Orijinalini görmek için tıklayınız : iklimsiz
iklimsiz
09-11-2008, 20:39
YARININ YEŞİL SAÇLARI<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
"Doktor bu çocuk tam bir trajedi, başından ne geçtiğini tahmin etmek güç değil ancak şu an travma yaşıyor olabilir."
"Haklısınız Senem hanım cinsel bölgesinde kızgın şiş izleri, vücudunda sigara yanıkları,mor ötesi ışıkla algılayabildiğimiz öncül morluklar ve en önemlisi cinsiyet bölgesinde ağır tahribat. Dokuz yaşında bir çocuk için ağır bir tablo."
Senem hanım "Peki ya saçları"
Doktor "Yağlı boya yetimhaneye getirildiğinde üstü başı yemyeşildi. Ama tek sorun saçları değil."
"Başka ne var doktor bey daha ne olsun?"
"Bu çocuğun çene kemiğinin kırık olduğunu fark etmediniz mi? Ayrıca akciğer röntgeninde ağır darp ve öncül hastalık hikayesi bulgularına rastladık."
Doktor masanın üstündeki fotoğrafları göstererek "Tırnak araları uzun zamandır dışarılarda kaldığına işret ediyor."
Senem hanım "Bu kadar değil mi başka bir şey daha var mı?"
"Gözlerindeki kızarıklıklar dikkatinizi çekmiyor mu?"
"Peki bu ne anlama geliyor?"
"Genizden konuşmalarını da hesaba katarsak bali, tutkal veya tiner çeken bir müptela çocuk olduğunu size emin olarak söyleyebilirim.
Büyük dışkısını tutamaması var makat bölgesinde derin çatlaklar var. Kanında analjezi, az miktarda alkol ve uyku hapı hammaddelerine rastladık. Birisi veya birileri bu çocuğu fena kullanmış. Vücudundaki susuzluk derecesine bakarak bağımlılık yapan maddeleri uzun zamandır aldığını yada almaya zorlandığını tahmin edebiliriz. Dişlerinin sarılığından ve tırnak beyazlığından da...
Senem hanım "Yeter artık susun lütfen!"
"Uzun süreli açlık diyecektim merak etmeyin bitiyor."
"Ne kadar da soğuk kanlısınız."
"Merkezi yerler de çok çalıştım ve bu tür vakalara çok sık rastlıyordum. Ancak itiraf etmek zorundayım bu kız çocuğunun o kadar çok şey yaşamış olması tıp literatürüne geçecek bir nitelik kazandırıyor vakaya."
"Bitiyor dediniz yani anlatacağınız başka şeylerde var ama artık ben dinlemek istemiyorum sadece bir tek şeyi merak ediyorum psikolojisi nasıl. Atlatacak mı?"
"İlgi alakayı eksik etmeyin meraklarının uyanmasına teşvikte bulunun yaşının küçük olması avantajını da eklersek atlatması daha kolay olacaktır sanıyorum. Şu an korku ve uyumsuzluk verileri alabiliyorum. Tablonun ilerleyen seyrine göre tedbir ve tedavinin aşamasını tahmin edeceğiz. Muhakkak bir pedagog görmeli bu vakayı.O zaman daha net konuşabiliriz."
"İçimi rahatlatmadı bu söyledikleriniz. Biz ne yapabiliriz yada ben yani sizin gibi şu vakası bu tablosu derken bir eşyadan söz eder gibi davranamıyorum."
"Siz bu yetimhanenin en genç ve deneyimsiz idarecisisiniz. Size tavsiyem soğuk kanlı olmak zorundasınız. Bu hem o çocuk hem de diğer çocuklar için geçerli. Onların iyiliği için."
"Size katılmıyorum. "Kapıyı çarpıp çıktı Senem Hanım. Doktor sanki yanında birileri varmış gibi konuşmaya devam etti.
"Zührevi yara bazlı hepatik tabloya yatkınlık olası taşıyıcılık ve enfeksiyonel dermotolji alerji tablosu ayrıca beslenme bozukluğundan böbreklerinden biri..."
Havva AĞRAL
Edited by: emre gümüşdoğan
yabangülü
13-11-2008, 13:06
Havva çok güncel bir konuyu hikayelemişsin. Tıbbi analiz terimlerini iyi araştırdığın muhakkak. Hikayenin konusu çoğu insanı rahatsız edici bir konu. İşin kötüsü son zamanlarda çok sık duyduğumuz, görmezden gelerek içimizi rahatlatmaya çalıştığımız bir konu bu. Merak uyandırarak okunduğu bir gerçek. Ama hikayenin tam da başladığı yerde koymuşsun noktayı.
Hikayeler kahramanlarının duygularıyla can bulur. Senem Hanım ve doktor karakterleri senaristik konuşmalar içindeler. Ama hikaye bence senem hanımın odayı terk etmesiylemerak uyandırıyor. Bakalım ileriki zamanlarda senem hanım ne yapacak? neler yaşayacak? doktorun bakış açısı gerçekten öyle mi? yoksa o dakalbine dost kalabilmek için mi katılaşmış?
MERAKLA bekliyorum. Fakat senaryo yazma eğilimini daha yüksek gördüm ben sende......
iklimsiz
13-11-2008, 15:05
aslında dramayla ilgileniyorum.Şu an elimde oyun yazmak üzere dökümanlar tutuyor olsam da önce kısa öyküyle yazı yazma disiplini ve yürümeyi kendime
öğretmenin derdindeyim.Bu yazdığımı bir öykü kategorisine pek koymuyorum zaten.Asıl amacım dram yaratma konusunda küçük alıştırmalar yapmak.Bu yazdığım sadece kendime verdiğim bir ödevdi.
yabangülü
13-11-2008, 16:03
Seni çok iyi anlıyorum. Biliyor musun, kısa bir hikaye yazmak, roman yazmakdan daha zordur. Benim diyen öykücülerin bile zorlandığı bir iştir. Sen dram yaratamamışsın bence bu yazında... Mecut dramatik bir konuyu yeniden işlevselleştirmişsin. Bencu şunu denemelisin.....
herhangi 3 ya da 5 objeyi bul....bunlar biribirinden alakasız şeyler olsun.... Dramatik oyun yazarlığı bölümlerinde yapılan yazılı sınavların da tekniğidir bu...
mesela 1) kuş
2) para
3) soba
4) kadın
5) Aşk.... gibi....
bu beş alakasız unsuru birbiriyle öyle bir tanıştır ki, ortak bir hayatları ve güzel bir hikayeleri olsun........Hikaye yazmak böyle birşey... (Bende öykücüyümdür ve kısa öykülerde kendimi başarılı bulmam)
Nacizane bir eleştiri yaptım... Umarım incitici olmamıştır.
iklimsiz
15-11-2008, 14:44
teşşekkür ediyorum iyi bir doğaç tekniğine benziyor kesinlikle deneyeceğim.
iklimsiz
19-11-2008, 14:23
İŞLEME
Gergefinde eskiden tanıdığı bütün sokak çocuklarının iniltilerini işliyordu kadın.Sonra kalkıp penceresinde tutunmaya çalışan cılız fesleğenllerini birer bardak suyla yıkadı.Derin derin soludu fesleğen fidelerini. El radyosunu açıp gergefine geri döndü. Ne fesleğenleriyle nede daha önce yetiştirdigi çiçeklerle hiç konuşmazdı. Soğuk ve gergin bir görünüşü vardı. Ama zihni feleğin çemberinden defalarca döndürülmüşlüğün dinginliğindeydi. Katılaşmıştı.
Eski bir fahişe olduğunu kanıtlayan tek belirti,bilek içlerine kazınmış jilet izlerydi.Hovardanın biri kendi adını kazımaya kalkmıştı.Derisi sert gelince de öfkelenmiş kadının bileğini yol yol etmişti.
Akşam oluyordu. Gökyüzü grilenmiş, göçmen kuşlarını sarı sarı kürüyordu. Kadın pencereden akşamı izlemeye koyuldu. Sokak alabildiğine grift lekelerle doluydu. Her türlü griler ve her türlü karanlık devinim içindeydi. Üniversiteli bir genç kız yılgınlıkla kaldırımlara oturmuş kaçmış çorabını boydan boya tutkallıyordu.
Karşıda tornacılık yapan gençler kıza bak diyerek birbirlerine dirsek vuruyordu. Ne konuştuklarını tahmin etmek güç değildi."Ağabey bu kız geçen günkü metal sendikası eylemindeki öğrenci gruptan değil mi? Polis bunu bir eline geçirse varyaaa copunu ballandırra ballandıra..."
"O ne demek lan ballandıra ballandıra?
"Anlasana"eliyle mâlum bir işaret yaparak.
İlkokul çocukları yaz sonu camiden dönüyorlardı birbirlerine fesatlanarak."Kızım camiye kısa kollularla gelmişsin allah seni cehenneminde yakarsaa görüürsün o zaman"
Bir diğeri"cehhennemi çok büyük yapmışlar senin benim gibi günahkârları koymaya..." Çocuk eliyle kocaman bir daire çizerek söylediklerini desteklercesine cehennemi tezahür ediyordu. Parmağının ucuyla küçücük dediğide insanlardı.
Sokakta çekirdek çitleyen kadınların zamanı dolmuştu.Anaç tavuklar gibi çocuklarını döve döve eve sokuyorlardı.
Ve bir kadında sokak ortasında dayak yiyordu. Çocuklarının gözü önünde. Kadın savrula savrula dövülürken değnekli kör bir adamı yere deviriyordu. Dayağı izleyen çocuklar kör adama yardıma koşuyor, bu arada haşarı bir oğlan çocuğu elindeki kaynana zırıltısını kör adamın kulaklarına anîden dayıyordu. Adam bir hayvan gibi ürkünce de haşarı çocuk gülüyordu.
