Orijinalini görmek için tıklayınız : ve bitmeyen şiirler
NEDENSİZ
başkasının yanında anlaşılır gibi değil
imkansızı zonkluyor bu kabus
tortusu dibe çökmüş gökyüzü/üstüne
üstelik senden geçiyorum hasarlı
sevişmek yerde beyaz bir örtü
uç veriyor kardelenler baş dönmesi
ah! bu havadaki kuşlar
M.Mazhar Alphan
denizsuyukasesi /ekim-kasım
ANADOLU
<TABLE cellSpacing=0 cellPadding=0 width=468>
<T>
<TR>
<TD vAlign=center width="44%" =#808080 height=31>
</TD>
<TD vAlign=center width="56%" =#808080 height=31>
Beşikler vermişim Nuh'a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,
Anadoluyum ben,
Tanıyor musun ?
Utanırım,
Utanırım fıkaralıktan,
Ele, güne karşı çıplak...
Üşür fidelerim,
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom güllerinin katmer açtığı,
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,
Kalmışım bir başıma,
Bir başıma ve uzak.
Biliyor musun ?
Binlerce yıl sağılmışım,
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher-sabah uykularımı
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmışlar üstüme.
Ne İskender takmışım,
Ne şah ne sultan
Göçüp gitmişler, gölgesiz!
Selam etmişim dostuma
Ve dayatmışım...
Görüyor musun ?
Nasıl severim bir bilsen.
Köroğlu'yu,
Karayılanı,
Meçhul Askeri...
Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini.
Sonra kalem yazmaz,
Bir nice sevda...
Bir bilsen,
Onlar beni nasıl severdi.
Bir bilsen, Urfa'da kurşun atanı
Minareden, barikattan,
Selvi dalından,
Ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterim,
Duyuyor musun ?
Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne - üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.
Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun ?
Ahmed Arif </TD></TR></T></TABLE>
BEN ÖLÜRSEM AKŞAM ÜSTÜ ÖLÜRÜM
Ben ölürsem akşamüstü olurum
Şehre simsiyah bir kar yağar
Yollar kalbimle örtülür
Parmaklarımın arasından
Gecenin geldiğini görürüm
Ben ölürsem akşamüstü olurum
Çocuklar sinemaya gider
Yüzümü bir çiçeğe gömüp
Ağlamak gibi isterim
Derinden bir tren geçer
Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Alıp başımı gitmek isterim
Bir aksam bir kente girerim
Kayısı ağaçları arasından
Gidip denize bakarım
Bir tiyatro seyrederim
Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Uzaktan bir bulut geçer
Karanlık bir çocukluk bulutu
Gerçeküstücü bir ressam
Dünyayı değiştirmeye baslar
Kus sesleri, haykırışlar
Denizin ve kırların
Rengi birbirine karışır
Sana bir şiir getiririm
Sözler rüyamdan fışkırır
Dünya bölümlere ayrılır
Birinde bir pazar sabahı
Birinde bir gökyüzü
Birinde sararmış yapraklar
Birinde bir adam
Her şeye yeniden baslar.
Ataol BEHRAMOĞLU
Eskiden bilmezdim Yalnızlıgı
Bir agaç nasıl yalnız degilse ormanında
Bir çiçek kendi dalında
Eskiden bilmezdim Yalnızlıgı
Yalnızlıgın içinde
Simdi yalnız, yalnız mıyım
Kopuk muyum dalımdan
Uzagında mı kaldım ormanın
yılmaz güney
F a k i r U y a k <?:NAMESPACE PREFIX = O /><O:P></O:P>
ölümden önceki uyak
yaşamak adına ağzımdan kaçırdığım kuşlar,
kim bilir şanslarını kimin üzerine pisliyor. <O:P></O:P>
ölümden önceki dudak
"suratın sırat olsa
geçemezdim gözlerinden
kaç kan aksa" ile tavladığım kadın
kim bilir hangi efendinin valsinde tırnak yiyor. <O:P></O:P>
ölümden önceki tuzak
traji-kolik hayatımın tirajı komik öyküleri
süs arıyor bir yanım intiharlarıma
cinayet süsü. <O:P></O:P>
ölümden önceki uyak
konaklaması bir ipte iki cambazın
sevişerek mümkün ancak...
