PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Ülkemizde ‘Ölüm Bir Skandal’


emre gümüşdoğan
01-02-2007, 19:30
Haydar Ergülen’le denemelerini ve şiirlerini konuştuk.<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ülkemizde ‘Ölüm Bir Skandal’[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
Burak Bulut YILDIRIM
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
Şair Haydar Ergülen'in "Düzyazı: 100 Yazı" adlı deneme kitabı ve "Ölüm Bir Skandal" adlı şiir kitabının ikinci baskısı Merkez Kitaplar'dan ardı ardına yayımlandı. Şairin deneme yazarlığından taşra edebiyatına, şiir kitaplarından Sivas yangınına dek birçok konuda görüşlerini aldık.

- <I style="mso-bidi-font-style: normal">Heves ettim. Düzyazı. 100 Yazı yazılacak, yüzü de yazılsa o hevesteki birlik hiç azalmayacak, artmayacak. Dalay Lama'nın söylediği gibi 'Onunla başlanır, fakat onunla bitirilmez"'. Düzyazılarınız söylediğiniz gibi 'Düzyazı:100 Yazı' ile bitmedi, köşe yazılarınızIa sürdü. "Düzyazı:100 Yazı'daki "ile)} ile buluşturup, lezzetli yazılarınızIa birleştirdiğiniz denemelerin devamı gelecek mi?[/I]

- "Düzyazı: 100 Yazı", 1993-1995 arasında 100 hafta boyunca yazdığım bir toplamdı. Kitabın ilk yazısı "Heves ile Bir" dir, bu 'heves'le bir haftada on üç tane yazı yazdım. On üç yazı olunca da bu yazıları haftalık olarak bir yerde yayımlamayı düşündüm, yayımlamak yazmak için bir teşviktir, bir anlamda motivasyondur. Roll ve PostExpress diye iki dergi var şu an biliyorsunuz, onları çıkaran arkadaşlar daha önce Express diye tabloid boy, çok sevdiğim bir dergi çıkarıyordu, galiba 150 hafta kadar yayımlandı. O özgürlükçü sol düşüncenin dergisiydi, edebiyat ürünleri de olurdu içinde, çeşitli toplum meseleleri, siyasi meseleler de olurdu. Yazıyı bitirdiğim günlerde Express'i çıkaran Yücel Göktürk ve Siren İdemen'e bir kafede rastladım, her şey denk düştü aslında, onlara bu yazılardan bahsettim, gönder dediler ve Express'te her hafta yayımlanmaya başladı. Sonra da sağdan soldan epey bir okur ilgisi olunca devam ettim. O ilgi oldukça insan daha farklı, daha güzel şeyler yazmak istiyor, belki de hayatta şiirlerimle beraber gördüğüm en yoğun ilgi, en yoğun tepki o yazılarda, Express dergisi sürecinde olmuştu.

<I style="mso-bidi-font-style: normal">- Bu anlamda şiir üzerine yazmak dışında, bir yazı pratiği olarak Express dergisindekiler bir ilk değil mi? [/I]

- Evet, daha önce Cumhuriyet Kitap'ta, Varlık Dergisi'nde şiir ve şairler üzerine yazı yazardım. Ama bu yazılar, hayat, sanat, aşk, insan halleri üzerine düzenli yazdığım ilk düzyazılardır. Şimdi bildiğin gibi Radikal' de Açık Mektup köşesinden mektuplar yazıyorum. Ama Express'teki boyutlarda değil. Çünkü kısa yazmak zorundayım, orada istediğim kadar yazabiliyordum. Kitaptaki denemeler ortalama beş-altı sayfadır. Onlar denemedir, Radikal' de yazdıklarım ise mektuptur diyelim.

http://farm1.static.flickr.com/136/376630711_e560106119_m.jpg

YENİ DENEMELER...

<I style="mso-bidi-font-style: normal">- Yayımlamayı düşündüğünüz bu tür yeni deneme yazılarınız var mı? [/I]

- Aslında var, iki buçuk yıldır Karaf adlı şarap dergisinde "Eskiyazı" diye "Düzyazı: 100 Yazı" dakilerden daha uzun denemeler yazıyorum. Yirmi kadar uzun deneme yazdım bu dergi için.

