emre gümüşdoğan
10-02-2007, 18:00
Enderunlu Fazıl’ın ‘Zenânnâme”si günümüz Türkçesiyle yayımlandı.
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
http://farm1.static.flickr.com/151/385553481_954c539b7d_m.jpg
Osmanlının kadınlar çoğrafyası
Celâl ÜSTER
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Zenânnâme[/I], Osmanlı İmparatorluğunun 'kadınlar coğrafyası'nı sunuyor. Kitap, kadınların hem davranış biçimlerini hem de giyim kuşamlarını anlatıyor
AItÜst Yayınları, Ankara'da Filiz Bingölçe yönetiminde, sesini çok yükseltmeden, kendi yağıyla kavrularak iyi işler yapmayı sürdürüyor. AltÜst'ün en belirgin özellikleri, edebiyat ve dilin yerüstünden çok, yeraltını yeğlemesi; alışılagelmiş, egemen söylemlerle barışık olmaması; kimliğini yaşamın ve dilin içinde gizlenen yapılar ve yaratılar üstüne kurmaya yönelmesi.
Anımsayacaksınız, AltÜst, 2001 yılında Bingölçe'nin hazırladığı <I style="mso-bidi-font-style: normal">Kadın Argosu Sözlüğu[/I]’yle yola koyulmuştu. Geçerli genel dilin, yalnızca belirli çevrelerde yaşayan asi çocuğudur argo. Daha çok dillerde dolaşır, yazıya pek gelmez. O yüzden, konuşulurken çoğumuza tatlı geli r de, yazıya döküldüğünde kimilerinin gözüne batar. Nitekim, Kadın Argosu Sözlüğü de, "müstehcenlik" suçlamasıyla uzun süre yargılanmış, neyse ki bilirkişinin "sözlüğün müstehceni olmaz" .diye görüş bildirmesiyle aklanmıştı. O sıralar, bu yakası açılmadık sözlük üstüne yazdığım yazıda verdiğim örneklerin gazetenin yazı işlerini bile rahatsız ettiğini şimdi gülümseyerek anımsıyorum.
Bingölçe, "<I style="mso-bidi-font-style: normal">alan.argosu[/I]" çalışmalarını <I style="mso-bidi-font-style: normal">Futbol Argosu Söz!üğü[/I]'ve <I style="mso-bidi-font-style: normal">Asker Argosu Sözlüğu[/I]’yle sürdürdü; Tribünlerin ve kışlaların özel dillerinin;' sözel ürünlerini birer sözlükte topladı. Bu iki argo sözlüğü, yalnızca Bingölçe'nin deyişiyle "erkek kültürü"nün belki de en kapsamlı etkinlik alanlarını yansıtması açısından değil, ülkemizin özellikle son yirmi yirmi beş yıldır en hızlı gelişmiş iki alanının kendine özgü sözcük, deyim ve deyişlerini bir araya getirmesi açısından da önem taşıyordu.
Yüz yetmiş yıllık kitap
Evet, AltÜst, Türkiye toplumunun ve Türk dilinin en bereketli alanlarından birine el atmış bulunuyor. Önümüzdeki dönemde hem kadın, futbol ve asker argosu sözlüklerini geliştirerek çok daha zenginleştirebilir, hem de bu diziye yeni argo sözlükleri katarak benzersiz bir koleksiyon oluşturabilir.
AltÜst Yayınları, geçenlerde de yeni kuşakların belki de tümden habersiz olduğu
yüz yetmiş yıllık bir kitabı, Enderunlu Fazıl'ın (1759 1810), ölümünden sonra, 1837'de yayımlanmış olan <I style="mso-bidi-font-style: normal">Zenânnâme[/I]'sini yayımlama cesaretini gösterdi.
Tarihimizde "Fazlı" denince akla ilk önce Fazıl Ahmed Paşa ile Fazıl Mustafa Paşa gelir. Köprülü Mehmed Paşa'nın büyük ve küçük oğulları, ailenin sadrazamlık geleneğini 17. yüzyıla taşırlar. Enderunlu Fazıl ise bambaşka bir "Fazıl"dır. 1757'de Akka'da doğan Fazıl, I. Abdülhamid döneminde (1774 1789) Akka'da Osmanlı devletine karşı ayaklandıkları için öldürülen Tahir Ömer'in torunu ve Ali Tahir Bey'in oğludur.
1775'te kardeşi ve amcasıyla birlikte İstanbul'a gider ve enderun mektebinde öğrenim görür. Bu nedenle Enderunlu, daha doğrusu Enderunı Fazıl diye anılır.