özge dirik
<TABLE style="BORDER-COLLAPSE: collapse" borderColor=#111111 cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD align=left width="100%">
Bir Kente Tanık Olmakorada
batum
orada
ahşap kolhozlar
ve uçurum
yorgun yüzlü
kadınlar
silik gözlerinden bellidir
yaşadıkları yaşamadıkları
orada unutulmuş
sürmeneli soğuk demirci ustasının
sarışın şişman utancı ve
memleket hasreti
damlayıp durur zamana
seferden vazgeçip geri
dönmek isteyen
yaralı bir süvariyim
miskin bir divitin tadı
dökülür tenimden
orada
çıplak ayaklarıyla
duyargalarıma basar sonbahar
saçaklarımda gümüş sarkıtlar
yürüyorum eski zaman varoşlarından
türkiyeli sesimde mahşer duygular sızlanır
bir hüzünlü çocuk yüzü kalmıştır
senden geriye
gülüşleri temiz taşralı kadınlar
yüreğimin gergefinde yılların tortusu
yağmalanmış bir kente hangi yüzle girilir
yıkımlardan arda kalan
kuzeyli rüzgarların karanfil kokusuyla
yürüyüp gitsem de şimdi
çatık kaşlı maksim gorki caddesinden
bir bahar dalı düşer dalımdan
asyalı çocuklar yağmalar gözlerimi
bir kente tanık olmak
yüreği ellerinde bir kadına
bir yangına tanık olmak demektir
yürüyorum şolohov’un sayfalarından
hayır ben değildim
meydandaki ortodoks kilisesinin
çan kulesinden dökülen erguvan hüzün
avuçlarındaki kutsal isa’yı öpüp
göğsüne bastıran perçemli keşiş
madam roza’nın hıçkırıklarına dokunsam
göğsünden martılar havalanır yüzünde anason duygular
orada
beni bana sığdıramıyorum eyy tanrım
kan aksa da gecenin erguvan iliğinden
portakal kokulu şu yorgunlar kentinin
harap avuçlarına
yüreğimle girmeyi
öğrendim
utancını satıyordu uçurum kadınla</TD></TR>
<TR>
<TD width="100%"></TD></TR>
<TR>
<TD align=left width="100%">
Özer Turan</TD></TR></T></TABLE>
AŞKLAMA
</PRE>
Şaraptı rakıydı şuydu buydu
Kişi esrimeyi bir aşkta tatmalı ilkten
Dedim ya ondan gayrı korkuluğa güvenmem
İçtiğim hep aşktı benim gerisi tortu
Sevişik bir keçi yumukgöz oğlağına
Özüne aşk sızmış o sütü emziriyor
Yumurtasını bir kovuğa koyarken
Aşkı da koyuyor anaç zargana
Aşk mavisi tükendiyse o boşuna denizde
Bil ki diken diken bir çamurla örtülüdür sığlığı
Niye enez bu zambak diye sordular mıydı
Aşksız geçen günlerinde örselenmiş, de
Aşk bürünmeseydi de bak hiç şakır mıydı
Şu bi damlacık isketeyi tâ gagadan kuyruğa
Kişi gönlünü yitirdi mi ne yüzle çıkar sokağa
Yaşamda nesi varsa aşk işte onun adı
Ansıyın aşkla yağdı da sular
Ondan kokulandı ıtır çiçeklendi elma
Doğayla el ele bizi üreten bir sevgi var
Evrende en soylusu sezdim ki bu çoğalma
</PRE>
METİN ELOĞLU
<TABLE cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%">
<T>
<TR>
<TD =articleLongTitleBig2>KALKIRMIZI</TD></TR>
<TR>
<TD =articleAuthor>doğan kılıçkaya (http://www.azbuz.com/profil-goster/dogan-kilickaya/391842&returnSiteId=618053)</TD></TR>
<TR>
<TD height=16></TD></TR>
<TR>
<TD =articleSummary =disableion(this) style="CURSOR: default; MozUser: none" unable="on">
Silecekler icinden
gitmeyi
kovuluyor cizgilerim
disinda durmayi ogreniyorum/seninle
hukmum inmekle sinirli esyadan
gozlerinde ilk
uskudar`in islanmasini goruyorum
gok dusuyor ne kadar yabanci
yuzum ellerim soguyor birden
Bu gidisim diger gidislerime/soz
arkamda ben
kalkirmizi</TD></TR></T></TABLE>
Kılıçkaya'nın vefat haberinin burada yayınlandığı saatten sonra foruma giriş yapan şiirseverlere! anmalıktır yukarıdaki şiir.
