emre gümüşdoğan
31-12-2006, 00:59
http://www.evrensel.net/fotolar/20061230/sennur.jpg
Hoş geldin yeni yıl!
Sennur Sezer
Kuşkusuz yüzyıllar önce de insanlar merakla beklemişlerdir yeni yılı. Güneş yeniden dünyayı ısıtacak mı, meyveler olgunlaşacak mı?
Yılbaşı geliyor... Yeni bir yıl başlayacak... Dünyanın pek çok yerinde, bu arada ülkemizdeki pek çok şehirde sokaklar ışıkla süslendi. Binalar süslendi. Sanki her yıldan daha bir tantana ve curcuna yaşanacak... Bayramla üst üste geldi diye mi?.. Yıl yenilendi diye mi?.. Belki de insanların umuda ihtiyacı olduğundan... Yaşamamızı değiştirebilme umudunu yılın yenisine bağlayışımızdan.
Yıl süresi gök cisimlerinin hareketlerine göre düzenlenir ve ay ve güneş yılı olarak ikiye ayrılır. Ansiklopedilerin “yıl” maddesinde de görülebileceği gibi aslında yıl başlangıçları her ulus ve inanışa göre değişir... Çoğu dinsel olayları başlangıç sayar...
Müslümanların tamamen aya göre düzenlenen sivil yılları art arda 29 ve 30 gün çeken 12 aydan oluşuyordu. 354 gün. Fakat yeni ay ile bitmesi gereken her yıla 1 gün daha ilave edilerek 355 gün yapılıyordu. Örneğin Yahudiler, Mısır’dan çıkışlarını (Pesah/Fısıh) yıl başlangıcı almışlardır. Yahudi takvimine göre yıl 29 veya 30 günlük 12 ay (kamer) ayından oluşur... Bu yıla 353 gün olursa “eksik yıl”, 354 olursa “tam yıl”, 355 gün olursa “artık yıl” denir... Yedi yılda bir “Şabbat yılı” denen bir yıl yaşanır.
Cumartesi gününe Şabbat denir. O gün Yahudilerin dinlenmesi gerekir. Şabbat yılında da toprak dinlendirilir, yani nadasa bırakılır... Bugün de Yahudilerde “eğer başlangıç günü pazara, çarşambaya ve cumaya rastlamıyorsa” yıl hâlâ Pesah’ta başlar. Tışri denen ilk ayın onuncu günü 24 saat oruç tutup Yom Kipur denilen Kefaret günü kutlanır.
Müslümanların tamamen aya göre düzenlenen sivil yılları art arda 29 dokuz ve 30 gün çeken 12 aydan oluşur. Yıl 354 gün çeker... Fakat yılın bitmesi için yeni ayın doğması gerektiğinden, her yıla 1 gün daha eklenerek 355 gün yapılır. Dini bayram ve kutsal günlerin her yıl on günlük bir erkenlik göstermesi bu yüzdendir. Müslümanlar için yılın başı Muharrem ayının ilk günüdür.
Bugün dünyanın büyük bölümünde kullanılan takvim güneş takvimidir. Resmileşip genelleşmesi Romalılara dayanır. Yıl başlangıcını İmparator Romulüs 1 Mart, Numa ve Sezar da 1 Ocak olarak saptamıştır. Fransız İmparatoru Charlamagne zamanında da 1 Mart’tı... 1 Ocak’ta başlayan Gregoryen yılı 1806’da yeniden kabul edildi.
Avrupa’daki 1 Nisan şakaları işte böyle bir tarih değişimi ile yılbaşının değişimiyle başlamıştır. İnsanlar birbirlerine yalancı armağanlar verir, armağanı alana, şakayı yutana da gülerler.
Yeni yıl inanışları
Kuşkusuz yüzyıllar önce de insanlar merakla beklemişlerdir yeni yılı. Güneş yeniden dünyayı ısıtacak mı, meyveler olgunlaşacak mı?.. Kış bitecek mi, sorularıyla.... Çünkü yılın başı başlangıçta bütün kültürlerde mevsim dönümüdür. Daha doğrusu baharın ilk günleridir. Daha çok bir mevsim dönümünün başlangıcı olan “Yeni gün” de (newroz/nevruz) yalnız bir kurtuluş yıldönümü değil yılın başıdır. Asya halkları da İranlılar da Nevruz’da çimlendirilmiş buğdaylarla donatırlar çevreyi. İranlılar bu çimlendirilmiş buğdayı ezip suyunu özel bir helvaya katarlar. Bu suyun içerdiği vitamin ve minerallerle vücudun kıştan zayıf çıkmış yapısına yararlı olduğu söylenir.
