PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Bir ’Renga’ Yazalım


yılmaz arslan
04-07-2006, 14:52
* arkadaşlar, isteyenler rengaya katılsın.Herkes bir dizeyle katkıda bulunsun.Sevgili Emre, bu rengayı isterse belli bir süre sonra yayınlar ve yazanlar da ne eklediyse, oraların kendine ait olduğunu belirtebilir...





RENGA





UZUN SUSKUNLUKLARDAN GELİYORUM


YANMIŞ BAŞAK TARLALARI, KEDERLİ YALNIZLIKLAR


BASTIRILMIŞ ŞARKILARDAN VE ESKİ BİR GÜNLÜKTEN


SÖZÜM KIYISIZ, İŞTE IRMAĞA DÖNÜŞMÜŞ AKŞAM


iŞTE YAĞMURUN ÖĞÜTTÜĞÜ ÇAKILLAR


YÖNÜM KAYIP, AKŞAMA DÖNDÜ YÜZÜM

Ali Tekmil
04-07-2006, 15:13
"uzun suskunluklardan geliyorum"


tohuma durmuş kör eşik


perde teklemeleri pencere içre sensizlik


sözün köz haline tutulup şemsiye dağıtmışız


yanık yerler dervişiyiz tabanlarımız delik


sor majör susma senfonisi eşliğinde


menzilim kuyu atlası


karaya döndü yüzüm


Ali Tekmil


Edited by: rimbaud

yılmaz arslan
04-07-2006, 15:18
Bir özrü açıklayıp aradan çekiliyorum; bir dize diye sınır yok. Rengaya devam...

Ali Tekmil
04-07-2006, 21:20
"uzun suskunluklardan geliyorum"


tufan boyalarının terfiye diye taşındığı


kaos kervanlarından


bütün ayak izlerimizi sildi bir rüzgar hoyratı


şuncacık sabiler olarak yedeğimizde gelen


dilimize bile söz dinletemedik


bir sek sek oyununa yazılıp


ters okuttular hayatı bize


şimdi bir duvarın taşları gibi


eskidikçe benziyoruz birbirimize


Ali TekmilEdited by: rimbaud

venessa
04-07-2006, 21:33
uzun suskunluklardan geliyorum


tufan boyalarının terfiye diye taşındığı


kaos kervanlarından


bütün ayak izlerimizi sildi bir rüzgar hoyratı


şuncacık sabiler olarak yedeğimizde gelen


dilimize bile söz dinletemedik


bir sek sek oyununa yazılıp


ters okuttular hayatı bize


şimdi bir duvarın taşları gibi


eskidikçe benziyoruz birbirimize


ki şair görmez işaret eder

evin okçuoğlu
08-07-2006, 14:05
Renga
<DIV =entrytext>



Renga, ‘zincir-şiir’ ; iki veya daha fazla şairin katılımıyla, genelde ilk bent 5-7-5 ‘hokku’ ve ikinci bent 7-7 ‘wakiku’nun birbirini takip ederek gelişir ve tekrar başa dönen bente daisan denir. Bir diğer adı renku’dur (zincirlenmiş dizeler)

Ali Tekmil
08-07-2006, 15:36
Bence , biz ; biçimsel özelliklerine fazla da bağlı kalmadan kendi dilimize çevirebiliriz. Diye düşünüyorum. Belli bir izlek etrafında her yazan kendi patikasını yürüyebilir. Ama ana yolda elbet buluşulur. Her yol rengaya çıkar. Ali Tekmil

yılmaz arslan
11-07-2006, 10:55
İşin formel yönünü önemsemediğimiz doğru...Öncelik sözde, sözel açılımda, iç dökmelerde...

vahdettinyılmaz
14-07-2006, 14:29
ay sustu yüreğin gezgin şimdi Edited by: vahdettinyılmaz

vahdettinyılmaz
14-07-2006, 14:33
adreslerinde geceye unutulmuş masallar Edited by: vahdettinyılmaz

