emre gümüşdoğan
02-12-2008, 00:52
Yaşar Kemal ikizi
Osman Şahin
Çukurova…
Toroslar… Kıvrım kıvrım çam, meşe, kayın ormanlarının çevrelediği Çukurova. İlk mektepte lastik çizmelerimizle buzda paten yapa yapa, el ele tutuşup “yağ satarım bal satarım” oyunları. Amanos/Nur/Gavur dağlarında otobüs yolculukları. Dağ’ın eteğinde buzdan sıcak evlerin önünde ekmek açan, lor, çökelek böreği pişiren kadife fistanlı, elleri saçları kınalı, telaşlı analar. Asi, Fırat, Alleben nehirleri. Zıldır zıldır otlu bulgur aşının üzerine karsamba yerdik damda, boğazımız şişmezdi. Hüyükteki nar ağacının dibindeki nar gibi ocağa baş soğanlar gömüp, nar çiçeği rengindeki salçayı, naneyi, gövermiş sarımsağı tandır ekmeğine sürüp dürümlemiştik…
Karacaoğlan, Dadaloğlu, isyanlar, kan kokusu sözcükleri yazan Onursal Nobelli yazarımız Yaşar Kemal. Çukurovayı muhteşem giydirmiş folklörüyle sözcüklerinde. Sıkıyönetim/mahkeme kararıyla dinlenmesi durdurulan/yasaklanan çocukluğumdaki radyo arkası yarın programı: İnce Memed. Ülkemizde izlenmesi yasaklandığı halde 80’li yıllarda Avrupada kıran kırana izlediğim Yılmaz Güney-Sürü filmleri. Durmayacağız, koşacağız. Abdi Ağalar, Memedler, Hatçeler. Kanunlar, töreler, eşkiyalar, çeteler. Ayarsızlığıyla, alasıyla güncelliğini koruyan öykülerimiz. Ağrı Dağı Efsanesi ince, derin bir roman Yaşar Kemal’den. Çoban Ahmet ile padişah kızı Gülbahar'ın sevdaları, aşkın gücü. Osman Şahin’le nicelerinde şanslıyız… Çukurovayı yaşayan bilir/anlar süt’ün kekik kokusunu, kör döğüşünü, Demirciler Çarşısı Cinayetini. Yaşar Kemal, Osman Şahin, Anadolu öyküleriyiz.
Yörük, göçebe yaşam tarzını yürümek sözcüğünden türeterek Anadolu’da yaylak-kışlak hayatı yaşayan obaları, Yörüklük geleneğini orta ve batı Toroslar’da yaşayan aileleri anlatan önemli ustlarımız Yaşar Kemal, Yörük çocuğu Osman Şahin…
Bir yazgı/rastlantı olarak çıktığım edebiyat yolculuğumda rahmetli Erdal ÖZ’den duymuştum; Edebiyatın okulu olmaz, ustaları vardır… Özümüze, ustalarıma, öğütlerine, zılgıtlarına saygılar…
…
Osman Şahin; Mersin doğumlu. Diyarbakır Dicle Köy Enstitülü, Gazi Eğitim Enstitülü öğretmenimiz. Öğrencileriyiz. 12 Eylül emeklilerindeniz. Kovuşturmalar, mahkumluk. Sanat/Yazın hayatına, Kırmızı Yel adlı öyküsüyle başlayıp, Acenta Mirza, Ağız İçinde Dil Gibi, Acı Duman, Kolları Bağlı Doğan, Ay Bazen Mavidir, Selam Ateşleri, Ateş Yukarı Doğru Yanar(Köy Enstitüleri üzerine 43 yazı). Mahşer, Son Yörük, Ölüm Oyunları(öykü), Geniş bir nehrin akışı YAŞAR KEMAL(deneme), Yaşar Kemal Bir Çukurova’dır adlı röportajı ABD’de, Yaşar Kemal ve Osman Şahin’in Yapıtlarında Ölüm İmgeleri ve Düşler adlı inceleme yazısı da Fransa’da yayınlandı. 22 öyküsü filme alındı. Bazılarının senaryolarını yazdı. Filmler yurtiçi ve yurtdışı film festivallerinde ülkemize 30’dan fazla ödül kazandı.
…
Bir babam/öğretmenim vardı, Köy Enstitülü İbrahim Ödemiş. Tezek/insan/sütlü çorba/pancar aşı tadında kokan unutamadığımdır. Yaşar Kemal ayarında, kızlarımın dedesi, babamla birlikte. Dinlediğim, yorulduğum yaşamımda yolunu, izini kaybetmedim belleğimde öğrettikleriyle/rehberliğiyle, hüzünlensem, burkulsam da yaşıyor… Acıları birlikte zehirle yaşadığımız önemli bir öğretmenim yaşamımda etkileri derin.
