Orijinalini görmek için tıklayınız : Şiirin Lav İzleri / Hilmi HAŞAL
emre gümüşdoğan
09-10-2006, 15:47
1.
Şiir anlıktır.
Umulmadık anda, umulmadık yerde gösterir kendini. Bir biçimde varlığını belli eder. Bir dehlizden sızan ışıktır bazen. Bazen, sessizliğin içinde sonsuz megaton şiddetle dÜşen bir ses; bir öksürük, bir kapı çalınması, bir bebek ağlaması, bir fren sürtmesi, bir siren çığlığıdır.
Daha pek çok an olayıdır. Karanlığa çarpan telefon sesidir. Beklenmedik sevgili kokusu, insanı sendeleten büyülü şefkat tınıs!...
Kış güneşine aldanıp erken uyanmış badem ağacıdır. Şiir, 'anıda açan çiçektir.
2.
Eski mevsimden artakalmış, kuru meşe yaprakları arasında dolaşan serçedir şiir. Yerlerdeki tez canlı mor menekşecikler ve güneşe gülümseyen "şubat şaşkını sarıpapatya" kaygısızlığındadır bazen. Papatyaya nispet yapan sarıçiğdem gibi nazlıdır. çoğu kez de yanılgıdır, salt yanılgı. Gelmeyen dizedir, hecedir, melodidir...
Çimende bulduğu, büyükçe, çiylice bir ot kümesinde devinen, coşkuyla devinen karıncadır.
Benekli böcektir de bazen, ivecen, bir çöpe tutunmakla yaşama tutunan doğa üyesi.
Gökyüzünü parçalayan bir kırlangıç kanadıdır bazen.
Şiir, uçan izdir.
emre gümüşdoğan
10-10-2006, 11:06
3.
Şiir anlıktır demiştim. An onun doğum ve ölüm sÜresidir. Geldiği gibi yakalanması, harfe bÜründüğü iyiye işaret; yoksa yitirilmiş sayılır. Yitmekse yazıya değmemişliktir şiir için. Geldiği o ilk andaki hazzı ve acıyı yeniden yakalamak olanaksızdır.
Denebilir ki şiir tektir, yinelenmez, parçalanmaz. istiflenmez...
4.
Şiire uyan her tanım, aşka da uyar diyen ve/ya diyecek herkes haklıdır.
Bakışların kesişmesi, vücut ısılarının birbirini çekmesi.
seslerin örtÜşmesi, dÜşlerin ab almasıdır aşk. Bir elin bir ele dokunacak kadar yaklaşması, ama bir tilrlü dokunamamasıdır. Hep olağanüstüdür. Kayrılan, kollanan ve göğe yükselmeye hazır durumdaki renkli balondur aşk. Şiir de öyle...
Öylesine tedirgin edicidir işte, aşkın ve şiirin etkisinde duyumsanan dÜnya.
5.
Şiir anda duyumsatır kendini. Can alıcı "S.O.S."' çağrısına yanıt veren. büyülü. duyulmaz sestir. Yaşamcı ışıktır. Ölümcül arayış...
Şiir an'dır.
emre gümüşdoğan
10-10-2006, 22:07
6.
Her şiir bir seanslık sevişmeye eşdeğerde gÜç harcatır şairine. Sevişmenin, doruk noktasına doğru yükseldikçe, coşkusu ve ateşi de yükselir. Boşalım anı, şiirin bittiği, yani tamamlandığı an'dır.
O, metindir artık. İşlevsel ve estetik bÜtün, dünyaya yük olmayan,
ama sürekli bir şeyler veren vücut, yapı, bireşim; ne denirse densin.
Şiir bir seanslıktır ama okunuşu. tüketilişi yinelenendir.
sÜreklidir. algılandığınca... Yenilencnedir.
7.
Şiir bir gerilimdir. Bir nörolojik vaka...
Epilepsi nöbeti gibi birşey...
8.
Şiir bir felakettir bazen.
Yürekte kaynayan volkanik yatak kurban ister. Şair için sözcükler ketum bir hal aldıysa. yani hakkı ve görevi olan yerde durmuyorsa, hem şiir için, hem şairi için işkencedir. İşkenceden kaçışsa olanaksızdır. Dahası. şairin intihar çizgisine ulaşmış konumudur: Tıkanma... Evrende teselli adına hiçbir şeycik yoktur ona göre, o anda... Çünkü anlamın binlerce aynntıda gizli olduğunu keşfetmiştir. Anlamsızlığın da...
emre gümüşdoğan
11-10-2006, 14:15
9.
Sonuç olarak şiir sözcüklerle sevişmektir. Şiirin oluşumu sözcüklerin uyandırılmasıyla (uyarılmasıyla) ivme kazanır. Öylelikle ayrımına varmadan şiirin uzayına ayak basar şair. Artık, gerilim kapsamına gim1iştir. Evrene yönelik duygu/algı antenleri sadece şiir için çalışır. Kurtuluşu yoktur, ya da kurtuluşu şiiridir...
10.
Sıkça karşılaşılan sorudur: Şiir yaşanır mı, yazılır mı Yaşamak şiirden, şiir yaşamaktan doğmazmış gibi.
Yaşanır da, yazılır da, diye not dÜşmüşüm bir ara. Yaşanır, herkes yaşar, farklı. yumuşak, yüzlerce gölge düşürür doğaya. Evet herkes yaşar, ama herkes paylaşamaz başkalarıyla. O çok özel şiirselliği, imge sözcüklerini bulup dillendiremez. Açıklayamaz, içindeki lir ırmağını, belgeleyemez. Yani yaşadığını sakınır, kıskanır
Şairse yaşadığını da kurguladığını da paylaşandır Paylaşmanın bedelini öder, hem ağırca öder, çoğu kez. Aynı neden k belki, iç dünyası tersyÜz olur sık sık...
11.
Şair, varoluşunu yaşamla ve doğayla koşut biçimde (ve biçemde) Özümseyip metne dönüştürendir. İmge dünyası ilc gerçek dünyası arasındaki köprüdür kişiliği. Şiiriyse, yanından yöresinden eksik etmediği can simididir.
emre gümüşdoğan
11-10-2006, 14:20
12.
Kozanın içini merak etmişimdir hep. Yani şu ipekböceğinin marifetini
İpekböceği deyince ipekböceği, iplik çekme, çile çekme süreçleri akla geliyor doğallıkla. Bunu kurcalamak, öğrenmek istedim. İsteyince "İpekböeeği" merakımı giderecek bilgilerin yoluuna düştüm. İlk kaynağa ulaştığımda ise gördüm ki iş epeyce karmaşık ve epeyce de eski: Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedi, (MilliyetYayınları, Cilt: i I. s. 5732) şöyle açıklıyor konuyu:
"İpekhöcekçiliği, ipekböceğinin yetiştirilmesinden koza üretimine değin gelişen bütün işlemleri kapsar. (...) tırtılların ürettiği kozalardan elde edilen ipekler taraklandıktan ve çile haline getirildikten sonra kullanılır.
İpekten iplik çekme, ilke olarak kozayı oluşturan sürekli ipliği çile (vurgulama benim) haline getimıektir. Çile çekmeye ancak, koza sarımlarını birbirine yapıştıran zamk yumuşadıktan ve düzgün olmayan ilk sarım katları (ilk ipekler ve kırıntılar) elendikten sonra başlanır. (...) İplik çıkrıkta ('çile çarkı') toplamr ve hızla kurutulur. Bu şekilde elde edilen ipek ipliği ham ipeği oluşturur"
Şiirin oluşumunu ipek ipliğinin ve kumaşının oluşumuna benzetiyorum. Merak eden ansiklopedilere bakabilir, Ben. işin çile yönünü, 'çile çarkı' sürecini, şiirin yaratım süreciyle örtüşür gibi buluyorum. Şair, kendini sözcüklerin çile çarkına, yani çekme aşamasına bırakan ve öznel dünyasını doğaçtan besleyendir.
Bu konuda. daha çok ve ayrıntılı bilgiyle donanımlı söz söylenebilir. söylenecektir de. Kendi payıma düşeni, araştırmamı sürdürerek tamamlamalıyım diye düşünüyorum. Düşünceeğim.
emre gümüşdoğan
14-10-2006, 18:51
13.
Bir sözcük için ne yıkımlar yaşanıyor şiirde. Evet evet, bazen bir sözcük insanın dünyasını zindana çevirebilir. Güya, bulunamayan altın harflerin, hece1erin dehşetidir o. Şiirin bitmemişliği kadar acı veren başka ne olabilir ki? Vazgeçilemeyen her imge, cehennem mengenesi gibi sıkmaktadır arayıcısmı.
Orda şiir durmuştur artık.
İlerlemez.
Zamanını bekleyecektir büyük olasılıkla. Ya da 'prematüre' kayıtlı kalacaktır dosyasında.
14.
Sessizlik!
En güzel şiir değil mi bazen sessizlik? Bunu da düşündüm. Bir ara siz de düşünün dilerseniz. Hele hele bir kalabalığın içinde herkesin konuşma olasılığı eşitken. Ve bir süreliğine, ilk konuşan olmamak için herkesin sustuğu anı bir düşünün. Ne saygın bir çekingenliktir o, sanki bulaşıcıdır. Ki, herkes soluğunu tutup bekler ... Müthiş bir şiir ucudur beyinden beyine dolaşan.
Şiir suskunluğu gerektirir kimi hallerde: yok yok çoğu hallerde... Susmanın ardındaki sessizlik kutsaldır, denecek kadar büyülü/gizemli görünür süküt.
Bir kalabalıkta herkes susmuştu. An uzunca sürdü, şiir oluştu ve ben seslenecektim az kalsın: "Sessizlik en güzel şiirdir!" diye. Yutkundum. içime attım sesimsi.
Ve bu notu araya girdim. Susmuş olan herkesin ürünüdür artık söz konusu şiir: Es filizi... İnsanlar birbirinin suskunluğunu daha güzel okusun istiyorum ol sebepten.
emre gümüşdoğan
14-10-2006, 18:55
15.
Şiirde yan anlamlar (kimilerince yan anlamsızlıklar) epeyce tartışıldı. Daha da tartışılacak kuşkusuz. Ne var ki geçmiş ile şimdi arasındaki renkli geçit pek irdelenmedi 'anlam' bazında, ki bu başlı başına bir inceleme/araştırma konusudur. Kesinlik ölçüsünden çok uzakta kalınsa da; 'şiirde anlamlar', 'şiirde kişilikler' durumu, olağanüstü kristal parçacıklar bırakacaktır, belirtilecek görüşlerin ardından.
Şiirin söylemi. (nesnel varlığı) ile şiirin kimliği örtüşmediğinde, bilinçaltının yan yollarını. şiirin yan (ve dip) yolları gibi algılayıp birkaç kez daha okumalı. Söz konusu ürüne haksızlık edilmemesi için, mutlaka okunmalı. diye düşünüyorum naçizane. Yoksa şiirde. doğrudan. dümdüz alınacak. anlaşılacak. yararlanılacak hiçbir özellik yoktur. Somut yanı. izleği uzağa kaçar hep. Tatlı bir kovalamacadır yaşanan; şairle imgelem arasında. tatlı körebe
oyunu ..
Doğası gereği şiir, maddi (akçalı, bir biçimde beklentili) olamaz. Yaratım anındaki yüksek 'içsel gerilim' yapaylığı, rol
kesmeyi kaldırmaz da o nedenle,
Maddi. dünyevi karşılıkla değer biçilemez şiir'e.
emre gümüşdoğan
15-10-2006, 22:12
16.
Şiir, dogrudan anlatan, anlamlandiran bir araç metin degildir. Öyledir demek, en başta şiire haksizliktir. Çünkü şiirin oluşu/oluşumu dalgali, yani dolambaçli yol izler. Beslendigi labirenttir. Insani çeken yol genellikle çikmaz yoldur. Çikişi görünen berrak bir yön degil... Şiirin atmosferi kaostur, yani ustan (akildan) önce duygunun (hissin) felaketidir. Sonrasiysa hem usun hem duygununun cehennemi ... (Ilhan Berk ustanin kulaklari çinlasin.)
Duygu sezginin güç kaynagi, atom çekirdegidir dense çok da yanliş olmaz herhalde. Çünkü şiir makineye, robota yönelik degildir. Hüzün ve istirap, sevinç ve coşku yoktur insan dişinda hiçbir varlik için. O nedenle diyorum ki, şiir, insandan insana, insanca inceliklcr, hoşluklar, umut yüklü gizemler taşimiştir hep. Taşir.
Bir girdabin çektigi, çagirdigi çavlandan inen su gibi; düşmeyen. havada kalan ...
Bir çavlanin kueakladigi köpük gibi; düşmeyen havada yakamozlar yaratan. dans eden, yaşayan ...
17.
"Bu gün şiir için ne yaptin?.. "
Kendime sikça sordugum bu soruyu nerede okudugumu düşünüyorum. Yoksa bilinçaltinda yer tutmuş sorunu not etmekle ondan kurtulacagimi mi sandim? Ne korkunç bir yanilgi! Şiir ki kanayan bir bilinçalti yarasidir zaten. Günün güzergâhi boyunca; bir agacin kirilmiş dalinda, bir duvardaki yarisi yirtilmiş afişte, bir dilencinin ezik bakişlarinda, hiç beklenmedik anda, hiç umulmadik yerde çikiverir insanin karşisina. Unutturmaz kendini. Sik sik sordurur; "Bugün şiir için ne yaptin?" diye.
Yanit aramaya çalişiyorum, bir yerde mi okudum bunu, yoksa kendime sikça yönelttigimden mi kazindi bellegime?
emre gümüşdoğan
18-10-2006, 12:55
18.
Şiir dinmeven bir sızıdır. O sızının nabzını. soluğunu, tıpırtısını duymakta bütün iş...
19.
Şiir en çok başka şiirden güç alır. Doğacak şiir için ncktar öncekilerden gelir, daha önce yazılnıış olandan. Mucize zaman sayfasından.., Bu yeni bir sav değil. Ustalar da çok söylemiş, söylüyor hala. Belki de o nedenle kendimi bildim bileli açım! Okuma açlığımı gideremiyorum. Hâlâ açım. hâlâ açım.
20.
Şiir sadık bir yürek dostudur. Hor görmez. hor görülmeye katlanamaz. Aldatmaz. aldatılmaya dayananıaz. Mayasında kin ve kalleşlik yoktur. Uysal bir iç haldir. İhmaL, yani ilgisizlik incitir, körletir onu. İhmal. kayıtsızlık. en okkalı darbedir, şiire verulabilecek.
Yaşamın akarsuyudur şiir, bitkilere. nesnelere can katar. Bulutları emziren sonsuz memedir. Sağaltını sunandır. Tabii. alana algılayana... Doğanın bir yansıması. iyi ve güzel ürünü olduğunu benimseyene... Şiddetten ve kirlilikten uzak durabilene. direnç arayan elzemdir şiir.
Erinç doruğudur, kendini "imge"lerin kanatlarına bırakabilen kişi için elbette...
emre gümüşdoğan
24-10-2006, 18:50
21.
Şiır mutluluk getirir mi, mutluluğu anlatır mı?
Benec anlatma?:. Hüzün samıcından çekilen suyla yoğrulduğu içindir kı. ne şiirin kendisi mutluluktur, ne de izleğinin taşıdığı herhangi bir duyu. mutluluk kavramını besler. Kendimizi kandırmayalım. Yazan için de geçerli aynı şey: şiir mutluluk vermez, karın doyurmaz,. gündelik yaşam içerisinde yıkımlar yaratır ancak ve yıkımlara tanıklık cder. "Bugün bir şiirle uğraştım, mutlu oldum", diyenle karşılaşmadıııı hiç. Yazana mutluluk vereıı .. ruha "huşu" zerk eden şiirle karşılaşacağımı da sanmıyorum.
22.
Belki de yanılıyorum: şıir ile mutluluk terimlerini, şiir arayışıyla, mutluluk arayışını karşılaştırmakla ... (Karıştırmakla da tabii ... ) Öyle ya. şimdiye dek içinden çıkılabilmiş bir soru değil, mutluluğun gizemli adı ve çağrıştırdığı çok özel 'durum'. Soyutu algılama yetisi varsa, şiir gerekçesiyle, şiir aracılığıyla değilse bile, 'mutluluk' denilen o 'sanı'ya erişebilir insan. Bu tümceden sayılmalı ki. şiirin işlevi söz konusu edildiğinde, içsellikle ilgili söylenecek pek çok şeyi çıkartmış oluruz ortaya. "Söylenecek ne çok şey varmış meğer" diye hayıflanamadan daha ...
Şiir, şaşkınlık deryasında yitmektir. Hele mutluluk arzusu, 'murada' erişme hevesi coşkun bir duygu olup akarsa kişinin gönlünden ... Şiir umandır artık. Hüzünle, hayalle ve hayretle yol kat ettiği ömrünün velinimetidir.
Mutluluk şiirin neresinde diye aramak boşuna. Daha açıkçısı: mutluluğun şiiri yazılamaz görüşünde diretenlere katılıyorum ben de. "Mutluluğun resmini" yapabilmenin yollarını soran büyük ustamız Nazım Hikmet gün ışığına çıkarmış yıllar önce, sanatla mutluluğun ilişkisini. Resim, beste, şiir vb. sanat alanları gerçekte hep aynı sıkıntının gölgesini kazmıyor mu? Sonuçta, Nazım da nice dünya şairleri gibi. mutluluğun şiirini-şiirin mutluluğunu bulma sevdasının ardında tüketmedi mi ömrünü. Gerçi, bu konuda yazdıkları özelolarak irdelenebilmiş değil, bildiğim kadarıyla. Ama bir neden oldu işte şairimizi anmak için,
Şöyle bağlanabilir konu (şimdilik tabii): Mutluluk kavramı bir dilek olmanın ötesınde arayıeı ve ateşleyici yönüyle ürün doğuıtan sonsuz kaynaktır, Yazarlar. besteciler. ressamlar için ... Zira mutluluğun karşıtı mutsuzluk. yapıtın gergefine dökülen serüvenle kozmik bir sırdaş olmaktadır, Modem zaman derdidir. Çelişkilerin, kaosun kaynağıdır gerçekte. "kut' veya "'mut" diye tanımlanan insan kurgusu... Tıpkı felsefe ve mistisizmin anahtarı sayılan "'giz"' kavramı gibi. Yaşamı ve şiiri sarmalanmış durumda, ruhu da emziren öğeler. İnsanlık bayılır. söz konusu kutlu ve mutlu düşler ardında zaman. mal ve de can vermeye. Mitoloji, ilkçağ. ortaçağ ve hatta veniçağ neyle yazıyor kendini? Şiirin derinliklere yönelmesinde etkisi yok mu? Var: Zehir ve panzehir tanrısı iki sözcük diye görüyoruın ben onları, Ama yoklar. mutluluk ve kutluluk... Yoklar. Güzel olan da bu; aramayı sürdüreceğiz, sürdürecekler.
23.
Şiir tanımlanamaz. doğru.
Mutluluk da tanımlanamaz, o da doğru.
Peki. şiir bazen uyunıla çelişkinin 'gayri meşru' çocuğudur diyen biri çıksa. alnmelan öpmez miydim?
Öperdim herhalde.
emre gümüşdoğan
30-10-2006, 19:40
24.
Fena takıldlım bu soruna. Günlerin gürültüsü arasında şiir mutluluk kaynağı değil de... Niye bunca pervasız, körü körüne kaptırıyorum kendimi? Niye benden önce binlerce, belki milyonlarca insan şiirk 'iştigal' etti? Tuhaflığı çözeccğimden değil, bu beyhude yazamama 'mesaileri'... Öylesine alıştırmadır, serüvenin parçasıdır... Şiire zaman ve emek vermenin mutluluk getirmediğini bile bile yürüyorum yolumda. Okuma serüvenimi varsıl kılıyorum kendimce. Yani şiiri okuyanın büründüğü o çok özel atmosfer de mutluluk değil biliyorum. Tıpkı yazının üretme aşamasında tasarlanmış bir anlam ve mutluluk bulmadığı, beklemediği, gerçeğini bildiğim gibi.
Peki, anlam ile anlamsızlığı mutluluk kavramının neresine koyaeağız bu durumda? Öyle ya, sözü, "anlamda mutluluk yok mutlulukta anlam yok", demeye yaklaştırırken, neden şiirin yazılma zahmetine katlanılıyor hâlâ ('?) sorusu çıkmaktadır ortaya. Mademki şiir özel bir dil, diller üstü bir dil? Ne var insanı büyüteyen, tutsak alan?
25.
Yazılmış her dizenin, her 'kuple'nin değerini bilmek gerekir. İçinde şiirin beklenmedik, olağanüstü nefesi saklı olabilir. Metnin hakkını teslim etmeli Öncelikle diye düşünüyorum. Gözden kaçmış, kaçırılmış herhangi bir şiirsel töz, imgesel tomurcuk söz konusu şiirin hakkının yenilmiş olduğu sonucunu doğurur. Şiiri anlamaya çalışmak bir önkoşul sayılmamalı bence. Onun anlam coğrafyası sınırsızdır. Yer yer engebeli, yer yer alabildiğine düz... Bazen de eşyükseltileri okunamaz doruklardadır, görülemez değerlerdedir. Belki darukların arasına sokulup yitmiştir anlam belki de diplerin dehlizlerinde. Haliyle okuyanı da oralara çekecek, şaşırtacaktır. Kendimden biliyorum: Sık sık, sisler içinde yitip hüznün ve hazzın izini sürerken buluyorum bilinç kelebeklerimi.
26.
Şu anlam ve anlamsızlık rüzgarına kapılmaya görsün insan: Yollar çatallaşıveriyor birdenbire. Yanıt. ufukların ardına düşüveriyor sanki.
Tutup sözlüklere başvuruyorum "anlam" icin. Öyle ya.neymiş sözcük ağırlığı, görmekte yarar var. Nijat Özön'un hazırladığı. Güzel Türkçemiz adlı Milliyet Yayınları'ndan çıkan sözlükte: "fetva, mana, medlul, müedda, meal, mazmun" diye açıklanıyor anlam.
Ne zengin bir karşılık değilmi? Öteki sözlüklere bakmaktan vazgeçiyorum. Üç aşağı beş yukarı aynı yanıtla karşılaşacağımı düşünerek... 'Anlam'ı açıklayan sözcüklerin karşılığını unutmaya koyuIuyorum. Ve ayırdına varıyonını: meğer 'anlamsızlık' da olağanüstü zenginlikmiş belleğe... Pervasız imge bulutlarına götürüyonmış insanın sezgilerini.
27.
Hiçbir şair tümüyle anlamsız şiirler. (hatta dizeler) yazamaz. İstese de istemese de yazamaz. Çünkü yazı. şiir-metin. ne denli yaşamsal gerçeğe, yani bir olaya, kişisel soruna yaslanıyorsa, (kilitleniyorsa) o denli yakındır gerçekliğe.
Başlangıcında kurgu da olsa. değişmez bir gelişme bu. Dikkat buyurulsun: sonuç demiyorum. Metnin anlamı ne oranda içselleştirdiğine de bakmayalım hadi... İzlek. yuttuğu imgesel alan ve şiire kazandırdığı son yargı ölçütlerinde, anlamı da içselleştirmiştir diye düşünmekte ne beis var? Şiir ki kapalılığı, gizemi anlama dönüştürebilendir. (Kimilerine göre anlamı anlamsızlığa dönüştıirebilendir ya. neyse...)
emre gümüşdoğan
01-11-2006, 12:24
28.
