinden


Uçurumlar, çığlıklar ve ölüm tarifleri





Bildiğim bütün masallardan topladım acıları


Bir karanfil gibi yakama iliştirdim


Yaşamak dedim adına sığınaklar emzirdim


Bütün sözcükleri yüzleştirdim ateşle


Anlatamadım günlerin cehennemini





Odalara kirli haberler taşınıyor durmadan


Acıya kurmuşlar sanki vericileri


Bütün sevinçler çarmıhta, hızla yaşlanıyor çocuklar


Bozguna uğramış aşk düşürmüş bayrağını


Geceler unutmuş sevişmeleri





Bana katliamlar kaldı


O tarih tacirinden


Ağıtlar sürgünler ve muhbir suretleri





Bütün yenilgilerimi fitilliyorum şimdi


Ölüm boy veriyor artık


Düşlerimle suladığım topraklarımda


Gözlerine ayarladım tüm imgeleri


Tanrılara bulaştırmak için bu cinneti


Deliyorum aşkın ambargosunu


Yeniden yollara vuruyorum kendimi





teninden soyunsun artık çığlıklar


Bakışlarına köprüledim uçurumları


Şimdiki zamana çekiyorum bütün fiilleri


Uyak olup düşüyorum dünyanın gözlerine


aze bir çığlığım artık bu kontra mevsiminde


Herkesin biraz " faili " olduğu


" Meçhul " bir cinayetim şimdi





A. Hicri İZGÖREN

yılmaz arslan
11-09-2006, 12:39
güzelleşen boynumdan





kabul günlerinde balkon arayan çocuklardım


büyüdüm, dalgalı denizler koştum, büyük konuştum





ay, omuzlarımı parlatarak doğardı saçlarımın arasından


göllere tuttukça durmadan genişleyen bir yüreğim vardı


bağırsam sular sıçrardı balıkçıların tuzlu yüzlerine





fenerim yok, pusulam bozuk, kırık kum saatim


saklamıyorum, bitmez sanılan yolların sonundayım


geçemezsin dediğiniz sulara bakınca çıkardım yüzümü


bakınca gördüm tiklere bulaşmış kirpiklerimi


yüklenen bütün suçları işledim, kapatın dosyaları


sözetmeyin verilen hükümlerle güzelleşen boynumdan





alın şu tek mermiyi vurun şakağımdan kaza kurşunuyla


bir kuş olur, kanatlarımda bış bir kovanla kalkarım avludan





bir kız, eteklerinden güller düşürerek koşar cesedime





AKİF KURTULUŞ





UZAKLAŞIYORUZ KENTLERDEN





ne derseniz deyin, durduğum yerde yaprak döküyorum





kaç aydır elimi alnımda tutarak konuşuyorum


geldiğimiz her yerden gitmemize bir var


gitmemize bir var, bir yer bulmalıyız kendimize





ırmak boylarında ceviz kokularına koşardık, unuttuk


günlerdir siren sesi yapıyoruz dal çıtırtılarından


baktıkça kanıyoruz duvardaki resimlerimize


eylüle bulanmış bıçaklarla uzaklaşıyoruz kentlerden





adımızı soruyorlar, uzun bir şarkıda susuyoruz


kolluklarımızı sakladık dağları gösteriyoruz yerine





günleri ne de güzel yakıştırıyoruz alnımıza yoldaşlar





AKİF KURTULUŞ

M.Burak Sezer
11-09-2006, 19:50
Umut Gazeli
Soyundum çileye dönmemecesine
Bilendim ışıktan gözyaşlarıyla
Acılar umudu buldurur bize
Bir zırha büründüm bu çağa karşı
Edeb senin sabır benim derimdir
Askerler üretir sessiz ve derin
Bayrağa dönüşen alnımdır şimdi
Ellerim ağların mahşer makası
Türkümüz dünyayı kardeş bilendir
Gökleri insanın ortak tarlası
M.Âkif İnan

Perihan Baykal
12-09-2006, 10:23
AKREP GİBİSİN KARDEŞİM


Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
Serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
Midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil, beş değil, yüz milyonlarlasın maalesef.

Koyun gibisin kardeşim,
Gocuklu celep kaldırınca sopasını
Sürüye katılıverirsin hemen
Ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
Hani şu derya içre olup deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf.

Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
Ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
Kabahat senin, demeğe de dilim varmıyor ama
Kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!


NAZIM HİKMET

yılmaz arslan
12-09-2006, 10:44
ANNE





sahi senden mi doğdum anne


yollar nehirler kuşluk vakitleri dururken


bir insandan mı doğar bir çocuk





anne senin yüreğin taş olsa dayanır mı


kuş olsa çiçek olsa gündüz olsa


kırılmaz mı acıdan bir sap menekşenin boynu





bu kez dağlar doğursun beni anne


sen de ılık yağmur ol


durmadan yağ kanayan yerlerime





HAYDAR ERGÜLEN





KUZGUNCUK OTELİ





evimi bir sokakla aldattım, üstümde


ay var bu gümüş semtinde bir sokağın


üçüncü katıyım, deniz bana bakıyor


ben artık yalnızca denize karşıyım








üstüme gelme ay hanım, Kuzguncuk otelinde


iyilik katına çık, senin konukların ağır,


ben bir anıyı ağırlamakla geçen hayatlardanım








ruhumun bir otelde ilk kalışı bu


aynı oda, aynı yatak, aynı aynada


birbirimizi ilk görüşümüz, başka veda yok,


üstümdeki yabancıyla uyumalıyım








ruh semtinden kayık açma ay


hanım! sana hazır değilim, senden yanayım


kim taşınsa çıkamıyorum içimdeki evden








Kuzguncuk otelinde iyiliğin katı çok


yıldızlar gibi çık çık bitmiyor ay hanım,


sen bu çocuğu bir yerden hatırlıyorsun


ben bu çocuğu bir yerden unutmalıyım





HAYDAR ERGÜLEN

yılmaz arslan
12-09-2006, 10:57
ISSIZ


Neşe'ye


ben seni ilk yağmurlarla bekledimdi oğul
akşam geciken yüzüyle dağlara düştüğünde
yalnızlıktan yüreği üşüyen çoban köye indiğinde
sesini çan ve çıngırak seslerinden işittimdi oğul
ben seni ılık yaz yağmurlarıyla bekledimdi

sen gittin bu sokaklar durmadan aktı
kentin dingin sularından kovuldu sevincimiz
bir çürümüş güller balosuna dönüştü şenlik
yüreğimden yolalan bir erinç besledimdi oğul
ben seni çağıltılı bağbozumlarında bekledimdi

elma dilimledim şaraba yatırdım tütününü
resmini çıkardım sandığımdan duvara astım
ısındım yüzüne yakışan gülüşün inceliğinden
ışıltılı gülüşünü yüreğime çizdimdi oğul
ben seni yıldızlarla yıkanmış gecelerde bekledimdi

bahçemde bir portakal çiçeği açtı açtı döküldü
ocakları şeneldi oğulları dönen evlerin
gelmedin ince bir türküye döküldü özlemim
gözyaşımı kavuşmanın sevincine biriktirdimdi oğul
ben seni uğurlu güz yelleriyle bekledimdi

vurulmuş bir ceylan indirdiler bu sabah dağdan
yüzünde yorgun bir güzellik yaşıyor gibi
yakamdan düşmeyecek ah bekleyişin kederi
gel artık ömrümü seninle bildimdi oğul
ben seni kimseler beklemezken bekledimdi


HAYDAR ERGÜLEN





Edited by: EmreGümüşdoğan

yılmaz arslan
12-09-2006, 11:48
AŞK VE KAR DESTANI





Söz ki sanadır ey solgun ülkem


ey yitik halk


böyle yağmur yangın bakışım sanadır





Alnın opal bir susuşun bilgesiydi tılsımlı rüzgarda


gölde semiramis çiçeğiydi sırlanmış yüzün


hüznünü defnelere ve şarkılara yaslamış kuğu söylencesiydi adın


akıyordu ellerinde ayrılığın suları uzun ve usul


eğilip öptüm adından ve alnından


say ki yanardağ fışkırması


eğilip öptüm işte sesinin en beyaz çocuklarını


uykularımın ve umudumun utkucusu sevi: doğrul


söyledim cesaretin dizginsiz neferlerine bir kez


bıçak sırtı tedirginliklere uyanışını





Çağını şaşırmış nevrastenim benim uzat dudaklarını


küskün kollarına al, uzayan kentli yitmişliğim gülsün


o buruk şebnemler ıramasın yanık gazellerimden


düşünü şaşırmış umarım benim, kaygımın tanık ve sanık kürsüsü


nariçi sevdandan doğsun ay türküler eteklerime dökülsün





Uzasın yaslı gecem çıkıp gelsin ' palyaçolar' ıyla francis picabia


yüzüm yüzüne uzasın fabrika sirenleri umudumu dağlarken


kapılmasın yenikliğim delirmiş orotaryolara


vurmasın kollarımabarudi zincirlerini aşk ve kar


uslanmaz yangınımı külbakışlı şiirlere ağlarım ben artık


omzuma kör bir bıçak gibi saplanırken


metropolü ve tefeciyi doğuran duvarlar





Mey rengi göz ki bütün bütüne yitikliğimizdi


aytaşlarından ve obua iniltilerinden kesilmiş sırça bardaklarda


uzatırdı yorgun ve yaslı gecemizi anılar


yıllar bir ölümsüz masala yaslardı kadife tenimizi


- soruldu: dostlar da olmasa kim anlatacak yaralarımızı güneşe


kim anlatacak yankısı kurşunlanmış seslerimizi yalan tarihe -


durmadan uzatıyor küskünlüğümüz şafak vurgunu bir denizi


atıyor paryalığımızı günler turnusolü solduran dilsiz ateşe





Tutkumuza uyaktı şaşkın nabzın senfonik içlenişi


sedefdi rüyası incilere dökerdi ağlayışını saklımızdaki vaha


ince bir ay gelirdi gecemize karlı tipili yollardan


sancımız olurdu siyanür emzirilmiş destan öpüşler


sorardık, susmuş küçük ve köz dizelerle o alevden adamlara


nereye uzanır artık bir bilsem


nereye uzanır: sabahı bile olmayan akşam





O aşklar ki ipek kozalarında gizlenen lacivert delirmelere içli bir beste


girerdi koynumuza hoyrat hasretini güllere adamış bir bülbül edasıyla


ne yapsak intiharlara uzaktı denizlere özlemli mor nehir


sancımız olurdu el greco, modigliani ve goya güncemiz


cengimize uçurum çiçekleriyle taşınırdı


sevdamıza kapılmış yaslı baharlar


ve uyanırdı ansızın güneş ve ansızın uyanırdı kutuplarda


gelirdi donanmaları asiliğimizin gelirdi kuşatılmışlığımıza aheste aheste





Ürkekliğimizin kehribar kuşları kalkardı giyotin kıran boyunlarımızdan


ve bizim için mayalanırdı içlenen yollarda


karanlığa dost olmuş korkulu zehir


asit yağmurları yağardı izimize tüfek namlularından


kanardı içimize umudu yağmalanmış o mahzun zamfir


anlardık ve fasılasız ağlardık yıldızlara kederimizi


dudaklarımızda örselenmiş kavuşmaların izi


değerdi kars kalesi' ne tenha serhat' a


ülkesine vurgun ve halkına adanmış bu gültenli şiir





Saklanmazdı aşk saklayamazdık


afişlere alanlara ve aydınlığa özlemli sesimizi


tutuklanırdı yaralarımıza sinmiş balgülüşlü kardeşimiz: biz


unutma topuğundan vurulmuş gençliğim unutma


kırıyor acının boynuna taktığı zinciri


' sakıncalı ' mührü yemiş ve eşgali belirlenmiş dizelerimiz





Tuzla ovuyor bebeklerin bileğini trajedi


çoğalıyor kitaplarda cevher ve altın ve can simsarları


kan bulaşırken yüzümüzün üşümüş oylumlarına


çiziyor aşkın duvarlarına silinmez özlemini esmer tenli sevgili


belindeki bıçaklar bileniyor barikatlara


- bıçaklar ki ışıltıları derin göllerde içlenen nilüfer


o nilüfer ki dem çekişleri mahuri -





Topluyor şafağın pastel sancısını sabrımız


çoğalıyor gizli tarihin sayfalarında üşümüş çocuklar


müşkül bir zafer sızdırıyor uykumuza bıkmadan


geleceğin koyaklarında koşan atların sesi


yangınlar doğuran bir ışıltıyla gözbebeklerimizin ekvatoruna sokulan


uykulu ceylanların depremsesli sekişi


yorulmaz artık yorulmaz içimdeki majör


ve kollarımın deltasında günebakanlara serenat yapan


dağlı ve sürülmüş bir kanın üşümesi





Sesiz biz:


yanardağ sızılı steplerden darağacınıboynunda taşıyan kentlere uzanan


efkarınıza baharlar damıtan eflatun teninizde sancıyız


örün mimlenmiş ve minelenmiş toprağımızı


güneşin solgun yapraklarından


sarın bizi sarın bizi tarihe ve deniz ürpertilerine


saçılsın şiirimizin şebnemi tahtlar deviren gülüşünüze


gökyüzüne yumruğunu kaldırmış su süiti dağlardan





Örtün bizi örtün bir sevişmenin üşüyen külüne


ve öptüğüm gibi sizleri bıkmadan öpün gümüş acılarımdan


aşkız biz ve en onarılmaz yarayız yüreklerinizde


göllere balkımış gökkuşağı damlasıyız


tedirginliğimizde bulutların yaslı yiğitliği var


geleylesin bakış çözülsün tenimizde aşk


erisin alnımıza kurşun sesleri nakışlayan çağın zülfündeki kar


çalsın artık susmasın


okyanus derinliği ve kızılcık şerbeti serinliğiyle


çalsın zaferin ve huzurun bahçesinde


korsan susuşlarla ' fırtına kuşları ' na badeler sunan tar





Sen de çöz gülüşünün aysbergini kalbim


gömülsün baharına dolunay yüzlü yar





YILMAZ ARSLAN

angelus
14-09-2006, 00:32
AY /RAYMOND QUENEAU (1903-1976)
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

kaymaksı ay üzerinde
yaşlı bir adam görülüyor
kalın bir odun demetini
sırtında taşıyor

epeyce ağır olmalı
çünkü adam ilerlemiyor
hep orada yıllar yılı
şu eski oduncu

neonsu ay üzerinde
bir uzay adamı görülüyor
dönüş füzesini
sırtında taşıyor

o çekti gitti bile
bunalım deniziyle
dinginlik arasında
yok artık kimse

Pamuksu ay üzerinde
Ağız gözler boyalı
Bir burun iri bir sivilce
Bir sinek uyuyor üzerinde

Uyandırdığı izlenimde
Bildik ve karasevdalı
Bu gökbilim nesnesi
Handiyse el eriminde

Perihan Baykal
14-09-2006, 11:12
İLKYAZ

Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya

Kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar
Evler çocuklar mezarlar çizerek dünyaya
Yitenler olduğu görülüyor bir türküyü açtılar mı
Bakıp kapatıyorlar
Geceye giriyor türküler ve ince şeyler

"Memelerinde biraz irin, biraz balık ve biraz gözyaşı
Bir dev oluyorsun deniz deniz deniz
sisin dere ağızlarından sokulup akşamları
Fındıklarımızı basıyor
Neyleriz kararan tomurcukları
Çocuklarımıza yalvarıyoruz: Aç durun biraz
Tecimenlere yalvarıyoruz:
Bir "Hotel" bir gizli evlenme az çiziniz
Bir banka az çiziniz bir yalvarma
Bizden size ve sizden dışardakilere

Karılarımızı yolluyoruz tırnaklarını kesmeye ve demeye
-Evet efendim-
Çocuklarımızı yolluyoruz dilenmeye
Bizler gidiyoruz yatağımız tanrıya emanet
Yazların motorlu çingeneleri

Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya

Baba evleri, ilk kez girilen ırmağa dönüş
Toprağa tutku, kendinden dolayı
Kulaklarımızı tıkıyoruz: Para para para
Kulaklarımızı açıyoruz: Kavga kavga kavga
Sorar belki biri: Kavga ama neden kavga
Komşumuza sonsuz balta, karımıza yumruklar içinde
-Bilmiyoruz neden kavga.

Sonra kasabanın cezaevinde
Silgimizi göz önüne yerleştiriyoruz
Günlerimiz iterek genişletiyoruz
Yer açıyoruz karılarımızı düşünmeye
Bizsiz geçen menevşeyi düşünmeye

Durup ince şeyleri anlatmaya
Kimselerin vakti olmasa da
Okulların kadın öğretmencikleri
Tatil günlerini çoğaltsalar da
Kutsal nemiz varsa onun adına
Gözlerimiz için bağlar dokusalar da
Birikimler ve çizgiler gitgide gitgide
Açmaya ilkyaz çiçekleri

Bir gün birileri öte geçelerden
Islık çalar yanıt veririz


GÜLTEN AKIN

FulyaÇelikbilek
14-09-2006, 12:34
YAĞMUR KAÇAĞI
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

elimden tut yoksa düşeceğim
yoksa bir bir yıldızlar düşecek
eğer şairsem beni tanırsan
yağmurdan korktuğumu bilirsen
gözlerim aklına gelirse
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni


geceleri bir çarpıntı duyarsan
telâş telâş yağmurdan kaçıyorum
sarayburnu'ndan geçiyorum
akşamsa eylül'se ıslanmışsam
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni



(http://www.netci.net/siirler/siir/attila_ilhan/index.html)
Attila İLHAN (http://www.netci.net/siirler/siir/attila_ilhan/index.html)

M.Burak Sezer
14-09-2006, 19:10
Evler ve Gergefleri


camlar uzaktan tuttukları defteri
yok şikayetleri yalnızlıktan başka,
evler, ellerinde gergefleri
akşam oldu muydu başlarlar nakşa!...