Cami dönüşü yarıyolda kafasını açan kızlar ve toptan terli gelen oğlanlar da bu şiddetin birer parçası olarak eklemleniyordu işleniyordu kendi hâlinde..
Velhâsıl sokağa nakış nakış akşam geliyordu.Korkular,sığıntı kuytular ve karanlık lekeleriyle. Derken eski fahişe kadının kapısı çalındı. Gelen hacı kılığıyla ev sahibiydi. Bu adam da ne diyordu böyle tahminde bulunmak yine güç değildi. "Sen bu evin kirasını böyle gergef işleyerek falan ödeyemezsin. Hani diyorumki başka türlü de anlaşabiliriz. "Adamın salyaları ağzının kenarlarından sarkıyordu. Tam bu esnada apartmanın aşşağısından bir takım gürültüler gelmeye başlamıltı. Sivil polis tombalacının beyaz zulasını kırıyordu. Tekme tokat ve bağrış sesleri anîden ortalığı kaplamıştı.
Eski fahişe kemikli parmaklarıyla kulaklarını tıkamaya çalıştı. Karşısındaki salyalı adamın ne dediğini bile anlayamamıştı. Ancak yinede anlamıştı. Hüzünlü bir kabullenişle kadın başını öne eğdi. Bu adama karşı çıkarsa neler olabileceğini de çok iyi bildiğinden adamı içeri aldı.
HAVVA AĞRAL
Edited by: emre gümüşdoğan
iklimsiz
19-11-2008, 14:24
eleştirilerinizi bekilyorum
emre gümüşdoğan
19-11-2008, 14:40
Sevgili iklimsiz,
Düz yazı konusunda kendimi eleştiri yapmaya yetkin bulmuyorum. Ancak bu metni yazı formatı ve siteye yüklenme olarak eleştirebilirim. Çünkü yazının bütünlüğü bozulmuş.
Bence bu yazıyı önce "not defteri" sayfasına, ya da ofis programı yüklüyse açılacak sayfaya yeniden yükleyip yazıformatını seçtikten ve satır başlarını belirlediktensonra yükleseniz...
iklimsiz
19-11-2008, 19:51
NENNİ OĞUL
Bir çok yerinden leğimli guzine sobası etrafından isler tüte tüte uğuldayan rüzgarla ritim tutturmuş çıtırtılarla yanıyordu.
Çoban köpekleri geceyi savuran rüzgara karşı uluyorlardı.Doğa kendi ayazında farklı bir coşkunluk yaşarken,acı gözbebeklerinde
büyümüş Emine kadın da kendi yasında ığranıyordu. İki elini başının arasına almış üç gündür aynı yerdeydi.Kanadı kırılmış göçerliği
tabiatından çekip alınmış cılız bir kırlangıç hâli ruhiyesi çırpınıp duruyordu.
.
Uyku sinsi kabir azabı üç gündür evlerine uğramamıştı.
Delicenin çolak Memed saramış parmak uçlarını yaka yaka cıgaraları uçuca ekliyordu. Emine kadın işaret diliyle sobaya odun
atacağını anlatıyordu.Çolak Memed olur olur dedi.Oda sıcaktı amma acısından zanlımca diyordu Memed.
Gecenin ilerleyen saatleri uyku ve uyanıklıkla gidip gelirken;Odaya giren rüzgarlar boş beşiği sallamaya başladı.Emine kadın
kendini acının boşluğuna salmış sallanıyordu.Pervazından kopan tahta pancerenin kapakları,dışarıda selvi ağaçları...
Gece Halil bebeğin nennisini tutturmuş ığranıyordu.
Daha üç gün önce bu beşik doluydu. Ne Emine kadın gibi dilsiz di çocuk ne de Memed gibi elleri içine dönük çolak...
Sabaha karşı Memed uyandı.Baktı ki Emine kadın uykusunda boş beşiği sallıyor.Çok garibine gitti.Dışa dönük
bileklerini duvarlara vura vura ağlamaya başladı.
Emine kadın sıçrayarak uyandı.Uyanır uyanmaz da beşiğe yekindi.
Ama ne çare beşik üç gündür boş...
HAVVA AĞRAL
iklimsiz
27-11-2008, 23:09
ÇÜRÜK ÇAMUR
Fabrika ömür dişlisi
günü günahı bıçkılayan
vardiyalı bölüştüren
bir kahpelik
iki metelik
binbir tanrı örsü
insan kendinin çekici...
***
"Nisan'ın ardından yaktığın o kötücül ağıtların artık sonu gelmeyecek mi?"
"Son yazdıklarımın Nisan 'la pek ilgisi yoktu.Sen öyle algılamış olabilirsin."
"Başka konu yokmu konuşacak ben kabullenip geçiyorum ya sana ne oluyor!"
"Kızma ama o gün kıza o şekilde neden çıkıştığını anlamaya çabalıyorum."
"Direkt sorsan olmazmıydı"
"Hiç birşey anlatmıyorsun ki."
Suat güçlükle nefes alabiliyordu.Göğüs kafesindeki acının şiddeti kısmen azalmıştı ama darpedilmenin acısı olduğu gibi yerindeydi.
Evin içinde bir süre sessizlik oldu.Zeynep odanın içimde amaçsızca gezinip duruyordu.Bakış ve mimikler harekete geçti.Suat moralim bozuk
diyorudu.Zeynep sana yaklaşmama izin ver, seni anlama yardım et demeye çabalıyordu.Suat öfke nöbetlerinden yorulmuş bitkin
omuzları çökük Zeynep'i yanına çağırdı.
Suat koltuğa sırtını iyice yerleştirdi.Paketten sigara alıp yaktı.Öksürüğe tutulmamak için kısa kısa nefesler alıp sigarayı Zeynep'e
uzattı.Zeynep arkadaşı Suat'ın dizleri dibine çökmüştü.
"Dinle öyle ise" dedi."Eskiden karneyle ekmek kuyruğuna girilirdi sen hatırlamazsın ben bile küçük sayılırdım"
Zeynep konuyla ne alakası var diye düşünüyordu ancak sessizliği bozmadı.
"Nisan iki küçük kardeşiyle her akşam üstü ekmek kuyruğuna girerlermiş.Dönüş yolunda açlık iyice bastırırmış midelerine
ablalarına yalvarmaya başlarlarmış.Ucundan birazcık böl abla diye.Ekmek o dönem en kıymetlisi insanın yolda artıklanıp gelirse bereketsizlik
sayıldığından evde dayak var diye dokundurmazmış ekmeğe.Yolda kardeşleri yalvarır o ekmek bölmek istemez eve varırlarmış.Bazen de
hem kendi açlığına hem kardeşlerinin yalvarmasına dayanamaz bölermiş ekmeği.
Zeynep"Dayağı da yerlermiş öylemi?"
Diyerek böldü Suat'ı sonra kabahat işlemiş çocuklar gibi pusup boynunu büktü.
"O zamanlar sekiz yaşındaymış Nisan kardeşleri altı ve dört."
Suat yine bir sigara yaktı.Göğsündeki acı ve yanmaları hatırlayarak yüzünü iyice ekşitti.Sigarayı yine Zeynep'e uzattı.
"Bir işçi maaşına sekiz nüfus ekmekten başka yiyecek bir şey bulamadıklarına eminim.Sonra dayak ta var tabi okulda evde
biraz büyürsen devletin şevkatine de maruz kalırsın."
Yüzünde çok ciddi bir ifade vardı Suat'ın .Eskimeye yüz tutmuş morartılarını da teşhir ederek kendini de kastediyordu.
"Yine böyle ekmek almak için üç kardeş yola çıkmışlar dönüş yolunda yağmura tutulmuşlar.Kardeşleri peşinden koşturuken
Nisan ekmekleri çamura düşürmüş.Ağlaya ağlaya geri dönüp ekmek istemiş.Vermemişler o da hırsından ekmeklerin çamurlu
yerlerini kendisi yemiş.
Suat ve Zeynep kendilerini teslimiyetçi bir sessizliğe bıraktılar.
Suat"ben bir çay demleyeyim"
"Ben yaparım"
"Şimdi ne nerde bilemezsin ben iki dakikada sıcak suyumuzda var"
Suat mutfaktan dönerken "o pencereye dokunma ne açılıyor nede kapanıyor"
"çok üşüdüm"
"Bu evin pek hayrı yok ama ne yaparsın şimdilik idare edeceğim"
***
Suat'ın önceki dairesi bundan çok iyiydi.Kendisine iyi bir çalışma ortamı sağlıyordu.Muhafazalı,geniş neredeyse kelepir bir de
kirası vardı.Ancak ani bir baskın yedi herşey bir anda altüst oldu.Tüm düzenini tarumar ettiler.Suat karşı koymaya çalıştıkça
çok kötü hırpalandı.
Aylardır hazırladığı Nesîmi tezini gözleri önünde paramparça ettiler.En sevdiği kitaplarını sobada yaktılar.Yanışını iyice seyrettirdiler
neredeyse saçları tutuşuyordu.Karnına yediği tekmeler yüzünden oracıkta kusmaya başladı.Sırasıyla evinin bütün pencerelerinden sarkıtıldı.
İşte tam o esnada Nisan'a vermiş olduğu kitaplardan birini aşşağıda bekleyen memurlardan birinin elinde gördü.Siviller Suat'ın erkeklik organını
ayaklarıyla ezerken,Suat'ın aklında bir tek şey vardı.Kitabı tanımıştı.