Şimdi, uzun uzun bunu. 'anlam'ı düşünmeye yer. zaman ve eneıji ayırmalı mı bilmem? Yaşamın ve şiirin gizemliliğindeki berekete inanmak en masum inançtır diyerek, kenara çekilmeli mi yoksa?
Şiirin kapalılık hali. şiirin ve şairinin çelişkiyi göğÜsleme cesaretiyle orantılıdır diyorum. naçizane... Çünkü şiir kapandıkça kendisidir: Yani yazanın-şairin kendisi... Yazılanın, -nesnenin- kendisi olduğu kadar. Çelişkileri sorgulamak en doğru ve doğal yöntemdiL mutsuzluk nedeni sayılsa da sonuçta... Kent yaşamından kaynaklanan karamsarlığı, ilişkilerden doğan hoşnutsuzluğu irdelemeye kalkıştıkça, mutsuzluğa vuracaktır yaşam gemisi. İşin özü. (ikiyüzlÜ bakış açısı edinmedikçe) gerçeği soluyan her birey gibi. acıyla yÜzleşecektir şair. Doğal olarak şiirine yansıyacaktır, çelişki ve acı.
Öyle ya şiir acının öz evladıdır... Sevincin ise üvey evladı.
Ezelden ebede: Hep!
emre gümüşdoğan
26-11-2006, 13:11
29
Yaşantımız bir bulmaca mı? Yukardan aşağıya duygu, sağdan sola akıl...Yukardan aşağıya hayal: Şiir ... Sağdan sola gerçek: kalabalık, şiddet, umarsızlık, yapaylık ve ölüm. Kim çözecek bulmacayı? Sevgili bulmaca yapıcısı, neysen, nasılsan ve neredeysen seni seviyorum! Seni seviyorum! Seni herkes seviyordur... Çöz şu bulmacayı: Şiirin bulmacadaki düğümü kaç ilmek? Bulmacadaki şiirin kendisi kaç kırat? Yaşantımız neye bağlı? Daha çok sevgiye mi, yoksa daha çok us'a mı?
Yanıt anyonım. Arayıştaki yanlışlarım, sapmalarım için beni bağışla bulmaca ustası. Seni sevillenin karşılığında bağışla... Bağışlamasan da sevildiğini bil: Bu bulmaca çözülmez gibime geliyor. Belki de: "ne iyi ki çözümsüz", demek gerekiyor!
Çözülen şiir değildir, anlam hiç değildir, gizem hiç dcğildir, kuşku hiç değil... Hafiye netsin? Bulmaca herkesi düğümlemiş bir kez. Şiirdekiyse, en derin düğümdür. Yaşamak araya sıkışmış toz zerresidir belki! Onu arıyorum ... Düğümü çözecek kılıcı değil. Zaten Büyük İskender'in çözemediğini biliyonız.
30
Ömür ertelenen yolculukların baskısı altında geçiyor. Zaman acımasızca tükenirken, koşullar, hep bir yolculuğun aleyhine büyürken: acıya acıya duyumsuyor şiir; ertelenmenin ezikliğini, anlamsızlığını. Evet anlamsızlığını!
Kim 'mustarip', yani ezgin erteleme geriliminden? En çok kim? Şiir tabii ki ... Koşullar değiştikçe, bedensel ve nıhsal olanaklar/olasılıklar eksildikçe, yaratım zemini küçüldükçe, atmosferi daraldıkça, kaçınılmaz sonun yakınlığı seziliyor yaşamın ensesinde. Hiçliğin, tat alınacak meyvelerin çürümüşlüğü an'dan daha yakın. Anlamın geçersizliği. varlığın nesnesizliği - nesnenin varlıksızlığı saptamaya değer: Şiir belki o. Öyle ya yaratının söz konusu değerin özeğini oluşturmadığını kim iddia edebilir?
Şiir hiçlik, şiir nesnesizlik, şiir çözümsüzlük, mutsuzluk, umarsızlık... Yani dirimden yana, ölüme karşı tepki, direnç belirtisi ...
Öyleyse yaşasın şiir!
Hilmi HAŞAL / ŞİİRİN LAV İZLERİ
emre gümüşdoğan
01-12-2006, 11:57
31.
Çok düşündüm: Zaman çıplaktır! Zaman boştur. Hele şiirsiz zaman; bomboş...
Peki, ne olacak öyleyse?
Zamanı şiir giydirecek diyorum ben. Boşluğu imgeler süsleyecek. Yaşanan her an, şiirin ayak sesiyle kendine gelecek. Saçmalığa bir çentik vurulması olacak şiir. Çünkü zaman çıplaktır ve oradan ötesi hiçbir canlıyı bağlamaz. Giyotine boyun uzatı1llş bir haklılıktır şiir... Giyotin düşmeye cesaret bulamaz hiç... Şiir giyotine 'nanik' yapan bir edebi türdür de ondan. Şiirin önünde tüm nesneler kördür ve güçsüzdür çünkü.
Şiir nesnelerin ve nesnelliğin tanrısı değil mi?
Bu konuya dönüleceğini, sık sık dönüleceğini seziyorum.
32.
Şiirin oluşumunda üzüncün (bazen de buruk sevincin) etki-katkı payı, (duygusal, ussal) oranı nedir?
Sorun, şiirin yazıldıktan/yayımlandıktan sonraki serüveni ilgilendirmez elbette. Şiirin yaratım süreci, yani kağıda kaleme bulanmadan önceki aşamasıyla ilgili soru yanıtlanmalı. Öyle ya, herkes kendince duygu, düşünce ayrıntıları, yoksunluk ve zenginlikleri keşfedebilir yayımlanmış üründe. Okura verdiği hüzün veya haz, erinç veya üzünç, duyu-düşün dozajı, şiirin başarı grafiğini göstermez kesinlikle. Çünkü şiiri okuyacak kişinin metni algılama frekansı, yetisi, hazırlığı (hadi donanımı demeyeyim) önemli öğedir burada.
Şiirin oluşumunda, olgunlaşma sürecinde, üzüncün etkisikatkısı, (yararı demeye kimin dili varır?) yüzde doksan dokuz, sevincin payı ise yüzde birdir. Sevinç, şiirin doğumundan, dahası yayımlanışından sonra tadımlık 'enstantane'dir ancak. Şiir sevincinden ölmÜş kimse var mı yeryüzÜnde?
Hilmi HAŞAL / ŞİİRİN LAV İZLERİ
emre gümüşdoğan
04-12-2006, 12:03
33.
Rakı kadehine gözyaşı damlattınız mı hiç?
Şiir odur belki de, doğumu geldiğinde...
34.
Ne güzel kitaplar, ne güzel şiirler gelip yerleşiyor yaşamıma.
Zamanımı dolduruyor diyecektim ama sanki zamanımdan da taşıyor şiirler...
Gerçekten de, şiir zamanı durdurabilir mi(?) diye düşünüyorum bazen.
Durup dururken şiirin gücünü sınamak değil derdim, ama şiirle doldurulmuş saatler gün olsa, yetmezmiş gibime gelir. Bu belki benim kuruntum... Paylaşmakta sakınca görmüyorum. Öylesi dolmuş-taşmış zamanların ardından, kayda geçmiş, bellek güğümüme yuvalanmış birçok imge kıvılcımı kalır.
Düşlemimde, bürümcük köpükleri gibi şiir ucu yakamozları ve rengarenk uçurtma kümecikleri biriktiğini de itirafedeyim hadi.
Hilmi HAŞAL / ŞİİRİN LAV İZLERİ
emre gümüşdoğan
06-12-2006, 11:30
35.<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
İlk ve son dizenin arasında kalan kısım anonimmiş gibime geliyor.
Bir şiirin en zor yeri ilk ve son dizeleridir. Ortası, yani gövdesi. kendi kendine değil ama sıkı işçilikle biçimlenebiliyor. Kolay mı? Hayır, hiç de kolay değil, ancak gövdede, ilk dizedeki deprem sıkıntısıyla son dizedeki enkaz kaldırma bitkinliği yaşanmıyor.
<I style="mso-bidi-font-style: normal">Başlangıç:[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">yüreğimdeki oyukta kalıyorum [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">herkes yüreğinde bir oyukla mı[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">yaşar, diye sormadan[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">kanın biriktiği, acının pıhtılaştığı [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">bir oyukla...[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">ıskalıyorum[/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">yaşmak aşkı ıskalamak mı [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">diye sormadan [/I]
<I style="mso-bidi-font-style: normal">toyluğumun soğuduğu oymakta.[/I]
Günlerce ağır bir yük gibi taşınmış bu başlangıç nasıl akacak, acıdan ve meraktan çatlayası gelmez mi insanın?
Yalın bir dize aslında. Keşke biraz daha düzyazıya akraba olsaydı da ortalara bir yere oturtulabilseydi; yani kolaj ile yapıya yamanabilseydi. Elbette ki bu bir iç sorun... Uğraşırken umut çekirdeğini tutan giz, yeni zamanda (kalan dağarcığında) varsıl aşacak. Bilinç atlası imgelerle donanacak sonuçta.
Neden olmasın? O atlas ki dilin büyüsünü çözmekle, şiirin kozmik sınırsızlığını anımsatır üretene. Kışkırtır. Dili çoğaltır, sözcükleri doyurur. Aşkı pişirir, yaşamayı yüceltir.
İlk ve son dize kaygısının ettirdiği laflara bakın hele...
Hilmi HAŞAL / ŞİİRİN LAV İZLERİ
emre gümüşdoğan
09-12-2006, 18:35
36.
Şiirle uğraşmak, tüm benliğinle sözcüklere kul köle olmaktır.
Bu, bir bakıma, 'çiçeklerin uykuda da açtığını bilmektir', demiş miydim? O büyülü açılışı dinlemektir, şiire durmak.
Şiir, uykuda bile açan çiçeklerin tomurcuktan goncaya geçişini sezip okurcasına yoğunlaşmayı gerektirir. Öyleyse, şiir öncelikle sezgidir denebilir mi? Çiçeklerin doğumunu okumayı öğrenecck denli kendinde uçmaktır, denebilir mi'?
Denebilir, bencileyin... Yoksa şiir ayrıcalıklı "iş" veya "yaşam" olmaz, olamaz yazan kişi için.
Şiir uğraşı. gizli bir amber yolunu keşfetmekle amaca yönlendirır adananı. Her adanmışın, yani her şairın öyle bir yol tutturduğunu düşünürüm nedense.
Acaba abartıyor muyum? Hem sonra; yazma yönteminin gücü daha çok abartıda değil miydi?
Öyleydi! Yine de öyle!
Hilmi HAŞAL / ŞİİRİN LAV İZLERİ
münevver izgi
10-12-2006, 13:29
Çok güzeldi. Teşekkürler.
emre gümüşdoğan
11-12-2006, 16:28
37.
Kendime; "Bugün hayat için ne yaptın?" diye sorduğum geeclerden birinde, şu notu yazmışını: "Şiiri düşündüm".Düşünmekten de öte; beynimin dörtte üçü şiirin işgali altında fokurdarken, bedenim ısırgan otlarıyla dağlandı, biçiminde de abartabilirdim anlatımı.
İşim gereği, makilik bir yerdeydim gündüz; otlar, dikenler,ısırganlar bürümüş araziyi dolaşırken, kırların acı veren, yani tırmalayan, kanatan, dağlayan gücünü (güzeııiğini de tabi) şiirle özdeşleşmiş buldum. Doğadaki şiir gerçekte oydu; taze görünüşü. kokusu, albenili dokusu ve sesiyle, bakir bir kırsaııık... Nesnelerin tek tek ve birleşik / bütünleşik yalnızlığı... O yüce yalnızlığın armonisi.
Şiirbenimleydi.
Böğürtlene bulanmıştım... (Ahududunun yabanisi, Rodoplar'da "karamuk" denirdi. Çocukluğumdan anımsıyorum; daha çok yol kenarlarında, tarlaların sınır boylarında yetişen arsız dikenli ağaç.) Dikenler içindeki meyvesi olgunlaşınca, mordan siyaha çalan renkte, mayhoş tadı olan yabani yemiş. Güzeııiğini, güneşin yakıcı ışınları altında içselleştiriyordu, yarın öbür gün filizlenebilecek birkaç dize için belki... Batacağını bile bile dikenlerine dokundum ve katlandım. Acıyı, sızan kana bakarak sınadım kendimde.
Sancı tıp tıp ederek ses verdi! Sancı şiirdi...
Şiirin nabzını her yerde duymak, ılık bir esimi dinler gibi dinlemek olasıdır, kırlardaki, rüzgardaki her an'ı yaşayacağım diyene...
Şiir doğanın ritmidir çünkü.
Hilmi HAŞAL / ŞİİRİN LAV İZLERİ
emre gümüşdoğan
18-12-2006, 14:46
38.
Şiir, yaşamımızdaki anların en gizemlisidir. Yani an'dan da küçük birim. Öyle ya, şiir anlıktır demiştim. Şiir an işidir mi deseydim yoksa? Zira an, şiir için büyük bir süredir, bazı durumlarda.Örneğin, akşam güneşinin, olgun bir portakal rengini almış haliyle, dağ doruğundan arkaya yavaş yavaş yuvarlandığı, düşüp yittiği an...<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><O:P></O:P>
Dağın at sırtına benzeyen yerine bakarken kendini unutuverir insan. İşte o unutuş anı şiirliktir kanımca ve an'dan küçük bir birimdir. Çünkü bilinçle, bakarak, bekleyerek dolu dolu duyumsayarak aşılan an'ların sonrasına denk gelen, imge salisesidir o: Portakalın düşüşü, "sessizliğin sesi" ve artık görünürde olmayış hali, yani boşluk... Eskilerin ifadesiyle; "Ömür bir lahzadır"ı çağrıştıran geçmiş (mazi) bilinci.<O:P></O:P>
Şunu demek mi kalıyor şimdi bana: şiir. boşluk anından önceki andan küçük an'dır. En yakın, en sıcak... Henüz 'dumanı üstünde' olan ekmeğe bakan aç gözler gibi bakmalı ona... Hayat denen cevhere temas halinde durmalı. Çünkü yakın mesafeden, buğunun, kokunun, tadın ayrıştırılıp yazıya dökülmesi önemlidir. An'da yaşanan şey her neyse, işte o...<O:P></O:P>
Düşünüyorum da; tüm bu (okuyan için belki saçma sapan gelecek) ayrıntılara dönüp bakmak arayışı kışkırtıyor. Düşünüyorum ve çarptığım buzdağlarının, yani çelişki kütlelerinin ne bereketli öğretme-üretme kürsüsü (adresi) olduğunu anlıyorum..<O:P></O:P>
Yanılgıyı ve yenilgiyi hep yeniden, yeniden keşfediyorum. Çelişkiyi baş tacı sayıyorum şiir için. Öyle öyle barışıyorum doğanın, rastlantıların bereketiyle. içime dert salsalar da bazen... Zira barış en cömert memedir yaşam için.<O:P></O:P>
Şiir, bekleyiş-yazılış süreciyle kışkırtıcı, coşturucu zaman madenidir. Sözcüklerin işlenip nakışlandığı hazine: Heves besleyen doyumsuzluk harmanı!
Hilmi HAŞAL / ŞİİRİN LAV İZLERİEdited by: emre
aliye özlü
18-12-2006, 17:10
EMRECİM, İYİKİ DÜZENLEMİŞSİN, ŞİİRİ BESLEYEN GÜZEL BİR YAZI OLMUŞ
emre gümüşdoğan
20-12-2006, 14:37
39. <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Şiir sorunlarını kendim için düşünüyorum, kabul. Ama okuru ve onun üzerine yansıyacak şiir serpintisinin etkisini dert ediyorum.
Örneğin, ilk dize çok önemli demişim. Yazan herkes için bu böyle mi? Kendi payıma, sonrasını daha çok iç kanama şiddetinde görmüşüm ki sonraki dizeyi çağırandır ilk dize diye not almışım. İlk dizeyi, hatta sonrasında gelen her yeni dizeyi kendisi yazmış gibi kolayca benimsemeli okur. Yani, daha ilk dizeden itibaren şiirde kendini değilse de yabancısı olmadığı öğeleri bulmalı.
Yazan mı?
Yazan için, şiir bitip de yayımlandıysa, üzerinde, okumasından, yani kullanımdan doğacak hakkı kalmamıştır. Burada 'hak değirmende aranır' sözünü anımsamakta yarar var. Çünkü şair için, un elenmiş elek asılmış ve buğdayın ömrü bitmiştir artık. Hammaddenin, yani buğdayın öğütülme süreci, şiirin oluşum sürecine benzetilebilir: Pişirimlik un, okunmalık şiirdir... Dileyene ekmek, dileyene börek, dileyene baklava, pasta ...
Demiştim ya abartmanın (kimine göre saçmalamanın) endazesi yok.
Buyurun işte; düşünce düşüncedir.
40.
Bu hengamede ...
Şiir bir bilinmezliktir.
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"> Bir[/B] dedim özellikle! Bir'ci yanı mı inkar etmiyorum. Bir'in kutsallığına az kafa yormamış insanlık. Yadsımıyorum bir'i. İçselleştiriyorum.
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"> Bir [/B]rafınedir, yalındır, saftır. .. Herkes 'bir'ini sever o nedenle.
Herkes birini sever!
<B style="mso-bidi-font-weight: normal"> Bir[/B] 'ben'dir! Bendeki herkes ama en yoğun da bir kişi, bir yer, bir şiir...
Ben, sonsuz bilinmezliğin peşindeki zerre...
aliye özlü
20-12-2006, 14:55
smileys/smiley36.gif
emre gümüşdoğan
24-12-2006, 12:06
41. <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Şiir sözcükleri giyinmeli önce, sonra da (fazlasıyla) soyunmalı. Giyindikleriyle konuşmalı, soyunduklarıyla susmalı bünye, yapı... Şiirin biçimi, üzerindekilerin duruşu, albenili olmalıdır ki içeriği, öz’ü seçilebilsin. Heceler, sözcükler, ritim, ses kurgusu, kıvamında ışıldamalıdır okuyacaklara ...
Çünkü şiir şıklığı, yumuşaklığı sunar. Sıradan doğa-yaşam koşullarında bile ... Tartışmasız, şiirin dili, sertliği de, çirkinliği de dizginleyip, sakin, uslu us/lu yürüyebilen dildir.
Şiir imgeyi giyinmeli, ama imge çıplaktır. Yani şiir şeffaftır sonuçta ve yalınlığa doğru yürür söylemi ... Bütünüyle değilse de transparan' (saydam) çıkar beyaz sayfalara. Haksızlığa ayna tutar. Bilinçaltındaki; "ben kimim?" sorusunun en güzel yankısını taşır insanlara.
Sonuçta, çelişkin in gayri meşru çocuğudur şiir. ..
Ne zifır karanlığa ne de vahşi parıltıya bir şey yapabilir. Boynu büküktür yeryüzü kötülükleri önünde.
Sadece söyler.
42.
Şiir, uyarıcı, uyandırıcı söz kıvamıyla kapı aralar, sokulur okuyucunun algı dünyasına.
Güncele, insan portrelerine değen, düşünüş ve duyu atmosferine katkısı ordadır. O özelliğindedir kesinlikle; işlenmiş öz, biçem, ılıman iklim, doğal, zorlamasız ritim ... Sonuçta (kolaycılık sayılma tehlikesine rağmen), algılanabilir bir atmosferi okurun önüne serer.
Şiir, izlekten iletiye, kavramları en gerçekçi biçimde yontmalı, soymalıdır.
Şiir şıklığı, yumuşaklığı, ışığı sunmalıdır, demiştik bir kez ... Yaşamı bezeyen, an'ı doya doya geçmeyi özendirir diye ... Albeni iksiri özdeki sonsuz gömeçtedir. Şiir uyarıdır, öneridir, çağrıdır yerine göre; öyle algılayacağım diyene.
Hilmi HAŞAL / ŞİİRİN LAV İZLERİ
emre gümüşdoğan
25-12-2006, 19:22
43.
Dize sorunu yeterince tartışılmış olsa da hep gündemde kalır.
Son günlerde okuduğum bazı görüşler, eleştiriler yoruyor beni, düşündürüyor. Şiir konuşulduğunda iki sav, terazinin iki ucunu gösteren düşünce çıkıyor ortaya: "İki imbik aynı hizada duramıyor sunsuza dek". Dize. imge, kurgu, izlek şiirin olmazsa olmazları. kabul ... Söyleyiş, akış; ritim ve uyak, yani ses, şiiri şiir yapan öğelerdir, diyen sav hiçbir zaman yanıtsız kalmaz. Yaratı, ürün kalıba sığmaz. ölçüleri dinlemez, boyutlandırılamaz. kendi doğasınca çıkar okurun önüne, diyen karşısav tetiktedir çünkü ... Gündem savkarşısav söylemleriyle belirlenir. Özetlerin özeti yerine geçecek saplama da bulunur elbette ... Bir metin (anlatı) içerisinde imgesel, sessel ritimsel özellikler barındırıyorsa şiirdir, diye vurgulan saptama ... Metin-şiirin, rüzgarını sezdirir şimdi'de. Hakkını teslim etmeli!
Ben de kalıp(çılık)tan, dizecilikten yana değilim. Şiirim değil. Arada sıradn uyak-ölçü, aruz kuşanan istisnalar çıksa da, pek çok yazanda olduğu gibi. çoğu 'serbest' fomıatta, yani 'özgür' biçimdedir. Genellikle şiir kendi bünyesini bulur. ..
44.
Yazdıklarım hele hele yayımladıklarım benim değildir.
Altındaki imza benzerimindir ki o bana yabancıdır artık. Çünkü şiir beni atmıştır içinden. Özeğini okuyacaklar için boşaltmıştır.
Yayımlanmakla serüven biter. Yeni bir serüvenini başlaması adına ...
Nasıl ki ben onu yazarken, (Üretirken, işlerken) hep içindeki 'ben'i boşaitmışsam, şiir de ancak yayımlanana dek barındırır içindeki ben'i.
'Orada sen yüksündür artık' demektedir yapı.
Akıllı yaklaşım, seçme ve anlamlı - anlamsız ölçütleri hiç de önemli değil algılayana. Ben onu unutmuşumdur.
ahmet gök
26-12-2006, 15:20
http://www.hilmihasal.com/photo/buyuk/siirinlavkapak1.jpg ŞİİRİN LAV İZLERİ
Hilmi Haşal, Bursa’dan şiirimize nefes olan şairlerimizden.Yeni Biçem’den Akatalpa’ ya Bursa ‘da çıkan edebiyat dergilerinde hep emeği olan bir şair Hilmi Haşal. Son kitabı, Şiirin Lav İzleri, şiiri üzerine yazdığı denemelerden oluşuyor. Hilmi Haşal’ ın tanımıyla Şiirin Lav İzleri. “Yıllardır, defterlere,ajandalara, gölge atan küçük karalamalar. Söz jimnastiği, düş akrobasisi, umut kırıntısı…Yani ‘kendi yaranı kendin sar’ yöntemine uygun düşen, şiir sıkıntısını sağaltıcı ara pasajlardır.”
