PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Mesleki Makaleler


Kezban Turan
02-12-2009, 20:51
TASARIMDA TÜRK DİLİ





DİL NEDİR?

İnsan, en eski dönemlerinden bugüne gelişim ve değişim evresinde duygu, fikir ve algılarını anlatıp aktarabilmek, toplumsal iletişimi kurabilmek için birçok unsuru araç olarak kullanma gereksinimi duymuştur. Bu unsurlardan en önemlisi, işaret ve seslerin dönem dönem çeşitlendirilip, kendi içinde belirli kurallar bütünlüğü çerçevesinde birleştirilerek ortaya çıkartılmış olan dil kavramıdır. İnsan kendine özgü aynı zamanda sosyal olma özelliğini kapsayan, kendi çabasıyla oluşturduğu konuşma ve yazım dilini, varlığını devam ettirdiği sürece hayatın her alanında etkin ama aynı zamanda doğru, düzgün ve anlaşılır bir biçimde kullanmaya bir anlamda zorunludur.


TÜRK DİLİ ve TARİHSEL GELİŞİMİ

Türkçe; Altay dil ailesine dahil, sözcüklerin eklerle yapıldığı, eklerle çekildiği, sondan eklemeli özelliğe sahip bir dildir. Dünya genelinde konuşulan diller arasında okunduğu şekilde yazılan, yazım şekliyle okunabilen nadir dillerden biridir. Bilimsel gelişimini, üstlenen kurumların çalışmalarıyla her geçen gün daha güncel olarak sürdüren Türkçe aynı zamanda akıcı, cümle oluşumunda gereksiz sözcükleri içermeyen yapısıyla kolay yazılabilen, konuşulabilen, öğrenilebilen bir dildir.

* Türk diline ait ilk yazılı metinlerin 7-9. yüzyıl Orhun Yazıtları'na kadar uzandığı bilinen bir gerçek olmasına rağmen asıl Türkiye Türkçesi 11. yüzyıldan sonra Anadolu'ya yerleşen Oğuzlar ile tarih yolculuğuna başlamıştır. (Eski Anadolu Türkçesi-15. yüzyıla kadar.) 13-15. yüzyıllar arasında Türkçe yoğun olarak Arapça ve Farsça sözcüklerin etkisi altında kalmasına rağmen sade bir dil olma özelliğini korumuştur. Bu dönemden sonra Türkçe, yoğun Arapça ve Farsça sözcükleri içeren Osmanlıca etkisine girmiştir. (Osmanlıca-16-20. yüzyıl) Tanzimat Dönemi ile birlikte Arap alfabesinde, aydınlar tarafından yapılan değişiklikler, Cumhuriyet tarihi ile birlikte kullanılacak olan çağdaş Türkçe'ye zemin hazırlamış, Cumhuriyet döneminde Mustafa Kemal Atatürk'ün yoğun çabası ve çalışmalarıyla Latin alfabesine geçilmiş, dildeki Türkçe sözcüklerin oranı çoğaltılmış ve günümüz Türkiye Türkçesinin temeli hazırlanmıştır.
* KAYNAK: http://www.dilimiz.gen.tr


GRAFİK TASARIMDA TÜRK DİLİ ve KULLANIMI

" Konuyu irdelemeye başlayalım mı yoksa konuya start mı verelim? "

Grafik tasarım sektöründe faaliyet gösteren çalışanların bireysel, sosyal statüleri ve yaptıkları işin kendilerine yüklediği sorumluluk gereği Türkçeyi kullanım biçimleri, Türkçe kullanımındaki olumlu ya da olumsuz tüm kazanç ve kayıpların farkındalık noktasında olmaları hem çalışma alanında hem de sosyal yaşam içinde bir adım önde yürümelerine eş değerdir.

İçinde yol aldığımız dönem birçok alanda kullanımı açısından Türkçenin yoğun bir biçimde kayba uğradığı, mevcut yapısının bozulmayla karşı karşıya kaldığı, anlamsız ve gereksiz değişimlerle mücadele etmek zorunda olduğu bir dönemdir. Yaşamımızın her alanında ve birçok sektörde Türkçe karşılığı olmasına rağmen yabancı sözcük kullanma alışkanlığının yaygın olarak varlığını sürdürüyor olması hatta yabancı sözcüklerin Türkçe karşılığını ve anlamlarını araştırıp bulmak zorunda kaldığımız dolayısıyla kendi içinde karmaşık, tutarsız ve içinden çıkılması zor bir süreçten ibarettir.