Yaşamı aşk serüvenleriyle geçmiş Enderunlu Fazıl'ın. Ansiklopedide, "uygunsuz" davranışları yüzünden 1784'te saraydan çıkarıldığı yazıyor. Bingölçe'nin, <I style="mso-bidi-font-style: normal">Zenânnâme[/I]'nin başına yazdığı önsöze bakılırsa, Enderun'da oğlanlara üç kez aşık olmuş, zevk ve eğlenceye düşkünlüğü, cinsel seçimi, çapkınlıkları ve sarayda yaşadığı aşk serüvenleriyle dillere düşmüş; üçüncü aşkı "şehla hafız" saraydan atılmasına neden olmuş. Başıboş dolaştığı on iki yıl boyunca büyük geçim sıkıntısı çekmiş, İstanbul sokaklarında ve bekar odalarında yaşamış. Galata meyhanelerinde bir Çingene gencine tutulduğu, yedi ay süren bu aşk yüzünden epeyacı çektiği söyleniyor. Bu aşkın öyküsü, yaşadığı aşk serüvenlerini di le getirdiği ve yine ölümünden sonra, 1837'de yayımlanan <I style="mso-bidi-font-style: normal">Defter-i Aşk[/I] adlı kitabında.
O zamanlar şiir rüşvet yerine de geçecek kadar değerliymiş ki, III. Selim'e sunduğu bir kaside, Rodos vakıflarının yönetimiyle ilgili bir görev elde etmesini sağlamış. Daha sonra Halep Defterdarlığı'nda ve Erzurum'da memurluk yapmış. Ama anlaşılan serde dik başlılık var ki, İstanbul'da bulunduğu sırada yazdığı Nef'i tarzında yergiler nedeniyle hakkında şikayet olunca,1799 yılında Rodos'a sürülmüş. Orada kör olunca, imdadına yine şairliği yetişmiş: III. Selim'e sunduğu "iki gözüm" redifli kasidesiyle İstanbul'a dönme iznini elde etmiş. Ne ki, İstanbul'a dönme iznini kopardıktan bir süre sonra her nasılsa gözlerinin yeniden açıldığı söyleniyor.
Bir divan şairi
Enderunlu Fazıl, yaşamının son yıllarını Beşiktaş'taki evinde yatalak olarak ve yoksulluk içinde geçirmiş. "Caize" denen bağışı "hak edebilmek" için birçok kaside ve tarih yazarak padişah ve devlet büyüklerine sunmuş.
Fazıl, aynı zamanda bir divan şairi. Nedim, Nabi, Nef'i ve Sabit'in etkisi altında kaleme aldığı şiirlerden oluşan Divanı sonradan, 1842'de yayımlanmış. Ama günümüzde, Divan’ından çok, <I style="mso-bidi-font-style: normal">Defter-i Aşk[/I]'ıyla, çeşitli kavimlerin erkek güzellerini anlattığı <I style="mso-bidi-font-style: normal">Hubannâme[/I]'siyle, kadın güzellerini anlattığı<I style="mso-bidi-font-style: normal"> Zenânnâme[/I]’siyle ve dönemin gelenek ve göreneklerini anlattığı <I style="mso-bidi-font-style: normal">Rakkasname[/I]'siyle anılıyor.
AltÜst'ün kısa bir süre önce yayımladığı<I style="mso-bidi-font-style: normal"> Zenânnâme[/I], aslında 18. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğunun "kadınlar coğrafyası"nı sunuyor bize: acem kadınları, Bağdat kadınları, Mısır ve Kahire kadınları, Habeş kadınları, Yemen kadınları, Faslı kadınlar, Cezayir ve Tunus kadınları, Halep kadınları, İstanbul kadınları, Rum kızları, Gürcüler, Çerkesler, Arnavutlar, Rumeli kadınları, Rus kadınları...
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Zenânnâme[/I], kadınların hem davranış biçimlerini anlatıyor, hem de giyim kuşam özelliklerini; ama öte yandan, İstanbul'un toplumsal yaşamına da ayna tutuyor. En çarpıcı yanı ise, cinsellik kültürünün üstündeki kalın örtüyü çekip alması.
Fazıl'a bakılırsa, Acem kadınları cazibeli, eşsiz yanak ve gözlere sahipler. Nazlılar, hoş edalılar. Ama gece gündüz önleri ile uğraşırlar, şehvet meraklısıdırlar.
