PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : At Şiirleri Güldestesi


suece
17-07-2008, 17:43
ATLAR GİBİ


atlar gibi, diyor yaşlı adam
ne şahlandım ben de bir zaman


yaşam ki heves uçurur seni
durur birden esen rüzgârın


o kalıyor bir de
toprakla Sevişirken o
tadı yağmurun
anılar gibi kuruyor tende


şimdi gidiyor oldum
benden önce gidenlere
sözünüz varsa deyin
ölüler bir şey bekler o yerde


Mahmut TEMİZYÜREK

suece
17-07-2008, 18:05
AT


At konuşmadan çıkar yollara
Eğersiz çıplaktır bir payitahtın
ıssız sokaklarından sabaha karşı
bir ılgarla geçer
Açılır sular ve deniz koşar yalnızca
kendinin bildiği ülkeye doğru
Ardında kıvılcım tarlaları bırakır
Ayaklarında mermere çarpan
demirler bulunması bundandır
Denizi bilir de bakmadan geçer


At uysaldır parlak gönderine
çekilir çocuklar ve gökkuşağı
Kamçıdan dizginden gemden çekinmez
Korkusundan değil utanmasından
Bir çam hizasından geçer ormanı
Yel burnunun narin kanatlarına
bir ipek sezgisiyle dokunur. Ova


Sonra kentler gelir durur bakar at
Gözleri güzeldir gelecek gibi
Sisli yaprakları demir kargıyla
kuşatan askerler ve köpekleri
yelesinin sularında boğulsun diye
fırtınayı bekler


Sonra çılgın dörtnala bir koşu başlar
Nereye nereye? Belki Oramar
Yakar kendi yazısının yapraklarını
Sarı tanyerinin bulutlarından
alnına durmadan yıldızlar kayar
Ayağı sekili dağ köylerinden
kaynağı bilinmez sulara doğru


Bir resim değildir at ve sınırları
tam çizilmemiştir
Tökezler bir düşün yamaçlarında
Kişneyerek bir çavlana dönüşür
Bekler Oramarın ıssız dağları
ve altın nadaslardan doğan çocuklar
yeni bir at gelinceye kadar


Onat Kutlar

merâl özcan
17-07-2008, 23:11
YABAN ATLARINI KIŞKIRTAN DIONYSOS


kışkırt yaban atlarını, kışkırt,
dionysos!..’ dediler


uzat aşkları ordan, orda fener,
kayalar, gelirdi...
kim kalbini sana yedirdi?
her şey bir’di o zaman: atlar, logos
tek olan biz’dik, çayırlar-
sa başta sessizlikten doğma silenos
ve birlikte çiğ yenen günler...


yapraklar, yağmurun teniyse eğer
sen o yaprağa beden-
sin ve tek değilsin: anababis, onbinler!..
giderek kim neyi eksik gördüyse
onu bütünler... gibisin: bir tören!..
şimdi sulara gizlen ve göç,
onlarla beraber


kül parmaklı akşam dokunurdu sana
özenle... ve yer yer
insanlar küldendiler... diye söyledim
ben hangi yolcuyu izleyen gemilerdim
ve neden
hep söylen’dim, hep söylendim, hep söylen?


‘kışkırt yaban atlarını, kışkırt,
dionysos!..’ dediler


HİLMİ YAVUZ

suece
18-07-2008, 20:43
Uzun Atlar Denizi

o zaman çarşılarımızı suladık
atları seyre gittik ikindilerde
çok sıcaktı terden bunalıyorduk
küçük tayın ağzı süt kokuyordu
çünkü sevdiğimizi söylemiştik


hiç böyle at görmemiştik
üstüne adam binemiyordu kahkahkah
çarşı esnafı soytarı olmuştu
- derken bütün atlar yatakta -
belediye başkanı sarhoştu


çok gülen ağızlar hep atlara
unutmuştuk kocaman ellerimizi
ne denli sıcaktı öyle o gün
ne de çok istemiştik denizi
- durmadan atlar çıktı karşımıza -


hiçbirinde yüzemiyorduk
kalkıp çarşıya indik gene
- bu ne biçim at dedik kahkahkah
kaldırımlara doldurduk sandalye
suladık çarşılarımızı oturduk


Ali Püsküllüoğlu

emre gümüşdoğan
18-07-2008, 21:28
Ürken At


Çocuk ansızın ürken at olunca
Ruhu sökülür en sıkı yerinden
Onu hiç kimse yatıştıramaz
Aşk eksik anne yanlış ten

Ürken at olursa çocuk ansızın
Sokağa çan gibi düşer de
Kendini gösterir herkese
Bakın, der, dünya ne halde

Ansızın çocuk ürken atsa
Gözleri fal taşı
Suyu taşkın
Ağacı kökten yarık
Öylece kapatılır koğuşa

At ürkünce gözlerinde çıngı
Kement atılıp tıkılır ahıra
Rüyası onarır onu, okşanır yatışır
Yeryüzü bir çitsiz hara

Çıkar bir gün sudan, kıyıda
Kulağına o eskil sesler çalınır
Ayak tökezler durup dururken
Bir rüzgâr eser kavak salınır

Mahmut TEMİZYÜREK

suece
23-07-2008, 15:02
Yürek Kuşatması


kan değil kösnül kısrak
batak ovalardan aygır tepelere
doğru sel sel yürek kuşatmasında
yazıp adımlarını her damara
şah tırıs dörtnala
ve yaya uydurup ayaklarını
gelen çağa


kar ağızlı oluşum
önce kar ağız ve hoşnut
karanlığın yıldızından
yürek tutkunu sonra avı
hava su toprağıynan
bakır beyinli ve yürek kaçkını
kesiminde çağların


abanır kösnül kısraklar
yüreğe düştü düşecek yürek
göğün mavisinden yerin mavisine
sardı bağrını eli dar çağın
yalımları tüten ocak döğen yürek
aşıp oylum oylum eskimiş uyumları
yaşamdan hoşnut zamana koşut