Meraklısına Not: Şiirin Lav İzleri, Hilmi Haşal, Yom Yayınları 2006.
emre gümüşdoğan
29-12-2006, 15:38
45<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Bir hastalıktır şiir. Tıpkı aşk gibi... Nedeni bilinmez, bilinemez. Hiçbir tıp uzmanınca tanı konamaz.
Müzmin hastalıktır.
Şiir konuşulacaksa sonsuz bir hastalığın konuşulacağı bilinsin. Çünkü yerkürenin tüm çıkmaz sokakları konuşur şiirin çemberinde.
Bunu benimsemeyenin şiir dışında da diyecek sözü yoktur pek. Evet yoktur
46.
Şiir kime ait?
İnceliğe ve derinliğe ...
Gökyüzüne, bulutlara, yıldızlara ve aya aittir.
Samanyolu en lirik dizelerin tozunu (yoksa imgesini mi) ışıldatıyor. Venüs'ün göz kırpan ve gülümscyen parlaklığı kadar romantik görünüm var mı?
47.
Şiir kime ait?
Yeryüzündeki gelincik tarlalarına, yaban güllerine,
böğürtlenlere ve şebboy kümelerine mi(?). Zakkum pembelerine ve daha nice yol kenarı çiçeklerine, çiçeklenmelerine mi?
"Ne bana, ne de sana aittir şiir. Bütün yüreklerin içine düşmüş gökkuşağıdır. Önce göğe sonra yere aittir. Ne güzel bir şiirdir adalet; suskun yıldızlarla suskun yakamozlar arasında gerçekleşen. Değil mi?" diye yanıtladım rüzgarın telaşındaki dünyayı. Doğadaki en güzel adalettir şiir.
emre gümüşdoğan
01-01-2007, 23:31
48. <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Çalkantılı bir 'içevren', mucizevi doğa sarsıntısıdır şiir.
Etkisini dipten yüzeye doğru, görünmeyenden görünene doğru duyuran sarsıntı... Adına "şiir" sözcüğü yakıştırılan olgu; hüzün ve heves atomudur. Ruhun özlem ve özgürlük şöleni ... Yenildiğimiz tutku.
49.
Can yanmasından söze girmek nedir?
Düşündüm de, 'şiir can yanmasıdır' diyen bu yanıtta karar kıldım. Kırılmanın en dehşetlisi, kırılganlıkların en yakıcısı, en yıkıcısı. ..
Öyle ya, bir imge için ne can yanmaları yaşanır ... Ne ölü zamanlara gömütolur insanın yüreği. Bir tek imge uğruna ya da imge çarpıcılığıııdaki o 'korkunç tatlı' kıvam için. Sözcük. sözcükler dizgesi uğrına ne karanlıklar, ne uçurumlar ve ateşler göze alınır.
Bunlarırı yazdıktan, bildikten sonra, gönül rahatlığıyla, şiir can yanmasının ürüniidür. diyebilir herkes. Canı yanan ve sözü oraya demirleyen. zamanın cenazesine katılmış herkes... Ölmüş zamanın ardında yürüyen cenaze kortejidir, şiiri temsil eden görüntü.
Kortej beni ilgilendiriyor...
emre gümüşdoğan
04-01-2007, 21:27
50. <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Yitmiş zamanın ardından ...
Halen yitmekte olan zamanın ardından ... Şu anın ardından ...
Tinsel ve tensel felaketi tanımlamak ne denli zorsa, şiir adına verilen-çekilen iç savaşları anlatmak da o denli zordur. İnsanın iç deltasına dökülen kan ve ter karışımının enerji harını dizginlemek olanaksızdır. Akış hızını, şiddetini ve debisini saptama, tanımlama
esareti ancak şiirde vardır. Şiir bir tür olanaksızlığa yanıt aramak değil mi? Çünkü onda yaşanan iç depremdir! Söz konusu; 'insan' halini sil baştan biçimleyen dehşet. ..
Ömrümün tükenmiş kısmına ait genel anlamlar anlamsızlıklar toplamı bir hiçtir ... Bedeli acılarla karşılanmış imgeler, eğretilemeler (metaforlar); kalıcılığı aramaya yarayan heceler, çok alın teri, çok sarsıntı. çok uykusuzluk, yenilmişlik ve de çok sarhoşluklarla ödenerek yazılmış şiir sorularıdır.
Bir tek imge için ne derin yaralar açılır, kabuk tutar, sonra yine açılır, bu saf yazı gezegeninde. Ham sözden som söze; işlenmiş öze, "nakış" üretme istasyonları egemendir. .. Anlatımın simyasına büyü katılmıştır bir kez; girdap, (döngü odağı) dirim yatağıdır.
51.
Sıcak bir iştir şiirle cebelleşmek.
İlk dize sıcağı sıcağına yazılmamışsa 'kayıt' dışı kaldı demektir. Yüzde altmış unutulacağı bilinmeli. Anında not edilmeyen ya da ezberlenmeyen her sözcük, kurgu, olgu,imge,ayrıntılar çukuruna gömülür yiter. Bellekte kalanıyla yetinirim, dendiğindeyse şiir baştan zora gim1iş olur.
Bilmeli, tetikte durmalı diye telkinde bulunuyorum kendime. Şiirin tavı sıcakken kavranamaz çünkü: Hadde kayda geçirilerek kurtarılır.
Hilmi HAŞAL / ŞİİRİN LAV İZLERİ
emre gümüşdoğan
08-01-2007, 15:09
52.
Çoğu geceler, televizyon denen nesnenin düğmelerine dokunmamayı elzem saymalı, şiire gidecek kişi. "Aptal kutusu" mağduru herkes gibi ben de bu cümleye "birçok geceler" diye başlamalıydım.... Çünkü deneyimlerim, televizyonun şiir için, şiir zamanı için, intihar aracı olduğunu öğretti bana. O nedenle, televizyondan korkuyorum, şiire durduğum, daha doğrusu yüreğimin, beynimin şiire amade olduğu zamanlarda. Uğraşlarımın güme gideceğini çok iyi bildiğimden, korkuyorum ve sokulmuyorum güncel çığırtkanlıklara, televizyon yaygaralarına... Şiire düşman haller bana da düşmandır çünkü. Hem sonra, neden o görsellik kötülüğüne 'angaje' etsin ki güzelim zamanını, şiir yolu gözleyen kişi.
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
53.
Televizyon, magazin, günübirlik haber, politik, ekonomik oyunların yapay dayatmaları, polemik balonları ve de bireysel popüler rollerin sahnelenişi ve daha neler, neler... Şairlerin baş düşmanıdır tümü. Modem zaman zehridirler.
Orada, o gezegen de şiir adı anılmaz. Anılamaz.
Anıldığındaysa. şiire kötülük gelecektir kesinkes. Ki bence de anılmamalı. Anılmaması elzemdir şiir için.
Televizyonun düğmesi için, "şiiri ve daha pek çok şeyi katleder" diyenler beri gelsin.
Şiirin ilgi-sevgi yelpazesinde serinleyenlerin hakkını teslim etmeli. Elektroniğin, sanalın, görselliğin ağısını ayırt etmeli kişi; sözcük teknesinde imge/anlam hamuru yoğurmaya kolları sıvamışsa, işin külhanını görmüşse eğer.
Şiirin özel durumu görsel-magazinsel şiddeti reddeder. Zamandaki, yaşamdaki yeri tektir, estetik kusursuzluk, idea ... İçine başka şey; bölüm, parça, kısım, küme, seksiyon, ne denirse densin, kabul etmez.
Şiir özerktir, özgürdür. Yaşama, doğaya katılışıyla biriciktir. Sözcüğün tam anlamayla başına buyruk...
Öyle olmazsa, özgün olamaz, kalamaz.
Hilmi HAŞAL / ŞİİRİN LAV İZLERİ
emre gümüşdoğan
24-01-2007, 20:18
54.
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Şair kendinden pek çok şey koyar şiirine. Hatta kendini koyar. Okur ise kendinden bir şeyler arar şiirde. Bulduğuyla da yetinir. Sonra unutur gider belki. Ama o bulduğu anda, yani okurken tattığı sanatsal haz duyusunu, düşüncesini karşılayan, okşayan 'kendilik' önemlidir. Şairle okur arasındaki benzerlik tam da o anda, o tuhaf örtüşmededir.
Sonuçta şair kendini koyar. yazdığı yayımladığı metne. Farklı anlatım, söylem yolları arar o amaçla.
Sonuçta okur, yani şiir okuru, kendinden izdüşümler yakalarsa, ısınır, yüreğini ısıtır söz konusu metinde. Onlarca metin okumayı sürdürür aynı amaçla.
55.
Şiir yapaylığı, maskeyi, sirki, sihirbazlığı taşıyamaz bünyesinde. Özüne sindiremez.
Salt saflık-doğallık atmosferidir barınağı. Beklendiğinden önce doğmuş (erken doğmuş) bir bebek için kuvöz neyse, şiir için içtenlik, doğallık ve dirilik (dirilik, dirimlik) odur.
Yalın olan yalan olamaz dememişler mi?
Ötesi yok bu işin. Onunla geçilen zaman, tekliği (yani mutlak yalnızlığı) gerektirir. Yüzde yüz yoğunlaşma için, 'normal' doğum için, 'şimdi' içinde tek kalmayı ister şiir. Yoksa alınır, incinir, küser, kirlenir... Ve intikam alır. İçeriğiyle, biçimiyle zorlaşır, başkalaşıverir. Şiir olmaktan çıkar. Düşüktür... Dirim işareti, cenin midir salt? O bile değildir artık.
56.
Şiirin mayası mı?
Şiirin mayası arının çiçekten havalandıktan sonra, havada çizdiği dalgalı izdir. An Üzerindeki İz ... Arının taşıdığı nektar, o, dünyanın en güzel yükü. İşte, şiirin mayası, olsa olsa ondaki ışıktır.
Şiir ışıktır çünkü!
emre gümüşdoğan
23-02-2007, 12:21
57.
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
"Şiir kuma kaldırmaz" mı demişti birisi?
Kim olduğunu anımsayamıyorum şimdi. Dönüp devamını not almayı zorunlu kılan bir tümcedir bu.
Ne yazık ki yapmamışım o işi.
Bilenler anlatsın, şairin-yazarın kimliğini.
Anlatsa keşke!
Şiirin yedeği de olmaz, dublörü de, suf1örü de.
Zaten onunla boy ölçüşecek bir başka kavram bulamaz. Şiir yalnızlıktır. Yalnızlık gaipten besleniyor diyemesek de bilinmezlikle eşanlamlı sayabiliriz.
58.
Şiir, şiire adanmış ömrün tek meyvesidir. Tek bereketi. Tek tesellisi ... Biriciğidir. Ölümüne tutkudur son/uçta şiir ... Sonsuzluk yemininin tek maddesidir. Şiir yaşamsal en gebe leri aşmayı zorunlu kılar. Derinlikse yapısının özelliğindendir, özündendir. Donuk cenin, arzunun salgılayıcısı, tarifsiz bir vitamin, büyülü bir güçtür ... Kişinin ruhuna zerk ettiği iksir, "doping" nektarıdır. Gökyüzünün ve yeryüzünün işbirliğiyle sunulan besindir. Yani, zaman zehrine panzehirdir, şiir!
59.
İmge dişidir.
Şiirin içindeki tek güzel dişi...
Doğurgan, teni ve tini büyüleyen tütsü...
Sözcüklerin en cilvelisi; imge...
Tohumların tohumudur toprakta.
Ve toprak kadar anaçtır.
Hilmi HAŞAL / ŞİİRİN LAV İZLERİ
Güzin Dündar
23-02-2007, 22:54
Umarım şiir yazan arkadaşlar bir kez daha okur. Teşekkürler...
emre gümüşdoğan
30-03-2007, 12:40
60.
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Varolmak öğrenmeyi sürdürmektir.
Ben buna, "sevmeyi dünyanın kesintisiz akarsuyu kılmaktır"ı da eklemek isterim. Öğrenmenin, izlemeye, özümsemeye değer inci yatakları vardır. Dirim için gerekli güzelduyu ayrıcalıklarını kavramaya değer, yaşamcı eylemleri vardır. Güzelduyu (estetik) için ilk koşul, varolmak ve sevgide yoğrulmaktır.
Birbirini bütünleyen iki kavram; öğrenmek ve yaşamak, insanı ayakta tutar. Bilme, sezme açlığının sürmesi var oluşu beslerken ...
"Bunun şiirle ilgisi ne" mi diyeceksiniz?
Gökyüzü altında bir şeylere "yanıt" aranan her anda ve her yerde, şiirin gözü, kulağı vardır. Şiir direnmeyi alkışlar, umudu alkışlar diye düşünerek sürdürüyorum arayışımı. Şiirin, imge sızıntısının bir yerde demlendiğini bilmenin merakı, düşünmeyi / duyumsamayı kamçılar çünkü.
"Şiiri arıyorum, öyleyse varım!" diyen dört sözcükle mi kapatsam yanıtımı?
61.
Yerçekimsiz ortama düşüyorum sanki. Çevrenim yok. Ufuksuz kalıyorum. Uzay sonsuz bir anlamsızlık soyutluğuna bürünüyor. Durmuş, durulmuş tinsel-tensel yapı, kendi amaçsızlığını özümsemiş; o kıvamda bir uyku halidir. Gıdasına aşırı miktarda haşhaş katılmış keşiş gibi, yalpalıyorum kendi eksenimde: Şiir doğmuyor.
Korkunç bir saptama ama nispeten doğru: Şiirin acısını, akışını duymuyorsa, yaşamıyordur insan. Kendimde deniyorum, öğreniyorum bunu bir kez daha. Kim bilir kaçıncı kez. Öğrenmek, ilk ve son ibadettir düşüncesiyle, öğreniyorum yeniden.
Şair, buluşu olan ilacı ilk kendinde deneyen otacıdır. Ruhunu ve bedenini deney dünyası kılmış simyacıdır o. Özetle, şiir için gönüllü kobaylığı benimsemiştir daha yolun başında. Doğum sancısına karşı bağışıklı değildir şair, olmayı da dilemez; şiiri bütün duyargalarıyla sezmek, yaratmanın gereğidir çünkü, doğal sürecidir ... Sancıyı bir yangın i beslercesine beslemek, donanımı. okumayı sıkı tutmakla eşanlamlıdır.
emre gümüşdoğan
08-04-2007, 16:02
http://farm1.static.flickr.com/187/450628607_b8cdbd6f6d_m.jpg
62.
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Şiirsizlik dünyanın en büyük cezasıymış meğer ...
Güncel sayılan her şeyi kendime dert edinsem de, şiire ait hiçbir belirti yok olağan akışta. Bu durumu veya dünyayı düzeltecek "misyon"u üstlenmişim gibi sıkılıyorum. Bazen sarsılıyorum ... İçimdeki yer değiştirmeleri, çevresel, tinsel sorunları ve etkilerini ıskalama pahasına olmayanı kaydetme yollarını arıyorum. Olmuyor.
Durumdan, olup bitenden - olmayan bitmeyenden dolayı kendimi suçluyorum.
Şiirsizlikle cezalandırıyorum 'eski' kendimi.
Kim anlayacak şimdi bu hali?
63.
Kentler, kasabalar, köyler, mahalleler; tüm insan korunakları, şiiri, aşkı ve gerçeği barındıran cehennem i yadsımaya eğilimlidir.
Gerçek cehennemin ta kendisidir çünkü.
Veda, ruhun vebasıdır, vefasızdır ölüm koşulları. Yaşam öyle biçimlendiriyor kendini; konumlandığı adreslerde ... Düşten uzak, fersah fersah uzak, gerçek mahzenine dönüşür koşullar. Dönüşüyor ... Bu mahşer ortamlarında kendini ıslah etme, onarma uğruna ne yapıyor insanoğlu?
"Yer"i, yani bulunduğu alanı güzelleştirmek, anlamlandırmak için ne yapıyor?
Kentler, kasabalar, köyler mahalleler şiir için ne yapıyor? Gerçeği aşktan yana kılmak için ne yapıyor?
emre gümüşdoğan
09-04-2007, 20:35
64.
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Şiir kentlidir, kentlerdedir.
Yaşam koşulları, okuma-yazma koşulları tarım işinden geçinen insanlara özgü bir şey değil. Olamaz! Olmamış, olamamıştır. Belki hiçbir zaman olamayacak. Bunu. kınamadan, aşağılamadan benimseyelim lütfen; tarla/toprak ile birey ilişkisi, zamanın gerilimini sezdirmez, sezdiremez diğer insanlara. Oradaki bağ ve aşk bambaşka bir şey; belki şiiri de aşan ilkel gerçeklik...
Yerleşimlerin en küçükten en büyüğe doğru geliştiğini yadsımadan, tepedeki yerleşime, kente ait olmak, ona bakmak gerekir son noktada. Şiir oradadır; içine bakınca, içinden bakınca... Metropolde...
Bireyin farklılaştığını, güzelden, şiirden uzaklaştığını görmenin sancısını taşıyorum kalbimde. Yaralı, kirli güncellikten üzülmek düşüyor payıma. Şiir sorumluluğu, kentlilik sorumluluğu, Üretme hevesini törpülemiyor, tersine, kışkırtıyor. Yazma, yayımlama arzusunu, o tuhaf enerjiyi, ateşi körüklüyor. Bunun bilincinde olmakla birlikte, şiire akan ilişkiler yaratmak adına, atılmış adımlarda tökezlemeler yaşandıkça, kendimi suçluyorum daha çok.
En büyük yerleşim, "kent", şiire kapamışsa gecelerini ve gündüzlerini, şiiri kovmaktaysa içinden; insanlara acıyor, kendimi suçluyorum. Bugünün şiir ışıkçılarını biraz da...
Şiirsiz bireyler ortasında yaşamanın sıkıntısını, ürküntüsünü anlatmak derdine düşüyorum, salt kentin şiirsizlik halleri nedeniyle. insan yazmadığı / yazamadığı şiirden de sorumlu değil mi? Okuyamadığı / okutamadığı kentten sorumlu olduğu kadar?
Şiir kenti bağışlamaz, ama yine de kentin keşmekeşinde, bereketli kaosta, zenginlik-yoksulluk uçurumunun dibinde Ürer. Sıkıntı tortusuyla. zamanın tüketim çöplüğünde yuvalanıp yaşama karışır.
Şiir kenttedir, kentlilerdedir, kentlidir..
Hilmi HAŞAL / ŞİİRİN LAV İZLERİ
emre gümüşdoğan
13-04-2007, 14:45
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">65. <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><O:P></O:P>[/B]
<O:P></O:P>
Şiir, gece ve gündüz parlayan bir yıldız değil mi? Görene, görebilene... İnsanoğlu yazan da olsa, okuyan da olsa, o söz/imge/haz yıldızının etkisindedir. Yaşama ve zamana meydan okuma eylemidir şiirin dinamosu, (kalp atışları) ... Zaman yok edendir çünkü; şiirse var eden. Ölümü yadsıyan bir ışıltıdır şiir. Mutsuzluk bozkırında şırıl şırıl taşan kuyu... Hiçliğe, anlamsızlığa direnen suyun içinde yansıyan tayf deseni; ışık helezonudur.
<O:P></O:P>
İmgenin büyülü sonsuzluğudur şiir. Umut burcundan bakar dünyaya, insanlığa... <O:P></O:P>
<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">66. <O:P></O:P>[/B]
<O:P></O:P>
Şiirin sunduğu kutsanmış (yüceltilmiş) duygularsa, kutsayan (yücelten) kişi de şairdir mi diyeceğiz?
<O:P></O:P>
Yalvaç (peygamber) ve bilici (kahin) sayıldığına göre, mitolojik kaynaklardaki bazı karşılıkları... Çok da abartılı kaçmaz umarım bu niteleme. Eskilere uzanan yaşanmışlar yolu, şiir ve şair için sonsuz yakıştırmalar öğretiyor insana. Duygu cambazı, bilgi cambazı, göz boyamacı, serseri, sahtekar, meczup, sihirbaz, şeytan vb. tanımlara 'maruz' kalmıştır şair. Şiirse onun savunma silahıdır hep; tek silahı... Metafor gezegeni mi? O da sözcük cephaneliğidir.
Hilmi HAŞAL / şiirin lav izleriEdited by: emre
sağolun emre, iyi ki düzenlemişsiniz. zevkle okuyorum. içeriğinden yararlanmam bir yana, kullandığı dil sayın Haşal'ın, öyle güzel ki...
emre gümüşdoğan
17-04-2007, 22:55
http://farm1.static.flickr.com/187/450628607_b8cdbd6f6d_m.jpg
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /> 67.
Sözün anlam/im zincirini ören, inci kolyeye, soyut kolyeye büyülü ruha dönüştüren, dönüştürmeyi deneyen kişi mi şair? Bunu ne oranda başardığı, şairler loncasındaki yeri mi belirler?
Kuşkusuz zor bir soru!
Zamanın zehir tortusunu anımsatan bir soru. Sanatsal ürünün, kolyenin sunulması, yani arzı, ayrı bir konu, belki de ayrı bir sorun. Ancak altını çizmeli ki anlam/im kolyesi, tutsaklığı, sorumluluğu da beraberinde büyütür. Buna geçicilikteki "olay", demek daha doğru... Öylesi aşkınlığa geçmiş, diliyle kaleminin trajedisini özdeş kılmış "kişi"dir şair. Çabası, yaşamsal acıları ve tatlan içerir dense, çok da yalınlaştırılmış olmaz umarım, 'şair' tanımı.
Söz vardı, var. Var olacak hayatta... İmgede, gizemde vücut bulur şiir, gider gelir; kulaktan, gözden, beyinden ve yürekten öteye. Şiir sözün cennete ulaştığı yerdir; uzamda, an'da en haklı konuşlanmadır, çünkü lir(ik) dilidir, sözcükleri coşturan, koşturan.
Hilmi HAŞAL / şiirin lav izleri
emre gümüşdoğan
15-09-2007, 10:54
112. <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Şiir varlığı abartmaktır!
Şiir, sözcüklerin gücünü, o tatlı. o acı sonsuzluğu abartmaktadır. çoğu zaman da şımartmaktadır.
Yazanın: "Bütün derdim aslında bu, hayatı abartıyorum, şevkle ve zevkle şerh düşüyorum", Anlamsızlığı onarıyorum" diyebilme uğruna kalkıştığı yaşamsal eylemdir.
Abartıcıdır imgelem yetisi, Yazanın doyum aradığı. içsel yarlığını sınadığı, dil'in çağrışımlar labirentidir. Öze doğru çıkılmış amansız yolculuğun girift evrenidir düşler. Ateşin ve anlamın ben'de düğümlenişidir. Bir Azeri türküdeki:
"Ateş alevde değil asıl közdedir
Güzellik gözde değil asıl özdedir"
sözlerinin doğrulanışı... Hayatı da ölümü de özündeki güzellikte abartan, yaratma. yapma eylemidir sanat, öncelikle şiir.
Şaşırtma meleğidir.
113.
Şiir. yağmur sonu gümüşiliğidir gökyüzünün...
Görüntüsünü yakaladığında, şairin mutlu olduğu, gizliden gizliye sihir ve iksir testisini doldurduğu, sonsuzluk musluğudur gümüş gökyüzü, Bu, gökyüzü derinliğindedir şiir, demekle eşdeğerdedir.