Akşamın kanlı yumağı
Gece bir karakedi, ufukta oynar durur
çözülür penceresinde göğün kanlı yumağı
bulamayınca ucunu büsbütün kudurur
ve yuvarlar dağların tepesinden aşağı... http://www.aruz.com/kare.gif



Sedat Umran

M.Burak Sezer
14-09-2006, 19:47
<BLOCKQUOTE dir=ltr style="MARGIN-RIGHT: 0px">
http://www.lacivertsanat.org/img/aydin.simsek.jpg İkilemlerin Sesi
<DIV align=left> Aydın ŞİMŞEK</BLOCKQUOTE>


<HR>


<BLOCKQUOTE dir=ltr style="MARGIN-RIGHT: 0px">
<BLOCKQUOTE dir=ltr style="MARGIN-RIGHT: 0px">
1
Arafta duran; insan:
Dilimde mezar.

3
Karanlıkta uzayan: Kan
Yeni bir aşka bakıyor.

7
Kılıfını çıkar zaman
Nicedir alemin ademin sonu.

8
Avluya kapısız giren ruhum
Eyvah! Çevirip duruyor semayı akıl.

13
Dudağı dudağımda mim olan
Düğümlüyor gerçek, gerçeği.

14
Yol gösteren ülfet
Hem sonunda hem başında yolcu.

19
Siz seslenin ki; her şey yüksek: Her şey
Bir kâğıt bir kalem bir hiç.

LacivertSanat E - Dergi Eylül 2006 Şiir Ağırlıklı Sayı / ŞİİR</BLOCKQUOTE></BLOCKQUOTE>

Nur Sicimoğlu
15-09-2006, 09:16
Üç Kez Seni Seviyorum Diye Uyandım<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Üç kez seni seviyorum diye uyandım
Tuttum sonra çiçeklerin suyunu değiştirdim
Bir bulut almış başını gidiyordu görüyordum

Sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün

Sokağı balkonları yarım kalmış bir şiiri teptim
Sıkıldım yemekler yaptım kendime otlar kuruttum
Taflanım! diyordu bir ses duyuyordum

Cumhuriyetin ilk günleri gibiydi yüzün

Kalktım sonra bir aşağı bir yukarı dolaştım
Şiirler okudum şiirlerdeki yaşa geldim
Karanfil sakız kokan soluğunu üstümde duydum

Eskitiyorum eskitiyorum kalıyor ne kadar güzel olduğun.<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
İlhan Berk<O:P></O:P>


Edited by: Nur Sicimoğlu

Perihan Baykal
15-09-2006, 10:09
MARİFET
</PRE>Marifet hiç ezilmemek bu dünyada
Ama biçimine getirip ezerlerse
Güzel kokmak
Kekik misali
Lavanta çiçeği misali
Fesleğen misali
Itır misali
İsâ misali
Yunus misali
Tonguç misali
Nâzım misali</PRE>BEDRİ RAHMİ EYUBOĞLU
</PRE>

RomantikDeli
15-09-2006, 17:44
http://www.genclikdunyasi.com/siir/imajlar/yyyy.gif Deneme http://www.genclikdunyasi.com/siir/imajlar/yyyy.gif
Koskoca okyanustayım,
Ufka doğru gidiyorum.
Gemisiz bir adadayım,
Öğretmenim, gemi istiyorum…

Koskoca okyanustayım,
Geleceği bilmiyorum.
Bilgisizce bataktayım,
Öğretmenim, Öğret İstiyorum…

Koskoca okyanustayım,
Derinliği bilmiyorum.
Tehlikelerden habersizim,
Öğretmenim, söyle istiyorum…

Koskoca okyanustayım,
Yüzmeyi hiç bilmiyorum.
Ufka doğru bakıyorum.
Sağ ol Öğretmenim, gidiyorum…

( Bu şiir Milli Eğitim Bakanlığı Tarafından Düzenlenen Öğretmenler Konulu Şiir Yarışmasında 3. Olmuştur. )
Yazar:
Mehmet Yatkı (http://www.genclikdunyasi.com/siir/sairtani.asp?sair_id=1)
Kaynak:
http://www.genclikdunyasi.com/siir/siiroku.asp?siir_id=2
http://siir.defterim.sitemynet.com/mynet_resimlerim/sitede2yanpro.jpg
Zübeyir BAYRAKDAR

Nuray Çınar
16-09-2006, 06:03
Kabahat senin, demeğe dilim varmıyor ama
Kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!


NAZIM HİKMET



BİLSEYDİ NAZIM NURAY'IN BAŞINA GELECEKLERİ "EMİNİM" ŞİİR YAZMAZDI.

M.Burak Sezer
16-09-2006, 21:51
Kral


akşam çözmeğe çalışıyor kanlı yükümü
ufukta, bindirmek için sırtına günün

sonra uğurlar sessizce onu
yine buyur demeden -zaten demese de-
yarın aynı saatte geleceğini biliyor

gecenin kıvrımları çok çeşitli
umutsuzluk, korku, acı ve hiçlik
ay düzeltiyor göğün buruşuk kumaşını
yepyeni ütüsünü üstünde gezdirerek

yıldızlar ışıldayan düğmeleri
bu güzel giysiyi ancak ölüm giyebilir
alnında şafağın büyülü tacı
karanlığın kralı böyle gelebilir!...http://www.aruz.com/kare.gif


Sedat Umran

Nur Sicimoğlu
17-09-2006, 10:18
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Dantel Çorapları Behiye Teyzenin<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">varsa yoksa düşleriniz
ve bir masumiyet rengi gözlerinizden akan
eteklerinizden çözülen ipi tutturun
o r d a kalın
sizde aitlik duygusu var
taşınmaz malları gibi evlerin
ağır bir esans kokusu
gelişigüzel sürülmüş
geceyle sütliman



sizde tıklım tıklım çarşılar
kandil simitleri kumaşlar
açsanız sandığı sandıkta
nüfus cüzdanı yeni yetmenin
doğum hanesinde nisan üşümüş
vişneyle yaz karıştırılmış sabahla



ihanet duygusu var sizde
üşüyen sorularla daha zor
evetlerle daha kolay
“bilinmedi bilinmesin” istediğiniz
söz ayrımı saçlarından akan
hiç çıkarmadığınız o çorap
dantel, gül işlemeli
eski bir rüzgâr belki esen
böyle durup dururken[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Betül Tarıman[/B]

Rengin Özesmi
17-09-2006, 16:26
BEAUJON HASTANESİ <BIG><STR***079;NG style="FONT-WEIGHT: 400">I
Göğsümde
bir tren devrildi.
Ben bir kazanım.
Bir lastik teker.
Şarkıların biraz
oksijen istedikleri
bu yaşlı yüreği sakinleştirmeye
yeter mi bir iğne?
Göğsümde bir demir yığını
bağımsız olmak istiyor. [/b]</BIG></PRE><BIG><STR***079;NG style="FONT-WEIGHT: 400">II
Yüzüm yok benim:
bir grafik, yanan bir düğme,
ekranda bir zigzag.
Kan benim kanım değil,
bir şişeden geliyor,
bir tur atıyor ve kentin altında
üvezağaçlarının ortasında
bir kanaldan çekip gidiyor.
Anonimliği öğreniyorum.
Bir sayıyım ben.
Süngerim. [/b]</BIG></PRE><BIG><STR***079;NG style="FONT-WEIGHT: 400">III
Evren bir yatak,
ovası var, plajı, tatlı tatlı
inleyen ırmağı var.
Buradakileri ziyaret ediyorum:
havlu, küvet,
kendisiyle tartıştığım şırınga
çünkü yaşam karmaşa, çünkü yaşam pıhtı.
Bazen bir örtü altında tir tir
bakım isteyen bir şiir
buluyorum.
Yatak, evrenim oluyor. [/b]</BIG></PRE><BIG><STR***079;NG style="FONT-WEIGHT: 400">IV
Küçülmeyi öğrenmek gerek.
Dört duvar sarı
uzakta bir hastalık ateşi gibi
geniş alanım varken.
Pencere hiçliğe bakıyor,
gece korkuya.
Çıkarıp atıyorum ceketimi, ayakkabılarımı
ve on iki sözcüğe indiriyorum şu eski sözlüğü.
Giysi dolabı herhangi bir çocukluktan söz ediyor bana.
Tavandan biraz yaklaşmasını istiyorum.
Tek kola ihtiyacım var
ve yarım bir dize.
Bir saat sürüyor bir yüzyıl.
Siliyorum bir perşembeyi, pazarı, salıyı.
Tasarruf ediyorum yaşlılıktan.
[/b]</BIG></PRE><BIG><STR***079;NG style="FONT-WEIGHT: 400">V
Söyler misiniz, kimin kanıdır
damarlarımda dolaşan?
Cesaretiniz yok mu yanıtlamaya?
Laboratuar analizlerinden
yeterli bir sonuç çıkmıyor.
Ne şu adama ait bu kan
ne safkan ceylanlara,
ne de şafaktan önce
benim için toplanan yıldızlara.
Bir hemşire sır veriyor:
ÒDenizin kanı bu:
onca köpük, bir camgöz,
bir ada ve bir yığın esriklik![/b]</BIG></PRE>
<BLOCKQUOTE>



<STR***079;NG style="FONT-WEIGHT: 400">Alain BOSQUET (http://www.siir.gen.tr/siir/a/alain_bosquet/index.html)

Çeviren : Aytekin KARAÇOBAN (http://www.siir.gen.tr/siir/a/aytekin_karacoban/index.html)[/b]</BLOCKQUOTE>

M.Burak Sezer
21-09-2006, 19:32
Makas


Makas düşünüyordu ne çetindi görevi
kesmek, ufaltmak, kırpmak her şeyi,
unutmuştu acımaktan gülümsemeyi
taş kesilmiş yüreğin çelikleşen çığlığı.

Ben de isterdim kendimde denemeyi
bölebilmek içimdeki uzunluğu, sonsuzu,
varlıkların en serti, en korkusuzu
doğramak ne varsa kötü ve iyi.

Makas olaydım
bölerdim uzayan can sıkıntısını,
umutlarımı, ürkekliğimi, yalnızlığımı da,
ölümümü kendime göre keser, biçerdim


Sedat Umran

Nur Sicimoğlu
22-09-2006, 11:17
KEÇİYOLU

Bomboş oturdum rüzgarı dinledim
(yay burcundan dönen). Irmağın
dediklerine geçtim sonra.
Geçip gidiyordum beni görmüyordu
ot yüklü bir akşam, yarım bir
ay.

Arkamdan başını kaldırıp
bakmıştı yol.
(dikenler, gri otlar)

Kocamış bir suyum ben. Bana
ormanın sesini anlat. Sesini
çayırların.

Sessizlik. Hep bu sessizlik.

Keçiyoluna çıkarın beni.
Burda ölemem.



İlhan Berk

M.Burak Sezer
23-09-2006, 19:40
Sendeki Ben


Sen yürüsen bende kalır adımların
Azıcık gülüşün bende çoğalır çoğalır
Ben sana gök oldum:Yıldırımların
Bende düşer, dehşeti bende kalır

Ben sesinin kovalayan yankısıyım
Nasıl uzak kalabilirsin benden
Aşk yaranın ayrılmaz yakısıyım
Farkım yok seni izleyen gölgenden

Sen istediğin kadar benden kaç
İçinde seni gözleyen bin ben var
Birlikte oynarız her gün saklambaç
Ben yorulsam gölgem seni yakalar!...


Sedat Umran

mvstafa ısık
23-09-2006, 22:23
[/url] (http://images.google.com.tr/imgres?imgurl=http://www.n***111;nsolobiografie.it/pers***111;naggi/primopiano_guillaume_apollinaire.jpg&amp;imgrefurl=htt p://www.n***111;nsolobiografie.it/biografia_guillaume_apollinaire.html&amp;h=280&amp;w=229&amp;s z=11&amp;hl=tr&amp;start=52&amp;tbnid=3PNrDGLVLGf6TM:&amp;tbnh=114 &amp;tbnw=93&amp;prev=/images%3Fq%3Dapollinaire%26start%3D40%26ndsp%3D20% 26svnum%3D10%26hl%3Dtr%26lr%3D%26sa%3DN)[u]guillaume (http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=guillaume)apollinaire (http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=apollinaire) (1880-1918)
Bölge (Zone)

Sonunda canına tak dedi bu eski dünya

Çobankızı ey Eyfel kulesi köprülerin sürüsü meliyor bu sabah
Bıktın yaşamaktan eski Yunan’da Roma’da

Otomobiller bile kocamış görünüyor burada
Bir din yepyeni kalmış bir din
Bir din kaldı Port-Avion hangarları gibi yalın

Bir Sen ey Hıristiyanlık bir sen eski değilsin Avrupa’da
En yeni Avrupalı da sizsiniz Papa X.Pie
Ve sen pencerelerin gözetlediği bir utanmadır alıyor seni
Sabahleyin bir kiliseye girip papaza içini dökemiyorsun
Bar bar bağıran el ilanlarını katalogları afişleri okuyorsun
İşte bu sabah şiir nesir için de gazeteler var
25 santime satılan polis serüvenleriyle dolu romanlar
Sonra büyük adam portreleri ve daha binbir çeşit unvanlar

Bu sabah güzel bir sokak gördüm adı aklımda kalmadı
Yeni ve pırıl pırıl bir borazan gibiydi
Müdürler işçiler güzelim steno-daktilolar
Pazartesi sabahından cumartesi akşamına dek günde dört kez
Burdan geçerler
Sabahleyin bir canavar düdüğü üç kez inler
Öğleye doğru kızgın bir çan havlar
Bağırırlar papağanlar gibi plakalar ilanlar tabelalar

Paris’ de Aumont-Thiéville sokağı ile Ternes caddesi arasındaki
Bu sanayi sokağının güzelliğini severim
Bu işte o yeni sokak ve sen küçük bir çocuksundur hâlâ
Yalnız mavi ak giysiler giydirir annen sana
Sen ki koyu bir dindarsındır ve en eskisi arkadaşlarının
René Delize’le
Kilisenin en çok o görkemli törenlerini severseniz
Saat dokuzda lambalar kısılmıştır masmavi gizlice
Yatakhaneden çıkacaksınız
Bütün gece kolejin küçük kilisesinde dua edersiniz
Hiçbir zaman sönmeyen sonsuz parıltısıyla o yakut taşı
Durmadan alev alev utkusunun döndürür bizlere İsa’nın


Bu güzel zambaktır hepimizin yetiştirdiği
Bu kızıl saçlı rüzgarın söndüremediği meşaledir
Bu o kahırlı ananın solgun kızıl çocuğudur
Bu daima dualarla dolup taşan ağaçtır
Bu yüceliğin sonsuzluğun çifte darağacıdır
Bu altı dallı yıldızdır
Bu Cuma günü ölen Pazar günü dirilen Tanrı’ dır
Bu havacılardan daha iyi uçan İsa ‘dır
Dünya yükseklik rekorunu elinde tutuyor

Gözün gözbebeği İsa
Yüzyılların yirminci gözbebeği orada ne yapacağını bilir
Göğe yükselen İsa gibi bu yüzyılda kuş olup uçtu
Başlarını kaldırıyorlar şeytanlar ona bakmak için uçurumlarda
Uçmasını bilirse ona hırsız densin diye bağırıyorlar
Melekler bu güzel uçucunun çevresinde uçuşuyorlar

Icare Enoch Elie Thyane’lı Apollonuis
Bu ilk uçağın çevresinde dönüyorlar
Bazı yana çekiliyorlarsa Azize Saint-Eucharstie’ nin taşıdıklarına
Yol açmak içindir
Bunlar kutsal ekmeği kaldırarak sonsuzluğa değin
Yükselen papazlardır
Sonunda kanatlarının kapamadan yere iniyor uçak
Birden milyonlarca kırlangıçla doluyor gökyüzü
Derken baykuşlar şahinler bir kanat çırpışta geliyorlar
Afrika’ dan mağripler flamanlar karaleylekler geliyor.
Sonra şu ozanlarla öykücülerin şişirdikleri Rok kuşu hazretleri
Pençesinde Âdem babamızın o ilk başını taşıyarak süzülüyor
Derken ufuktan bir kartal beliriyor çığlıklarla
Amerika’dan o küçük sinek kuşları
Çin’ den de tek kanatlı çift çift uçan uzun kaygan pihiler
Sökün ediyor
İşte şimdi de Ruhulkudüs güvercin
O iri-kuşu o göz göz tavus cenaplarıyla damlıyor
Sonra kızgın külleriyle bir anda her yeri örten
Kendi kendine tutuşan odun yığını zümrüdüanka
Öte yandan sirenler korkulu boğazları bırakıp
Üçü birden güzelim türküler söyleye söyleye çıkıp geliyorlar
Sonra tümü kartal ankakuşu Çinpihisi
Uçan makine ile kardeş oluveriyorlar
Sen şimdi Paris’ te kalabalığın arasında bir başına yürüyorsun
Yanı başında böğüren otobüs sürüleri geçiyor
Aşkın o korkunç acısı boğazını sıkıyor
Sanki bir daha hiç sevilmeyecekmişsin gibi

Eski zamanda yaşasaydın bir manastıra kapanırdın
Dua ettiğini anlayınca kızarıp bozarıyorsun
Kendine gülüyorsun sonra da Cehennem ateşi gibi
Gülüşün etrafa saçılıyor
Gülüşünün parıltıları yaldızlıyor dibini yaşamının
Karanlık bir müzede asılı bir tablo bu
Ona arada bir gidip gidip bakıyorsun

Bugün Paris’ te dolaşıyorsun kadınlar kan içinde
Şeydi ve hiç anmayı istemezdim güzelliğin bir geçişiydi bu