Suskun Ney
mavi bir bulut gözlerin
dünyadan çekiliyorsun...
ay kimin için güz
burada
mey ve kan birlikte yay
batıl-batı-şaman
karanlıkla beslenen dirim yangın uyku ağ
dutların nefesi
eğnime şal
suların sesine uymuş atım
sabahın çiğine
çatlağından düştüğüm renk
aktığım mavi
ağacın aklı
mendilime düşen kan
anısız kalıyorum
uzun ve sessiz
düşümde bir ağacı
parçalıyor
ney
(Aşkın ve Suların Öğleni’nden)
DOĞAN ERGÜL
ÖNCE ŞİİRDE SEVDİM KAVGAYI
ÖZGÜRLÜĞÜ KELİME KELİME ŞİİRDE
RIFAT ILGAZ
KAHVE TADINDA HAYAT
ACI, ORTA VEYA ŞEKER
AMA MUTLAKA TELVE BIRAKAN
MEHMET BARDAKÇI
Pencere ve Su
bu ay kira gecikecek madam
sokağa ters duran adımız
penceremdeki buğudan
bozuk bir cam terlemesi
ama dışarıda ne çok adam
kaç yapabilirseniz ellerinizle
kere bakıyorlar camı okşayan suretinize.
-sulardan ağır bir asfalt akıyor-
belki hala işaret parmağınızda
penceremden çaldığınız o buğu
bunu kiradan düşerim madam
gözüm dalınca her akşam
bir kedi geçiyor aynamdan
siyah ama rüzgar tavırlı ve beyaz
bacaklarınıza dolanıyor uzun boynuyla
pencereme çizdiğim zaman.
belki hala bacaklarınızda
o kırılgan saydam kuğu
bunu kendimden düşerim madam
sokaktan eve bakıyorum
-bu resmi hep sevmişimdir-
biri kapıya kadar gelmiş
geri dönmüştür; bilirim.
merdiven ışıkları sönüyor
dudaklarınızdaki o ucuz ruj et le noir: kedi.
kapınızın arasından sızan ışık
evin sarı gözlerinden ayrılıyor
camın hızlı terlemesi.
bu ay kira gecikecek madam
DERYA ÇOLPAN
MUSTAFA'NIN EJDERHASI
'bu gerçekten bilgin bir buyurucudur'
Kur'an/Araf-109
ve onlara
bir kemiğin ağrısını gösterdim
deliymişim meğer bir ejderi gömmüşüm
taze derilerinden giren çiyanları da
bağrıştılar
bu acıya iyi geldi
mümkündür
(duraklama)
ve onlara
sarı suratlarını gösterdim
yeşil sakallarını da
kurumuş gözbebeklerinde kum fırtınası
kaçıştılar
uzuvları akmış ve dillerinde dünyevi bir sızı
onlar benim çıplaklığımla giyindi sadakati
ejderler...