Tutluduğu köhnelikte günlerce zulüm gördü.Günlerce aynı ağır kokuya maruz kaldı.Küf,sidik,kan
ve havasızlığın ağırlığı.Kokular ağırlaşıpta sürekli içi aktarılmaya başlayınca tiksintiler
duymaya başladı.En çok ta yarim sırdaşım dediği Nisan'a dairdi bu hâli.Bir tutam vakur perçemin
ardındaki,Suat'ın hep çocuksu bulduğu şimdiyse balçıklı korkuymuş meğer dediği bakışları.
Mansur'un kanı ,Abdal sultanın boğumlarındakir yağlı pas,Hera'nın uterus kancaları,promethius
için inip kalkan leş kargasının pençeleri düzen işine yarayacak ne varsa alıp bu mapusluk
duvarlarına çalmış.Kendini az çok toparlayabildiğinde bir mantık yürütmeye çalışyordu.Çamur
gibi toprakta su da helaldir.Rahmetli ninesi ışıladı dimağına helalide haram ederler gayrı
başımıza.Sen helalinden verirsin herşeyini rıskını emeğini evladını kahbelik helalinden çocuğun bile
ağzına...
Kaç gündür buradaydı günlerden ne ayın kaçı.Doktor istemişti nefes darlığı başlamıştı. Boğuluyorum
diyordu.Kusmaları kriz gibi geliyordu.Kimseyle haberleşemiyordu.Başka kimler gözaltında hangi gerekçeyle...
Nisan ne anlatmış olabilirdi?
Bir de şu gece körlüğü yok mu yön duygusunu iyice kaybediyordu.Belli belirsiz uyuyordu.Her uyanışında
biraz daha kaybolmuş buluyordu kendini.
***
Dışarı çıktığında anladı ki iki hafta tutmuşlar delil yetesizliği gibi birşeyler gevelenerek.
Günlerce hiç birşey yiyemedi.Kusmaları henüz geçmemişti.Göz altında doktor gelmemişti.Nesi olduğunu
kendiside anlayamıyordu.Ancak vücundunda ve hayatında herşey altüst olmuştu.Bir anda üstüne
moralsizlik ve müthiş halsizlik çöküvermişti.
Toplantıları aksatıyordu.Derslere girmiyordu.Kampüsün etrafında hep birşeyler bekler gibi
beklenip duruyordu.Okumuyor,her gelene tersleniyordu.Bir tek hala kızı Zeynep ile merhabalaşıyordu.
Günlerce sakatmış gibi iki büklüm yürüdü.Sesinin tonu kendisine yabancı bakışları dostlarına
hep böylemi gidecek diye birbirlerine sorar olmuşlardı.
Günlerden sonra ilkkez Nisan'ı gördü.Peşinden koştu.Merdivenlerde yakasına yapıştı.İçindeki öfkeden
bir ara kendi bile ürktü.Çünkü onu o an merdivenlerden aşağıya atmak geçti içinden ve aynı anda
bir acıma belirtisi.Sırdaşı yari Nisan hani şu ekmeği karneyle alan kız.
Tüm merdivenlerde yankılandı Suat'ın öfkesi Zeynep'te görenlerden duyanlardan biriydi
"memleket toprağı senin kursağında çürümüş kızım!"Nisan o sözlerin ağırlığında elleriyle yüzünü
kapattı.Arlandı.Omuzları çöktü.
Öfke nöbetinden sonra Suat içindeki pas yığınından sıyrılmış gibi oldu.Gitgide düzelmeye başladı.
Ama içinde biryerlerde ağırkokan bir tortu,bir ağırlık kalmıştı sanki.
HAVVA AĞRAL
Edited by: iklimsiz
iklimsiz
10-12-2008, 22:25
KISA GÜNÜN HIRSIZLARI
"İşte kalacağın oda burası yemeklere gelince haftada iki gün etli yemek çıkar.Eğer
fasulyeden hoşlanmıyorsan yandın en az iki defada fasulye çıkmakta."
Efkan"neden böyle?"
"Eh ekonomik durumlar malum Efkan ağabey eskden pansiyonerlerimize etsiz yemek vermezdi
anam ama şimdi kurtarmıyor diyor.
Efkan biraz sıkkın "peki önemli değil"
"İstersen sana biraz da çevreyi dolaştırayım ağabey ne dersin"
Köhnelik abidesi bu pansiyondan çıkarken Efkan'ın dikkatini çeken birkaç şey olmuştu.Burası
eski bir konaktı.Bu ailaye bir yeler den miras değmediyse bu insanlar burasını tuhaf bir şekilde zaptediyor
olmalıydılar.Tuhaf giyinişli, köylü sayılabilecek lehçeleriyle eğreti bir hal giyinmişlerdi.Evin
tarihsel dokusuna tecavüz söz konusuydu.Kabartma mobilyalar,duvarlarki portreler.Eskiden kitaplık olduğu
her halinden belli raflar şimdi çamaşır konulan bir tuhaflığa bürünmüştü.
Dışarıya çıktılar.KesikAli derhal sözaldı."Ne iyi ettinde geldin bizim mahallaye.Zaten sen gibi okumuşu pek
düşmez buralara..."
Efkan ses çıkarmaksızın mahalleyi inceliyordu.Yıkık dökük evler yer yer sıvanmış, yamalıbohçalar gibi
şekilsizce dirneyordu.Ama domino taşları gibi de her an yıkılacak hissi uyandırarak...
Yürümeye devam ettiler"ee ağabey senin buraya gelmeni ıslatırız artık.Bir kavun rakı off ne zamandır
burnumda tütüyor.
Efkan sıkIntısı iyice artmış"olur canım lafımı olur"türünden gerginlik yüklü birşeyler geveler gibi oldu.
"Ne zamandır kuruduk be ağabey.Bak ben döküm ustasıyım ama fukaralık paçadan akıyor.Neden dersen fabrikaya
giremiyoruz ki gervciler tutmuş kapıyı sankim babasının malı...
Bizim hergele Asım da başlarında ulan işe biz aldık adam ettik tanımadığım biri olsa... Gelene azar gidene azar
acımızdan ölelimmi...
Ama sen duur bak ben daha neler yapacağım onlara.Geçenlerde öyle bir şey yaptımki; Tamam dedim sizin dediğiniz
gibi olsun aralarına dalıverdim sonra benim güya içerden haber alabilen dostlarım varmış gibi yaptım yok dedim
boşuna uğraşıyorsunuz adamlar kararlı mesailer onların yanına kâr kalacak..."
Efkan"Grev kırıcılık yaptın yani"
Kesik "Ne yapiim zaten maaş piç oluyordu şimdi ondan da olduk.Yok kız kardeşimin çeyizi yok benim oğlana
pabuç anam pansiyondan birşey koklatmıyor ki.Benim karı da maaşın yarısını yekünüyle götürdü mü
cıgaraya para yok arkadaşlarla iki dem çekeceğiz dedik mi para yok ya evdekilerin gırtlağına çökeceğim
ya fabrikadaki bölücü hainlerin..."
Efkan'ın iyice kaşları çatılmıştı.Dalgınlaşmıştı kendisiyle çatışmalı bir duruma evrilmişken,viran
cumbalı evin penceresinden,saçı sakalı birbirine karışmış üryan bir adam beliriverdi.Çığlık çığlığa
türküsüyle "divane aşık gibi de dolanırım yollarda"
Kesik yine atıldı"helal olsun Mamaklıya efkara düşmüş yine"Efkan'ın şaşkınlığını bir soru olarak
algılayıp "zavallım mamaklı profesör olacak zeka varmış fizikçimiymiş neymiş Mamak ta bu hale getirmişler."
Mamaklı nın sesi hâlâ duyuluyordu dâvudî bir zından karanlığıyla. Aksaçlı bir kadın adamı zorla pencereden
içeri çekmeye çabalıyordu.Kesik te kendi kendine konuşmaya devam ediyordu."Kendi halinde bir adamdır.
Eee zamanın da yapmış zaten yapacağını seni beni niye almıyo polis değil mi ama sen kalk devlete ayak
dire olcak iş mi... Ordusu var ana yasası şusu busu".Kesik Ali konuştukça yüzünün mimikleri sürekli
devingenlik içindeydi.Bu şekilde kendisini daha mı haklı göstermeye çalışyordu acaba Efkan'nın dikkatinden
kaçmamıştı.Oradan da öylece geçip gidiliyordu.Efkan arkasına arkasına baksa da KesikAli yine koluna yapışmıştı.
Artık kolkola ve ayrı zihin yolculuklarındaydılar ikisi de. Efkan"Zihinsel yutkunuşlarla adımladığım bu
mahalle bir gün bana hesap sorarmı?Yutkunuş dediğin sindirimle ilgili benim se dağarcığım tortulu
engebeli sarp bereli.Benim gibi okumuşu pek düşmez miş buralara bir Mamaklı varmış o da kafayı
sıyırmış mış haksız mı ..."
Kesik" Bu akşamı da kurtardık bu adam da mama ganidir hani bizim zulahaneye bir atalım şunu
iyi de bir terletiriz destiye konmuş rakı misali..."
KesikAli"Bak seni zulahanemize götüreyim aklın tavana vuracak hem vallahi hem billahi"Efkan"Ne
zulahanesi derken kendini bir bakkak dükkanının içinde buldu.
Bakkal Rüstem"vay kesik yine kırpmışsın!Bakıyorum keyifler on dört."