Yüksel PAZARKAYA

suece
30-07-2008, 23:09
At
tek cografyası vardır rüzgârın
at. Bir çocuğun diline verip yelesini
bana inanır. Ölüme oynayan bir bıçağı
kendi kalbine batırıp. Lekelenmiş yerinden
bir şehri arındırır. Rüzgârın hızıdır at.
Denizle kum arasından seyredilen o doru resim
duvarda sıkıştırılmış an. Koynumuzda unutulan.
Sokaklar , okul önleri, önlükleri, bir insanın yüzölçümü
at. Şiirin ön adı, şairin öteki.
ben, sen ve siz


Aydın Şimşek
Edebiyat ve Eleştiri Dergisi Eylül-Ekim 2001 sayısı

emre gümüşdoğan
31-07-2008, 22:01
AT ve KAR

At koştukça gövdesinden yayılan buğu
Kar eridikçe göğe dağılan buhar
Dirimin benzeri değil
Koşulu

At koşamazsa donakalır ruhu
Kurt düşer erimezse kar

Kardan atlar bulutlara geçerken
Çocuklar gibi dağılıyor güneşten kuşlar

Ya şu dünya şu zonklayan ağrı
Hangi duvar ördü sizi
Hangi nemden yoksun kaldı dudaklar
Hiç damla düşmedi mi eriyenlerden kalbinize
İnsanlar?


<H2 =yazar>Mahmut TEMİZYÜREK</H2>

merâl özcan
01-08-2008, 10:51
gümüş atlar müzesi


'bu son' diyorsun, gösterip
avuçlarına sığan gökyüzünü...


ama arda bir şey var sonsuz gibi
bak işte, kutsayıp geçiyor gümüş yüzüğünü


ve gümüşten atlar geçiyor kişneyerek,
bilmeyerek binicisinin gel geç körlüğünü


gümüşten atlar ki hiçbiri gem tutmaz
aranır durur kim çözecekse kördüğümü


ve vardığında kan ter içinde erimine
akar alnındaki akıtma, kimseler görmez öldüğünü!


işte, 'bu son' diyorsan, gene aldanırsın
sürer gider atların güzelim gümüşlüğü


sürer gider varken gümüş döküm ustaları
göğü de delip geçer atların özgürlüğü


'bu son' diyorsan, gösterip
avuçlarına sığan gökyüzünü…


hüzünle yumalısın giderayak yüzünü!


adam sanat, sayı: 231
Ruşen Hakkı

emre gümüşdoğan
03-08-2008, 23:04
KAN AT

kan atma, kanatma ufka karşı koşan atları
susamış, nazlı, boz atlar umudun sılasında
delişmen rüzgârla bir olmuş kanatları
hepsi çağcıl bir güneşin yasında

uçuruma ağıtlar yakan maskeleri zamanın
süvarisiz, kısrak, hâkim ve yırtan sessizliği
yüzyıllarca iz sürmüş peşinde akan kanın
atlar bir hendekten ötekine kimsesizliği

kan, kar, kir, dehlizi büyüten sır gözlerinde
izbe evlerde yasak alfabeler çoğaltır
gelecekler avutur gelmiş geçmiş sözlerinde
yalnızlığı o koca koca atlar sağaltır

daha çıkmamışken gamlı baykuş kuruyan dala
ilkyaz görmemiş taze kan yuvalanırken deliğe
bindirmiş yaralı kalbini kırık bir sala
daha kapatmamış aç gözlerini iyiliğe

Truva’nın atları dörtnala
kilitleniyor nalbant bir göğe

Altay Ömer ERDOĞAN

suece
11-08-2008, 15:23
AT !..


Anlat bize yürüyüşün güzelliğini
koşunun rüzgarını, köpüren yeleyi
toynakların kızgın kıvılcımlarını


Kişneyen bir tayın sevincini anlat
öfkeyi ve sağırındaki mahmuz yarasını
Masallardaki şehzadeleri anlat bize


Avradın ve silahın kardeşisin ya
feodalın töresini anlat biraz da
ve terkinde kaçırdığın kızları


Dağları anlat bize, eşkiya gecelerini
ölümleri ölümsüzlükleri anlat bize
sonra tahta'dan tunca dönüşünü


Sen ki hepsini görüp yaşayansın


AHMET TELLİ

suece
19-08-2008, 13:52
DAMAĞIMI KAMAŞTIRAN KİŞNEME


Mahmut Temizyürek’e


1
yaban-yasak elmayı
-daha kimse duymadan-
ben söz ile dişledim


meğer sözüm tanrıya
değer imiş bilmeden


2
toynak ve taştan
geldim
onca yolu koyultup


ne zaman
dayasam geceye burnumu
o saat aşk


3
sormalı mahmut’a
içinde şahlanan
gelin atı mıdır


mahmut ki sivaslı
tay tay duran tayları
kendisine koşturur


Emre GÜMÜŞDOĞANEdited by: suece

suece
11-09-2008, 17:09
ATLAR KADINLAR VE RİVAYET


çeşme başında kadınlar
aşktan kesilmiş sütten kesilmiş
gümüşün biçimlediği bileklerinde
suya tutmanın hüneri
bitti dediğin yerde bir melanet
-hayır ağlamaktan gözleri fırat-
her birinde bir direnme öyküsü
eleşkirt'ten çıldır'a her biri bir mezar
aralarında uzak akrabaları var

atları ovaya saldım atlar
çocuklar ve kelimeleri
merakımı çıldırtan her uçurumda
mucizesini doğuran bir kadın var

suya girip su çıkıyoruz
kapılardan çeşmelerden odalardan
kira evlerde böyle bağır bağır
saatini düşürmüş çocukluğunu
gibi bağır bağır
yer altı çarşısı gibi içler kalabalık
bilmiyorum kaç adım yürümüşüm
ileri kaç geri kaç adım
parmaklarım saçlarımın arasında
tırnaklarım etimde ve
köşe başında gördesli üç kadın
gördesli iç kadın kim
kim bu böyle yook yook
kalbi kar sesinden okuyan yook yook



gözleri hep giysilerimde
ince yüz hatlarımda bildiklerimde
hayatı zor ediyorum
kökleri havalandınyor bardakları diziyorum
dizi dizi dizilmişler
şu telaşlı terzi şu çırak şu kalfa
köy yolu tutulmuş
akpınar' da bir kadın aşka yardım ve yataklıktan
ömre avuç açan elleriyle divane
atları içeriye aldım


kanıtları rivayetleri
evin hayatından çekilmiş her arzuda
kusura bulanmış
bir kalp var