suyu çekilmiş ağızlarıyla
ve uyuyan her şey
soyundular
bu bana iyi geldi
mümkündür
(duraklama)
duyanım
bir orman çalısı
ve ona değmekte olanı
haykırdılar
neslihan su
MELEKLER VE HORTLAKLAR
henüz periler yatmamıştır
cenaze kendine gidip gelir
sağ kaburgalarımdan biri
senin uğultuna uyandı deniz kuşları orada
altın bir kelebek diledim ben o vakit cesurdum
cam küre içinde yürüdüydüm derin uykuları
dinle bak
üstünden asırlar geçmiş otlar
-ın uzadığını duyar gibiyim
dinle bak
avucumda ılık aşk ve dağ ağrısı
açılıyor toprağım bir sözcük aranıyor suya düşmüş cemreden
dibe doğru çekildim üstüme kurulmuş şehir ağrısı
dibe doğru çekildim aklı aşınmış korkacak bir şey var
kalkıp gidecek zambaklar hırsından dinle bak
küçük adımlarla vadilerden mayıs papatyaları
ayaklarımı çektim kendime
gitsinlerdi bir göz yanılmasıydı geçsindi kuşlar
eskilere gidiyor eteklerimin ucu yeni zaman takvimindeyiz
yıldızlar yuvalarında ve tanrılarımız uzanırken sahillerde
bir şey gördüm ruhu deri bedeni taştan
ona yağmurlar gömdüm ona öfkeler ona....
eceli gelmiş bir yılanı emzirdim
hiç korkusuz emzirdim
aşağıda ışık hevengi
hava tükeniyor
yağmurlar mı yoksa yüzümün tadı mı kaçtı açıldı uykum
yukarı doğru yürüsem bitecek gibi değil
dinle bak
sağ kaburgalarımdan biri
uğulduyor tam anlatamıyorum
dudağımda harfleri yok o sözcüğün
açılıyor toprağım bir sözcük aranıyor
güruh hortlaklar seni buraya bıraktıydı diyor
aranıyor ısırgan otlarında içli ceviz aranıyor içimde zaman
sancısı tutmuş göğün korkusunda bir kuş
sapıyor uçsuzluğuma
bir huzursuzluk bir haki dalgınlık geçmişten bir iblis
dolanıp eteklerime
açıyor içimi kapatıyor
ayaklarımı çektim
neslihan su
neslihan su şiirlerinle seni burda görmek çok güzel.şiirlerini hem çok farklı hem çok hoş buldum.selamlar fua antalya: )
f/e
s.zeynepkaradag
24-01-2009, 19:47
uğurlar olsun
Bir Pazar Sabahıydı Ankara Kar Altında
Zemheri Ayazıydı Yaz Güneşi Koynunda
Ucuz Can Pazarıydı Kalemim Düştü Kana
Zalımlar Pusudaydı Bedenim Paramparça
Ucuz Can Pazarıydı Kalemim Düştü Kana
Uğurlar Olsun Uğurlar Olsun
Hüzünlü Bulutlar Yoldaşın Olsun
Bir Keskin Kalem Bir Kırık Gözlük
Yürekli Yiğitlere Hatıran Olsun
Çevirdim Anahtarı Apansız Bir Ölüme
Şarapnel Parçaları Saplandı Ciğerime
Ucuz Can Pazarıydı Kan Doldu Gözlerime
İsimsiz Korkuları Katmadım Yüreğime
Bembeyaz Doğruları Yaşadım Ölümüne
Uğurlar Olsun Uğurlar Olsun
Hüzünlü Bulutlar Yoldaşın Olsun
Bir Keskin Kalem Bir Kırık Gözlük
Yürekli Yiğitlere Hatıran Olsun
Bir Keskin Kalem Bir Kırık Gözlük
Yürekli Yiğitlere Hatıran Olsun
s.zeynepkaradag
24-01-2009, 21:57
bu hasret bizim...
nazım hikmet
s.zeynepkaradag
27-01-2009, 20:32
29 0cak perşembe...ölümünün yirmi yedinci yıldönümü ...
NOKTASIZ
Biri gelir sorarsa Sana beni sorarsa Gitti der misin Gittiğimi söyler misin Gidiyorum ben sana Benimle gider misin. Özdemir ASAF (http://siir.gen.tr/siir/o/ozdemir_asaf/index.html)
merâl özcan
28-01-2009, 14:08
ve yalnızlığın dillenişleriyle, yalnızlıklık paylaşılmaz olur, yaşanır...
selam,
Yalnızın Durumları 5
Yalnız
Bir ordudur
Kendi çölünde
Sonsuz savaşlarında
Hep yener
Kendi ordusunu.