Kesik"Oğlum bu öylesi değil ağabeyimiz gasteci yazar sen Anadolu'nun bağrından kop gel bizim mahalleye
misafirimiz senin anlayacağın.Hele bi para kazanmaya dursun o zaman bakarız kırpılıyor mu kırrpılmı yor mu
şaka şaka Efkan ağabeyimize öyle çok eziyetimiz olmaz ne de olsa biz de Anadolu çocuğuyuz..."
Bakkal Rüstem"Memnum oldum beyim bir ihtiyacın olursa çekinme biz burdayız.Sen kesiğe bakma seni yolunacak
gaz bellemeyiz okumuş etmiş adamsın buyur başımızın üstünde yerin var."
Efkan şöyle bir etrafına bakındığında gözlerine inanamadı.Bakkal raflarının ardında meryemana resimleri
tombul tombul bebek resimleri ,diğer duvarlarda sevimli minik eros çizimleri görünmekteydi.Eros'un kanatları
kırılmış,oku eğilmiş gibi geldi Efkan'a.Ayrıca tam iki kaşının ortasında bir sinek ölüsü yapışmış duruyordu.
Deterjan poşetlerinin ardına saklanmış minyatür bir tablo vardı.
Bu arada kesik ve bakkal birbirleriyle takışıp duruyordu.Arada Efkan'a "Beyim bak ma sen bu kesiğe o
çıkarı omadan eşşek bile beslemez ha ha ha..."
Sonra Kesik apar topar Efkan'nın koluna yapıştı.Efkan ne oluyoruz diyemeden kendini bakkaldaki geçitten
merdivenleri çıkarken buldu.Ve işte oradaydı tamamiyle el emeği kabartmalarla bezenmiş şömine üzerinde
bir ızgara teli ve her tarafta balık kılçıkları.Tam bir berduşluk yuvasına döndürülmüş salon karşısında
duruyordu.Kırılmış avizeler bir tarafının üstüne atılmıştı.Zift gibi yağlı ve iğrenç kokulu yer yatakları
atılmıştı sağa sola. Bira ve şarap şişeleri ortalığa saçılmıştı.Rölyef desenli sermamik kapların kiminde
balık kılçığı ve tavuk kemikleri dururken kimilerinde resmen insan dışkısı arzı endam buyuruyordu.
Kesik şak diye çıplak ampulu yakınca daha bir zavallı görüntü aşikâr etti kendini.Işık yanar yanmaz
gamit ve üstü başı yağ içinde bir sokak köpeği ayaklanıverdi.Evcil tavırlarla kesiğin bacaklarına dolandı.
Kesik"Ulan oğlum insan şuraları biraz temizler elin bir yerine mi.."
Efkan"Bütün bunlar ne demek oluyor burası da nedir böyle "dedi.
Kesik"Bilmem ne paşazadesinin sanatçı torununa aitmiş burası sonra adamcağız karasevdadan kafayı yemiş
sahipsizdi hep buralar.Sonra bizim Rüstem'e dükkan lazımdı ne yapalım bizde..."
Efkan duvara çakılmış askılık ta bir parka gördü.Kesik Efkan'nın kendisini dinlemeyip te parkaya dikkat
kesildiğini farkedince "ha o mu mamaklının anası olacak karı verdi artık görmek istemiyorum bunu
diyerek... Şey gibi tıpkı ney di o Deniz gezmiş'in kine benziyor olsun varsın bizim gibi garibanları
ısıtıyor ya isterse Hitlerin olsun..."
Efkan"Siz mi garibansınız garibanlık nedir sen biliyor musun ha çalınmış yaşamlardan ne güzel de ganimet
toplamışsınız ve hâlâ da çalmaktasınız allah belanızı versin sülük herifler sizi..."Efkan öfkesini alamayıp
kesiğin önce yakasına yapıştı.Sonra da "değmezsiniz" diyerek bir hışım çıktı.
Rüstem"N oldu niye kız dı bu ?"
Kesik "Anlamadım ki neyse boşver bu okumuşlarla hiç anlaşama zaten.Ama ben neye yanıyorum biliyormusun?"
Rüstem"neye?"
Kesik"bu akşam rakı sofrası kuracaktık on dan da olduk tüh"
HAVVA AĞRAL
iklimsiz
10-12-2008, 22:26
eletririye ihtiyacım var çünkü yazar olmayı gerçekten ama gerçekten çok istiyorum
iklimsiz
27-12-2008, 16:23
AYNADAKİ DEPRESYON
Mırıl mırıl kendisiyle sohbeti olan bir kadın gördüğümde sakince izlemeyi
tercih edbilirdim
Mayıs pencerelerder olduğu gibi sarkarken hiç bir şey bana olağan üstü
görünmemişti.Gecenin bir vakti annemin kitaplarımı sesli sesli okumaya başlaması
beni şaşkınlıktan şaşkınlığa sürüklemişti.Altını da ıslatmıştı evi su
bastı diyordu.Beyaz geceliğnde kan var dehşete kapılıyorum.Saat sabahın
dördü ve annem hiç bilmediğimiz isimler telaffuz etmeye başlıyor.Çığlıklar
ağlamalar,kurgular,öfke duygusallık hepsini bir geceye sığdırıveriyoruz.
Onu bu haliyle dışarı çıkaramayacağımızı anlıyoruz.Babam telefonlara sarılıyor.
doktor ilaçlarla annemi sakinleştirdikten sonra,gün yeni yeni ağarırken hastahane
ye yatışımız yaptırılıyor.
Nedeninianlyabiliyorum annemin bu hâli bana hiç yabancı gelmiyor.Bana canına kıymış
büyükannemi hatırlattı.Babamla bunu kendimize tekrar etmek çok güç itiraf
sonraya kalıyor.
Büyük teyzeme koştum.Daha önce büyükanneme tam manasıyla ne olmuştu bizim
başımıza neler gelecekti.Teyzem vâkur bir halde bana içtiği uzunsamsun paketin
den bir sigara uzatıyor kullanmadığımı biliyor.Alıp bir tane yakıyorum.Sanki
yirmi yıllık içiciyim hiç yabancı gelmiyor tadı.Çok büyük bir fotoğraf albümü
çıkarıyor"hastalığın bir çok safhasında fotoğraflamışız annemi,beni yormadan
bakacaksan bak şuna bana bir şey sormaya kalkma..."
Albümün kapağında kırık yuvarlak bir ayna parçası var.Bildiğim kadarıyla
büyükannemin gelinlik aynasıydı bu.Fotoğraf karelerine dalıyorum.Kendime
sessiz sessiz anları anlatarak.
"Bu sediri hatırlıyorum.Üstündeki örtü şile bezindendi.Arkada dayalı kırlentleri
annem işlemişti.Etaminden.Sedirin üstündeki kadın büyükannemin son hâli artık
protezleri ağzına olmuyor.Zayıflıktan mezardan çıkarılmış bir ölüye daha çok
benziyor.Tüm saçları beyaz.Kafasında bir tutam elyaf varmış gibi.Her fotğraf karesinde
büyükannemin günbegün eriyen yokolan anları vardı.Demans son safhaydı.Manik kurgularla
başlamıltı.Az çok hatırlıyorum evin aşşağısındaki çocuklu kiracı gürültü çıkardıkça evi
yıkyorlar.Ben içinde kaldım beni burada unutup evi yıkmaya başlamışlar.Her an içn göçecek
burası..Diyordu.Evet son zamanlarını ve kurgularını hatırlıyorum.Ama sebebini bilmem
gerekli bana. Diğer fotoğraf karelerine gözüm kayıyor.En küçük dayım kaza yapmadan önceki
son hâli motor kazasında burnu bile kanamayan dayımın korkuyla müthiş bir travması olmuştu.
içki,agresifilk ve peşisıra uykusuzlukları...
Aygül teyzemin oğlançocuğu halleri diğer karelerde ilk avukatlık zamanları.O da eşinin
maddi zorluklarından dolayı canına bile kıymaya kalkışmıştı.Yalnızlıktan olmuş demiş doktor.
Çocukları üniversitedeydi o zamanlar şimdi de yalnız.Eşiyle arası bozuk...
Ah benim bebeklik fotoğraflarım herkes ne kadar sağlıklı görünüyor.Buruk bir gülümsemeyle
albümü kapıyorumBir an da büyükannemin son hâlindeki bakışları kırık yuvarlak aynada görür
gibi oluyorum.Ürküyorum.Acımasızca geliyor bütün hâllerin dondurulması çünkü iç içe geçmiş ayna
lar gibi kuşaktan kuşağa sirayette.Tüm depresyonlar, maddi zorluk,erken büyümek...
Acımasız çok acımasızca.
HAVVA AĞRAL
Edited by: iklimsiz
iklimsiz
27-12-2008, 16:26
kötü de olsa bende izler taşıdığı için yazmak istedim
iklimsiz
04-01-2009, 19:48
TELEVİZYON KÜLTÜRÜ
Kadın herkesten önce kalktı.Sonra da diğerleri.Evin içinde çıt çıkmıyordu.
Çocuklar sessizce oturdular kahvaltıya.Bir kız bir oğlan. İkisinin de çıt
diye en küçük bir ses çıkarmaya ödü kopuyordu.
Adam homurdana homurdana kalktı.Kendi kendisine konuşarak kahvaltısını yapıtı.
Çocuklar okula harçlık istemediler.Biliyorlardı ki yoktu.Annelerinin beslenme
diye koyduğu salçalı ekmeklerini aldılar.Oğlan fısıltıyla"ana salçayı yine
gavurmamışsın,bubamın çarşıekmeğinden de sürmemişsin"dedi.Kadın "benim yunurduğum
nenize yetmiyor a gavur herifin dölleri diye söylendi."Adam hâlâ kendi kendine
konuşmaktaydı."Garı garı değilki, hööle sumsuğu vurdun mu hinci duvara yapışçek.