Ali Tekmil
15-07-2006, 14:02
geceye Beyrut asıldı ışığın ve suyun ince dallarına Gazze


avuçlarımda ne varsa koparıp koparıp açlığı besliyor yarasalar

Hale Oyal
15-07-2006, 22:50
çocuk gözlerinde açtı sinsice duman çiçekleri


vurdu aynasına suların ölüm

Perihan Baykal
16-07-2006, 10:39
UZUN SUSKUNLUKLARDAN GELİYORUM


YANMIŞ BAŞAK TARLALARI, KEDERLİ YALNIZLIKLAR


BASTIRILMIŞ ŞARKILARDAN VE ESKİ BİR GÜNLÜKTEN


SÖZÜM KIYISIZ, İŞTE IRMAĞA DÖNÜŞMÜŞ AKŞAM


iŞTE YAĞMURUN ÖĞÜTTÜĞÜ ÇAKILLAR


YÖNÜM KAYIP, AKŞAMA DÖNDÜ YÜZÜM


(AVANOS)


"uzun suskunluklardan geliyorum"


tohuma durmuş kör eşik


perde teklemeleri pencere içre sensizlik


sözün köz haline tutulup şemsiye dağıtmışız


yanık yerler dervişiyiz tabanlarımız delik


sor majör susma senfonisi eşliğinde


menzilim kuyu atlası


karaya döndü yüzüm


"uzun suskunluklardan geliyorum"


tufan boyalarının terfiye diye taşındığı


kaos kervanlarından


bütün ayak izlerimizi sildi bir rüzgar hoyratı


şuncacık sabiler olarak yedeğimizde gelen


dilimize bile söz dinletemedik


bir sek sek oyununa yazılıp


ters okuttular hayatı bize


şimdi bir duvarın taşları gibi


eskidikçe benziyoruz birbirimize


(RİMBAUD)


uzun suskunluklardan geliyorum


tufan boyalarının terfiye diye taşındığı


kaos kervanlarından


bütün ayak izlerimizi sildi bir rüzgar hoyratı


şuncacık sabiler olarak yedeğimizde gelen


dilimize bile söz dinletemedik


bir sek sek oyununa yazılıp


ters okuttular hayatı bize


şimdi bir duvarın taşları gibi


eskidikçe benziyoruz birbirimize


ki şair görmez işaret eder


(AVANOS)


ay sustu yüreğin gezgin şimdi


adreslerinde geceye unutulmuş masallar


(PAŞABAĞI)
<TABLE cellSpacing=1 cellPadding=3 width="100%">
<T>
<TR>
<TD =text vAlign=top background="" bgColor=#efefef>


geceye Beyrut asıldı ışığın ve suyun ince dallarına Gazze


avuçlarımda ne varsa koparıp koparıp açlığı besliyor yarasalar</TD></TR>
<TR>
<TD background="" bgColor=#efefef>


(RİMBAUD)


çocuk gözlerinde açtı sinsice duman çiçekleri


vurdu aynasına suların ölüm


(ERGUVAN)


çağın intifadası bu, bu cehennemi yalnızlık


göğün kanadına kurşun, gülün yanağına çizik


(PERİHAN BAYKAL)


(Böyle bir şey olmuş en son... Çok dağılmıştı, biraz uğraştırsa da toparlıyayım dedim:))















</TD>
<TD =text background="" bgColor=#efefef>[/url][url="http://www.siirakademisi.com/forum/pm_buddy_list.asp?name=rimbaud"] (http://www.siirakademisi.com/forum/pm_new_message_form.asp?name=rimbaud) </TD></TR></T></TABLE>