“Gökyüzüne bakmayı severim. aynasındaki kırıklara ve çillere rağmen” demiştim bir yağmur sonrası.
Hilmi HAŞAL / şiirin lav izleri
emre gümüşdoğan
19-10-2007, 15:58
ll4. <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Güneşi yerinden eden sözcük mü imge? O denli güçlü. derinlik taşıyıcı... Okuyanı, çıldırtıcı hazla mest eden, ses ve çağrışım zengini: Uyandıran, zindelik veren dirim atomu... "imge, sen nelere kadirmişsin meğer" dedirten. Kurguda, biçemde yuvalanan özün, okuyana yaşattığı algı 'orgazmı'... Sözcüklerin sözcüklerk çiftleşmesidir 'hal'.
Sonuçta, yazmanın çilesine değmiştir, tanımlanamaz an'ın Iezzeti, aşka ve rüyaya değmiştir.
Evet. yüreği yerinden kaldıran çağrışımdır imge.
ll5.
Bunca yinelenenler silsilesinden geriye kalan, damıtılmış hayat damlaları mı, yoksa şiiri barındıran billuryaşanmışlıklar mı?
Zamanın tortusu mu, yok oluşun tarihinden süzülmüş, inceltilmiş, işlenmiş cevher mi; geriye kalan? Şiir diye adlandırılan yanılsama... Ya da şairlerin avunma şöleninin özel hasadı. Mevsim meyvesi mi? Hayat özü: 'asıl güzellik' insanoğluna sunulan... Ama önce şairlerin algıladığı, mucize; şiir...
116.
Gaipten bir ses: "bel bağlama dizeye" diyor. "Baş belasıdır şiirin: bir kez takılınca. gölgesi bile iflah olmaz insanın. Bazen, dize hiçbir biçimde oturmaz olması gereken yere. Yaramaz bir çocuk gibidir" diyor
Ama "dizeyi gözet yine de" diyor gaiptcn gelen o ses. Şiirdir
o ses. "Poetika" derdi ne düşen ses.
Hem, şiir gaipten gelen konuktur dense ne olur ki?
Şiir, gelendir. Hep gelen'
Gittiğinde yargılanacak sözü yoktur; yankısı kalnııştır çünkü. Şiir kalandır. Hep kalan!
emre gümüşdoğan
21-10-2007, 11:40
117. <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Antakya'da. zaman kavramı törensel izler bırakmış insanlığa. Şiirden yana algılanabilen izdüşümler bırakmış. Orda, sıcağı sıcağına, naçiz özel tarihim için karalamışim şu dizeleri:
Kırık Lahit
Kaç bin yıl oldu, gözlerinin derinliğinde
boğularak sevişmedim hiçbir kadınla
bütün ölümleri öldüm de, mermer beden
yaşamak denen heyulada, avundum yalanla
yağmurun ve güneşin haz harflerini
düşürmedim falıma kaç bin yıl
kutsanmış lahitte uyudu m tanrıyla
(lanetli bir kral mıydım
yoksa acemi bir soytarı mı
hem, ölümde aynı şey değil mi ikisi de .. )
kösnüI kadınların uzaklığında: tuz ve kül
kaç bin yıldır giz/eme ekiyorum tohumumu
ben, gökyüzü korsanı tüketiyorum tebaamı
iflah olmadım Nuh'un gemi deneyinden sonra
ol'madınız siz de, kaç bin yıl... toprak ağı
ve masaldır şu yeryüzü. sindiğiniz mağara
avunma gayret gerektirmez. anlayınız
yaşamda ve ölümde aynıdır yalanın tadı.
Tarihsel (mitolojik) belgenin. gerçekte ölümün de sonsuz olmadığını anlatan diliydi dikte eden bunları. Yazıtlardan, toz yorgunluğundan mı damıttım, yoksa okuyamadığım, kırık, çatlak mermerlerin Üzerindeki ontolojik kaygıdan mı, kurguladım bu dizeleri"
Bilmiyorum.
Unuttum, ama şimdi hiç önemli değil.
Antakya'da. mozaik figürlerin üzerinde, buna benzer, bana yakın gelen bir anlatı vardı. Tanrı, çoban ve kral; mermerde, gizemli izlek şöleni yaratan kavramlar... Susuyorlardı.
Orada bir yerdeydi şiir, mermer cennetinde nesneleşmiş masal dünyada; imge karnavalıydı sanki.
Hilmi HAŞAL/ şiirin lav izleri
emre gümüşdoğan
23-12-2007, 12:14
118.
Hayat acımaktan ibarettir bazı anlarda. Şiir de Öyle. Acır. .. Özeesi şu; sÖz acemiliği barındırıyorsa 'akar' sözdür. Her söz hayatı önemseyip düzenleme faktörü (öznesi) olduğuna göre, dilin yeteneği ve eneıjisi birincildir. Yaşam bellediğimiz, doğanın, anlam tohuınlayan, şiir doğuran rahmidir. İlkin acıyı öğreten... Kesintisiz öğrenmeyi, algılamayı başlatan, yönlendiren sözcüklerdedir acı. Acılarla bilenir. biçimlenir insanoğlunun karakteri; şiirli veya şiirsiz hallerde.
Şiirin ana izleği aşk ve ölümdür. Doğa her ikisini birden içerir. İç içelik animasyonu mu (izlencesi mi) yoksa, izlenen araç ve/ya aracı olunan hali? Bereketli bir soru daha...
Başlangıçtan itibaren; yüreklerde fokurdayan iki büyük korkunun ürünüdür şiir. Yani dirimin ve ölümün... Çokça tartışılsa da zamanı sorgulatan, izleğe (temaya) ebelik eden ve yaşama arzusununasıl besini sayılan iki korku... Aklın ve duygunun birbirini denetleme savaşı, iç savaş gerçekIiği... Aşkı ve ölümü yargılatan süreç, yaratımı mahmuzlayıp şahlandıran, edilgenliği tedirginliğe çeviren 'trans' halidir. Sonrası, devingenliktir ki ruhu ve bedeni acıtır. Doğanın insana sunduğu acemilik armağanı, öğretici eylem yeteneği ki. Ölümlüye, ölümü aşkla, şiirle alt edebileeeğine inandırır. <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><O:P></O:P>
<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
<O:P></O:P>Edited by: emre gümüşdoğan
Coşkun Soykan
23-12-2007, 13:25
Saygıdeğer Hilmi Haşal bu kadar ayrıntılı şiir diliyle "şiirin kuluçka evresini/emre gümüşdoğan"anlatmış ki entellektüel şair birikimine,diline yaşamışlıklarından imbikleyip sunduğu duygulanımlarına sağlık öğreneceğimiz çok şey var şiire dair,iliklerine kadar şiir olmak veya düzyazıyışiir gibisöylemek, yaşamak, yahut şiir olmak bu ;yani şair şiir oluyor sanki öyle yaşıyor, yaşama öyle tutunuyor, öyle varoluyor sanki; o ,yaşamın tutkusunu şiirde buluyor tebrikler saygılar sunuyorum Edited by: Coşkun Soykan
emre gümüşdoğan
13-01-2008, 14:38
119.
Şiir mutsuzluğun ürünüdür. Hoşnutsuzluğun... Bu dünyaya itirazın sonucu... Hoşnutluğun, hoşluğun zehridir ama hüznün panzehiridir de… Hüznü gelecek zamandan yana enerjiye çevirme. hayatla yaratılan "varoluşsal anlam"a dönüştürme uğraşının temel ereğidir. Kesintisiz süreç, gizemli sözcüklerin atom çekirdeğidir. (Bu sevdiğim bir tanımlama... ) Evet, esrarlı çekirdektir. Hayat mahzeninde damıtılmakta yaratılan şarap gibi zamanda ve dudakta sınanır, varoluşa katkıda bulunur. Doğayı, dirimi bekler.
Demiştik; hayata dair biricik belirti, kimileyin tek tansık (mucize) şiirdir. Gücünü yıllarla perçinler, geleceğe taşır kendini. Tabii ki has ürünse eğer, şiirse odaktaki metin...
120.
Şair şiirin dışındadır. Dışındadır çünkü yaratım-üretim sürecini tamamlayıp bitirdiğine kanaat getiriyorsa eğer, şiirin izleğinden kişiliğini (şahsını) 'dıştalar' kesinlikle. Yani kendini yok eder. Yayımlandıktan sonra artık yapıtına uzak konumdadır. Ne bileyim. kutupların kraterlerinde, buzul yamaçlarında ya da yanardağların ateşten girintilerindedir.
Şöyle de söylenebilir: Şairin kendisi şiirde yoksa gizliyse; ötekini. (seslendiği kişiyi) ruh verip canlandırdıysa, yani yapıtı okuyanlar dizelerde kendini bulacaksa, başarılıdır. Şiir, yayımlandıktan itibaren şairinden ziyade okuyacak olanların hakkıdır denmişti sanırım, nice satırlar önce.
emre gümüşdoğan
29-01-2008, 10:55
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
121.
Sözcüklerin en sıkı örgÜsü şiirdedir. Hesaplı, sezgili ilmekler ve düğümlerle yürümüş, teyellenmiş örgü. Hayat gergefınde dokunan tül/ipek harflerle devinip tamamlanır, kumaş/şiir olur, harfler, heceler. Ancak orada, Ürün denebilir desenlerin dansına. Şair örücüdür, dokuyucudur, sözcük, dize, tümce kurucusu. İmgeler, renkler nakkaşı. Deseni tamamlamada kullandığı yegane araçsa 'söz'dür. Ustalarımızdan Ece Ayhan demişti galiba: "Şiir en büyük örgütleyicidir" diye.
Evet, şiir sözcük örgütleyicidir bütün dillerde.
122.
Şiir şairden okura. (öteki şaire) duyu-düşün-renk ve ses taşıyan ulaktır. Var mı başka eklenebilecek bir şey? Evrensel, tarihsel yol serüveni hakkında başka ne denebilir? Bilmem.
Düşünüyorum; söylenmedik ne varsa söylenecektir ... Er ya da geç, birilerince söylenecektir.
123.
Her puslu kentin ardında bin bir çeşit aşklar, hazlar, gizlenir. Haz öncesi ve haz sonrası hüzünler barındırır. Her puslu pencerenin ardında bir başka aşk ... Yeni aşk bekliyormuş gibi ... Her paslı kilidin ardında acı öyküleri hayatların ... Bütün aşklar kadar gizli trajedi barındırır her öykünün özü. Azı sevinç, çoğu hüzündür. Bütün aşklar gibi büyük aşktır ve gizemini bağrında büyütür. Sonsuzluğa dek taşır ya da taşıdığı sanılır. Çünkü dünyayı biraz da puslu kılmaktadır bütün aşklar; 'puslu' pembe'dir can alıcı ya da can verici rengi. Pusun içiniyse, ilkin şiir görür. .. Sonra müzik, sonra öykü, sonra roman vb.
Her büyük kentin varoşlarından merkezine, diri m-devinim adlı pusundan doğar, yayılır bireyin dramı. Şiiri!
Değişen dünyaya, mucizelere tanıklık ürünüdür. İlk habercidir; ilk sezdirici, ilk gösterici, ilk tedirgin edici.
emre gümüşdoğan
04-02-2008, 00:32
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">124.[/B]
Şiir hayatın içinden gelir, hayatın içine katılır. Kökleri hayatın toprağından fışkırır, dalları gökyüzüne uzanır. Dokunur bulutlara ve yıldızlara ama yeniden toprağa döner. Yapraklarıyla... Elbette güneşi. bulutları, ayı ve yıldızları özüne çekmiş olarak. Geleceğe doğru kılavuz eder kişinin ruh haritasını. Ölümlere bedel arayıştır.
O nedenle, şiir hayat ağacıdır - hayat şiir ağacıdır, dense, yalan olmaz. Geleceğe, ölümsüzlüğe teşne çekirdeğiyle... Eli kaleme, dili imgeye değmiş herkes abartabilir dilediğince. Ateş ve su, dirimin özüdürler ya, şiir de öyledir diyebilir örneğin.
Zamanın içe sindirildiği hayat vadisinde, özel serüveni, şiire bulaşmış kişinin yoluna mucizeler çıkacaktır. Teselli olarak algılanmasın lütfen, hayatın geçicilik tecellisidir şiir. Bazen de düşlerin, dizeIer biçiminde 'zuhur' etmesidir.
125.
"Yaşayacaksın, yaşadıkça şiirin neden uzak bir yıldız olduğunu kavrayacaksın. Erişilmezliğin ne olduğunu öğreneceksin. Öğrendiğine inanmayacaksın, inanamayacaksın. Bir şeyler sezdiğinde bile ... Eğer simyacılığa adanacaksan, adanmışsan. Sabır ve sebatla aramayı sürdüreceksin", dedim bin kez kendime. Müzmin sözcük biriktiricisi (eskici) kendime...
"Yaşadığın uzamda, üzerinde (içinde) her anın kimyasıyla yüreğini kanatacaktır. Buna hazırlıklı olman şart değil. Rastlantı ve doğal/gerçek yaşam, yani zaman dengeler her şeyi. Ona tutunmanı sağlayacaktır nasılsa", dedim bin kez.
emre gümüşdoğan
13-02-2008, 11:57
<B style="mso-bidi-font-weight: normal">
126.<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />[/B]
"Şair artık düşünür olmak zorunda" diyor baş sivil şairimiz Ece Ayhan, Aynalı Denemeler kitabında. (s. 37, YKY, İstanbul, 1999.) Eklenecek bir şey var; şairler düşünür olarak ölmek zorunda. Bendeniz, söz çırağı sanıyla mim koyuyorum naçizane, haddimi çiğneyerek: Evet, şairler fılozofça yaşayıp, filozofça ölmeli, anlamsızlığın kaosla örtüştüğü her ortamda, her çağda. <B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]
Öngörüde yanılgı payı mı? <B style="mso-bidi-font-weight: normal">[/B]Elbette, "teşbihte hata" olur ve masumdur, öngörü kelarnı sayılan iddialar. Yanlışlar, varolmanın kaçınılmaz "söz" belirtileridir sonuçta ve de bireyseldir. Yazıklanacak yanını aramak boşuna... Şair kişi koşulların ettikleriyle başa çıkamadıkça, hevesi, hırsı kamçılanır. Düşünürlüğü artar. Şiir felsefenin ikiz kardeşidir çünkü.
Hilmi HAŞAL / şiirin lav izleri
emre gümüşdoğan
25-02-2008, 15:31
<DIV =Section1>
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
127.
Kriz mi? Diğer adıyla, bunalım mı şiirin tetikleyicisi? Son kertede budur yakıcı soru: Post-modern koşullar, dayatılan hızlı tüketim ve anlamsızlaştırma, insanları tinsel kaosun içine itmiyor mu? İtiyor! En baştan "tam doğru" diye bir kavram yürürlüğe giremeyeceğine göre. gerçeklikler de varsayım üzerinden yürüyor, insan/toplum hayatına. Ancak başka etkenler de var, bireyi matlaştıran. tek tipleştiren... Düşünsel, duyusal yozlaşma/yoksullaşma sonucu kişiliğini silip süpüren.
Teknoloji bilginin şctfaflığını sağlar ama ulaşılmazlığını da artırır aynı zamanda ... Bilginin uzlaşmazlığını da... Çünkü bilgi kuşkuyu içerir ve kuşku. doğası gereği uzlaşmazdır. Hız ve haz deliliğine dayanan iletişimin hegemonyasında ulaşılmazlık ve uyuşmazlık vardır en baştarı.
Edebiyat ve sanat, hayat sahnelerinden sadece bir tanesi... Ne ki yoğunlukla yaşanan küresel manevralar önünde, dalgakıran görevi üstlenmektcdir. insan için, hayat için iyilik ve güzellik, hala sanalla, şiirle etkinleşmektedir çünkü.
Vurulma, yaralanma ve yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya bırakılan kentli birey, nasıl belirlesin duruşunu? Metropolleşmenin hızarından nasıl korunsun? Şiiri görecek hali kalır mı kişioğlunun?
Şairin, bir bakıma kentli bireyin. tüm duyargalarıyla (herkesten önce) algıladığı haldir. 'kaotik' dağılma. Metropolde, (ince şiirsel, sanatsal akarsuyun kirletildiği görülmeli o nedenle. Şöyle birkaç dize yanıtlar mı vahameti. bilmem ama.söyleyeyim: Koma hali bu:
Koma
Bankalarınız, borsalarınız melankolide
artık yılgın söz doğurur ne doğurursa
nice dursa ölüme vadelidir yatırımları
batar kente, taşıtlar. kan ve ter şırıngası
sonra, ne çelik-çimento-plastik kayırır
kıskacındaki ruhları ne de servet pastası
işmanlık bulacaksınız bütün yüzlerde
morg bulvarları. kadayraların yaygarası
kayal kemiklerini sayıp okumaya kim
kim kalacak, soymaya vitrinleri de, orda
tüketecek can kitlesi olmayınca
plazalarınız komada...
Böylece yazmış bulunuyorum naçizane, yarılmış aşamayı, kent kaosunu... Krizdeki her kalemşor gibi kaygılanıyorum. Şiir krizden çıkar mı peki') Çıkar ama başka krize evrilir, zamanıysa eğer. Oluşum kriziyle beslenir çünkü ve elbette şiir zor zamanların tanrısıdır: umudu işaret eder bir biçimde. İçsel umar kı lavuzdur.
Hüznün gizli ikizidir tüm bungunluklar. Ayrımımı yarılmışsa, özümsenmişse ancak imgeleme katılır, siner... Atlatılması zordur ye başka aşamalara geçebilir hayatla birlikte. Yine de şiir kentin ve krizin nöbetteki bekçisidir.
Ellerinize sağlık hocam-Bizim elimize yetmiyor bu kitaplar bu dergiler-bu yazılar,şiir ustalarının bir ömür topladıklarını bizimle burada bu şiir akademisinde paylaştığınız için teşekkürler
emre gümüşdoğan
26-02-2008, 23:12
128.
Her yeni şiir bir milattır yazan için. Sözünü söyleyip mürekkebe gömmüş kişi, ürünle ölçer zamanı. Ürün yayımlandığında ancak, yükünü boşaltmış geminin, su yüzeyine yaklaşması gibi hafifler. gökyüzüne doğru kımıldar. Bir süreliğine hiç değilse... Geriye tek umut kalır, tek iyi yarsayım, tek şans, gözü kara şair için; okurunu bulmuş olmak. Meçhul okur içinse aynı şiirin milat diye benimsenmesi olanaksızdır. (Öyle bir sonuç şairi nezdinde. baht hanesine konmuş "katmerli kadayıf' diye yazılmalı...)
Önceki paragraf şöyle de başlayabilirdi: Her aşk bir milattır, o duygu kasırgasını yaşayan için. Devamında değişen ne olabilir? Karşılık bulmuş aşka ne mutlu değil mi? İnsan ömründe milatların sayısı ne denli azsa o denli iyidir. demekle bağlanabilir bahis. Bağlıyorum; aşk da şiir de çok ender rastlanan cevherdir, hayat madeninde. Bunu, daha önce de söylemişsem bağışlana...
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
emre gümüşdoğan
27-03-2008, 12:21
129.
Evrenin içindeki herhangi bir andır şiir. Görünmez kan dolaşımı. Evrenin en suskun halidir. Buradaki "en" şiirin tohumudur. Doğada her şeyin tohumu olduğuna göre, şiirin tohumu da "en" olandır, desek yanılmayız herhalde. Yanılgısız an'lar yüreğin tek dileği olmalı öyleyse. Hüznün alt edildiği / edileccği varsayımına, o tatlı umuda, ne denir başka?
Pıhtılaşmasız zamanlar, şairin ilk ve son dileğidir, biçiminde anlayabiliriz bunu.
130.
Duvardaki saat bizi gösteriyor. Demek ki zamandayız. Böylece varsak, sevişiyorsak varız... Aklımızin kıvrımlarında, tenimizin terinde yürüyen ateş, varoluşumuzun kanıtıdır: Duvardaki saat bizi gösteriyor.
Şiirde akıyoruz. Birbirine kenetli iki istiridye kabuğu, yosunlu ve kayalık kıyısında dünyanın... Alnındaki billur boncukların üzerinden görüyorum dünyayı; duvardaki saat bizi gösteriyor.
Gözetiyor hem... Hem gözetliyor...
Kime ne kabuğumuzun içindekinden(?) diyemeyiz. "Ruh Üşümesi" dolayısıyla, Adalet Ağaoğlu ustamızın kulakları, kalemi çınlar mı? Çınlar!
Çınlamıştır herhalde.
Şiir çınlamıştır
Hilmi HAŞAL / şiirin lav izleri
emre gümüşdoğan
07-04-2008, 12:32
131.
Yazmanın, yaratmanın temelinde kaygı vardır. Derin kaygı. Sonra o kaygıyı yenme, kaygıdan nektar süzme uğraşı önem kazanır. Daha önce yazılmışlardan, yani kaynaktan su taşımak, sezgiyi tetikleyen şiir gerekçelerindendir. Bencileyin, dünyayı, hayatı besleyen memelerden en önemlisidir hüzün. Sonra da umut gelir elbette.
Sahi, hayatın kaç memesi var, şiiri emziren?
132.
Hayatı değiştirme güdüsü, yaraları (sorunları) deşme takıntısı, sayrılık gibi görülebilir. Çünkü yenilenmeye katkıda bulunma hırsı ve hevesi, geçilen ruhsal yolculuğun birikimiyle ilgilidir. Elbette ki şiir. hayat volkanından fışkıran alevlerin, lavların ve küllerin toplamıdır. Şiir hayattan fışkırır, doğar, bilindiği, benimsendiği üzre. Bu kanıksandı artık ama yinelenmesinde beis gÖrülcceğini sanmam; sanat ürünÜ, içselliğin dışavurumudur. Yaşanan, açıklanan, paylaşılan içselliktir her bakımdan. Birikim, ya şanstır ya da felakettir şairine getirdikleriyle...
Şiire karşı temkinli olmak gerekir pek çok nedenle. İlk gelişinde, sıcağı sıcağına paylaşılması hem yanıltıcı hem tehlikelidir. Hayatla şiir arasındaki kılcal geçitte yaratmanın sihri açıklanmamıştır. İnsanla şiir arasındaki kanyonu bilmek gerekir; çelişkiyi... Şiirle zaman arasında... Ruhla aşk arasında...
Ruhun kuytu bahçelerindeki titreşimlerin tanımlanamazlığı yetmez mi, tüm bunları dedirtmeye?
emre gümüşdoğan
16-04-2008, 20:52
133.
Günlük yaşam akışında, başarı ıçin seçilen yöntemler acımasızdır. Genellikle öyledir. Bu şart mı(?) diye sormak gerekir. Bazı saptamalara göre, post-modern felaketler zincirinin halkalarından sadece birisidir, acımasızlık.
Toplumsal katmanlar. bireyler. kuşku tanrısının etkisine kapılır. Kim haklı, kim haksız, göz gözü görmeyen o kıyametsi ortamda anlamak olanaksız. Bazı hallerin geçmesini dikmck, kasırganın dinmesini beklemek elzemdir. Zira gÜnübirlik işler, ilişkiler dağarında her şey var, acımasızlıktan nasiplenen sanat yaratımları için; kuşku, korku, öfKe, kin, intihar...