<I style="mso-bidi-font-style: normal">- O yazıların da “ile" bağlamı var mı? [/I]

- Onların başlıkları bağımsız, "ile" sayfası "Düzyazı: 100 Yazı" ile kapanmış oldu. Aslında çok da yazı konusu kaldı elimde, o yazıları yazdıkça okurlardan, arkadaşlarımdan hep yazı önerileri geldi çünkü. Hamiyet ile Perver, Hasan ile Hüseyin gibi, 100' e yakın "ile" bağlaçlı isim listesi duruyor, aslında bir gün onların hepsini tek bir yazıda kullanarak kitaba ve arkadaşlara bir selam vermeliyim. Ben şiiri de "selam vermek" olarak yazıyorum. Bir anlamda yazmayı borç ödemek gibi düşünürüm, sipariş veren arkadaşlarıma da o yazı ile borcumu ödemiş olurum. Tamamını değilse de belki bir kısmını...

<I style="mso-bidi-font-style: normal">- Kitabınızda “Ne kadar çok yazarsam, yazacaklarım o nispette artıyor, şiirde de yazıda da ne kadar çok söylesem söylemediklerim birikiyor; o güne kadar hiç düşünmediğim şeyler meram oluyor, haliyle dert oluyor bana" diyorsunuz, uzun süredir düzenli köşeyazısı yazıyorsunuz, bu şiirinizi, yazınızı ne kadar besliyor? [/I]

- Köşeyazılarının dışında, özellikle taşrada çıkan şiir ve edebiyat dergilerine her ay birkaç yazı yazıyorum. O yüzden aslında şu an kitap haline gelse dört- beş kitaplık, şiir ve şairler üzerine yazılmış yazılarım var.

<I style="mso-bidi-font-style: normal">- Bunları kitaplaştırmayı düşünüyor musunuz? [/I]

- Herhalde 2007' de bunlardan elli şair üzerine yazdığım yazılardan bir seçki yayımlanacak. Bu anlamda bazen gönüllü olarak, bazen de sipariş üzerine o yazıları yazıyorum. Aslında ne kadar çok borçluymuşum diye düşünüyorum, çünkü borç ödedikçe bitmiyor. Borç ödedikçe biter ama benim borcum ödedikçe artıyor. Sözgelimi Radikal' de bir yazı yazarken kafamda üç yazı daha oluyor, öbür haftaya erteleniyor, sonra yenileri geliyor aklıma, onlar da ekleniyor... Nerdeyse beş-altı ay her gün yazsam ... ama o zaman da çoğalacak. Haftada bir yazmak en iyisi galiba.

<I style="mso-bidi-font-style: normal">- Taşra dergileri, taşra edebiyatına yakınlığınız diğer şairlerimize göre özel, farklı bir yerde, çünkü bildiğim kadarıyla taşra dergilerinden gelen tekliflerin birçoğunu kabul edip, birçok dergide eserlerinizi yayımlıyorsunuz. Sizce taşradaki yayınlar İstanbul' a ne kadar uzak? [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
- İstanbul'a uzak ama bana yakın. İstanbul' da iyi dergiler çıkıyor ama belki de edebiyatın merkezi taşradır. Asıl edebiyatın beslenme damarlarının taşrada olduğunu düşünüyorum. Bugün okuduğumuz önemli şairlerin, yazarların çoğu taşralıdır. Hasan Ali Toptaş sözgelimi, Denizli' den Ankara'ya, Ankara'dan Türkiye'ye, Türkiye' den dünyaya giden bir örnek yazardır bu anlamda. Ben bütün iyi şairlerin mutlaka bir taşra duygusuyla hareket ettiğini düşünüyorum, yani eserlerinde taşra olmayan yazarların bir eksiği olduğunu düşünüyorum. Orhan Pamuk bile geçen günlerde yaptığı Nobel konuşmasında taşra duygusu ile ilgili önemli şeyler söyledi. Geçen sene yayımlanan, Tanıl Bora'nın hazırladığı "Taşraya Bakmak" adlı derleme kitabın şiir bölümünü yazdım. Orda "Şiir taşraya yakışır" diye 36 sayfalık bir yazım var, özellikle örnekleriyle şiir ile taşranın ilişkisini incelediğim bir yazıdır. Bir taraftan da tabii taşraya olan borcumu ödüyorum. Çünkü nihayet ben de taşralı bir yazarım, halen de öyleyim, bakma İstanbul' da yaşadığıma. Bir yerde yaşamak, asıl kökenini reddetmek anlamına gelmez. Ben zaten geldiğim yerleri tam tersine yüceltirim, öne çıkarırım. O yüzden şiirin ve özellikle hikayenin taşraya çok yakıştığını düşünüyorum.

