emre gümüşdoğan
19-01-2009, 19:52
Şubat 2009 Ayın Öyküsü
Şubat 2009 Ayın Öyküsü Yarışmasında ön elemeyi geçen öyküler bu başlıkta Seçici Kurul ve okuyucunun beğenisine sunulacak.
Her ürün gönderiliş sırasına göre ayrı ayrı iletiler halinde yüklenecektir.
emre gümüşdoğan
22-01-2009, 22:29
1
EKSİLEN BEYAZLARIM
Mutfak penceresinden yansıyan ilk sabah ışıltıları gönlümdeki mahzenlere ve d tipi katlarına inemiyor.
Her sabah birbirine benzemeyen gri tonlarla uğraşıyorum. Şizofren artçıların kasıp kavurduğu kesif sancı rüyalardan kalkmanın yorgunluğuyla kafeine tutunuyorum.
Beyazım eksildi. Boyayacağım günün sarı oklarını, kalın fırçamın halden anlamaz rutinliğine bırakıyorum. Benim bile tanımadığım teknikler çıkıyor sanki karşıma. Sarılarla beyazların böylesi kırılgan geçişgenliği yani diyorum ki günün katılıklarını bu kadar kolay yenebilecek miyim gerçekten.
Renklerin de bir kişiliği vardır. Ben beyaza vurgunum. Kötü anlar siyah ve tonları ki hep derler renk değil lekedir onlar. Sarılar ve bayazlar buluştuğu an da insandır. Beyazım ne kadar eksik işte ben o kadar yalnızım. İşkence tezgahların bir yarı çocukluk gün o kırpık saçlı kızı unutmamalı...
Ağabeyime hakvermektir o kızı unutmamak. Annemi, beni, körpecik gelin iken kardeşleri vurulan çocukları yakılan Gülce bacıyı unutmamaktır.
Fakülteyi bırakıp akademiye gireceğimi söylediğim de Ağabeyim "emin misin çocuk? demişti. Sanat; sen ona samimi yaklaştıkça, seni yaralayacak olan cefanın adıdır. Gel paşa paşa bitir şu felsefe bölümünü dertsiz başına dert alma. " Sen gittin direnişte vuruldun. Ben kırmızısı bol resimler yaptım. Sen gittin Kumpasın tam ortasında durdun ben yıkık bina eskizleriyle oyalandım. Yalancıktan kanamak hergün sarıyla beyazı buluşturmak Benim mânasızlığım oldu.
***
Yardımcı kadın Gülce bacı telaşla kapıyı vurdu. İçeri girer girmez teklifsiz sigara paketime yöneldi. Yarı doğulu yarı azeri ağzıyla neden geciktiğini anlatıverdi. Ağız dolusu ve heyecanlı konuşurdu hep. Bizim beğ hestelendi yine, ayıptır demesi kaçırmış altına onunla uğraşıyerken vekitlice kelememişim.
"Olsun Gülce abla takma kafanı ben de biraz resimle uğraştım kafamı dağıtmaya çalıştım."
"Kursağına birşeyler kirebilmiş mi?"
"Kahve için seni bekledim"
"Sen ne vekit sabahın körü kahve içeyersen o vekit acılandın kahıreyledin"
"Doğru dedin Gülce abla ağabeyimiçok aradım bu sabah."
"Pek eyice adamdı o apar eylemiş bizi bu koca şehre o olamayaydı kanlıların kumpasına gideyırdık."
***
Nilüfer ağabeyinin Gülce bacıyı ilk nerede tanıdığını, kanlılarının tuzağından onları nasıl çekip aldığını anlattığı zamanı hatırladı.
Sırtında neredeyse yarım at arabası yükü odunla iriyarı azeri bir kadının ve neredeyse kendinden ikikat iri dört adama diklendiğini görmüş."Bu nasıl bir şeydir" diye yanlarına gitmiş.İşin aslını öğrenmeye çalışmış.
Ağabeyimin kazı yaptığı köy Gülce bacının eski köyüymüş ve kısmete bak eski köyüne tekrar gelin gelmiş. Kanlılarının olduğu köye tekrar gelin gelmesi ise olayların başlangıcı olmuş. Huzur dirlik vermemişler. Gencecik gelinin her fırsatta önünü kesip babamızın kan parası demişler. Anan baban kaçıp gitmiş biz senden isteriz. Gülce "Balam deyip koynumda büyüttüğüm kardaşımı şişliyerdiniz daha ne istiyersiğiiiz."