Sezmek gerekir; bazı durumlarda her şey sezgidir. Şiire güdümlü sezgi... Özü ve biçimi yoğurup vÜcuda getiren yüksek frekanslı, yoğunluklu sezgidir. Sevgilere kök salmış sezgi... Tohumu şiir. çiçeği şiir zamanlarda...
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
emre gümüşdoğan
20-04-2008, 11:43
134.
Kaos ortamlarında: (Pompei Vezüv'ün küllerine gömülürken ya da Truva işgal ve imha edilirken) son nefesi sanat vermiştir, O bulanıklığın içinden şiiri keşfetmek kolay değil. Çünkü şiiri dert edinenler dışında. hiç kimsenin umurunda olmamıştır, zamanın, yaşamın ne denli inceliklerle bezendiği... Hele erkin, yÜksek koltuklardakilerin... Asla.
Başarı için, dozu arttıkça artan şideletin olağan görülmesi felaketin öteki adı mı'? Şiddetin sıradanlaşması. Varolma gayretlerinin ulaştığı uç, o anlam kıyılarının yüce gizemi. önemli sayılmasa da aynı nedene dayanır; başarıya, Çünkü şiir çağrışımsızlığı şiddeti yadsır. Yadsıma sonucunda karşılaştığı hatta yarattığı çelişkileri göğüsleyecek kişi, yaratıcı bireydir, şairdir. Bu minvalde, şairin bunalımı yok sayması düşünülemez.
Bütün yoğunluk acıda: 'mesel'e(ye) buradan. kırılmalardan, çatlamalardan. yüzeyde görülen damarlardan varılacaktır, Tüm plastik ve sentetik öğeler güncellikten arındırıp şiire, dip galerilerdeki cevhere inilecektir. Zira sanat. hayat. yüceliğini gözeten süzme davranışlar, incelikli yaklaşımlar üretir. Tüm kabalık, şiddet. tahripııabın ve imha koşullarilıda bile.
Zaman kanıtlamıştır ki Pompei küllerinin altında, ölümün içinde yaşayabilir sanat. Truva çöküntülerinin tuğla ve mermer parçaları, tüm antik nesneler, şiirin ölümü alt ettiğine ilişkin izlerle çıkmıştır gün yüzüne.
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
emre gümüşdoğan
02-05-2008, 19:54
135.
Şiir taşra ıssızlığıdır. Dehşetli tedirginlik yaşatan kasaba yalnızlığı... Her an birilerinin daha terk edeceği kasabanın 'kalma' sıkıntısıdır. Bunalma, kısırlaşma, çölleşme kaygısı. Şiir, bir kasabanın içinden çıkıp uzaklaşan, ip olup ufka saplanan ıssız yoldur. O yolu yüreği kaldıran kasaba halkı, bakabilir ancak ufka, yani hüzne... Hayatın en derin yerine. Şairse, incelip ip olmuş yol üzerindeki tek yolcudur. Onun görünüp görünmemesi pek önemli değil. Bıraktığı iz, söylemiş olduğu söz, kasabalıların yüreğini hem yakar hem serinletir. İşte odur önemli olan. Taşra ıssızlığından şiir damıtan hayat herkese aittir. Yerinde çakılı kalma korkusu herkese ait.
136.
Bir yaşantının, bir yapıtın içi ayrıntılarla doludur. Ayrıntılarsa haz veren imge ışıltısı, ölçülemez mutluluk nedenidir. Bu, ritimli, uyaklı sözcük, bakış veya sesleniş de olabilir. Şiir, işte "bu" bağlamda, okurda, yani bir başkasında yarattığı tatlı gülümsemenin adıdır. En doğru tanımlaması 'mutluluk'tur. Sevgiyle aktarılmış sıcaklık nasıl ki aşk diye açıklanabiliyorsa, öyle açıklanabilir. Karşısındakine. sevgiliye (okura) yansıtılan, öylelikle yakalanan. kışkırtıcı, manyetik sezi iletişimidir.
Şiir, ötekinde yarattığı hüzünlü veya coşkulu gülümseme dürtüsüyle vardır. Hayatın her anına, her katmanına sirayet eder: Doyum eşittir boşalım... Yazmak, tarifsiz boşalma ritüelidir.
emre gümüşdoğan
02-06-2008, 14:10
137. <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><?:NAMESPACE PREFIX = O /><O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Hüzün ya da haz patlaması... Sunulmuş sözcüklerin en çıplak ama en sıcak hali. Şiir. şiiri okuyanda yaşar, yaşarsa, demenin başka yolu var mı? <O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Oysa onu yaşayan-yazan için işkencedir şiir. Dilin derin mahşeridir. Şiire tutulmuş kişinin yaşamı perişan sayılmasa da pek iç açıcı değildir... <O:P></O:P>
<O:P></O:P>
İflah olmaz sözcük hamalı. Ses onarıcı, ritim cambazı, nesne tanımcısı, kalp ve akıl gözlemcisidir çünkü şair. Öncelikle kendi dünyasında sürdürür duyu/düşün kazısını. Kendi ruhunda, kendi zamanında... Elleri toprak bulaşıklıdır her daim ama kirli değildir. Toprak kir tutmaz çünkü. <O:P></O:P>
<O:P></O:P>
"Eğer öyle olmasaydı, şiirin eşiğine bile ulaşamazdı hiç kimse", diyeceklere itirazım yok o nedenle. Olamaz.
138.<O:P></O:P>
Sözcüklerin düz. saf, ham, yani ilk halinin şiire ettiğini düşündünüz mü hiç? Şiiri şiir olmaktan hızla uzaklaştıran tek anlamlılıktır. Bazen kabalıktır, tekdüzelik kabalıktır, fahiş ve coşturucu nesneler, şeyler, adlar aracılığıyla zıvanadan çıkarır insanı. Öyle bilindi. Sözcüklerin konumuna göre anlatım dalgalanır görünse de kimileyin, başka hiçbir özneyi. kadını/erkeği tanımasın ister kıskançlığın sıradanlığıyla. Sıradanlığın kıskançlığıyla. Çetindir. Güdümündeki 'imge'leri sahiplenir şiir. Bünyesini yokuşa süren yorgun sözcükleri eler. Çarşı, sokak diyalogu içinde kullanıla kullanıla eskitilmiş söylemler, metne iyilik-güzellik getirmez çünkü. Şiir, kendi kan grubunu, ruh grubunu gözetir. Uyumluluklar senfonisini 'icra' edemez yoksa.
<O:P></O:P>
<O:P>
Hilmi HAŞAL / şiirin lav izleri
</O:P>
emre gümüşdoğan
12-06-2008, 09:40
139. <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Yalnızlık şiirin laboratuarıdır; 'soyut' ama soylu laboratuarı. Yalnızlık, sözcüklerin deney odasıdır. Atölyesidir de denebilir. Çile adası da... Malzemesi, besin aracı imge, ses ve ritim olan büyük ada/laboratuar.
"Şiir nedir?"' sorusunu yanıtlarken, hangi durumlarda sözcükler kıvamındadır, ses. çağrışım tavı ehvendir acaba, kaygısı depreşir. İkirciklenmelerle kilitlenir algılama, yorumlama güdüsü. Yol çetinleşir.
Bunu düşündürür bana poetik yolculuk.
Bunu düşünmediğim an yok gibi.Zira elime kalemi aldığımda ağırlaşıyor dünya, hızlanıyor zaman... Laboratuarda, 'an'da yitiyorum. Ben, naçiz "Poetika Yolcusu", fahri laboratuar işçisi...
140.
Üzerinde kalemin yolculuk edeceği kâğıt kutsanmış mıdır? Hangi sözcÜklerin yan yana gelmiş, birbirini mıknatıs gibi çekmiş olduğu önemli... Bembeyaz yüzeye, kâğıdın ilk haline 'halel' gelecek diye ödÜm kopar, kaygılanırım. O sözcükler, o noktalama imleri kağıda yağdıktan sonra. nesne-kağıt, kutsallığını yitirir sanıyorum.
Keşke başka türlü, daha doygun, daha da eksiltilmiş olsaydı diye hayıtlandığımda, bilirim ki metin şiir olmamıştır. Sözcükler, imler. adlar mÜrckkebe bulanmakla katledilmiştir sanki.
Nedir öyleyse şiir olan? Son an nedir(?) sorusu yine kemirmeye başlar içimi. Bir kısır döngünün neresinde olduğumu ararken bulurum kendimi. "Meğer ne zormuş cehennemde yolculuk", diye söylenir dururum.
emre gümüşdoğan
16-06-2008, 21:06
141.
Yazanın temel kaygısı Üretimdir. Eyleminin odaklandığı duyu ve dÜşÜn akışının verime dönÜştÜğÜ süreç.
Hayatın yazısız yaşanamayacağı, çelişkiler labirentinden asla çıkılamayacağı, inancı bilinçaltını kemirdiği içindir kı bu böyle; Yazmayı dert edinen. metninin omurgasında yazma trajedisinin tÜm tortularını toplar. Ayrıntılar. umulmadık dehlizlere sinmiş tortuların tozundadır. Acıdır derindeki... Algılar, anlar, anlatır.
Ne denli anlatabildiğiyse şiir-metnin sorunudur.
Ama diğer sorunların yanında temel sorun sayılmaz. Sorunlar yumağının yaşamla bağı yadsınamaz çünkÜ. Şiirin dert kaynağı yaşamdır. zamandır; ezelden-ebede...
142.
Her yazılanın şiir olamayacağı gibi, şiir olsun diye yazılmamış metinler de şiirsel kırıntılar taşıyabilir. Ne var ki insan yanılır' Korkarım ben de bir zaman, "Melez metin" diye adlandırmayı tasarladığım, karma Ürün, ne şiir, ne öykÜ, ne deneme, ne de günce denebilecek metinlere haksızlık ettim. Yazmayı, çalışmayı terk etmekle...
ÇünkÜ mektup sayılabilecek, bazılarından veya her birinden özellikler taşıyan 'tÜr'den söz edilebilir mi(?) gerçekten, diye sorarım hâlâ. Hele türlerin uzak geleceğini öngörebilmeye çalışırken...
Her metin geleceğe yazılmış bir betik, bir mektup. bir yazıt değil mi? Uzay çağında, teknolojinin tÜmÜyle hayata hÜkmettiği, robotların zamanı ve insanı programlayıp yönettiği evrede, duygusal bir anıt ya da 'nostalji' nesnesi sayılacaktır, duyusal-görsel-işitsel¬zihinsel yapıt.
Evet, şiir bir yönüyle de geleceğe mektuptur...
emre gümüşdoğan
26-06-2008, 18:49
143. <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Özellikle bazı kalemlerin cesaretle denediği değişik söylem ve biçemler dikkate değer. "Minimalist" arayışlar... Yeni okurun, çok uzun metinleri, tuğla gibi kitapları okuyacak 'takati' kalmayacağını kavramaktır sanırım. Akademik görev, ya da profesyonel iş edinilmemişse, hacimli kitapları okumaya zamanı ve isteği de olmayacaktır hiç kimsenin. Yeni yetişkinliğe adım atanların okuma alışkanlığı zaten tartışmalı; televizyonun ve internetin görsel ziyareti ortadayken... Uyutulmaya, uyuşmaya teşne insanların çağı mı yaşadığımız? Oysa uyumaya ve uyuşmaya engeldir kitap. Doğanın insanlığa armağanı, en dürüst nesne; kitap... İnsan ruhundan (beyninden ve yüreğinden) süzülmüş en temiz nesnedir.
Yeniçağın okuru, şiir - öykü - deneme - mektup - günce karışımı kısa metinlerde arayacaktır, yaşamsal bağları. Varlığına ilişkin ayrıntıları, anlam katmanların!... çünkü zaman ne yaşamaya ne de okumaya yetecektir.
Zaman kıtlığı, olanak yoksunluğu, yalnızca şairlerin, yazarların derdi olmaktan çıkacak. Öylelikle, "melez metin" gitgide elzem sayılacaktır diye düşünüyorum. Yanılma riskini göze alıp... Ürpertiyle ve merakla... Elbette bilerek ki ben olmayacağım söz konusu zamanda.
Tüm bu kaygılara, çekincelere karşın inanıyorum ki şiir, algılamanın başat göstergesi, dirim belirtisi sayılacaktır her daim. Rafine özellikleri öyle yazılacaktır sonsuzluğa. Çelişkileri, pürüzleri erite erite, koşullara sinecektir kesinlikle ve anlamla örtüşecektir, şuncacık ömürde.
144 .
Şiir içsel devrimin ürünüdür. Doğadaki, hayattaki herhangi bir devrimle özdeş kılınabilir. Öyle okunabilir: Kanlı, acılı ve kendini, evlatlarını yiyerek, süregelen özelliğini koruyarak dönüşen yaşam meyvesidir. Şiir özündeki tılsımı i güç dolayısıyla devrimcidir. SÜrekli devrimci.
emre gümüşdoğan
25-07-2008, 19:40
145.
Şiir ateşin içinden doğar, doğabilirse, diye dÜşÜndüğÜmü, sık sık düşündüğümü itiraf edebilirim gönül rahatlığıyla. Fantastik bir ateştir şiir.
146.
Nasıl ki ölÜm her canlıyı buluyorsa, şiİr de, aşk da gelir bulur insanoğlunu. Herkes. her canlı kendi ölümüne yazgılıdır doğmakla. Her insan kendi aşkına, kendi ben'ine benzerine, kendi şiirine, diye Yazılsa denklem, ne denli yanlış veya abartı olur?
Soru soruyu doğurur: "Benim şiirım nerde'?" diye soran kaç kişi var çevremizde.
"Benim aşkım nerde?"
"Benim ölÜmüm nerde?"
İnsan insanını bulur. İnsan aşkını ve şiirini de bulur... Ölümse, elbette gelir insanı bulur, er ya da geç. Şaşılacak yanını göremiyorum bu doğal dengenin. Lirik dizgenin.
147.
Şiir gürültü kaldırmaz. Gürültücü dize anarşisttir. Şiirden atılmayı ister. Hem gürültülü metin de şiir değildir; başka her şey olabilir ama. şiir asla...
148.
Hayat insana her gÜn yeni sorular sorar. Şiir del Hayat sorularla sorular arasında cıva gibi gidip gelmektedir. Yanıt mı? Yanıt var sanıldığı için yaşar insan, yanıt aradığı İçin... Sorunlar sahnesinin tek oyuncusudur insanoğlu.
Hayat yitik yanıtlar gezegenidir. Şiir de!
Hilmi HAŞAL / Şiirin Lav İzleri
emre gümüşdoğan
29-07-2008, 10:45
149. <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Doğa şiirdir: rüzgârın uçurduğu polende yaşar, iksir denen enerji ile çoğalır. O görünmez cevheridir doğanın. Konduğu yere zamanı nakşeder... Görünmez giz atomunu...
Şiir doğadır! Varsıllığı da yüceliği de oradan gelir. Her türden zorbalık ve yoksulluk toprağında daha bir gür yeşermesi ondandır.
Şiir, doğanın evrene, insana armağanıdır.
150.
Aşk şiirin gıdasıdır diyeceğim... <BR style="mso-special-character: line-break"><BR style="mso-special-character: line-break">
Şiir aşkın gıdası değil mi(?) sorusu saplanıyor boğazıma. Çıkamam işin içinden. çıkamayacağımı anlıyorum.
Şiir hüzünden, hüzünle doğar ama hüznün panzehiridir de eşzamanlı olarak. Hayalin ve umudun tohumu, çiçeğidir.
151.
Şiirin tanrısı yalnızlıktır=yalnızlık tanrısı şiirdir.
152.
Bir şairin ömrü şiiri kadardır.
Eleştirmenlerin, yarına, öbür güne kalacak şiir aramaları boşuna değil. Yüz verdikleri şiirin yıllar sonra yaşaması, referanslarının da anılması temel kaygıdır. Zamanın kendilerine sunduğu onay madalyasıdır. Armağanıdır.
Bir şi ir kaç mevsim yaşar?
Soru bu. sorun bu: şair açısından, okur açısından. Eleştirmen açısından da elbet...
Has şiir, şairini de, seçenini-iltifat gösterenini de taşır... Taşıyor demek ki.
Hilmi HAŞAL / Şiirin Lav İzleri
emre gümüşdoğan
09-08-2008, 10:44
153.
Gerektiğinde, karanlığa bakma cesaretidir aşk. Karanlığa ve parıltıya bakma cesaretidir.
Şiir de öyle!
Karanlıkla barışma seansı değil ama...
Parlamadan kaçma seansı değil ama...
Şiir de aşk da kendi doğası kadar özümser ışığı ve karan Iığı... Şiir ışıktır gerektiği nde, ışı ksa şiir; demiş miydik? Demiştik!
154.
Şiir acele etmez. " Eeeli yadsır çünkü.
155.
Ruh kuyumcusu (mu) şair') Müflis ruh kuyumcusu... Biricik sermayesi aşktır. Haliyle; biricik mirası da şiirdir, söz konusu müflis kuyumcunun... "Mirasçısı da gelen zamandır" demek kalıyor geriye.
156.
İmgenin dini de dinciliği de yoktur. Nasıl ki şiirin dini olamayacaksa... Çünkü izleğin de dinin de kutsallığı 'bir'dedir; şairin taptığı şiirdir o.
Bir başka deyişle şairin dini şiirdir, imanı da... Demiştik: şiir
dayatmayı yadsır. Dogma (boşinanç) şiirin içermediği bir güruh. evrensel bir kötülüktür çünkü. Şair, gizliden ya da açıkça; doğaya. yani tanıklık ve de eşlik edilen dirime tapar, taparsa. Ya da hiçliğe... Hiçlikteki çokluğa, pagan gözlemleri, şaman ritüelleri en çok şaire yakışır derim o nedenle. Şiir kutsanan değilse şiir olamaz.
Şiir, imgenin zamandaki gölgesidir. Algılanabilir devingenlikler yaratmasıdır doğada...
Hilmi HAŞAL / Şiirin Lav İzleri
emre gümüşdoğan
12-08-2008, 10:38
157. <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Şair, yazar ölümü düşünürken ölümden sonrasını düşünüyordur gerçekte. Orayı. öteyi tasarlamaktadır. Bu çokmu ağır bir önyargı?Sanmıyorum. Çünkü okuduklarımdan öğrendim ki sanatçı "Ütopist" bireydir. Pek itiraf ettiği duyulmamış, görülmemişse de öyledir. Ütopya egemenliği varlığın anlamına anlam katar. O nedenle düş. en sevdiği. en sıkı çalıştığı derstir. Dirime dair temel kaygısı da dirimden sonrasına. ölümün buzul gerçekliğine ilişkindir.
<O:P></O:P>
Renksizlikte renk arayandır şair.
<O:P></O:P>
<O:P></O:P>
158. <O:P></O:P>
<O:P></O:P>
Yaratma anı ve sonrası, sanatçının doğaçtan (gayri ihtiyari) yürüyüp geçtiği süreçtir. Öyle bir yaratım anı ki sonsuza (ebede) yöneliktir. Ölümsüzlük düşüncesine düğümlendiğini, açıkça ve/ya gizlice odaklandığını, kendine bile açıklayamaz. Bırakın dışa, dünyaya aktarmayı...
<O:P></O:P>
Sanatçı. kalemini. fırçasını, objektifini (kamerasını) eline almasın bir kez; ölümü, ölümlülüğünü unutuverir. Adeta ölüme meydan okumaktır eylemi ... <O:P></O:P>
Şunu diyebiliriz, söz konusu etkinlik. diğer adlandırınayla "aktivite" için: Sanatçı, "ölüm ötesi"ni düşünür, yaşar. Evet, ölüm anından itibaren soluk alıp verceek olan sözcükler, renkler, sesler ve çağrışımiardır onun derdi, ereği... Utkusu. insanoğlunun geçici varlığı değil kesinlikle.
<O:P></O:P>
Sanat yapıtı için, ruh giyinme, giyindirme, ruh besleme etkinliği dense. yanlış olmaz. Yapıtı, yapandan sonraya taşıyan. geleceğe kalan ruhu giyinmiş, içselleştirmiş nesnedir, sanat mirası; ömür mizanıdır...
<O:P></O:P>Edited by: emre gümüşdoğan
emre gümüşdoğan
02-09-2008, 12:54
159.
Korkmak. başkaları adına korkmak; galiba gerçek cesaret o. Kahramanlık o... Dünya için, yaşam için korkuya kapılmak. Hem zaten, şiirle uğraşmak, daha çok da dünya ve insanlar, doğa ve gelecek adına korku duymak değil mi? insanların, tüm canlıların yarasını teninde ve tininde taşımak... İnsanlığın derdiyle yanmak!
Düşününüz hele? Korkuyorsunuz!
Korkuyorum ben de!
160.
Aşk sadece genç yaş işidir diyenlere şaşarıın. Siz de aldırmayın: "dişleri olmayanlara altın elma sunsan (hem de bir sepet) ne anlar tadından dünyanın, elmanın... " diyeceklere. Sevda hali, tüm vahşi gerçekliklere karşın gözü karalıktır. Aşk, insanlığın tanıdığı, öğrendiği (başına gelen) ilk "gözükara"llktır ve fizik (beden) yaşıyla ilgisi yoktur.
Açık gözle yaşanan kâbus ya da şenlik hiç değildir, sevme hali insanın... Yaşı da kesinleşmiş değildir. Çünkü özünde, insanoğlu şiir kadar gençtir, aşk sarhoşluğu sürerken, aşk kadar bilge...
"Aşkın ve şiirin 'an' yaşı sonsuzdur" dense ne olur? Dedim işte, ve kurtuldum kendimden...
161.
Hayat işte: Yitik, yaman bir biçimde yitik iyimserlikler toplamıdır bıraktığı iz. Ama kökü, dalı, filizi yaprağı iksir izidir. Aramaya ne gerek var demeden arıyorum. Aramaya değer çünkü. Akan, sürekli yiten, hâlâ yiten hayat, yitişin ardındaki tortuyla da şiirdir.
Anlam işte!
emre gümüşdoğan
03-09-2008, 15:42
162.
İnsanı algılamakta bütün iş...
Öyleyse şiir, doğayı, zamanı, canlıları algıladığından dolayı sanattır?
Öyleyse şiir; algıladığı-yansıttığı yaşamın ta kendisidir denebilir. Yaşarken aktif (etkin) olan beş duyu. şair için (açık/gizli) anten görevini üstlenir, akışı sağlar. İşlevi odur.
Doğaya, insana ve zamana ilişkin umulmadık ayrıntıları, (girintileri, çıkıntıları) yakalayıp özümsemek, özümsctmek, birincil derecede işlevidir şi irin. Sözcükler işe yarar hale gel ir o süreçte.
Şiir algılar, algılatır. Yaşama dahildir her bakımdan. Sonınıara aşılıdır... Şiir imgedir, söz-ses-anlam kılıcını kendi bÜnyesinde, ruhunda denemeyi gerektirir. Sözcüklerin yarattığı görÜntü ve çağrışl1nlardır şiirin yapısım oluşturan... Keskinliği soyutta sınanır.
Yapı bitince, somutlaşınca ancak, varlığı kanıtlanır.
163.