…
…Ekim 2004 yılında İstanbul Tüyap Kitap Fuarı, Edebiyatçılar Derneği standında darmadağınığım. Direncimi, dizlerimi kırmışlardı. Titriyorduk yaşadıklarımızdan. Ekim’de montsuz gitmiştim Antep’ten. Gaye adlı okurum montunu getirmişti nasıl unuturum. Kağıt kokusu sinmişti ayranımıza. Toroslarda şafak çoktan sökmüş, çobanlar yola koyulmuştu itlerle sürülerin önünde. Kümes hayvanları çatal parmaklarıyla toprağı eşeliyorlardı beslenmek adına. Yavuklular bahar çağlalarıyla seherde tozlu yola düşmüştü. İtler aceleci. Tez canlıyız, cesuruz…
Standımıza yolda yolduğum çiçekleri serpiştiriken, yanıbaşımda değer bir adamı fark ediyorum. Yazılarımı gönderdiğim “Özürlü İhanetler, Alleben…” öykülerimi yayınlayan Berfin Kültür Sanat Edebiyat Dergisi Genel Yayın ve Yazıişleri Yönetmeni İsmet Arslan. İlk kez karşılaşıyorduk. Bir notla gelmişti. “Osman Şahin sizinle muhakkak görüşmek istiyor, Can yayınları, 29.Ekim.2004 saat: 13:00 ”. Şaşırmıştım. Meraklanıyorum… Hafızamın rengi koyu griydi yaşadıklarımdan. Başaklar Gece Doğar’ı okuduğumu, sonradan anımsıyorum. Yoksulluk, topraksızlık kokan, '70'li yılların Çukurovası, Ceyhan Sarıbahçe köylülerinin katılımıyla gerçekleştirilen toprak işgalinin, ağalığın, çok yüzlülüğün, haksızlıkların, ezilenlerin, sömürülenlerin, zayıfların Toros resimleriyle, kuş cıvıltılarıyla, öfkeyle basılmış bir kitaptı.
Ertesi gün, yayınevindeyiz. Çekingenliğimin utancımın allığıyla yayla kalemli, Cumhuriyet bakışlı, yayık ayranı tadıyla Osman Şahin’le karşılaşıyoruz, Erdal Öz’ün ilerisinde. Ölüm Oyunları kitabını armağan ediyor; “Gelecekte kendisinden çok iyi öykü kitapları beklediğim değerli eğitimci, Nesrin Özyaycı’ya yüreklerle, Osman ŞAHİN, 29.Ekim.2004, imza.”. “Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun öğretmenim…” diyorum. İlk sözcükleriniz halen belleğimde; “İyi bir sevgili bulmuşsun, sakın ihanet etme kalemine… Temiz, ak elbiseli güzel bir kızsın, üzerine çamur sıçratma sakın…” Anladım. Meraklanmayın, gözünüz arkada kalmasın Sevgili öğretmenlerim; Lütfi Kaleli, Erdal Öz, Osman Şahin, Atilla İlhan, Ataol Behramoğlu, Erdal İnönü… Aceleyle “Berfin Standı’na” doğru yola koyuluyoruz. Köy meydanında sıcak tandır ekmeği kokusuyla buram buram cor ediyorduk (sohbetteydik). ”Gitiğinde yazdığın öyküleri bekliyorum…” Güvenle, gülümseyerek vedalaştık.
Fuar dönüşü öyküleri kara buza aldırmadan gönderiyorum. Posta ulaşır ulaşmaz arıyordu. “Kanka” anı, “Işık” şiir kitaplarımdan etkilenmiş, öfkeli sözcükler sıralamıştı yaşatanlara. Etkilemiştim, etkilenmiştim. Öykülerle uğraşacağıma söz verdim. Öleceğimi düşünmüşte acele etmiştim inanın. “Alleben’de Boğulmak” öykü kitabım basılmıştı. Erdal ÖZ kadar zılgıt basmış, ağır laf duymuştum kendisinden. “Yedi aylık doğdun sen…” diyerek, öfkesini telefona boşaltıyordu. Üzülmüştüm. Gazap Üzümleri, Steinbeck konuşuyordunuz, anladım. Anamın çığlığıydı duyduklarım sizden inanın! Babam, ağabeyimdiniz, haklıydınız. Gülüyorum şimdi, çok yaşasın değerlerimiz…
…
Ölüm Oyunları; Katı ahlak anlayışını, şiddeti, kapalı cinselliği Toroslar’ın, yörükleri arasında yıllardır anlatılan Çolak Osman Ağa öykülerinden yola çıkarak kaçıncı defa yazmıştı kimbilir beyaz şapkalı Osman öğretmenimiz. Antep’e bildik öyküleriniz. Torosların balını, Yaşar Kemal’in imgelerini bölüşmüşüz söcüklerimizle, yazgımızla. Çocukluğunuz koşturuyordu Ölüm Oyunlarında. Yunus Nadi Ödülü’ne iki kez layik görülen tek yazar olarak Türk Edebiyat tarihinde bir ilki gerçeklestirdiğinizle onurlandık.
