PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Denemeler / H.İhsan SÖNMEZ


emre gümüşdoğan
15-02-2008, 13:28
DEVLET ÇÖKÜYOR MU?
Psikanalist Erich Fromm'un 'Yeni Bir İnsan, Yeni Bir Toplum' isimli eserinde, ilginç bulduğum bir çözümleme, ülkenin içinde bulunduğumuz sorunlu döneminde; olayların ve toplum davranışlarının nasıl okunması gerektiği konusunda, bize yardımcı olabilir. Tarihi ve toplumsal hataların, bugün tekrarlanan yoğunluğu, sanki şöyle bir başlığı zorunlu kılıyor.
Türkiye Cumhuriyeti çöküyor mu veya böyle bir korkuya gerek var mı?
Soruya yanıt verebilecek, dinamik toplumsal psikolojik çözümlemeyi yapmadan; salt davranışçı bir yaklaşımla olayları ve toplumsal davranışları çözümlemek yerinde olmayacaktır. Salt davranışçı yaklaşım; geçmişteki davranışlardan, gelecek davranış sonuçlarını çıkarmaktır. Bu yaklaşım yöntemini birey, toplum ve devletlere uygulamak mümkündür. Ancak bu yaklaşım yönteminin geleceğin davranışını belirlemede yeterli olmayacağını bilmekteyiz. Daha çok varsayımlar üzerine kurulu sığ bir yöntemdir.
Yazıma konu olan dinamik yaklaşım dediğimiz çözümleme 'geçmiş ya da şimdiki davranışın yüzeyinden derinlere inerek geçmişteki davranışları yaratmış güçleri anlamaktır' Burada güçler dediğimiz durum, ölçülebilen gözlemlenebilen davranışlar, olaylar, kurallardır. Fromm, örnekleri verirken genel olarak bireysel davranışlardan yola çıkar ve toplumsal olana kadar genişletir çözümlemesini. Konu çok ayrıntılıdır ama şimdilik bu kadarıyla yetinerek dinamik yaklaşım yöntemiyle, bakışımızı ülkemize çevirelim.
Yoksulluk, işsizlik, şiddet, ülke itibarı, demokratikleşememe, düşünce özgürlüğü, hukuksuzluk ve sosyal adaletsizlik gibi insanımızı doğrudan ilgilendiren toplumsal sorunları bu yaklaşımla çözümlemekte yarar varsa da, ülkenin parçalanmasına, devletin çökmesine yol açabilecek üç temel başlığı seçmek yerinde olabilir. Aşağıdaki temel konular üzerinde dinamik çözümlemeyi mutlaka yapmamız gerekiyor.
Etnik bölünme, inanç içerikli ayrışma ve ekonomik çöküntü!
Üzerinde durduğum üç güncel konuda; hukuki, bireysel ve toplumsal yaklaşımların yanlışı ile siyasi çözümleme hatalarının gelecekte çözümsüzlüğe giden tekrarı, Türkiye Cumhuriyeti Devletini çökertebilir, parçalayabilir, yıkabilir? Ürkütücü gelen bu düşüncenin tarihte benzer örnekleri vardır. Batı Roma İmparatorluğu, Doğu Roma İmparatorluğu, Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu vb. ile yakın tarihte Yugoslavya ve SSCB'nin dağılması, Afganistan'ın sonu gibi. Burada çözümleme yaklaşımımız; devletlerin yıkılış nedenleri değil, nedenler üzerindeki davranışlara neden olan güçleri anlamak olmalıdır. Osmanlı İmparatorluğu çökerten neden, özetle hem ekonomik çöküntü, dinsel ve etnik ayrışmadır. Keza, Irak'ın bu hale düşmesine neden olan gerçek; etnik ve dinsel bölünmeyi sağlayan hatalar ile ekonomik emperyalist düşüncelerdir. Her ülke için değişik şeyler söylemek mümkün olmakla birlikte, ülkemiz gerçeğinde bu üç konunun altını önemle ve dikkatle çizmek istiyorum.