Faaliyet gösterdiğimiz sektörde neden Türkçe sözcüklerin karşılığı olmasına rağmen yabancı kökenli sözcükler kullanılır; en geçerli gerekçe kullanımın yaygınlığı olarak gösterilebilir. Uzun vadeli süreç içinde sıkça karşımıza çıkan sözcüklerin Türkçe karşılığını araştırıp, kullanmayı amaç edinmek yerine daha çok hazırcılık anlayışıyla hareket etmek, sahip olduğumuz dili önemsememek bu sözcüklerin zaman içinde dil öğesine gereksiz asılı kalmalarına sebep olur. Bunun yanında mesleğe yeni başlamış tasarımcı adaylarının henüz öğrenme aşamasında yabancı kökenli sözcüklerle tanışmaları ve öğrenilen bilginin sonraki aşamalarda düzeltilmesi daha zor olduğu için sözcüklerin hızla yaygınlaşması da kaçınılmazdır.

Çoğunluğun kullandığı dil tanımlamalarının geçerli olduğunu zanneden bazı meslektaşlarımız ne yazık ki; yabancı kökenli sözcüklerin ağırlıklı olarak kullanılmasının teknolojiye, sosyokültürel gelişmelere ve çağa daha uygun olduğunu düşünebilirler. Ancak içinde yaşadıkları toplumun kullandığı geçerli dilin aslında kültürel iletişimin en önemli parçalarından biri olduğu gerçeğinin, kullandıkları dil sayesinde farklı kültürlerle, sanat kavramını köprü yapıp iletişim kurabildiklerinin bilincinde olmalıdırlar. Türkçe karşılıkları varolmasına rağmen yabancı kökenli sözcükleri tercih etmenin, gelişime ayak uyduramama çekincesine sebepmiş gibi gösterilmesi, oluşan kafa karıştırıcı durumun normal bir olgu gibi karşılanması, özentiden kalıntı bu sözcüklerin konuşma ve yazma dilimizde yerini alması demektir. Alt satırlarda verdiğim örnek sözcükler sayısını belirlememizin mümkün olmadığı yabancı kökenli sözcüklere yalnızca birkaç örnektir.

Master - Kalıp
Typographic - Dizgi
Illustration - Çizim
Figure - Desen
Format - Biçim
Art Director - Sanat Yönetmeni
Graphic Designer - Grafik Tasarımcı
Concept - Fikir
Graphics - Teknik Çizim
Digital - Sayısal
Web - Bağlantı Levhası
Teaser- Etkileyici Kısa Tanıtım
Ajans - Tasarım Atölyesi
Background - Arka plan
Freelance - Serbest
Prova - Ön Çalışma

Grafik tasarım mesleğinin sadece düşünmek, çizmek, düşünsel tasarıyı uygulamaktan ibaret olduğunu zannetmek büyük bir yanlışlıktır. Tasarımcı bireyin Türkçe dil kurallarını ve sözcüklerini en iyi ve doğru biçimde öğrenmesi ve kullanması temel hedeflerinden olmalıdır. Bu anlamda yabancı kökenli sözcüklerin tasarımcıya sağlayabileceği en büyük katkı ancak gerekli görülen noktada kullanılmak üzere, bilgi birikimine yenilerini eklemesinden ibarettir. Farklı kültürlere ait izleri takip etme yöntemi olarak da değerlendirilebilir. Bunun yanında, çeşitli kaynakların ve ögelerin kullanımında yabancı sözcüklerin özellikle Türkçe karşılıklarını bilmek, ulaşılan kaynaklardan tam olarak yararlanma noktasında elbette işe yarar bir yöntem olabilir.

Yabancı sözcükleri araç olarak kullanmak yerine amaç haline dönüştürmek Türkçeyi mevcut tüm olanaklarına rağmen yozlaştırmaktan öteye götürmeyeceği gibi, ilerleyen süreçte dilde büyük oranda benlik kaybına neden olacaktır. Benlik kaybı Türkçenin kullanıldığı alan ne olursa olsun her geçen gün artan bir şekilde kavram karmaşasına neden olacaktır. Kavram karmaşası içine düşen grafik tasarımcının çalışma temposu içinde anlaşmazlık ve açmaza düşmesi ise kaçınılmazdır. Kendi diline ait sözcükleri yeterince kullanamazken farklı dillere ait sözcükleri konuşma ve yazım diline yerleştirmek uzun vadede düşünüldüğünde hem mesleki hem de sosyo-kültürel anlamda dengesizliği ve sahip olunan dilin bir süre sonra anlamını yitirmesine hatta büyük oranda yok olması sonucunu da beraberinde getirecektir.