Bereriksiz salak garı bu mu yenir lan sabalan gavurmamış salçayı bilem."
Bir hışım mutfağa geldi."Lan garı lan garı hünüğünü sıktırtma bene,çökeliğe
niye iki yumurta çakmadın... Çay desen imamın abdes suyu hinci yumruğu
beynine indirdim mi pehmezini akıtıveririm."
Söylendikçe öfkesi delleniyordu iyice hırsını alamayıp tekme tokat girişti
kadına.Arada"beceriksiz garıı aldık bunu başıma bela diye yaptığı yinmez
diktiği keyilmez pirin pisini garı ettik eve hanım diye oturttuk..."
Adam sonunda belalar okuya okuya"allah senin gibi garının bin belanı..."
Kapıyı çarptı çıktı.
Kadın kahvaltı bulaşıklarını yıkadı burnunu çeke çeke.Odasını avlusunu süpürdü.
Bir aralık gözleri aynaya takıldı kendinden ürküverdi"elleri gırılası" diye
hayıflandı.oturma odasında akşam yemekliğini doğramaya koyuldu.Televizyon izlemeye
başladı.Önce üç çocuğuyla sokakta kalan dul kadına ağladı.Sonra kendisini pazarlamaya
kalkan üç aylık gelinin hikayesine ağladı.Daha sonra kuşak programlarındaki yeni albüm
çıkarmış şarkıcıları dinledi.Yemeğini ocağa vurdu.Yine televizyonuna koştu.Masalsı çocuk
dizisine takıldı biraz.Hiç bir zaman mutfağına girmeyecek yemeklerin tarifini aklında
tutmaya çalıştı.Bir aralık moda kanallarında dönen mankenleri izledi.Sonra türban
siyasî simge midir tartışmasını sonra tekrar yemek tarifleri sonra tekrar moda kanalları
sonra sonra daha sonra az sonra...
Akşam oldu.Koca"bunu mu yeğcez lan salak garııı."
HAVVA AĞRAL
iklimsiz
04-01-2009, 20:49
sürgün hanım
patron ortalığı teröre buluyor.Her taraf tertemiz olmalıymış.Ellerimizde temizlik kovaları.Şubat
sürgünlük kasabamda sızım sızım kar topluyor.
Şu meşhur italyanlar gelmeden de bize rahat yüzü yok. Paşalar çok kârlı bir amlaşma yapmışlar herhangi bir aksilik olursa bizim azamedli Sülümanı yakarlarmış
alimallah!Patron müdür kısmısının da ordudan çekinebileceği aklıma gelmezdi.
Eeee dünya iilaki gösterecek bana..
Azamedli Sülüman'nın eli eteği tutuşmuş(adam yalnızca bir metre yirmi santim boylarında)
Dahası sıkıntı sıkıntı sıkıntı...
Türküler ve şiirlerle avunma saatleri.
Bildiğim bütün şairleri gönlümde deniyorum hepsi birer çentik vuruyor işçiliğime.
Türkülerim oğul oğul süt kokusu hani her gün burnumdan gelen..
Damlayı küçümseyen kendinden payeli düşünendir.
Zahide kızların omuzlarında bu memleket!
...
Zahide kız öğle yemeğinde yanımda tüneyiverdi.Soğuktan iyice morarmış dudaklarını zorla hareket ettirerek bana italyanların neye benzediğini sordu.
İlahi kız insan işte.
Yine üstü başı sırısıklam.Tepeden tırnağa süzüyorum.
Bu günlerde bir başkalık var üstünde anladığım ama anlamak ve bilmek istemediğim o hal..
Ürküntülerle büyütüldüğünden pek açık sözlü değildir.Ama bana da sonuna kadar güvenir.
Merak etme kimseler bilmiyor ikimizin sırrı kimseler bilmiyor yine sinsi usta mı diyorum.
Başını öne eğiyor bana morarmış bileklerini gösteriyor.
Sonra herşeyi detaylandırarak anlatmaya başlıyor.Muhittin usta nerelerine dokunmuş bileklerinden sımsıkı tutup nerelerini öpmüş...
İğrenç loşlukta sabrımın kanatıldığı işkence odam beliriveryor gözlerimin önünde.Bir anda müthiş bir bulantıyla lavaboya zor atıyorum
kendimi.
Adi herif kız daha ondördünde.
Daha öncede şikayet ettim ben bu adamı hemen zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalıştı.Ve derhal kamuoyu oluşturmaya başladı.
O bu fabrikanın bilmem kaç senelik işçisiymiş.Benim onda gözüm varmış,yok efendim ben mazisi çok kirli
siyaset sürgününden başka birşey değilmişim .Zaten ortalığa nifak sokmak için böyle şeyler uyduruyormuşum...
Zahide kız susacaktı. Bundan kaçılmaz.'Ar meselesidir abam ne olur bişeycikler demiyesen'
Akşam imzaya gittiğimde o babacan dedikleri komüsere meseleyi açtım.
Bak kızım şurda az bi zamanın kaldı cümlesiyle başlayan neticesiz uzunca bir nutuk dinlemek zorunda kaldım.
Uzun zamandır polisten nasihat işitmemiştim akşam akşam çok iyi geldi. İlk nasihatimi babamın arkadaşı komüser Mehmet ten
dinlemiştim.Sahi ilk dayağımı da ondan yemiştim 'lan eşşekoğlueşşek sana mı kaldı...'
Hiç bir şey kanıtlayamazmışım.Usta buralarda saygın bir adammış kim beyaz eşya alacak olsa muhittin ustanın arkadaşıyım dermiş te alırmış .Hiç birşey kanıtlayamayacağım doğru
çünkü ar meselesi yapar Zahide kız elalemin yüzüne nasıl bakarmış Cesim ağabeyi...
Ha bu arada artık sabahları imzaya gelecekmişim bu soğukta beni akşamın sekizine kadar beklemek zorunda değillermiş. İşe geç kalmam
onların meselesi değilmiş.
Sokakları Diyojen'nin adımlarıyla biledim fener ışığını sokak lambalarıyla yüzleştirmeye
çalıştım.Azim hikayeleriyle gönlüme acı bir merhem çalmalı
kavuşan karanlığa inat bu yaban ellerin içimdeki çirkin sırıtişından arınamıyorum.Gurbetlik olanca soğukluğuyla sokulmuş sineme
içimde derman dediğim bütün şairlerimi üşütüyor.
Kus martinin olmaz olası gedik dudaklarımda kendini bilmez özgürlüğün tadı...
Kekik, anason, tütün...
Özgürlüğü anıştıran tüm koku zerreleri bu gün haddini aşmakta.Bana inat inat yutkunuşlar düşsün diye...
Yanaklarım ıslanıyor.Gözlerim acıyı dem dem eleyecek bu gece anlaşıldı.
İki metrekarelik pansiyon odama çekildiğimde saat ona geliyordu. Başım da ağrılı şimşekler çakıyordu. Birden kapım acı acı vuruldu.
Kapıda dağ gibi Cesim ağabeyi ağlar bir halde gördüm.Zahide Zahide çok hasta.
Sabaha kadar hastane odasında başını bekledim.Ertesi gün işe çok bitkin bir halde gidebildim.
Aksi gibi italyanlar da o gün oradaydı.Gerginliklerle yorgunluklarla günü atlattık.
Zahide kız verem olmuş.Nasıl olmasın şubat soğuğunda çizmesiz üstü başı ıslak fabrika köşelerinde
Sinsi ustaya defalarca yalvardım şu kıza bir çift çizme bul buluştur diye.Zahide'nin ağabeyi Cesim ile bir de iyi arkadaş olacaklar.
Memnu Ayla'nın bacaklarındaki egzamalar artmış.Genç yaşın da bekar kalınca güzel ve zayıf görünmek pahasına Şubat mış soğukmuş
bakmadan incecik giyinirse o bacakları değil egzama kangren bile olur.
Sinsi usta parmaklarını makinaya kaptırdı.Serçe parmağı dikiş tutmuyormuş feci parçalanmış.İçimden oh olsun demek geliyor sen ondört yaşındaki
Zahide kıza sarkmaya orda burda sıkıştırmaya kalkış...
***
SarıSelim usta kendini sarı Selim eden milliyetçi eski arkadaşlarıyla yüzleşmekteymiş.Benim adımı verip duruyormuş sürgün öğretmen hanım kadar olamadınız.Kadıncağız bizim aldığımz paranın yarısını bile almıyor.Ama o verem kızı özel bir yere yatırmış.
Bizim fabrikada çalışan kadınların okuyan çocuklarına parasız dersler veriyormuş.
O da yetmezmiş gibi en çok kavga ettiği adamın evine erzak götürmüş.Sırf adamın parmakları gitti diye bir haftalık erzak komuş evine...
Hani bu kadın anarşiydi.Geçen sene bir alay adam sopalarla karşılamadıkmı biz bunu.Kadın başına üstümüze üstümüze
yürümüştü...
...
Günler sıkıntılı ama bu gün içimde başka bir sevinç var Zahide iyiye gidiyormıuş az önce haberini aldım.
Akşamüstü izin alıp merkez hastahanesine koşacağım.
Akşamım tez olsun diye Selim ustaya takılıp duruyorum.Usta senin bu ülkücüler bir ara senide dövmeye kalkmamışlamıydı?
Usta terslendikçe yükleniyorum.Usta senin bu ülkücüler benden bile ürküyor. Geçen gün sarkık bıyıklardan birine selam vereyim
dedim kaçacak delik aradı.Ustanın tepesi attı nereden benimkiler oluyormuş!Hepsi cahil çocuk bunların...
