Orijinalini görmek için tıklayınız : İSKENDERİYE DÖRTLÜSÜ//LAWRENCE DURRELL
SirvanErciyes
28-01-2009, 00:30
http://www.canyayinlari.com/MakeThumbnail.aspx?file=upload/LABOURERS/Lawrence_Durrell.jpg&size=100
Lawrence Durrell, 1912 yılında Hindistan’da doğdu. Genç yaşta İngiltere’ye gelerek Dışişleri Bakanlığı’nda ve Kıbrıs’ta görev yaptı. Hindistan’da Hint ve Tibet kültürünü, dinlerini ve mistik atmosferlerini yakından tanıdı. Kıbrıs’taki görevi ise, ona başta Mısır olmak üzere Akdeniz ülkelerinin uzun geçmişi, inanışları, gizemle gerçeğin birbirine örüldüğü yaşam biçimleriyle tanışma fırsatını verdi. Bu bilgi ve birikimler, Eski Çağın belli başlı kültür merkezi İskenderiye ve Akdeniz’in öteki ucunda, Ortaçağ Avrupa’sını karanlığa boğan kilise egemenliğinin başkenti Avignon ortamında yüzyılımızın en çarpıcı romanlarını hayata geçirdi: İskenderiye Dörtlüsü ve Avignon Beşlisi.
Not:Can yayınlarının sitesinden alınmıştır.
SirvanErciyes
28-01-2009, 00:34
İskenderiye Dörtlüsü Justine, Balthazar, Mountolive ve Clea adlı dört kitaptan oluşuyor.Yazar bunların birbirinin devamı olmadığını,olsa olsa, ana baba bir kardeş olduklarını söylüyor. Dört kitap aynı olaya faklı bakış açılarını sergilemesi bakımından ilginçtir.Gerçeklik algısının tepetaklak edildiğinin resmidir belki de.
SirvanErciyes
28-01-2009, 00:35
Justine'den alıntılar...
“ Günler, düşlerin arasını dolduran boşluklardan başka bir şey değildi, zamanın,edimlerin, bitmez tükenmez konuşmaların arasını dolduran.”(19)
“Bir kadınla üç şey yapabilirsin: Ya onu seversin, ya onun için acı çekersin, ya da onu yazarsın.” ( 23)
“Bütün düşünceler eşit değerdedir, düşüncelerin varlığı olgusu da gösteriyor ki onları üreten biri var. Nesnel olarak doğru olmuşlar yanlış olmuşlar önemli mi? Asla uzun süre aynı kalmazlar.”(43)
“Bizim gibi her şeyi derinlemesine duyan, insan düşüncesinin içinden çıkılmaz düğümünün tam anlamıyla bilincinde olan insanlar için verilecek tek bir yanıt- alaylı bir sevecenlik ve suskunluk- olduğunu daha sonra kendisi de anlardı.”(44)
“Gövdenin gündüzü ruhun gecesidir. Gövdelerin işi bitince insanda ruhların işi başlar. Gövde uyanınca ruh uyur, ruh uyanınca gövde ayaklanır.”(44)
“Sonbaharda dişi koylar insanı rahatsız eden fosfor rengini alır, sinir bozucu tozlu günlerden sonra tıpkı kozasından çıkmaya çalışan bir kelebeğin kanat çırpışları gibi güzün ilk kımıldanışlarını duyarsınız”.( 48)
“Bulmaktan korktukları şeyi armaya yazgılı kadınlarına hazdan değil, acıdan şehvet duymayı buyuran bir kentti bu!”(50)
“Düşlüyorum öyleyse aidim ve özgürüm”
Kavafis
“Büyük dinlerin hiç biri sonu gelmez yasaklar koymaktan başka bir şey yapmamıştır. Ama yasaklar arzuyu kurtaracağı yerde daha da yeşertmiştir. Biz Kabalacılar bu konuda şöyle deriz: “Arzuya boyun eğ ki ondan arınasın” insanın bütünlüğünü evrenin bütünlüğü ile denkleştirmek için her şeyden yararlanırız, hatta hazdan, ruhun hazda kabarcıklaşışından bile.”(105)
“Gerçekten sevdiklerimizi kesmek için birbirimizi balta gibi kullanıyoruz”.(118)