Grafik tasarım hangi pencereden ve hangi açıdan bakılırsa bakılsın gerekli ve etkili iletişim kurma sanatıdır.. Bu iletişimi sağlayan, bakış açısı, öngörü, kültür seviyesi ve teknik, bireysel, sanatsal donanım elbette önemlidir ancak kullanılan mevcut dilin hakimiyeti ne kadar güçlü ve kendi içinde tutarlıysa ortaya çıkan esere ve bireysel gelişime etkileri aynı oranda güçlü olacaktır. Evrensel değişimin ve gelişimin önünde durmanın neredeyse imkansız olduğu bir süreçte, faaliyette bulunduğumuz sektör ne olursa olsun sahip olduğumuz, geleceği ilgilendiren kavramlara gereken önem ve özeni göstermemiz, ilerlemenin sağlam bir parçası olarak yerimizi korumamız demektir.


" Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. "
Mustafa Kemal Atatürk-1929


Saygılarımla.

Kezban Turan
10-12-2009, 20:31
İNSAN OLMA SANATI


Durup durup bana sorma
Bunu bilmek olay değil,
İnsan doğduk insan ama
İnsan olmak kolay değil !
.............
Neler gördük bu dünyada,
Neler verdik bu uğurda.
Sultan olmak kolaydı da
İnsan olmak kolay değil !

A. Selçuk İlkan


- Elimden geldiği kadar kısa cümleler kurdum, içsel derin düşünceleri harekete geçirebilmek adına...

Hayat çoğalır, büyür, yenilenir tabiat gibi. Baharı karşılar çiçeğe durur. Kışı bekler, zemheri çağırır ama hiçbir zaman durağan değildir. Hep böyleydi, böyle de gidecek geleceğe bu yolculuk.

İnsanın yansımasıdır, insan hayatın tam kendisi. Ayna gibi, olduğu gibi aslında.

Sanat ve sanatın her dalı insanın hayata dokunuşudur bir anlamda. Duyguların kendinden farklı başka hislere doygun ifadesi. İfadesini bulduğunda, kederini, hüznünü, sevincini ve umutlarını anlatabildiğinde sanattır, tıpkı tabiat gibi. Keskin sözcükleri olmayan, hitabeti geniş kitleleri kapsayabilen yaşamsal zenginliktir. Eşittir kültüre ve kültürlü olmaya, en önemlisi insan olmaya-insan kalmaya. İçten olmaya ve içtenliğini de ortaya sermeye kararlı olmalıdır sanat. Sanatın içtenliği, sanatçının kendinden ve pak, katışıksız olmasıyla bağlantılıdır. Daha net söylemek gerekirse su gibi olmasıyla...

Neden mi? Çünkü insan olmak ve öyle kalabilmek en büyük sanattır. Beğeniye sunduğumuz, kendi içimizde özelliği olan ama başkalarının gözleri önünde bitirmemiz gereken, yaşama sanatı. Biz varsak sanat var, güzele dair, iyiliğe ait ve geleceği düşsel. Çünkü yaşamak var işin ucunda.

Resmetmek, çizip savuşturmak mıdır, yoksa ustasının hissettiğini nakşetmesi mi tuvale? Hangi büyük ressamın resmi anlatmadı ki görüp bildiği gerçek ya da düşleri gelecek yeni yıllara, yeni nesillere. Evrenseldir tek başına. Edebi anlatım ve şiir yazmak, kelimelerle oynamaktan mı ibarettir sizce, sözcüklerin yerini değiştirip kullanmak tek başına yeterli olur muydu ya da yeterince anlatır mı şiirin sahibini ve görülenden görünmeyene dair geçişlerini?

Sanat sadece bunlardan ibaret değil elbette. Kocaman bir dünya. Yaptığımız işi de düşünmeye odaklanın istedim özgürce. Grafik Tasarım; hissizlikten sözedebilir mi? İnsana ait olmayı, özünde insan olmayı gerektirmez mi?

O halde, insan olmayı içine sindirememiş akıllar, yaşama sanatını tuvaline yansıtamamış zihinler, insan sevmeyi hiçe sayan köhneleşmiş düşünce ifadeleriyle donatılmış beyinler, neyi üretebilir grafik tasarım sanatı adına? Ne zamana kadar üretebilir?

Sadece düşünün... Bir büyük sessizliğin içine hapsedin kendinizi ve düşünün; insanı sevmek sanatı sevmektir. Sanatı seven ve içinde olan insanı görür tam da kalbinin gözüyle, başkalarının farkına bile varamadığı kadar büyük görür hem de. Sanat işte bu noktada gereklidir bizlere. Çünkü insan olmayı öğütler, insan kalabilmeyi öğretir ve hedefler.