Ali Tekmil
16-07-2006, 11:12
göğün yanağı kurşun bozuğu


mayın tarlası toprağın göğsü


arada insan oturuyor


serseri bir korku tohumu


bakışı da yere doğru


ölümün öte yüzü





uzun suskunluklardan geliyorum


çocukların şarapnel çiğneyen ağızlarından


Deniz Feneri de vuruldu karanlığım koyu


hatta ay'da ve sularda


bu nasıl oyun diyorum


saklambaç desem


her defasında kurşun buluyor gövdeyi


sek sek desem bütün kareler kan


bir milim bile yürünmüyor


bir baş dönmesi


bir titreme


ölümün ağır gerçeği


birdir bir desem


yüzlerce kez üstümüzden


acı bir cayırtıyla


bomba ve ateş taşıyıcılar


cehennem taşıyıcılar


her günde yüzlerce kez





bu nasıl oyun diyorum


çorbasına suskunluğu doğrayan dünya


ağır bir yorgan çekmiş ki üstüne


mozole taşları kadar sağlam


Midas'ın kulakları kadar sağır


Ali Tekmil


( Ayrıca derleyip toparlayan Perihan Hanım'a teşekkürler.Tamamen bittiğinde,söz, derleyip toparlama sırası bende...)Edited by: rimbaud

Perihan Baykal
16-07-2006, 14:04
Sevgili Ali, bu senin yazdığın başlıı başına bir şiir olmuş azizim.smileys/smiley1.gif

Perihan Baykal
16-07-2006, 14:12
UZUN SUSKUNLUKLARDAN GELİYORUM


YANMIŞ BAŞAK TARLALARI, KEDERLİ YALNIZLIKLAR


BASTIRILMIŞ ŞARKILARDAN VE ESKİ BİR GÜNLÜKTEN


SÖZÜM KIYISIZ, İŞTE IRMAĞA DÖNÜŞMÜŞ AKŞAM


iŞTE YAĞMURUN ÖĞÜTTÜĞÜ ÇAKILLAR


YÖNÜM KAYIP, AKŞAMA DÖNDÜ YÜZÜM


(YILMAZ ARSLAN)


"uzun suskunluklardan geliyorum"


tohuma durmuş kör eşik


perde teklemeleri pencere içre sensizlik


sözün köz haline tutulup şemsiye dağıtmışız


yanık yerler dervişiyiz tabanlarımız delik


sor majör susma senfonisi eşliğinde


menzilim kuyu atlası


karaya döndü yüzüm


"uzun suskunluklardan geliyorum"


tufan boyalarının terfiye diye taşındığı


kaos kervanlarından


bütün ayak izlerimizi sildi bir rüzgar hoyratı


şuncacık sabiler olarak yedeğimizde gelen


dilimize bile söz dinletemedik


bir sek sek oyununa yazılıp


ters okuttular hayatı bize


şimdi bir duvarın taşları gibi


eskidikçe benziyoruz birbirimize


(RİMBAUD)


ki şair görmez işaret eder


(AVANOS)


ay sustu yüreğin gezgin şimdi


adreslerinde geceye unutulmuş masallar


(PAŞABAĞI)
<TABLE cellSpacing=1 cellPadding=3 width="100%"><T>
<T>
<TR>
<TD vAlign=top background="" bgColor=#efefef ="text">


geceye Beyrut asıldı ışığın ve suyun ince dallarına Gazze


avuçlarımda ne varsa koparıp koparıp açlığı besliyor yarasalar</TD></TR>
<TR>
<TD background="" bgColor=#efefef>


(RİMBAUD)


çocuk gözlerinde açtı sinsice duman çiçekleri


vurdu aynasına suların ölüm


(ERGUVAN)


çağın intifadası bu, bu cehennemi yalnızlık


göğün kanadına kurşun, gülün yanağına çizik


(PERİHAN BAYKAL)


göğün yanağı kurşun bozuğu


mayın tarlası toprağın göğsü


arada insan oturuyor


serseri bir korku tohumu


bakışı da yere doğru


ölümün öte yüzü





uzun suskunluklardan geliyorum


çocukların şarapnel çiğneyen ağızlarından


Deniz Feneri de vuruldu karanlığım koyu


hatta ay'da ve sularda


bu nasıl oyun diyorum


saklambaç desem


her defasında kurşun buluyor gövdeyi


sek sek desem bütün kareler kan


bir milim bile yürünmüyor


bir baş dönmesi


bir titreme


ölümün ağır gerçeği


birdir bir desem


yüzlerce kez üstümüzden


acı bir cayırtıyla


bomba ve ateş taşıyıcılar


cehennem taşıyıcılar


her günde yüzlerce kez





bu nasıl oyun diyorum


çorbasına suskunluğu doğrayan dünya


ağır bir yorgan çekmiş ki üstüne


mozole taşları kadar sağlam


Midas'ın kulakları kadar sağır


(RİMBAUD)


İlk dizeler sayın Yılmaz Arslan'a aitmiş, ben Avanos olarak yazmışım, o hatayı da düzeltmiş oldum.