Kanlılarıysa" Babo öldi senin çük kader gardaşınla bir mi adalet olmamıştır babo kanı yerlerdedir. Burada konduğun tarlaları isteiğh..."
Gülce bacı bu gün bile her vakitte anar ve ağlar. "Üç bebemi, neneyi diri diri yakırler çift kumpastir bize tarlada kurşun sıkıyirler evde bebelerimi yakiyırler..."
Özgür ağabeyim az mı arabuluculuk etmek istemiş her defasında olur barış barış deyip sonra sinsi sinsi kankusturmuşlar aileye. Şüpheci adamdır ağabeyim inanmamış bunlara ama şüphesini de belli etmemiş.
Bir planları olduğunu sezinlemiş ama evi üç küçük çocuğu yakabilicekleri işte bu kadarı aklına gelmemiş. Kocasının elini ayağını bağlayıp Gülce bacıya tecavüze kalkışacakları da. Önce vızır vızır tepelerinden kurşunlar geçmiş sonra gelip gönüllerini eğlendirmek istemişler. Çapulcu takımınada biraz para yedirince evi yaktıracak ve suçu kabullenecek adam da buluvermişler. Şimdi de o adamlara içerde iyi bakabilmek için Gülce bacının tarlasını ekip biçiyorlarmış. Özgür ağabeyim jandarmalarla çıkıp geldiğinde Gülce yarı çıplakmış üstünü başını örtmeye bile çalışmadan ki Gülce bacı çok arlı bir kadındır.
Jandarmaların önüne atmış kendini. "Irzıma keçtiler verin şu delikli demiri kendime kıyayım " diye bağırıyormuş. "Olanlar kâreylememiştir begime elini sunmamış bana sonrada illetleniyir kasları eriyir..."
***
Ağabeyimi işçi eylemlerine destek olduğu sırada nereden geldiği anlaşılmayan bir kurşunla uzaktan belki nokta atışıyla kafasının arkasından vurdular. Bir akşamüzeriydi.Ayazdı beyazı az bir ayaz.
Gülce bacı çok huzursuzdu."Köynüme acılı bir sıkıntı teğende rabbım heyir eğleyende.Kumpas acısıdır bu heyir değil heyir değil. "Diyerek kendi kendine ığrandığı sırada aldım ağabeyimin ölüm haberini. Eksildimbiraz daha vurgun beyazımdan kanatılarak eksildim. Babamı hiç tanımadım annem uçak kazasında kurtulamadı şimdi anam babam dediğim özgür'de yok.
***
"oyy könlümün incisi Nilüfer'im bilirem kardaşa yanmayı menimde kordur hardır içim. Kardaşa yanmak nedir bilirem ama köynünü serine yazmağh zorundasan...
"De hedi soğutma kehveni."
"Gülce abla"
"Söyle kelbimin çeçekcesi de hedi"
"ölen kardeşin yaç yaşındaydı."
"Bilirsen de yine sorirsen onüçündeydi. Meclis toplanmış Bekir'im kurbanlık seçilmiş. Önlerine atmışem bedenimi yakmayın el kadar balayı o daha ana deyi yanıma sokulur da uyur keceleri. Dinletememişem Verdiler eline delikli demiri furasan diyerler. Onu da mapus damlarında dokuz yerinden şişliyerler..."
"Gülce abla sen bir şeyler yedin mi?
"Yok balam begim küsmüş dünyaya o yemir men de yiyemirem."
"Kahvaltı hazırlıyalım abla içimizin üzüntüsünü biraz alır."
"Köynün neyi çekiyır ne yemek istiyersen."
"Ah Gülce abla anam gibi sordun öyleyse annemin yapıtığı zeytinli yufkalardan aç bana."
"Anayım ya bebelerim balalarım yakılsa da anayım elbet..."
***
Kırpık saçlı, oğlan çocuğu anam daha onaltısında işgenceden geçirilmiş. Şairliğinden başka suçu yokmuş. Sonra hukuk okumaktan vazgeçmiş. En derin beyazım benden daha çok beyaza vurgun. Elime boyalarımı ilk veren kadın "tut şu beyazı sarılarla birlikte pırıl pırıl bir gökyüzü yap."
Ben bir gökyüzü boyadım anne bak uçakta yaptım çok uzaklara gidersen tutamam seni.
Havva AĞRAL
emre gümüşdoğan
17-02-2009, 15:33
2
AKILLI DELİ...