Hiçbir şair yeryüzÜnde tek başına değildir. İnsanı şair yapan en önemli neden belki de o yaratıcı tek başınalığını mahşeri bir kalabalıkta pişirmesidir. O koşullarda. hep uyanık kalma zorunluluğuna zincirlidir, özellikle zincirli... Rahat vermeyen bir kalabalığın ortasındaki kent bireyidir, 'cemaat' üyesi şair. Toplumdaki bir'dir, toplamdaki huzursuz...
164.
Hiçbir şair, hiçbir dil, tek hamisi değildir şiirin. Olmaz. Olamaz. Tarihte görülmemiştir. Şiirin hamisi yine şiirdir, bilinen, benimsenen her biçimde. Hayat oradan şiirle şiiri besler: Şiirin şiiri emzirdiği noktadan... Hayat şiire cömerttir çünkü.
emre gümüşdoğan
09-09-2008, 21:28
165.
"Şiir bir infialdir" diye yazmışım. Ne zaman, ne durumda, neden? Bilmiyonım. (Bilmemek, anımsamamak iyidir bazı hallerde, ah Lethe... ) Üstelik; "infial: içerleme, güceniklik. kızgınlık" diye açıklanan bir sözcük, diye alıntılayıp vurgulamışım. Açıp sözlüğe bakarak elbette...
Hangi infıal sonrasında kimbilir.
166.
Hayatın özü mü? Özün hayatı mı?
Bazen değil, hiçbir zaman konuşul(a)mayan şeylerdir öz. Yanıt soruların odağında gibime geliyor.
Şiir hayatın dehlizlerinden sızar, görünür, göreceğim diyene.
Hayat tarladır, sözcüklerse tohum.
Şiir oradan, her ikisinin uyumundan doğar.
167.
Kanun hÜkmÜnde aşk mı, kanun hÜkmÜnde şiir mi? Her iki durumun sunucu, hüzün ateşinde pişmektir kesinlikle. Bunu göze alabilir misiniz? Canınız 'fena halde' yanacaktır. Tinsel külünüzden doğacaktır şiir. Sahi, Anka kuşunun adını çınlattık mıydı? Köz ve kül. ölüm ve dirim döngüsü, insanla başlamış.
168.
Poetika politikaya feda edilmemeli. Edilirse, elde şiir kalmaz. Kuru kupkuru bir metin-mesaj belki...
Politikada şiir yoktur, şiirsellik yoktur. Kabadır çünkü politika. Makyavelizm'in düşündürdüklerini unutmamakta yarar var: Hile sanatıdır' politika... Bir sanat türü yakıştırılacaksa adına...
emre gümüşdoğan
13-09-2008, 19:22
169.
Şiir, sözcüklerle satranç oynamaktır.
Şah-mat, hamlesi sonucu, sözcüklerin dile yenilgisidir. Boşluğa düşmesi, anlama bürünüp kağıtta gölge etmesidir. Mürekkepten bir gölge...
Tersi zaten sözcüklerle baş edememiş metnin yenilgisidir. Yani metnin şiirolamama hali...
Biraz girift bir durum, ama öyle...
170.
Şiir ateşten doğar; doğabilirse. Yüreği yanmadan onu kâğıda davet edemez hiç kimse. Şair. bağrı yanık külhancıdır, her şeyden önce. Tek seçeneği vardır, her daim tek: Ateş.
171.
Saydamdır sözcükler. Kristal yüzeyleri içer ışığını, ilk belirtilerini şiirin... Sözcük prizmasının içindeki kırılmalarsa imge gücüdür.,. Orda. duyulan/düşünülen akan huzmelerin arasında oluşmuş, öteki renklerin toplamma eşit tek renk imgedir. Anlamdır, çağrışımlar sonsuzluğudur...
172.
Şiir kıyıda olmayı zorunlu kılmaktadır. Hayatın kıyısında... Haliyle ölümün de kıyısında. Hem, şiirimizin en genç ustası İlhan Berk de, "şair kıyıda..," dememiş midir? Demiştir. Öyleyse: şiir kıyıda bulunma halidir, diye okuyabil iriz serüveni.
173.
Şiir sevgidir. Sevginin diyetiyse, yeryüzünün en ağır bedeli; yaşam-ölüm köprüsünden geçme bilincidir insanoğlu için. Değeri biçilemez bilinç...
emre gümüşdoğan
16-09-2008, 10:28
174.
Yüzdeki ben'in gölgesini okumak... Şiirin işidir.
Ben'deki gizli pıhtının trajedisini algılamak, harfe dökmek... Aşkın işidir.
Aşkın işi eşittir şiirin işi desek!
175.
Yakınına sokuldukça uzaklaşan kıyı... Kıyıdır aşk, kıyıdır şiir. Ulaşılamayan. "Uzak" sözcüğünün gizli ikizidir "kıyı". Tıpkı "ufuk" gibi... Kaçan, hep kaçan büyülü çizgi... Kovalandıkça kaçan ve çeken buğulu ip...
176.
Bu şairler böyle; kötü, "meczup" adamlardır vesselam. Kovuldukça gelirler, kapıdan çevrilmektense bacadan inmeyi yeğler, gelmeyi başarı hanesine katarlar. Hem cennete özenirler hem cehennemi överler. Ders almazlar hüzünden ve hüsrandan; yalandan, közden. külden... Zamanları daraldıkça sonsuzluğa yakın sanırlar kendini. 'Anlam'a daha yakın sanırlar. Sanrılar arasında kendini söz'le avuturlar en çok.
Erasmus boşu boşuna deliler sınıfının en sunturlu katına yerleştirmemiş onları.
Yaşasın şairler!
177.
Şiir, an'a ilişkin im bırakma sanatıdır demişti k. Şairse, sözcükler sayesinde an'ı kayda geçiren. ciddiye alan, abartan kişi...
Sadece, ama sadece an'a raptiye batırıp zaman duvarına iz vurmaktır işi.
Evet, öyledir.
emre gümüşdoğan
21-09-2008, 19:28
178.
"Şiir, büyük kumarım benim, demeyen şair sayılmaz", savını dile getiren kimdi? Çıkaramıyorum. Yoksa ben mi karalamıştım o yedi sözcüğü yan yana?
Kaybettikçe küçüldüğüm. azaldığım oyun... Oynadıkça her zerresinde soluklandığım, 'esin' edindiğim, esenlendiğim yaşantı. Şiir hiçliğin en sadık dostu. sessizliğin mÜridi (ki mürit kölelikle eş anlamdadır burada) meczubu, delisidir. Issızlığın, tenhalığın belalısı, yani kül müptelası...
179.
"Şiir bilgece bilmezlikten gelir", demiş Behçet Necatigil. Bilmek ve şiir üzerine pek çok şey söylenebilirdi ama bu kadar isabetlisi olamazdı. Aksini iddia edenin ciddiyetinden kuşku duyuımalı. Şiir bitmez tükenmez arayışlar silsilesidir. Şiir kuşkucudur çünkü. Gördüğü görülen şey değildir. Duyduğu duyulan şey değil...
Şiir düşünürken bilmezliğe sığınırım ben. Ustalar da öyle yapmışlar: Arayışın kışkırtıcı odağı bilinmezliktir. Yaşasın bilinmezlik deryası...
şiirin lav izleri / Hilmi HAŞAL
emre gümüşdoğan
27-09-2008, 11:39
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
180.
Şiir ve bilgi üzerine düşünürken, konuya katkısı olacak notlarımı kurcalamak geldi içimden. TRT2 televizyonunda (I 2. 06. 200 i, Salı günü) Talat Sait Hamlan, Erendiz Atasü ve Mustafa Şerif Onaran'ın katıldığı, "Sözün Büyüsü" adlı edebiyat programında, konuyla ilgili şeyler söylendiğini anımsadım. Notlarımı karıştırdım. Evet; aynen şöyle demiş Mustafa Şerif Onaran; "Şiirin bilgi aktarımına hiç tahammülü yoktur."
Elbette tartışılır bir sav bu. Çünkü güzel sözün özündeki bilgiyi, bilgeliği sonsuza dek taşır şiir. Oradaki has öz'den duyudüşün, (haliyle bilgi de) sağlayabilir, okur. Öyle yararlanır metnin içeriğinden. İçerdiğinden. Pek çok örnek verilebilir, bizden ve dünya şairlerinden. Şiir eğer iyi şiirse, özünde taşıdığı metaforlar aracılığıyla bilinmesi elzem şeyler söyleyebilir okuruna. Yeni bir dünya aktarır.
181.
Ademoğlu için en tehlikeli saplantı, "kör inanç"tır. Boşinanç, dogma...
Kör inanç otoritesinin dehşetini, o gücün faşizan kötülüğünü ilk sezen, ölümcül etkisini gösteren şiirdir.
Uygarlık tarihi acı örneklerle dolu ...
Algı, sevgi yetisini içinde barındıran ve öteki türdeşleriyle paylaşan kişi için sadece, "şairdir" denebilir belki. Başkasının yarasından kanayan, öteki'nin derdiyle ölen kişi... O, dogma silahının, doğaya, insana, yaşama (dirime) ne büyük zararlar, hasarlar verdiğini algılar, anlatır. Dinsel kör inanç, güç adına, üstün ırk, varsıl yaşam felsefesi adına, suç gerekçesi olmuştur baştan beri, insanoğlunun zavallı ama bir o kadar zalim tarihinde. Kan ve gözyaşı ekmiştir toprağa.
İktidar. saltanat. emperyalist amaç insanlığa düşman, şiire düşmandır. Evrensel kötülük orda. kör inancın niyetinde, gücünde, etkisindedir. Söz konusu gücün yaşamı kapsaması, şiir için, hümanizm için zindan tehlikesinden başka şeyi ifade etmez. Edemez.
emre gümüşdoğan
06-10-2008, 11:59
182.
Şiir, geceyi, karanlığı gösteren, anlamlı kılan mum ışığıdır. Simsiyah evrendeki tek mum ışığının işlevini düşününce hele insan, haz verici şaşkınlığa düşmekten sakınamaz, koruyamaz kendini.
Şiir ordadır.
183. <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Şiir, yan yatmış Pizza kulesidir.
Yatıklığın nedenini sormadan önce, sonucunu tahmin etmeden önce, zamanla, anlamla, estetikle bağını kuracaktır bilinçli ve de dikkatli okur...
Şiirin "yaramaz çocuk" tavırlarından biridir merak. Arayışın gizli itkisidir; doğanın, nesnenin içini yoklatır. Görüntüyü okşar, dokusunu, kokusunu, yapısını anlama veya anlamsızlığa yöneltir merak. Şiir odur!
184.
Susku, sükût, tek evrensel dildir. Tıpkı tokalaşmak, öpüşmek, el sallamak, sevişmek, doğmak, ölmek gibi... Bu saydıklarımın ırkı, rengi, anadili ayrımı yapılamaz. Yapılmaz. İnsanlığın ortak anlatım aracıdır.
Şiirin bağrındaki güzel dil... Yaşamın güzelduyu pınarıdır. Zamanın süsü...
emre gümüşdoğan
08-10-2008, 10:38
185.
Felsefe, ontoloji, teoloji, mitoloji, sosyoloji, psikoloji... Tüm bunlar şiiri de içerir. Bilim kesinliği, kanıtı öngördüğüne göre, kuşkunun, bilinmezin üzerine giderek yaşamsal ışığı yaratır. Karşılığı bilinmeyen, sağlaması yapılmayan hiçbir sonuç kesin değil. Olamaz. Yaşamın, zamanın pervanesine rüzgâr estiremez. Bilinmezliğin insan üzerindeki etkisi yadsınamaz.
Tarih kana bulanmış kör inanç eylemleriyle dolu. (Binlerce yıllık Filistin-İsrail kardeş savaşı ilk akla gelen.) Ölümü yücelten, (cihat) ölmeye çağıran, sonu tetikleyen (anlamlandıran) ilk ve tek kavramdır inanç; güç (iktidar), para (mal) ve sefahat (lüks) uğruna aklın devre dışı bırakıldığı, yadsındığı durum. Kötülüktür. Söz konusu olan, gazilik, şehitlik kavramlarına bakmalı ki ona, kötülüğe karşı şiirle durabilmiştir insanoğlu.
O nedenle, şiirin tek bir iletisi (postmodem deyişle önermesi ya da mesajı) yoktur. Olmamalı. Ama şu şerhi de ancak şiir koyar tarihe: "inanmayın, dinsel (teolojik) kör inanç aptallık dolu felakettir, başa beladır, kötülüktür. Zira aklı, usu yadsır. Hümanizmi (insancıllığı) yadsır. Pozitivizmi yadsır. Şiiri yadsır. Güzelliğe, hazza düşmandır. (Sadomazoşisttir...)
Tarih, insanlara birbirini kırdırmış dogmalarla doludur. Hoşgörüsüzlük kan dcryalan bırakmıştır dünyaııın bellek okyanusuna. Zamanı kin ve acıya boğmuştur. Soran, sorgulayan beyinleri katletmiştir.
Şiir hep yalııızdır o neden le.
Şair hep yalnız... Dünya döndükçe. Hava ve su, hava ve su olmayı sürdürdükçe...
Hilmi HAŞAL / şiirin lav izleri
emre gümüşdoğan
12-10-2008, 12:12
186.
Doğada, yerkürede hatta gezegende inanacak, her bakımdan kesin verilerle/göstergelerle donanık, şüphe duyulmayacak hiçbir olgu yoktur. Şu soru şiirin/şairin baş sorunudur, sorusudur: Koşulsuz, sonuçsuz, sorgusuz-sualsiz, somut karşılığı bulunmayana inanacak ne var?
Karşılığını bulmuş, bulmayı ve uymayı elzem (gerekli, zorunlu, hayati) kılmış veya kılacak ne var?
Kesinliğin kanıtı ham veya işlenmiş, eğer iddiayı sağlamasıyla beslemiyorsa, (sadece savolarak boşlukta asılı duruyorsa), kuşkunun payı binde bir bile kalmışsa üzerinde, inanılacak yanı yoktur hiçbir kavramın, kuramın. Herhangi bir sav, (tez), karşı sav (antitez) ile beslenerek/sorgulanarak yargıya (senteze) varmadıkça değer ifade etmez.
Sanat, şiir fantastik, metafor öğeleriyle yalana, kör inanca direnir. İnsanlığın akıl hazinesi kitaplar, ezeli arayışın en büyükkanıtıdır. Doğanın ve dirimin güzelliğidir, dile gelmiş hayaller. Umutlar. Doğallık. tek kaynakve tek güçtür yaşam için. Şiiri de o değil mi?
Hilmi HAŞAL / şiirin lav izleri
<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
emre gümüşdoğan
16-10-2008, 17:04
187.
Şiir kör inancı yadsır demiştik... Çünkü şiir bilgiye, bilmeye karşı bile kuşkuluyken, temkinliyken ve onca ağır, süreğen çileyle bedel ödüyorsa, hâlâ ödemekteyken, neden faraziye (ipotez) içre bağlansın kalsın? Bir yere, kavrama, tirana? Neden koşulsuz, sorusuz ait olsun? Bu da sorgulanabilir elbet. Sorgulanacaktır. Şiir doğası gereği hiçbir şeyi sınırlamaz; düşünceyi. kurguyu asla... Şiir tanrı konusunda da tarafsız kalamayacak denli güçlüdür... Özeldir, özgüldür, biriciktir. Zira şiirin kendi "tanrı"sal tözü, çekim ve yayım gücü vardır. Tartışılmaz ve yadsınamaz gerçekliktir bu.
Belki de şunu vurgulamak daha doğru: Kör inanç şiire dÜşmandır. Şiir bilim dışı olan, dayanaksız bağlılığa uzak ve yabancıdır' İnsanoğlu şiiri tanıdığı gün tanrısını yitirmiştir. Bunu dile getirmek şairlere düşer her nedense. Ya da doğallıkla şairlere düşer... Özetle, şiir tanrılardan uzak bir gezegendir.
"Yaşasın uzaklık", dedirtmeyen şiir atmosferi, şiir toprağı olabilir mi'?
188.
Dilin aynasıdır şiir. Dilin çılgın aynası. Şiirse aynadaki yalnızlıktır. Yalnız yüz. Şiir yalnızlığı gerektirir çünkü... Yalnızlığın dili şiirdir demeli öyleyse...
emre gümüşdoğan
22-10-2008, 01:10
189.
Bunca tanım lakırdısından (yakınmasından) sonra, şiirin tanımıyla ilgisini kuruduğum bir anekdotu paylaşarak bağlayayım sözü: İki liseli âşık, şehrin parkında ilk kez buluşmuşlar. Tenhadaki bir bankta, biri bir uçta öteki öbür uçta otunnuşlar... Uzun süre, belki de bin saat konuşamamışlar. Büyülü bir sessizlikte, öylece gömülü kalmışlar âdeta. Sadece susmuşlar... Sonunda kız, başını kaldırıp oğlana bakmadan: "Ne düşünüyorsun?" diye sormuş. Oğlan mahcup: "hiiç, demiş, senin düşündüğünü." Bu yanıt üzerine kız: "Aaa, utanmaza bak, ne ayıp.. " tepkisiyle bilinçaltındakini dile getirivermiş. Büyü bozulmuş...
Bu kıssada kimileri yaşanan fiili durumdan, yani ilk randevu atmosferinden şiir çıkarır, kimisi mahcup diyalogda, kimisi de bilinçaltındaki niyette görür şiiri. Ben. naçizane, sonsuzluk kadar uzun sürmüş sessizlikte ararım. Orada, o iki ses arasındaki boşlukta şiirin mayalandığını düşünürüm.
190.
Şiir, duyguların, düşüncelerin kendine çekildiği an'larda ve hal'dedir olsa olsa varsayımıyla umudu kesmiyorum poetikadan. Geleceğin şiiri de dirimin çok katmanlı gezegeninde filizlenecektir diye düşünüyorum aynı nedenle. Bireyin içsel kaosu ve şiddeti, evrenin kaosu ve şiddetiyle örtüştükçe, sükût en değerli şiir olacaktır. Kim bilir, belki de yaşamanın yegane dileği diye bellenecektir. Şiir, insanlığın en masum dileğidir çünkü, ezelden ebede...
191.
Şiir. sonsuzluğa dokunmaya kalkışmaktır. Kutsal bir hevesi beslemektir; büyülü ateşin sönmemesi için hayat meşalesine yağ katmaktır. Şiir, br bakıma da ölümü yok sayma cesareti, ölüm kavramını oıiadan kaldırma girişimidir. Son kertede şiir, dirime övgü ayinidir. <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
şiirin için için kaynayan izlerini sürüyorum, sayın hilmi haşal'ın yazdıklarında... (sağol sevgili emre, buraya taşıdığın için)
bubaşlıkta aktarılanlar,benim gibi acemilereyol gösteren,deniz feneri sanki...Edited by: san_
emre gümüşdoğan
30-10-2008, 08:59
Sevgili san_ ,
Bana değil Hilmi Haşal'a teşekkür etmek gerek bu güzel yapıtı ürettiği için.
Şiirin oluşumunu, şiirin ne olduğunu anlamak için lav izlerinitakip etmekgerekiyor
emre gümüşdoğan
30-10-2008, 09:06
195.
Başkalarının acı larında kendini bulmalı kişi. Başkalarının ölümünde daha çok kendini... Eğer anlamak istiyorsa kendini. Şiiri tanımak, tartmak istiyorsa...
Bunların birbiriyle ilintisi mi? Yaşam boyu düşünmeye değer. Değmez mi? Yaşam şiirin doğduğu pınardır denmemiş miydi?
196.
Günde iki kez değil, her fırsatta, her bakıldığında yanlış gösteren saatler sevilmeli aslında 'numune' olarak. Bu dünyaya, zamana meydan okuduğu için çelişkili, ikireikli söz. Şiir gibi. Sevilmeye değer.
197.
Alnımdaki çizgi kadaryakın
Kitapçılar bana
Harftohumları / işbu mÜrekkeple
Su verdiğim zaman
Şiirbana
Kalbimdeki kılcallar kadar yakın. <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
198.
Dağ başında, yol kenarında...
Kenarında bir patikanın...
Uyuklayan bir ağaç kütüğü kadaryalnızım. (Muhtemelen, çürümektc olan bir ağaç kütüğükadar... )
Yalnızım.
Yalnızlığın başka adları, başka çeşitleri de buna dahiL. Soğumuş halim bu: 'ah'ımla gömüldüm şiirimc.
Yazıyorumkendimi, kendime...
emre gümüşdoğan
24-11-2008, 10:05
199.
Bir lokmanın tadına varmak istiyorsan tanımları hazmetmelisin.
Dünyanın tadına vam1ak istiyorsan, dilinin üzerinde gezdir düş küreyi. Sez dünyayı. Çünkü dil/söz olgusu, gizli tanrısıdır dünyanın.
Sevdayı ve karasevdayı anlamak istiyorsan, dilinin ucundaki haz (tat) veya hüzün (acı) algıyı (sezgiyi) kullan. Yaşamın, doğanın özü arda: Şiiri de.
Şiir doğanın en tatlı ama aynı anda en acı lokmasıdır efendim. Bilinc...
200.
Şiir uçurumdur bakana, baktıkça gözlerini kaptırana. Düşleri kutsayan dipsizliktir.
İmge dipsizdir.
201.
Günübirlik işlerden, çemberden çıkmak, çıkıp kendin kılmaktır kendini. Dikenli, iğneli, ağulu gezegende bir tek özgürlük için bile şiir okumalı, şiire odaklanmalı. Sözcüklere, o büyülü imlere yoğunlaşmalı kişi.
Kendine çekilmektir şiir; inine...
202.
İki kez yaşanmayan bir şeydir aşk/şiir. Neydi öncesi; sezgi ateşi, kökü yürekte yuvalanan, sonsuz sancısı varolmanın ... Sonsuz varolma arzusu. İki kez yaşanamayan, yazılamayan gerçeklik, "fiili hal".
emre gümüşdoğan
30-11-2008, 12:10
203.
Şiirle uğraşanlar, şiire ömrünü verenler, benzerlerine karşı değerbilir olmalı diye düşünüyorum. Düzeyin, kalitenin, iyi, has şiirin yükseltilmesi için var gücüyle çalışmaı!. Çalışmadan, yani zahmetsiz ne şair olgunlaşıp ustalaşır ne de şiiri vücut veya karakter, biçem bulur. Dileyen sadece öneri olarak algllasll1 bu sözleri; şairlik en ağır sözcük işçiliğidir.
204.
Öpücükle uğurlanmadım hiç
bahçe yolunda ilkgençliğinin
songençliğin meyveye durdu, yanık
ilenç pusuda karşılarken hazanı
kim dost, hayat mı, sanat mı, anılar
neye kanıt; yıkıldı bütün piramitler
sana dert mi ey sürgün, göçün bitmez
yaş almayla şimdi; dost sandığın
dost mu? gör, göğsünün derininden sızanı
göğünün parçalanmış kuş bulutlarını gör. <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
205.
Okuduğun tanıdık geliyorsa, şaşırma. Mutlaka bir benzerin, kabarmış duygularına yol vermiştir. Aşkın diliyle: Evet, aşkın...
Aşktan şiire, şiirden aşka akan 'meddücezir' ile; gel-git dalgalarıyla...
206.