(Üç Nokta, Nisan-Haziran 2006)


Betül TARIMAN

suece
17-09-2008, 16:25
Tay ve Çocuk


Küçüktün sen
O korkak tilkiden azıcık büyük
Bakma şimdi böyle huysuzluk
Yapabildiğine. Daha iki yıl önce
Gün yağmurlarıyla öpüşen
Mayıs sabahında
Bir annen bir de ben vardık
Bugün allanan yelelerinle
Dalgalanan çayırda


Sonra uzattın boynunu
Bakıştık, yüreğimizde yeşeren
yeni bir dünyaya. Rüzgarları
Tekmeleyen sekilerin göründü sonra


Beni çocuk sayma böyle şımarıp
Aldanma boyunun tez uzadığına
Uçurtmayı rüzgarlayan kuyruğun
Yapışıyordu o gün
Çavdar saplı ıslak bacaklarına
Kalkabilmen için kucakladım da seni
Annen kollarımda yaladı gözlerini


N'olur üzme beni kalamayız
Bir otlakta ömür boyu
Kanber ol demiyorum
İstemezsen devlere de saldırma
Alnında akıtman akmalıyız
Tayların da şeker yiyebildikleri
Dünyalara... Dörtnala


Ali Rıza Kars

suece
05-10-2008, 19:22
AT


At konuşmadan çıkar yollara
Eğersiz çıplaktır bir payitahtın
ıssız sokaklarından sabaha karşı
bir ılgarla geçer
Açılır sular ve deniz koşar yalnızca
kendinin bildiği ülkeye doğru
Ardında kıvılcım tarlaları bırakır
Ayaklarında mermere çarpan
demirler bulunması bundandır
Denizi bilir de bakmadan geçer


At uysaldır parlak gönderine
çekilir çocuklar ve gökkuşağı
Kamçıdan dizginden gemden çekinmez
Korkusundan değil utanmasından
Bir çam hizasından geçer ormanı
Yel burnunun narin kanatlarına
bir ipek sezgisiyle dokunur. Ova


Sonra kentler gelir durur bakar at
Gözleri güzeldir gelecek gibi
Sisli yaprakları demir kargıyla
kuşatan askerler ve köpekleri
yelesinin sularında boğulsun diye
fırtınayı bekler


Sonra çılgın dörtnala bir koşu başlar
Nereye nereye? Belki Oramar
Yakar kendi yazısının yapraklarını
Sarı tanyerinin bulutlarından
alnına durmadan yıldızlar kayar
Ayağı sekili dağ köylerinden
kaynağı bilinmez sulara doğru


Bir resim değildir at ve sınırları
tam çizilmemiştir
Tökezler bir düşün yamaçlarında
Kişneyerek bir çavlana dönüşür
Bekler Oramarın ıssız dağları
ve altın nadaslardan doğan çocuklar
yeni bir at gelinceye kadar


ONAT KUTLAR

suece
22-10-2008, 15:22
AT KOKUSU


Son evi gösterin bana İstanbul'da
vapur sesinin duyulduğu
ki kapısını çalıp
söyleyeyim içindekilere
daha çok kedi yavrusu ezilsin diye
eski iskeleleri
sahil yoluyla ayırdıklarını
denizden


Karşılığında ben de size
kanaryası ölüp
kuaför salonuna dönüşmeyen
kaç mahalle berberinin
kaldığını söylerim
ya da kaç fötr şapkanın
tutsak olduğunu
köhne bir konağın
askısında


Kaç faytoncunun
artık taksicilik yaptığını da bilirim
ama söylemem
onu da siz bulun
dikiz aynasına takılı boncuklardaki
at kokusundan


SUNAY AKIN

suece
29-11-2008, 23:53
BİR ATIN UYKUSUZLUĞU


Karanlık bir kuyunun göğsünden
Bakır çalığı arındırmaya
Kırmızı goncanın aralığından
Yayılan inciler ovaya



Sonsuz çayırlarla örtülü
Korkulu, ürkek, titreyen
Kim demiş ölenler ölür
Kalmaz kimsede göz ağrısı



Sarp kayalardan ovaya serin su
Beyaz su saydam su parlayan su
Kırmızı bir karanfil ağzında
Şahlanan bir atın uykusuzluğu



Ben uykuları hep ikiye böldüm
Dörde sekize otuz ikiye
Bilmek istedim bir üçgenin
Yüksekliğiyle yoncanın çarpımını



Deniz, tepeler, o sonsuz ova
Yeni yağmurlarla yeşeren yonca
Islak çimenlerde çelik çomak oynamak
İstedim tam on ikiden vurmayı


Yusuf ALPER

suece
02-02-2009, 15:45
Yağız At

İşaret bekliyorum, yağız atım eyerli;
Yanarım sorarlarsa ne getirdin değerli?