…
Zaman zaman rahatsız ettiğimi düşünsem de ararım. Göre kapı alır beni telefonda. Her defasında “…işini kızına bırak, nefis/müthiş öyküler yazacaksın…” diyerek eleştirir, yüreklendirir beni. Türkan Şoray kadar olmasa da etkilenmiştir yaşadıklarımdan, öykülerimden duyduklarımla…
Kasım 2006. (Gazi)Antep Birinci Kitap Fuarı. Fırat’ın coşan suları taşan balıklarla ulaşıyorum şahsına. Gelebileceğini, bir öykü Paneli düzenlememizi, oturum başkanı olmamı söylüyor… Zor bir görevdi. Heyecanlıydım. Çehov gelmiş gibi şenlenmişti Antep. Araştırmacılığınızla, kabınıza sığmayan yapınızla umarız memnun gittiniz! Provake edilmemize, kıskanılmamıza rağmen çok başarılıydık söyleşide… Usulca kopye uzatan öğrenci gibi danışmıştım fikrinizi yanıbaşımda. “Bekle…” deyişinizle beklemiştim gerilsem de. Utansalar mı! Neyse… Bozguncular çok! “Kırılmak gibi bir lüksümüzün olamaz hocam…” der ODTÜ’den öğrencim Melek. Sevindik/etkilendik ayakta sunumunuzdan. “Yaşar Kemal, Sinema, Folklör, Edebiyat” gizemli tasvirlerinizden büyülendik, çoğaldık.
Çukurova’ nın romanını sizden okumak/dinlemek yayla sakızı, dut kurusu, Kekre elma tadında. Sizinle övünüyoruz, Yaşar Kemal’le övündüğümüz kadar. Vedalaşırken bıraktığınız imzalı iki kitabınızı okumuştum. Ancak siz gibi önemli değeri yazmak cesaret isterdi. Bekledim. Umarım doğru yazıyordum. Zor hocalarımdan titrer, dudaklarım uçuklar hep.
“Geniş Bir Nehrin Akışı, Yaşar Kemal”, “Kırmızı Yel Acenta Mirza”. “Değerli öykücü Nesrin…” diye imzalı kitaplarınız. Soylusunuz. Emeklerimiz boşa gitmeyecek, yaşayacağız zekamızla. Geniş Bir Nehrin Akışı YAŞAR KEMAL; yazılışı yıllar sürmüş bir Yaşar Kemal incelemesi. Edebiyatımızda bu kadar folklör kokan anlamlı bir çalışma yoktu bence... Toroslarda, geceleri korkusuz dolaşıyorum, kınalı çocuklarla oynaşıp çelik çomak, çizgi oynuyorum. Kırk örgü saçlarım dolaştı, anam rahmetlinin dizlerinin dibinde okuyordum sizi.
Yaşar Kemal ve Doğa, ‘Yanan her ateş bir yeşildir, tüterek ağlar’ (Kızılderili ağıtı) girişinizle kitap çiçekleniyor, sürmeli gözler ağlıyordu karşımda. Tiyatro, Sinema, Resim, Müzik, Bale, Opera anlamında Dünyayı etkileyen Yaşar Kemal, ikizi Osman Şahin. Önemli bir eser, okumalsınız. Can yayınlarını kutlamak, rahmetli Erdal Öz’ü saygıyla anmak… Yaşadıklarımız siniyor yazılarımıza. Aşiret kavgaları, terör, Fırat, töreler, kan davaları… Siyasal, sosyal yaşamımız ibrişimle işli, halatlarla bağlı, sözcüklere örülü. Serçe cıvıltılarıyla, ağıtlarla, halaylarla, doğayla, insanla sarılı acılar. Özgün, uzun soluklu dille anlatımınızdan etkilendim. Uykularım kaçtı, başı iyice dumanlanmış Gavur dağlarına uçuyorum güvercinlerle, yabanalarla.
…
Osman Şahin “biziz”. Kemal Sunal Filmidir öyküleri. Kırmızı Yel’ öyküsü ‘Adak’, ‘Fareler’ öyküsü ‘Kibar Feyzo’ adıyla Atıf Yılmaz tarafından filme alınıp, yurtiçi ve yurtdışı festivallerde ödüller kazandırdı ülkemize. ‘Acenta Mirza’ ve ‘Reşim’ öyküleri de Yavuz Turgul tarafından sinemaya aktarılmış ‘Züğürt Ağa’ filmiyle izlemiştik. Film izlememi önermenizle, sevdiğim bir işin doğruluğunu onaylamıştınız. Şanslıyım, iyi ki Kitap fuarlarına katılmışım. Şimdilerde imkansız. Müthiş davetler alsam da dünyanın her köşesinden; kıçımı kırmışım -Erdal Öz’ün şahsıma haklı tabiriyle-, papatyalarla, gelinciklerle, dikenlerle yazıyorum, dikkatimi dağıtsın istemiyorum ard niyetliler.