"YAZILIKAYA"

<I style="mso-bidi-font-style: normal">- Taşra edebiyatı demişken, şimdilerde Eskişehir' den arkadaşlarınızla “Yazılıkaya" şiir dergisini çıkarıyor, posta pulu gönderen herkese ücretsiz gönderiyorsunuz...[/I]

- Eskişehir' deki şair ve romancı arkadaşlarım, Rahmi Emeç, Olcay Özmen ve Erol Büyükmeriç, 2006 Ocak ayından başlayarak aylık bir şiir yaprağı çıkarıyorlardı. 4. sayıdan itibaren ben de dergiye katılmak istediğimi söyledim kendilerine. Onlar da sağ olsunlar, kırmadılar beni dergiye dahil ettiler. Her sayı bir şair için özel bölüm yapıyor, onun kendi kaleminden şiir serüvenini, şiiri üstüne yazılmış bir yazıyı, ki çoğunu genç şair arkadaşımız, "Sensiz Üç Yağmur" adlı dosyasıyla 2006 Yaşar Nabi Şiir Ödülü'nü kazanan Olcay Özmen yazıyor ve şairin el yazısı yeni bir şiirini yayımlıyoruz. Ayrıca şiirler ve yazılar yer alıyor. Ben de Ocak 2007'den itibaren 'Arka Kapak' başlıklı yazılar yazacağım şiir kitapları üstüne. Yazılıkaya, evet benim dergim, yayımlayanları arasında yer aldığım "Üç Çiçek" (1983) ve "Şiir Atı"(1986) dergisinden sonra yayımına katıldığım 3. dergi. Pek çok şehrimiz de kitapçılarda ücretsiz olarak da bulunuyor ayrıca. Kişisel olarak adreslerine gönderilmesini isteyenlerden posta pulu rica ediyoruz.

<I style="mso-bidi-font-style: normal">- Orhan Pamuk'un Nobel Ödülü'nü almasının, dünya şiiri ile Türk şiiri arasındaki ilişkinin güçlenmesine faydası olur mu sizce? [/I]

- Şuna bakmak lazım önce, sonuç olarak bu ödül Orhan Pamuk'un kişisel başarısıdır. Bir yazar yazı yazıyorsa, sinemacı film yapıyorsa, müzisyen müzik yapıyorsa, buna önce kendisinin ihtiyacı vardır. Bunu bireycilik anlamında söylemiyorum, tam tersine ona ihtiyaç duyması güzel bir şeydir ve o ihtiyacı yaygınlaştırarak bir talebi karşılamak üzere yazarsın aslında. Öbür türlü, zorlama, emir-komuta zinciri içinde bir yazı olur, o zaman zaten yazı yazmaya gerek yoktur. Orhan Pamuk'un ödülü, öncelikle onun yıllardır sürdürdüğü yalnızlığın, söylediği gibi odasına kapanarak sürdürdüğü yalnızlığının başarısı ve ödülüdür. İkinci olarak da elbette Türkçenin böyle bir ödül alması, Nobel alan diğer dünya dilleri arasına girmesi çok önemlidir, buradan bir kapı açılabilir belki. Türkiye' de de edebiyatın var olduğu, romanın var olduğu, hatta bunun Nobel alabileceği gibi bir şeyi kanıtlamış oldu, bu açılan kapıdan belki başka yazarlar, şairler de yabancı dillere çevrilebilir. Ama ben bunu çok abartıp, Orhan Pamuk'a da tüm Türk edebiyatının sorumluluğunu ve ağırlığını yüklemek istemiyorum. Bu haksızlık olur çünkü. Öte yandan bu kapıdan şiirin girmesi bana pek olanaklı görünmüyor, çünkü şiirin dünyada da özel bir okuru var, ancak bir şairimizin şiirlerine gönül düşüren bir çevirmen, yerli ya da yabancı, çevirip bir de küçük yayınevi bulabilirse yayımlanıyor, yani şiir adına fazla bir şey ummamak lazım.