Chartres’da kızgın alevler içindeki Notre-Dame baktık bana
Montmartre ‘da Sacré-Coeur ‘ünüzün kanı boğdu beni
Mutluluk sözleri duymaktan yatağa düştüm
Uğrunda nice şeyler çektiğim aşk utanç verici bir hastalıktır
O seni avcuna alan hayal boğuntu uykusuzluk içinde
Yaşatıyor seni
O geçen hayal ki hep yanıbaşında
Şimdi Akdeniz kıyılarındasın
Bütün bir yıl çiçek açan limon ağaçlarının altında
Bir sandalda dostlarınla geziyorsun
Biri Nisli biri Menton’lu ikisi de Turbie^li
Deniz diplerinin ahtapotlarını korkarak seyrediyoruz
Ve yosunların arasında balıklar yüzüyor imgeleri İsa’nın
Şimdi Prag dolaylarında bir hanın bahçesindesin
Adamakıllı mutlusun bir gül masanın üstünde duruyor
Düzyazıyla tutup öykünü yazacak yerde
Gülün göbeğindeki uyuyan ziyba böceğine bakıyorsun
Remini Sint-Vit akiklerinde görünce donup kalıyorsun

Ölecek gibi üzüldün kendini orada gördüğün gün
Sen gün ışığına çıkınca çığlığa dönen Lazar’ a beziyorsun
Geri geri gidiyor Yahudi mahallesinin saatinin ibretleri
Yavaş Yavaş sen de öyle geri geri gidiyorsun bu dünyada
Teperek Hradchin’i ve dinleyerek akşamları
Meyhanelerde söylenen Çek şarkılarını

İşte Marsilya’ da karpuzların arasındasın

Göblence’da Géant otelindesin işte

İşte Roma ‘da bir Japon muşmula ağacı altında oturuyorsun

İşte Amsterdam ‘da güzel sandığın ama çirkin bir kızlasın
Şu günlerde Leyde ‘li bir üniversiteyle evlenecek

Latince kiralanır orada odalar Cubicula locanda
Ben orada üç gece kaldım bir o kadar da Gouba’da hatırlarım


Paris ‘te sorgu yargıcının karşısındasın
Bir câni gibi yakalanmışlar
Sen ki acı tatlı yolculuklar yaptın
Daha yalanın daha yaş denen şeyin ne olduğunu bilmeden
Yirmisinde otuzunda aşk yüzünden nice şeyler çektin
Deliler gibi yaşadım vaktimi boşa geçirdim
Artık ellerine bakmıyorsun hem durmadan hıçkıra hıçkıra
ağlamak isterdim ben
Senin adına sevdiğim adına seni korkutan her şey adına
Dolu gözlerle bu zavallı göçmenlere bakıyorsun
Tanrı’ ya inanıyorlar dua ediyorlar kadınlar çocuk emziriyor
Saint-Lazar garının salonunu kokularıyla dolduruyorlar
Müneccim krallar gibi yıldızlara inanırlar
Para kazanacaklarını umuyorlar Arjantin’de
Zengin olduktan sonra da bir gün memleketlerine dönmeyi
İşte bir aile de kırmızı bir diz örtüsünü taşıyor yüreğinizi
taşımanız gibi sizin
Ne bu diz örtüsünün ne de düşlerimizin aslı vardır
Bu göçmenlerin kimleri burada yerleşiyorlar
Rosiers yada Ecouffes sokağındaki barakalarda kalıyorlar
Onların çoğu akşamları sokaklara hava almaya çıkarken gördüm
Satranç taşları gibi pek seyrek yer değiştirirler
Çoğu Yahudi ‘ dir karları takma saçlıdır
Dükkanların gerisine çekilip bitkin oturup kaldılar
Sen aşağılık bir barın tezgahı önünde ayaktasın
Birtakım zavallıların arasında ucuz tarafından bir kahve içiyorsun

Gece büyük bir lokantadasın

Kötü kadınlar değil bunlar ama hepsinin bir dertleri var
Hepsinin en çirkin bile aşığına az çektirmedi
O Jersey ‘li çavuşun kızıdır

Görmediğim elleri sert ve çatlaktır

Karnının yara izlerine nasıl acıyorum
Korkunç gülüşlü zavallı bir kıza ağzımın o gururunu
Kırıyorum şimdi
Yalnızsın nerdeyse de sabah olacak
Sütçüler güğümlerini tıkırdatıyor sokaklarda
Canım bir Metive gibi gece çekip gidiyor işte
Bu ya o sahte Ferdine yada o dikkatli Léa olacak
Ve sen hayatın gibi bu kızgın alkolü içiyorsun
O bir rakı gibi içtiğin hayatın


Auteil ‘ e doğru yürüyorsun yaya gitmek istiyorsun evine
Okyanus ve Gine putlarının arasında uyumak istiyorsun
Onlar da birtakım İsa ‘lardır bir başka biçimde başka inançta
Küçük İsa’ lardır bunlar karanlık umutların

Allahaısmarladık Allahaısmarladık
Boynu vuruk güneş

(Çev.: İlhan Berk)Edited by: mvstafa ısık

Nuray Çınar
24-09-2006, 13:28
<TABLE width=503>
<T>
<TR>
<TD width=441>İnsan Sesi


</TD>


<TD align=right width=52>
http://www.siirakademisi.com/metin.gif (http://www.siirakademisi.com/yazdir.asp?id=1161)</TD></TR>
<TR>
<TD width=497 colSpan=2>

Dağlarda insan sesi var
Şehirde insan sesi
Rüzgar değil insan sesi
Dünyamızda dolaşan



</TD></TR>
<TR>
<TD width=497 colSpan=2>Cahit Irgat
</TD></TR></T></TABLE>











IRGAT, SOYADI İLE CAHİT OLMA YADA OLMAMA DESEYDİSHAKESPEARE.


BEN, ANNEMİN MİSAFİRLERİ GELECEKMİŞ "BÖREK" YAPMAYA GİDİYORUM.nihat sırdar'a haber verin.annesi belki börek yapar.!.

Vela
24-09-2006, 17:26
SOKAK

İnsanlar geçiyor sokaklardan
Kendi ölüleri omuzlarında
Bir hayat nefes nefese, orman orman
İnsanlar geçiyor sokaklardan
Sevgiler taşmış, merhametler taş
Buram buram tütüyoruz taştan topraktan.


<BLOCKQUOTE>Cahit IRGAT (http://www.siir.gen.tr/siir/c/cahit_irgat/index.html)</PRE></BLOCKQUOTE>

M.Burak Sezer
24-09-2006, 19:55
Bahar Geldi


Bahar geldi, içim kıpır kıpır
kalmadı oynamayan bir yanım
kuş cıvıltılarıyla doldu ormanım
şimdi her şey şaka, her şey zıpır

Sevincimizin dalından uçtu
binlerce kuş 'pır' diye havaya
üzülmek adeta bir suçtu
yitirdi para bile hükmünü
her doğan gün mevsimin bayram günü
yaşamak artık su gibi bedavaya

Kolan vurdu salıncağında
bütün gücüyle içimizdeki çocuk
bir değere bindi hatta yokluk
bütün acılar tuzağına düştü
sevinç örümceğinin, kaldı ağına

Aşk çekti kanlı bayrağını göndere
mırıltısını şarkıya çevirdi dere!.. http://www.aruz.com/kare.gif


(Yom Sanat Dergisi )


Sedat Umran

Nur Sicimoğlu
26-09-2006, 15:08
Düş Meyhanesi

Kuş dilini kaldır önümden garson
ıtırlı bir zaman dilimi getir,
üç yanımız deniz nasılsa
imbatı, lodosu topla getir,
ay ışığıyla donat masayı
şişeleri es geç açma
rakıdan boşanalı beri
daha çok sarhoşum
memleketin havasıyla

Ne kaptanlar gördüm bu meyhanede
gözlerimin içine baka baka
avcı masalları anlatan,
ne kara göründü ne battı gemi
ya yolcular iflah olmadı
sularda çalkalanmaktan,
kimi aslını unuttu, çıldırdı kimi
kimselerin aklına gelmedi
kaptanla birlikte yakmak güverteyi

Şimdi dağların kekik mevsimidir
kaldır masalardan çeri çöpü de
su gibi kızların topladığı
biraz yaban gülü getir
türküsüyle beraber sis dağlarının,
belki anımsar müşterilerin
aynalardan bakan gözlerin
kendilerinin olmadığını,
yak bütün ışıkları garson
görsün herkes kendi yüzünü
konuşulanlar anlaşılsın

Aşkla dokunuyor ömür kumaşı
yaşadığımız her kımıltı
bir denize çanak oluyor ya
işte bu pencereden bakınca
kimselerin zamanı yok
bilmecelerle uğraşmaya,
eskinin göçüklerinde
simya çalışanlar anlasın
neden solgun çıktığını
halkın fotoğraflarının

Dil tükeniyor garson
kan yitiriyor meyhane
çalıp söyleyenler
anlamazken birbirini
okumuyor diyorlar ya
haksızlık ediyorlar
halk denilen atlasa<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

tut kollarından
denizin ve dağın
şairlerimi getir
hatırı sayılsın hayatın
kendine gelsin bu sofra



<BR style="mso-special-character: line-break"><BR style="mso-special-character: line-break">



<>
Bülent GÜLDAL



</>

Nuray Çınar
27-09-2006, 13:10
MERSİN İÇİN REQUİEM





nabız uyarıldı ısrarcı gün


hızla döndü gözlediğiniz iz


kıvrılıp kaybolan böcek iştahıyla





çelişki yok


kanıtsızlık ürkütmesin sizi


bir bir daha çizin bir daha





şişen bir koro alfabesinden


sakınarak kurulan masal


kırıldı kar yanığı bir hevese


oysa kovduğumuz oyunda hep soru


kipinde replik alan ölüydüm


zırhınıza yaslanan pas





sizin için tasarladığım aşka


uygun bir geçmiş hazırlar mısınız


öğreneceğim ilk sözcükle seveceğim sizi


çünkü siz sevildikçe


yüzümde mor bir eğriliksiniz





peşpeşe gittinizyani gelmiştiniz


gövdemi kuşatan bir hünerle


sizden sızdı eksikliğimiz


fazlamız kavim boyu yenilgiydi


dilim dolaştıkça doğrulandınız





karşı yangınla sönen orman


yangınında siz topraktınız


alevinizden kurtuldu her canlınız


saldığım aleve dalarak


soluklandı korkusu deli atların





adınıza sıfat yarasıdır Mersin


ses kırıldı anlamdan önce


camdan önce renk kırıldı


siz bu şehrin eski tanımında


ısrarla kaybolduğum eski meydansınız





konuşmanın kanı masum kılan yalan


tarihinden ben bir çocukluk seçerken


siz bir ölümü okşamaya giderdiniz


kırık bir kemiği oyalayan sesinizle


siz yutkundukça söz genişlerdi


taşınabilir uçurumlar açardı Mersin





siz mevsimini sevmeyen sıcaklığa


provasız giren kış sevinciydiniz


tırmalanmış göğü saralı kuşlarla


doyuran dudaksız bir ıslık zamanı


işte dolduruldu kıyı ve aşk


çekildi özensiz suların dehlizine





rengi ve ışığı yanıltan boşluktan


arıttım adınızı ürküten imla


silindi şehrin soyunduğu sudan


şimdi sırnaşık ve isterik uyumla


ılık boşluğuma sürtünüyor Mersin





her çağrıya bir aynadan giriyorum


sonra yüzünüzde tek hücreli hayvanların


yalın bilgisiyle ikiye bölünüyorum


yayından fırlamış bir ufuk hattı


geçiyor alnımdan Mersin'siz kalıyorum





Mersin Haziran 2001- Celal Soycan

mvstafa ısık
27-09-2006, 21:39
MEZMUR Georg Trakl


Sessizlik; sanki sonbahar duvarı boyunca çökmüş körler,
Kulak kabartarak kargaların uçuşuna o çürük şakaklarla;
Sonbaharın altın sessizliği, babanın güneşle parıldayan yüzü
Akşam oldu mu yozlaşır eski köy kahvengi meşelerin durgunluğunda,

Kırmızı çekiş vuruşu nalbantların, çarpan bir yürek.
Sessizlik; o ağırlaşmış ellerde saklar hizmetçi kız sümbüllü alnını
Dalgalanan ayçiçekleri altında. Kırıcı gözlerin
Korkusu ve suskunluğu doldurur kararan odayı, yaşlı kadınların
Çekingen adımları, karanlıkta ağır ağır sönen erguvan ağzın kaçışı.

Şarapta sessiz bir akşam. Alçak tavan kirişlerinden
Düştü bir gece kelebeği, mavi uykuya gömülmüş bir peri.
Avluda kuzu keser bir yanaşma, tatlı kokusu kanın
Kuşatır alınlarımızı bulut gibi, çeşmenin koyu serinliği.
Ölen yıldız çiçeklerinin hüznüdür, durur, rüzgarda altın sesler.
Gece olunca bana bakıyorsun çürümüş gözlerle,
Yanakların toz olup çöküntüye uğradı o sessizlikte.
Böyle ağır ağır söner ateşi bir yabanıl otun, derinlerde susar siyah köy
Sanki haç inmektedir mavi Çarmıh Tepesi'nden,
Suskun toprak atar ölüleri dışarıya.



</PRE>

M.Burak Sezer
28-09-2006, 01:29
Sedat Umran<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

Beyaz Tren

Kışın yeryüzüne döşediği ray
Sessizlik yüklü mevsimin treni
Son hızla gidiyor patlamış freni
Dünya içi dışı mermer bir saray

Çılgınca öttürerek düdüğünü
Geçip gitti çocukların yanından
Issızlığın büyüyen ormanından
Çıkıverdi Bakarak götürdüğünü

Tren

Tren istasyonlarının şımartılmış çocuğu
Çığlık üstüne çığlık atarak
Çiğneyip duruyor rayların sakızını
Çenesi yorulunca alamayıp hızını
Şişiriyor uzaklıkları balon gibi patlatarak...

Ağustos Treni

Sıcak... Sıcak... Sıcak...
Hangi el bu alev lâmbasının
Fitilini kısacak?

Güneşin yeryüzüne döşediği ray
Geçiyor ağustosun alev katarları
Kıvılcımlar püskürterek alay alay.

Yedi İklim Dergisi, Tren konulu sayı
Eylül 2006, 198. Sayı



Edited by: M.Burak Sezer

Perihan Baykal
28-09-2006, 10:16
Yasak Meyve’nin “avusturya deneysel şiiri” seçkisi’nden bir örnek. Yorumsuz.
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
sone / gerhard rühm

birinci kıta birinci satır
birinci kıta ikinci satır
birinci kıta üçüncü satır
birinci kıta dördüncü satır

ikinci kıta birinci satır
ikinci kıta ikinci satır
ikinci kıta üçüncü satır
ikinci kıta dördüncü satır

üçüncü kıta birinci satır
üçüncü kıta ikinci tır
üçüncü kıta üçüncü satır

dördüncü kıta birinci satır
dördüncü kıta ikinci satır
dördüncü kıta üçüncü satır

Çeviren: Erhan Altan

s.zeynepkaradag
28-09-2006, 10:38
güzel şiiri ...özellikle imgeler ve akıcılığı dikkat çekici .dört kıta olması biraz üzücü daha uzun tutulabilırdi : )

protestan şiir dedikleri böyle bir şey sanırım !

Perihan Baykal
28-09-2006, 13:30
BİR GÜN MUTLAKA


Bu gün seviştim, yürüyüşe katıldım sonra
Yorgunum, bahar geldi, silah kullanmayı öğrenmeliyim bu
yaz
Kitaplar birikiyor, saçlarım uzuyor, her yerde gümbür
gümbür bir telaş
Gencim daha, dünyayı görmek istiyorum, öpüşmek ne
güzel, düşünmek ne güzel, bir gün mutlaka yeneceğiz!
Bir gün mutlaka yeneceğiz, ey eski zaman sarrafları! Ey kaz
kafalılar! Ey sadrazam!
Sevgilim on sekizinde bir kız, yürüyoruz bulvarda, sandviç
yiyoruz, dünyadan konuşuyoruz
Çiçekler açıyor durmadan, savaşlar oluyor, her şey nasıl
bitebilir bir bombayla, nasıl kazanabilir o kirli adamlar
Uzun uzun düşünüyor, sularla yıkıyorum yüzümü, temiz
bir gömlek giyiyorum
Bitecek bir gün bu zulüm, bitecek bu han-i yağma
Ama yorgunum şimdi, çok sigara içiyorum, sırtımda kirli
bir pardesü
Kalorifer dumanları çıkıyor göğe, cebimde Vietnamca şiir
kitapları
Dünyanın öbür ucundaki dostları düşünüyorum, öbür
ucundaki ırmakları
Bir kız sessizce ölüyor, sessizce ölüyor orda
Köprülerden geçiyorum, karanlık yağmurlu bir gün, yürüyorum
istasyona
Bu evler hüzünlendiriyor beni, bu derme çatma dünya
İnsanlar, motor sesleri, sis, akıp giden su
Ne yapsam...ne yapsam her yerde bir hüzün tortusu
Alnımı soğuk bir demire dayıyorum, o eski günler geliyor
aklıma
Ben de çocuktum, sevgililerim olacaktı elbette
Sinema dönüşlerini düşünüyorum, annemi, her şey nasıl
ölebilir, nasıl unutulur insan
Ey gök! senin altında sessizce yatardım, ey pırıl pırıl
tarlalar
Ne yapsam...ne yapsam...Dekart okuyorum sonradan...
Sakallarım uzuyor, ben bu kızı seviyorum, ufak bir yürüyüş
Çankaya' ya
Bir pazar, güneşli bir pazar, nasıl coşuyor yüreğim, nasıl
karışıyorum insanlara
Bir çocuk bakıyor pencereden hülyalı kocaman gözlü nefis
bir çocuk
Lermontov' un çocukluk fotoğraflarına benzeyen kardeşi
bakıyor sonra
Ben şiir yazıyorum daktiloda, gazeteleri merak ediyorum,
kuş sesleri geliyor kulağıma
Ben mütevazi bir şairim, sevgilim, her şey coşkulandırıyor
beni
Sanki ağlayacak ne var bakarken bir halk adamına
Bakıyorum adamın kulaklarına, boynuna, gözlerine, kaşlarına
yüzünün oynamasına
Ey halk diyorum, ey çocuk, derken bende bir ağlama
İlençliyorum bütün bireyci şairleri, hale gidiyorum portakal
almaya
İlençliyorum o laf kalabaklıklarını, kurumuş yürekleri,
bireyin kurtuluşunu filan
İlençliyorum o kitap kurtlarını, bağışlıyorum sonradan
Uzun kış gecelerinden sonra kim bilir nasıl olur her şey
Uzun kış gecelerinden sonra, masallarda anlatılan
Durup durup bunları düşünüyorum, bir sevinci bir hüzün
izliyor arkadan
Yüreğim ipe sapa gelmez bir bahar göğü, Türkçe bir yürek
kısaca
Beklemek usandırıyor, telaşlı telaşlı bir şeyler anlatıyorum
sağda solda
Bir otobüse biniyorum, inceliyorum bir böceği tutarak
kanatlarından merakla
Yürürdüm eskiden baharda, o yıkıntıların ve çayırların
olduğu alanlara
Aklıma şiiri gelirdi o yaşlı Amerikalının, sonbaharı anlatan
şiiri
Çayırlar vardı o şiirde, baharı anımsatan ne de olsa
Böylece yeniden hazırlanıyorum bir coşkuya, yeniden
sokaklara fırlamaya
Kendimi atmak için bir uçurumdan balıklama
Büyük ve mavi bir şey izlenimi var bende, gördüğüm
filmlerden mi ne
Bir şapka, telaşlı bir gök, sıcak yapay bir dünya
Anlat anlat bitmiyor, bitmiyor bendeki daüssıla
Bütün sevgilerimi harcayabilirim bir çırpıda, yağmurlu o
yollar geliyor aklıma
Benzin kokuları, ıslak direkler, babamın esmer bir somun
gibi tombul ve sıcak elleri
Uyurdum. Bir de bakmışsın yeni bir film sinemada, şehirde
yeni bir kız, kahvede yeni bir garson
O üzgün ve sabahlıklı dururdu balkonda...
Şimdi ne var hüzünlenecek burda, nedir bu çatlatan
yüreğimi bu telaş
Sanki ölecek gibiyim, sanki birazdan polisler gelecek ya da
Gelip alacaklar kitaplarımı, bu şiiri, sevgilimin
fotoğrafını duvarda
Soracaklar babanın adı ne, nerde doğdun, teşrif eder
misiniz karakola
Dünyanın öbür ucundaki dostları düşünüyorum, öbür
ucundaki ırmakları
Bir kız sessizce ölüyor, sessizce Vietnam' da
Ağlayarak bir yürek resmi çiziyorum havaya
Uyanıyorum ağlayarak, bir gün mutlaka yeneceğiz!
Bir gün mutlaka yeneceğiz, ey ithalatçılar, ihracatçılar,
ey
şeyhülislam!
Bir gün mutlaka yeneceğiz! Bir gün mutlaka yeneceğiz!
Bunu söyleyeceğiz bin defa!
Sonra bin defa daha, Sonra bin defa daha, çoğaltacağız
marşlarla
Ben ve sevgilim ve arkadaşlar yürüyeceğiz bulvarda
Yürüyeceğiz yeniden yaratılmanın coşkusuyla
Yürüyeceğiz çoğala çoğala...