Bu kente yeni yerleşmiştim. Sağını solunu bilmiyor, tanımaya çalışıyordum. Bir gün, kasaptan et alırken zengin ve iyi giyimli, altın dişli birinin birkaç kilo pirzola, bonfile aldığını gördüm. Tam bu sırada orta boylu, kır saçlı, şişmanca bir kadın yanaştı zengin kişinin yanına. Adamın et paketini açtı, yarısını aldı, yarısını geri verdi:
“Bu kadarı yeter sana!” diye bağırdı. Oradan geçmekte olan yoksul kılıklı birinin eline tutuşturdu etin yarısını. Adam itiraz edecek oldu. Bizimki gözleri açtı,
“Dünyayı mı yiyeceksin? Hadi yürü bakayım” diye azarladı onu.
Adam gülmeye çalışarak çekti gitti. Eti alan yoksul da güle oynaya oradan uzaklaştı.
Dudak bükerek, kim bu dercesine, kasaba baktım. Kasap başını salladı:
“Delidir. Böyle her işe karışır. Kimse bir şey diyemez” dedi.
“Nasıl olur?” diye sordum.
“Arkası kuvvetlidir.”
“Sadece bu değil yaptıkları. Geçenlerde, çalışmayan, koca parası yiyen kadınları evine çağırmış. Yedirip içirmiş ama sonra da bulaşıkları yıkatmış onlara. Yediklerinizi ödeyin bakayım. Karşınızda enayi kocanız yok sizin. ‘Bedava yiyip içmek yok!’ diye bağırmış. İtiraz edenlere bıçak çekmiş. Kadınlar korkularından birikmiş bütün bulaşıkları yıkamak zorunda kalmışlar. Bulaşıkları iyi yıkamayanlara da yerleri sildirmiş...”
“Bir daha oraya gelmeye tövbe etmişlerdir.”
“Ne etseler kurtuluş yok. Evine kimse gelmez olunca bu sefer o gitmiş onların evine. Hanımlara iş yaptırıp hizmetçilerini oturtmuş. Çirkin ama varlıklı ve bir sürü giysisi olanların giysilerini alıp güzel yoksul kadınlara, kızlara dağıtmış. Sende yakışmıyordu. Bak şu kızcağıza nasıl da yakıştı. Zaten bunu giymeyi hak etmiyordun, demiş.”
“Kendince sosyal adaleti sağlıyor böyle demek ki. Döven, mahkemeye veren, polise şikâyet eden olmuyor mu hiç? Nasıl böyle serbestçe dolaşıyor?”
“Dövmeye kalkanların elinden, yardım ettiği yoksullar kurtarıyor. Hem yanında bıçak taşıdığı için yanına pek yaklaşamıyorlar. Avukat, yargıç akrabaları var. Başı derde girince kurtarıyorlar. Polis de bir şey yapamıyor, idare edin diyor.”
Kasaptan çıkıp giderken ilerdeki kahvenin önünde bir gürültü patırtı koptu. Merakla oraya yaklaştım. Bizim deli, erkekleri sıraya dizmiş nutuk çekiyordu. “Demek sıra erkeklere gelmiş” diyerek olup bitenleri anlamaya çalıştım. Delimiz sözünü bitirdikten sonra erkeklere, “Hadi bakalım iş başına. Kahvede bomboş oturup çene çalacağınıza, oyun oynayacağınıza, işe yarayın biraz. İş yok diyorsunuz değil mi? Alın size iş. Toplayın bakayım sokaklardaki çöpü. Sizin canınız can da çöpçünün canı patlıcan mı? Zavallılar hangi işe yetişsin?” diye bağırdı, çöp toplattı.
O sırada oradan geçmekte olan biri farkında olmadan yere bir çöp attı. Deli hemen adamın yakasına yapıştı, “Sokak senin çöplüğün mü? Çabuk al şu çöpü de ye bakalım!” diye bağırdı. Adam denileni yapmayınca bıçağını boğazına dayadı. “Ufacık bir kâğıt parçası attığına şükret. Eğer yere tükürseydin tükürüğünü yalatacaktım” diye başını salladı.
Adam imdat ister gibi sağına soluna baktı. Kimse aldırmadı. Hatta deliyi alkışladılar:
“Bravo abla! Memlekette böyle senin gibi üç beş delimiz daha olsa ortalık sütliman olur! Dinsizin hakkından imansız gelir!” dediler.
Adam çaresiz, yere attığı çöpü yemek zorunda kaldı.