Necip Fazıl Kısakürek

Demet Duyuler Doğan
20-02-2009, 08:59
Nice Şahbaz Atlar

-Soylu aygırlar koşardı önlerinde
Alınları akıtmalı doğurgan kısraklar
Yağız, kula, geyik kırı, al pekmezköpüğü,
demirkır, ebruli, akçıl, doru, al, gümüşkır taylar kulunladılar.-


Savururken yelelerini hür rüzgârlarda
Çifteleriyle esareti kurşunladılar
Hızdan tutuşmuş yangın,
Yağmurdan süzülen yalazdılar.

Olabildiğince özgürdüler
Bitek ovalarda,
Bitimsiz otlaklarda
Azade ömürler sürdüler.

Soylandılar,
Toylandılar,
Boylandılar.

Başları berrak sularda eğilir,
Göğe ererdi dumanlı dağlarda.

Heybetli kişnemeleriyle bakir,
Tellerine mızrap değmemiş birer sazdılar.
Gemsiz, nalsız, eşkin ve şahbazdılar.

Nice şahbaz atlar;
Harami seyislerin, yoz sahiplerin ellerinde
Nallandılar, tımar gördüler.

Yemlendiler,
Demlendiler,
Gemlendiler.

Gümüş kakmalı eyerler,
Hafif kaltaklar giydiler.
Kamçıyla terbiye edildiler has tavlalarda,
Şeker topaklarıyla ödüllendirildiler.
Yelelerinde boncuklar, kuyruklarında ibrişimler,
Karınlarında acıtan üzengiler
Ve ağızlarında kantarmalarla
Efendiye ram ve ahrazdılar.

Nice şahbaz atlar;
Yükte, çiftte, ciritte, yarıştaydılar
Köleliği kader, böyle yaşamayı olağan saydılar
Sırtlarında çengiler sirkte madrabazdılar.

-Tarih boyunca yitip gitmiş nice toplumlar gibi ibret destanları yazdılar.- Mehmet Gıyasi Aydemir

suece
04-06-2009, 18:29
SALKIM SÖĞÜT

Akıyordu su
gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.
Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını!
Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!
Birden
bire kuş gibi
vurulmuş gibi
kanadından
yaralı bir atlı yuvarlandı atından!
Bağırmadı,
gidenleri geri çağırmadı,
baktı yalnız dolu gözlerle
uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına!

Ah ne yazık!
Ne yazık ki ona
dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak,
beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak!

Nal sesleri sönüyor perde perde,
atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde!

Atlılar atlılar kızıl atlılar,
atları rüzgâr kanatlılar!
Atları rüzgâr kanat...
Atları rüzgâr...
Atları...
At...

Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!

Akar suyun sesi dindi.
Gölgeler gölgelendi
renkler silindi.
Siyah örtüler indi
mavi gözlerine,
sarktı salkımsöğütler
sarı saçlarının
üzerine!

Ağlama salkımsöğüt
ağlama,
Kara suyun aynasında el bağlama!
el bağlama!
ağlama!

NAZIM HİKMET RAN

suece
21-06-2009, 08:28
ATLIKARINCA

Ne çektik böyle gülünceye dek
Eh, şeniz işte hep bu düğünde!
Karım şen bir deliler evinde,
Yirmisindeki hemşirem Van'da,
Babam tenha tezgahının üstünde,
Ben bir hayal atının sırtında
Ve anam mahzun... ölünceye dek.

AHMET MUHİP DIRANAS

suece
12-07-2009, 22:33
ATLAR

Pencereden atları gördüm.

Berlin’deydim, kıştı. Işık
Işıksızdı, gökyüzü yoktu gökyüzünde.

Havanın aklığı ıslak bir ekmek gibi.

Ve penceremden boş bir sirk
Kışın dişleriyle kemirilmiş.

Ansızın bir adamın yedeğinde
On at göründü sislerin içinden
Çıkarken titremediler, ateş gibi,
O saate kadar bomboş olan
Evreni doldurdular gözlerimde. Görkemli, yangınlı
Uzun bacaklı on tanrı gibiydiler,
Yeleleri tuzun düşlerini andırıyordu.

Portakaldan ve evrenlerdendi sağrıları.

Baldı derileri, amber, yangın.

Boyunları gururun taşlarından
Oyulmuş kulelerdi,
Ve kızgın gözlerine güçlü bir dirim
Eğilmişti bir tutuklu gibi.

Ve orada sessizlikte, ortasında
Günün, kirli ve dağınık kışın
Haşarı atlar kan,
Uyum ve yaşamın kışkırtıcı gömüleriydiler.

Baktım, baktım ve yeniden yaşadım:
Kaynağın, altın dansın, gökyüzünün,
Güzellikte yaşayan ateşin
Orada olduğunu bilmeden.

O kapanık Berlin kışını unuttum.

Ama atların ışığını unutmam.

PABLO NERUDA

suece
19-07-2009, 20:29
ATLAR I

Atlar durur
atlar yürür
atlar... kısacık çocukluğumda
geniş sağrılı, yıldız akıtmalı
al donlu, kır ve doru atlar
sonlanır çayırlarda sevinç ve koşu
sessiz bir çığlıkla vurulmuş gibi atlar.

Deniz kıpırtısız... su parıltılı mavi
beyaz oyalı, beklentili bir su...
umut tacirlerinden iz yoksa açıkta
- ne yelken ne bir gemi -
nasıl bırakıp da gider atlar
sırtında yorulmuş yolcusunu...

Yürür dağ tepelerinden otlaklara
sahipsiz şehirlerden balıklara kadar
kül rengi bir ihanet
ve bin yıl sürecek pişmanlıklar.

Kuşlar ölür sevgilim
yaz mevsimi de olsa kuşlar ölür
tutsak bir kanat boğar havayı
başlar isyan
önce 'al beni'
sonra umutsuzca 'bırak'
bir nay sesidir duyulan
ince
kırık
sonsuz
ve kederli bir nay.