Ataol BEHRAMOĞLUEdited by: EmreGümüşdoğan

ibuyukcebeci
03-10-2006, 16:43
12 şubat 1988


-Anneme-


karşıyaka gömütlüğünde
kapamış gözlerini
o gürcü güzelliğiyle
son uykusunda


1317'de
çidcevadze'lerde çürüksu'da
bir yaşam çığlığıydı o
sustu şimdi


nasıl da bırakıldı
taşa toprağa
o ince teni ah
üşür oralarda


A. NEVZAD ODYAKMAZ Edited by: EmreGümüşdoğan

emre gümüşdoğan
03-10-2006, 16:57
AĞACIN SESİ


Rüzgârla gider ağacın sesi uzağa
Ceylanın sıçrama ruhudur gecenin sonu
Suyun adı tarihin en büyülü masalıdır
Kuş, kanatlarına borçludur dünyayı.


Annem insanları böyle doğurdu.
Ağaç kabuğunun eski soğuğudur babam
Düşleyince uyanmayı, yüzer
Nehirlerin ağır taşları.


Toprağın tohumu ölüler
Kutsal ışıklarından
Gölgeler gökyüzüne vurur.


En iyi ağaç duyar, ağacın sesini
Ceylan her sabah geceden
Geri alır kendini.



Mehmet Zaman Saçlıoğlu

M.Burak Sezer
03-10-2006, 22:55
Hicret Aydoğar

Üç Vakit

“fincanda parmak
kalbim ona ak.
kalbimi oku
oku kalbimi
kalmasın muğlak...”

I
üç vakte kadar yol.
biri çıkmaz.
adak
-alın yazısına rüşvet-
telvede
muska gömen suret.
ve uğurlanan
bir erkek.
sırtı dönük
su olup dökülene.

kabarmış kalbin,
içine içine gözyaşın.

bir çocuk eteklerinde.
evhamlısın.

II
ne çok göz var üzerinde
delik deşiksin.
sızıyor
boşluklarından neşen.

kalbin
susmuş.
mühürlenmiş kapılar.

gölgesi düşmüş üzerine
bir cinin.
habersizsin.

ağrıyorsun
sırların var.

gelmeyecek suya küsen
sızlayacaksın
zaman zaman.

III
bir gece

-müneceimin boğazında
meçhule düşen
bir düğüm-

bir kuş
bay-kuş
o gecede ötecek.
sen sese sağır
surete kör
söze lâlsin.

-telâşla yakılan sigara
odada yankılanan sus-

çatladı nar
gök yarıldı
aynalarda intihar.

bir tabut.
müneccimin
yutkunduğu
sır.

Yedi İklim Dergisi
Eylül-2006, 198. Sayı

M.Burak Sezer
04-10-2006, 00:49
Güle Şiirler


Ben ne zaman bir kelebek görsem
Seni anımsarım
İncecik bir kelebek
Düşlerime konup konup kalkan
Ufalanmış bir hüzün tozuna
Bulanmış kanatları
Ben ne zaman bir gülüş duysam
Sana uyanırım
Sakar karanlığıma gündüzün
Aydınlanır duygumun her katı
Seni görürüm
Ben ne zaman bir gül koklasam
Elindeki gül daha çok gül olur
Dolarsın gözlerime
Toz pembe bir düş gibi
Ben ne zaman bir çift göz görsem
Hüzne uyumuş tembel kış suları
Suyunu taşırmayan bir havuz
Güzün gri kanatlarıyla örttüğü
Seni anımsarım
Ben ne zaman bir çift el görsem
Bileğinde ters takılmış altın saat
Altınla kaplanır sevincim
Ve ben özlemlerimin renkli uçurtmalarını
Sana uçururum... http://www.aruz.com/kare.gif


Sedat Umran

Nur Sicimoğlu
04-10-2006, 14:53
Yâr<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

kuşlar ki maviye gömülürler ;
taşıyarak kanatlarında özgürlüğü...
eserken delice rüzgâra ; Allah'ım bu büyü ;
bitmeyen gurbet dolu bir şarkıdır ; yankılanır gökler...

kalbimizde açılır bir hasret dosyası
yalnızlığın en do sesinde kulaklarım!
bu şehir mi , doğduğum yer mi ,yâr mı?
şu bahçede ; dallarına güz asılı ağaçlardır sırdaşım!

ne vâkit hayaller kursam ; ben öylece!
şakırdar da şakırdar aşkın bahtsız nehirleri...
Kerem karşımdadır ; Aslı bildiğiniz gibi
yaslasam başımı cama ; baksam yaklaşan geceye...

-Berna! oyun bozan bir çocuk mudur gece?
-"gece -evet- bazen kırık bir gözlük olur mutluluğun yüzünde"


<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Mustafa Fırat[/B]

FulyaÇelikbilek
04-10-2006, 17:38
UNUTAMIYORUM


Unut demek kolay gel bana sor bir de
Unutamıyorum işte unutamıyorum
Bir şey var şuramda beni kahreden
Şuramda tam yüreğimin üstünde
Çakılı duran bir şey var
Elimde degil söküp atamıyorum

Dalıp dalıp gidiyor gözlerim derinlere
Kimi görsem biraz sana benziyor
Seni hatırlatıyor şu bulut şu gökyüzü
Şu kayalaıi döven deniz
Şu hüzünüu melodi şu napoliten şarkı

Bir zamanlar beraber dinlediğimiz
Boyuna seni düşünüyorum durmadan usanmadan
Şimdi diyorum o ne yapıyor acaba
O güzelim gözleri kime bakıyor
O canım elleri nerde
Oysa günler o günler değil
Akşamlar o akşamlar değil

Ve kalan şimdi sadece özlemin gecelerde
Durup durup seni büyütüyorum içimde
Seninle acılar büyütüyorum
Yeni yeni kederler büyütüyorum dayanılmaz
Kirli sular yüruyor iliklerime
Bir zehir karışıyor kanıma anlıyor musun ?

Bir daha görsem seni diyorum bir daha görsem
Bir gün olsun bir dakika olsun
Unut demek kolay, gel bana sor bir de
Hatırladıkca gözyaşlarımı tutamıyorum
Dilimin ucunda sen
Başımın içinde sen
Kader misin, ecel misin nesin sen
Unutamıyorum işte unutamıyorum

<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

UMIT YASAR

ilgaz_b_cebeci
04-10-2006, 21:40
GİZLİ SEVDA




Hani bir sevgilin vardı
Yedi sekiz sene önce,
Dün yolda rastladım
Sevindi beni görünce.

Sokakta ayaküstü
Konuştuk ordan burdan,
Evlenmiş, çocukları olmuş
Bir kız, bir oğlan.

Seni sordu
Hiç değişmedi, dedim,
Bildiğin gibi...
Anlıyordu.

Mesutmuş, kocasını seviyormuş,
Kendilerininmiş evleri..
Bir suçlu gibi ezik,
Sana selâm söyledi.

Behçet NECATİGİL




</PRE>

M.Burak Sezer
04-10-2006, 22:28
GÖLGE

-avuçlarında titreyen çocuk
ne çok sana benzemiyordu-

aşkın gölgesi
ayaklarıma düştü.
-insan ölmeye ayaklarından mı başlar-

aldın tozlarını
utangaç ellerinle.

doğurgan bir soru işaretiydi suskunluğumuz.


arkadaşsız bir çocuk gibiydin
sokaklarında,
güz ikindilerimin.
elinde,
patlamış yalnızlığın.
-ne çok damlıyordu sahi kirpiklerin-

benim babam ölecekti.
-biliyordum-
senin şiirlerin vardı,
topaçlara çocuk
niyetine.

-kulağında saklı neşe:sobe!-

su diye akıttım,
taşkın yalnızlığımı
boğazından.
-emanete bırakılmış çocuk gibi-

istanbul peşimsıra.

yutkundun kekeleyerek.

bir hece,
gecede,
sayıklayan gölgeme,
fısıldadı esrarını:

-cehennem şah damarımızdır.

kus emanetimi.
gölgemle silerim.

Hicret Aydoğar

( "denizsuyukasesi" Ağustos sayısı)

s.zeynepkaradag
04-10-2006, 23:46
ATTİLA İLHAN EVDE YOK

Anımsarım .Anımsamak ,değiştirir manzarayı
koluma girer Pia
son durakta bir otobüs penceresi
dudağıma nefes,saksıya güneş
Attila İlhan evde,ırmağın ders saati

Yüzü duman içinde,bir kadeh uzak
insanın insana verebileceği
Bilmem ki daha...Hüzün
raksediyor gözbebeğinde tanrının

Gülümsese, ıssız bir dağ yolu
Bilsem ki yağmur başlayacak,bilsem ki eylül
unutulmuş bir kasaba
"Attila İlhan evde yok ,sinyal sesinden sonra..."

Ders bitti! Balkon
kalbini neyle yıkasa ?

M.Mahzun Doğan

denizsuyukasesi eylül 2006 sayısı

M.Burak Sezer
06-10-2006, 01:20
<H4 style="TEXT-ALIGN: left" align=left> İşaret Çocukları </H4>
Yasin okunan tütsü tüten çarşılardan
Geçerdi babam
Başında yağmur halkaları
Anam yeşil hırkalar görürdü düşünde
Daha ilk güzelliğinde
Alnını iki dağın arasına germiş
Bir devin göğsüne benzer
Göğsünden dualar geçermiş
Çarşılar ellerinde ekmek iğneleri
Cami avlularına açılan
Havuz sularına kapılan çocuklar
Görmeden güneşin bütün renklerini
Götürmezlerdi dükkandaki babalarına
Ocaktan akan kaynar yemekleri
Nenelerinin koyduğu avuç taslarına
Başı ve yüreği şahbaz
Kaleleri ağırlayan kadınların
Süslerini kemerlerini
Başlarını ağırlaştıran
Ağır siyah şelale saçlarını
Tutunca gençleşirdi erkekler
Sonra insan o ki denizde
Küçük ve büyük nehirde
Bedeni ıslatan afsunlu suda
Önce niyet sonra yıkanırdı
Zaman dert getirdi sulara
İçinde eski balıkların yattığı kayalar
Savaşan insanların elinde
İnce yontulup taşındı balta mızrak şekline
Anam kanları kuruyan
Kavga ayıran bir kargı elinde
Kara ocağın taşlarına
İşaret koydu çocuklarını
Belinde gezdiren babamın
Beyaz yazılarla kazındığı adları
Yüreği korkuyla kuvvetlendi babamın
Unutup genç gelen günleri
Zamanın sürerken çektiği günleri
Çetin bilmecelerle
Sürdü atını şehirlere
Yün ören at güden kadınlar
Ormanlara tepeden eğilen toprak evlerde
Küçük pencereli karanlık dar odalarda
Uzaktan uzayıp gelen kurt seslerinin
Uzağa çekilip giden
Ayazda donan gülmeler içinde
Ormanlarda süt emziren anne
Unuttu gittikçe uzayan çocuğunu
Hep kaçarmış şehirlerin
Demir dağlarına
Uyuyunca toprak beşiğimde
Sahipsiz kalan
Ellerimden kayan aydınlık günlerim
Cahit Zarifoğlu

M.Burak Sezer
07-10-2006, 00:45
------------------------------------------------------------ --------------------

LacivertSanat E - Dergi +ARTI
Şiir
Hicret Aydoğar
Kertenkele

------------------------------------------------------------ --------------------


- kertenkele -


tıklattı pencereye.



sol eli

uzandı,

aldı

günahı,

sedef kakmalı tahtından.

sürdü kuzgunun

- m - um kokulu tenine..



aşk yok ki dedi

kuzgun.



- şaşırmayı biliyordu hâlâ -



üzerime sürdüğün

geleceksiz

bir günahtan başka ne?



vaftizle kalaylanmış

aşklar var, dedi

kertenkele

cebimde.

biriktirdim.

turkuaz.

kirmende

eğirilmiş dilim

cümle sözcüklerim.

efendisiyim şiirlerin.

daha ne!

bu kadarım.

bağışla beni

kendine.



- yetinmeyi biliyordu -



kandı.

serdi şehirlerini efendisine

şiire belendi.



Ker-

ten-

ke-

le-

ker-

ten-

ke-

le...

diye

diye

karık karık ekti tövbelerini.

http://www.lacivertsanat.org/?id=1070 (http://www.lacivertsanat.org/?id=1070)

M.Burak Sezer
08-10-2006, 00:50
<H4 style="TEXT-ALIGN: left" align=left> Güzelcin </H4>
Koşu koşuver nar gözlüm
Yuvarlak biçimli ayakların
Küheylan kolanı gibi kuşağın
Gürbüz kalçalarının üzerinde
Koştur azaplardan kaçalım
Koruklar üzümlenmiş mi bakalım
Bir söze iki gülüş bir öpücük
İki bedeni birbirine katalım
Ruhsatlım sevdamsın beri gel
Kanın höpürtülü başın dik
O seven yuyan bakışınla
İçimi yu mermer döşegel
Dorukta yeni ay ince işaret
Geceye bir şey olmaz gayri
Ne kem gözler gizlenir karanlığa
Ne evin sevincinden korkan bulunur
Asmalarda güneş ve çocuklarımız
Çardakta ıslak ve ekşi uyur
Bacın bazlama yağlasın sahan
Mutluyuz tüm dünyaya duyur
Cahit Zarifoğlu

M.Burak Sezer
09-10-2006, 01:37
<TABLE id=Aut***111;number1 style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width=568 bgColor=#ffffff><T>
<T>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: 1px solid; BORDER-TOP: 1px solid; BORDER-LEFT: 1px solid; BORDER-BOTTOM: 1px solid" vAlign=top bgColor=#cccccc colSpan=2>
<TABLE cellSpacing=0 cellPadding=12><T>
<T>
<TR>
<TD>
<TABLE cellSpacing=0 cols=2 cellPadding=0><T>
<T>
<TR>
<TD vAlign=top>
<TABLE cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%"><T>
<T>
<TR>
<TD width=380>
Bir Afganistan Güzellemesi
Cahit Zarifoğlu

Bir ilk kurşun
Bir çıra gibi yanan ülke
Ekinler ağıllar alev alev
Sakallarından tutuşturulup yakıldı
Dedeler her köyde
Ak saçlı
İpince yürekli
Nenelerin ve çocukların gözleri önünde
(Ve dolar sığmıyor evlere
çarşafların içi makyaj ve leke)
birkaç kurşun daha
birkaç kırbaç daha
ufak bir meclis ve derken
gür sesli gür bir meclis
kavi bir halka
kalbler bir mesaj kavşağı
kan barajı*
Akşamlar nasıl ağır.
Sabahlar nasıl zinde*.


