PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Teklifsiz Serseri


emre gümüşdoğan
15-02-2007, 19:50
Teklifsiz Serseri<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Gültekin EMRE

http://www.yenisayfa.com/imgv/a/m/rwrwY.jpg

Küçük İskender, yeni şiir kitabı Teklifsiz Serseri'yle yeni bir dönem başlatmıyor, kendi • şiir çizgisi içinde biraz daha derinlere doğru yol alıyor. Anlatımındaki akıcılık ve yırtıcılık onun dünyaya bakışıyla at başı gidiyor. Toplumun her kesimine, sözlükteki her sözcüğe, gücü yettiğince, uzanmaya çalışıyor. Marjinal bir anlatımın elinden tutmayı sürdürüyor. Onun için rahat, huzurlu, acı, ısıran, batan şiirler yazıyor kanlı, sevda yüklü, hüzünlü, erotik de olsa.
"Ölülerden görüş" alarak yol alıyor "Tahta, illüzyon, komplo, su kemerleri" engeline takılmadan. Haberleşmenin her türlüsünü deneyerek, "Cinle insan arasındaki kaçınılmaz skeç"lerde oynayarak, "sonbahardan" beklenen biri olarak hayatla kucaklaşmasını dizelerle.sürdürüyor yine. Hayattan beklenen de bir şair o. "Chat"leşen sesler, yürekler de geçiyor onun şiirlerinden ya da şöyle aforizmamsı dizelerden:

"gece yarısının beyni toptan tümör"

"Bazı gecelerde biz yuvarlağız
üstümüzdeki boşluk üçgen"

gibi erotik çağrışımlı seslenişlere de kapısı açıktır onun. İntihar olgularına "Ne! Ne! Şu binanın çatısından yere çakılan peki ne!" - "muamma"lara uzanırken utandıklarına da değiniyor bir çırpıda:

"Noktaydım, virgül sandınızi
Asıl ben utandım Türkçenizle!"

Giderek bozulan ve daha çok kapanmayan yara haline gelen dilimizin son durumu hakkında da böyle şimşekler çaktırıyor dizesinde. "Nevrotik çürüme molası" bu durum elbette, toplumun her kesimine ince ince yansıyan, başta fark edilmeyen, sonradan baş edilemeyen "Yardıma muhtaç bir iç kanama". "İnsan arkeolojisi" onun çalışma sahasıdır: "Dik yamaçların sakladığı fuzuli seraplar/yaraları kabuk bağlamış büyük cümlelerin" arasından "kırgın ruh"lara el uzatıyor. "Panik atak" "panik kaltak"a, istasyonla polis de "İstasyonapolis"e dönüşüyor yeni çağrışımlara yelken açarak.

http://farm1.static.flickr.com/129/391260129_ed59eca6a3_m.jpg
küçükİskender

ÖZGÜN RUH

k. İskender'in şiirlerinde özgün bir ruh vardır onun ruhundan beslenen. Onun şiirlerindeki "ben"i yakalamak hiç de kolay değil.

"Ah
zebanisi olduğum cehennemde
yanan günahkara döndüm"
demesi bile yetiyor ruhundan geçenlerin omurgasının ne olduğunu anlamak için. Bu durumda "Aşk" nedir peki bir "borç" değilse? Borcu da ne yapmak gerekir? "Ölü çocuklara hemen ödemek" Yine ruha dönersek, "Her gün bir miktar ruh aradım bu et için" diyor ya, bedeniyle iç dünyası arasında ip atlayışına bizi, okuru davet ediyor demektir bu da. Onun şiirinde "Giriş" "Metropol" yaşamına ayna tutuyordur. "Gelişme" bölümü "İçi vakumlanmış yoğun küre" dir, yani öylesine dolu ki, ne şiirler, romanlar, öyküler saçılıp duruyor ortalığa, oradan. "Sonuç" da ise
"Örselenmiş, tekrarı zor
metafor"
-vardır. Bayrak yarışını, engelli koşuyu baştan sona örselenmeden, tekrarlanmayı bir daha göze almadan, kim geçebilir ki? Metaforlar da olmasa var ya, bu hayat hiç çekilmez, bu ölümler, bu aşklar, bunca baş belası geçmiş de. Bu durumda hayat ise şöyle bir şeydir herhalde: "tek başına sesli bir harf gibiymiş hayat" Ya sevişmek? O da, "ateşli silahlar gibiymiş tek başına sevişmek".
Hayat "bir bardak siyah su"ya sığar mı bilinmez ama, bu başlığa çok yakışan bir şiiri ancak k. İskender yazabilir! Cehalete, geleceğe, "oryantal materyalizme", sadık köpek ölülerine, "imkansız ümitler"e, çapraz fedakarlıklara ... doğru at koşturan bir anlatımı bayıla bayıla alıp bağrımıza basıyoruz unutulmaz bir armağan gibi. "altemaktif" bir sözcük oyunu gibi dursa da, çağrışımı bol bir yağmur bulutu sanki: Bu şiirin sonunda yağmur yağıyor çünkü:

"Bu aralar çok meraklı zarif bir yağmurum
Bana halk arasında kısaca 'fırtına' diyorlar."
Can alıcı soyutlamalar, uzak yakın çağrışımlar, göndermeler, zarif ve kaba ifadeler, sert ve yumuşak deyişler/ dizeler, taş, elmas yontular, kusursuz bir mimari işçilik, sözcüklere ve art alanlarındaki büyülü büyümeye tutkun bir kalem ustalığı, cambazlara taş çıkartacak bir kıvraklık, şiirin altına iki elini birden sokabilen usta bir şair, o; k. İskender. Öyküler anlatmıyor bize, öyküleri olmayan olaylar da. Şiirlerindeki sezdirmeli yapı yetiyor pek çok şeyi anlamamıza. Teklifsiz Serseri, serseri şiirlerden oluşmuyor, başıboş değiller, sahipli ve gümüş köstekli bir saat gibi tıkır tıkır işleyen ve işleten bir saat gibi. Cepte de taşınabilirler! •
Teklifsiz Serseri / k. İskender / şiir / Sel Yayınları / Aralık 2006 / 104