Mısır ve Kahire kadınlarının etkileyici yürüyüşleri onlara "şeytanın bir bağışı"dır. Bu kadınlardaki şehvet ateşini Nil nehri bile söndüremez.
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Gözde Rum kızları [/B]
Fazıl'a göre, Habeş kadınları nazlı, edalı, kadınların içinde en çapulcusudur. Cüssesi yufka, hokkası tılsımlı, yarası merhemli, rahmi ateşli birer bakiredirler.
Şam kadınlarının tümünü "aşifte" olarak görür Fazı!. Orada fahişelerin kapı önünde yattıklarını, mezaristanın kerhane haline getirildiğini anlatır. Trablus kadınları bir gözlerini gösterir, ötekini puşi ile örterler; çevrelerine çizilen halkada mahşere kadar kalırlar.
İstanbul kadınları parlak yüzlü, güzellik mayası, güzel yaradılışlı, güzel ahlaklı, pembe tenli, gonca yanaklı, "cinsi alem mecmuası" kadınlardır. İslam Avrupalıları güzellik ustası, sarhoş bakışlı, renkli elbiselidirler. Rumlar ve Avrupalılar Fazıl'ın güzelleri arasında ilk sıradadırlar. Öyle ki, "basılırsan da o güzellerle basıl, asılırsan da o Avrupalıya asıl" denecek kadar değerlidirler.
Rum kızları ise, Fazıl'ın gözdesidir. Delikanlı sevgilisine her ne kadar kadınlara meyletme dese de, sonunda Rum kızına izin verir.
Sonuç olarak, <I style="mso-bidi-font-style: normal">Zenânnâme[/I]'nin günümüzde yeniden, yeni kuşakların anlayabileceği bir dille yayımlanması, bir dönemin Osmanlı ya da İstanbul yaşamının resmi tarihe giremeyen yüzünün tanınması, kadına bakıştaki egemen anlayışın daha belirgin bir biçimde ortaya çıkması, ayrıca bu tür keyifli metinlerin yeniden gün yüzü görmesi bakımından çok önemli.
Ben olsam, sadeleştirilmiş metnin yanında İngilizce çevirisini değil, özgün metni verirdim. Bu tür bir basımda bence İngilizce çevirinin pek bir işlevi yok; ama özgün metin, hem anlayanlara daha derin keyifler verebilir, hem de araştırmacılar, akademik çalışma yapanlar için yararlı olurdu.
Radikal Kitap Sayı 308
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
http://farm1.static.flickr.com/151/385553481_954c539b7d_m.jpg
Osmanlının kadınlar çoğrafyası
Celâl ÜSTER
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Zenânnâme[/I], Osmanlı İmparatorluğunun 'kadınlar coğrafyası'nı sunuyor. Kitap, kadınların hem davranış biçimlerini hem de giyim kuşamlarını anlatıyor
AItÜst Yayınları, Ankara'da Filiz Bingölçe yönetiminde, sesini çok yükseltmeden, kendi yağıyla kavrularak iyi işler yapmayı sürdürüyor. AltÜst'ün en belirgin özellikleri, edebiyat ve dilin yerüstünden çok, yeraltını yeğlemesi; alışılagelmiş, egemen söylemlerle barışık olmaması; kimliğini yaşamın ve dilin içinde gizlenen yapılar ve yaratılar üstüne kurmaya yönelmesi.
Anımsayacaksınız, AltÜst, 2001 yılında Bingölçe'nin hazırladığı <I style="mso-bidi-font-style: normal">Kadın Argosu Sözlüğu[/I]’yle yola koyulmuştu. Geçerli genel dilin, yalnızca belirli çevrelerde yaşayan asi çocuğudur argo. Daha çok dillerde dolaşır, yazıya pek gelmez. O yüzden, konuşulurken çoğumuza tatlı geli r de, yazıya döküldüğünde kimilerinin gözüne batar. Nitekim, Kadın Argosu Sözlüğü de, "müstehcenlik" suçlamasıyla uzun süre yargılanmış, neyse ki bilirkişinin "sözlüğün müstehceni olmaz" .diye görüş bildirmesiyle aklanmıştı. O sıralar, bu yakası açılmadık sözlük üstüne yazdığım yazıda verdiğim örneklerin gazetenin yazı işlerini bile rahatsız ettiğini şimdi gülümseyerek anımsıyorum.