Sonra sen bizim kusurumuza bakma sürgün hanım kızım biz bilemedik...
Zahide 'nin yüzüne kan yürümüş.Al al yanmaya başlamış.Biraz neşelendirmeye çalıştım.
Kız sen yokken italyanlar geldi.Seni sordular.
Ne giymişler?
Seni görmek umuduyla bayağı iyi giyimliydiler. Şaka da olsa hoşuna gitti Zahide'nin.
Sinsi usta dan söz ettim.üzüldü.
Yazık çocukları var dedi.
Baktım hüzünleniyor hemen italyanları taklide başladım.Ceketimin yakasını kaldırıp ,aha böyle bi caka sattılar bi caka sattılar
Paşar italyanlara italyanlar paşalara...
Kızın ilkkez kahkaha attığını duyuyordum. O güldükçe ben italyan caka mı satıp durdum.
HAVVA AĞRAL
iklimsiz
12-04-2009, 15:13
DAĞINIK KALSIN
Ferit"çıkmam gerekiyor beklediğim telefon geldi."
Nimet"çocuk ne olacak yine al al yanyor."
Ferit"üst kattaki şu kadına çıksana emekli doktor değilmiydi o.Haydiii oyalama beni!..."
Nimet"Para bırakmadan hangi cehenneme gidiyorsun."
Ferit"geçen gün bıraktığıma ne oldu?"
Nimet"iki hafta oldu."
Ferit"Douglas'ı anlatmıştım sana.Çok türkü Amerika'ya götürmüş"
Nimet"başlama yine yurda dönecektik hani."
Ferit"Saçmalama yurda döndüğümüz an hapihaneyi boylayacağım."
Nimet"Artık bela istemiyorum anlıyor musun.Sana çocuk hasta diyorum."
Ferit"Pasaportlar nerde!..."Ferit tüm çekmeceleri boşaltmaya ve içlerini ters çevirmeye başladı.
Dolapların bölümlerini altını üstünü kanapelerin içini dışını ne varsa heryeri talan ediyordu.
Kendi kendine bağıra çağıra söyleniyor aynı zamanda ne kadar eşya varsa evin ortasına topluyordu.
Buz dolabının altından, halı atlarından, yatak çarşaflarına kadar didik didik etmediği yer kalmadı.
Hırsını alamadı duvarları yumruklamaya başladı.Yarı ağlama yarı gülme bir isteriye döndü hırsı.
Başını duvarlara vurdu. Kapıları tekmeledi.Sonunda isteri daha çok ağlamaya dönüştü.
Ne vakit gözlerinden yaş gelse burnunda ince bir kan sızıntısı olurdu.Hep aynı şeyleri söylüyordu.
"Nerde lanet olası pasaport nerde nerde nerde!..."
Nimet"Sana başımızı belaya sokacak bir şey yapma diyorum."
Ferit yorgunlukla attı kendini içi boşaltılmış kanapeye."çocuğun ateşi günlerdir yüksek.Üst kattaki
Doktor kadına gösterdim.İlgilenmedi rus komünisti.Üstelik alyansımı verdim.Alyansı aldı sadece şöyle
bir ateşine baktı hiç bir şey söylemedi."Bunları söyledikten sonra kadında ağlamaya başladı."Anlıyorsun
değilmi paramız yok diye çocuğum ölecek."
Ferit Nimet'in bu sözlerinden sonra yeniden ateşlendi."Gösteririm ben o orospuya."Nimet te ayağa kalktı.
"Dur şu haline bak ilk önce bırak o zavallıyı.Hikayesini biliyormusun çocuğunu ve eşini öldürmüşler
hem de gözleri önünde. Hem de türkler yüzünden.Kadın türk sığınmacılar için koşturup duran eski bir
komünistmiş.Faşistler sığınmacı gibi içlerine girip türklere Rusya'da da rahat vermemişler.Bizim
Olga hanımada yapmadıklarını bırakmamışlar.Bu yüzden sanıyorum kadın yarıdeli gibi.Hatta biliyor usun
ben ondan ürküyorum bakışları da bir tuhaf. Nasıl desem aklını kaçırmış gibi.Ne doktorluğundan doktorlu-
ğu kaşmış ne siyasetten siyaset insana donuk donuk bakıyor."
Ferit"Dinlemek ten de iyice yorulmuş olacakki "kes be bana ne elin rus karısından nerden biliyorsuun
bu kadar çok şeyi sen?"
Nimet"Alt kattaki romanya asıllı türk söyledi bütün bunları."
Ferit afallamıştı."Yanılyorsun alt katta İzmir li bir yazar oturuyordu. Hatta adam yurda döndürmeye
çalışmıştı beni.Sen de onunla sıkı bir ağız birliği etmiştin."Nimet"Senin dünyadan haberin yok
yazar Akif yurda döndü. Şizofren bir kızı varmış ondan da tek torunu." Ferir"eee"diyerek tepkisini
gösterdi."Torununa sahip çıkmak için dönmek zorunda kalmış babadan haber alınamıyormuş." Ferit
"Bütün bunlardan banane ben sana pasaportlar nerde diyorum sen bana yok yazar Akif bey yok rus karısı
Olga masal anlatıyorsun."Ferit Nimet'in yakasına yapıştı. "pasaport diyorum Nimet pasaport! Ben
çok mu meraklıyım barakalarda pis su içip ırgat gibi çalışmaya ha söylesene! Çarem var mı söylesene!
Yine Nimet ve Ferit bir süre kavgaya tutuştular.Bu esnada çocukları Bora sayıklamaya başladı.
"Düşüyorum anne yılanlar sarılıyor kalbime düşütüm düştüm kalbim.Buzlu dağlar Alpler emziriyor beni
buzdan memeleriyle sonra düşüyorum anne."Nimet çocuğun yanına koştu ateşi çok yüksekti.Kendisine de
yabancı bir ses tonuyla bağırmaya başladı."Eklem yerlerinde şişlik var birşeyler yap."Ferit yılgın ama
öfkeli "Zaten ne yaptımsa sizin için yaptım."
İşte bu sözler Nimet'i tamda çıldırtan sözler oldu."Bizim için ha bizim için Lanet olsun Ferit
aptal heriif bizim ne işmiz olurdu kaçak göçmenlerle ha."Bu kez Nimet Ferit'in yakasına yapıştı.
"Senden daha fazlasını isteyen mi oldu.Çaresiz insanların sırtından para kazanıcam derken sınırdışı
edilen ben miyim söylesene kızımı da senin aymazlıklarından kaybettim ama oğlumu vermeyeceğim.Şu
buzdan çöplüğe kaptırmayacağım.Sana kızım için de çok yalvardım kalbinin zayıf olduğunu söylediler
dedim beni dimlemedin bile. " Yakasına yapışıp ileri geri itip kakıyordu sonunda bütün gücünü bir
anda yitirmiş gibi yıkıldı."Babam da lenfomadan öldü onun da eklemleri eklemleri."Hıçkırıklara
boğuldu.Ferit Nimet'i yerden kaldırmaya çalıştı Nimet" dokunma bana"diyerek çıkıştı.Sayıklar gibi
gibi konuşmaya başladı."Oğlum oğlum yurda dönücez yurda yurdumuza iyileşeceksin yurdumuz yurdum yurdum..."
Ferit yine aramaya koyuldu.Nimet öfkeyle ve yılgın Ferit'i izliyordu.Düz saçları yüzüne ter ve kanla
hafiften yapışmış derin derin soluk alıyordu.Gücünü toplamaya çalışıyordu.Ferit burnundan akan
kanları silmemiş yüzü, kirli sakalı , düğmeleri tek tek kopan çizgili gömleği berbat haldeydi.
Bir aralık Nimet'in yüzüne baktı tam birşeyler söyleyecekti kapı çalındı.Her ikisi birden panikledi.
Acaba göçmen polisi mi diye. Ferit talan edilmiş evin içinde saklanacak bir delik aradı.Kapıyı uzunca
bir süre açmadılar.Kapı ısrarla çalınmaya devam ediyordu.Nimet yıkıldığı yerden zorlukla doğruldu.
Derin bir kaç nefesten sonra kapıya doğru ilerledi.Ferit büyük bir ürküntüyle kapıya bakıyordu.
Nimet "kim o "
Olga"olga"
Nimet kapıyı açtı.Bir süre Nimet ve Olga bakıştılar.Olga'nın elinde bir poşet vardı.Poşetin içinden
önce Nermin'in alyansını çıkardı."Eczacı arkadaşa durumunuzu anlattım ilaçları kendinden verdi.Ama
Nermin çocuğun ateşini düşürmek çocuğunu gerçekten iyileştirmeyecek.Üç gün önce getirdiğinde bir şeylerden
şüphelendim.Bir sürü tekik gerekiyor."Nermin şaşkın elinde alyansı oturdu.Olga çocuğun yanındaydı.
Ferit kanape üzerinde ellerini başının arasına almış öylece durmaktaydı.Olga"Yaşı on üç demiştin."
Nermin"bir ay sonra on üçüne basacak."
Olga"Ateş düşürücü iğne yapacağım."Nermin sana güveniyorum anlamında vakûr başını salladı.Olga
Ortalığın harabe haline şaşkınca bakanıyordu.Nermin bunun farkına vardı.Ortalığı toplamaya yekindi.
Olga şaşkınlığını yenince"Bırak ortalığı toplama dağınık kalsın İsviçreli bir doktor arkadaşım daha var
tetkike götürelim çocuğu."Nermin Yine aynı vakûrluktaydı.Cılız bedeniyle çocuğu kucaklamaya çalıştı.