Okuyanı sarsacak şiir nerde? Şiir nerde? Rüzgârıyla, efsunlu etkisiyle kuşları uyandıracak söz ve ses buluşması! Nerde?
emre gümüşdoğan
11-12-2008, 11:47
207. <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Şiir, dilin cehennemi gördüğü andır.
208.
Televizyonlar açılır akşamlara ve akşam saatleri kısalıverir birdenbire. Televizyonlarda harcanır gün bitimleri. "Şiir gecelerin kurtarıcısıysa, televizyon da katildir"(!) notunu iIiştirmişim bir kenara. Şimdi buraya aktardım. Televizyon, insan ilişkilerini dondurduğu, katlettiği gibi şiiri de kötürüm kılmakta. Bireyin, ailenin, toplumun saatlerini gasp eder. Renkli cama odakIanmış kişi, yitik kişidir: şiirsiz kişi.
Televizyon şiire düşmandır dense, televizyona haksızlık edilmez. Şiirin zamandaki gerekliIiği, şiir için zamanın gerekliliği adına anıınsatmak istedim, naçizane...
209.
Şiir, doğanın en derin sessizliği mi?
En beyaz beklentisi mi, zamanın nabzını sezip yansıtan?
Hayatı ürpertiyle algılatan sessizlik... İnsan bilincine ulaşan en zengın dirim belirtisidir, çelişki barındırsa bile iki soru tümcesi arasında...
Şiir, evrenin en keskin çelişkilerinden beslenir yerine göre, kabul. Çelişkideki enerjiyi sindirir içine, kabul. Buna rağmen içseldışsal iklimiyle barışı öncelemesi mucize sayılır. Şiir mucizedir dememiş miydik?
Sadece mucize olan ürperticidir.
210.
Evrenin kökleriyle zamanın başlangıcına kadar uzanan bir ağaç gibidir, şiir dediğimiz mucize.
Sadece mucize olan şaşırtıcıdır, düşündürücüdür.
emre gümüşdoğan
21-12-2008, 10:50
211.
Miri malıdır, yaratılmış/paylaşılmış sanat nesnesi. Bir başka deyişle anonimdir. Yapıt, eski adıyla "eser" sınıfından sayılan şiir, hikaye, roman, beste, resim, heykcl, fotoğraf vb. ürünler, kamuya, okura-izleyiciye-dinleyiciye sunulduktan, yani yayımlandıktan itibaren miri malıdır.
Şu ölümlü dünyada, sadece zaman değil tüketilen: Şanslar, fırsatlar, umutlar da tüketiliyar. Görülen, duyulan doğa-dünya nesnelerinin yanına sanatı da katmalı. Miri olan her şey gibi... Öyle hazzına varılır estetik katılımın.
Sadece mucize olan doğurgandır, haz çoğaltıcıdır.
212.
Kendini gizleyebiliyorsa bir şair, şiirinin önüne geçmiyorsa ancak şairdir.
Şairin biricikkalıtı şiiridir. Şu yalan dünyada tükettiği zaman ne kadar olursa olsun, yılların sayısı neyi söylerse söylesin, şiirdir kalıtı.
Sadece mucize olan kalıcıdır.
213.
Bir şiiri daha bırakacaksın gökyüzüne. Yaşadığına kanıt olacak, sevineceksin bulutlar kadar, bıraktığın başıboş uçurtma için.
214.
Aklı başında şiir mi?
Aklı başında dünya hani? Duygunun bulaştığı yerde akıl mı olur? Ahlak mı aranır?
Hem akı i ne? Anlam ne?
Bağı ne birbiriyle? Şiir aklı da ahlakı da allak bullak eder bazen. Mantıkla mantıksızlık arasındaki köprüleri atar da kurar da şiir. Anlam o nedenle çıplak gözle görülmez, içtedir, gizlidir...
emre gümüşdoğan
23-12-2008, 11:45
215.
İntiharı kınıyorum. Başkasındaysa, evet kınıyorum. Kendim içinse, o kadarcık bir bencillik için saklı tutuyorum hakkımı. ÖıÜm kabulümdür. Nc şekilde, ne zaman, neredene?) sorularına yanıt aramıyorum, diyen kişi, şiire yakındır. Öyle dursun. (Naçiz önerim... ) Şiir çünkü bireyin özündeki kesintisiz ölümü fısıldar. Yaşanansa; tohumdan çekirdeğe ulanan döngüdür.
Ölüm güzeldir şiirde. Şiir ölümde, ölüm şiirde güzel, mi denmeliydi yoksa? Gerçekte, vurgulamak ta yarar var: İntihar kınanmalı kesinlikle. Yaşamı savunmayan her eylem şiiri bozar.
216.
Şiir çıplaktır mı denmişti? Elbette. Şiirin kendi teninden başka giysisi yok ki... O nedenle unutmamalı; şiir saydamdır. Giysileri baştan sona imgeleridir. Saydamlığın içini, sözcüğün içeriğini gören görür.
217.
Hayat ayrıntılarda. Ayrıntılarsa kıvrımlarda, kırıklarda, dehlizlerde... Suda, tozda, karanlıkta, ışıkta... Tayfta. Nüvede... Ayrıntı en önemli metafordur sanatta. Gizemin, kapalı olanın ipucunu verir. İpin ucunu gösterir... Gizemin bekçisi, yer göstericisidir ayrıntılar. Şiirin kıvamı ayrıntıların çokluğunda değildir elbet, ama ayrıntıların kalitesinde, zekasında, çarpıcılığındadır kesinkes.
218.
Yerin, (genelde mekanın), nesnenin ve olayın şıırı tetiklemesi sıkça başa gelen bir durum. Eski şiirleI'in anımsanmasıyla daha net anlaşılır bu; her şiir söz konusu üç öğeyi taşımıştır dünden bugüne; yer, nesne, kip. Gerçek yadsınamaz.
Yerin (mekanın), nesnenin ve olayın kişi üzerinde kalıcı izler bıraktığı da yadsınamaz. Şiiri yaratan, oluşturan rastlantılar ceza mıdır, armağan mıdır, şair için? Yaşanmışlığı imgelerde buluştul'an dilin aşka gelmesi, olağan bir refleks ise eğer. şiir için iyidir. Doğallık her daim yapaylığa ve zorlamaya yeğ tutulur. Tutulnıalı. Vurgulamakta yarar var.
Yerin (mekanın), nesnenin ve olayın aşılması zordur. Hayata damga vunnaya teşne hali gözden kaçırılmamalı. Öyle bir kendiliğindenliktir (doğallıktır) ki. sözcüklerin çağrışımı, yaşananı, (anlamı) bir çırpıda betimleyivereeek denli güçlüdür. Ölümü ertelettiği sanılır yerine göre.
Doğaya uymayan her zorlanıayı yadsır, sözcüklerin ürettiği imgeler. İmgeler; her tür sanatın gizli gücü, evrensel dilidir demiştik galiba; olsun. yineleyelim: Sesli, görüntülü ve kapalı dilli... Nesnelerin, olayların ve yerlerin dili. evrenin şiiridir. Devinimi, sesi... Evrendeki şiirin dili; inanılmaz Iirik, ses, renk, ritim, amber ve gizem taşıyıcıdır.
Doğada, o mucize kozmosundaki büyüleyicidir.
emre gümüşdoğan
25-12-2008, 18:36
219.
O kadar çok taslak (karalama) ve ilk not birikiyor ki, tümünü yeniden yazıp, son haline vardıracak çalışmayı tamamlamaya, birkaç ömür bile yetmez.
Sahi, temize çekilecekken, kaç ömürlük taslak bulunur 'gitmiş' yazı insanının ardında? Yanıtsızlık endişesiyle mi zamana takmış durumdayım? Belki, düşüncelere demir atmış, fırtınayı atlatmaya çalışmaktayımdır.
Dirimin şiir tavını ararken düşlerimi koııamaktayım. Verimli sayılacak zaman, yaşanmış zamandır, diyorum o nedenle. Kendime, iyi anlar, çokça ve lezzetli meyve bırakacak didinmeler, çırpınmalar telkin ediyorum. Dinginliğe erişmenin yolu diye görüyorum, çalkantıyı ve sonrasındaki dingin, dengeli görüntüyü. Çünkü her dinginliğin öncesi devingenliktir. Yaşantının köküne tutunmak öyle olanaklıdır, öyle çıkılabilir zamandan zamana. Utku öyle tadılabilir. Şiiröyle.
Zamana takılınış durumdayım.
Zamana takmış durumdayım.
Şimdi yakınma / yerinme gerekçeleri aramanm hiçbir yararı yok. Anlamı, sorusu da olmaz. Olmamalı. Gerilim, bilinçlc, sabırla göverirse meyveye dönüşür ancak. Yaşananları verimli kılabilmek için, şimdiyi temize çekmcliyinı. Bu şaıi] benimsiyorum.
Taslaklar şiire çevrilmeli.
Geçiyorum...
emre gümüşdoğan
28-12-2008, 11:04
219.
O kadar çok taslak (karalama) ve ilk not birikiyor ki, tümünü yeniden yazıp, son haline vardıracak çalışmayı tamamlamaya, birkaç ömür bile yetmez. <?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
Sahi, temize çekilecekken, kaç ömürlük taslak bulunur 'gitmiş' yazı insanının ardında? Yanıtsızlık endişesiyle mi zamana takmış durumdayım? Belki, düşüncelere demir atmış, fırtınayı atlatmaya çalışmaktayımdır.
Dirimin şiir tavını ararken düşlerimi kollamaktayım. Verimli sayılacak zaman, yaşanmış zamandır, diyorum o nedenle. Kendime, iyi anlar, çokça ve lezzetli meyve bırakacak didinmeler, çırpınmalar telkin ediyorum. Dinginliğe erişmenin yolu diye görüyorum, çalkantıyı ve sonrasındaki dingin, dengeli görüntüyü. Çünkü her dinginliğin öncesi devingenliktir. Yaşantının köküne tutunmak öyle olanaklıdır, öyle çıkılabilir zamandan zamana. Utku öyle tadılabilir. Şiiröyle.
Zamana takılınış durumdayım.
Zamana takmış durumdayım.
Şimdi yakınma / yerinme gerekçeleri aramanın hiçbir yararı yok. Anlamı, sorusu da olmaz. Olmamalı. Gerilim, bilinçle, sabırla göverirse meyveye dönüşür ancak. Yaşananları verimli kılabilmek için, şimdiyi temize çekmeliyim. Bu şartı benimsiyorum.
Taslaklar şiire çevrilmeli.
Geçiyorum...
Hilmi HAŞAL / şiirin lav izleri
emre gümüşdoğan
05-01-2009, 11:54
220.
Yokluk, yoksunluk, yoksulluk üreten makine hangisidir acaba? Bunu düşünürken buluyorsa kendini, şiirin soluk alıp verdiği koşulları irdeleyen kişi. sözün toplumsal etkisine kapılmıştır. Yokluk, yoksunluk, yoksulluk üreten para makinesidir, diye yanıtlıyorum, yukarıdaki soruyu. Para zaman hırsızıdır, yaşam hırsızıdır. İnsancıllık (hümanizm) hırsızıdır. Para hırsı bütün hırsların en kötüsüdür. Şiirin Azrail'idir para. Çünkü şiirde yoksulluğa isyan vardır. 'Paratanrı'ya isyan vardır. Dünyanın en haklı tiksintisidir, metaya (paraya) karşı duyulan. Hayatın en büyük isyan gerekçesidir. Şiiri kabuğundan çıkaran, devrimci ruhunu depreştiren de büyük ölçüde "kapital" adaletsizliği değil mi?
Şiirin sömürü koşullarına katlandığı görülemez. Verili ölçütlere, düzene uyduğu yargısı pekişmemiştir, şairlerin düşüncesinde. Anamalın şiire ve sanatsal yaşama katkısı da görülemez genellikle. Para doğası gereği şiire düşmandır.
Şiir, yaşanan, yaşanacak dengesizlikleri, insafsızlıkları sorgular. Ölümü, öldürmeleri asla benimsemez, bağışlamaz asla.
Edited by: emre gümüşdoğan
emre gümüşdoğan
23-01-2009, 18:52
221.
Kurandaki ayet adedi altı bin altı yüz altmış altı... Her ayeti bir şiiri okur gibi özenle, sevgiyle okuyup, anlayabilmiş insan sayısı kaçtır. bilinmez. Yalın, anlaşılır dille özetlense, şiirsel metne çevrilse, doğaya değil ama yaşama dÜzen vereceğine inanılan 'son kitap' daha çok okunmaz mı') İnanç bilimcileri, tarih bilimcileri ne der, yerkÜrenin kutsal kitaplarından şiir damıtılmasına')
Düşünmekte beis görÜlmez: Şairleri, sapmışları hizaya çeken kutsal kitap(lar), şairlerin bağışlanmazlığını duydururken, şiirin yadsınmaz önemini de vurgulamaz mı'? Şiir, öngörülmeyen gezegendir... Denmiştir; inanç, şiiri tutmaz içinde, şiir de inancı tutmaz, taşıyanıaz... ilki, kuşkuyla arar, sorar. yargılar... İkincisiyse sorgulamaz. kuşku barındırmaz içinde, sabırla benimser. Ama yine de her iki kavramın bÜnyeleri/içerikleri birbirini besleyebilir. Doğadaki zıtlıklar verimlidir çÜnkü. Doğurgandır. Hurufılik de (sözlüklerimize göre. "Kuran'ın harflerinden birtakım anlam ve hükümler çıkaran mezhep... ") yabana atılamaz, yok sayılamaz herhalde.
Şiirin gizemi ve büyüsü düşünülürken umulmadık labirentler çıkar ortaya. Bu da onlardan biri...
Derin bir konu.
222.
"Poetika politikaya feda edilmemeli", demişsem de bir kez daha anımsatmak isterim: Poetika politikaya kurban edilemez.
Politika doğası gereği incelikleri yutup tüketen ama içine sindiremeyen bir eylem alanıdır. Yalanı ve çirkefı de araç kılmaktadır çÜnkÜ (gerek gördÜğünde) amacı için. Şiirinse, özÜnde yalanı ve çirkefı yadsıma vardır.
Hem şair Makyavelci olamaz, demek istiyorum. Makyavelizm şiire giremez, girmemeli.
emre gümüşdoğan
21-02-2009, 12:55
223.
Şiir mi? İmkânsız aşk gibi bir şeydir, suçluluk duygusu gibi bir şey. Hatta suçüstü yakalanmışlık gibi... Tam da sözcükleri katledecekken... Anlamı kediye yükleyecekken, iflas anının sırıtmışlık duygusu gibi bir şey... Yerin dibine girmek, teneşire teşne hale düşmek.
Şiir mi? Yitik bir adadır. Bakmakla görülmeyen cennet adası... Anlam ararken yaşanan cehennemin diyetidir. Okununca merakkışkırtan ada...
Daha ne olsun? Okumayan okumaz.
224.
Şiir yaşamsal bir gereksinıneyi sezdirmeli mi? Yeni arayışlara. yeni durumlara sevk etmeli mi?
Yanıt aramakla bitmiyor.
Sızı ve hüzün düşünmekle bitmiyor.
Öyleyse anımsamakta yarar var: Şiir yüksek voltajl! elektrik kablosunun çıplak ucuna dokunmaktır. Bile isteye ya da rastlantıyla çarpılmaktır. Evet, şiir çarpılmaktır. Aşk da öyle...
225.
Yazarlık mı? Simyacılık mı?
Bir şey demekle çok şey demek arasında büyük fark var mı(?) sorusuna yanıttır belki de temeldeki sıkıntı. Arayış işi saymalı belki de yazarlığı. Ama şairlik için, en ağır işçiliktir denebilir. Karşılığı bulunmayan uğraştır... Karşılığı kendisidir, kendine ettiğidir sonuçta; eylemin çile tarafı da anlam tarafı da...
İlmeği boğaza geçirmek; tetiğe dokunmak; palto ceplerini taş doldurup nehre yürümek; yedinci kattan boşluğun şefkatine bırakıvermk, nazlı ve masum bedeni... Gazlı kuzinenin içine başını uzatabilmek... Yaşantıyı sürekli algılayış, diken üstünde, hep sınırda bekleyiş, delilik değil mi acaba?
Bütün bir yaşama serüveninin özeti; Sylvia Plath'ın koyduğu nokta.
Saadet Ün
22-02-2009, 00:50
Aşka giden yoldur şiir...
Şiirse aşka giden yoldur...
Diyesim geldi.
Saygımla
emre gümüşdoğan
01-03-2009, 20:57
226.
Şiire yatmak nedir?
'İstiareye yatmak' gibi bir şey değil ama odaklanmak, yoğunlaşmak (konsantre olmak) demeye gelen bir anlatım diye algılanabilir.
Öğreniyor insan, yitikleri sezdikçe. Boşluğa uyandıkça. Sözcüklerin ilk gizemi, o büyü uzaklaştıkça, kalemden, kâğıttan...
Şiire yatmak, unutmakmış meğer acısını yazılamayanların. Belki de ona benzer bir haldir, sadece sözcüğe, imgeye, yoğunlaşmak. Kimbilir?
227.
Zamanı denetlemeyi düşünmeden akışa kapılmak. şiirin varlığına, hüznün varlığına ve de hükmüne teslim olmak; bütün sorun o. Kaçınılmaz akışın yatağını sezmek ve değişmezliğini okumak. Zamandaki, görünmez ama sczilebilen elektrikten haberli olmak...
Çünkü akar her şey, akar... Doğa, dirim, şiir... Serüven akışın işaretleriyle doludur.
228.
Müzmin hal; sözcükleri dert edinip zamanı zindana çevirme uğraşı... Şiir işçiliği, bazen o denli yıpratıcıdır. Mazoşist, marjinal duruş ... Çünkü kendini sözcüklerde yitirmiş kişidir şair. Özetle; yitiktir... Usunu kavramlara ve nesnelere kaptırmış, belleğini, benliğini kemiren müzmin hastalığını yaşama nedeni kılmış birey. Çileyi, varlığının özüne-özeğine katmış kişi.
Şiirin esenlikten doğduğu, güzellikten geldiği görülmemiştir. O nedenle, şiirin toprağı (yurdu) kaostur diyebilirim. Gönül rahatlığıyla, aşk hazzıyla, ferahlıkla şiire bulaşmış kimse var mı(?) diye de sorabilirim, kendi kaosunda debelenen şiir mağduru olarak. Ama asla ve kata sanatsal ülkü (idea/ütopya) mağduru addedilmeyecek mağlup kimliğimle. Şiir esenliğin, (refahın, ferahın) karşıtı olan her durumdan doğmaktadır çünkü. Rahat şiiri unutturur.
emre gümüşdoğan
15-03-2009, 18:28
229.
Yineliyorum: Dünya not tutma yeridir, (pardon; mal tutma değil), söz tutma, söz bırakma yeridir. Dikkatlice bakıldığında bu böyle... Şiirin bulunduğu dünyada değişmeceli (mecazi) anlamda "yer" kavramından kaçınılır, korkulur diye düşünüyorum. Şiirin kozmik sınırsızlığı unutulmamalı. Tartışılamaz şiirin yeri... Yersizlik. yurtsuzluk, dilin işaret-im enerjisinden beslenir, verimi oradan artar. gelir.
Sözcükler uzayından başka adresi yoktur şiirin.
230.
Şiir salt duygu değildir. Saf ve sorumsuz, sorunsuz duygu hiç değil... Çünkü şiir bilgiyi ve duyguyu dizginleyen / denetleyen, harmanlayan eylemdir. Eylemliliği onları iyiye kullanma sanatıdir. İyiyi yaratma, iyi olanı yapma yeteneği gerekir, emek gerekir o işte. Bu da hayatta, doğada var olan ve/ya olmayan pek çok öğeyi kapsar. Güzeli ve iyiyi dert edinmese de beslenir her iki kavramın evrenselliğinden. Enerjisinden...
Şiir, duygunun ipoteğindeyken çok sıcak, çok yakıcı gelebilir, ancak zamanla bu özelliğine yeniiiI' ve duygu eskiyince metnin hamlığı belirginleşir. İşlenmemişliği... Çünkü sözcük işçiliğiyle. dilin süzülmesiyle duyusallık denetlenil', imgeyle şiire ulaşılır. Yeni çağrışımlara da elbette... O nedenle, şiir açıklanamıyor, anlatılamıyar ya... Tam olma hali de tartışılıyor. Ol'duğu meçhul mü desek? Yani olgunluk izafıdir, yeni karşılığıyla görece...
Şiir deyince kafası karışır pek çok insanın. Karışması elzemdir, okur adayı kişiler için, derim ben de, bazı hallerde...
emre gümüşdoğan
25-03-2009, 10:00
231.
Yakına mikroskopla, uzağa teleskopla bakabilme yetısı (yeteneğini) mi gerektirir şiir? Yanıt düşündürücü olabilir zira yakın yere mikroskopla, uzak yere (göğe de elbet) teleskopla bakareasına ayrıntı üretmektir şiirle 'iştigal' işi. Çıplak gözle görünmeyeni, çıplak kulakla duyulmayanı, görmekleiduymakla yükümlüdür. Boşuna değil, açık duyargalarla yaşar şair. Yaşamalıdır... Ancak öyle ayrıntıdaki zerreleri, hatta zerredeki ayrıntıları kaçırmadan imgeye dönüştürebilir. Ya da en az fireyle kurar !irikıcpik metnini.
232.
Şiirin en güçlü yanı içerik zenginliğindedir ve söylemi kesinlikle şiddete karşı olmalıdır. Şiir fiziki şiddeti yadsır, doğal olarak, tinsel şiddeti de ... Şiir bir ülkedir diyecek olursak, gezegenin tek şiddetsiz üJkesidir diye eklememiz gerekir. Belki ütopik, belki en baştan yitik birülke.
Kadir Aydemir'in, "Yitik Ülke" adlı internet sitesini anarak ve tıklanması için anımsatarak, vurgulamak istedim.
233.
Şair ölümdcn (kendi ölümünden) bile şiir süzebilendir. Algılama gücüyle, yaşamdan yana sürekli 'ders' çıkarabilen. söz nakkaşıdır. Yalın ama varsıl bir sanattır çünkü şiir...
"Nesnelerin dili evrenseldir" diye şerh koymuştuk söyleşimize, bir zamanlar bir arkadaşımla ... Dokular, hücreler de evrensel dile sahip demiş miydik(?) anımsamıyorum. Çünkü zerre, gezegen in her yerinde zerredir.
Sözcüklerin, seslerin ve biçimlerin de nesnelürün sayılabileceği savında ne beis görülebilir? Değişik adlandırmalar nesnenin 'ne'liğinİ bozamaz ki! Adlandınnalar anlamlandırma çabalarıdır sadece.
Şiir, ölüme çalışmaktıl" son erimde, yaşamın nesnesi kılmaktır, anlama bürümektir. öteye göçmeden öncesinin her şeyini.
emre gümüşdoğan
07-04-2009, 19:21
234.
Tekrar (yineleme). şiir nıhunun ejderhasıdır, desem, haksızkesinlikle. Savımı dayandırdığım yer, pek çok yazarın, dÜşünÜrÜn görüşüdÜr. Şiir dışındaki sanatlar için de geçerli bir kural bu: "Yineleme Ölümdür". Örneğin sinema yönetmeni Bemardo Bertolucci "Ben yaptıklarımla, her yeni yapıtımla yeniden doğduğuma inanıyonım. Kendini tekrarlamak gerçek ölÜmdür" diyor.