-------------------------
* Kum saati bir kere daha boşaldı. Sabır ve şehitlik iki sadık dost gibi ağırlanıyor körpe yüreklerde, dev gibi dağları dolanan yiğitlerde.
* Bugün bir kez daha tanklar bir kağıt gibi yırtılacak, kamyonlar ganimet alınacak.</TD></TR></T></T></TABLE></TD>
<TD vAlign=top>
<DIV align=right>
<TABLE height=24 cellSpacing=0 cellPadding=3 width=179 bgColor=#99ff99><T>
<T>
<TR>
<TD align=right width=179 bgColor=#626262 height=24>http://www.zarifce.com/zarifce/diger/images/afganistanguzellemesi.gif</TD></TR></T></T></TABLE></TD></TR></T></T></TABLE></TD></TR></T></T></TABLE></TD></TR>
<TR>
<TD style="BORDER-RIGHT: 1px solid; BORDER-TOP: 1px solid; BORDER-LEFT: 1px solid; BORDER-BOTTOM: 1px solid" vAlign=top align=middle bgColor=#999999 colSpan=3>Bu şiir Cahit Zarifoğlu'nun Bir Değirmendir Bu Dünya kitabından alınmıştır. İnce dikkatinden kaçmayan bu şiiri bize ulaştıran Zarifoğlu araştırmacısı Hüseyin Cahid Doğan'a teşekkür ederiz.</TD></TR></T></T></TABLE>[b]Edited by: M.Burak Sezer

Nur Sicimoğlu
09-10-2006, 11:17
<A name=enust><?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /></A>
Üvercinka


<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye
Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
Yatakta yatmayı bildiğin kadar
Sayın Tanrıya kalsa seninle yatmak günah daha neler
Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
Bütün kara parçaları için
Afrika dahil

Senin bir havan var beni asıl saran o
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
Bir çok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Birlikte mısralar düşürüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
Padişah gibi cesaretti o alımlı değme kadında yok
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek Pasajı'nda akşam üstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında
Afrika hariç değil
[/B]
CEMAL SÜREYA (http://www.siirperisi.net/sair.asp?sair=39)

Nuray Çınar
09-10-2006, 22:52
sevginin eli yok...
barışın sesi yok...
gecenin yüreği yok...
duygunun adı yok...
terazinin adı yok...
ayrılığın rengi yok!...
Arzu K. Ayçiçek
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Sırf ŞİİRden bir çocuğum olsun isterdim
BERMİN adında, vakur, akkor tadında
o çocuğu sen doğurdun GÖZYAŞI hamurundan
meşrudur, nurtopudur
KAVUŞMASAK DA!..
Bünyamin Durali

Sancıları unut ki, çarelere yol al böyle
Sorgusuz verme kimselere devredilmez bu yangını
Çağdaş Kececi
Gün ışıyınca bakıver
kıvranan bir kadındır
gözüne ilişen dünya
Bülent Güldal

Dil yarasını sarıp üşümeleriyle
Asım Öztürk
Eğer bu şehirde bu bulvar olmasa
Artık kalbimi susturamıyorum
Attila İlhan
nakaratlar çözer belki düğümü bir bekle
içinden geçen sözleri arama bulamazsın
çırılçıplak bir geçmişe girdik

Adem AkıncıoğluSen peşinde çocuğum
Düşlerim yara bere

-Öper zaman, sağalırsın!


Niye herkes hem ebe
Hem de gizli kendine?

-Oyunda çoğul varsın!


Ya bu çember, durmadan
Dönüp duran içimde?..

-Senden başka kim kırsın!


Ne büyükmüş taşlarım
Sığmıyor sapanıma…

-Bırak başın vuradursun!
Bırak başın vuradursun!


Bildim geçmiş bir oyun
Yaşlandıkça oynarım;
Belki sobe ölüme
Belki kama, yanarım!

Serdar Ünver
<BR style="mso-special-character: line-break"><BR style="mso-special-character: line-break">

venessa
10-10-2006, 00:24
nakaratlar çözer belki düğümü bir bekle
içinden geçen sözleri arama bulamazsın<O:P></O:P>
çırılçıplak bir geçmişe girdik <O:P></O:P>

Adem Akıncıoğlu<O:P></O:P>


<BR style="mso-special-character: line-break">


adem akıncıoğlu yılların dostuydu benim için. izini kaybettim. sahi bu şiire nerede rasladınız.Adem Akıncıoğlu aranıyor...

ibuyukcebeci
10-10-2006, 18:06
fotoğraflar


babamla çekere bakarken
sanki ulu bir çınara dayamışım sırtımı
birinde de dizlerine sarılmışım annemin
tanımadan mutluluğun sıcaklığını


seninle ışık sızmıyor aramızdan
öylesine el ele baş başa
yüzümüzde buruk bir anlatım
yürekteki acının yok ayrı bir fotoğrafı


fotoğraflarla anımsanır yaşam
yaşlılık beklerken bir köşede
utanırım gençlik günlerimden
bir kaçak gibi girerim resimliklere


A. NEVZAD ODYAKMAZ

M.Burak Sezer
11-10-2006, 01:44
Yaz/gı

dağıtma içime vedalarını.
içim,
vedalar geçidi.
içimdeki kız içini çeke çeke
bak
uğurlamakta hep umut ettiğini.
elinde kalan:
kırık ayna suretleri,
yamalı bohça
eskimiş ahşap,
teğelden dikiş,
terlik teki,
yorgun akşam üstleri,
karşılıksız dua,
huzursuz uyku bölünmeleri.

ağaç olsam, gölgeme konar diyor kuşlar
içimdeki kız çocuğu.
ne kötü bilmek,
hiçbir şeyi umut edemeyeceğini.

dağıtma içime vedalarını.
içimde,
büyüttüğümü sandığım çocuklar.
babamın çocukları,
benim çocuklarım,
savaşın çocukları.
gıcır değil misketleri.
topaçları bin yıl olmuş duralı.
ellerinde
bez-den oyuncakları,
anne sesiyle bölünen maçları,
sobelenmemiş kuzgun saçları.
kuş olsam, gölgesine konardım bir ağacın, diyor.

ne kötü bilmek,
direğe takılacağını sevinçli uçurtmaların.

dağıtma içime vedalarını
ey sevgili.
içim, bozgun, toz, duman.
geride kalan,
peykede unutulmuş gölge.
kırık pencere önünde kış uykusu.
şakağımda seğiren şarkılar.
dilimde küf kokusu.

gölge olsam, kuşlarım, dalına konardı ağaçların,
diyor.

gölgeye tünemek dal vaktinde
ne kötü.

susturup susturup
böğründeki kuşları.

Hicret Aydoğar
Yedi İklim Dergisi
Eylül, 06 – 198. Sayı

Nuray Çınar
11-10-2006, 04:08
<TABLE width=503>
<T>
<TR>
<TD width=441>Yol Yorgunu


</TD>


<TD align=right width=52>
http://www.siirakademisi.com/metin.gif (http://www.siirakademisi.com/yazdir.asp?id=595)</TD></TR>
<TR>
<TD width=497 colSpan=2>

Bana bir türkü öğretsen
Ayın aydınlığında söylesem
Gecenin karanlığında söylesem
Yağmur yağınca söylesem
Toprak uyanınca söylesem
Bana bir türkü öğretsen

Bana bir türkü öğretsen
Beraber olunca söylesem
Ayrı kalınca söylesem
Seni unutunca söylesem

Bana bir türkü öğretsen
Geldiğim yerlere er geç dönebilsem
Sevebilsem her şeyi yeniden sensiz
Sensiz vazgeçebilsem
Gece demesem gündüz demesem
Kimseleri dinlemesem
Hem yürüsem hem söylesem
Hem söylesem hem yürüsem

Arif Damar


</TD></TR></T></TABLE>

masal
11-10-2006, 10:54
<center>http://img92.imageshack.us/img92/1449/lghe4.jpg

ÇOCUKSUN SEN / I

Dünyan?n d???na at?lm?? bir ad?md?n sen
Ömrümüzse kar??l?ks?z sorulard? hepsi bu
?u samanyolu hani avuçlar?ndan dökülen
Kum taneleri var ya onlardan birindeyim
Yeni bir yolculu?a ç?k?yorum kar ya??yor
Bir a?k tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte
Çocuksun sen sesindeki tipiye tutuldu?um
Dönü?en ve suya dönü?en sorular soruyorsun
Sesin bir ça?layan olup dolduruyor uçurumlar?m?
Kötü bir anlat?c?y?m oysa ben ve ne zaman
Birisi adres sorsa önce silaha davran?yorum
Kekemeyim en az kasabal? a?klar kadar mahçup
Ve üzgün kentler ar?yorum ayr?l?klar için
Bir yanl??l???m bu dünyada en az senin kadar
Ve sen kendi küllerini savuruyorsun da?a ta?a
Bir daha do?mamak için do?mak diyorsun
Ölümlülerin i?i bir de mutlu olanlar?n
Onlar?n hep bir öyküsü olur ve ya?arlar
B?rak?p gidemezler al??t?klar? ne varsa
Çocuksun sen her ayr?l?kta imlas? bozulan
Susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit
Ne olabilir, sorumun kar??l???n? bilmiyor kimse
Kötü bir anlat?c?y?m oysa ben ve ne zaman
Bir kaza olsa ad? a?k oluyor art?k
A?ksa dünyan?n çoktan unuttu?u bir tans?k
Seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada
Kirpiklerime dü?üyorsun bir çiy damlas? olarak
Yumuyorum gözlerimi gözkapaklar?m?n içindesin
Sonsuz bir uykuya dal?yorum sonra ve sen

Hiç büyümüyorsun art?k iyi ki büyümüyorsun
Ad?nla ba?l?yorum her ?iire ve her m?srada
Esirgeyensin ba???layans?n, biad ediyorum.
Çocuksun sen ve bu dünya sana göre de?il

Ahmet Telli</font></font></center></font>

M.Burak Sezer
12-10-2006, 02:53
Seviler Dönemeci

Cahit Zarifoğlu

yorgusuz çıkagelmek hele, sen en cana yakışık kadın
bir odanın bundan böyle üç kez üç köşesince çoğunca senin ellerin vardır
her bir yerlerine konuşmuşluğumuz var
sen aşk konusunda yaşamlara doymamışlığın
sinop'ta bir oda
varsa bir penceresi ama denizlere bakıyordular
özgüsüz ellere açılmayacağını bil
bil ister;
iki çizgi yeşil bulmaktı, bu on basamaklar çıkmak bir bahçeye
ortada varlığından ayrı bir asmalı havuz ama görmüşlüğünüz
balık bulultlarından yoksun
nereye açılacağını bil bu pencerenin.

birir varmalar getirmelidir yanına, bakışı hoyratmış çektiğince
bir kalleş çocuk, bu bir ev içre görmüşlüğünüz olacaksa olsun
anladık uzun uzun denizlere tükürüyormuş
gelip oturmalar kuruyormuş ta yanına
her gelişinde iki buçuk kez ölüyormuş
yüzüne bakmışor muşun ya
KAHPELİK SENİNKİ.

ELLERİM ÜZRE YÜZ KARALARIM, daha da bir acınıyorum erkekliğime
şimdi demirler ötesinde ömürlerim, seneler mut'suz geçecek
yok ama SENELER KADINSIZ, yok
senin uzun uzun bakmaların
dı benim tutsak yaşantılarım yok
dahası kapılarının önünden geçemiyor muydum....
bana bakmalarını demiyor muydu biri -yerlere gireceğim.
bu ikisi bir den tutulmak BİRİNE
öldürecektim ONU

öldüğüm kez dirilmemdi oysa, bir odanın bir köşesi
af-muf ya da alışamadığım bir takvim üzre 22. sene
bitmişliğimi sürecektim sokaklara
kapı önleri vardı: kapı önleri maraş'ın ta bir köşesi
bir yüreklerim dolusu eğik eğik



11. 10. 1958
....
Hiçbir yerde yayımlanmamış, Zarifoğlu'nun notları arasında bulunan bir şiir.. OKUNTU DERGİSİ CAHİT ZARİFOĞLU ÖZEL SAYISI'ndan (2003) alınmıştır.

Nur Sicimoğlu
12-10-2006, 11:31
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı?[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]


Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
Hırsızlık; para, mal mı çalmaktır?
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
Solması için gülü dalından mı koparmalı?
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
Öldürmek için silah, hançer mi olmalı?
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?


<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Victor Hugo[/B]

mvstafa ısık
12-10-2006, 22:24
<TABLE id=table1 cellSpacing=4 cellPadding=0 width="96%">
<T>
<TR>
<TD vAlign=top>





Blaise Cendrars (http://www.pirbab.com/artists.php?w=B)


::büyük fetişler::


İşte erkek ve kadın
Çirkinlik ve çıplaklıkta eşit
Erkek daha az yağlı kadından ama daha güçlü
Karnının üzerinde eller ve kumbara ağız.

Çirkinim ben
Şu kız kokularını çeke çeke burnuma yalnızlığımda
Başım kazan gibi burnum da ha düştü ha düşecek.

Kaçmak istedim reisin karılarından
Güneşin taşından çatırtıyla kırıldı başım
Kumsalda
Bir ağzım kaldı sadece
Açık bağırıp duran
Orası gibi anamın.

Ağaç budağı
Meşe palamudu biçiminde baş
Sert ve boyun eğmez
Soyulmuş yüz
Cinsiyetsiz ve hayasızca güleç tanrı.

</TD></TR>
<TR>
<TD></TD></TR></T></TABLE>

M.Burak Sezer
12-10-2006, 22:28
<HR>

<DIV align=right>LacivertSanat E - Dergi Ekim 2006
<DIV align=right>ŞİİR
<BLOCKQUOTE dir=ltr style="MARGIN-RIGHT: 0px">
<DIV align=left>
<DIV align=left>Ters Düz
<DIV align=left>Hicret AYDOĞAR</BLOCKQUOTE>
<DIV dir=ltr align=left>
<HR>

<BLOCKQUOTE dir=ltr style="MARGIN-RIGHT: 0px">
<BLOCKQUOTE dir=ltr style="MARGIN-RIGHT: 0px">
ters düz et
çıkar beni kendinden.

aşka efsunluyum ben.
ayağım okutulmuş muska
öp de geçsin yaraların.

geç kaldım sana
kendime de.

anneanaemin dudağında
bilmediğim bir dilde dualandım.
kalbime zırh gibi geçirdi üfürüklerini.

seni ben doğurmalıydım.
senden bana
benden sana
sonsuz deveran.
nehirler tersine tersine.

surlarla çevrili
cinnetim.
çatalkapılarla örtülüyüm.
örenlerde,
mahur bir
gölgeyim.

ey çocuk,
çıkar muskalarını,
tut kendine kendine.
düş kuyuma
çürüme.
ben kendi rahmime düştüm.
sen de düş
muzaffer ceninin peşine.

gerçek olsun kediden kül.
kaf dağında mucize.

http://www.lacivertsanat.org/?id=1121</BLOCKQUOTE></BLOCKQUOTE>

M.Burak Sezer
14-10-2006, 01:19
ACUNUN HER KÖŞESİNDE KİŞİNİN İSTEKLERİ
AYNI DEĞERDE KONUŞULUR

Yayımlanmamış Şiirler

acunun her köşesinde
seviler dönemeci
aşkların yüzlerine
görür görmez
uzak
yaşamak güzel




mezopotamya'da akşamlar bildiğinizce değil
delhi'de bir kaşık suya eğiliyorlar
gemilerin alamıyacağı kadar günah var eteklerimin altında
gözlerini alabildiğinize sevda kepenklerinin önünde tutuyorlar

her isteğe bir kaşık kendiliğinden vermiş
kir bacakları her istekle iç-içe orospular
aralık kapıları önünde kulübelerin
bir ekmek kparasına kendini verecek kadar yenik
bir çamur şehvet-altında kandillerin

yüzbinlerce kişi günahlarından yıkanıyordur ganj'da
ganj günahkâr, ganj cehennemlik oluyordur
günahından kahırla akıyordur
ganj nereye aktığını bilmiyordur

4.12.'958 -Pazarcık


OKUNTU DERGİSİ CAHİT ZARİFOĞLU ÖZEL SAYISI'ndan (2003) alınmıştır.

M.Burak Sezer
14-10-2006, 03:40
<HR>

<DIV align=right>LacivertSanat E - Dergi Ekim 2006
<DIV align=right>ŞİİR
<BLOCKQUOTE dir=ltr style="MARGIN-RIGHT: 0px">
<DIV align=left>
<DIV align=left>http://www.lacivertsanat.org/img/gk.mustafaisik.jpg
<DIV align=left>
<DIV align=left>Sac**tala
<DIV align=left>Mustafa IŞIK</BLOCKQUOTE>
<DIV dir=ltr align=left>
<HR>

<BLOCKQUOTE dir=ltr style="MARGIN-RIGHT: 0px">
<BLOCKQUOTE dir=ltr style="MARGIN-RIGHT: 0px">
musluk akıyor ve bardak doluyor
- avuçlarından akan yanık atıl deri -
tamamıyla öpüşmemize benzeyen
haplar; tanrı aşkına saçılan kar'a benzeyen
ve memelerinin; oynaşan geoid gölgeler olduğu:.

bacakların ;
pergel açılımında doğum suyunun ağza yakınlığı
turanj bir miraç olan saçların ve kasıklarında
sırf kanlı bir büst doğuruyorsun çocuklarının kısa başları pelte bir
camdır:.
yaladığım şekersi tozları kırığından;
kırılganlığı kadınlık gibi:.

yüzünde fosforlu ağlayış neresi
dolaşan çocuk huzursuzluğunun
iklimini değiştiren çamurludur ayakları:.

ellerim ıslanıyor hoşlanmıyorum
musluk akıyor ve bardak düşüyor
gözlerim sabit ve düşüyor o'da
boğazımın yavrusu ; kaplara sığmaz oluşlu metandan
- parlaması uçuşan saçları gibidir, sylvia'nın -

bir korkuyu andıran misafirliğim yaşlı adamı tehdit eder haldeydi
hep mi öyle görüneceğim,
aynaya bakan yüzümün ardında bir yüz taşıma ürküsüyle
ihtişamlı biçimde patlayan?

http://www.lacivertsanat.org/?id=1127</BLOCKQUOTE></BLOCKQUOTE>

M.Burak Sezer
14-10-2006, 23:26
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Neden Diye Sorma

“Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabip
Kılma derman kim helâkim zehri dermanındadır”

sensizlik böyle işte yankısı yok bir ünlem
susuz şadırvanlarda cami güvercinleri
kavganın ilk yumruğunda tükürdüğüm kanlı diş
ayrılık dörtte dört üstüme kalmış

yolculuğa çıkarken kimi alsam yanıma
kırıyor parmaklarını aşkımın giyotini
elleri karanfilli şarkılar şimdi yarım
bir monolog düşkünü şu karanlık suratım

üstüne adım yazılı defterlerimden geçtim
geçilecek ne varsa geçtim künyem münzevi
bir ukde kaldı sade gül yanığı meramım:
uğramak diyarına kırıkken parmaklarım.