Ama yaklaşık iki saat süren kavgadan sonra iyice gücü tükenmişti.Olga iriyarı bedenine vurdu çocuğu
kapıya doğru yöneldi.Nerminde Üstüne bir ceket alıp çıkıyordu.Olga içeriye döndü.Nermin cebinden
alyansı çıkardı.Bedeni sanki biraz daha dik durma çabasaındaydı."Haklısın Olga bırak dağınık kalsın."
Alyansı dağınık evin ortasına fırlattı.Ferit ayağa kalktı.Nermin kapıyı çarptı ve çıktı.
HAVVA AĞRAL
iklimsiz
21-05-2009, 22:28
KISA ÖYKÜ
BEBEK
Morgta minik bir bebek cesedi.Göbeğinin bağı henüz düşmemiş
Çöplük bulunmuş.Çerçöpün içinde bir kutuda.
Kutu bebek maması kutusu.Üzerinde tosuncuk bie bebek fotoğrafı
bakıyor maviş maviş.
HAVVA AĞRAL
denemek istedim
Coşkun Soykan
09-06-2009, 16:07
BİLENLER ELEŞTİRMEZSE BİLMEYENLER ELEŞTİRİR;BEN ELEŞTİRİYORUM:)
Öykünün ne olduğu nasıl yazılacağı konusunda çok bilgim yok ama(BU TEORİK TEMEL OLUŞTURDUKTAN SONRA FARKLI TARZLARDA YAZILMIŞ ÖYKÜLERİ OKUMAK LAZIM)ben öykünün; genelde duygunun yoğunluğuna yaşatılacağı,bazen acabalar ,niçinlerle okuyucuyu çekebilecek, imgelerle desteklenmiş ,bazen kapalılıklarıda içinde taşıyan, şiir gibi akıcılığı olan bir yazınsal alan olduğunu düşünüyorum;her ne kadar yapamasamda (bende bir kaç öykü yazdım siteye koydum),buradaki amaç çok yönlü çağrışımlarla duygu salınımları yaratmak olmalı;aslında bende ne dediğimi bilmiyorum ama EMRE hocanın ilginç öyküleri var birinde zamansızlık, mekansızlık vardı sanki, ilginç bir düşzamansızlık uçurumu,girip çıkıyor insan,klasik öykücülük biçiminin zorlanması var gibi geldi bana,birde Nesrin arkadaşın söylediği yöntem ilginç geldi bana denemek lazım;öykülerinizin bir bölümünü okudum,yöresel ağzı güzel kullanmışsınız,(veririm sözcüğüde yöresel söylense iyi olurdu)ığranmak sözcüğünün anlamına bakacağım sözlükten,bitirim ağzıda güzel ,oradaki psikoloji de iyi verilmiş,kısa öyküde iyi düşünülmüş ama daha çarpıcı olabilirmiydi diye de aklımdan geçmedi değil ama yinede iyiydi,emine kadın,kesik ali,efkan güzel karekterler,televizyon kültürü hoş bir tarzda yazılmış...aynadaki depresyon anı grubuna yakın
ben dedim ama sitedeki administe,moderatörlere bir eleştiri kurulu oluşturlmalı diye ha işte olmadı ben yaptım eleştiriyi ne olacak şimdi kulağımımı çekeceksiniz:),dilime acı biber mi süreceksiniz;:)
şiirlerinizi de okuyacağım bir bilmeyenin uçuk eleştirilerini oraya da yazacağım ayrıca sitedeki bütün öyküleri şiirleri okuyup onlarada eleştiri yazacağım...(kesinlikle dikkate almayın söylediklerimi)var mı daha ötesi,hem acı biberi severim zaten:eek:
yazınsal etkinliğinizde yolunuz açık olsun saygıdeğer Havva
iklimsiz
19-06-2009, 19:23
harikasınız sayın soykan eleştirmek yürekliliğini gösterdiniz.Kimseye kızmayacaktım ki ben.Niye kimse eleştirmiyordu beni
iklimsiz
26-06-2009, 14:01
UMUT TARÛK
Candan yonga işçiliği
maden ocaklarının
acı koyağı buralar
kömürü yaralayan
goncanın açma sebebinde.
Güne yabanıl omayan bir geniz yangısı ve derin bir serinlikle uyanmak âdet olmuş buralarda.
Hızır Sefer gece vardiyasını bitirip yola kyulduğunda gün çoktan ağarmıştı.Yine Asım'ın kahvenin
önünden geçmeyi ve ara sokaktaki fırına uğramayı düşünüyordu.Çocuklara sıcakekmek ve simit alacaktı.
Adımlarının yavaşlığını farkedip yorgunluğunu hatırladı.Eli yüzü, üstü başı kömür tozu içindeydi.
Madendeki çeşmelerde su buz gibi üşüyordu Hızır. Şimdi hanımı kendisi için bir güğüm su koymuştur
soba üstüne.Soğuk sudan cayar olduğuna aslında şaşkındı Hızır.
Hızır Sefer derlerdi ona Karadeniz'in kara soğuğuna karşı göğsünü gere gere yüzdüğü günleri hayıflanarak
hatırlıyordu.
Yorgunluk ta neydi! Haftalarca tatil nedir bilmeden çalışır, yetmez her gece de kayığın küreklerinie
asılır, kemençe üfürürlerdi Karadeniz'in karabahatına inat insan sesiyle birlikte...
Hızır lık ta hep oralardan kalma.
Kimin canı dara düşmüşse atlardı kayığına . Bütün sahil yolu bütün Ereğli , Kozlu 'ya kadar tanımayan yoktu
Hızır'ı. Soğuk kanlılığına bazen kendi de şaşkın"bir kısım kinin bastım yüreciğime " derdi.
Çiroz'un bilip ezber ettiği laz ağıtları bile bir damla sızlatmazdı yüreğini.En iyi ağıtları bilirdi Çiroz
nenesinden yadigar.
Karadeniz'in almadan vermez olduğunu belki de en iyi Çiroz'un nenesi biliyordu.
Çiroz ve Hızır iki bıçkın kuzey güneşi bu yüzden di belki de hem Marks'ı bilmek hem kara bahtım demek.Umut
Tarûk kayığıyla sızıları yara yara küreklere vurmak.
Çiroz'un öyle çok aklına yatmamıştı ama Hızır iyice bellemişti devrimce lûgatın ne demeye çalıştığını.
Şarabın dem olduğu gecelerde kara elmasın ve Karadeniz'in alıp götürdükleri bir bir yâd edilirdi.
"Sabri'nin oğlan bizim Tarûk cibi iyi müyendis olacağıidi.
Kuruların Kerem iki kardeşini birden verdi grizuya
Sırımın kız kardeşi gencecik yaşına dul kaldıydı
Takacı Selim geriye dönmedi denizden.Pervanelinin Nihat üç yaşına çocuğuylan nasıl da kayboluvermişti...
Mühendis Tarık o da gecelerin onulmaz konuğuydu bir zamanlar. O da dalgaları katık etmeyi öğrenmişti
şarabın yanına.
"Bizden isen uşağım hele gel şu erenlerin kayığına..."
Tarık hep emek dedi, ekmek dedi, sermaye dedi. Başlarda garipsediler bu okumuş çocuğu.Ayıp değilmiydi
insan devletine , ordusuna dil uzatır mıydı.
Ama öyle değilmiş.Gösterdi okumuş çocuk; Nimet kızı gösterdi kurs çıkmadığı için okuyacamayak,
kahveci Ferit evine icra geldiği için kendini hayattan nasıl soyutlamış , okulda çocukların kömürsüzlüğünü
sahipsizliklerini gösterdi onlara.
Bir yurdunu sevenler vardı memelekette bir de sömürüye zulümkâra mmemeleketi peşkeş çekenler
çanak tutucular vardı.Gördükçe "mertliğe sığarmı ulan " diye haykırdı Hızır.
Kitap dili konuşma bize daa Tarık vazgeçmedi dedide dedi cümlelerinin sonunda "bende sizlerden biriyim"
derdi.
"Bizden isen eğer şarabımızada acımazada ortak gel koş hele şu erenlerin kayığına!..."
Hızır'ın bu daveti daimkâr oldu.O da erenlerin umut kayığına atladı.Kayıpların ardından şarabî
tonlarla ağıtlar yakmayı öğrendi.Dilinin döndürebildiği yerinden onbeşleri ve koca Nâzım'ı anlattı o da.
***
Göçüğün altında kaldı Tarık. Bizim gibi bizden biri gibi öldu okumuş çocuk mert çocuktu.
Hızır hızırlığını edememiş, yerişememişti Tarık'ın imdadına.Şimdi o dev cüssesine, nârâlar kopardığı
gür sesine,kinin bastım dediği yüreğine ne omuştu böyle.
Yıkıldı koca Hızır.Damar damar sızılar çatıldı.Düğüm oldu nârâları yüreğinde cız bir yere oturdu
Şimdi her ağıda ağlar oldu. Rengi kaçtı şarabın sanki meylik acı kıyılarında karaya oturdu.
umut kayığının öteki yüzünede Tarûk yazıldı.
****
Hızır fırından simitleri alıp çıktığında bir grup kalablık gördü.Yağmursuz havada sevince ıslanmış
laz oğullar , yanağı ala banmış küçük uşakları gördü.Yüreğindeki cız yerde bir titreme oldu.Kimi
yayan, kimi halıcıların Murat'ın cipe atlamış.Kemençe , türkü nârâ gidiyorlardı sahil yoluna doğru.
" kurtulmuşlar, kurtulmuşlar!..."
pazar gecesi kopan fırtınayı hatırladı Hızır.