</TD></TR></T></TABLE>

Ali Tekmil
16-07-2006, 14:32
Doğru söylersin sevgili Perihan, böylesi durumlarda ben kendimi tutamıyorum, ne yaptığımı bilmiyorum! Umarım sonunda bir orta yol bulup anlaşırız. Ne diyeyim, oldu bir kere.Deyeceksin -niye? İşte eyle. Sevgiler. Ali Tekmil

N.Dilek
17-07-2006, 16:52
duymuyor çekilen hiç bir acıyı

yılmaz arslan
19-07-2006, 13:46
uysal su yatağını bulmuşsa


hırçınlaşıp da akar bir kere daha


kayaların yosun tutan yüzü


türküler mi söylemiş o kederli nehire


sustu ve kalbimi indirdim yere


yönsüzüm, sözüm sanadır


ey akşamla alnı kınalanmış namlı dilber


gel ve soy derimin anlatığı yalnızlığı


söyler sana küçük sular


birdenbire nasıl bir fırtına yeşerttiğimi

zalifre
19-07-2006, 19:44
Zeus emperyal bir ikon


Bana Filistin bahçelerinden güller getir

seskici
20-07-2006, 08:10
Küçükkuyu deyip geçme


Yatağı kuruyan yaz ırmaklarını


onarıyor şiirsuyuyla


Orda çıkrığın başında Ahmet Uysal


Ve omuzlarında İda'nın kuşları


bir bir havalanıyor düşlerime

ahmet uysal
20-07-2006, 11:06
rimer (*)


sana uyaklı şiirler göndereyim


küçükkuyu'dan kederli mi kederli,


uyaklar düşüreyim uyağına





kekik otlarına iki tel kuş teleği


katayım, bir de böğürtlen dalı


uzatayım, sende kalsın izleri.


zeusoğlu ahmet uysal

Ali Tekmil
20-07-2006, 20:20
"uzun suskunluklardan geliyorum"


Filistinli çocukların anne baba öpüşlerinden





bir füze cehenneminde dağıldı yüzüm


seksensekiz katlı yıkıntı altındayım


bir sesin: "-birisi var mı orada?"


demesine muhtacım


ölümün geniş kulvarında


adım Fatima daha kırkım çıkmadı


vuruldum çağınızın onikisinden


onayladı senatolar


diplomatik trafik


politik manevralar onayladı


sanrılar içinde can dışındayımEdited by: rimbaud

yılmaz arslan
26-07-2006, 15:36
dağları onaran feveran yüreğinle


al beni yanına, uzat aşkın ömrünü öksüz bir şiirle


acıyı damıt, hüznü süz yalnızlıklardan


beni umudun ve onurun kapısından geçir


şiir bir çocuğun en anlamlı düşü olsun


ayrılıkların da bir anlamı olmalı elbette


sıla ve gurbet iki derin ırmak, iki yüksek dağ


işleniyor oya gibi, sahipsiz yüreklere

ahmet uysal
26-07-2006, 18:02
ezgilere sürüklüyor dilimi kanatarak


yeni bir dile doğru bu bir tayfun: kabulüm


sürünsem, itirafım ve yakan arzum: 'son şiirler'


bulacak mı eskil izini kayıp kimliğimin.


yaşadım mı öncesini ya da sonrasını


görünen, görüldüğü sanılan kendimin.

ahmet uysal
26-07-2006, 22:47
görüldün: zeus sunağında


"yakarı" şiirinle görüldün,


orada aldattı helena seni,


troya uzak bir iklimdi, uzak


köprüsü yoktu hüznün


troya'dan acı bitti:


son güzel helena oyunu"

ahmet uysal
26-07-2006, 23:56
yeni aşklar gibi süerecek


2.zeus şiir günleri, helena


aldata aldata gelecektir,


yine, yeni bir sevgiliyle,


yasası budur zeus'un,


özgürlük: aşk ve şiir demektir.