http://farm1.static.flickr.com/150/376630714_3b86741299_m.jpg

80 ŞİİRİ TARTIŞMALARI

<I style="mso-bidi-font-style: normal">- “Düzyazı: 100 Yazı" da ((Şiddetin, terörün şairler için bile, birbirlerine karşı kullanabileceği bir silah haline gelmesinden son derece üzgünüm, ziyadesiyle şiktiyetçiyim" diyorsunuz. Bu noktada son dönemde özellikle alevlendirilen 80 şiiri tartışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz? [/I]

- Ben barışçı bir ortamda yetiştim, barış kültürünün egemen olduğu bir kültür ve inanç topluluğundan geliyorum. Diyelim ki 30 yıldır şiir yazıyorum, 30 yıl önce söylediğim şey ile bugünkü aynıdır, "şiir benim için bir kardeşlik bahçesidir". Şairler hangi inançta, hangi görüşte olursa olsun kardeştir. Biz hepimiz kelimelerin bizi ağırladığı, onurlandırdığı bir bahçedeyiz. Bu bahçede akasya ağacı başkadır, ceviz ağacı başkadır, ama hepsi aynı bahçededir. Ağaçlar birbirine küser mi? Yapraklar selamı sabahı keser mi? Maalesef özellikle son yirmi yıldır şiirde şöyle bir şey oldu, hani insan tartışır, eleştirir, tabii ki bu şiirin gelişimi için gerekli. Ama benim gözlemlediğim şey şu; sanki birazdan birbirlerini düelloya davet edeceklermiş gibi davranıyorlar. Bir eleştirinin ardından sokakta birbirlerini görünce selam vermiyorlar. Neredeyse bir kan davasına dönüştürüyorlar. Benim şiirimi sevmeyebilirsin, ben de senin şiirini sevmeyebilirim, ama seni sevebilirim, düşmanlık niye? Bazı şiirleri, şairlerine rağmen severim üstelik. Bunu da yazmaktan çekinmem. Fakat böyle bir "delikanlılık" durumu var bazılarında, oysa bana göre de asıl bu "delikanlılığa sığmaz".

<I style="mso-bidi-font-style: normal">- Bu yazıyı 1996'da yazmışsınız, yıl 2006, durum değişmedi galiba.. [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">[/I]
- Ben bu yazıyı 1986'da da yazabilirdim. İnşallah on sene sonra böyle bir yazı yazmam ama hiç zannetmiyorum. Ve dikkat edersen hikayecilerden, romancılardan çok şairler dövüşüyor. Diğerlerinin o kadar kavgası, gürültüsü çıkmaz ama her sene bir şair vukuatı olur dergilerde. Öbür taraftan da şöyle bakmak lazım, aslında şairler kadar da sübjektif, öznel ölçütleri olan bir topluluk daha yoktur. Romancıların, hikayecilerin hepsinin nesnel, objektif kıstasları vardır, ama şiirde böyle bir ölçüt olmadığı için şairlerde de böyle bir ölçüt yok. Fakat şairler de en çok itirazı olması gereken kişilerdir, pek çok toplulukta, özellikle üçüncü dünya ülkelerinde, içinde Türkiye'nin de yer aldığı dünyanın doğusunda, Latin Amerika' da genellikle devrimlerin, ayaklanmaların, itirazların başını şairler çekmiştir. Şairlere aydın misyonu yüklenmiştir, Pablo Neruda' da, Nazım Hikmet'te, Mahmut Derviş'te olduğu gibi. Şairin aydın olmak gibi bir görevi olmamasına rağmen, Doğu' da öncülük şairlere düşer.

<I style="mso-bidi-font-style: normal">- 80 kuşağına esprili bir gönderme yaparak, şiirimizde 70, 80 kuşağı iyi ki var diyerek, 1996'da 70-80'lerinde olan Dağlarca, İlhan Berk gibi şairlerimizin hakkında bir yazı yazmışsınız, o zaman 40 kuşağı şairi olan Haydar Ergülen, şimdi 50 kuşağı şairi. 50 kuşağı şairi olarak Türk şiirini nasıl buluyorsunuz? [/I]

- Benim için Türk şiiri her zaman büyük şiirdir. Ben bunu 10 yaşındayken de böyle düşünüyordum. Zaten ilkokulda şiir yazardım, yerli malları haftası, orman haftası, Atatürk şiirleri gibi, ortaokulda Dağlarca, Necatigil gibi şairlerle karşılaşınca tövbe deyip bıraktım şiiri. Bana şiirde ekmek yok diyerek hikaye yazmaya başladım. Ortaokuldan üniversiteye kadar yazdığım hikayelerin üç-dört tanesi takma isimlerle yayımlandı. Sonra üniversitede yakın bir arkadaşımın ölümü üzerine çok çaresiz kalmıştım, artık ona mektup gönderemezdim, onu göremezdim, çok üzgündüm, bir şeyler yazmaya başladım, o şiir oldu. İlkokuldan sonra kaleme aldığım ilk şiirimi 24 yaşında yazmış oldum. Onu da yayımlamış bulundum, yayımlanmasaydı belki yazmazdım bir daha, yayımlayınca da devamı geldi.