Yılbaşları genelde tatlılarla, yeni yılın eskisinden güzel geçmesi için uğurlu sayılan yiyeceklerle, sofra düzenleriyle kutlanır. İranlılar, o coğrafyadaki Şiiler ve bu inancın yurdumuzdaki uzantısı Caferiler, Nevruz’dan önceki çarşamba gününü “son çarşamba/ahır çarşamba” olarak kutlar, kuruyemiş ağırlıklı kutlama sofraları kurarlar.
Nevruz sofrasına yılı bollukla geçirmek için eski alfabeyle Sin, bugünkü alfabeyle S harfiyle başlayan 7 adet cisim ve yiyecek konulur, bunlar arasında ayna, gümüş (sim), balık (semek), sümbül, sirke, sumak, sir (süt) sebze (yeşillik) bulunurdu. Nevruz günü için şifalı olduğuna inanılan macunlar yapılır, kutlama için yüksek rütbelilere kutlama metinleri yazılırdı. Bunların her ikisine de Nevruziye denirdi. Bu gelenek Osmanlı sarayında da sürmüştür.
Şu bizim aşure
Her ulusun kutsal günlerinde, bayramlarında belirli bir yemeğin yeri vardır. Kurban Bayramı’nın yemeği elbette kavurmadır ama eskiden gerdan tatlısı da pişerdi... Kurban Bayramı’nın ardından Muharrem ayı gelir, aşure pişer dağıtılırdı. Aşurenin Hazreti Nuh’tan kaldığına inanılır: Tufan bittiğinde gemide kalan erzak bir arada pişirilmiş. Muharrem orucu tutanlar için de iyi bir oruç sonrası desteği. Bu topraklarda yüzyıllardır pişer... Eskiden tatlısı (pekmez katılmışı) aşure adıyla, hem de biraz sulu biçimde, geniş ağızlı özel sürahilerle (aşurelik) 10 Muharrem’den başlayarak dağıtılırmış. Yeniçeri kahvaltılarına tuzlu pişirilmişi :zırbaç/zırva adıyla çıkarmış.
Aşurenin çok benzeyen ikizi Ermenilerin yeni yıl tatlısıdır: Anuş Abur. Bu sözcük “tatlı çorba” demektir. Anuş Abur Yılbaşı /31 Aralık ile İsa’nın doğumu. 6 Ocak arasında pişer. Sarkis Seropyan’a göre buğday haşlandıktan sonra havlulara, bezlere sarılıp evin başköşesine konurmuş.
Ev halkı birer giysisini tencereye örtermiş. “Gelin üşümesin.” Anuş Abur için Nuh söylencesi yinelenir ancak içine fasulye nohut konmazmış. Ermeni yılbaşı sofrasında bulunan Ermeni yemeklerinden biri topik. Yemek tarifi vermeyeceğim ama topiğin bir tür etsiz içli köfte olduğu söylenebilir: Dışı patates ve nohut ezmesine tahin katılarak hazırlanıyor. İçine piyazlık kesilip kavrulmuş soğana, dolmalık üzüm, çamfıstığı, baharat ve yine tahin konup karıştırılıyor. Tülbentlere serilip, düzenlenip, haşlanıyor. Sofrada bazen yine tatlı olan havitz de var. Değişik tarifleri olan havitz, Takuhi Tovmasyan’a göre un helvası gibi hazırlanıyor, kavrulan una süt katılıyor, muhallebi kıvamı alana kadar. Sonra şekeri katılıp fırınlanıyor. Biraz süt helvasına benzemiyor mu?
Rumlar için yılbaşı sofralarının değişmezi Vasilopita adını alan yılbaşı çöreği. Hamuru paskalya çöreğine benziyor, yuvarlak. Üstüne çörekotu serpiliyor, içine de para konuyor. Öyküsü İsa’dan 4 yüzyıl sonrasına dayanıyor: Kayseri valisi halktan ağır bir vergi olarak altın gümüş takılarını toplar.
Kayserinin kutsal kişisi Aziz Vasil (Ay Vasil) valiyi bu takıları geri vermeye razı eder. Ama herkese kendi takısı nasıl verilecektir? Aziz, bir hamur yoğurup içine takıları koyar. Pişen çörek kesilip halka dağıtılır: Mucize, herkese verilen çörek parçasında kendi takısı vardır. İlhan Eksen, İstanbul mutfağının çok kültürlülüğü için yazdığı kitabında, yılbaşı gecesi bu olayın anıldığını, bir dilim pide ve bir bardak şarabın Ay Vasil’e ayrıldığı söyleniyor. Elbet pidenin yanında pastırma unutulmuyor. Çünkü Aziz, Kayserili.
İstanbul’da, İzmir’de ve kim bilir daha nerelerde komşular, birbirlerine kendi yılbaşlarının uğurlu yemeklerini sunmuşlar. Yılın uğuru öyle büyürmüş. Bunu şimdi de yapabiliriz, bunun için yılın sona ermesini beklemeye de gerek yok.