seskici
27-07-2006, 08:14
Toraya'daki hüzün


dinlenir İda'nın yeşil kucağında


zeytine yatırır ömrünü


sızar binlerce yıllık aşklara


Sappho'yu çağırın bir dahaki sefere


şenlensin Zeus Şiir Günleri


şiirin sonsuz ikliminde

yılmaz arslan
31-07-2006, 12:53
karangu aşklar, hisli gülşenler arasından


dirilt şiirin bayrağını ve dik gönderine atlasın


sesinizin kuşları şakısın o yaban şarkılarda


şehri kalbinize göre biçsin eşkıya terziler


söz, bi atımlık barut olmasın


tutuşturun sularını homer denizleri' nin


yaban laleleri, dağ kokinaları arasından


çıkıp gelenim ben de aranıza


bir yanılsama güzelliğiyle


sesinize ses olayım;tutuşturun şiirleri!


yılmaz arslan

yılmaz arslan
03-08-2006, 14:33
kalebent gülüşler, sarkaç salınımlı akşamlar da gelip geçiyor gözlerinden şiirin; mevsimin ilk kuşları


son kuşlarını selamlıyor esrik geceden


üstü örtülü şarkılar değil


gemici fenerlerinin ışığı kadar bi yürek


yeter aşkın sesini tutuşturmaya


ay, akşamı ve aşkı aşarken dağlardan

yılmaz arslan
18-08-2006, 14:00
zamanlar geçer şiirhanemden,


aydınlığa salınmış bi' kuş


sol yanımda şakıyor işte


sen geçme ey gül bu amansız demden!

yılmaz arslan
28-08-2006, 13:07
zaman ki yalnız kendinin sarhoşu


bir kırık dalga sesinde çlçüyor hızını


ayrıkotları, camgülleri, karanfilyalar


arasında ölümle düelloda aşk


susma, konuş aşkın adıyla rüzgara karşı


yangınları söndür, sulardan başla evlerle


aramızdaki mesafeleri ölçmeye


adı gül olan bi' aşk yaz gövdeme


kanımı kanat, aklımı yık, şiirlerden


kurulmuş bu şehri göm tarihe


aklın ihtiyacı yaraları öldürmek


aşkın sarnıcında kuş şakıması


yaşam, kendi sığınaklarına gerilemiş


gerdim kalbimin oklarını


fırlatıyorum göğe kalbimi!