Osman Şahin kitapları başta İngilizce olmak üzere sayısız dile çevrildi. İsveç’te, sonra Almanya’da, dünyanın önemli ülkelerinde öykü antolojilerine girdi, övgüler yazıldı. Biraz zaman tanırsanız “söz veriyorum…” Lütfi Kaleli, Erdal Öz(!), Osman Şahin hocalarım’ın kendilerine danışarak birer yazı/… İngilizce’ye kendi kalemimden 2009’da çevireceğim, önemli bir yerde de yayınlatacağım. Emeğiniz, hakkınız çok bende ödemem olanaksız.
…
Doğu, Güneydoğu, Anadolu’nun okullarında beden eğitimi öğretmenliği, Fırat boylarında köy öğretmenliği yaparak doğadan/öğrencilerinizden müthiş etkilenmişsiniz. Onur görevleriniz; Türkiye Yazarlar Sendikası, Türk Pen Yazarlar Derneği, Dil Derneği, Edebiyatçılar Derneği üyeliğiniz. TRT-1970 Öykü Büyük Ödülü’nü, Nevzat Üstün Öykü Ödülü’nü, Ömer Seyfettin Öykü Ödülünü, Sait Faik Abasıyanık Hikâye Armağanı’nı kazanmışsınız. “…bu güne dek çok ödülleriniz olmalıydı…” deyişinize aldırmıyorum. Anadolu’ya bakış çok iyi değil. Yarışmalara pek katılmıyorum arasalar bile artık. Ödül içinde yazmadım, sizleri tanımak önemliydi yeter.
…
Ne zaman sesini duysam; ilk duyduğum sözcükler arasında “…öyküm filme alındı… işini bırakmalısın… İstanbulda yaşamalısın…” Çok duyuyorum, söylüyorlar. Yurt dışında ağırlamak isteyenlerle onurluyum. Ancak Yörükler yorulmak bilmiyor. Zala kadınlar, Çoban Osmanlar hep olacak Çukurova’da, Zeugma’da. Alleben’de yaşayarak yazmak da farklı bir keyif hocam! Taşan Fırat sularının beslediği 6.000 yılı aşmış toprağın üzerine yalın ayak basarak yazabilmekten mutluyum… Herkes giderse burada kimseler kalmayacak! Oturalım bazılarımız “taşra… çöplüğümüzde…” Internet, okumak yetiyor. Kitap Fuarı çalışmalarımızda size çok gülmüştüm. Bilgilerinizi “PTT, faxla gönderme olayına…” Alışkanlıklarımızdan vazgeçebilmek sızlandırıyor bizi…
1970 TRT ödülleri köy kökenli ve Köy Enstitüsü çıkışlı iki sanatçi çıkarır ortaya. Ümit Kaftancıoğlu, Osman Sahin. Firar filminin öyküsünü cezaevinde yazar. 1997'de IX. Ankara Uluslararasi Film Festivali’nde sinemaya yaptığı katkılardan, Aziz Nesin Emek Ödülü ile, 1999 yilinda, 36. Antalya Altin Portakal Film Festivali'nde Yasam Boyu Altin Portakal Onur Ödülü ile onurlandırıldığınızı okudukça değerinizi/ değerimi daha iyi algılamaktayım. Asıl ben mutluyum/onurluyum sizinle aynı çağda yaşamaktan, tanıklıktan. Hemingway, Arthur Miller, Çehov, Ahmet Arif, Fakir Baykurt, Orhan Kemal, Talip Apaydın, Adnan Binyazar birliğini yaşarsınız Osman Şahin sözcüklerinde...