Zerrin TAŞPINAR

suece
02-08-2009, 11:21
YILKI

Sıkılırsın diye
yitik kalabalıkta
ıssız bir kuytu
buluverdim sana
bozkır bir deniz
kent karmaşa...
günlerin kıyısından
hoyratça çektiğimiz
kum ve araba
öylece kalsın
yalnızlık işte orda
bir deve dikeni gibi
yüzünün ipeğini
çizip durmakta

İLYAS TUNÇ
(Varoş 2/3 Eylül 1994)

suece
28-08-2009, 00:29
Atımı İstedim Evin Göğü Gerindi
(Rondo)

Atımı istedim evin göğü gerindi
Cin gülleri bir yerden ordan geliyorum
Öyle sular dağların üstüydü isminiz
Yeşil, o solukları gibi rüzgarların
Bir bin yıl rüzgar değirmeninizde kaldım

Tep kralları gibiydim öyle yalnızdım
Bir çağda seni bu beyazlığında tuttum
Ak, sabah kalyonlarım hep gökyüzündeydi
Ben rüzgar değirmeninizde kaldım

İşte ellerin o dünya kadar Akdeniz
Hansi, gecenin pancurunda Berk kuşlarım
Ey benim sığlığım eşkim karanlığım siz
Yitik gülüşünün açtığı sular şimdi
Ben o gecelerde saçıydım çocukların
Bir bin yıl rüzgar değirmeninizde kaldım.

İlhan Berk

suece
16-10-2009, 22:17
Atları Seven Bir Çocuk

bir güneşlenmek yeri!... deniz. uzak anımsamalar!..
“haziran bu yıl da geç geçecek, biliyorum.”
sizin burnunuzda bir tütün kokusu, her yerinizde
bir tütün kokusu,
bay deniz kestanesi.
ve uzaktaki şemsiyesi bir balmumu arısının...

bir güneşlenmek yeri!...
gazozlar hâlâ sıcak, hâlâ öğleden sonra “ne iyi”
demek hâlâ yakınmaya hakkım var.
kelimeler soluk. bir şey mi yapmalıyım?
-evden mi kaçmalıyım?-
(saçlarını taradı, güneşe baktı
kendi sürecini yaşayan bir bakla)
“gel al güzel deniz aygırı, yaman pegasus
sonsuz kargaşamı.”

atları seven bir çocuk...

“senin resmin var ya uzayıp gidiyor duvarlarımda
marionetshire'da harlech castle'ın batı kulesi
aşağılık zapartasıyla amcamın.”
bir sülüğe can çekiştiren eski geçmiş, eski eski
ve tuzda ölüm,
sardunyayı sulayan, eski eski...
bakırla demirin dövüştürüldüğü yavaş bir akşam
öbür şeylerin ve kırmızı ışıkların
bakırla demirin bir sarışın perçem akşamı.
-evden mi kaçmalıyım? kaçmamalıyım.-
güneş birden batardı, her yerde kediler ve ağaçlar vardı

“amca”
nasıldı iki tekerlekli arabalar...
“senin bildiğin bir şey var, bana demiyorsun
söz gelişi aldım bir kayayı
bir kayayı ne yapmalıyım, demiyorsun...
oysa ben senden daha çok şey bilirim büyücüler üstüne
evine sadece geceleri gelen ve sıcak şaraplar içen...”

surları yıktınız mı, akşam
sarı bir başlangıçtır, gitgide karaya dönen.
karaya ve çocuklar bile, ve küçük yaramazlıklar bile, ve haklı
“siz bize hiç inanmadınız ki, hiç inanmadınız ki, hiç
oysa bir aktır karaya dönen, oysa çocuklar daha lirique'tir
shakespeare'den. sonra,
makedonya falanjistlerinden daha kahraman...”

beyaz atın gölgesi, sen dur!...
artık bir aldanışa kanmayan gözlerimden. dur!...
“duvarlarım,
gel al cepkenimi güzel at, duvarlarım bütün senin olsun
duvarlarım, bütün ukalâ resimleriyle, babamın sıkıştırdığı,
babamla annemin kavgalarından bir ufak kırmızı,
ufak bir kırmızı, duvarda, ufak bir kırmızı
ufak bir kırmızı...”
yemeğe!...
-evden mi kaçmalıyım? kaçmamalıyım.-

“hiç anlamadığım mondrian, serzenişçi matisse
bulanık siyahkalem, hergele miro,
atlar gidiyor...”
sonsuz bilincinde yaşamanın.
o atlar.
“sonra gazeteleri görüyorum, bütün gizleri
savaşa başlamak gerek galiba.
yarın. yarından tezi yok. baltamı ve bıçağımı
ve atlarımı...”

“amcam kravatını düzeltti, babam eski bir evde.
bir yepyeni kıştı ıslıkları değerlendiren
ne eğlendik ne eğlendik
elbisesi çok eskiydi...”

ne akşamı? “baba”
haziran gecikecek biliyorum...

“ama başka bir şeyi de değiştiriyor,
atları atları,
atları....”

Turgut Uyar

suece
28-10-2009, 23:55
Atları Seversin Demek

anması bile sevinç atları

gökten ineni, sudan çıkanı
göğe ağanı, suya döneni

burak'ı, düldül'ü, bozat'ı
melezi, safkanı

seversin demek
doru, demirîkır, al
üstü çukur bal gözde
o derin şehlayı
deli bakış, gülen ayva
sakarı, sekiliyi, yılkıyı
kişneyişi hele!
o dudak gökte kahkaha

hızır'ın döküp şarabı sütgölü'ne,
yakaladığı zil sarhoşlukta

o tay kalmış ruhları

seversin demek
ucu çiy çiy ıslak burun
tok nefes, diri sıcak, nemli döş
süt köpük, eflatun dil, arı diş
yokuşta uzayan
inişte kazalan o boyun
çiftleşirken şuh eda
ince belde yayla gönül sırt
benim seni dinleyişim
gibi o baş sallayış