Evrensel / Kültür
***
Barış ve huzur....
Hoş geldin yeni yıl!
Sennur Sezer
Kuşkusuz yüzyıllar önce de insanlar merakla beklemişlerdir yeni yılı. Güneş yeniden dünyayı ısıtacak mı, meyveler olgunlaşacak mı?
Yılbaşı geliyor... Yeni bir yıl başlayacak... Dünyanın pek çok yerinde, bu arada ülkemizdeki pek çok şehirde sokaklar ışıkla süslendi. Binalar süslendi. Sanki her yıldan daha bir tantana ve curcuna yaşanacak... Bayramla üst üste geldi diye mi?.. Yıl yenilendi diye mi?.. Belki de insanların umuda ihtiyacı olduğundan... Yaşamamızı değiştirebilme umudunu yılın yenisine bağlayışımızdan.
Yıl süresi gök cisimlerinin hareketlerine göre düzenlenir ve ay ve güneş yılı olarak ikiye ayrılır. Ansiklopedilerin “yıl” maddesinde de görülebileceği gibi aslında yıl başlangıçları her ulus ve inanışa göre değişir... Çoğu dinsel olayları başlangıç sayar...
Müslümanların tamamen aya göre düzenlenen sivil yılları art arda 29 ve 30 gün çeken 12 aydan oluşuyordu. 354 gün. Fakat yeni ay ile bitmesi gereken her yıla 1 gün daha ilave edilerek 355 gün yapılıyordu. Örneğin Yahudiler, Mısır’dan çıkışlarını (Pesah/Fısıh) yıl başlangıcı almışlardır. Yahudi takvimine göre yıl 29 veya 30 günlük 12 ay (kamer) ayından oluşur... Bu yıla 353 gün olursa “eksik yıl”, 354 olursa “tam yıl”, 355 gün olursa “artık yıl” denir... Yedi yılda bir “Şabbat yılı” denen bir yıl yaşanır.
Cumartesi gününe Şabbat denir. O gün Yahudilerin dinlenmesi gerekir. Şabbat yılında da toprak dinlendirilir, yani nadasa bırakılır... Bugün de Yahudilerde “eğer başlangıç günü pazara, çarşambaya ve cumaya rastlamıyorsa” yıl hâlâ Pesah’ta başlar. Tışri denen ilk ayın onuncu günü 24 saat oruç tutup Yom Kipur denilen Kefaret günü kutlanır.
Müslümanların tamamen aya göre düzenlenen sivil yılları art arda 29 dokuz ve 30 gün çeken 12 aydan oluşur. Yıl 354 gün çeker... Fakat yılın bitmesi için yeni ayın doğması gerektiğinden, her yıla 1 gün daha eklenerek 355 gün yapılır. Dini bayram ve kutsal günlerin her yıl on günlük bir erkenlik göstermesi bu yüzdendir. Müslümanlar için yılın başı Muharrem ayının ilk günüdür.
Bugün dünyanın büyük bölümünde kullanılan takvim güneş takvimidir. Resmileşip genelleşmesi Romalılara dayanır. Yıl başlangıcını İmparator Romulüs 1 Mart, Numa ve Sezar da 1 Ocak olarak saptamıştır. Fransız İmparatoru Charlamagne zamanında da 1 Mart’tı... 1 Ocak’ta başlayan Gregoryen yılı 1806’da yeniden kabul edildi.
Avrupa’daki 1 Nisan şakaları işte böyle bir tarih değişimi ile yılbaşının değişimiyle başlamıştır. İnsanlar birbirlerine yalancı armağanlar verir, armağanı alana, şakayı yutana da gülerler.
Yeni yıl inanışları
Kuşkusuz yüzyıllar önce de insanlar merakla beklemişlerdir yeni yılı. Güneş yeniden dünyayı ısıtacak mı, meyveler olgunlaşacak mı?.. Kış bitecek mi, sorularıyla.... Çünkü yılın başı başlangıçta bütün kültürlerde mevsim dönümüdür. Daha doğrusu baharın ilk günleridir. Daha çok bir mevsim dönümünün başlangıcı olan “Yeni gün” de (newroz/nevruz) yalnız bir kurtuluş yıldönümü değil yılın başıdır. Asya halkları da İranlılar da Nevruz’da çimlendirilmiş buğdaylarla donatırlar çevreyi. İranlılar bu çimlendirilmiş buğdayı ezip suyunu özel bir helvaya katarlar. Bu suyun içerdiği vitamin ve minerallerle vücudun kıştan zayıf çıkmış yapısına yararlı olduğu söylenir.