Farklı yazın türlerinden yazmayı denediğimi söylediğimde müthiş öfkelenir. “…Seni şaşırtmaya çalışıyorlar. Kim söylüyor size bunları yapmanızı! Dikkat et… Öykü yazacaksın sen, unutma” diyerek ikna olurum bir süreliğine. İçimdeki çelet/uslanmaz çocuk etkiliyor beynimi öncelikle. Berfin’den İsmet Bey’i en son aradığımda ”…siz yaşıyormusunuz, nerelerdesiniz?..” sözleri çınlıyor kulaklarımda. Güvenmenizi, inanmanızı… halis Anadolu insanı vefayı, geleneği, kaybolmayı, dikkate… Bilerek hata yapmıyacağım, inanıyorum. Namus DNA’larımıza sinmiş, hiçbir güç onu yerinden çıkaramaz. Kendim/Babam yüzüme tükürür öncelikle. Ancak… düşünürseniz ki… yetkilisiniz, hakkınız var…
Nesrin Özyaycı
http://www.nesrinozyayci.com
Osman Şahin
Çukurova…
Toroslar… Kıvrım kıvrım çam, meşe, kayın ormanlarının çevrelediği Çukurova. İlk mektepte lastik çizmelerimizle buzda paten yapa yapa, el ele tutuşup “yağ satarım bal satarım” oyunları. Amanos/Nur/Gavur dağlarında otobüs yolculukları. Dağ’ın eteğinde buzdan sıcak evlerin önünde ekmek açan, lor, çökelek böreği pişiren kadife fistanlı, elleri saçları kınalı, telaşlı analar. Asi, Fırat, Alleben nehirleri. Zıldır zıldır otlu bulgur aşının üzerine karsamba yerdik damda, boğazımız şişmezdi. Hüyükteki nar ağacının dibindeki nar gibi ocağa baş soğanlar gömüp, nar çiçeği rengindeki salçayı, naneyi, gövermiş sarımsağı tandır ekmeğine sürüp dürümlemiştik…
Karacaoğlan, Dadaloğlu, isyanlar, kan kokusu sözcükleri yazan Onursal Nobelli yazarımız Yaşar Kemal. Çukurovayı muhteşem giydirmiş folklörüyle sözcüklerinde. Sıkıyönetim/mahkeme kararıyla dinlenmesi durdurulan/yasaklanan çocukluğumdaki radyo arkası yarın programı: İnce Memed. Ülkemizde izlenmesi yasaklandığı halde 80’li yıllarda Avrupada kıran kırana izlediğim Yılmaz Güney-Sürü filmleri. Durmayacağız, koşacağız. Abdi Ağalar, Memedler, Hatçeler. Kanunlar, töreler, eşkiyalar, çeteler. Ayarsızlığıyla, alasıyla güncelliğini koruyan öykülerimiz. Ağrı Dağı Efsanesi ince, derin bir roman Yaşar Kemal’den. Çoban Ahmet ile padişah kızı Gülbahar'ın sevdaları, aşkın gücü. Osman Şahin’le nicelerinde şanslıyız… Çukurovayı yaşayan bilir/anlar süt’ün kekik kokusunu, kör döğüşünü, Demirciler Çarşısı Cinayetini. Yaşar Kemal, Osman Şahin, Anadolu öyküleriyiz.
Yörük, göçebe yaşam tarzını yürümek sözcüğünden türeterek Anadolu’da yaylak-kışlak hayatı yaşayan obaları, Yörüklük geleneğini orta ve batı Toroslar’da yaşayan aileleri anlatan önemli ustlarımız Yaşar Kemal, Yörük çocuğu Osman Şahin…
Bir yazgı/rastlantı olarak çıktığım edebiyat yolculuğumda rahmetli Erdal ÖZ’den duymuştum; Edebiyatın okulu olmaz, ustaları vardır… Özümüze, ustalarıma, öğütlerine, zılgıtlarına saygılar…
…
Osman Şahin; Mersin doğumlu. Diyarbakır Dicle Köy Enstitülü, Gazi Eğitim Enstitülü öğretmenimiz. Öğrencileriyiz. 12 Eylül emeklilerindeniz. Kovuşturmalar, mahkumluk. Sanat/Yazın hayatına, Kırmızı Yel adlı öyküsüyle başlayıp, Acenta Mirza, Ağız İçinde Dil Gibi, Acı Duman, Kolları Bağlı Doğan, Ay Bazen Mavidir, Selam Ateşleri, Ateş Yukarı Doğru Yanar(Köy Enstitüleri üzerine 43 yazı). Mahşer, Son Yörük, Ölüm Oyunları(öykü), Geniş bir nehrin akışı YAŞAR KEMAL(deneme), Yaşar Kemal Bir Çukurova’dır adlı röportajı ABD’de, Yaşar Kemal ve Osman Şahin’in Yapıtlarında Ölüm İmgeleri ve Düşler adlı inceleme yazısı da Fransa’da yayınlandı. 22 öyküsü filme alındı. Bazılarının senaryolarını yazdı. Filmler yurtiçi ve yurtdışı film festivallerinde ülkemize 30’dan fazla ödül kazandı.
…
Bir babam/öğretmenim vardı, Köy Enstitülü İbrahim Ödemiş. Tezek/insan/sütlü çorba/pancar aşı tadında kokan unutamadığımdır. Yaşar Kemal ayarında, kızlarımın dedesi, babamla birlikte. Dinlediğim, yorulduğum yaşamımda yolunu, izini kaybetmedim belleğimde öğrettikleriyle/rehberliğiyle, hüzünlensem, burkulsam da yaşıyor… Acıları birlikte zehirle yaşadığımız önemli bir öğretmenim yaşamımda etkileri derin.