ağızda köpük uçup giderken
kuyruğundan okunur
yelenin rüzgârla konuştuğu

ova ruh, yakın temas, uzak yolcu

tek toynaklı kozmik kader
o büyük çarkın burktuğu dirim

yüzü kahırsız keder

dört ayağın buluştuğu o dört nal
az önce kalbimden geçip
giden tufan

ağlatır mı seni de
bir kırat, bir de rozinant

sanki sen gördün
yeryüzünü gezen atlı'yı

Mahmut Temizyürek

ihsantopcu
29-10-2009, 18:02
Birahanede Koşan Atlar



– sarıkamışlı recep bakırköy’de yatıyor şimdi
ne bu şiirin yazıldığını biliyor
ne de kendisine adandığını –


birkaç numarası silik piyangodur masasında
umudunun en pembe noktası yarış bültenleri

düşlerini emzirirken dördüncü birasıyla
hipodromdan daha hızlı koşuyor
ekranda atlar

hem taburesinde cokey
hem de uçan halısına pist arıyor

– ey hayat onar insanı
yarım dua oluyor dilinde yinelenen
cinnetini erteliyor üç numaralı tay



İhsan Topçu

suece
16-11-2009, 00:43
Çatlamaya Koşan At

Aşk için kötü olmayı seçtim
kavuşmaların önünden koştum hep
acısını senden çıkarttım
içine çekmeye unuttuğun kalbinden

Son gece anladım
bu sessizlikten bir yangın kuşu doğacak
çatlamaya koşan bir at, hırpalanmış
unutmuş yarışı

Aşk için kötü olmayı seçtim
sahipsiz yüzlerimin tuzağına düşürdüm seni
özlemini büyük tuttum tenimizin uyumundan

Sevdikçe öldüren aşk için
kötü olmayı seçtim...

Cezmi Ersöz

suece
12-03-2010, 22:13
Tay

giderdi su
giderdi orman
giderdi toprak

kalırdı yok
kalırdı hınç
kalırdı tuz yarası

ve kuzgunlar bileyip açlıklarını
daldırıp etlerimize
girerlerdi güne
ve silip tokluklarını etlerimize
geçerlerdi geceye

solardı bir gelincik
bükülürdü bir menekşe
kapanırdı bir kapı

paslı ve kördü
dönerdi mor içinde
bir kırık söğüt dalı
yatardı toz içinde
yol boylarında hoyrat deve dikenleri ve taşsız
ölüleriyle
belki bir öç
bir ağıt
büyürdü gün içinde

ağrılı bir sarı koyun bu sabırlı mor üstüne
bir damla kankırmızı çağ çağ yanık üstüne
davullarla
çelenklerle
bir de bayrak
bir de bayrak
vurun dağ dağ üstüne
vurun dağ dağ üstüne

güzelim
yiğidim
orman yüreklim!
senin gözlerin bahar sabahlarımdı benim, a yavru

ateşlere susamış madenlerimdi
ellerime ellerime seğirten akarsularım, a yavru

okul şarkısıydı senin gözlerin
bereketli sofralarımdı, a yavru

görürdüm
doğu dağlarının karlı nehirlerini
kıyıları al çiçekli karlı nehirlerini
görürdüm kalem bacaklarında senin
fırtınalı burun kanatlarında senin

görürdüm
görürdüm de yüreğinin yürüyen ormanlarını
sürü kuşlarını görürdüm de, a yavru
tıkanır
taş olurdum
kalırdım uğultularda

senin gözlerinde çiçekli çayırları umutlarımın, a yavru
güneşli beşikleri umutlarımın
harlı ocakları umutlarımın
ve masmavi gülleri
duydukça sesini senin, a yavru
bacalar çizilirdi ufuklarıma
dokundukça sana elim
kel dağlarım ormanlaşırdı
iteleşirdi yüreğimde kurt yavruları
sen koklarken sağlıklı sabahları
tayım benim
güzel öfkem
çeliğim!
seni ben
kırbaç yaralarımdan yarattımdı o imansız yokuşlarda
açlığımın kurt seslerinden
umudumun ırmaklarından
gözyaşlarımdan, a yavru
soylu ağıtlarımdan
damarlarında senin
bozkır yangınları gibi delice koşan
benim öfkem
benim acım
benim özlemlerimdi
a yavru

bu kaypak ışığa nasıl aldandın
nasıl koştun bu dumana bu seher vakti
bu kanlı karanlığa nasıl dolaştın
beni kodun böyle kan yaş içinde
tayım benim
güzel öfkem
çeliğim!

kanlıdır bu dönemeçler kanlıdır kanlı
kahpelik kol geziyor eli fermanlı
senin bacakların karanfil dalı
kanatların senin ilkbahar yeli
başın senin bulutlarda, a yavru

kervankıran türküsünü türkü mü sandın
ağıtları öğütleri şarkı mı sandın
beni böyle yorga yörük
a yavru
korku mu sandın

güzel yavrum yiğit yavrum taysın sen
acılarda ateşlerde toysun sen
bilirim bu yolları, bilirim bilirim de
kanat açamam
bilirim bilirim de yardan geçemem
yarim bekler beni dağlar ardında
bugün olmaz
yarın ayın dördümde

bir çileli kısrağım ben
yüküm var benim
yaralarım pençe pençe
yüküm zor benim
vurma beni bu yollara, a yavru

vay be
vay be
tam da kuşlar ötüşürkendi baharda
tam da buğday sütlenirkendi
pamuk liflenirkendi
kar yağarkendi tam da
üzüm ballanırkendi
tam da gülecekkendi kahırlı topraklarım
elim yüzüm çiçeklenecekkendi