Delinin gözü sigara içen birine takıldı:
“Bunu içmekle hem kendine hem çevrene zarar verdiğini bilmiyor musun ha?” diye bağırdı. “Bu zıkkıma harcadığın parayla çocuklarına yiyecek bir şey al” diye adamın üstüne yürüdü. Adam belki sigarayı yedirmeye kalkar diye kokusundan oradan hızla uzaklaştı, kaçtı.
Ben de, “Bakalım daha neler yapacak?” diye deliyi izlemeye başladım.
Deli yolda giderken birkaç gencin bir birahanenin önünde bira içtiklerini gördü. Hemen yanların gitti, onları şöyle bir süzdü:
“Yazık sizin gençliğinize! Burada gençliğinizi niye ziyan ediyorsunuz, yapacak işiniz yok mu?” diye bağırdı, kollarından tutup ayağa kaldırdı, sıraya dizdi, adlarını soyadlarını, nerede okuduklarını, kimin çocuğu olduklarını sordu.
Cebinden bir defter çıkardı, adlarını oraya yazdı. “Hepinize birer sıfır veriyorum. Bir daha buraya geldiğinizi görmeyeceğim. Görürsem sizin için fena olur” dedi.
Gençler boyunlarını büküp önlerine baktılar. İçlerinden biri:
“Kimimiz üniversite sınavlarını kazanamadı, kimimiz de üniversiteyi bitirdiği halde iş bulamadı. Ne yapalım, nereye gidelim?” diye sordu.
“Kitap okuyun!”dedi deli.
“Kitap fiyatları pahalı olduğu için alamıyoruz.”
“Bira içecek parayı buluyorsunuz ama” dedi deli.
Gençler bir şey diyemediler. Deli sözlerin şöyle sürdürdü:
“Kütüphaneye gidin be! Orada kitap okumak bedavadır. Biz okuyamadık, bari siz okuyun, kendinizi yetiştirin. Bu günler bir daha geri gelmez. Bu ne biçim iştir böyle? Birahaneler, kahveler dolu, kütüphaneler bomboş.”
Deli böyle dedikten sonra gençlerin önüne geçti:
“Belki kütüphanenin yerini bilmiyorsunuzdur. Beni izleyin. Size yolu göstereyim” diyerek onları kütüphaneye götürdü. Müdüre, “Bu gençler size teslim. İstedikleri kitapları verin onlara. Akşama kadar burada kalacaklar, kitap okuyacaklar, Okumayanları bana bildirin” dedi. Gençlere döndü, “Şimdi ben gidiyorum. Her gün kontrole geleceğim. Kaytaran olursa canına okurum ha, ona göre!” diye işaret parmağını salladı.
Kendi kendime, “Tam yönetici olacak kişi bu; ama ne yazık ki deli. Akıllı olsa, acaba bu yaptıklarının binde birini yapabilir miydi? Yapsa bile söz dinletebilir miydi yoksa başı belaya mı girerdi?” diye söylendim. İnsanlara söz dinletebilmek, onları doğru yola getirmek için akıllı değil, deli olmak gerekiyor görünüşe bakılırsa. O halde haydi deliler iş başına! Akıllıların neler yaptıklarını, daha doğrusu yapamadıklarını gördük. Bir de sizi deneyelim bakalım. Durumumuz bugünkünden daha kötü olmaz herhalde...
Erhan Tığlı
erhantigli@mynet.com
*******************
emre gümüşdoğan
23-02-2009, 17:00
Açıklama:
"Ayın Öyküsü" yarışmasına katılmak isteyen arkadaşlarımızdan gelen bir istek var. Öykü yazımının zaman alıcılığı, nitelikli öykü yazımı için sürenin az olduğu, 3'er aylık periyotlar halinde olursa daha nitelikli ürünlerin katılacağı konusunda mesajlar aldım. Yarışmaya gelen öykü azlığı da bunu doğrular durumda.
Bu öneriyi katılımcı arkadşların ve seçiciler kurulunun görüşüne açıyorum. Daha sonra yayın kurulumuz görüşler doğrultusunda bir karar verecektir.
Öykü yarışması üçer aylık periyotlar halinde olsun mu?
Gül Uğur
23-02-2009, 21:55
"Öykü yarışması üçer aylık periyotlar halinde olsun mu? "
Ne kadar çok öykü olursa, o kadar nitelikli seçimler olacağı düşüncesindeyim. Bu nedenle yarışmanın üçer aylık periyotlar şeklinde yapılması yerinde bir karar olacaktır.
Dostlukla...
vBulletin v3.8.4, Copyright ©2006-2010, Jelsoft Enterprises Ltd.