Özdemir Asaf
s.zeynepkaradag
31-01-2009, 16:22
1 şubat....ölümünün 30. yıldönümü ...
AJANS
Radyoda bir hüzzam şarkı var
dışarda sümbül havası,
"halbuki şimdi uzak ufuklara kar yağıyor."
Daha evvel ajans dinledik,
zincirlerini şakırdatarak geçti esaret
alev raylar üzerinden demir arabalarla.
Toprak gebeydi,
toprak çocuklar: Dostlar,
kiminde orak, kiminde balta
-buğday kokan avuçları kan içinde-
emeklerini yığın yığın, başak başak
harman yerinde bırakarak
döğüştüler en ön safta.
Döğüştüler ve öldüler.
Sonra hürriyet
-yaralı ceylânlar gibi-
ve sulh
-anam sütü kadar helâl-
yüzünde ne bir kin, ne bir infial düştü yollara.
Yollar uzun, menzil ırak
ayakları kanıyor, yalnayak!
Bir şarkıdır bu
sulh ve hürriyet dediğin
ağız dolusu söylenir ufuklara karşı.
Bir şarkıdır bu
kalû belâdan beri söylenir
kurtlar dilinde, kuşlar dilinde.
Ben, onunla büyüdüm
onunla yürüdüm
onun için büyüttüm bu boyu
onun için ölebilirim.
Demir bu şarkıyla dövülür
Bu şarkıyla yürür gemiler
ve bir temmuz öğlesinde
mola verdiği zaman orakçılar
bu şarkıyla ayran içer.
Bu şarkıyla geçer
semasından insanların
boşaltıp rahmetini kümülüs bulutları.
Dostlar,
dostların dostları;
bu bâbda ne söylesek az.
Bir şarkıdır bu
kan ve ölümle yazılmış kalplerimize,
unutulmaz!
Yürüyüş, 9.1.1943
NİYAZİ AKINCIOĞLU (http://siir.gen.tr/siir/n/niyazi_akincioglu/index.html)
s.zeynepkaradag
12-02-2009, 20:40
13 şubat ölümünün 42. yıldönümü
PENCEREBir pencere, bakmayaBir pencere, duymayaBir pencere, yeryüzünün yüreğine ulaşan tıpkı bir kuyu gibiTekrarlanan mavi şefkatin enginlerine açılan.Yalnızlığın küçücük elleriniCömert yıldızların verdiği gece bahşişi kokularıylaDolduran bir pencereBelki de konuk etmek için güneşi şamdan çiçeklerinin gurbetineBir pencere, yeter banaOyuncak bebeklerin ülkesinden geliyorum benBir resimli kitap bahçesindeKâğıt ağaçların gölgesi altındanToprak yollarında geçip gidenKurum mevsiminden, kısır aşk ve dostluk deneylerininSıralarında veremli okullarınAlfabelerin soluk harflerinin büyüdüğü yıllardanVe karatahtaya taş sözcüğünü yazar yazmaz çocuklarUlu ağaçlardan sığırcıkların çığlık çığlığa kanat çırparakUçup gittikleriO andanEtobur bitkilerin köklerinden geliyorum benVe hâlâ başımDopdoluBir deftere toplu iğnelerleÇakılanO kelebeğin yabancı sesiyleAsılınca güvenim adaletin koptu kopacak ipiyleVe bütün kentteParıldayan ışıklarımın yüreğini parça parça edince onlarKoyu renk mendiliyle yasanın, bağladıklarındaAşkımın çocuksu gözleriniVe isteğimin acı şakaklarındanFışkırdığında kanYaşamım artıkHiçbir şey olmadığında, hiçbir şey olmadığında duvar saatinin tiktaklarından başkaAnladım birden yolum yok yolum yok yolum yokÇılgınca sevmekten başkaBir pencere yeter bana bir tek pencereBilince ve bakışa ve suskunluğaİşte öylesine boy atmış ki ceviz fidanıAnlatabilir artık