" İnsanlarda birtakım ince, yüksek ve temiz duygular vardır ki insan onlarla yaşar. İşte ince, yüksek, derin ve temiz duyguları en ziyade duyabilen ve diğer insanlara duyurabilen şairdir."
Mustafa Kemal Atatürk ( 1928 )
(Muhit Mecmuası, Sene:1, No:2, 1928)

Şiir sanatı ile ilgili söylevinde Mustafa Kemal Atatürk, aslında ne de güzel özetlemiş. Sadece şiir ve edebi yaklaşıma ait olmamalı bu cümle. Sanatın tümünü kapsıyor diye düşünüyorum. Derin ve temiz duygularını yansıtabilmesi için insanın gerçek anlamda derin ve temiz olması gereklidir hatta sanat icrasında kural olmalıdır. Aksi takdirde hitab ettiği kitle kesinlikle farkında olacaktır sahteciliğin, net olmayışın ve -insan olmayışın ayırt etme noktasını- bulacaktır. Muhakkak.

Sanatın içeriği, ilgilendiği alan her ne olursa olsun önce insan olmayı gerektirir. Etrafına temiz bir bakış ve yorumlayış, yorumu alıp yaptığı esere yansıtmayı, seslendiği kitleye de içindeki insanlığı farkettirmesi gerekir. Sözün özüne inelim; bu alanda çalışıyorsak ya da çalışacaksak uzun seneler, önce insan olmayı öğrenmemiz gerekir. Dünya bize nimetlerini sunarken gözlerimizi sıkı sıkı kapatıp nasipsiz kalmayalım. Varlık içinde yok olmak istemiyorsak, bakarken görmeyi, gördüğünü kendince ifade etmeyi ve ifadesi zengin bir hayatı sürdürmeyi, derinimizdeki insanla başbaşa kalabilmeyi içimize sindirip, hedef edinelim yaşama dair insanca şeyler yapmayı...

Saygılar.

Kezban Turan
25-12-2009, 09:31
CEHALET ve GRAFİK TASARIMCI


Grafik tasarım sanatı genel yapısı gereği sürekli gelişim içinde olması gereken bir sanat ve çalışma alanıdır. Sektörün her yönüyle kendi kendini yineleyen değil yenileyen bir dokuya sahip olması sebebiyle içinde yer alan çalışanlardan beklenti, istek ve hedeflerini her zaman üst derecelerde tutması da olağandır. Bunun yanında gelişen teknolojinin getirdiği pozitif yenilikler ile de ahenk ve uyum içinde yoluna devam etmek zorundadır.

Beraberinde getirdiği zorunlulukların yanında içinde barınan çalışanlardan umdukları ve istedikleri tüm ayrıntılarıyla düşünüldüğünde bireylerin kültürel düzey ve mesleki gelişimlerinin durağan olmasını düşünemeyiz. Mesleki bilince sahip olmanın yanında sanatın içinde etkin bir rol oynayan çalışanların bu anlamda bilgi-kültür fakirliği, kalıcı noksanlıklar ya da cehalet olgularıyla aynı platformda düşünülmesi bile anlamsızdır. Toplumu şekillendiren, insana ve dolayısıyla topluma seslenip yönlendirebilen bu sektör içinde faaliyet gösteren birçok grafik tasarımcı mevcuttur, ancak...

Ancak sözcüğüyle başlayan cümleler çoğunlukla olumsuzluk ifade ederler. Bu noktada şu soruları sormadan geçmeyelim.

* Standartları bu kadar yüksek olan bir sektör içinde çalışmak neyi gerektirir, gereksiz olan nedir?
* Kişilerin bireysel gelişim, kültürel, sanatsal ve teknolojik gelişim ve mesleki gelişim baremini yüksek tutması kişiye ne kazandırır?
* Sürekli bir araştırma, okuma, öğrenme ve bilgi kaynaklarına ulaşıp kullanılır hale getirmek kişiye ne kaybettirir?
* Kişinin işine gösterdiği özen, kişinin yaşam tarzı aynı zamanda kendisine olan güvenidir diyebilir miyiz?
* Kendisine güvenen birey hangi sektörde faaliyet gösterirse göstersin hem kendisine hem de bulunduğu topluma faydalı bir birey olur anlayışı yanlış mıdır?
* Bilmediğini öğrenmek çok mu zordur?
* Bu soruları kendi kendimize sormak vakit kaybı mıdır?

Hayır, vakit kaybı değildir. Sadece grafik tasarım sanatını meslek ve çalışma alanı olarak seçen bireylere hem uzaktan ( genel ) hem de çok yakından bakmaktır. Kendi özeleştirimiz olarak da değerlendirebiliriz istersek. Hem kültür seviyesi hem de insan olabilme noktasında üst noktaları hedef seçmemiz gerektiğine işaret noktası olarak bu soruları sorabilir hatta birkaç başlık altında çoğaltabiliriz;

Bir Grafik Tasarımcı Neden Okumaz?