Bingölçe, "<I style="mso-bidi-font-style: normal">alan.argosu[/I]" çalışmalarını <I style="mso-bidi-font-style: normal">Futbol Argosu Söz!üğü[/I]'ve <I style="mso-bidi-font-style: normal">Asker Argosu Sözlüğu[/I]’yle sürdürdü; Tribünlerin ve kışlaların özel dillerinin;' sözel ürünlerini birer sözlükte topladı. Bu iki argo sözlüğü, yalnızca Bingölçe'nin deyişiyle "erkek kültürü"nün belki de en kapsamlı etkinlik alanlarını yansıtması açısından değil, ülkemizin özellikle son yirmi yirmi beş yıldır en hızlı gelişmiş iki alanının kendine özgü sözcük, deyim ve deyişlerini bir araya getirmesi açısından da önem taşıyordu.
Yüz yetmiş yıllık kitap
Evet, AltÜst, Türkiye toplumunun ve Türk dilinin en bereketli alanlarından birine el atmış bulunuyor. Önümüzdeki dönemde hem kadın, futbol ve asker argosu sözlüklerini geliştirerek çok daha zenginleştirebilir, hem de bu diziye yeni argo sözlükleri katarak benzersiz bir koleksiyon oluşturabilir.
AltÜst Yayınları, geçenlerde de yeni kuşakların belki de tümden habersiz olduğu
yüz yetmiş yıllık bir kitabı, Enderunlu Fazıl'ın (1759 1810), ölümünden sonra, 1837'de yayımlanmış olan <I style="mso-bidi-font-style: normal">Zenânnâme[/I]'sini yayımlama cesaretini gösterdi.
Tarihimizde "Fazlı" denince akla ilk önce Fazıl Ahmed Paşa ile Fazıl Mustafa Paşa gelir. Köprülü Mehmed Paşa'nın büyük ve küçük oğulları, ailenin sadrazamlık geleneğini 17. yüzyıla taşırlar. Enderunlu Fazıl ise bambaşka bir "Fazıl"dır. 1757'de Akka'da doğan Fazıl, I. Abdülhamid döneminde (1774 1789) Akka'da Osmanlı devletine karşı ayaklandıkları için öldürülen Tahir Ömer'in torunu ve Ali Tahir Bey'in oğludur.
1775'te kardeşi ve amcasıyla birlikte İstanbul'a gider ve enderun mektebinde öğrenim görür. Bu nedenle Enderunlu, daha doğrusu Enderunı Fazıl diye anılır.
Yaşamı aşk serüvenleriyle geçmiş Enderunlu Fazıl'ın. Ansiklopedide, "uygunsuz" davranışları yüzünden 1784'te saraydan çıkarıldığı yazıyor. Bingölçe'nin, <I style="mso-bidi-font-style: normal">Zenânnâme[/I]'nin başına yazdığı önsöze bakılırsa, Enderun'da oğlanlara üç kez aşık olmuş, zevk ve eğlenceye düşkünlüğü, cinsel seçimi, çapkınlıkları ve sarayda yaşadığı aşk serüvenleriyle dillere düşmüş; üçüncü aşkı "şehla hafız" saraydan atılmasına neden olmuş. Başıboş dolaştığı on iki yıl boyunca büyük geçim sıkıntısı çekmiş, İstanbul sokaklarında ve bekar odalarında yaşamış. Galata meyhanelerinde bir Çingene gencine tutulduğu, yedi ay süren bu aşk yüzünden epeyacı çektiği söyleniyor. Bu aşkın öyküsü, yaşadığı aşk serüvenlerini di le getirdiği ve yine ölümünden sonra, 1837'de yayımlanan <I style="mso-bidi-font-style: normal">Defter-i Aşk[/I] adlı kitabında.
O zamanlar şiir rüşvet yerine de geçecek kadar değerliymiş ki, III. Selim'e sunduğu bir kaside, Rodos vakıflarının yönetimiyle ilgili bir görev elde etmesini sağlamış. Daha sonra Halep Defterdarlığı'nda ve Erzurum'da memurluk yapmış. Ama anlaşılan serde dik başlılık var ki, İstanbul'da bulunduğu sırada yazdığı Nef'i tarzında yergiler nedeniyle hakkında şikayet olunca,1799 yılında Rodos'a sürülmüş. Orada kör olunca, imdadına yine şairliği yetişmiş: III. Selim'e sunduğu "iki gözüm" redifli kasidesiyle İstanbul'a dönme iznini elde etmiş. Ne ki, İstanbul'a dönme iznini kopardıktan bir süre sonra her nasılsa gözlerinin yeniden açıldığı söyleniyor.
Bir divan şairi
Enderunlu Fazıl, yaşamının son yıllarını Beşiktaş'taki evinde yatalak olarak ve yoksulluk içinde geçirmiş. "Caize" denen bağışı "hak edebilmek" için birçok kaside ve tarih yazarak padişah ve devlet büyüklerine sunmuş.