Yılbaşları genelde tatlılarla, yeni yılın eskisinden güzel geçmesi için uğurlu sayılan yiyeceklerle, sofra düzenleriyle kutlanır. İranlılar, o coğrafyadaki Şiiler ve bu inancın yurdumuzdaki uzantısı Caferiler, Nevruz’dan önceki çarşamba gününü “son çarşamba/ahır çarşamba” olarak kutlar, kuruyemiş ağırlıklı kutlama sofraları kurarlar.
Nevruz sofrasına yılı bollukla geçirmek için eski alfabeyle Sin, bugünkü alfabeyle S harfiyle başlayan 7 adet cisim ve yiyecek konulur, bunlar arasında ayna, gümüş (sim), balık (semek), sümbül, sirke, sumak, sir (süt) sebze (yeşillik) bulunurdu. Nevruz günü için şifalı olduğuna inanılan macunlar yapılır, kutlama için yüksek rütbelilere kutlama metinleri yazılırdı. Bunların her ikisine de Nevruziye denirdi. Bu gelenek Osmanlı sarayında da sürmüştür.
Şu bizim aşure
Her ulusun kutsal günlerinde, bayramlarında belirli bir yemeğin yeri vardır. Kurban Bayramı’nın yemeği elbette kavurmadır ama eskiden gerdan tatlısı da pişerdi... Kurban Bayramı’nın ardından Muharrem ayı gelir, aşure pişer dağıtılırdı. Aşurenin Hazreti Nuh’tan kaldığına inanılır: Tufan bittiğinde gemide kalan erzak bir arada pişirilmiş. Muharrem orucu tutanlar için de iyi bir oruç sonrası desteği. Bu topraklarda yüzyıllardır pişer... Eskiden tatlısı (pekmez katılmışı) aşure adıyla, hem de biraz sulu biçimde, geniş ağızlı özel sürahilerle (aşurelik) 10 Muharrem’den başlayarak dağıtılırmış. Yeniçeri kahvaltılarına tuzlu pişirilmişi :zırbaç/zırva adıyla çıkarmış.
Aşurenin çok benzeyen ikizi Ermenilerin yeni yıl tatlısıdır: Anuş Abur. Bu sözcük “tatlı çorba” demektir. Anuş Abur Yılbaşı /31 Aralık ile İsa’nın doğumu. 6 Ocak arasında pişer. Sarkis Seropyan’a göre buğday haşlandıktan sonra havlulara, bezlere sarılıp evin başköşesine konurmuş.
Ev halkı birer giysisini tencereye örtermiş. “Gelin üşümesin.” Anuş Abur için Nuh söylencesi yinelenir ancak içine fasulye nohut konmazmış. Ermeni yılbaşı sofrasında bulunan Ermeni yemeklerinden biri topik. Yemek tarifi vermeyeceğim ama topiğin bir tür etsiz içli köfte olduğu söylenebilir: Dışı patates ve nohut ezmesine tahin katılarak hazırlanıyor. İçine piyazlık kesilip kavrulmuş soğana, dolmalık üzüm, çamfıstığı, baharat ve yine tahin konup karıştırılıyor. Tülbentlere serilip, düzenlenip, haşlanıyor. Sofrada bazen yine tatlı olan havitz de var. Değişik tarifleri olan havitz, Takuhi Tovmasyan’a göre un helvası gibi hazırlanıyor, kavrulan una süt katılıyor, muhallebi kıvamı alana kadar. Sonra şekeri katılıp fırınlanıyor. Biraz süt helvasına benzemiyor mu?
Rumlar için yılbaşı sofralarının değişmezi Vasilopita adını alan yılbaşı çöreği. Hamuru paskalya çöreğine benziyor, yuvarlak. Üstüne çörekotu serpiliyor, içine de para konuyor. Öyküsü İsa’dan 4 yüzyıl sonrasına dayanıyor: Kayseri valisi halktan ağır bir vergi olarak altın gümüş takılarını toplar.
Kayserinin kutsal kişisi Aziz Vasil (Ay Vasil) valiyi bu takıları geri vermeye razı eder. Ama herkese kendi takısı nasıl verilecektir? Aziz, bir hamur yoğurup içine takıları koyar. Pişen çörek kesilip halka dağıtılır: Mucize, herkese verilen çörek parçasında kendi takısı vardır. İlhan Eksen, İstanbul mutfağının çok kültürlülüğü için yazdığı kitabında, yılbaşı gecesi bu olayın anıldığını, bir dilim pide ve bir bardak şarabın Ay Vasil’e ayrıldığı söyleniyor. Elbet pidenin yanında pastırma unutulmuyor. Çünkü Aziz, Kayserili.
İstanbul’da, İzmir’de ve kim bilir daha nerelerde komşular, birbirlerine kendi yılbaşlarının uğurlu yemeklerini sunmuşlar. Yılın uğuru öyle büyürmüş. Bunu şimdi de yapabiliriz, bunun için yılın sona ermesini beklemeye de gerek yok.
Evrensel / Kültür
***
Barış ve huzur....