Katılmamak elde değil.
Şiir adına anımsa(t)makta yarar görürüm. Naçizane, tekrardan Ürken birisi olarak...
235.
Şiir bir tür arınma, bir tür telkin değil mi? Öyle ya. "şiirle uğraşmak duygu kuyumeuluğudur" gibi bir şey söylenmişti... Nerede duydum, nerede okudum, ne zaman? Kim söylemişti?
Yoksa "Ruh kuyumculuğu" mu denmişti? (Ya da demiştim?)
Dilim ve belleğim beni bağışlasın.
236.
Her şairin kalbinden yÜksek gerilim (enerji) hattı geçer. ENH (Enerji Nakil Hattı). Tellerine kuşlar konar, yıldızlar ve bulutlar konar. Tellere, kuşlara dokunmaya yeltenmek bile Azrail'in işini kolaylaştımıak anlamına gelir. Basireti bağlanmışsa çarpılma gÜdÜsÜne tcslim olur ya kişi, öyle bir şcydir şiire erişmeye çalışmak. Aneak diri kalan hevesiyle sevinir şair, enerjinin varlığına inanır dürtüsüyle gönenir, diyebiliriz.
Diyonım ben... Haliyle; her şairin bir şiir akım gÜzergiihl vardır, içinde, kalbinde, beyninde. Kendinden ötekine; okunına, sevdiğine... Hayatı öğÜten zaman değirmenine öylelikle katlanır, şiir üreticisi, sonsuzluğu işaret eden gÜzergâhta. Şiir sirkülüsyonu oradan sağlanır.
Buna; Şiirin Akış Hattı mı, desem? (ŞAH)
emre gümüşdoğan
09-04-2009, 22:24
237.
Dediydim; şiirle iştigal etmek zordur, çilelidir. Çünkü hep kötüye karşı iyinin safında yer almak zorundadır, şiire ömür bağlamış kişi.
Şair 'sayılma' iddiası uğruna yaşıyorsa, yakınmaya, yerinmeye pay bırakmamalı serüvende.
Şair şiir için yaşayandır çünkü.
Şiire köleliği "zevk" sayandır.
238.
Şiir doğanın dağınık dilidir. cömeıi dili.
Dans vücudun yaydığı haz: ışık, gölge dalgaları...
Söz imgenin çalımıdır, hazzın çılgın sesi.
Ses yankının acısı, acının yankısı: şiirin izlediği...
Sessizi ik kuşkunun saltanatı ve güvensizliğin de...
Gürültü çıplaklığın isyanı. tenin teridir.
Işık görüntünün işvesi, yıldızların acemi raks!...
Karanlık meraktan çatlayan imgenin saçılmas!...
Alacakaranlık anlamın labirenti. tetikteki sis.
Belirsizlikkorku dehlizi, sözün ini. derin yar(a).
Görüntü yanılgının yanılgısı, en acı yansıma.
Uykusuzluk şiirin galası...
239.
Şiir. hastalık sonrası yüksek ateşten kalan en belirgin iz değil mi? Son iz: Yaşama belirtisi... Yanık sözler dizisi. hatta hece yığını, çağrışım yumağıdır.
Şairin tutsaklığı ona değil mi?
Yüksek ateşe, sıtma nöbetine... Şiil'e.
emre gümüşdoğan
12-04-2009, 22:53
240.
Şiirin kıyısı tenhadır. Hep derin, tenha...
Kıyısı tenha kalan bir okyanustur kastettiğim. Sonsuz yalnızlık gelgiti: Hüzün medceziri. Yaratıcı ama can acıtıcı, yakıcı kıyı...
Ücrada olmak, tenhayı yaşamak, şairin bulunmaz, bulunsa vazgeçilmez nimetidir.
Şiir tenhada oluşur. Seslerin uzakta kaldığı, dünyevi parazitlerin sustuğu. hevesin, özlemin zamanda kuluçkaya bırakıldığı süreçte...
Şiir tenhanın haşarı çocuğudur.
emre gümüşdoğan
25-04-2009, 14:29
241.
Şiirin rengi tanımlansa hangi renge şans tanınır en çok? Mora mı: O dişi renge...
Belki dişiliğinden dolayı, uzunca bir sÜre "şiirin mor kıyısı" başlığı altında yazmayı sÜrdÜrdÜm, bu notları. Kıyı ve mor ahengi hoşa gitmeyecek gibi değildi.
Bütün renklerdcşiirvardır, ya mor? Morda?
Morun sÖzlÜk karşılığı için: "Güneş tayfinın gözle görülebilen sınırlarından birini menlana getiren ve kırmızı ile mavinin karışımı olan renk. ", diyor, Axis 2000 Ans. Sö::hik, (s. 2347). Mavi ile kırmızı zaten sevdiğim renklerdir. O nedenle, uzunca bir süre bu düşünce kırıntılarına "şiirin mor kıyısı" demekten alıkoyamadım kendimi. Mordaki şiiri sevdiğim için.
Sonraysa, mordaki kalabalık ürküttü beni ve "kor"da oyalandım uzun süre. Çünkü kor kınnızıdır. Üstelik kırmızı devrimcidirde...
Bir de şu; kordaki kırmızı yanı sıra- turuncu, lacivert, sarı, gri renk armonisi, aradaki mavi de çabası- tümü birden "mor" ailesindendi. Adeta renk cennetidi r kordaki şiirsellik.
Korun sesini dinledim şiiri bulmak uğruna. "Kor'u en güçlü gösteren de "lav"dır, dedim sonunda ve "Şiirin Kor Kıyısı" adını beynimde olgunlaştırıp bitirdikten sonra, "Şiirin Lav İzleri"nde karar kıldım.
Şiir bir patlama, volkanik patlamadır denebilirdi hem; hem de her patlama lav-kül izleri bırakırdı...
"Şiirin Lav İzleri" patlama ertesinin kalıntısıydı hep Sonrası sancılı ilk ses, ilk renk...
Şiirin rengi aşktır 'abiler'!
Şiirin mayası aşktır!
Hilmi HAŞAL / ŞİİRİN LAV İZLERİ
emre gümüşdoğan
29-05-2009, 13:40
242.
Her şiir insanını bulur mu?
Bulur demekle ne kadar yanılırız? Ne denli yanılmayız?
Her insan şiirini bulur. Bulmaz demekle ne yitiririz? Hiçbir şey kazanmasak da...
243.
Şairin yalnızlığı cennetidir. Öyle bir cennet ki, orda özü şiir olan aşılarla aşılanmıştır 'ruh' ağacı... Bütün ağaçlar, meyvesi de şiir olacak ağaçlar, özünün iksiriyle yaşar. Şiir bahçesi, şairin tek tapındığı varlıktır. Bazı hallerde yokluktur ve yalnızlığı içerir 'mutlak' surette...
244.
Gözlerimi kapattığımda mavi bir yalnızlığa gömülüyorum.
Öylelikle mavi hayallere tutunuyorum. Sözcüklerin hilesiz kalbine sokulurken... Öylelikle aşka.
Şiir sözcüklerin masum yazısıdır·'abiler"... Her ne kadar. sözcüklerin "en haşarı" haline bürünse de bazı kavşaklarda, masumdur. Bereketli ama acı ve şaşırtıcı da olabilen, rastlantılara gebe gündüzlerde, gecelerde biçimlenir omurgası. Doğuma hazırlık süresini doldurur öylelikle imler. tınılar kıvamını bulur.
Şiir sözcüklerin düş gören halidir.
245.
Şiir şiirden mi doğar?
Doğar, dense yeridir.
Şiir hayattan, hayat şiirden kök alır.
Söz umutsuzlukta, o tuhaf bozkır susuzluğunda fışkırır.
Çoğunlukla öyledir. Arada bir umuttan da sızdığı, yazıldığı olur. Olmuştur elbette.
Demek ki şiir hüznün ve umarsızlığın, bir o kadar da gizli meyvesi. armağanıdır ... Yani arınmanın armağanıdır. zamandan koparılmış tutku meyvesi. Kendinden, dünya kirlerinden, tüm acı ağırlıklarından damıtılmış iksir, bade... Belki de "baldıran" demek daha doğru. Kim bilir?
Hilmi HAŞAL / Şiirin Lav İzleri
emre gümüşdoğan
04-06-2009, 21:41
246.
"Esrim" aşk sarhoşluğu demekmiş. Şiir ise aşksız söylenemeyen, yazılamayan söz demeti... Öyleyse şiir de 'esrime' ürünüdür. Yanılgı payı ne kadar bu teşbihte? Şiirle aşk aynı dağların ırmaklarından, aynı vadilerin kuytularından doğup, serserice-yönsüzce-amaçsızca süzülüp seyreden giz akıntılarıdır, dense...
Ben buna 'ateş akıntıları' demeyi yeğlerim. Giz, acıyı, merakı, yani zehri-panzehiri, yani söz hamurunu kıvamında tutan maya... Gizem, mucize hazinesidir şiirin.
Şiir de, aşk da acıyla sınanıl', beslenir, var olur, destanlaşır dememiş miydik? Her ikisi de "yalnızlık" prangasını gönüllü takmakla "mahkumiyeti" benimsemektir.
Sonsuzluk, ölümsüzlük başka nasıl söz kaldırır.
Bunca 'anlamsızlık' gezegenin cirit attığı söz uzayında...
Boşlukta.
"Esrim" aşk sarhoşluğu demekmiş, yani şiir sarhoşluğu.
247.
Şiir, ilk ve son iz bırakma sanatı mı?
İlk iz bırakma yöntemi desek itiraz eden olur mu? Sanmam. İnsanoğlunun ilk iz bırakma girişimi bir şiirdir çünkü. Mağara duvarlarına çizilen, toprak tabletlere oyulan, mem1er levhalara kazınan, taş yontmalarda biçimlenen ve bugüne dek gelebilmiş olan iz bırakma gayretleri, temelde şiire yaslanır. Yabana atılır bir eylem değil "icra edilmiş" sanat. Bugüne, bilgisayar kartlarına, mikroçipiere dek gelmiş serüven, yaşanmış tüm dramatik ve trajik insan çırpınışları, belirti (iz-im) bırakmak adınadır.
Varoluşun duyumsanışı, var olmuşluğun onayı, yarına, sonraya kalma uğruna sözün oyalanışı, nakkaş eline yakıştırılması hep o bengisu arayışının canhıraş çabalarıdır belki de. Kim bilir?
Evet, şiir iz bırakma sanatıdır.
İstisnalar dışında başarısı görülmez, beyhude iştir.
Hilmi HAŞAL / Şiirin Lav İzleri
emre gümüşdoğan
06-06-2009, 22:19
248.
Baktığı her yerde, her nesnede; dolulukta-boşlukta şiir göm1ek kal be iyidir. Kişinin algılama yetisini yormaz. Şifadır. Oysa şiiri görmemek, görememek felaketin ta 'kendisidir. Baktığında şiir göremiyorsa, kördür insan teki. Şiir tutkunuysa hele, söz konusu k işi, körlükten de acınası haldir hali.
Şiiri göründüğünde zaman durur. Her şey donakalır. Mucizevi bir an'dır o an.
249.
Beyaz kağıdın içine gizlenen iksiri keşfe çıkmaktır, şiir yoluna çıkmak. Yol, bilinmezlikler kadar sürprizlerle doludur. Yazmak, anlam bulduğunu sanarak bir şeyler yazmak, incitir yazan!. çünkü bulunduğu sanılan şey bulunmamış olabilir.
Yanılgı kaçınılmazdır, beyazın içinde...
Beyaz, ölüm kadar derin ve soğuk gezegendir. Beyaz, doğum kadar sancı içerir Üstelik. Beyazda beyaz kan vardır. Plazma, (kansıvı) doğum ve ölüm hakkında bulmacalar içerir.
Beyazdaki arayış, doğum ve ölüm tansığına ilişkin zorlu şifreler kırmayı gerektirir. Kimilerince, saçma sapan bir uğraş sayılan, şiir eyleme durumu; öylesi yaşama biçimi, varoluşa yakıştırılan yegane anlamdır belki de.
Yol, sözcüklerle büyü'ye ulaşmayı hedefler. Beyazdaki büyüye.
Beyaz kağıdın masumiyeti kadar kışkırtıcılığı da dehşet yüklüdür. Daha zorba bir nesne, başka nesneyle karşılaşmaz, şiir çilehanesine girmiş kişi.
Beyazda aramak, beyazı aramak, imgeler imgesini bulmak değil miydi, şairin muradı? Dağı delmek, suyu bulmak... Şiire ulaşmaksa başarının ödülüdür sadece.
Dağ kolay del inmez!
Su kolay bulunmaz! Şiir kolay gelmez. Bilen bilir.
Hilmi HAŞAL / Şiirin Lav İzleri
emre gümüşdoğan
23-06-2009, 17:35
250.
Zamanın durduğu, doğanın/dirimin algılanabildiği andır en önemlisi... Yaşam ordadır. O 'an'da... Şiir de...
Ağaçların, bulutların, damların, çatıların, mahyaların, bacaların, antenlerin uyuştuğu an... Uyuştuğu, ama uyumadığı, şaşkınlıkta kalakaldığı an: Şiirdir o an.
Şiirin, veya altın imgenin orda olmadığını kim iddia edebilir?
Aşkın orda olmadığını?
2S1.
Şiir sudur, susuzluğa bir damla su.
Bir damla iksir kadar etkili su.
Su hem berraktır, hem kırmızı: Kankırmızı...
Zaman siyahken, siyahtır: Zindansiyahı...
Su kökte ve yapraktadır.
Damla ve damar aynı ten de bulunur.
Su yalnızlıktır,' bir çift yalnızlık
Çiftin teki yitiktir, soğuksa su...
Elden ve dilden ne gelir? Hiç!
Hep uzak, çok uzak hatta yitik ufuktur şiir.
İki ucu da sonsuzluğa vuran yolculuktur.
An sudur, sonsuzluğu da yutan su: Şiir o...
emre gümüşdoğan
02-07-2009, 16:01
252.
Uyku sıkıntısı şiirdir. Şiir sıkıntısı uykusuzluk...
İzlek, sıkıntı süresince demlenir.
Uykusuzluğun eşanlamlılığı yaratım halidir.
İnsanın uykusu kaçmaz, kaçtı sanıldığınaysa bilinsin ki asıl şiir gelmiştir. Gecenin bekçisi siyah uzamdır, anlamsal tutukluktur çünkü o... Tıkanmadır. Sözcükler, harflerin anarşik eylemsizliğine maruz kalmıştır. Sözcükler, başı ağrıyan genç gelin gibidir; albenisi nazdadır, nazı albenisinde... Nazda kamufle edilmiştir. Kösnüldür, çağırır ama kaçar. Şiir işte, hecedeki iksir... Uyutmaz dünyayı. Hep uyanık ister.
Uyanık olmak, ölüm dahil bütün insani durumları algılamayı sağlar. O bağlamda: Algılama sıkıntısıdır şiir; görmenin, işitmenin, dokunmanın, tatmanın, sezmenin diyeti olduğu kadar, görmemenin/ görememen in, i şi tm emen i n/işitememen in, dokun mamanın/ dokunamamanın, tatmamanın/tadamamanın, sezmemenin/sezememenin de diyetidir.
253
Bazı durumları, bazı yaşananlan anlatmaya güneş de yetmiyor, bulut da, rüzgar da... Sözcüklerin gücü nerde diye kahrından ölesi gelir insanın.
Suskun kalan kalınan “şiir” an’larınız kınamayınız.
Şiir büyük olasılıkla zamana dolmakta, sırasını beklemektedir. Patlayacak bir su gibi kabarır, sustukça kabarır...
Dünya saçmalığının önündeki bent 'anlam' ise baraj gölünü (izleği) oluşturan sözcüklerin ışık deryası da çağrışımdır. Metafor, imge, sembol, eğreti... Nasıl denirse densin. Su şiirdir.
Işığın, ateşin, havanın şiir olduğu gibi.
emre gümüşdoğan
10-07-2009, 17:51
254.
Şiir yok dendiğinde dünya da olmayacak, seziyorum. Biliyorum. Şiirden sonra ben olmayacak.
Peki, 'ben' var mıydım?
Var mıyım?
255.
Zaman nabzını şiirde duyuruyor.
Şiir uğraşı, zamanın bileğini tutup bükmeye yeltenmekten çok, o bileği okşamaktır. Kendini o bileğin gazabından korumaktır da... Belki de 'ben'in yokluğunu yadsımak için: Bendeki ötekine tutunmak için. Şiir için.
256.
Gerçek, kaosa doğru yanan ateşlenmiş fitilidir. Doğanın hiçbir suçu yok. İmgeler doğadan gelir.
Şiir yolu için su, suyolu için şiir okunur o nedenle.
Ateşin uzağında uyuyanlar arasında ben yoktum.
Uykusuzluğu sevenleri kınamayınız.
Demiştik ya, şiir uykusuzluktur ...
emre gümüşdoğan
11-07-2009, 11:12
Şiirin Lav İzleri İçin Son Söz mü?
Belki! Belki de değildir, çünkü şiir sürüyor.
Nicedir yoğuruyordum şiir üzerine notları, önsöz niyetine söylediklerimde değindiğim gibi. Kıyıda köşede kalmış tasarı-taslak kırıntılarını toparlayıp, yüzü gözü mağrur metin haline getirmeyi dert ediniyordum. Öylesi bir çalışma, doğal olarak geriye, eski yılların andaçlarına, ajandalara dönmeyi gerektirecekti. Gerektirirdi de. Sonucunda bu çalışma; denememsi karalamalar kaldı, zamansız monologlar manzumesinden geriye.
Geçmiş yıllar, aylar, günler anılar dolusu karşıladı beni. Neler yazmışım, neden yazmışım? Şimdi hiçbir gerekçe, hiçbir neden anımsamıyorum. Ama her yazılan notun, bir, belki de birkaç köklü nedeni vardı. Müzmin kuşkuculuğumla, aramaya yakışır biçimde, sanırım vardı, diye düşünüyorum hala. Derinlik derdi sürüyordu.
Notları tarayıp toparlarken, yazılış sırası mı, yoksa boyut veya bağlam mı, şiire yakınlık yolunu izleyerek mi düzenleyeyim derken, ikirciklenmedim değiL. Karar verecektim; ya tarih, ya bölüm başlığı, ya da karışık ... En son bulduğum ve beğendiğim; harmana katmaya değer gördüğüm her taslağı, numaralayıp (tarihsiz) yazmaktl. Öyle yaptım, son seçenekte karar kıldım.
Geriye dönüp bakınca, ne çok gün yaşamış olduğuna şaşırıyor insan. Gerçekten de, bunca not, ne çok gün, ne çok an karşılığıymış meğer. Tümü, bir tür şiir üstüne düşünce demeti oldu sonunda. Alıştırma demeti. Bir yanıyla da: "Şiirden şiire patika"…
Evet, şiir de yaşam da dolaylı yaşanıyor, belki ben öyle yaşıyorum. Ama, doğrudan yaşamak olanaksızdır bu kaos sürecinde. Tüm ilişkiler yan kollardan, yani dolaylı gelişiyor. Daha az incinmek, benliği koruyabilmek ve iç kirlenmeye set koyabilmek için gerekli bir koşul mu bu? Bilemiyorum. Buna benzer birçok soruyu üretip yanıt aramak daha doğru görünebilirdi. Durmaksızın soru üretmenin yolu da oydu sanki. Zaten her şey, her uğraş, her eylem, yanıtlar arama yönünde atılmış adımdır. Zaman değerlendirmedir: Mucizeler ayrıntılardadır düşüncesiyle, şiir için, yaşantı ayrıntılarında gezinmekti belki de, yapıp ettiğim. Çünkü kuşkulanmak, düşünceyi diri tutar. Kuşkuysa ayrıntılarda gizlidir. Şiir ve tutku da öyle... Tüm bu serzenişler, tüm bu avunmalar, tüm bu arayış/yorum oluşturmalar boşuna değil. Şiir, bu açıdan bakıldığında her şeyden daha mı yakın insana? Kim bilir, belki de gerçekten öyledir?
Özetle; "Sözüm açık ola!" dedim ve yürüdüm yolu, buraya geldim. Şiir üzerine söyleneceklerin kaçta kaçı bugüne değin söylendi') Bilmek olanaksız. Merakla ve hevesle, naçizane üretebildiğim işbu kısa kısa yazılarla, o büyük ufka dokunmak istedim. Dokunduğumu sanıyorum. Bu da bana yeter!
Yazıya, yazmaya verilen öneme, eylem uğruna harcanan zamana ve emeğe kendimce değer biçtim. Yaşamım boyunca şiiri, yazıyı ilk ve tek önceliğim saydım. Bazı insanları yazmak kurtarır, ya da batırır... Bu tehlikeyi göze alıp yürüdüm yılları. Ak kağıdı değerli kılan üzerindeki mürekkep dansıdır, metindir, diye düşünenlerden oldum. Öğretici, duyurucu, duygulandırıcı bir araç değil de bir var oluş kaynağı bildim yazıyı.
Zaman denizindeki yaşam/yazı gemisi seyir halindedir, meram eden için. Şiirle kesintisiz boğuşma, anlamlı eylemliliği zorunlu kılıyor. Genel olarak, şiir ve şair üzerine derin-geniş düşünceleri kendime saklayamazdım. Yolculuk, içtenlik güzergahında titizlikle, temkinlilikle sürüp giderse giderdi...
Ses ve söz ağızdan çıktığı gibi uçar. Yazı, sözü havadayken yakalayıp nesneleştirmek değil miydi? Öylelikle; "Söz uçar, yazı kalır"dı, kalırsa.
Şiir, öykü, deneme, roman, günlük, yolculuk, metinleri; görüleni, duyulanı, düşleneni 'mektup' edip paylaşmaktır. Sesi, sözü, görüntüyü sonsuz kılma çabası, bir yönüyle de ölüme meydan okumak, geçiciliğe mim koymaktır, demek, en güzel avuntulardandır o nedenle.
"Neden yazıyorum?" sorusunun olumsuz yanıtına kapılıp, 'hiç'lik, 'boş'luk giderme avunuşuna sığınmadan çaba harcadım. Şiire hizmet iddiasını bir yana bırakıp arayışı seçmek en doğru geldi bana. Şiddetle tükenen zamana, hiç direnmeden teslim olup yenilmektense, okumaya, yazmaya sarıldım. Bendeki öteki ben, o huzursuz gölge durulsun diye ... Hala aynı gerekçeyle sarılıyorum kağıtlara, kaleme, klavyeye. Galiba daha çok kendim için yazıyorum ve yayımlıyorum sonuçta. Dileyen okur, dilemeyen okumaz, deyip işimi yapmaya kapanıyorum. Bedeliyse elbette çok ağır; yoğunlaştıkça artan, duyma, sezme, sanma, ama bilmeme, bilememe sancıları ...
Geriye ne mi kalıyor?
İşte bu; Şiirin Lav izleri üzerinde yürüme denemeleri. Tek armağan harflerden bana, benden okura... Size.
Adana, Ocak 2002- Bursa. Ocak 2006
vBulletin v3.8.4, Copyright ©2006-2010, Jelsoft Enterprises Ltd.