Ülkemiz genelinde sözünü ettiğim üç ayrışmanın, bugün için belirgin işaretleri vardır. Bu görülebilir, dokunulabilir, gözlemlenebilir işaretlerdir ve asla hafife alınamaz. Paranoya ile karıştırmamak gerekir. Ulus devlet modelinin geçersizliği, kimilerince öne sürülse bile, yeni asrın kıtalar arası ulus devlet modellerini bekleyen sonuç yine aynı olacaktır. Avrupa Birliği'nin, Almanya'sı buna çok iyi bir örnektir. Kesin olmamakla birlikte yakılan şahısların, Türk ve Müslüman olması, Neonazi Almanlar için yeniçağın yakılması gerekli Yahudileri (!)olmaktadır diye düşünebiliriz. Oysa bu hatayı Almanlar daha öncede yapmışlardı. Fransa'da da buna benzer toplumsal olaylar görülüyor. Özünde, Avrupa Birliği, dini, dili, bayrağı, Avrupa vatandaşlık bağı olan, sınırları büyükçe, yeniçağın tasarlanmış ulus devlet modelidir. Yani daha küçük bir ulus devleti parçaladığınızda, sorunları ortadan kaldırmış olmak bir yana, çözümsüzlük daha da derinleşiyor /derinleştiriliyor olabilir.(!)
Tekrar konuya döner ve ülkemizdeki ayrışma hatlarını belirlersek; Bunlardan ilki;Türk ve Kürt (diğer) etnik ayrılığının toplumda yayılması (Etnik Milliyetçilik ve Irkçılık), ikincisi din dışı olduğuna inandığım, geleneğe ve kişilere dayanan inanç uygulamalarının; devletin güncel hukuku ve ulus devletin değerleriyle belirgin açık çatışması, üçüncüsü de yoksulluğun devlet ve haksız zenginlikle bitmeyen kavgasıdır. Eğer bu üç ayrışma, dinamik bir yaklaşımla doğru anlaşılarak çözümlenemez ise birbirinden beslenen ve emperyalizmin eline düşmesi muhtemel toplumsal çözülme, bir gün devleti yıkabilecek güce ulaşabilir.
Niçin etnik bölünme oluyor? Doğru soru bu değildir. Yaklaşım şu olmalıdır. Etnik bölünmeye neden olan davranışların derinliğinde ne vardır, derinlikte olan bireysel ve toplumsal güç hangi davranışları yaratıyor, sorun nasıl çözümlenebilir?
Niçin din içerikli ayrışma vardır? Doğru soru bu değildir. Yaklaşım şu olmalıdır. Kişisel inancın toplumsal bir davranışa dönüşerek, yaratılan çatışmacı yeni davranışı yaratan güç nedir. İnsan, niçin inanma geleneğini toplumsal çatışma aracı olarak kullanır. Sorun nasıl anlaşılmalıdır ve nasıl çözümlenebilir?
Niçin yoksulluk(ekonomik çöküntü)vardır? Doğru soru bu değildir. Yaklaşım şu olmalıdır. Zenginliği yaratan düşünce sistem, yönetim veya devlet erki, yoksul yaratma güç ve bilincini, insan olmanın hangi erdeminden almaktadır. Yoksul yaratma davranışının derin sakatlığı hangi güç etkisinden kaynaklanmaktadır. Sorun nasıl çözümlenebilir?
Özetle, kendimizi, bir toplumu, bir ülkeyi, bir devleti ama daha önemlisi bireysel olarak bilinç, umut ve sevgimizi yitirmeden, gerçekçi ve derin düşünmeliyiz. Çünkü; insanî benliğini yitirmiş her toplumun, kendine ait devleti, hatalı davranışlarının bütünü olarak yara alabilir. Davranış hatalarının, yoğunluğu karşısında her zaman böyle bir düşünceye ve sorumlu olmaya gerek vardır. Günlük ve beylik düşüncelerle sorunların altından kalkmaya çalışmak; cahillerin ve şarlatanların bilinen öngörüsüzlüğüdür. Ana sorunlarımız, toplumsal korkuya yaslanmayan, yeni bir çözümleme yöntemini bekliyor olabilir.
Yeni bir insan, birlik içinde bir ülke ve dünya için; herkesin, imkânsız görmediğim düşlerine saygılarımla…
H.İhsan Sönmez /12 Şubat 2008