Fatma Çolak,
Fe Şiirleri, Ay Vakti Kitap, s.43

M.Burak Sezer
16-10-2006, 01:07
<H1 style="MARGIN: 0in 0in 0pt"> Sana Benden Sorarlar</H1>
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Evet! “Acı duymak ruhun fiyakasıdır.”

dudağımda Ferhad’ın gürzü
aynalarda kakışlanmış martılara diyet ödeyen yazgım
bir muska ferahlığıyla sırrolur ancak
asırlardır eskimeyen yağmurları göçmen uykularımın

adımdan gayrısını uğurladım küsursuz yalnızlığıma
bir yürek koptu dağlardan haykırarak ırmaklara saplandı
şiirle ovulan gecelerden kalma yara izini gül ile dağladım
el verdim bahar dalına birden kana boyandı
sipahiler ağır aksak döndüler seferlerden
alnımda mağlubiyet tacını buldum o saat/ hükmüm kapıya
dayandı

ve beni vurdular acı tohumlara gebe rüzgârlarla peçelenip
o hoyrat süngülerinde düşürülmüş bir payitaht selamı
yüzleştim incitilmiş lügatlarla yatağıma aktım sonra ille mavi
mehtap ne de çapkınmış meğer bulutlar ikircikli

yakama yapışan her harf bir ötekinden beddualı
çokça othello evleri dalayan sustalı gecekondu sevdaları
ve uzlet rehinelerinin iğde mevsiminde daha da esmerleşen alınları
çapraz ateşe tuttular kalbimin ehramını/ fünye patladı

ben hiç ama hiçbir zaman triyak olamadım dostum
bol kesimli hayatların ucuza kapatılan umut denklerine denk
düşmedi kelimelerim
saçlarına üşüşen toz kanatlı ejderler pusu kurdular kavgalarıma
bir yemine tutturuldum efsanevi ravileriyle aşkın
ben ne Kenan ilinde kayboldum
ne görklü bir rüyaya bağışladım azatlığımı
ağzımda giderayak tortulanmış çarmıh provaları
vaftiz edilmemiş şarkılar kaldı bir de kala kala

şimdi ruhun mukaddimesi gül kurusu hüzünlerden kinaye bir nokta.

Fatma Çolak, Fe Şiirleri
Ay Vakti Kitap, Sayfa 31-32

Nuray Çınar
18-10-2006, 00:45
ERİYEN


- sana savaşı öğretemedim -


Sıra sıra bulutlar...


her kimden ve nereden türediler?


Zor gelen bir kor ışık süzgünü...


ışık değil


buz kütlesi boğazımda;


tırmalıyor soluğumu.





Soğuk ve unutulmuş bir odanın içinde,


elindeki zor gelmişliklerden


yaptım sorguyu.


Kim kapattı biçimini yüzünün?


Kim elledi sonra


beni isteyen


soğukluğumu bile özleyen tenini?





sana kavgayı öğretemedim...


Toparlan şimdi !


Yükle dünü,


bu günü


ve zamanın yükünü...


Kimdi söyle


biten şarkı sözlerini


o protest notalara yakıştıran?


-sana bağırmayı da öğretemedim sonra-


Bana senden bahseden


bir telaşı besliyorum ceplerimde.


Cebimde keçe gibi ıslak


ve yırtık bir kağıt...


sana seslendikçe erittiğim anlamıdır aşkın.


Oysa sen,


karşılayamadın rüyalardan gelen mucizelerimi;


yerinde sayan,


zora gelince seken ayakta kalışlarımı.


-sana konuşmayı da öğretemedim ben-


Koy yüreğini şimdi...


Yüreğini tekrarlara böl hadi !


Hata mıydı yatakta çoğalan nem?


Ne yangınlar biriktirdim sana...


Biriktirmiştim de


biriktirdiğimle yıkandım.


Göz çukurlarımdan


yaşlı bir işçi sigarası,


göz batağımdan


o eski sigaranın


renksiz külleri döküldü,döküldü...


Gök kubbe tersine döndü,


küllerimle yıkandım.


-sana düşünmeyi ben öğretemedim-


Terk miydi saç tellerin


parmaklarıma dolanan?


Çözümsüz bir bulmaca mıydım?


O kadar mı küstün kelimelere?


Hangi söz çizdi yolunu?


Söz mü sildi düşsüz usunu?


Ya hangi kuşun bacağını kırdım şimdi?


Sayamaz oldum,


bu kaçıncı yenilgi?


Bulamıyorum...


Yok bu sessizliğin rengi,


Susuyorum...





Sana susmayı öğretmeyi hiç istemedim!


ocak 2002/EMRAH ALTINOK

M.Burak Sezer
18-10-2006, 00:56
Kar Şiiri

Karın yağdığını görünce
Kar tutan toprağı anlayacaksın
Toprakta bir karış karı görünce
Kar içinde yanan karı anlayacaksın

Allah kar gibi gökten yağınca
Karlar sıcak sıcak saçlarına değince
Başını önüne eğince
Benim bu şiirimi anlayacaksın

Bu adam o adam gelip gider
Senin ellerinde rüyam gelip geçer
Her affın içinde bir intikam gelir gider
Bu şiirimi anlayınca beni anlayacaksın

Ben bu şiiri yazdım aşık çeşidi
Öyle kar yağdı ki elim üşüdü
Ruhum seni düşününce ışıdı
Her şeyi beni anlayınca anlayacaksın

Sezai Karakoç

masal
18-10-2006, 14:10
<center>//img245.imageshack.us/img245/8717/wzy1.jpg

ANNE

hüznün damlalaridir sevgime yagan
doldugunda çatirdayan kalbim uçurum yariklariyla
dilim dilim kesilmekte gözbebeklerim
sarkarak toza bulanan
iste o zaman
Isigina dolanip düslerinin gögsüne yatardim
karisik sesinle kanat cirpardi sesim
elllerine erir karisirdim islakligina
egirmek isterdim kestane saçlarini igle saçlarima
zorlu anlarimda cikip gelirdin hep yanima
eziyetle yürüdügün yeter
dökünüyorum yorgunlugunu bedenime
sarniclarda yagmurlar dinlenirken senin için
anne, gül et beni kederine

Kaan INCE</center></font></font></font>

M.Burak Sezer
19-10-2006, 01:23
Monna Rosa / Sezai Karakoç

I. AŞK VE ÇİLELER

Monna Rosa, siyah güller, ak güller;
Gülce'nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister;
Ah, senin yüzünden kana batacak,
Monna Rosa, siyah güller, ak güller!

*

Ulur aya karşı kirli çakallar,
Bakar ürkek ürkek tavşanlar dağa.
Monna Rosa, bugün bende bir hal var,
Yağmur iğri iğri düşer toprağa,
Ulur aya karşı kirli çakallar.

Zeytin ağacının karanlığıdır
Elindeki elma ile başlayan...
Bir yakut yüzükte aydınlanan sır,
Sıcak ve minnacık yüzündeki kan,
Zeytin ağacının karanlığıdır.

Zambaklar en ıssız yerlerde açar,
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar,
Işıksız ruhumu sallar da durur,
Zambaklar en ıssız yerlerde açar.

Ellerin, ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi..
Ellerinden belli olur bir kadın.
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin, ellerin ve parmakların.

Açma pencereni, perdeleri çek:
Monna Rosa, seni görmemeliyim.
Bir bakışın ölmem için yetecek;
Anla Monna Rosa, ben öteliyim...
Açma pencereni, perdeleri çek.

Zaman çabuk çabuk geçiyor Monna;
Saat on ikidir, söndü lambalar.
Uyu da turnalar gelsin rüyana,
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar;
Zaman çabuk çabuk geçiyor Monna.

*

Akşamları gelir incir kuşları,
Konarlar bahçemin incirlerine;
Kiminin rengi ak, kiminin sarı.
Ah, beni vursalar bir kuş yerine!
Akşamları gelir incir kuşları...

Ki ben, Monna Rosa, bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında.
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar... Su kenarında
Ki ben, Monna Rosa, bulurum seni.

Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa:
Henüz dinlemedin benden türküler.
Benim aşkım uymaz öyle her saza,
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler...
Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak,
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
Bir gün gözlerimin ta içine bak:
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış,
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak.

Artık inan bana muhacir kızı,
Dinle ve kabul et itirafımı.
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı,
Artık inan bana muhacir kızı.

Altın bilezikler, o korkulu ten,
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne;
Bir tüy ki, can verir bir gülümsesen,
Bir tüy ki, kapalı geceye, güne;
Altın bilezikler, o korkulu ten!

*

Monna Rosa, siyah güller, ak güller,
Gülce'nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister;
Ah, senin yüzünden kana batacak,
Monna Rosa, siyah güller, ak güller!

1952, İlkbahar.

emre gümüşdoğan
19-10-2006, 13:20
<DIR>


HANIMELİ


Masamda


-tozu alınmış masamdasanki şefkat


çiçeği!


-Seni buraya kimler dikmiş .. diye sorduydum


bahtıma-


Kalkıp geldi.


Uykusu na misklerile giden' im.





Sina AKYOL</DIR>Edited by: EmreGümüşdoğan

M.Burak Sezer
19-10-2006, 17:26
Monna Rosa / Sezai Karakoç



II. ÖLÜM VE ÇERÇEVELER

Bir lamba yanıyor, hafif ve sarı;
Garip bir yolculuk, tren ve Gülce.
Bir hançer bölüyor, ah, rüyaları:
Bir rüya, bir hançer, bir el; ve, ve, ve...

*

Lambalar yanıyor, hafif ve sarı;
Gece kar yağacak sabaha kadar.
Toprakta et, kemik çıtırtıları...
Yarı ölüleri bir korku tutar
Değince bir taşa kafatasları.
-Ölüler ki yalnız tırnakları var,
Ve yalnız burkulmuş diz kapakları...-

*

Bir lamba yanıyor, hafif ve sarı,
Açıyor elini göğe bir kadın.
Uzuyor, uzuyor, uzuyor saçları
Uğrunda ölen güzel kızların...

*

Bir lamba yanıyor, hafif ve sarı;
Esmer delikanlı, hatıra ve kan.
Yeşil gözlü kızın hıçkırıkları
Sızıyor bir kapı aralığından;
Lambalar yanıyor, hafif ve sarı.

*

Lambalar yanıyor, hafif ve sarı;
Çocuklara açar mağaraları
Gün görmemiş kuşlar ve örümcekler.
İlan-ı aşk eden dil balıkları
Aşina suları çabuk terkeder...

Lambalar yanıyor, hafif ve sarı;
Bakıyor ateşe, küle böcekler.
Köpekler parçalar kanaryaları
Mektupları bir boz ağaç kurdu yer.
Baykuşlar ötüyor harabelerde;
Yanıyor lambalar, hafif ve sarı.
Bir kaza kurşunu bulur her yerde
Süvarisiz şaha kalkan atları...
Bir ruhun ışığı vardır göklerde,
Lambalar yanıyor, hafif ve sarı;
Ötüyor baykuşlar harabelerde.

Bir lamba yanıyor, hafif ve sarı;
Titriyor yıldırım düşmüş gibi yer.
Bekledi arzuyla karanlıkları
Anneler, babalar, erkek kardeşler.
Ta içinde duyar ani bir ağrı,
Bir hüzün şarkısı tutturur gider
Anneler, babalar, erkek kardeşler.

Lambalar yanıyor, hafif ve sarı;
Her yatak dopdolu, bir yatak bomboş.
Bir neşe şarkısı tutturur gider

Birinci, ikinci, üçüncü sarhoş;
Kurşunlar sıkılır göklere doğru,
Serçe yavruları yuvada titrer.

Lambalar yanıyor, hafif ve sarı...

*

Bir lamba yanıyor, hafif ve sarı;
İnce yelkenleri alıyor yeller.
Titretir kalpleri ve bayrakları
Gemiden toprağa uzanan eller.
Lambalar yanıyor, hafif ve sarı,
Bir yosun köküne hasret kalacak
Gizli hazineler, su yılanları...

İnce yelkenleri alıyor yeller;
Bir lamba yanıyor, hafif ve sarı.
Beyaz pelerinli hür tayfaları
Kendine bağlıyor siyah kediler;
Titriyor gönüller ve kara bayrak,
Bir yosun köküne hasret kalacak
Gemiden toprağa uzanan eller.
Bir lamba yanıyor, hafif ve sarı.

*

Bir lamba yanıyor, hafif ve sarı,
Garip bir yolculuk, tren ve Gülce.
Bölüyor bir hançer, ah, rüyaları:
Bir rüya, bir hançer, bir el; ve, ve, ve...

1952, Yaz

M.Burak Sezer
20-10-2006, 00:17
Demek Yine Hafakan<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />

ruhun üzerine mükedder bir akşam gibi çöken
bu şiiri ben çattım
ben çattım bu şeyda nakşı atların sağrısına
susmuşken türküsünü böğrüme saplayan yağmur bile
ben sardım o kırmızı mendili boynuma
yağlı ilmek yerine

yumruğumu sıksam ay tutulurdu
ay karanlığı tutup kalbime sokulurdu
oya sen avcunu uzatıp ahir zaman falcılarına
sorardın nerde yangın nerde rüya
işportacılar apansız sokaklara dağılırdı o an
yaşamın ara sokaklarına çarparlardı yürek yürek
ellleri ellerime karışırdı kim ki o kendine hasret
oysa sen sorardın falcıya gözlerini yumup ta mor sancılara
sorardım hep: hani Romeo hani Juliet

suskun bir öğle sonuydu filizkıran ertesi
kırıp gittin kaburgamın emanet yarısını
duymadım bir hicazkâr diz boyu gecelerde
kalbim şehrin ayazında tiril tiril kelebek
falcıdan yana bir kuru temenni kaldı masalımıza
kelebekler kan içre örer kozayı
sabret

demek yine hafakan
demek yine zulmet

Fatma Çolak, Fe Şiirleri
Ay Vakti Kitap, s. 33-34

Nur Sicimoğlu
20-10-2006, 10:45
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">KÜSKÜN<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">bu gece susmaya gelsem sana

sıcak bir düşün terine
ayaz yedim bütün gün
bana şarap versen
kırmızı pembe beyaz
içimde küskün bir çocuk var
usulca örtsen üstümü gözlerinle[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Zeynep Uzunbay[/B]

Nuray Çınar
20-10-2006, 11:13
<TABLE width=503>
<T>
<TR>
<TD width=441>Ayrılan


</TD>


<TD align=right width=52>
http://www.siirakademisi.com/metin.gif (http://www.siirakademisi.com/yazdir.asp?id=1010)</TD></TR>
<TR>
<TD width=497 colSpan=2>Aşkı doğuran şey nedir;
O yakınlığı, iki can arasında?
Ve kopuş ne zaman başlar?
Ne zaman biter bir sevda?

Bir kurt gibi içten içe
Gelişip büyür çürüme
Bir an gelir ki aynı mekandasınızdır
Ayrı duygusal zamanlarda

Ataol Behramoğlu


</TD></TR></T></TABLE>

M.Burak Sezer
20-10-2006, 23:35
Monna Rosa / Sezai Karakoç



III. PİŞMANLIK VE ÇİLELER

Rüzgar eser, yağmur yağar, tilkiler üşür;
Bir odun parçası aydınlatır ocağı.
Anne ateşin önünde perişan,
Anne ateşin içinde hür...
Rüzgar eser, yağmur yağar, tilkiler üşür.

Yağmurlar sırtıyla sırtımın arasındadır;
Şarkılar dudaklarıyla dudaklarımın.
Bin parçaya böldü beni bir divane sır,
Sesi geliyor sesi günahkar çocukların;
Şarkılar dudaklarıyla dudaklarımın arasındadır.

Gönüller yanarak kavuşacaktı;
Yüzdeki ıstırap, çile ocağı,
Onun bu ocakta yanan toprağı,
Bir gece rüyamda avuçlarımı yaktı,
Gönüller yanarak kavuşacaktı.

Benim gözlerim yeşildir, onun gözleri kara;
Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara.

*

Annenin başı elleri arasında,
Parmağında aydınlık günlerden kalma yüzük.
Bir fotoğraf asılıdır duvarda:
Aynaya, geceye, maziye dönük,
Annenin başı elleri arasında,

Bir tüfeğin burnu havadadır,
Ateş almak üzredir, mermisiz.
Ben bir küçük kızım, ben bir deli kızım,
Siz beni ne anlarsınız siz!
Bir tüfek ateş almak üzredir, mermisiz...

Bir saman çöpüne tutunmuş kızların
Eteğini ben çektim.
NEyleyim göğsümü kara dağın sert rüzgarı doldurmuş,
Annemden ilk sütü Gülce'de içtim.
Ankara'ya, çatal dağa biz zindandan gün vurmuş:
Az kalsın yerine ben ölecektim
Bir saman çöpüne tutunmuş kızların...

Kediler halıları parçalıyor,
Kırmızı bir ışık düşüyor yere.
Annenin dizinde derman yok,
Annenin kafası iki parçadır.

Hükmedemiyor insan ruhuna ateş,
Rüzgar hükmedemiyor incecik perdelere;
Kediler halıları parçalıyor.

Ateşte sarı gül açan saksılar,
Kızarmış bir ekmek gibi duruyor;
Kulağıma garip sesler geliyor.
Kuş yumurtasından çıkan insanlar
Ahırda bir ata eğer vuruyor,
Kulağıma garip sesler geliyor.