Okumak kavramının alışkanlık haline dönüşmemesi ve " okumama " cehaletinin cehaletle sürdürülmesi düşüncesini benimsemiş olmaları nedeniyle bazı grafik tasarımcılar okumaz. Kitap okumaz hatta gazete, dergi bile okumaz. Kolaylıkla ulaşabileceği bilgi kaynaklarını bile okumaz. Okuma işlevi sonrası öğrenme ve pratikte uygulama, mantık aracılığıyla kafasının içinde test edip çözümleme ve yaşantısına katabilecek düzeye getirme yeteneğini kendi özgür iradesiyle kullanmaz. Bunun yerine başka türlü davranmayı öncelikli sayar. Ulaşması gereken bilgi kaynağını araştırıp yerinde görmek, tanımak ve anlamak yerine daha çok kulaktan dolma kesinliği kanıtlanmamış, denenmemiş ve hatta geçersiz sayılabilecek bilgileri daha çok önemser ve benimser. Bir başka alternatif de şudur ki; ön yargılarından kurtulamaz. Okuyup araştırmak için el attığı her materyali öncelikle dışından sonra iç kapağından ve arka kapağından olmak üzere inceler bazen yazarın ismine göre bazı zamanlar da kapak üzerindeki görsele göre yaftayı yapıştırıp yaşamına devam eder. Yani tembellik ve hazırcılık anlayışıyla hareket edip, önyargısıyla bütünleştirip bunu yaşam felsefesi haline dönüştürüverir. Bu durumda ' niye okumuyoruz?' sorusuyla karşılaştığımızda sığınabileceğimiz ilk liman " vakit yok " cevabıdır.

Bir Grafik Tasarımcı Neden Araştırmaz?

Kendisine faydalı olacağını düşündüğü her bilgiye kolaylıkla ulaşabileceği birçok yol ve yöntem olmasına rağmen, yöntemleri araştırmayı gereksiz bir fazlalık olarak görür. Çünkü sahip olduğu bilginin kendisine yetip arttığını düşünür. Zaten fazla gelen bilgileri de paylaşmayı hiç düşünmediği için kafasının içinde saklamasının bir anlamı da yoktur. Her araştırmanın yeni bir olguyu keşfetmek ve yeni kapılar açmak olduğunun, açılan bu kapının ise bir başkasına kaynak olabileceğinin bilincinde değildir. Bu bilinçte olması için sorgulaması gerekir ama sormaz, sorgunun yeni açılımlara zemin hazırlayacağını çoğu zaman düşünmez çünkü işlerinin yoğunluğundan dolayı bu fikre kafa yoracak zamanı olmaz. Bu ezbercilik anlayışının hem içinde bulunduğu mesleki deneyimlerinde hem de kişisel yaşantısında normal olduğunu düşünür. Bu normalleştirme işlemi belli bir süre sonra kişinin kendi kapasitesinin sınırlarını ne kadar aşabileceğini, düşüncesinde ve tasarlamasında engel olarak karşısına çıkar. Bu engeli aşamayan " araştırma " kavramını alır çöpe atar.

Bir Grafik Tasarımcı Yaptığı işi Neden Hafife Alır?

Yaptığı işin kolay ve basit olduğunu düşünen grafik tasarımcı aslında yaptığı işi ciddiye almıyordur. Zaten bunu her çalışmasında ortaya serer. İlk adım olarak sektörde çalışmanın, üretmenin, kendisinden ve kişiliğinden katıp bir bütün oluşturmanın ve çıkarttığı ürünün değerinin öncelikle kendisi farkında olmalıdır. Mesleğe başladığı andan itibaren çalıştığı sektörün hem sosyal hem de bireysel bir ayrıcalığa sahip olduğunu kavramalıdır. Kavramlar arasında karmaşaya düşen bir grafik tasarımcı, her çalışmanın hayata dair, yaşadığı sosyal çevre ve hatta dünyaya dair geniş ve tarafsız bir bakış açısı gerektirdiğinin dolayısıyla her konuda bilgiye ve fikre sahip olması gerektiğinin çok önemli bir kural olduğunu anlamaz. Mesleğin kendi içindeki tutarlı kurallarını yeterince kavramış olmasına rağmen hatta gereken eğitimi almış olmasına rağmen grafik tasarım sektörünün içinde kendi isteğiyle değil de sanki bazı zorunluluklardan dolayı bulunuyormuş gibi yaptığı işi önemsemez.

Grafik Tasarımcı Neden Kültürel ve Kişisel Gelişimini Sağlamaz?