vay be
vay be
vay be

nasıl vardı elleriniz
nasıl kanattınız o domur domur mayıs göğünü
nerelere gizlediniz dal uçlarını
mevsimleri n ettiniz
yeşili kırmızıyı zambak morunu
yavru kuşun sabah sıcaklığını
nerelere kitlediniz akşam yelini
karanlıklar
karanlıklar
ey karanlıklar
nasıl oturdunuz bu ellerle sofraya
ekmeği nasıl böldünüz

ben bu yükü hangi dağa
bilemiyorum
yüreğimi hangi suya
bilemiyorum
kıyıları al çiçekli karlı sular uuy
turnalar uuy
türküler uuy
yollar uuy

gitti o
gitti benim bahar gözlüm
benim orman yüreklim
karanlık sulara karışır gibi
dalar gibi dönülmez uykulara
akıp gitti kör karanlığa

akıp gitti benim yayla soluklum
ben
çileli kısrak
kamçı yorgunu
ben
kaldım
bu yerlerde
kaldım
kıyısında
bu kanlı karanlığın

köpük köpük ter
kelep kelep hınç
derya deniz gözyaşı.

Hasan Hüseyin Korkmazgil

suece
12-08-2010, 15:39
Troya Önünde Atlar

I. koşu

Kör bir ozan anlattı bunları,
Atların da ruhu vardı Troya önünde,
Ta Hades'ten duyulurdu kişnemeleri,
Atsız bu bu kişneme ölüleri ürpertir,
Köpeği deliye çevirirdi.
Kimi de Troya önünde nal sesleri gezinirdi,
Gömülmemiş bir atın erinçsiz ruhundan.

O gün Akhalar başka biri için yarışsalardı
İlk ödülü Akhileus götürürdü barakasına.
Çünkü ölümsüz atları vardı,
Onları Poseidon vermişti babası Peleus'a,
Peleus da oğluna armağan etmişti.
Şimdi atlar yas tutuyorlar Patroklos'a,
Yürekleri burkuk, toprağa değiyor yeleleri.

Diomedes Tros atlarını koştu arabasına
O atları savaşta Aineas' tan almıştı.
Bir tanrı kurtarmıştı Aineas'ı.
Sarı Menelaos kalktı sonra, Atreusoğlu,
Tanrısal yiğit koştu arabasına iki at,
Agamemnon'un kısrağı Aithe'yi, kendi atı Podargos'u.
Antilokhos koşum taktı Pyloslu atlarına.
Sonra Köroğlu kalktı, koştu Kır At'ı.
Her yanında çifte kanat
Bilmez yakını ırağı.
Kendini beğenmiş Tahta At'ı çıkardılar sonra,
Yayıldı ortalığa yanık sedre kokusu.
Huylandı öbür atlar bu büyülü kokudan.
Sonra göründü Muhammed'in damadı Ali'ye
Benzer iyi huylu Düldül, edep yeri kapalı,
Dolandı çok tanrılı atlar arasında ağır ağır,

Gözleri iyi görmüyordu.
Başını yana eğen İskender'in Bukephalus'u
Geldi sonra, Hint kızları gibi derin bakışlı
Güneyden yana bakayordu ikide bir,
Sezmiş gibi Granikos suyunun yakınlığını.
Elcid'in Babeica'sı, derken Rocinante çıktı
Ağlayarak.
Anlatma bana atları!
Bilirim, ana rahminden gelir, gece, karanlık
Bir ahırda lamba tutar biri, ışık titrer
Samanların üztünde, hayvanın öksürüğü ve soluğu...
Başını döndürür bakar, 'Bana benziyor mu?'
'Sekili mi ayakları?'
Anlatma bana atları!
Sabahın yerden kesilmiş tarlaları ve çığlık
Çığlığa suları gibi gök yarığından atlayan
Kanatlı Pegassos! Gençliğim benim, oğlum!
Delirmiş bir zamandı, yas, ölünün öcü, gövdesiz kuş,
Kırılan yıldız, unutulmuş bir günün yarısı.
Tohumsuz küçük göller ölüm anıtı gibi yükselen,
Ve giysisiz boşluk, yılgın uzay, o bitmeyen
Koşu...Atlar, atlar.Yaşlananı görmedim hiç.
Kimi yelesiyle devirmek ister burçları,
Kiminin eşeler toprağı hala toynakları.
Anlatma bana atları!
Yüreğim kaldırmıyor düşündükçe vurulup
Vurulup yerlerde yattıklarını, anlatma,
Anlatma bana, görmedim Troya savaşını.

II. Ağu

Duydun mu?
Bursalı oto tamircisi Mehmet'in duyduğunu?
Katran, balık ve çam tahtası kokulu,
Yatışmamış çayırsı kadın kokulu kentin
Önceden bildi diye yakılacağını,
Ağulu yılan sokmuş Laokoon'u.
Kıvranıp duruyorlarmış çoluk çocuk
Rüzgarlı İlion kıyısında.
Kıyılarda birikir ölümün artıkları,
Düşüncede yitirilen ve bulunan sözcük,
Sonsuzluk, aranan kırık bir yontu gibi
Kıyılarda birikir ün, yücelik ve düşman.
Çünkü deniz daha bitmemiştir, uykusuz
Ve yarı yarıyadır, çöker delikli fıçısında
Tortulanarak eski ölülerden.
'İzmir fuarından otobüle dönerken
Gördüm, bir bulut sarmıştı İlion'u.'
Bütün kitapları gaz odalarına atmışlar,
Dresden'de, Köln'de, Münich'de.
Über allen Gipfeln ist Ruh
'Gökte uçaklarla kuşlar çarpışıyor,
Kanatlar, tüyler, gagalar yağıyormuş kente.'
Duydun mu?
Hep yabancı kızlar çalışır bizim genelevlerde
Adları La, Li Lu...
'Peki,
Dağa bırakılan çocuk ne oldu?
Şimdi herkesin ağzında bu konu.
Kurda kuşa yem mi oldu dersin ormanda?
Parçalarını olsun bulamaz mıyız?
Parçalardan bir insan çıkmaz mı ortaya?
Hem ne olur, olmaz mı, gövdesiz olsa?
Olur, olmaz, olsa?'