Ben bir şarkı, ben bir tüyüm;
Ben Meryemin yanağındaki tüyüm.
Beni bir azizin nefesi uçurur,
Kalbimde Allahın elleri durur.
Cici ayaklarım iplikle bağlı,
Ben onun sılası, kendimin gurbetiyim;
Ben bir azizin hasreti,
Ben Meryem'in yanağındaki tüyüm.

Benim gözlerim yeşildir, evet evet, onun gözleri kara;
Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara...

*

Ocak sönüyor, ateş kül oluyor.
Annenin saçları beyaz,
Anne saçlarını yoluyor.
Ateşin içinde gül açar, servi büyür, ardıç büyür, çocuk büyür;
Ocak sönüyor, ateş kül oluyor,
Anne ruhunda ruhuma eğiliyor.

Yaralı kuş kanadını ısıtan
Bir güneş toprağı yarıp çıkacak.
Kadınlar sansa da yaşadığını,
Şarkısız kaldıkça yaşamayacak.
Kadınları şarkılar, geceler aydınlatır.
Kadınları şarkılar, akrepler aydınlatır.
Kadınları şarkılar, zehirler aydınlatır...

*

Artık ben gideceğim, ata eğer vuruyorlar.
Hatıralarımı birer birer yakacağım.
Entarimi parça parça edip
Zehirli kirpilere bırakacağım.
Beyaz bir kayanın üstüne çıkıp
Göğsüme siyah bir gül takacağım.
Batan güne doğru kurşunlar sıkıp
Kendimi boşluğa bırakacağım.
Ayaklarımın altından geçiyor bir deniz...
Ben bir küçük kızım, ben bir deli kızım,
Siz beni ne anlarsınız siz!
Artık ben gideceğim atım kişniyor;
Bir bebek mum istiyor, bir ölü şarkı istiyor,
Ayaklarımın altından geçiyor bir deniz, bir deniz;
Beni onun gözleri çağırıyor, duramam duramam.

Benim gözlerim yeşildir, ah, onun gözleri kara;
Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara...

1952, Güz

M.Burak Sezer
22-10-2006, 01:05
GÖRÜR GÖRMEZ

tanıyınca bir hoş oldu yaşamak
ben ancak böyle çoğalırdım
seninle

Cahit Zarifoğlu

venessa
22-10-2006, 01:11
HÜSEYİN ÇİFTÇİ
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
DİZELER


tuz, ustasının
tadıyla
yüklüdür…

egemen olduğun
iklimleri yaz
geçişler kolay olsun.

önermeler, formu
üretir;
bakış, değişikliğini
fark eder.

parça ki zaman,
ön koşul, yaşama…

beklentilere
bağlı olan şekillerin
ayrışması zordur…

İleriye geçişler,
İtişi güçlendirir…

karınca kendini
bilmiyor;
toprağını kullanıyor
rüzgar…

kendilikler,
kendini bir yere
kaçıran gölge !

yarın,
yoktur.

çıkarımları öncü
olan doğrular
muhtemelsiniz…

doğru hatlar üstünde
uygun delikler…

pay istemiyor
dilsizleştirme…

yargılarının
ekmeğini sev…

M.Burak Sezer
23-10-2006, 15:31
Monna Rosa / Sezai Karakoç



VE MONNA ROSA

Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
Sana doğru uzanan çaresiz ellerimi.
Sırrımı söylüyorum vefakar balıklara:
Yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi.
Koyverip telli pullu saçlarımı rüzgara,
Bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara...

Bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü
Ve boğazımı sıktı parmaklar ince, uzun.
Günahkar toprağıma saçından bir tel düştü;
Sana ne olmuş Rosa, bir derde tutulmuşsun.
Bir ekmek kadar aziz fikirler böyle pişti:
Noel ağaçları ve manolyalar kahrolsun,
Bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü...

Şu şapkayı çıkarıp atıyorum ırmağa;
Her şeyim sizin olsun, hep sizin kesik başlar.
Rüyasında örümcek başlarsa ağlamağa,
İçine gül koyduğum tüfek ölmeğe başlar.
Günahını sırtına yüklenen kaplumbağa
Gibi ölüm önünde öz benliğim yavaşlar.
Öyleyse şu şapkayı fırlatayım ırmağa.

Bu erkekler kokuyu kediler gibi alır
Ve kediler her gece sürünür yastıklara.
Denizleri bahtiyar eden günler kısalır;
Satılmayan çiçekler, zehirli ve kapkara,
Unutulmuş erkekler ve kadınlara kalır.
Bir geyiğin gözleri düşer eriyen kara
Ve erkekler kokuyu kediler gibi alır.

Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!
Ve toprağın rüyaya yılan gibi girişi.
Sana da, Monna Rosa, taş bebeği bıraktık,
Ellerinde kılçıklı balıkların bir dişi.
Senin hatıran gibi büyük, yeni, karanlık;
Senin hatıran kadar Allah ve şeytan işi...
Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!

Bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim;
Ta boğazıma kadar çıkan deli yağmura.
Tüyüme horozdan çok itimat edeceğim,
İtimat edeceğim şu belalı yağmura.
Ruhuma bayrak yapıp ben teslim edeceğim
Asılmış bir adamın iki eli yağmura.
Bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim.

Bir tren ışığına, güneşe çekmek seni
Ve bir şehir yaratmak, ruhundan Gülce diye.
Parçalanan gemiyi ve yırtılan yelkeni
Katıvermek sessizce söylenen bir türküye.
Ve sonra bir köşede öldürmek ölmeyeni
Ve son vermek bitmeyen, bu bitmeyen şarkıya,
Bir tren ışığına, güneşe çekmek seni.

Sana tavuskuşunun içime girdiğini
Son, en son söz olarak söylemek istiyorum.
İçime girdiğini, tüyünü yolduğunu
Son, en son söz olarak söylemek istiyorum.
İçimde tavusların bir bir kaybolduğunu,
Bana da bir çift ak kanat kaldığını
Son, en son söz olarak söylemek istiyorum.

Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
Sana doğru uzanan çaresiz ellerimi.
Sırrımı söylüyorum vefakar balıklara;
Yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi.
Koyverip telli pullu saçlarını rüzgara.
Bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara...

1952, Kış (Yılbaşı Gecesi)

venessa
23-10-2006, 20:21
<TABLE>
<T>
<TR>
<TD =row3>
<CENTER>Ortak Bir Işık </CENTER>
</TD></TR>
<TR>
<TD =row2>Bekledik, gelmediler. Açtık
pencereleri, kulak kesildik seslere
gündüz ve gece, taradık tek tek
istasyona inen yorgun yüzleri,
ufuktaki lekelere ayarladık dürbünü:
Bekledik, kırık, gelmeyeceklerini
anladıktan sonra bile.

Görkemli geçmedi günler burada:
Sıradan, sade, dingin anlar kovaladı
sıradan, sade, kekre anları: Yoktu
büyük fırtınalar öyle, büyük büyüler
kurulup çözülmedi bu yaz: Her zamanki
nedensiz hüzünler, çocukların şaşkın
falı, biraz tatilde kasaba sosyolojisi,
biraz başı boş konuşmayla döndü takvimler.
Gözümüz yoldaydı gelmediler.

Odalara çekilip şiir okuduk
içimizden: Seferis ve Montale,
Akdeniz dolu dizeler, hepsi genizden.
Durup dururken yürüyüşe çıktık
akşamları, durup dururken sustuk
yakalamış gibi seyrek bir anlamı,
dağ köylerine çıkıp bir gün
öyküsünü dinledik süngerci
oğulların, unutulmuş bir kadınla
konuştuk bir başka gün, tansiklar?
izledi birbirini sonra: Bir atmacaya
baktık uzun uzun avının gözünden,
sağanak indirdik kavruk mevsimin
ortasına, bir yangını söndürürken
bir başkasını başlattık: Durup
dururken gelebilirdiniz, bekledik.

Hazırdı sofra: Semizotu ve sarımsak,
elimizle topladığımız kekik, incir,
nane: Hazırdık sürdürmeye telaşı
ve coşkuyu bıraktığımız yerden.
Geçmişin nasıl geçtiğini, nasıl
geleceğini geleceğin soracaktık.
Dinmezdi ağrı üstüne gitmedikçe,
açılmazdı bu koyu sis
tutmadıkça kökünden ortak bir ışığı,
içinde olacaktık içimizdeki korkunun:
Bekledik gelmediniz.

Eksikti önemli bir şey, başladığında
dönüş, bavulu kapatamadık. Döndük
odalara baktık yeniden, aradık
taşlık ve hayatta: Neydi yitirdiğimiz
anlayamadık. Yarım bir duyguydu belki,
belki sürüp giden bir gündüşü,
kendimizde beslenmiş,
ötekinde sönmüş bir ateşti belki de,
eşiğine dayanıp göremediğimiz:
Bekledik, gelseydiniz.</TD></TR>
<TR>
<TD =row1>
<CENTER>Enis Batur (http://www.berzah.com/siir/siir.siirler.asp?dost=&amp;sair=sair&amp;id=73)</CENTER>
</TD></TR></T></TABLE>

M.Burak Sezer
27-10-2006, 01:22
Berat'e


Ey berat hanım
Otur şöyle nefes al dinlen
Ve anlat ne var ne yok halin nasıl
Eğer dersen "vaktim yok dilim yorgun
Çamaşır dağ gibi
Bulaşık bir ziyafet sonrası kadar çok
Ve çocuklar
Aç uykulu ve huysuz"
O vakit koştur didin işin bitince otur
Sonra anlat halin nice keyfin nasıl


Ey Berat hanım dersen ki
"Bu ne zalim adam
Halimi bilmez halden anlamaz
Küçük bir şeyi mesele yapar"
-Ne büyük yalan-
Doğrusu var hakkın
N'etsem n'apsam
Kollarını bilezik
Boynunu kordon
Ayağını hal hal donatsam
Yine hakkın kalır


Bizi hoş görünüz
Sabırlı olunuz
Çocukları dövmeyiniz
Zinhar beddua etmeyiniz
Sui zan değil hüsnü zan ediniz
Ve acaba ikaz ettik hata mı ettik


şairi garipcan


(Cahit Zarifoğlu)
<CENTER></CENTER>



*&nbsp ; ;&nbsp ; ;&nbsp ; ;
cahit zarifoğlu'nun eşi berat zarifoğlu hanımefendiye yazdığı bu şiir DüşÇınarı'nın mart-nisan'98 sayısından alınmıştır. Edited by: M.Burak Sezer

Nur Sicimoğlu
27-10-2006, 01:25
Mehmet Hamdi İçin Tırtıl Ninnisi<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />


Süte ve geceye tutsak
aç uykusuz koyunu karanlığın:
Gemiler dalmış gidiyor açığa,
Tarancı ki karamsar bir dede
ilk atışta vuruyor imgeyi: Bir
sebep değil, belki neticedir gece.

Mehmet Hamdi: Oturmuş iri
badem gözüne uyku, sallanıyor
saatin iskemlesinde! iki kez
söylesem mavi tırtıl bir ninniyi,
söyle, artar mı ipek düşüne
kana kana kanamadığın özsudan
bir damla küpe?

Süte ve geceye tutsak
atılgan çocuk, kırılmaz
bir inadın tartısında dur da
nasılsa çözül: Uyusun sultan
annen, uyusun ki al götür
şu kalemi ceylan Yusuf'a:
Başlasın dondurdugun yerden
büzül sözüne gergin kanadın.

Enis Batur

M.Burak Sezer
29-10-2006, 01:59
YAĞMUR



Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur

Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından

Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur

Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından

Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat

En müstesna doğuşa hamiledir kainat



Yıllardır boz bulanık suları yudumladım

Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları

Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım



Hasretin alev alev içime bir an düştü

Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü

Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde

Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü



İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin

Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla

Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin

Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla

Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak

Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak



Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım

Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı

Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım



Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü

Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü

Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe

Her sayfada talihsiz binlerce kurban düştü



Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden

Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına

Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden

Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına

Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin

Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin



Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım

Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış mazide

Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım



Sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü

Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü

Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin

En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü



Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan

Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar

Mutluluk nağmeleri işitirler Hıra'dan

Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar

Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri

Paramparça, ateşler şahının hayalleri



Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım

O mücella çehreni izleseydim ebedi

Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım



Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü

Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü

Katil sinekler deldi hicabın perdesini

İstiklal boşluğuna arılar nadan düştü



Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında

Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin

Ebedi aşka giden esrarlı yollarında

Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin

Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü

On asırlık ocağın savururdum külünü



Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım

Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak

Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım



Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü

Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü

Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara

Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü



Badiye yaylasında koklasaydım izini

Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar

Seninle yıkasaydım acılar dehlizini

Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar

Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya

Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya



Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım

Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu

Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım



Haritanın en beyaz noktasına kan düştü

Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü

Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi

Hakların temeline sanki bir volkan düştü



Firakınla kavrulur çölde kum taneleri

Ahuların içinde sevdan akkor gibidir

Erdemin, bereketin doldurur haneleri

Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir

Şemsiyesi altında yürürsün bulutların

Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların



Devlerin esrarını aynalara sorsaydım

Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler

Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım



Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü

İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü

Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer

Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü



Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini

Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir

Yıldırımlar parçalar çirkefin gölgesini

Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir

Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından

Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından



Madeni arzuların ardında seyre daldım

Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini

Senin için görülen bir düş de ben olsaydım



Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü

Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü

Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali



Hazindir ki, dertleri aşmaya umman düştü

Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır

Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur

Sensiz doğrular eğri, beyaz bile karadır

Sesini duymayanlar girdabında boğulur

Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin

Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin



Saatlerin ardında hep kendimi aradım

Bir melal zincirine takıldı parmaklarım

Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım



Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü

Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü

Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül

Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü



Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde

Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay

Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde

Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray

Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin

Mekanın fırçasında solmayan resim senin



Yağmur, bir gün elimi ellerinde bulsaydım

Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme

Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım



Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü

Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü

İniltiler geliyor doğudan ve batıdan

Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü



Islaklığı sanadır ahımın, efganımın

İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler

Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın

Nazarın ok misali karanlıkları deler

Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin

Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin



Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım

Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar

Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım



Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü

Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü

Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün

Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü



Nefesinle yeniden çizilecek desenler

Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek

Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler

Anneler çocuklara hep seni içirecek

Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin

Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin



Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım

Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın

Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım



Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü

Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü

Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın

İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü



Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım

Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım

Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

Senin için görülen bir düş de ben olsaydım

Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım

Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın

Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

Nurullah Genç
Yankı ve Hüzün
(Denge yayınları, 1992)
Sayfa 25-36

M.Burak Sezer
29-10-2006, 21:46
SİYAH GÖZLERİNE BENİ DE GÖTÜR

Daha dokunmadan kurudu irem
çöllere bir türlü yağamıyorum
yeni bir koşunun başlangıcında
biraz deprem sonrası
biraz şehir hülyası
bir kalp yangınından geriye kalan
siyah gözlerine beni de götür
artık bu yerlere sığamıyorum.

Pembe uçurtmalar yolladığından beri
sarardı tiryaki menekşeleri
sonbaharın tozlu kafeslerinde
sevgi turnaları yakalıyorum
turnalar gidiyor;ben kalıyorum
avareyim,asudeyim,yorgunum
bilmiyorum neden sana vurgunum
Erzurum garında banklar üstünde
uyku tutmuyor karanlıkları
yitik düşlerimi kovalıyorum
gölgeler gidiyor;ben kalıyorum.

Binbir türlü kokuyorsa yaylalar
siyah gözlerine beni de götür
baharın koynundan koparıp sana
ipek bir mendile sardığım yüreğimle
şehzade gülleri gönderiyorum
umutlar kalıyor;ben gidiyorum.

Bütün yelkenlileri,deniz fenerlerini
kaptanları sorgulayan
yanından geçen küheylanların
korku tufanına yakalandığı
siyah gözlerine beni de götür
güneş ülkesinden gelen yiğitler
benzeri olmayan bir dünya kursun
cellat,ayrılığın boynunu vursun.

Usul usul intizarı çürüten
bu hercai diken,bu çılgın arzu
sürüklüyor imkansız muştuların
eşiğine gönül vadilerini
bir ağaçtan düşen yapraklar gibi
düşüyorum tanyerine
ya topla yaralı kırlangıçları
ya da bu vefasız şarkıyı bitir
özgürlüğe giden tutsaklar gibi
siyah gözlerine beni de götür.

Nurulah Genç
Siyah Gözlerine Beni de Götür
(Birey Yayınları)

unedem
30-10-2006, 00:12
Yol Ağzında



İki ürkek, kırılgan insandı onlar.

Bir yolun ağzında buluştular.

Çıplak bedenlerinde geçmişin yara izleri,

Çuvaldan bir örtüye sarındılar.

Ve baktılar birbirlerine,

Baktılar ürkerek kırılmaktan.



Biri çıkarsa örtülerini ,

Diğeri de çıkaracak.

Biri bıraksa kalkanlarını,

Diğeri de bırakacak.

Öylece beklediler birbirlerini,

Beklediler ürkerek kımıldamadan.



İlk kadın cesaretlendi.

Sıyırdı azıcık örtüsünü,

Sol omuz başı göründü.

Adam uzattı elini,

Adamın eli çeliktendi.

44 yıllık uğraşının sonucu,

El yapımı çelikten.

Ve soğuktu.

Adam sıcağı unutmuştu.

Tir tir titredi yüreği kadının.

Geçmişin hayaletleriyle savaştı bir süre

Ve örtündü ürkerek yeniden.

Bulabildiği ne varsa, çer, çöp, taş, diken,

Kat kat örtündü eskisinden beter.



İki ürkek, kırılgan insandı onlar.

Bir yolun ağzında ayrıldılar.

Kadın çirkindi artık,

Adamsa hala çelikten.