Toplumun temelinin, kişilerin kültürel gelişiminden geçtiğini bilen aynı zamanda yaptığı işin kültürsüzlük kavramıyla bağdaşmayacağını anlayabilen her grafik tasarımcı sağlıklı eserler ortaya çıkartabilmek, çalışma platformunu geliştirip sürdürebilmek için, gelişen dünyanın uzağında kalmamak için, kültür seviyesini sürekli yükseltme hedefinde olmalıdır. Kendi kültürel gelişiminin temiz ve sağlam temeller üzerine oturmasının aslında sosyal yapıya da katkı sağlayacağı gerçeğini görmezlikten gelen, kişisel sorumluluğunu yerine getirmeyen grafik tasarımcı dolayısıyla kültürel gelişimi önemsemez. Yaptığı işin kendi kültürel gelişimine olan etkisini veya kişiliğinin yaptığı işe olan etkisinin ne kadar önemli olduğunu ayırt etme noktasında duyarsız kalabilir.

Her açıdan insanlara hitap eden bir meslekten sadece para kazanma derdinde olan grafik tasarımcı kişisel gelişimi görmezlikten gelir. Günü kurtarma ve elindeki işi bitirme sıkıntısında olan bu tasarımcılar, hem mesleğe hem de hayata dair kazanımların gelecekte kendisine sağlayacağı artıların veya karşılaştığı olumsuzlukların kişiliğinden götüreceği kayıpların analizini yeterince yapamaz. Daha öğrenilmesi gereken birçok kavramın olduğunu, aldığı eğitimin düzeyi ne olursa olsun, " yeterliyim " sözcüğünü silip atması gerektiğini, sürekli değişim yaşayan sektörün içinde uzun yıllar var olmasının bu düşünceden geçtiğini kural haline getirmez ya da uygulama evresine geçtiğinde cesaretsizlik örneği gösterirse başarılı olamaz.

Grafik Tasarımcı Neden Teknolojik Gelişmelerle Yeterince İlgilenmez?

Koşulları ne olursa olsun yeniliklere açık olması gereken bazı grafik tasarımcılar özellikle sektörüyle ilgili teknolojik gelişmelere kulaklarını çoğu zaman tıkar ya da teknolojinin getirilerini takip etmek istemez. Mevcut teknolojiyi sadece kullanmak ister, temellerini, ilkelerini, kullanış prensiplerini öğrenmeyi işinin önemli bir parçası olarak göremez. Kullandığı teknolojiyi kendi elleriyle şekillendirebileceğini bilmesine rağmen mevcut kapasitesini, düşünebilme ve değerlendirme yetisini kullanmaz.

Belirli başlıklar altında ele aldığımız konunun özü şudur ki; bakış açısını ve kişisel gelişimini kesintisiz olarak sürdürebilme becerisinde olan bir grafik tasarımcı, hem çalıştığı sektöre hem de kendisine faydalı olan kişidir. Kendisine faydalı olan birey, yaşadığı topluma ve sosyal yapıya da faydalı olan bireydir. Toplumsal bütünlüğün önemli bir parçası olduğunun farkında ve her şeyden önemlisi insan olmanın gereklerini yapabilecek kapasiteye sahip, bu kapasiteyi kullanabilecek anlayışta ve yeterlilikte demektir. Aslolan hangi platformda olursa olsun, hangi sektörde çalışırsa çalışsın bireyin, insan ve hayvan arasındaki en önemli fark olan; düşünme ve uygulama olgusunu olması gerektiği şekilde hayatın her alanında gerçekleştirebilme becerisidir.

Saygılar.

Kezban Turan
02-02-2010, 22:22
BİLGİ ÜZERİNE...


" Ya dışındasındır çemberin
Ya da içinde yer alacaksın.
Kendin içindeyken
Kafan dışındaysa
Çaresi yok kardeşim;
Her akşam böyle içip, kederlenip
Mutsuz olacaksın.
................... "

Başlangıç, bir şarkı sözü ile...

Yeni Türkü Grubu'nun seslendirdiği bir şarkının sözleri bunlar. Şarkının enstrümantal yanı bir yana sözleri etkileyici. Bu çemberin içine düşünebileceğimiz ve istediğimiz her kavramı sığdırmamız mümkün, çünkü bakış çerçevemiz sınırsız.

Bu yazıda işleyeceğimiz konu ise bilgi, şarkı sözünün dediği gibi, kendimiz içindeyken kafamızın dışında kalamayacağı, ya kendi isteğimizle tamamen dışında ya da bütünüyle içinde olmamız gereken, bilgi.

NEDİR ?

İşittiğini anlayan, gördüğünü hissedip özümseyebilen, soru soran, kendi benliğini sınava tabi tutabilen ve düşünen, düşündüğüne göre hareket eden, karar verebilen, bu yönüyle diğer yaratılmışlardan ayrılan, içinde bulunduğu dünyaya, olgu ve olaylara kayıtsız kalamayan tek varlık insandır.