Vay be dedi Hızır yüzünü Karadeniz'in serinine vurarak insafın geldi balcıların tek torununa..."
Kendi kendine söylendi.Yorgunluk mu heyecan mı bilinmez sendeledi yüreğini tuttu .Yumruğunu sıktı
evinin yolunu tuttu.
HAVVA AĞRAL
kaç yiğidin yüreği dayanır her gün kelle koltukta yaşamaya...
ne acıdır bacanın çalan sirenleri
ne acıdır yüreğe düşen kor
ölümde ayrım gayrım yoktur kat be kat derinliklerde.
kutulmak mı?
Muhteşem...
*****
madenci kızından;
sol yanıma teğet geçti öykü ama ben bu öyküye yüzlerde değil yüreklerde yaşanan o korku ile acı arası duyguyu ve çaresizliği daha yoğun aktarmanızı dilerdim.
Saygı ve sevgimle.
iklimsiz
29-06-2009, 23:19
bilmediğim bir mekan ve zamanda el yordamı gezindiğim için yetersiz kalmışımdır.Aklımda bulunsun insana dair korku,çare,çelişki ne varsa hepsi için daha özenli olacağım.Teşekkür ederim.
Coşkun Soykan
30-06-2009, 18:26
merhabalar MAHALLENİN DELİSİ geldi tak tak tak kimse yok muuuuu?
aslında dildeki imgesel biraz daha otırmaya başladı daha yoğunlaştırabilirsin sevgili havva Ayrıca Habibe arkadaşımızın söylediğine katılıyorum daha derinlemesine psikoljik,süreçlere karekterleri tabi tut o zaman öykünün seni de daha fazla sarstığını göreceksin aslında hoş bir tad bırakıyor ama acı vermeli daha derinlerimize nüfuz etmeli,bende yazıyorum çok anlamasamda,öyküdeki karekterleri çok yoğunluğuna kurgulamak lazım,bir roman denemem vardı 100 sayfa yazdım bilgisayar çöktü kaybettim,orada da karekterleri yoğunluğuna yaşatmak gerekiyor,ne derece başardım bilemiyorum ama cinsel faşizm ve kırılma noktası adlı öykümde hem tecavüz edeni hem de tecavüz edileni karekter olarak yaşamam gerekiyordu çok zor bir durum ama bu karekterlerin kişiliğini yaşamak zorunda kalıyor insan;o roman denememde ise karekterlerden birisi bana karşı çıktı aldı başını gitti durduramadım,sonra bıraktım bende karekteri ne yapacak diye o karekter aslında o yazdığım öyküdeki kötü karektere çok benzer,şimdi romanı bırakacağım çünkü çok zaman alacak ve benim henüz hazır olduğum bir dal değil şimdi o romanı öyküleştireceğim bakalım başarabilecek miyim?
Habibe arkadaşın eleştirisi doğru yüreklere indirmek gerekiyor acıyı, korkuyu,tedirginliği işte orada imdada yetişecek olan bana göre şiirdeki imgeci ustalığın duyguları yoğunlaştırmak için bu silahı kullanmalısın,
bir de ilgimi çekti HABİBE arkadaşın ŞİİRLERİNİDE OKUYORUM ikinizin şiirinde söyleyiş farklılığına rağmen sanki aynı damardan gelen farklılaşmış iki ırmağın akışı var ilginç değil mi?
her ikinize de saygılar, yazın hayatınızda başarılar diliyorum, her ikinizin şiirlerini de yavaş yavaş çözmeye çalışıyorum ,bulmaca gibi ,keyif alıyorum anladıkça
iklimsiz
30-06-2009, 22:53
şu sıra kendi hayat öykümün yoğunluğu söz konusu bütün ızdıraplarımı , çıkışsızlıklarımı, çelişik hallerimi,korkularımı evrensel yaşayacağım.Bir dostoyevski gibi ve heminway gibi .Büyümenin bütün sancılarını göreceksiniz.İşte o zaman yazar olacağım . Deneyimsizlik yazarlara iyi gelmiyormuş.Objektif olmak için yaşamak lazımmış bütün yazar adaylarına duyrulur.
Coşkun Soykan
01-07-2009, 14:58
doğru söze ne denir:):):)doğru söz denir:p:p:p
iklimsiz
31-08-2009, 22:57
yapay kalp
yılkı senin sırtında
bir ayağın zara sesin kırılmış yarıya zozan
melemesi eksilmiş
kavalı uçuk
ırmaksız
cılgasız çocuk
en eski yolculukta
tabana kuvvet çağ yalnızım
yük yaraya değecek abdal adımında
çocuk karanlıkta seyrir ezgin
gönlüne kuvvet çağ yalnızım.
Reşo çocuğun ardından koşturdu.Kız korkup daha çok kaçtı.
Ardından seslendi "nereye duuuur"
Kız durakladı "anama gideceğim."Tekrar koşmaya başladı.
Reşo "Tarla dünyanın tee ucunda hea varmazsın sen oraya dur goşma mayına gidiyeeen."
Çocuk boynunu büktü geri geldi.Reşo çocuğun kulağına yapıştı.Çok fazla çekmeyede kıyamadı
Sarışın lüle saçlı Maral yeşil gözlerini korkulu korkulu dikti Reşo'ya.Reşo sakat bacağını
sürükleyerek kızı eve götürmeye çalışıyordu.Kız durakladı."ne durdun gız"
Maral "beni dedeme götürmeyesen döver ögretmenime gidegh."
Reşo"senide değnekçi dedenide o pezo bobeynide..."
Sınıfın kapısı çalındı. Reşo hudattan okula kadar kısa bacağını çeke çeke koşmuştu.
Zafer öğretmen giiir derdemez yüksek sesle küfürlü küfürlü içeri daldı Reşo."Yavrusuna
sahip çıkmayan ananın, hududa mayın koyan dövletiiin,nobetinde ayaghta uyuyan asgherin..."
Saydırmaya başladı.Zafer öğretmen ne olduğunu bile anlayamamıştı."Kendine gel." diye bağırdı
"Maral neden yanında?"
"Mayına giderken yahalamışım ögretmen bunların pezo gavat bobeylerinin..."
Zafer öğretmen"kes sesini küfür etme çoluğun çocuğun yanında."Çocuğunun hizasına eğildi
gözlerini buluşturdu kendi erdem durusu mavisiyle kızın acıdan solmuş griye çalam yeşiliyle.
Setelmiş lülelerine dokundu.
Reşo zembereğinden sökülmüştü.Aklî dengesi yoktur diye rapor vermiş doktordan,kendisini
sakat doğurtan ebeye kadar küfrün değmediği yer kalmamıştı.
"TC'nin de gharşı tarafında , beni faghir dünyaya atan o allahındaaa,esghere almayan gomutanın
daaa."
Zafer öğretmenin tahammülü kalmamıştı. Sus diyorum be adam sus!Bir tokat attı.
Reşo boynunu büktü."cahiligh."dedi.sakalınanın akına değen tokada içerlemişti.Sınıfta bir uğultu kopmuştu.
Zafer öğretmen bu işi snıfta yaptığının ayrımına yeni varmış gibi Reşo'yu dışarı itekledi.
Reşo kaçıp gitti.
Zafer öğretmen kendini bir anda yorgun hissetti.Bir süre okulun kapısında Nusaybin'in
genişliğini seyretti.Mavi gözlerinde kıraç bir dalgalanma gezindi.Göğsünü yokladı.
Ameliyat yaralarının hâlâ taze olduğunu düşledi.Az önce yaşadıklarından sonra yüreğinin
sızlaması gerekirdi.Spazmlarını geri istiyor gibiydi.
Biliyordu çocuğun hikayesini babasına gitmek istiyordu.Hududun dışına.Dedesine değnekçi
dede derlerdi.Kördü.Elindeki bastonu vurdu mu öleyazardı Maral.Jandarmalarla dayanmışlardı
kapıya...
Bütün bunları düşünürken bir anda mayın sesi duyuldu.Zafer öğretmen kalbini tuttu.Sancılarını
törpülemişler kalp pili tıkır tıkır işliyordu.
Bu güne değin otuz yıl.
Mapus,sürgün, iadei itibar, can dostların yitimi...
Her acıya o yürek sahip çıkmıştı.
Çocuklar sınıftan dışarı koşturdu. Baktılar öğretmenleri kalbini tutuyor."Ögretmenım ögretmenım
çevresini sardılar.Zafer öğretmen ne mayına koşabiliyor ne kendini dermensız koyacak spazmlarını
yaşıyabiliyordu.
Yüreği şimdi yapay bir can.Hafif rengi uçmuş,sadece dudaklarını kemiriyor ince ince kanatıyordu.
Çocukların kimide çil yavrusu gibi mayınlı yere koştu.Mesafe bayağı uazun dumanlar seçiliyor.
Kimi çocuklarda Ögretmen heste diye çığrşıyordu çevrede.
Elinde sopayla Reşo göründü. Gelmeyin mayınlı yere diye bağrıyordu. Teee uzaklardan öğretmeni
yıkı dökük kalbini tuttuğunu görünce iyi haberi vermeye koştu seke seke"Korkma ögretmen korkma
çoban Zele'nin saghar ghoyunlardan biridir.Vallah billah çocuhg değil sogharmıyım hiç
çoluğu çoğugu ben varım beeen..."
Yanağı hâlâ kırmızıydı.Çocukları bir çoban gibi okula sokuverdi.Öğretmenin boynuna atıldı.
"Vallah ghoyundur..."
HAVVA AĞRAL
vBulletin v3.8.4, Copyright ©2006-2010, Jelsoft Enterprises Ltd.