“Bugün bütün sanatçılardan kendilerine modaya uygun bir mutsuzluk bulmaları bekleniyor.”(120)
“Adı kendisinin önüne dikilmiş bir mezar taşı gibidir. Şimdi insanın aklına şu ürkütücü düşünce geliyor: Ya taşın ardında görülecek biri kalmadıysa?”(121)
“Kurumuş olduğu için yeteneğinde çekingenliğin tohumunu taşıyor. Çekingenliğin yasaları bellidir; ne yazık ki seni en az anlayana kendini vermekten başka bir şey yapamazsın. Çünkü birini anlamak demek, onun güçsüzlüğüne acımayı kabul etmek demektir.”(121)
Aşk inanılmaz derecede kesintisizdir, hepimize ancak ondan belli bir pay düşer Sayısız biçimlerde, sayısız kişilere ilişkin olarak ortaya çıkabilir. Ama nicelik bakımından sınırlıdır,tükenebilir,doğru nesnesine ulaşmadan raflarda eskiyip solabilir.Çünkü onun varmak istediği nokta ruhun derinliklerindedir,orda aşk kendisinin ben-severlik olduğunu anlar,orası ruh sağlığımızın dayandığı temellerin bulunduğu yerdir.”(136)
“Aramızda öyle bir dostluk vardı ki, en özel düşünce ve görüşlerimiz paylaşabiliyorduk; daha yakın bir bağla bağlanmış olsaydık, bunları yapamazdık çünkü, ne tuhaftır ki daha yakın bağlar insanları birbirlerine yaklaştıracağı yerde uzaklaştırır, ama insan yanılgısı böyle bir şeye inanmamıza izin vermez.”(137)
“Vicdanları rahat olmayanlarla davranışlarına mantıksal bir dayanak arayanların hepsinde kendini haklı göstermeye çalışmak hastalığı vardır,bu durum onların düşünce biçimlerinide tuhaflaştırır.(139)
“Bu dünyada kendi kendilerini yok etmeye yazgılı insanlar vardır,onlara hiçbir mantıklı kanıt para etmez.”(140)
“Gövdesini bir erkeğe sunarken benliğini-nerde olduğunu bilmediği için-veremeyen bir kadını sevmekten daha büyük bir felaket olamaz.”(143)
“Justine ve Justine’in kenti birbirlerine ne çok benziyorlar, ikisininde yoğun bir tadı var ama gerçek kişilikleri yok.”(146)
“Suç her zaman kendi bütünleyicisi olan cezaya doğru koşar, mutluluğunu yalnızca orada bulur.”(154)
SirvanErciyes
28-01-2009, 00:58
Balthazar'dan alıntılar...
“Kendi seçtiğimiz yalanlar üzerine kurulu hayatlar yaşıyoruz.”(15)
“Zamanla kendisini en çok yalanlayan şey doğrudur.”24
“Bencillik öyle bir kaledir ki, kendi kendinin bilinci bir asit gibi, o kalenin içindeki her şeyi eritir. Aslında gerçek haz, vericiliktedir.”(57)
“Aşkın nedenleri ile deliliğin nedenleri aynıdır. Yalnızca dereceleri değişiktir.”(60)
“Acıma üzerine kurulmuş olan sevgi dünyanın en tehlikeli sevgisidir”(64)
“Kendi kendileriyle en çok çelişen şeyler doğrulardır.”(105)
“Ozanlar düşünceleri, insanları gerçekten ciddiye almazlar. Bir paşa geniş haremine ne gözle bakarsa onlara o gözle bakar, ona her şey inanılmaz gelir.”(115)
“Kötü bir sanat yapıtından söz etmek istediğinde içten övgü ağzıyla, ‘Çok etkili,’ derdi. Bir keresinde sarhoşken, ‘Sanatta etkili denen şeyler insanların değerlerinin gelişmesine yardım etmeksizin heyecanlarının ırzına geçen şeylerdir,’demişti.”(117)
“Kişiliğin ışığı pervaneleri çeker. Vampirleri de. Sanatçılarda uyanık olmalı, kendilerini sakınmalılar.”(120)