…
…Ekim 2004 yılında İstanbul Tüyap Kitap Fuarı, Edebiyatçılar Derneği standında darmadağınığım. Direncimi, dizlerimi kırmışlardı. Titriyorduk yaşadıklarımızdan. Ekim’de montsuz gitmiştim Antep’ten. Gaye adlı okurum montunu getirmişti nasıl unuturum. Kağıt kokusu sinmişti ayranımıza. Toroslarda şafak çoktan sökmüş, çobanlar yola koyulmuştu itlerle sürülerin önünde. Kümes hayvanları çatal parmaklarıyla toprağı eşeliyorlardı beslenmek adına. Yavuklular bahar çağlalarıyla seherde tozlu yola düşmüştü. İtler aceleci. Tez canlıyız, cesuruz…
Standımıza yolda yolduğum çiçekleri serpiştiriken, yanıbaşımda değer bir adamı fark ediyorum. Yazılarımı gönderdiğim “Özürlü İhanetler, Alleben…” öykülerimi yayınlayan Berfin Kültür Sanat Edebiyat Dergisi Genel Yayın ve Yazıişleri Yönetmeni İsmet Arslan. İlk kez karşılaşıyorduk. Bir notla gelmişti. “Osman Şahin sizinle muhakkak görüşmek istiyor, Can yayınları, 29.Ekim.2004 saat: 13:00 ”. Şaşırmıştım. Meraklanıyorum… Hafızamın rengi koyu griydi yaşadıklarımdan. Başaklar Gece Doğar’ı okuduğumu, sonradan anımsıyorum. Yoksulluk, topraksızlık kokan, '70'li yılların Çukurovası, Ceyhan Sarıbahçe köylülerinin katılımıyla gerçekleştirilen toprak işgalinin, ağalığın, çok yüzlülüğün, haksızlıkların, ezilenlerin, sömürülenlerin, zayıfların Toros resimleriyle, kuş cıvıltılarıyla, öfkeyle basılmış bir kitaptı.
Ertesi gün, yayınevindeyiz. Çekingenliğimin utancımın allığıyla yayla kalemli, Cumhuriyet bakışlı, yayık ayranı tadıyla Osman Şahin’le karşılaşıyoruz, Erdal Öz’ün ilerisinde. Ölüm Oyunları kitabını armağan ediyor; “Gelecekte kendisinden çok iyi öykü kitapları beklediğim değerli eğitimci, Nesrin Özyaycı’ya yüreklerle, Osman ŞAHİN, 29.Ekim.2004, imza.”. “Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun öğretmenim…” diyorum. İlk sözcükleriniz halen belleğimde; “İyi bir sevgili bulmuşsun, sakın ihanet etme kalemine… Temiz, ak elbiseli güzel bir kızsın, üzerine çamur sıçratma sakın…” Anladım. Meraklanmayın, gözünüz arkada kalmasın Sevgili öğretmenlerim; Lütfi Kaleli, Erdal Öz, Osman Şahin, Atilla İlhan, Ataol Behramoğlu, Erdal İnönü… Aceleyle “Berfin Standı’na” doğru yola koyuluyoruz. Köy meydanında sıcak tandır ekmeği kokusuyla buram buram cor ediyorduk (sohbetteydik). ”Gitiğinde yazdığın öyküleri bekliyorum…” Güvenle, gülümseyerek vedalaştık.
Fuar dönüşü öyküleri kara buza aldırmadan gönderiyorum. Posta ulaşır ulaşmaz arıyordu. “Kanka” anı, “Işık” şiir kitaplarımdan etkilenmiş, öfkeli sözcükler sıralamıştı yaşatanlara. Etkilemiştim, etkilenmiştim. Öykülerle uğraşacağıma söz verdim. Öleceğimi düşünmüşte acele etmiştim inanın. “Alleben’de Boğulmak” öykü kitabım basılmıştı. Erdal ÖZ kadar zılgıt basmış, ağır laf duymuştum kendisinden. “Yedi aylık doğdun sen…” diyerek, öfkesini telefona boşaltıyordu. Üzülmüştüm. Gazap Üzümleri, Steinbeck konuşuyordunuz, anladım. Anamın çığlığıydı duyduklarım sizden inanın! Babam, ağabeyimdiniz, haklıydınız. Gülüyorum şimdi, çok yaşasın değerlerimiz…
…
Ölüm Oyunları; Katı ahlak anlayışını, şiddeti, kapalı cinselliği Toroslar’ın, yörükleri arasında yıllardır anlatılan Çolak Osman Ağa öykülerinden yola çıkarak kaçıncı defa yazmıştı kimbilir beyaz şapkalı Osman öğretmenimiz. Antep’e bildik öyküleriniz. Torosların balını, Yaşar Kemal’in imgelerini bölüşmüşüz söcüklerimizle, yazgımızla. Çocukluğunuz koşturuyordu Ölüm Oyunlarında. Yunus Nadi Ödülü’ne iki kez layik görülen tek yazar olarak Türk Edebiyat tarihinde bir ilki gerçeklestirdiğinizle onurlandık.