III. Düş

'Sabaha karşı,
Gecenin kırıntılarını bir anda toplayıveren
Güvercin gibi aç bir saatta,
Doğmamış çocuklar kurar düşlerin yayını,
Kadın düşünde gördü çocuğu ve yangını.'
'Demek çocuğu dağa bıraktılar, düş ve yangın
Kaldı. Keşke düşü bıraksalardı.'

'Evet korktuk düşten, gereği buydu,
Elimizde değildi düşü yorumlamamak,
Yorumun gereğini yapmamak da öyle.
Çocuk büyüyünceye dek bekler yangın,
Beklesin gelecek günün kötürüm yazıtı,
Beklesin kuş gagalarının yaraladığı ayna,
Şarap her zaman içilir ve bekletilir,
Çünkü kırmızıdır sıçrayan kanın rengi,
Gidip gelen günün ve uzayan şarkının rengi.
Bölmedik mi günü yediye geceyi beşe?
Bu uykusuz direncin suyunu mühürlemedik mi?
Biz atmadık mı ayı bunca uzağa doğumdan?
Biz uzatmadık mı uykunun ağır bacasını?
Beklesin gizemli suda bekleyen kamış,
Ve ayın kuru eteğinden bakan göz kuşu,
Kent kurulmadan taşı kör eden kar bıçak,
Ah beklesin bekleyecek olan alın bekler,
Tut gelgitin ucundan derim tutar ve bekler,
Sürer gider su, toprak, usun arsız otu,
Atlı karınca, örtüler, tapınak ve merdiven,
Sürer ölümsüz mutluluk , iç sıkıntısı,
Bekleriz bize verilmiş olanı yaşayarak.'

'Ah çok çekmiş yorumcu!
Taşıyabilecek miyiz dersin birlikte
Kim bilir kaç yıl sürecek kaygımızı?
Yarınımızın ne olacağını bilmiyorduk
Gene de bilmiyoruz, ama bir umut bu çocuk,
Umutsuzluğumuzun umudu.
Git bul ormanda onu.'

IV. Dönü

Orman, çıplak yerlilerin attığı büyülü
Bir ağdır ve sanki avlanmış, şaşkın
Bir at gibi dağ, kurtarmak ister başını,
Tırmandıkça tırmanır çukur sulara
Göklerin.
Aşağıda,
Surlarla deniz arasında, dokuz kez yıkılmış
Surlarla, yedi kez ıssız kalmış deniz arasında,
Düşle yangının iki kanadı arasında,
Hiçliğin tek kurşunu zamanı uzatan
Ve acele söğütleri ölümün dilinden
Konuşturan dayanıklı ırmak horonu ile
Bitişin komşu duvarı Boğaz arasında
Dönüyordu atlar...Yaşlananı görmedim hiç.
Kimi yelesiyle devirmek ister burçları,
Kiminin eşeler toprağı hala toynakları.
Bir yanda armağanlar bekliyordu : Bir kadın,
Kulplu bir üçayak, altı yaşında bir kısrak,
Ateşe değmemiş bir kazan, iki kulplu bir kap.
Bağırmalar, nal sesleri, toz duman...
Über allen Gipfeln ist Ruh
'Peki,
Dağa bırakılan çocuk ne oldu?'

V. Fal

'Şu mavi boncuğu gördün mü? Bir deveci
Tuttu onu geçende. Tuhaf adamdı doğrusu,
Hem fal baktırır, hem dövüşürdü yılmadan
Falına karşı. Anlamam ben. Boğulmuş
Geçerken Fırat'ı. Aç bir köpektir fal,
Kovalarsın, döner gelir, bulur seni.
Şu önümdeki kurşun ne bileyim kimin falı?
Macbeth'e kral olcağını söyledim,
Ama öldüreceğini söylemedim kralı.
Zamanı uzatmak da elimde değil,
Kısaltnak da. Yat sat tat ksanikam.
Bak, gözümü kırptım, her şey geçti gitti,
Yarın dündür, dünse daha gelmed,.
Şu bakla, tuttuğun çocuk olsun, itiyorum,
İniyor dağdan aşağı...Ne kadar zaman geçti?
Bilemem. O mu, değil mi bilemem gene.
Bir lamba yak, akşam başkadır ışığı,
Gece yarısı başka, bambaşka sabaha karşı.
Ama lamba aynı lamba.
Santana ksana dbarmas.İnan, inanma.'

VI. Sevi

Orman sen elimi tutunca başlardı,
Yarılırdı bir incir gibi ortasından.
Koşardıkyukarı iki büklüm, soluk soluğa.
Alabalıklarla düşe kalka, çam pürleri
Keserdi hızımız, Elimi Bırakma, Elimi
Bırakma...
Sonra kayardık ta aşağılara.
Ve alçalırdı sessizlik bir ağaç gibi
Kök salardı sende ve bende, arayarak
Toprağın sıraya dizilmiş suyunu.
Ayçiçeğinden göğüslerin döner ışığa,
Yürürdüm göğsünde öğle saatleri gibi,
Yürürdüm bir anıt kemeri gibi iki yanında.
Sonra gene başlardık koşmağa,
Yukarı, daha yukarı, çukur sularına
Göklerin. Öperdim seni, titrerdin, parçalanmış
Anları birleştiren sevi düş görmez. Ey orman,
Ey avlanmış atın falı, ey yeniden başlamanın
Aç güvercini! Falımız yok bizim.

Yaktık onu göçmen kuşların gözlerindeki
Benek, gagalarındaki tekçil dane gibi
Daha gün doğarken. Falımız yok bizim.

Melih Cevdet Anday (http://www.siirakademisi.com/index.php?/site/siir_goster/3513)