İnsan, duyumsayabildiği her kavramı zihin süzgecinden geçirebilir, bu konuda yetkindir. Her insanın zihinsel sezgileri, algılama ve yorumlama biçimi farklıdır. O yüzden her bireyin dünyaya, olaylara ve olgulara bakış açısı farklıdır. Bu bağlamda, bakış açısını, kendi içinde mantıklı olarak açıklayarak ve en doğruya indirgemeye tayin edilmiş olan görevlinin tam kendisidir " bilgi ".

AMACI NEDİR ?

Bilgi kavramı üzerine çok fazla yazı okumak, araştırmak mümkün. Genel anlamda bakacak olursak eğer bilginin amacı; duyumsayan, sorgulayan insan için, yaşamsal ihtiyaçlar ve sürdürülebilir akılla kendisini yönetmesi ve içinde yaşadığı toplumla birlikte, bütünü bozmadan ama birey olarak dünyada olabilmesi adına rehberlik eder. Akla uygun yol göstericilik yapar.

Sosyal anlamda; bireylerden oluşan toplumların var olmasında ve ilerlemesinde, doğruluk ekseninde, tarihsel deneyimlerle birlikte, bilimsel gereçleri ve gerçekleri de gözönünde bulundurmak şartıyla, geleceğe yönelik her türlü gelişmeye kayıtsız şartsız ışık tutmaktır. Hedefleri doğrultusunda, en faydalı, çabuk ve doğru olanı yakalamakla mükelleftir.

BİLGİ ve YAŞAM

Tarih bilimi, bilgiyi ilerletmeyi ve öğretmeyi, kanıtlarıyla insanoğluna sunmayı ve gelecek sonraki hayatlara kaynak olmayı hedeflemiştir. Bu noktada Milat'tan önce 300'lü yıllara ait bir bilgiye hızla başvuralım:

Tıbbın babası olarak adlandırılan Hipokrat (Hippocrates), eski İyonya'da, tıbba felsefi yaklaşımıyla bilinen ve o dönemde Akciğer Kanseri, Akciğer Hastalığı, Siyanotik Kalp Hastalığı gibi bilinen pek çok hastalığı tanımlayan fikir ve felsefe adamıdır. Eski İyonya'da hekimlik, babadan oğula geçmekteydi ve hekimliğe adım atan her adayın Hipokrat Yemini etmesi gerekliydi. Yemin, Milattan Önce 300'lü yıllarda Eski İyonya'da Tıp Tanrısı olarak kabul edilen Asklepios'e edilirdi.

Eski İyonya'da yapılan Hipokrat Yemini ile günümüzde doktorluk mesleğine başlayan genç doktorların yaptıkları Hipokrat Yemini birbirinden farklıdır, değiştirilen birçok bölümü vardır.

Kaynak: Vikipedia. http://tr.wikipedia.org/wiki/Hipokrat

Çünkü bilgi ve bilimsellik durağan kavramlar olmadığı gibi insan da gelişme göstermiştir. Tarihsel süreçte yaşamsal ihtiyaçların değişmesi, toplumsal bakış açısının bilime dayalı ilerleyişi günümüzde bu mesleki yeminin daha çok etik kavramını ön plana çıkardığını göstermektedir.

İçinde yaşamak olan her cümlede bir insan vardır. İnsan var olduğu sürece de bilgi. Yaşam, insan ve toplumu farklı raflara koymak imkansızdır çünkü insan gelişmek ve değişmek zorundadır, bu değişime hız vermek ve ayak uydurmak için bilgiyi ve bilginin önemini kavramak durumundadır. Çünkü varlığını sürdürmek adına, yaşamı yönlendirmek için bilgiye ihtiyaç duymaktadır...

Yaşam bir bütünse, bilgi bu bütünün en büyük parçasıdır.


GÜNÜMÜZDE BİLGİYE ULAŞMA ve DOĞRU AKTARIM

Soru sorup cevap aramak, cevaplar üzerinde mantık yürütmek ve en doğru olanı bulmaya çalışmak çabasındayken küçük ya da büyük, hayatın hangi evresinde karşımıza çıkacağını bilemediğimiz her türlü doğru bilgi, ulaşılabildiğinde daha etkindir.

Tarih sayfalarında yerini çoktan almış olan ve yaşadıkları dönemlerde aydınlık oluşturan çeşitli alanların bilimadamları, düşünürler bilgiye ulaşmak ve kesin sonuçlar elde edebilmek için, dönemlerinin koşulları gözönüne alındığında hem daha fazla araştırma yapmak hem de daha çok deneyle birlikte tezlerini beslemek durumundalardı.