YOK SAYILAN ŞAİRLERİMİZ...

<I style="mso-bidi-font-style: normal">- Türkiye' de şiir okuyanların sayısı az olsa da Attila İlhan, Can Yücel gibi yaşarken değeri bilinmiş şairlerimiz olduğunu düşünüyorum. Siz kitabınızda "Çevremizde ihmalkarlığımız, ilgisizliğimiz, duyarsızlığımızla yavaş yavaş öldürdüklerimizi bir hatırlayalım! Sevdiklerimize sahip çıkamadığımız sürece yolu yok, böyle olacak' Daha ne Oğuz Ataylarımız, Tezer Özlülerimiz, Nilgün Marmaralarımız olacak!” diyorsunuz. Günümüzün yok sayılan şairleri kimler sizce? [/I]

- Bugün küçük İskender, Türk şiirinin büyük şairlerinden biridir, o da kitaplarından aldığı üç-beş kuruşla çok zor bir hayat sürüyor. Devlet yardım etsin demiyorum, devlet bir şaire yardım etmeyebilir ama bir şairin hiç olmazsa asgari yaşam şartlarını oluşturacak bazı edebiyat kurumları, sendikalar, dernekler olmalı diye düşünüyorum. Tamam, şairler yoksuldur filan ama bir de bizim onları yoksul bırakmamız vardır, asıl yoksulluk başkalarının bizi bıraktığı yoksulluktur. Sadece paradan söz etmiyorum.

<I style="mso-bidi-font-style: normal">- “Düzyazı: 100 Yazı" da “Şiir, başkalarının bizdeki yokluğu değil bizim başkalarındaki yokluğumuz üzerine kurulur. Varlığıyla bir şiire yol açmayan başkası, yokluğuyla bir şiir doldurur" diyorsunuz, ölümden doğru gelelim, “Ölüm Bir Skandal" adlı şiir kitabınıza dönerek, neden ölüm bir skandal? [/I]
- Ölüm Bir Skandal'ı 1994'te yazdım. O dönem Güneydoğu'daki çatışmaların en yoğun olduğu yıllardı. Gencecik askerlerin, dağdaki gençlerin, çoluk çocuğun öldüğü, öldürüldüğü dönemlerdi. Üstüne üstlük büyük, şehirlerde yargısız infazlar, faili meçhuller, otel yangınları, orman yakmalar, köyleri boşaltmalar, zorunlu göç vs. korkunç bir karanlık içindeydik o dönem. İnsanlar artık doğal ölümle ölme şansını yitirmiş gibilerdi. Cinayet ölümün yerini almıştı. Çok insan öldü, öldürüldü. O dönemde yapabileceğim çok fazla bir şey yoktu, ben de bu duruma itiraz ettim ve uzun, tek bir şiir olarak "Ölüm Bir Skandal"ı yazdım. Dosya bitince, başka şiirler yazmaya devam ettim. 1999 senesinde Adam Yayınları ile anlaşınca bu dosyayı yayıma hazırlamak üzere tekrar yazdım şiirleri. Tam da onları yazarken 17 Ağustos depremini yaşadık. O kitabın eksiği de odur.

<I style="mso-bidi-font-style: normal">- Kitabın son sayfasında “tuttum hayatımın en kötü kitabını yazdım” diyorsunuz... [/I]

- Evet, hayatımın en kötü kitabıdır çünkü ben kitaplarımı yakınlarıma, karıma, kardeşlerime, anneme-babama ithaf ederim. Bu kitabı "hiç kimseye, hiçbir zaman" diye ithaf ettim. Kimseye ithaf etmemek için böyle yaptım. Ölümü cinayete karşı savunmak ne kadar tuhaf görünse de, Türkiye'de ölümü cinayete karşı savunmak zorunda kaldığımız noktalara gelmiştik.