…
Zaman zaman rahatsız ettiğimi düşünsem de ararım. Göre kapı alır beni telefonda. Her defasında “…işini kızına bırak, nefis/müthiş öyküler yazacaksın…” diyerek eleştirir, yüreklendirir beni. Türkan Şoray kadar olmasa da etkilenmiştir yaşadıklarımdan, öykülerimden duyduklarımla…
Kasım 2006. (Gazi)Antep Birinci Kitap Fuarı. Fırat’ın coşan suları taşan balıklarla ulaşıyorum şahsına. Gelebileceğini, bir öykü Paneli düzenlememizi, oturum başkanı olmamı söylüyor… Zor bir görevdi. Heyecanlıydım. Çehov gelmiş gibi şenlenmişti Antep. Araştırmacılığınızla, kabınıza sığmayan yapınızla umarız memnun gittiniz! Provake edilmemize, kıskanılmamıza rağmen çok başarılıydık söyleşide… Usulca kopye uzatan öğrenci gibi danışmıştım fikrinizi yanıbaşımda. “Bekle…” deyişinizle beklemiştim gerilsem de. Utansalar mı! Neyse… Bozguncular çok! “Kırılmak gibi bir lüksümüzün olamaz hocam…” der ODTÜ’den öğrencim Melek. Sevindik/etkilendik ayakta sunumunuzdan. “Yaşar Kemal, Sinema, Folklör, Edebiyat” gizemli tasvirlerinizden büyülendik, çoğaldık.
Çukurova’ nın romanını sizden okumak/dinlemek yayla sakızı, dut kurusu, Kekre elma tadında. Sizinle övünüyoruz, Yaşar Kemal’le övündüğümüz kadar. Vedalaşırken bıraktığınız imzalı iki kitabınızı okumuştum. Ancak siz gibi önemli değeri yazmak cesaret isterdi. Bekledim. Umarım doğru yazıyordum. Zor hocalarımdan titrer, dudaklarım uçuklar hep.
“Geniş Bir Nehrin Akışı, Yaşar Kemal”, “Kırmızı Yel Acenta Mirza”. “Değerli öykücü Nesrin…” diye imzalı kitaplarınız. Soylusunuz. Emeklerimiz boşa gitmeyecek, yaşayacağız zekamızla. Geniş Bir Nehrin Akışı YAŞAR KEMAL; yazılışı yıllar sürmüş bir Yaşar Kemal incelemesi. Edebiyatımızda bu kadar folklör kokan anlamlı bir çalışma yoktu bence... Toroslarda, geceleri korkusuz dolaşıyorum, kınalı çocuklarla oynaşıp çelik çomak, çizgi oynuyorum. Kırk örgü saçlarım dolaştı, anam rahmetlinin dizlerinin dibinde okuyordum sizi.
Yaşar Kemal ve Doğa, ‘Yanan her ateş bir yeşildir, tüterek ağlar’ (Kızılderili ağıtı) girişinizle kitap çiçekleniyor, sürmeli gözler ağlıyordu karşımda. Tiyatro, Sinema, Resim, Müzik, Bale, Opera anlamında Dünyayı etkileyen Yaşar Kemal, ikizi Osman Şahin. Önemli bir eser, okumalsınız. Can yayınlarını kutlamak, rahmetli Erdal Öz’ü saygıyla anmak… Yaşadıklarımız siniyor yazılarımıza. Aşiret kavgaları, terör, Fırat, töreler, kan davaları… Siyasal, sosyal yaşamımız ibrişimle işli, halatlarla bağlı, sözcüklere örülü. Serçe cıvıltılarıyla, ağıtlarla, halaylarla, doğayla, insanla sarılı acılar. Özgün, uzun soluklu dille anlatımınızdan etkilendim. Uykularım kaçtı, başı iyice dumanlanmış Gavur dağlarına uçuyorum güvercinlerle, yabanalarla.
…
Osman Şahin “biziz”. Kemal Sunal Filmidir öyküleri. Kırmızı Yel’ öyküsü ‘Adak’, ‘Fareler’ öyküsü ‘Kibar Feyzo’ adıyla Atıf Yılmaz tarafından filme alınıp, yurtiçi ve yurtdışı festivallerde ödüller kazandırdı ülkemize. ‘Acenta Mirza’ ve ‘Reşim’ öyküleri de Yavuz Turgul tarafından sinemaya aktarılmış ‘Züğürt Ağa’ filmiyle izlemiştik. Film izlememi önermenizle, sevdiğim bir işin doğruluğunu onaylamıştınız. Şanslıyım, iyi ki Kitap fuarlarına katılmışım. Şimdilerde imkansız. Müthiş davetler alsam da dünyanın her köşesinden; kıçımı kırmışım -Erdal Öz’ün şahsıma haklı tabiriyle-, papatyalarla, gelinciklerle, dikenlerle yazıyorum, dikkatimi dağıtsın istemiyorum ard niyetliler.