Eflatun

M.Burak Sezer
30-10-2006, 21:46
GÜLNARE

ben, yıpranmış sokaklar ortasında avare
sen, kırgın bir ülkenin süreyyası: Gülnare
honçalı novroz gelir; bir de siyah ve sarı
dalgalanır göklerde bir kuşun kanatları
her nağme, dudağında çarpılmış karanfil
sana tutkun atlılar şimdi yorgun ve sefil
göğsünde, kıskandığım bir rüyadır kırmızı
nerdesin, ey masallar ülkesinin son kızı

dokunmuyorsa kalbim o mazlum kitabeye
ayışığı düşer mi kanlı bir harabeye
sensiz çöl, ıssızlığın kahrıyla zehirlendi
yalnız bulutlar değil, vahalarda kirlendi
mahşeri bir serabın ardından yürüyorum
gözlerini kaybeden bir kervan görüyorum
geride, okunmayan silik izler kalıyor
kaktüs hala toprağı uykuda yakalıyor

tarihin her sayfası soluyor pare pare
karasevda burcunu yıkıyorsun, Gülnare
Azerbaycan ufkunda bir divanedir gönül
böylesi tarümar olmadı belki de gül
toprak, bir bakışınla kızıl renge büründü
yıldızlar ülfet için gündüz vakti göründü
gözlerin binlerce yıl ötesinden yadigar
nerdesin, ey Bakü’den, Gence’den esen rüzgar

yaldızlı perçemlerin ıslandıkça uzuyor
yalnızlık damla damla şakağından sızıyor
bazen öfke, kavgayı sevenlerin ardında
mahülya ve hüzün; bazen korku ve sevda
çiçeklerin yurdunda yalnız senin kokun var
bazen uzaktan uzak, bazen yakın bir duvar

karanlığa mahkumdur gökte sensiz, sitare
ruhumu zevalinle buuşturma, Gülnare
soluğun ab-ı hayat mıdır; filizlendi kül
siyah bir lale gibi aynaya düştü kakül
kırdın yüreğimdeki saatin akrebini
kuruttun düşlerimin hayal mürekkebini
hangi ırmağa baksam akıyorsun derinden
Hazar, acılarınla ağlıyor kederinden

kuduran bir denizde benziyorsun şikare
görebilseydi seni ejderhalar, Gülnare
gözlerinden fışkıran yanardağlar sönerdi
o ısırgan bakışlar balmumuna dönerdi
oysa şimdi su sarhoş; balıklar geldi dile
dalgalar son bir umut vuruyor sahile
Nahcıvan, hasretinle alevlenen sır çerağ
seninle firakını unutuyor Karabağ
göğsünde, kıskandığım bir rüyadır kırmızı
nerdesin, ey masallar ülkesinin son kızı
bırakıp gittin beni umarsız bir efkare
haber gönder, nerdesin, nerdesin ey Gülnare

Nurullah Genç

Nuray Çınar
31-10-2006, 18:24
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=black cellSpacing=0 cellPadding=0 rules=n***111;ne width=747>
<T>
<TR>
<TD vAlign=top width=270>



</TD>
<TD vAlign=top width=477 rowSpan=2>
<TABLE width=503>
<T>
<TR>
<TD width=441>İnsanın Gurbetleri İçinde


</TD>


<TD align=right width=52>
http://www.siirakademisi.com/metin.gif (http://www.siirakademisi.com/yazdir.asp?id=692)</TD></TR>
<TR>
<TD width=497 colSpan=2>Gecesel bir yer altı sesiydi,
kehanet fısıldaşmasındaydı kökler, kemikler;
açıkta tüfercilerin parıldayan
lüks'leri. Av vakti, o tedirgin
kaşılıklı bekleyiş; gövdemdi sanki
oltadan ışığın yalımına kapılan.

Yanılsamalar ve aldanışlar.
Beklediğim inmedi trenden,
bir söylen olacaktı dönüşü;
kara büyülere çarpılmaya hazırdım
dönsündü yeter ki.
Oysa kıpırtısızdı istasyon;
öyleyse kırmızı bir mendille
kimdi el sallayan geçen akşam?

İnsanın gurbetleri içinde;
sürgün yeri bu yüzden tanıdık,
ayrıldığı günkü gibi dönüyor kişi.
Gide gide, yata yata bitmeyen
yol değil, zindan değil;
bedenin ve kırılgan sözlerin,
bahçıvanın budadığı dalın
suladığı fidanın içinden geçen
o karanlık menzil.

Ezberimde tüm zulümler,
belleği öyle beslemez
çünkü aşklar.

Sevgililer! Bazılarınızı unuttum
burnumda tütüyor bazınızın kokusu.
Terk edilmenin acısı dinliyor, aldatılış
gülümsetiyor: parmakların arasında
buruşturduğum hercai menekşenin
o tuhaf hışırtısı.

Vahşet vahşetle açıklanmalı.
Tazeyken yanık et kokusu
kılınabilir mi beş vakit namaz?
Hangi kösnü, hangi düş, hangi dua
unutturabilir toplu mezarları?

Kardeşler! Çoktan verdim
vereceğim filizi. Gittim gideceğim
yerlere; döneceğim yerlerden
döndüm. Yol alırken değiştirdi
görüntüleri, biçimleri, çelik
keskisi zamanın ve güzergâhın.

Kazınıyor anılar, bir gül
sesiyle birbirinin üstüne;
son eskinin, artık unutulmuşun
bir yorumu en yakın katmandaki
yara gibi taze anı.

Anımsadıkça bilecek insan
neyi unutmaması gerketiğini.

Ahmet Oktay
Kitap-lık, Kasım / Aralık 2000 sayısı</TD></TR></T></TABLE></TD></TR></T></TABLE>

Nuray Çınar
31-10-2006, 22:43
<TABLE width=503>
<T>
<TR>
<TD width=441>Harranlı Müneccim


</TD>


<TD align=right width=52>
http://www.siirakademisi.com/metin.gif (http://www.siirakademisi.com/yazdir.asp?id=1170)</TD></TR>
<TR>
<TD width=497 colSpan=2>sonunda yağmur yağacak,
hem öyle bir yağmur ki
yapılmayan işlerin,
ödenmeyen borçların,
tutulmayan sözlerin
mazereti olacak.
ve kefareti, uğruna bir tazenin
kalkıp yollara düşmeyi
ve kaderle güreşmeyi bu yaşta
göze alamamanın...

öyle bir yağmur ki, aylarca
belki yıllarca yağacak;
senatoyu su basacak,
sarayı, kiliseyi...
ve patriğin külahını
snodun çamurlu tortuları üstünde
yüzdürecek kadar
yükselecek sular;
yağlı takkelerini yüzdürecek kadar
çerçöple birlikte,
kavgayı kızıştıran ruhanilerin;
ve takma başı üstündeki
takma perçemini
biçare imparatorun.

elmas sertliğinde yağacak,
sabır inceliğinde...
ve yasaları eritecek yağmur,
töreleri - o yıkılmaz sanılan
kaleleri, kurumları falan...
yer gibi sağlam, gök gibi her yerde
diyerek şanını yücelttikleri
ama kanını emdikleri,
kökünü kemirdikleri
köhne devleti...

öyle bir yağmur ki...
allakbullak edecek piyasaları,
dinleri, sanatları, ülküleri;
maskaraların suratlarına sürdükleri
boyalı pudra gibi eritip akıtacak,
pudra şekeri gibi...
dilleri, üslupları, retorikleri.

ve siz ey, süslü seremonilerin,
sadakat gösterilerinin,
ödüllerin, nişanların altında
yamalı ciğerlerini,
tahta cambaz bacaklarını
gizlemeye çalışan
yeteneksiz saray şairleri!

o yağmur yağınca,
o büyük yağmur,
teranelerinize can katmak için
cıvıltılarına kulak kabarttığımız,
tahsisat-ı mestureden ödenekli
ilham perileriniz,
ilham fareleriniz
yuvalarından dışarı vuracak,
halkın yatağının, yastığının altından,
gardıroplarından fahişelerin,
akla gelen her kuburdan,
hatta ayak yollarından muhaliflerin;
hem de leşlerinin kuyrukları
sizin burunlarınıza
dolanmış olarak!

o yağmur yağınca,
o büyük yağmur,
kemerli, revaklı hayalhanelerinde
arp çalan, neşide söyleyen,
iskambil falı açan
ve tatlı ürpermeleri içinde
ölümlü ihsasların
aşk oyunlarıyla oyalanan
zarif ruhlarını çürütecek rutubet
ve rakik vicdanlarını
suskun entellektüellerin

ve yıkayacak o büyük yağmur,
silip temizleyecek
noktasına, virgülüne kadar,
halkın belleğine balçıkla sıvadıkları
bulanık satırlarını,
görece lekelerini şöhretimin;
o göçebe serazen güzeliyle yaşanan
küçük, masum macerayla ilgili...

bunları ben söylüyorum;
en uzak yıldızlara,
ziclere, atlaslara bakarak...
ben, El Harizmi'nin gözde tilmizi,
-öyle olduğu için de
Bağdat'a tutunamayan,
Roma'da anlaşılmayan,
ve Bizans'ta, elli yaşında
tam yıldızı parlayacakken
adı ikon kırıcıya
ve kart hovardaya çıkartılan-
ben, yıldızbilimci, şair
Harranlı Leon:

ben, matematikçi, mimar, ressam;
rum ateşinin mucidi;
hendesede hace-i hacegân;
yedi dilde konuşan,
üçünde yazan-bozan;
gizli ilimlerde,
bahusuz maraz-ı kalpte
ve inkisar-ı aşk ve muhabette uzman;
diline hâzik hekim,
eline mahir cerrah;
tarid-i cin ve sihir,
ilahiri ilahiri ilahir...

Defter / Sonbahar 2000



</TD></TR>
<TR>
<TD width=497 colSpan=2>Cahit Koytak
</TD></TR></T></TABLE>

M.Burak Sezer
31-10-2006, 22:52
İnci Dakikaları

Sen bana yeni yılsın her dakika
Her dakika bir yaşıma daha giriyorum

Sen benim üstüne titrediğim güzel ve yeni
Saatim kadar saadetimin gözbebeği zamansın
Ben bin parçaya bölündüm her parçasında
Her parçasındayım kırkayak sesli boğuk arkadaşlığın
Çalkantısız Üniversitenin yalnızlığın ve ağlamanın
Erkek ağlar mı diyeceksin
Hayber'in kapısı ağlar mı erkek ağlar mı
Ben yel gibi erkekler ağlar diyorum
Bir dakika ağlar yılbaşı dakikasında
Daha gözlerimin gerçek yaşları belirmeden
Ağlamak diye bir şey yoktur diye bir şey
Yüzme bilmeyen bir uyurgezer yüzer ya
Çürük ve havada asılı tahtalar üstünde
Hafif kedi ayaklarıyla yürür gerçekten yürür ya
Sen benim ağlamamı erkekliğime
Uyanan ölmeyen yenilenen
Azgın kışlar içinde keskin baharlar bulan
Seni bulan yeniden bulan tekrar tekrar bulan erkekliğime say

Bütün bir yıl bütün bir yaşama boyu
Gizli heybelere binbir gece eşyası doldurduğuma say

Ben otomobilleri böylesine yankısız sağır komam
Öyle bir isyan şiiri var ki ben onu yakalayacağım
Bu yunan şehrinin düzenini öper ve yalvarırım
Şehrin ölümünü yanlış anlama
Gözleri kör oldu doğrudur ama o kadar
Ve şehrin gözlerini geri verme dakikalarıdır bu yılgın çanlar

Senin odan günışığı en güzel müzik bana
Farklılıklar odası
Giden tren buharları içinde örümcek ağı
Sen güzel örümcek ağı yaşamakla yaşamamak
Doğduğumuz şüpheyle öldüğümüz şüphe arasına gerilmiş
Garip bulut farklı müzik güzel örümcek ağı

Ben bir yabancı buğunun kokusunu alıyorum
Bu kokuyu alıyorsam onulmaz kıskançlık yaramdandır
Benim garipliğime bakma benim kıskançlığıma bakma benim
İncilerin ilk gerçek ve yeni yorumunu bulur gibi oluyorum
Bu inciler denizlerin en karanlık noktalarında bile yoktur
Benim ak ve kara kayalar içinde bulduğum inciler
Bu inciler sen olmasan bende bile yoktur
Oldukları yerde bile


Sezai Karakoç

M.Burak Sezer
01-11-2006, 23:19
RÜVEYDA



fezayı bağlayarak yorgun kanatlarına

bir güvercin uçurup kıtalar arasından

çağırdın beni

geçerek birer birer sürgün kanyonlarını

derbeder koşup geldim ışıldayan tahtına

yarım koyup bir bardak kurşun rengi çayımı

yıkarak yalnızlığa kurduğum sarayımı

yetim çığlıklarımı duyurmak üzere sana

koşup geldim; iliştir beni memnu bahtına



adını söylemek istemiyorum

her hecesi amansız bir kor dudaklarımda

her harfine yıllardır şimşeklerle yarıştım

zindanlara karıştım, ölümlerle tanıştım

adını söylemek istemiyorum

Rüveyda dediğim zaman

anla ki, senin için yürüyor kelimeler

çığlığımın atardamarlarından



hangi yıldızdır bilmem, gözlerin

kayar da üzerime Rüveyda

önce tuhaf bir deprem yayılır bedenime

sonra açılır önümde ıstırab vadileri

silik renkleriyle adımlarıma

çözülmeye yüz tutan bir mazi mühürlenir

hayalin bittiği menfeze doğru

alaca bir at koşar içimde

zamansız, mekansız nefese doğru



uslanmaz bir yürek taşıdığıma dair

yaygın bir kanaat dolaşır aynalarda

oysa Rüveyda

baştan başa ben

kevser akan, gül kokan bir kalbin filiziyim



kitaplara sürdüğüm kapkara lekelerden

bir anlatsam nasıl utandığımı

bir doğrulsam eğrildiğim yerden

ağarır tanyeri nilüferlerin

alaca bir at koşar içimde

ezer toynaklarıyla anılarımı



sular köpürmemeliydi Rüveyda

kırılmamalıydı ıslak dalları hasret selvilerinin

ben zehire alışkınım, şerbete değil

rüyalar nefret eder avare duruşumdan

kabuslar çekerek ancak derdimi yeryüzünde

sen gün boyu simsiyah bir ufukla beraber

ben her gece bir mehdi türküsüyle çilekeş

yargılamak için zeval kayıtlarını

inkilap bekliyorum



hangi umut çiçeğidir bilmem, ellerin

uzanır da gönlüme Rüveyda

derinden bir ok saplanır bağrıma

beynimi çağıran bir sese doğru

alaca bir at koşar içimde

zamansız, mekansız nefese doğru



varlığın cinayettir memleketimde işlenen

akıtır kanını asil pehlivanların

yokluğun sükunettir kuşatır evrenimi

varlığın ve yokluğun ölümüdür baharın



artık eskisi gibi bakamıyorsun

göklerinde bir belkıs otururdu Rüveyda

binlerce gökkuşağı olurdu kirpiklerin

güneş bir ane gibi dururdu başucunda

artık dokunamıyor kakülün bulutlara

karalara bürünmüş saçlarında dolunay

Nurullah Genç

Zeki Çalar
02-11-2006, 12:52
BEKLERİZ


Biz çiğ süt emmişiz kaderimizden,
Eskiye bakmayız, yeni bekleriz.
Nöbet yerimizdir vücut kalesi,
Göz açık kaldıkça canı bekleriz.


Nöbet biter gözümüzü yumanda,
Çünkü elimizde değil kumanda.
En güzel fırsatı en hoş zamanda,
Ele geçirecek günü bekleriz.


Gece bitsin deriz bir şafak atsın,
Doğan güneş tan yerini kanatsın.
Bir huyumuz vardır ki; yerlere batsın!
Bir gelecek yerden bini bekleriz.


Yüzlerce ağlarız, bir gülüyorsak,
Günde on doğarız, beş ölüyorsak.
Konuşur dururuz ne biliyorsak,
Ne düşünüyorsak, onu bekleriz.


Bakmadan kaç diye ömrün yaşına,
Beraber durmuşuz yolun başına.
Beraber düşmüşüz sonun peşine,
Bir gün gelir diye sonu bekleriz.


Halil Soyuer

M.Burak Sezer
03-11-2006, 00:24
BEN BU KADAR ZULME LAYIK MIYIM RÜVEYDA



hangi ressamı vurur bilmem, endamın

sarar da benliğimi

ben beni tanımam kaldırımlarda

kafesleri yutan kafese doğru

alaca bir at koşar içimde

zamansız, mekansız nefese doğru



kırmızı bir kurdela bağlayarak alnına

duydun mu orkideye dua eden birini

bu ısmarlama yüzler yok mu Rüveyda

bu yapmacık bebekler

gözyaşı akıtırken gülenler yok mu

beni kahrediyor geceler boyu



hangi çağın gelişidir bilmem, gülüşün

soluk bir dünyanın mezarlarına

gömerek gurbetimi

kapadı karanlığa Yesrib, kapılarını

meydan okuyuşun çağın ordularına

bilmem hangi mevsimin başlangıcıdır

doruklarından öte hevese doğru

alaca bir at koşar içimde

zamansız, mekansız nefese doğru



yasını tutuyorum kararttığım düşlerin

yıpranmış divaneler gibiyim sokaklarda

amansız bir ütopya üfleyen pencereler

lif lif yoluyor dram seyyahı bedenimi

önümde, haksızlığın hesaba çekildiği

hiç kimsenin kimseyi tanımadığı mahşer

arkamda, kare kare ömrümü belirleyen

hatırladıkça yanıp tutuştuğum resimler



söyle, nasıl aşarım pişmanlık dağlarını

yeniden bir Nil olup taşar mıyım çölllere

kim giydirir başıma tacını nihayetin

kim takar bileğime hürriyet künyesini

karada balık gibi nasıl yaşarım, söyle

Rüveyda, seziyorum; tahammülün kalmadı

ama dur, boşaltayım bütün çığlıklarımı

asırlardır köhne barınaklarda

küflenen, çürüyen çığlıklarımı



at vuruldu içim paramparça Rüveyda

gölgelerin ardına sakladım kusurumu

sen orada kayıtsızca gülümsüyor gibisin

ben burda damla damla eriyip akıyorum

yine de, çiğnetmem kimseye gururumu

istenmediğim yeri sessizce terk ederim

hatıra kalsın diye bırakır da ruhumu

mahzun bir derviş gibi boyun büker, giderim

Nurullah Genç
_________________