Fazıl, aynı zamanda bir divan şairi. Nedim, Nabi, Nef'i ve Sabit'in etkisi altında kaleme aldığı şiirlerden oluşan Divanı sonradan, 1842'de yayımlanmış. Ama günümüzde, Divan’ından çok, <I style="mso-bidi-font-style: normal">Defter-i Aşk[/I]'ıyla, çeşitli kavimlerin erkek güzellerini anlattığı <I style="mso-bidi-font-style: normal">Hubannâme[/I]'siyle, kadın güzellerini anlattığı<I style="mso-bidi-font-style: normal"> Zenânnâme[/I]’siyle ve dönemin gelenek ve göreneklerini anlattığı <I style="mso-bidi-font-style: normal">Rakkasname[/I]'siyle anılıyor.
AltÜst'ün kısa bir süre önce yayımladığı<I style="mso-bidi-font-style: normal"> Zenânnâme[/I], aslında 18. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğunun "kadınlar coğrafyası"nı sunuyor bize: acem kadınları, Bağdat kadınları, Mısır ve Kahire kadınları, Habeş kadınları, Yemen kadınları, Faslı kadınlar, Cezayir ve Tunus kadınları, Halep kadınları, İstanbul kadınları, Rum kızları, Gürcüler, Çerkesler, Arnavutlar, Rumeli kadınları, Rus kadınları...
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Zenânnâme[/I], kadınların hem davranış biçimlerini anlatıyor, hem de giyim kuşam özelliklerini; ama öte yandan, İstanbul'un toplumsal yaşamına da ayna tutuyor. En çarpıcı yanı ise, cinsellik kültürünün üstündeki kalın örtüyü çekip alması.
Fazıl'a bakılırsa, Acem kadınları cazibeli, eşsiz yanak ve gözlere sahipler. Nazlılar, hoş edalılar. Ama gece gündüz önleri ile uğraşırlar, şehvet meraklısıdırlar.
Mısır ve Kahire kadınlarının etkileyici yürüyüşleri onlara "şeytanın bir bağışı"dır. Bu kadınlardaki şehvet ateşini Nil nehri bile söndüremez.
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Gözde Rum kızları [/B]
Fazıl'a göre, Habeş kadınları nazlı, edalı, kadınların içinde en çapulcusudur. Cüssesi yufka, hokkası tılsımlı, yarası merhemli, rahmi ateşli birer bakiredirler.
Şam kadınlarının tümünü "aşifte" olarak görür Fazı!. Orada fahişelerin kapı önünde yattıklarını, mezaristanın kerhane haline getirildiğini anlatır. Trablus kadınları bir gözlerini gösterir, ötekini puşi ile örterler; çevrelerine çizilen halkada mahşere kadar kalırlar.
İstanbul kadınları parlak yüzlü, güzellik mayası, güzel yaradılışlı, güzel ahlaklı, pembe tenli, gonca yanaklı, "cinsi alem mecmuası" kadınlardır. İslam Avrupalıları güzellik ustası, sarhoş bakışlı, renkli elbiselidirler. Rumlar ve Avrupalılar Fazıl'ın güzelleri arasında ilk sıradadırlar. Öyle ki, "basılırsan da o güzellerle basıl, asılırsan da o Avrupalıya asıl" denecek kadar değerlidirler.
Rum kızları ise, Fazıl'ın gözdesidir. Delikanlı sevgilisine her ne kadar kadınlara meyletme dese de, sonunda Rum kızına izin verir.
Sonuç olarak, <I style="mso-bidi-font-style: normal">Zenânnâme[/I]'nin günümüzde yeniden, yeni kuşakların anlayabileceği bir dille yayımlanması, bir dönemin Osmanlı ya da İstanbul yaşamının resmi tarihe giremeyen yüzünün tanınması, kadına bakıştaki egemen anlayışın daha belirgin bir biçimde ortaya çıkması, ayrıca bu tür keyifli metinlerin yeniden gün yüzü görmesi bakımından çok önemli.
Ben olsam, sadeleştirilmiş metnin yanında İngilizce çevirisini değil, özgün metni verirdim. Bu tür bir basımda bence İngilizce çevirinin pek bir işlevi yok; ama özgün metin, hem anlayanlara daha derin keyifler verebilir, hem de araştırmacılar, akademik çalışma yapanlar için yararlı olurdu.
Radikal Kitap Sayı 308