Osman Şahin kitapları başta İngilizce olmak üzere sayısız dile çevrildi. İsveç’te, sonra Almanya’da, dünyanın önemli ülkelerinde öykü antolojilerine girdi, övgüler yazıldı. Biraz zaman tanırsanız “söz veriyorum…” Lütfi Kaleli, Erdal Öz(!), Osman Şahin hocalarım’ın kendilerine danışarak birer yazı/… İngilizce’ye kendi kalemimden 2009’da çevireceğim, önemli bir yerde de yayınlatacağım. Emeğiniz, hakkınız çok bende ödemem olanaksız.
…
Doğu, Güneydoğu, Anadolu’nun okullarında beden eğitimi öğretmenliği, Fırat boylarında köy öğretmenliği yaparak doğadan/öğrencilerinizden müthiş etkilenmişsiniz. Onur görevleriniz; Türkiye Yazarlar Sendikası, Türk Pen Yazarlar Derneği, Dil Derneği, Edebiyatçılar Derneği üyeliğiniz. TRT-1970 Öykü Büyük Ödülü’nü, Nevzat Üstün Öykü Ödülü’nü, Ömer Seyfettin Öykü Ödülünü, Sait Faik Abasıyanık Hikâye Armağanı’nı kazanmışsınız. “…bu güne dek çok ödülleriniz olmalıydı…” deyişinize aldırmıyorum. Anadolu’ya bakış çok iyi değil. Yarışmalara pek katılmıyorum arasalar bile artık. Ödül içinde yazmadım, sizleri tanımak önemliydi yeter.
…
Ne zaman sesini duysam; ilk duyduğum sözcükler arasında “…öyküm filme alındı… işini bırakmalısın… İstanbulda yaşamalısın…” Çok duyuyorum, söylüyorlar. Yurt dışında ağırlamak isteyenlerle onurluyum. Ancak Yörükler yorulmak bilmiyor. Zala kadınlar, Çoban Osmanlar hep olacak Çukurova’da, Zeugma’da. Alleben’de yaşayarak yazmak da farklı bir keyif hocam! Taşan Fırat sularının beslediği 6.000 yılı aşmış toprağın üzerine yalın ayak basarak yazabilmekten mutluyum… Herkes giderse burada kimseler kalmayacak! Oturalım bazılarımız “taşra… çöplüğümüzde…” Internet, okumak yetiyor. Kitap Fuarı çalışmalarımızda size çok gülmüştüm. Bilgilerinizi “PTT, faxla gönderme olayına…” Alışkanlıklarımızdan vazgeçebilmek sızlandırıyor bizi…
1970 TRT ödülleri köy kökenli ve Köy Enstitüsü çıkışlı iki sanatçi çıkarır ortaya. Ümit Kaftancıoğlu, Osman Sahin. Firar filminin öyküsünü cezaevinde yazar. 1997'de IX. Ankara Uluslararasi Film Festivali’nde sinemaya yaptığı katkılardan, Aziz Nesin Emek Ödülü ile, 1999 yilinda, 36. Antalya Altin Portakal Film Festivali'nde Yasam Boyu Altin Portakal Onur Ödülü ile onurlandırıldığınızı okudukça değerinizi/ değerimi daha iyi algılamaktayım. Asıl ben mutluyum/onurluyum sizinle aynı çağda yaşamaktan, tanıklıktan. Hemingway, Arthur Miller, Çehov, Ahmet Arif, Fakir Baykurt, Orhan Kemal, Talip Apaydın, Adnan Binyazar birliğini yaşarsınız Osman Şahin sözcüklerinde...
Farklı yazın türlerinden yazmayı denediğimi söylediğimde müthiş öfkelenir. “…Seni şaşırtmaya çalışıyorlar. Kim söylüyor size bunları yapmanızı! Dikkat et… Öykü yazacaksın sen, unutma” diyerek ikna olurum bir süreliğine. İçimdeki çelet/uslanmaz çocuk etkiliyor beynimi öncelikle. Berfin’den İsmet Bey’i en son aradığımda ”…siz yaşıyormusunuz, nerelerdesiniz?..” sözleri çınlıyor kulaklarımda. Güvenmenizi, inanmanızı… halis Anadolu insanı vefayı, geleneği, kaybolmayı, dikkate… Bilerek hata yapmıyacağım, inanıyorum. Namus DNA’larımıza sinmiş, hiçbir güç onu yerinden çıkaramaz. Kendim/Babam yüzüme tükürür öncelikle. Ancak… düşünürseniz ki… yetkilisiniz, hakkınız var…
Nesrin Özyaycı
http://www.nesrinozyayci.com