“Cinsel ilişkinin gövdesel değil ruhsal bir ilişki olduğunu bilen çok az kişi var. İnsanların o biçimsiz çiftleşmeleri, bu gerçeğin biyolojik açımlamasından başka bir şey değil-ruhların birbirlerine açılmasının, dolanmasının ilkel yöntemi. Ama insanlar çoğu kez bedensel yönüne çakılır kalırlar, onun biz beceriksizce öğretmeye çabaladığı şiirsel uyumdan habersizdirler.”(127)
“Hayvanları koruyan, yaşamlarını sürdürmelerini sağlayan şey nedir?Organik maddeye özgü belli bir ayrıcalık.Bir şey yaşam bulur bulmaz o şeye de sahip olur, yaşamın doğasında olan bir şeydir bu.Bütün doğal olgular gibi iki kutupludur- her zaman bir eksi ,bir artı kutubu vardır.Eksi kutupta acı artı kutupta cinsellik durur… Evcil hayvanları saymazsak, dıştan bir uyarı olmaksızın cinsel istek duyan ilk hayvanlar maymunlarla insanlardır…Bunun sonucu olarak bütün doğa yasalarının en önemlisi olan devirliliği insan soyu yitirmiştir.Cinsel duyuyu uyandırması gereken,belli sürelerde yinelenen organik koşul işlevini yitirmiş,soysuzlaşmış,sayrılık belirtisi durumuna gelmiştir.”(135)(Eugene Marais’in Beyaz Karıncanın Ruhu kitabından)
“İnsan sanatın ötesine geçebilecek bir kişilik yaratmak için yazar.”(145)
“İnsan ruhu bir gökkuşağı kadar maddeden yoksundur-ancak dikkatler onun üstünde toplandığı zaman tanınabilir durumlarda, özel niteliklerde billurlaşır. Kuşkusuz en doğru dikkat çekme biçimi sevgidir. Böylece maddeyi bir enerji biçimi olarak gören fizik bilgini için madde ne kadar aldanmaysa, bir gizemci için insanlar o kadar aldanmadır.”(145)
“Gülümseme dış deri üzerinde beliren bir şeydir”(146)(Sthendal)
“Yalnızca düşünmek istediğiniz sayıda gerçeklik vardır.”(157)
“Et denen şeyin her türlüsü, yaşlanmış kemiklerin üstünde cesaretini yitirmiş yaşlı et ya da heykelle resimle dile getirilebilse sözsüz devinimler dışında hiçbir şeyle sürdürülemeyen arzuların şiddetinden güçsüzleşmiş bacaklar üstünde duran oğlanların,kadınların söndürülmemiş eti- çünkü bunlar ruhun ormanlarından doğan,kendilerini değil,kendileri yoluyla konuşan uzak ataların malı olan arzulardı.Kösnü tohuma aittir, tohumsa insan ruhunun bulunduğu düzeyin daha altındadır.”(170)
“Kişiliğimizin boşluğunu aşkla doldurmaya çabalarız, kısa bir süre bütünlendiğimizi sanır, seviniriz. Ama bu, yanılgıdan başka bir şey değildir. Çünkü bizi dünyanın bütününe bağlayacağını sandığımız şaşılası yaratık, sonunda bizi ondan büsbütün kopartmayı başarır. Aşk önce birleştirir, sonra ayırır. Başka nasıl büyürdük?” (242)
“… erkeklerin en çok sevdiği fahişelerdir, bizi en çok yaralayan kişiyi sevmek için yaratılmışız.” (244)
“ … sanatım aracılığıyla, deri değiştiren bir yılan gibi, hiçbir önemi olmayan yapıtımı üstümden çıkarıp atarak kendimi gerçekleştirmek istiyorum. Belki de yazarların, gizliden gizliye, kendilerinin değil yapıtlarının beğenilmesini isteme nedeni budur…”(248)
“ Kumarcılarla âşıklar gerçekten kaybetmek için oynarlar” (254)
“ Bilim insan aklının şiiridir; şiirse yürekteki duygulanımların bilimi”(254)
vBulletin v3.8.4, Copyright ©2006-2010, Jelsoft Enterprises Ltd.