"SİVAS YANGININI TÜRKIYE LANETLEMEDİ”

<I style="mso-bidi-font-style: normal">- "Ölüm Bir Skandal”daki iki şiirinizden iki küçük alıntı yapacağım: " .../ bir kez daha denemek istiyorum, bir kez daha/ ortasında kalmak istiyorum çarpışmanın/ belki hayat çıkar oradan belki ölüm/ yeter ki çarpışsınlar ve ben yenileyim yine/ çarpıştım desem gurur ve her zamanki/ şeyler olur, olsun yine yenilirim” diyorsunuz. Bir diğer şiirinizde de " .../ah biraz bulutlu olsaydı herkes/ kimse sökemezdi yağmuru gözlerimizden” dizeleri var. Bu anlamda Madımak’ta ölen 37 aydın, şair, eleştirmene günümüz okurunun ve edebiyat dergilerinin yeterince sahip çıkmadığını düşünüyorum, siz ne dersiniz? [/I]

- Üzücü olan şu ki, Sivas yangını olduktan sonra Türkiye ayağa kalkıp lanetlemedi. Lanetlemediği için de bugün linç olayları ve başka bu tür cinayetler devam ediyor. Ve maalesef halkı bunu alkışlayacak noktaya getirdiler. Yargılamak istemiyorum ama bugün olsa o yangın, insanlar yangını durdurmak, yangındaki insanları kurtarmak yerine, alkış tutarlar, yangını büyütmeye çalışırlar gibi geliyor bana. Bir insan hayatı söz konusu olduğu zaman bile insanların ölümcül bir nefret beslediği bir toplumda yaşıyoruz artık.

<I style="mso-bidi-font-style: normal">- "Ölüm Bir Skandal”da "çocukluk, aşk, yokluk ve ölümden/ dört kitaba heves ettim” diyorsunuz. Çocukluk, aşk ve yokluk kitaplarını da yazacak mısınız? [/I]

Otuzlu yaşların sonlarında dört tane tek ve uzun şiirden oluşan kitap yazmayı düşündüm. Bunların temaları da insan hayatındaki hepimiz için ortak, önemli şeyler olsun istedim. Bunlar doğum ve çocukluk, aşk; ilahi ve dünyevi aşk, yokluk ve yoksunluk duygusu; insanın yalnızlığı, birey olmanın çaresizliği ve de ölüm üstüne olacaktı. Ölümden başladım yazmaya, öyle olunca da diğerlerini yazamadım. Oysa ben hepsini beş-altı ~ içinde yazabilmeyi planlıyordum, fakat ölüm kitabını yazdıkça ben de düştüm. Ölüm kitabını yazdıktan sonra elime uzun süre kalem almak gelmedi. Ölümden sonra aşk üzerine yazmak, ironik ve hatta sahte bir şey olacak gibi geldi, yazamadım. Yıllar sonra, nihayet 'Çizgili Defter' diye çocukluk şiirleri yazdım, çeşitli dergilerde yayımladım. "Ölüm Bir Skandal" İkinci baskısını yaptı, yedi-sekiz çocukluk şiiri yazdım, diğer kitaplar yazılmayı bekliyor.
<I style="mso-bidi-font-style: normal">- 2002'de bir röportajımızda "Ölüm Bir Skandal"ı tekrar yazmayı düşündüğünüzü söylemiştiniz, tekrar yazacak mısınız? [/I]

- O zaman düşünmüştüm çünkü depremi de eklemeyi düşünüyordum. Deprem doğal bir afettir ama Türkiye gibi ülkelerde toplumsal afete dönüşür. Benzer bir depremde Japonya'da 100 kişi ölürken Türkiye'de 40 bin kişi öldü, tabii resmi rakamlar 17 bin kişi gösteriyor. Şimdi hepimiz İstanbul depremini bekliyoruz. Ölüm gerçekten bir skandal olacak. İnsan Türkiye'de uzun vadeli planlar yapamıyor, o yüzden yeniden yazmaktan vazgeçtim .•

<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Ölüm Bir Skandal[/B] / Haydar Ergülen / Merkez Kitaplar/ 120 s.
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">Düzyazı: 100 Yazı[/B] / Haydar Ergülen / Merkez Kitaplar / 548 s.

CUMHURİYET KİTAP / SAYI 885