vahdettinyılmaz
31-08-2006, 17:21
suskunluğunu dağlara veriyorum


kin orda vuruşur onlar kin tutmaz


bir kuşun ağzına sığmasa da gökyüzü


gökyüzüne sığabilir şiirin tadı


bugün yüreğim bulutlu


gökyüzüne fırlatılmış bir yürektenEdited by: vahdettinyılmaz

yılmaz arslan
01-09-2006, 09:24
hani ya yazlar vurur gençliği,


kuş şakıması, küçük kapıdaki şirin çıngırağın ötüşü


tarihten bi' iz aşkın sesini dokuyan


hani ya yazlar vurur gençliği


öylece kalır gençliğin dağı


yaramaz bi' oyunda ebelenmemiş


yıllardır saklandığı yerde mahpus bu hayat


bul ve sobele onu en yangın yerinden

vahdettinyılmaz
01-09-2006, 12:58
ay ışığında iniltilerini arayan bir mezar


izi durur paçasında eylülün


yalnızlığı göçe katan turna feryatları


üşür kentlerin ayaz kalelerinde


biz de yürürüz birgün


baharın ödünç düşkünlüğüneEdited by: vahdettinyılmaz

poseidon
10-09-2006, 21:16
uzun suskunluklardan geliyorum


yüreğimin ortasında dilsiz bir çığlık


hangi nehre karışsam yeraltına çekiliyor su


ulaştığım tüm şehirlerde kömürleşmiş hüznün kokusu

yılmaz arslan
29-03-2007, 12:15
aşk


kendi sesini bulduğunda


konuşacaktır doğanın ağzıyla


kaçıncı hüzünden arta kalan bu bıçak


vurur önce elindekinin yaralarından


kam


bir sessizlik izidir zamandan


kilitler yüzünü anılara


ölüm


asude mi beyhude mi boşlukta


kam


tartı nece ağırdır hüzünbazlar elinde


öykündüm sulara


ve dağların uzağına


kalbimi yıkan bu tamtam


işte


ölüm ne asude ne beyhude


bir güldür ölüm


kokusu yitince


yiğitlere tac olan!

aliye özlü
30-03-2007, 14:55
YERYÜZÜ KABUĞUNDAN
GÜNEŞ UFKUNDAN
AŞAĞIYA İNDİM
ATEŞ KAPISINDAN
SİYAH YARIM DAİREYE GİRDİM
ÇEKİNDİM ÜRKTÜM İRKİLDİM
SIR SAKLAYAN GİZİMİ GİZLEDİM
YENİ AY DOĞMUŞ ŞEHRİ İSTİLA ETTİM
ER MEYDANINDAN
ÜÇ YOLUN BİRLEŞTİĞİ
GERÇEK MEYDANA GELDİM

yılmaz arslan
11-04-2007, 14:40
hasret burcundan şiire gel


zevk ol, ecel ölsün, sevdim zamanı de


dedim ve sevdim sevmeleri


uzayıp anılara anıt gibi


bir sessizliğe girizgahtı kapın yarısı açık


örtülmüş diğer yarısı


araladım seni


ve zamanı

yılmaz arslan
19-06-2007, 10:33
üzgün kırlar kucağını açmışsa


özlemini dökecek ırmaklar aradığından


yelkovan kuşları geçer güneş dolu yüzlerle


dağlar el sallar yazdan geçen şiirin ardından


sakla yüzünü güngörmüş kitaplara ve bir nar ağacına


umudunu çıkar acını ceviz kaplama sandığından!

yılmaz arslan
28-06-2007, 14:47
mavi nedir, bilir misin şaire


emirgan' dan beyoğlu' na uçan kuş...


sözün yittiğı ıra, yanardağ şaklaması


bağcılar' dan ses verse, ağlar küheylan


yiten kamelyalardan, limonilerden bir şarkı olsa


hepimize yeter sevda, elde kalan kül


hepimizi avuturmuş!Edited by: arslan yılmaz

vahdettinyılmaz
28-06-2007, 21:52
zaferlere ağzı bulanmış nehir imdat çığlıklarına yürür


gözlerine akan yara vurulup düşmemiş suskunluklara


taylar yeniliyor ömrün terkisinden düşen unutkanlığa


soluklanmangüneşe şafakları hatırlatan feryat olsun

yılmaz arslan
27-08-2008, 12:03
YAZ SONU İÇİN :Türk Rengası


Bir telaş var siklamenlerde
bahçe tarümar, yazdan kaçmış çocuk
deniz titriyor rüzgarın ağzında
***
yıkılmış dağın boynu, kuşlar nereye uçmuş
görülmemiş bir sıkıntı var eylül karşılanmamalı
böyle huzursuz,
***
zuhur edecek mi aşk
mağaralarından kalbin...ben geldim
siklamenleri telaş içinde buldum
***
alsın koynuna sevgilim yüzümü
saçlarımı koklasın bir arı çiçeği okşar gibi
sabaha çıkar mı aydınlık, ay gecede ilah
***
susmuş çalgısı aşkın, su uyuyor sarnıcında evrenin
yollar aşınmış yürümekten
gül tozuyor yazın ortasında
***
ayaklanmada işte kalbim
ay tam tepemde tepiniyor
yekindi aşk, ayaklan kalbim
***
gecenin tam ortasında
ıssızlığa söz ekiyor tenim
kalbim aritmik bir yangın yeri!

YILMAZ ARSLAN
Edited by: arslan yılmaz