Bu konuda ulaştığım küçük bir bilgi; ( http://tr.wikipedia.org/wiki/Thomas_Alva_Edison (http://tr.wikipedia.org/wiki/Thomas_Alva_Edison))

1800'lü yılların ortalarında yaşamış olan Thomas Alva Edison, çalışma notları ve deneylerinin ortasında yemek yeme ve diğer bireysel ihtiyaçlarını karşılamak için kendisine zaman ayıramayan bir bilimadamıydı. Öyleki, bu bilim insanının bu araştırma yoğunluğu içinde çoğunlukla üzerindeki kıyafetleriyle uyuyakaldığını bilgi kaynağından okuyunca, zaman gerçeği ve bilgiye ulaşabilme olanaklarının birbiriyle bağlantısını anlamam kolaylaştı.

Kitapların yerini hangi materyal tutabilir bilmiyorum. Bununla birlikte artık günümüzde kitapların ve kütüphanelerin yerine teknoloji ve internet alternatifi yerleşmiş durumda. İşte günümüz bilgi aktarımının en önemli gerçekleri teknoloji ve dünya genelindeki iletişim ağının gelişmiş olması nedeniyle, bilgiye kolay yoldan ulaşma yöntemlerinde seçeneklerin olmasıdır. Haberleşme ağı vasıtasıyla dünyanın bir ucunda olup bitenlerden haberdar olmak artık çok daha kolay ve hızlıdır.

İnternet olgusu da zaten, insanların bilgi odaklı aktarım, iletim, paylaşım eyleminin en kestirme yoldan, daha hızlı, aktif ve anlık olması amacıyla ortaya çıkmış bir teknolojidir. Bu teknolojinin içinde çok fazla kaynak ve kitap bulunmaktadır. Bu kaynakların güvenilir olması, kaynağı oluşturan bireylerin ve kurumların bilgi kavramını önemsemiş olmasına, bilgi denen olgunun ciddiye alınmasına ve aktaracakları diğer insanlara ' doğru olarak ' iletilme sorumluluğuna bağlıdır.

İnternet erişimi sorumluluk noktasında özgür bir ortam olmasına karşılık, kolay erişim amaç edinilmişken yanlış bilgiyi kullanıcıya sunmak bilimsellik adına büyük bir açmaz doğurur. Bu sorumsuzluk anlayışıyla öyle ki; tarihte yaşamış, büyük buluşlara imzasını atmış bilim ve düşünce insanlarına günümüz teknolojisiyle haksızlık etme noktasına bile gelinebilir. Kesinliği denenmemiş ya da kanıtlanmamış bilgiyle yanlış yönlendirildiğinizi anladığınız anda, güvenli başka kaynakların arayışına girebileceğiniz ölçüde de geniş ve kapsamlı bir ortamdır internet dünyası.

Kurulmuş teknolojik bilgi ağının içinde, sayısı belirsiz kaynakların ortasında elbette ulaştığımız kaynakların doğruluğunu tespit ve kontrol aşamasında kendimize de görev düşmektedir. Yani bir anlamda otokontrol sağlamak zorundayız. Kulaktan kulağa geçmiş söylemleri dikkate almak yerine, daha fazla araştırma yapıp en doğru olana doğru yol almak da bize düşen görevdir.
Doğruyu en doğru yoldan öğrenelim ki, ulaştırdığımız bilgi hakettiği yeri bulsun.

Bugünün toplumu, günün insanı eğitimli olmaya, her anlamda bilgi ile donatılmaya hazır olmalıdır. Çok hızlı bir ilerleyiş tablosunun tam içindeyiz ve gelişimi yakalamanın tek yolu bilimsel çalışmalara ve bilgiye yeterli özeni, isteği göstermekten geçiyor. Sosyolojik ve dünya ile ilgili bilimsel her türlü veriye teknoloji vasıtasıyla, el yordamıyla değil de anlık ulaşabildiğimiz bu avantajları, geleceği bilime ve bilmeye adapte edilmiş toplumlar olarak yaşamak adına en iyi şekilde değerlendirmeliyiz.

Bilgi tarih sayfalarında önemliydi, çoğu kez yolların nasıl da çabuk katedildiğinin farkına bile varamadığımız bu çağda da bilgi hala önemli ve değerlidir. Bilginin anlamını ve değerini bileceğimiz, cehaletin kimliğini yeryüzünden sileceğimiz güzel günlerin olması dileğiyle;

"Ey karamsar; bilmelisin ki, bu devranın değişmeyen tek bir kanunu vardır; o da değişmektir."

"En faydalı bilgi uygulanabilendir."