genç yapraklarına tüm bir duvarıVe sor aynadanAdını kurtarıcınınVe işte senden daha yalnız değil miAyaklarının altında titreyen yeryüzü?Yıkıntı elçiliğini, peygamberlerKendileriyle birlikte getirmediler mi çağımıza?Ve yankıları değil mi o kutsal metinlerinBu patlamalar art ardaBu zehirli bulutlar?Ey dost, ey kardeş, ey herkes!Yazın tarihini gül soykırımınınAya vardığınızda!DüşlerNe kadar safsalar o yükseklikten düşer ölürlerŞimdi dört yapraklı bir yoncayı kokluyorum benEski düşüncelerin gömütünde boy atmış yoncaVe soruyorum saflığın ve bekleyişin kefeninde toprak olan o kadın gençliğim miydi benim?Çıkabilecek miyim yeniden o merak merdivenlerinden?Merhaba diyebilecek miyim o iyi Tanrı'ya çatılarda dolaşan?Seziyorum zaman geçip gitti artıkSeziyorum an, tarihin yapraklarından benim payıma düşendirSeziyorum aldatıcı bir aralıktır bu masa saçlarımla o garip ve kederliadamın elleri arasındaBir şey söyle banaTeninin tüm sevgisini sana bağışlayan insanNe istiyor diri kalma duygusundan başka?Bir şey söyle banaKıyısındayım pencereninVe güneşle bağlantıda...Furuğ FERRUHZAD (http://siir.gen.tr/siir/f/furug_fehruhzad/index.html)
Çeviri: Onat Kutlar - Celal Hosrovşahi
s.zeynepkaradag
03-03-2009, 14:33
Bir Veda Havası
Vakit tamam, seni terk ediyorum.
Bütün alışkanlıklardan öteye...
Yorumsuz bir hayatı seçiyorum.
Doymadım inan, kanmadım sevgine.
Korkulu geceleri sayar gibi,
Birden bire bir yıldız kayar gibi,
Ellerim kurtulacak ellerinden
Bir kuru dal ağaçtan kopar gibi.
Aşk sa bitti, gül se hiç dermedik
Bul kendini kuytularda hadi dal
Sen bir suydun, sen bir ilaçtın.
Hoşçakal iki gözüm hoşçakal.
Vakit tamam seni terk ediyorum
Bu incecik bir veda havasıdır
Parmak uçlarına değen sıcaklık
İncinen bir hayatın yarasıdır
Kalacak tüm izlerin hayatımda
Gözümden bir damla yaş aktığında
Bir yer bulabilsem seni hatırlatmayan
Kan tarlası gelincik şafağında
Ölümse korktum savaşsa hep kaçtım
Vur kendini korkularda hadi al
Seninle bir bütün olabilirdik
Hoşçakal iki gözüm hoşçakal Yusuf Hayaloğlu
Gül Uğur
03-03-2009, 18:24
YALNIZCA BİR ANLIK
Bu derede, bu bulutun gölgesi,
Yalnızca bir anlıktır.
Bir daha tekrarlanmaz asla,
Dere gider bir yana,
Bulut gider bir yana,
Sen kalırsın ortada.
Son vapurda, bir kadına rastlar,
Kibarca gülümsersin.
Kaybettin, geri gelmez artık,
Vapur gider bir yana,
Kadın gider bir yana,
Kalbin kalır ortada.
Yalnızca bir anlıktır mutluluk.
Sevdalar, heyecanlar;
Hepsi bir anlık.
Kalansa, tortusudur hayatın,
Yalanlar ve acılar;
Bir de yalnızlık.
Hey koca Yusuf!
Yusuf'cuk, ah yusufçuk!
Rüzgârlara savurdun hep, şarkını.
Herkesten saklandın,
Her şeye gücendin durdun.
Yoruldun,
İflah etmezsin sen.
Ömrün gitti bir yana
Hüznün gitti bir yana,
Şiirin kaldı ortada…
Yusuf Hayaloğlu
vBulletin v3.8.4, Copyright ©2006-2010, Jelsoft Enterprises Ltd.